Muhammedinur - Üzme, Üzülme, Sev, Sevil - 1.11. HAYÂ

Muhammed-i Nur


Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
1.11. HAYÂ

Resim

1.11. HAYÂ

Hayâ, Hicab, utanma, edeb, ar, namus, ALLAH korkusu ile günahtan kaçınmaktır.
Hayâ, insanı hayvandan ayıran iffet ve utanma duygusudur.
Hayâ; bâtıl ve şer olanı yapmaktan ve onları insan olma şeref, hasiyet ve onuruna yedirememek hakk ve hayrından ibârettir. Nefsin, helâl ve doğru olan da kalmasıdır.


Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem :"Hayâ îmandandır, îman ise cennettedir. Utanmazlık cefâdandır, cefâ ise cehennemdedir."
(Ebû Hureyre radıyallâhu anh’dan; Tirmizî.)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem : "Her bir dinin kendine has bir ahlâkı vardır. İslâm'ın ahlâkı hayâdır."
(Zeyd İbnu Talha İbnu Rükâne radıyallâhu anh’dan; Muvatta, Hüsnü'1-Hulk 9, (2, 905); İbnu Mâce, Zühd 17, (4181, 4182)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Taa ilk peygamberlik müessesesinden beri insanlar arasında dönüp dolaşarak gelen bir söz vardır:utanmadıktan sonra istediğini yap prensibidir!buyurmuştur.
(Buhârî Sahih VII-100)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem : "Edebsizlik ve çirkin söz girdiği şeyi çirkinleştirir. Hayâ ise girdiğn şeyi güzelleştirir."
(Enes radıyallâhu anh’dan; Tirmizî, Bir 47, (1975);İbnu Mâce, Zühd 17, (4185)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem çadırdaki bâkire kızdan daha çok hayâ sâhibi idi. Hoşlanmadığı bir şey görmüşse biz bunu yüzünden hemen anlardık.
(Ebu Saidi'l-Hudri radıyallâhu anh’dan; Buhari, Edeb 77, Menakıb 23; Müslim, Fedailu'n-Nebi 67, (2320)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Hayânın tamâmı hayrdırbuyuruyor.
(Buharî)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:ALLAH’dan hayâ edin!buyurunca Ashab-ı güzin:Yâ Rasûlullah! Elhamdülillah biz ALLAH’dan hayâ ediyoruzdediklerinde şöyle açıklama buyuruyor:Söylemek istediğim bu değil, ALLAH’tan hakkıyla hayâ etmek demek baş ve onun taşıdıklarını (beyin-akıl-bilgi), batnı (karnı) ve onun ihtivâ ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim âhireti dilerse dünyâ hayâtının zînetini terk etmeli, âhireti bu hayâta tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, ALLAH’tan hakkıyla hayâ etmiş olur.buyurmuştur.
(İbni Mes’ud radiyallâhu anhu dan, Tirmizî-Kıyâmet 25/2460)

Görüyoruz ki hakkıyla hayâ maddî ve mânevî herşeyimizle olandır.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Hayâ imândandır. Îmân sahibi ise cennettedir. Hayâsızlık (ve ondan kaynaklanan kabalıklar, çirkin ve kırıcı sözler), cefâ (eziyet, zulüm, haksızlık) dan bir parçadır. Cefâ (eden de) cehennemdendir.buyurmuştur.
(İmran radiyallâhu anhu dan; Taberânî; Beyhakî; Buhârî Edeb; Ebu Bekrete’ş- Şirazi’den İbn Mâce; Hâkim; Beyhakî)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Eşecc’el-Asarî’ye:Muhakkak ki sende ALLAH’ın sevdiği iki haslet var, hilm ve hayâ.buyurdu.
(İbn-Abbas radiyallâhu anhu dan Kutub-i sitte 7278)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Hayâ imândandır.buyurmuştur.
(Abdullah bin Selâm radiyallâhu anhu dan Ebu Yâ’lâ; İbni Ömer radiyallâhu anhu dan, Buhârî, Müslim, Tirmizî)

Hayâsızlık Şeytân’dandır:


إِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّوءِ وَالْفَحْشَاء وَأَن تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

İnnemâ ye’murukum bi's-sûi ve'l-fahşâi ve en tekûlû alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne):O (şeytân) size ancak kötülüğü, çirkini (hayâsızlığı) ve ALLAH hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
(Bakara2/169)

Hayâsızlık haramdır:


قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالإِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَأَن تُشْرِكُواْ بِاللّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَأَن تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Kul innemâ harreme rabbiye'l-fevâhişe mâ zahere minhâ ve mâ batane ve'l-isme ve'l-bağye bi gayri'l-hakkı ve en tuşrikû billâhi mâ lem yunezzi'l-bihî sultânen ve en tekûlû alallâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne) : De ki: "RABBim yalnızca çirkin-hayâsızlıkları -onlardan açıkta olanlarını ve gizli olanlarını,- günah işlemeyi, haklı nedeni olmayan 'isyan ve saldırıyı' kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi ALLAH'a şirk koşmanızı ve ALLAH'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."
(A’râf 7/33)

Mü’min erkeklere hayâ emri:


قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

Kul li'l-mu’minîne yağuddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innellâhe habîrun bimâ yasneûn(yasneûne) : Mü'minlere söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten ALLAH, yaptıklarından haberdârdır.
(Nur 24/30)

Mü’min kadınların hayâsı:


وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاء بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أُوْلِي الْإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاء وَلَا يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِن زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعًا أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ve kul li'l-mu’minâti yağdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ mâ zahera minhâ, ve'l-yadribne bi humûrihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evi't-tâbiîne gayri ulî'l-irbeti mine'r-ricâli evi't-tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn(zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhe'l-mu’minûne leallekum tuflihûn(tuflihûne) : Mü'min kadınlara da söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte ALLAH'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz."
(Nur 24/31)


فَجَاءتْهُ إِحْدَاهُمَا تَمْشِي عَلَى اسْتِحْيَاء قَالَتْ إِنَّ أَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ أَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَاءهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Fe câethu ıhdâhumâ temşî alestihyâin, kâlet inne ebî yed’ûke li yecziyeke ecra mâ sekayte lenâ, fe lemmâ câehu ve kassa aleyhi'l-kasasa kâle lâ tehaf, necevte mine'l-kavmi'z-zâlimîn(zâlimîne) : Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükâfaat vermek üzere seni da'vet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zâlimler topluluğundan kurtulmuş oldun."
(Kasas 28/25)
âyeti celîleleriyledir...

Hayâ; sâdece halktan değil, esâsından Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den ve ALLAHU Zu’L-CELÂL’den hayâ şarttır...

Bir HAYÂ timsâli olan Osmanı zu’n- nûreyn radiyallâhu anhu’ya bakınız nasıl değer vermekte Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:


İmam Mâlik radiyallâhu anhu anlatıyor: "Yolculuğu sırasında ilk çadır kurduran zat müminlerin emîri Osman b. Affân'dır. O şöyle demişti:Ben insanlardan çok utanırım, beni görmemeleri için bana kapalı bir yer temin ediniz.” Hz. Osman meleklerden hayâ ettiği için def-i hacet için başını örter öyle helâya giderdi."
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Osman'ın hayâsını şöyle övmüştür:
"Gökteki meleklerin kendisinden hayâ duyduğu birinden ben utanmayayım mı?"
(Buharî, Edebu'l-Müfred, nr. 603.)

Muhammed Yusuf Kandehlevî, Hayâtu's-Sahâbe’den:

Hz. Ebû Bekir Peygamber'den içeri girmek için izin istedi. Hz. Peygamber yatağının üzerine uzanmış bir haldeydi. Hz. Âişe'nin bir elbisesini giymişti. Ebû Bekir'e izin verildi. Peygamber aynı halde duruyordu. Ebû Bekir, Rasûlullaha dediklerini dedikten sonra çıkıp gitti. Sonra Hz. Ömer izin istedi. Ona da izin verildi. O da Rasûlullahı aynı şekilde, o hal üzerine gördü. Onun ihtiyacı da yerine getirildikten sonra çıktı. Sonra Osman izin istedi. Rasûlullah derhal kalktı ve Hz. Âişe'ye "Şu elbiseni benim üzerime güzelce derle de açık yerim kalmasın" buyurdu. Böylece Hz. Osman'ın sözlerini de Rasûlullah dinledi. İhtiyacı görüldü. O gittikten sonra Hz. Âişe "Yâ Rasûlullah! Ne oluyor ki, Ebû Bekir ve Ömer'e göstermediğin saygıyı Osman'a gösteriyorsun"
dedi.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem :
"Osman çok hayâlı bir insandır. Eğer aynı halde ona izin verseydim, hayâsından ötürü ihtiyacını bana tam ifâde edemezdi" buyurdu
(İmam Ahmed, Ebu Yâ'lâ (Hz. Aişe'den); Müslim'in rivâyetinde "Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Aişe'ye: "Meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden, ben nasıl hayâ etmeyeyim?" dedi. ifâdesi de vardır.)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oturuyordu. Âişe de arkasındaydı. Ebû Bekir izin istedi, içeri girdi. Ömer izin istedi, içeri girdi, Sa'd b. Mâlik izin istedi, içeri girdi. Sonra Osman b. Affan izin istedi. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlarla dizi açık olduğu halde konuşurken Hz. Osman içeri girerken derhal elbisesini dizinin üzerine çekti ve hanımına: "Sen de biraz ileriye çekil!" dedi. Böylece bir saat konuştuktan sonra hepsi çıkıp gittiler. Hz. Âişe: " Yâ Rasûlullah!! Babam ve arkadaşları geldi, sen elbiseni dizinin üzerine çekmedin. Bana da "Geri git" demedin. Ancak Osman geldikten sonra bunu yaptın" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Meleklerin kendisinden hayâ ettiği bir kişiden hayâ etmeyeyim mi?" buyurdu ve devamla: "Nefsimi elinde tutana yemin ederim ki melekler ALLAH'tan ve Rasûlu'nden hayâ ettikleri gibi, ondan da hayâ ederler. Eğer Osman içeri girdiğinde sen bana yakın yerde olsaydın konuşamaz, başını kaldırıp bakamazdı. Böylece çıkıp giderdi" dedi.
(Bidâye, VII/2003-2004 (Taberanî, İbn Ömer'den) Heysemî, IX/89)

Bu hadisin kaynakları sağlamdır: Buhârî, Edebu'l-Müfred, nr. 618; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/288; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, 23/205 (nr. 355); Ebû Ya'lâ, Müsned, nr. 7038; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 9/81-82; Kandehlevî, Hayâtu's- Sahâbe, 3/39; Yâfiî, Neşru'l-Mehâsin, s. 227.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Hayâ ancak hayır kazandırır.
(İmrân İbni Husayn radıyallâhu anhum’dan ; Buhârî, Edeb 77; Müslim, Îmân 60)

Müslim’in bir rivâyetine göre ise:Hayânın hepsi hayırdır, buyurdu.
(Müslim, Îmân 61)

Yaşadığımız âhir zamandaysa;
Gözlükuyu Köyü, Hasan Dağının yüzünde taşlık kayalık, fukara insanların yaşadığı bir köydür.
İki hala oğlum var orada. Geçen seyahatimde ziyârete gittik. Perişan hâldeler, yokluk var.
Hoş beşden sonra gelinlerden birisi ki yirmi yaşı civarında:
Ağabey biz de dersliyiz, falan şehirde mübârek var. Her yıl otobüs tutar gideriz, yoksa dersimiz düşermiş de dinden çıkarmışız! Geçen gittik! v.s.
anlatıyor.
Ekmeğe muhtaç! Farzı-vâcibi bilmiyor!
Borç para bulmuşlar da bir günde gitmişler otobüsle.
Muhammedî olan kişinin içi nasıl yanmaz kardeşim!
Hiç mi hayâ yok! Hiç mi insaf yok!
Hikmete (hayrı şerden ayıran irâde bilgisine) hasret, haktan ve hayırdan habersizler.. Nerde hayâ?..

Tasavvufla uğraşanların ellerini vicdanlarına koyarak Kur'ân-ı Kerîm'i bir daha okuyup Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i
DUYup UYmaları kendi HAYRlarına OLacaktır.

Mûsâ el-Eşâri radiyallâhu anhu koca imâm:Ben her gün bir kere RABB’imin emir nâmesine (Kur’ân-ı Kerîm’e) bakmamaktan hayâ ederim!
buyuruyor.
Ağzına sağlık, gönlüne sağlık ve ebedî saâdetler olsun!.

İçim yandı mı ağlarım. Kalbin kaynadı mı ağlarım...
İki kişinin göz yaşı gözünde hazır beklermiş: Bir âşığın, bir de münâfığın…
Hamdolsun tescilli kıtmir’i Muhammedîyiz. Uşşakın son-ucuyuz ağlarız...


DOST AĞLAR

Salât-u-Selâmla Resim Yolcu Yolunca
Muhabbet Resim MUHAMMED Kalbe Dolunca
Ravzasında Hazır Resim Huzur Olunca
Ârifler Ah Çeker Resim Âşıkân Ağlar...


***

Nefsini Bilmektir Resim AŞK İNFİTÂR’in
RABB’bini Bilmekse Resim Ah İle Zârin
Her Yerde, Herzaman, Her Hâlde YÂR’in
ANmazsa Âşıklar Resim Vakt-u-Ân Ağlar...


***

Bir ALLAH DOSTU Ki Resim Bir “ALLAH!” dese
Resim Cihân’a Can Verir, Sır Olur Sese
Resim Dünyâdan Ahrete Hicret Eylese
Semâda Melekler Kevn-ü-Kân Resim Ağlar...


***

Resim Kendinde Kendini Aratış Hoş da
Tohumdan Resim Tohuma Yaratış Hoş da
Geçen Bahar Yazla-Güzle Kış Hoş da
Gül Goncayla Bülbül-Bâgübân Ağlar...


***

Çile Çarşısıdır Bu HAN İHVÂNÎ
Çile, Çekmeyene Nihân İHVÂNİ
Çark-ı Çile, Cevr-u-Cihân İHVÂNÎ
Çile Cümbüşünde Resim Nice CAN Ağlar...
 
Ey Ezelî-Ebedî hayrı ve birr-u-ihsânı bol ve sonsuz ve şânı yüce olan RABB’imiz:
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin şu DUÂsını BİZim için de kabul buyur:


ALLAHumme islâh ümmet-i Muhammed,
ALLAHumme Ferec ummet-i Muhammed,
ALLAHumme irham ummet-i Muhammed rahmeten ammeten!

ALLAHım ummet-i Muhammed’i islâh et!
ALLAHım ummet-i Muhammed’e ferec ver! (çıkış yolu, kurtuluş sebebi)
ALLAHım ummet-i Muhammed’e merhâmet et! Umûmen hepsine Yâ RABB’imiz!

Âmine yâ Muin celle celâluhu!
Lâtif celle celâluhu! Kerîm celle celâluhu! Rahîm celle celâluhu! Rahmân celle celâluhu! Hannân celle celâluhu! Mennân celle celâluhu! Deyyân celle celâluhu! Furkân celle celâluhu! Sultân celle celâluhu! ALLAH celle celâluhu!..

Azîz kardeşlerim,
Melekler sırf hayr üzere (ifratla) halk edilmişler.
Şeytânlar sırf şer üzere (tefritle) halk edilmişler.
İnsanlar ise hayr-u-şer üzere (itidalle) halk edilmişler.
itidalle
EMRolunmuşlardır.

Ehl-i Tasavvuf olan gerçek Sûfî;
Fırkayı Nâciyenin Sahibi olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yolunda tel üzerinde (Sırât-ı Müstakîm) yürürcesine canla başla ve bir CANbâz gibi titizce yürümelidir.

Tasavvuf, doğru söz ve helâl lokma ilmidir.
İnsan oğlunun Kalb Kâbesin Tercümanı Hakk SÖZün ÇIKIŞ KAPısı Ağız..
CAN evine Kan Evinden gelen Rızkın GİRİŞ KAPısı Ağız..
Saff SuFÎ, AĞzına-GİRene-ÇIKana Sâhib OL-ANdır..
Rahmetli Elmalılı Hamdi Hoca efendi hazretlerine sorulmuş:
İsm-i Azam duası nedir?
diye.
Çok kısa ve hârika bir cevâb vermiş:
Helâl lokmadır...

Tasavvuf, keşif ve ilhâm ilmidir...
Mâiyet-i İlâhi sâyesinde yaşamaktır...
Yazıp çizmek, konuşmak, halkı toplayıp hikaye ve hayâllerle geleceklerini mahvetmek değil de bizzât YAŞAmaktır ve YAŞATmaktır.
Hazreti Şemnun:
Tasavvuf; Senin mâsivâya, mâsivânın (ALLAH’dan gayri her şeyin) da sana mâlik (sahib) olmamasıdır!buyurmuştur.

Gerçek Sûfîler;
HAKK’ı celle celâluhu Tercih edenler ve HAKK’ın celle celâluhu Tercih ettikleridir. Sâhib Çıkanlar ve çıkılanlardır.. Râzı olanlar ve olunanlardır…

Gerçek Sûfîler, Kulluğun Temel Tevhid TâCı OL-AN;

Fakriyetlerini MuhaMMedî Gayretle, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ALLAH celle celâluhu Teslim olmakta BİLip, MuhaMMedî ŞUURu İLiM EDerler.
Acziyetlerini MuhaMMedî Merhametle, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ALLAH celle celâluhuya Îman etmekte BULup, MuhaMMedî NÛRu İRÂDE EDerler.
Zilletlerini MuhaMMedî MuhaBBetle, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ALLAH celle celâluhuya Tâbi olmakta OLup, MuhaMMedî SüRÛRu İDRAK EDerler.
İlletlerini MuhaMMedî HAKKîkatla, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ALLAH celle celâluhu'ya İtâat ETmekte YAŞAyıp, MuhaMMedî O-NURa İŞTİRAK ederler.

AKLı kısır kalanlar sanmasınlar ki biz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemi çok sevdiğimizden hep ön planda tutuyoruz OKUsunlar Kur'ân-ı Kerîm'imizi ve BİLsinler KUL kimdir, bizler kimlerİZ…

Muhtaçız: Fakriyyet içindeyiz-muhtaç yaratılmışız ki denenelim.
Mecburuz: Acziyyet içindeyiz-cebren olmakta OL-ANlar.
Me’muruz: İzzet Sâhibince kendisi karşısında Zilliyyet içindeyiz Emredilmişiz.
Mahkûmuz: Varlığımız İlahî SeBeBlere dayanır İllet içindeyiz HÜKMedilmişiz…

MuhaMMed Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, tüm hayâtında dost-düşman herkesce MuhaMMedu’l- Emîn İsmiyle vasıflandırılmış ve Emânetimizi en EMÎNe SALL etmemimizi EMRetmiştir Kur'ân-ı Kerim’imiz açık Âyat-i Celîleriyle;

1- “ALLAH ve Rasûlune Teslim olunuz!” EMRullahı ile Müslümanlığın, (bknz. Ahzâb 33/56)

2- “ALLAH ve Rasûlune İman ediniz!EMRullahı ile Mü’minliğin, (bknz. Nur 24/62; Hucurât 49/15; Hadid 57/7, 19, 21; Mücâdele 58/4;Saff 61/11; (Fetih/9, 13)

3- “ALLAH ve Rasûlune Tâbi olunuz!EMRullahı ile Veliyyullahlığın, (Enfâl 8/24.)

4- “ALLAH ve Rasûlune İtaat ediniz!” EMRullahı ile Ehlullahlığın, (bknz. Âl-i İmrân 3/132; Nisâ 4/59, 69, 80; Mâide 5/92; Enfâl 8/1, 20, 46; Tevbe 9/71; Yûsuf 12/109; Nur24/52, 54, 56; Ahzâb 33/71; MuhaMMed 47/33; Feth 48/17; Hucûrat 49/14; Mücâdele 58/13; Tegâbûn 64/12.)

Ve böylece bir ÖMÜR, dimdik-dosdoğru ve Muhammedî ONURla YAŞArlar ve HAKK’a Yürürler ve buyurulanı düşünürler:

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem :Herkesin bir sanatı vardır. Benim sanatım da fakirlik ve cihaddır.buyurmuştur.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: El-Fakru fahrî : Fakrım fahrimdir.. Fakrım benim fahrimdir. Ben onunla iftihar ederim.buyurmuştur.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
Halkın ALLAH'a en sevgili olanları fakirlerdir. Çünkü ALLAH'ın en çok sevdikleri peygamberler olduğu halde, onları da fakir eyledi.buyurmuştur.
(Aclûnî , Keşfu'l Hafâ, II/-87)

اَللَّهُمَّ اَغْنِنَا بِاْلاِفْتِقَارِ اِلَيْكَ وَ لاَ تَفْقُرْنَا بِاْلاِسْتِغْنَاءِ عَنْكَ
ALLAH’ım!
Bizleri kendine karşı muhtaç etmekle zengin kıl!
Kendine karşı müstağni kılmakla fakir eyleme! Âmin!..


İşte bakınız ALLAH celle celâluhu nasıl bildirmekte Muhammedî Sufîyi:

لِلْفُقَرَاء الَّذِينَ أُحصِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاء مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَاهُمْ لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ
Li'l fukarâillezîne uhsirû fî sebîlillâhi lâ yestatîûne darben fî'l-ardı, yahsebuhumu'l câhilu ağniyâe mine't-teaffuf(teaffufi), ta’rifuhum bi sîmâhum, lâ yes’elûne'n-nâse ilhâfâ(ilhâfen), ve mâ tunfikû min hayrin fe innallâhe bihî alîm(alîmun) : (İnfaklarınız) şu fakirler içindir ki, kendilerini hepten ALLAH yoluna vermişler, dünyâlık yaşam gıdâsı için çalışmaya vakit ayırmamışlardır. İstemekten çekindikleri için de, iç yüzlerine vâkıf olmayanlar onları zengin sanır. Ancak sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük edip kimseden bir şey talep etmezler. (Artık) hayırdan ne bağışlarsanız muhakkak ALLAH onu Alîm'dir, bilendir.
(Bakara 2/273)

لِلْفُقَرَاء الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِن دِيارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا وَيَنصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
Li'l-fukarâi'l-muhâcirîn ellezîne uhricû min diyârihim ve emvâlihim yebteğûne fadlen minallâhi ve rıdvânen ve yensurûnallâhe ve rasûleh(rasûlehu), ulâike humu's-sâdikûn(sâdikûne) : (Bundan başka bu mallar,) Hicret eden fakirleredir ki, onlar, ALLAH'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) arayıp, ALLAH'a ve O'nun Rasûlu'ne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından sürülüp çıkarılmışlardır. İşte, sâdık olanlar bunlardır.
(Haşr 59/8)

Tasavvuf: herşeyi GÖRen GÖZbebekleriyin Sâhibi Sultânı ALLAH celle celâluhu’nun GÖZDEsi OLaBİLme san'atı ve mesleğidir.
MesleğimİZ budur ve;

Muhammedî Şuuru Bilerek İLİMle Muhammedî MeZHeBte,
Muhammedî Nûru BUlarak EDEBle Muhammedî MeSLeKte,
Muhammedî SüRûRda OLarak İRFANla Muhammedî MeŞReBte,
Muhammedî O-Nûru YAŞAyarak ERKANla Muhammedî MeRCİ’de Şehâdet Eri İmtihanındayız…

Herkes kabı kadar alır elbette...
Gerçek mârifete yol yoktur.
HaKK Teâlâ’nın İZin VERdiği kadar ALınır:

اللّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyu'l-kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fî's-semâvâti ve mâ fi'l-ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhu's-semâvâti ve'l-ard(arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huve'l-aliyyu'l-azîm(azîmu) : ALLAH... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiç birşeyi kavrayıp kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.
(Bakara 2/255)

Madde-Mânâ Ayaklarımızı tökezleten çeldiricilerden kurtulunmadan Ötelere geçilemez..

فَلاَ يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لاَ يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى
Fe lâ yesuddenneke anhâ men lâ yu’minu bihâ vettebea hevâhu fe terdâ : "Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevâsına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."
(Ta’ha 20/16)

Kolay mı bu Çile Çöplüğünde Muhammedî Sûfîlik?.
Çok ZOR ama Çok çok ZEVKlidir Hamdolsun
ALLAH celle celâluhumuza.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:İslâm garib olarak başladı ve başladığı gibi (günün birinde) garib hâline dönüşecektir. Fe tubâ li’l-gurâbâ: Ne mutlu gariblere (sıddık ve âdil Muhammedî âşıklara!)buyurmuştur.
(Ebu Hureyre radiyallâhu anhu dan; İbni Mâce, Sünen, Fiten- 3986 ve Müslim Enes bin Mâlik radiyallâhu anhu dan; İbni Mâce, Sünen, Fiten-3987 Zevâid Abdullah İbni Mes’ud radiyallâhu anhu dan; İbni Mâce, Sünen, Fiten 3988 ve Tirmizî)

İşte Muhammedî Sûfî GARİBleri ve KARİBleri bunlardır..
Elbirliği ile candan gönülden bir de HAKK DOST celle celâluhu çekelim:








[ Geri Dön ]


Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır