Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
Âşık Sümmânî'ye Dair
 
 
Âşık Sümmânî'ye Dair (1) ­
 
Edebi Halk Bilgisi etrafında çalışan gayretli bir muallim Haşim Nezihi Bey, geçen ay Sinoptâ bir kitap neşretti
Sinop Halkevi tarafından bastı­rılan bu eser; Erzurum ve muhiti şâirlerinden Sümmânî'ye dair olup, şâire atfedilen yirmi altı koş­mayı ihtiva ediyor.
Baş tarafında birkaç satırlık tercümei hali de vardır. .
 
Haşim Bey, kitabını dikkate şayan bir teşebbüs neticesinde ortaya atmıştır.
Sinop hapishânesinde­ki mahpuslara okuyup yazma öğretirken, bu öğretme karşılığı olararak bir şey öğrenmek istemiş, mahpuslardan Zekeriya Çavuş kendisine Sümmânî'nin koşmalarını hediye etmiştir.
Bilgi ve mârifet sahasında halk ile alışverişe bundan güzel bir nu­mune olamaz.
 
Haşim Beyin verdiği mâlumata göre Sümmânî, Tortum kazasının Narman nahiyesi köylerinden Ha­san adlı birinin oğlu olup 1862'de doğmuş ve 57 yaşında ölmüştür.
Çobanlık yaparken başından geçen bir aşk neticesinde koşmaya başlamış ve sev­gilisi ardından diyâr diyâr gezmiştir.
 
Şimdiki bildiklerimize göre Sümmânî'den bah­seden iki eserde topu topu dokuz koşma intişar et­miş oluyor (2).
Bunlardan yalnız bir tanesi her iki eserde mevcut olduğuna ve Haşim Beyin topladık­larından bir tanesinin Celâlî'ye ait bulunduğuna gö­ re otuz yedi koşma kalıyor.
 
        (1) Bu makale 38 sayılı (Halk Bilgisi Haberleri) der­gisinden alınmıştır.
        (2) Murat ve Haşim beylerin eserlerini kastediyorum. Gerek bu koşmaları yoklayıp Sümmânî'nin malı olanları seçmek, ge­rek şâir ve şiirleri hakkında daha etraflı araştırma ve toplamalar yapmak suretiyle on dokuzuncu as­rın ikinci yansının bu halk şâirini hakkıyle tanıtacak bir monografi hazırlamak fena bir çalışma mevzuu olmasa gerektir.
Bundan şöyle böyle sekiz sene evvel Tortum köylerinde gezerken değirmen başlarında Sümmânî'nin koşmalarını (çağıran) köylülere rastlamış­tım.
Tepelerden esen rüzgar bana Altay'lardan ge­tirilmiş ve tabiatın bu köşelerine sindirilmiş mace­raları fısıldıyordu.
 
Bana bir taraftan bu geçen hatıraları hatırla­tan, diğer taraftan bazı mütalaalarda bulunmak­lığıma vesile veren meslektaşım Haşim Nezihi Beyi, iyi bir heyecan mahsulü olan eserinden dolayı tebrik ederim.
 
15/VÜ/1934
Ziyaeddin Fahri
Fındıkoğlu
 
 
 
Çankırı Milletvekili Talât Umay'ın bir mektubu:
 
Aziz meslektaşım beyim;
Sümmânî adlı küçük ve zârif kitabınzı, melfu­fu (ilişik) iltifatnâmenizi hürmetle aldım.
Lütfu­nuza teşekkür, himmetinizi takdir ve tebrik ederim.
 
Halk şiirleriyle ötedenberi biraz göz kulak aşi­nalığım var.
Bu hususa dair yapılan neşriyatı me­se'rretle (sevinçle) karşılar, sahibini hürmetle se­lâmlarım.
Eserinizi de lâyık olduğu ehemmiyetle okudum; mesainizi her veçhile takdire lâyık bul­dum.
 
Halk şiirlerini ağızlardan dinleyerek toplamak, imlaları bozmadan mecmualardan istinsah (kop­ya) etmek, ne demek olduğunu bilenlerdenim.
Hele bunları neşredenlerin maddi zararlara, manevi ıs­tıraplara uğradıklarına da binnetice vakıf olanlar­danım.
Vatan ve milletin menfaati uğrunda, şahsi menfaatleri unutmak ve hatta bile bile zarar gör­mek bir fazilettir.
Bunu takdir edemeyen zavallı­lara acınır.
Vay o bedbahta ki, milletin harsine (kültürüne) hizmet etmez ve hazine-yi irfanına bir cevherpare katmaktan -menfaat görmemek endi­şesiyle -içtinap eder (kaçınır).
 
Halk edebiyatına dair yeni bir mufassal (ayrın­tılı) kitap hazırlamakla meşgul olduğum için eski cönkleri, yeni şiir kitaplarını gözden geçirmekteyim.
Yeni şâirlerimize bigane (yabancı) kalmamak­tayım.
Bu itibarla Sümmânî adına da yabancı de­ğildim.
(Murat) isminde bir mütetebbi (araştırıcı) tarafından yazılan (Halk Edebiyatı) eserini ge­çende okumuştum.
Bir hayli şâirden birçok şeyler nakletmiş olan Murat Bey, bu şâirden de bahsedi­yor, on beş koşmasını örnek olarak veriyor.
İki eser arasındaki tercümei hallerde biraz fark var.
 
1 - Vefâtının Murat Bey (1913) te olduğunu söylüyor.
Sizin saptınız daha doğru olsa gerek.
Çünkü Çanakkale harbine dair şiiri olması ve sek­sen yedi tarihinde on bir yaşında olduğunu söyle­mesi vefâtının (1919) da olduğunu ispat eder.
2 - Murat Bey, şâirin Narman kazasının (İd) nahiyesinin (Sami Kale) köyünde olduğunu, aile­sine Kasımoğulları denildiğini yazıyor.
3 - Sizin Aylak zapdettiğiniz mevkü Murat Bey Ablak olarak iki yerde gösteriyor.
Fikrimce zâtıalileri (Ablak) zapdettiğiniz halde matbaada (Aylak) olmuştur. Mâlumuâlileri (Ablak) değirmi çehreli, dolgun demektir.
Aylak ise serseri, tem­bel, havaî mânâsına gelir.
Bu itibarla (Ablak taşı) daha doğru olur.
Acele istinsahlarda benim de böy­le noktaları, harfleri karıştırdığım çok vakidir.
4 - Murat Bey şâirin mâşukasını (Gülperi) Hanım olarak gösteriyor.
5 - Murat Bey 15, Siz 26 parça, ki cem'an (toplam olarak) 41 şiir, neşretmekle bu şâiri yaşat­tınız.
 
Vakıa bunlardan (Tek tek, kapısını, yazdılar, olmaz, neyler) redifli şiirler her ikisinde de vardır.
Fakat aralarında çok bariz (belirgin) farklar bu­lunmaktadır.
Hele eksik ve fazlalık itibariyle her biri ayrı bir manzara arz etmektedir.
 
Her iki şekil karşılaştırılır ve üçüncü bir riva­yetle mukabele edilirse en sahih şekli meydana gel­miş olur.
Verdiğiniz numunelerin bazılarının ilk bentleri, bazılarının son bentleri yoktur.
Şu halde Size o­kuyanların mahfuzatı noksan demektir.
 
Her halk şâirinin şiiri ağızdan ağza geçerken birçok tebeddüllere (değişikliklere), ilâvelere, hazf­lere (çıkarmalara) uğruyor.
Sanki, her ravi (an­latan) , kendi arzusuna göre tahrif ediyor.
Bu ci­hetle aslını bulmak çok müşkül oluyor.
 
Halk şiirlerini toplamak o kadar kolay değil­dir.
Halbuki divan şâirlerinin, şiirleri bunlardan az çok anlayan, okur yazarlar tarafından zapt ve is­tinsah edildiği için bir dereceye kadar mazbuttur.
 
Halk edebiyatına dair numuneler neşreden ba­zı kimselerin karineye tabi olarak şiirleri tashih et­tikleri görülüyor.
Sizin bu girveye düşmemeniz mucibi mesardır (sevinçtir).
Tashih edeyim der­ken berbat etmekten halk rivayetini aynen naklet­mek daha ehven-i şerdir.
Sümmânî'de kuvvetli bir görüş, hasede değer bir buluş var.
Üslûbu da çok kıvrak ve ahenktar.
Şu mısralan ne kadar güzel:
 
“Felek attı bizi bu yola tek tek”
 
“Elbet bir meslekte elin olmazsa
Dava ile sultan olsan fayda ne?”
 
“Bana derler gam yükünü sen götür
Benim buna yeter kervanım mı var?”
 
“Gözden ırak düşen gnül güzeli
Unutma bizleri adalet eyle”
 
“Bülbül figan eder iner bağlara
Bir gül goncasiyle yatma içindir”
 
“Ağlayanı vermez ayak altına
Bir gün yine gelir yücer şanımız.
 
“Gönlümde güneşmiş meğer o gözler.”
 
“Gönül dedikleri bu inci sazı
Yanarım kırarsa eğer o gözler.”
 
“Bütün bir cihanı değer o gözler.”
 
“Yâr köyüne erişilmez piyade
Binip aşk atma yarışmayınca”
 
“Köprüsü yçok bir seylâba yanaştım,
Kâfir idim dört kitaba yanaştım,
Yandı içim o mehtâba yanaştım,
Yâr şehrine girmeden mi gideyim.”
 
“Görüşme kötüyle onda âr olmaz”
 
“Mezar taşı ile iftihar olmaz.”
 
“Rüzgâr esmeyince dal uyanır mı
Goncasız gülşende gül uyanır mı?”
Mukaddimede (önsözde) halk şâirlerini Serveti Fünun şâirleri ile mukayese etmişsiniz.
Mütalaanız çok doğru.
Şâirin elde bulunan (41) koşması bir mecmua-i eş'ar teşkil eder.
Acaba gençlerimizin hangisinin bu kadar şiiri neşrolunmuştur?..
 
Bu şâir de refah görmüş, tahsil etmiş olsaydı, şüphesiz ya daha parlak yazardı, yahut divan şâir­lerini taklit edeceğim diye istidadını heba ederdi
 
Tuttuğumuz yol yorucu ve üzücüdür; zararı müeddidir (gerektirir).
Devâmımız ahfadın (to­runların) minnetini, milletin şükranını kazanacağı için devâm ediniz.
Bu mesai yolunda belki mektep kaçkınlarının taarruzuna uğrarsınız, ne beis var.
Onlar -yani münekkit geçinen beyler- çekeme­diklerini taşa tutarlar ki erbabı irfan için iftihara değer bir haldir.
Ben ne zaman tenkide değil de hücuma uğrar­sam anlarım ki iyi bir iş görmüşüm.
Beni en çok üzen, eserimin hücuma maruz kalmaması, muarız­larımızın mevtai (ölü) bir sükut (susma) göster­mesidir.
Çünkü mühimce bir eserin varlığından başkalarını haberdar etmemek için sükut etmeyi tavsiye eden profesörler vardır.
Ve bu tavsiye bana da yapılmıştır.
Filhakika (gerçekten) hasmı muvaf­fak olmamış göstermek için en iyi usul; salâhiyettar görünenlerin sükutudur.
İşte bundan korkunuz.
 
Kitabın numarasından ikinci neşriyatınız ol­duğu anlaşılıyor.
Birincisi de halk edebiyatına dair­se lütfen bir nüsha lütuf buyurunuz.
Kitabın kabında imzanızın bulunmasını ister­dim.
Bâdema (Bundan sonra) neşriyatınızdan lütuf buyururken bu ciheti lütfen ihmal buyurmayınız.
Mesai-i müstakbelinizde (gelecek çalışmaları­nızda) muvaffakıyetler diler, hürmetlerimi sunar, gözlerinizden öperim beyim efendim.

 
Ankara 16-17 Haziran 1934;
        Çankırılı Talât







[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır