Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
1.13. KÂİNÂT VE İNSAN

Resim

1.13. KÂİNÂT VE İNSAN

Kâinât ve İnsan...
ALLAHu zu'l-Celâl var idi... Nokta... Söz bitti!...
Ahadiyyet, bilinemezlik perdesinde a'mâda idi...


Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e soruluyor:RABB’ımız, gökleri ve yeri yaratmadan önce neredeydi?Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:Üstünde ve altında hava bulunmayan bir “a’mâ” daydı” buyuruyor.
(İbni Mâce, Mukaddime 13)

İmâm-ı Alî kerremullâhi veche ise:Elân dahi öyledir
buyuruyor.
A’mâ ise körlüktür...
Sonsuz ve zifirî karanlıkta asla bir şey görememek oraya ait bir husûsu bilememektir...
İşte
ALLAHu zu'l-Celâl’e âit bu bilinemezlik karanlığının adı AHAD’dır...
Zâtı bilinemez
AHAD
Celle Celâluhu...
Koyu bir karanlığa benzetildiğinden câhilliğe de mecâzen
Ümmî
denilmiştir.

Kimseye muhtaç olmayan, fakat herkesin, herşeyin, herzaman, her yerde ve her hâlde mutlaka muhtaç olduğu
SAMED
Celle Celâluhu...
Halkını
VARından var etti...

Zât - Sıfat - Esmâ - Eşyâ...
Eşyâ,
ŞEYin çoğuludur, Küllî ŞEY’dir.
ALLAHu zu'l-Celâl Kur'ân-ı Kerîm'inde; tüm halkının, varlıkların tek tek isimlerinin sayılması yerine "Küllî şeyin: her bir şey" buyurarak tek kâleme indirmiştir.
Şey, genel anlamda insanın zâhiren ve bâtınen algıladığı nesnelerin
(
ALLAHu zu'l-Celâlhariç) tümüdür, MâSİVÂdır
Küllî Şey’e mâsivâ tâbir edilmiştir...

Zât - Sıfat - Esmâ - Eşyâ
, urûcu ve rücû'u tasavvufun sermâyesidir...
Şu anda yaşadığımız şehâdet âleminde, kâinâtta varlıklar:


1- Cansız sandığımızdan cansız dediğimiz cemâdât: maden, taş, toprak, su, ateş, hava v.s.zerreden kürreye kadar...
2- Bitki.
3- Hayvan.
4- İnsan...

Azîz kardeşlerim,
Can dediğimiz
"HAYY"
esmâsının dirilik yatağı Hidrokarbondur.
Onun için
"Can"
ın TEK ve ANA yakıtı bitkilerdir... Temelde bitki vardır.
Bitkiler ise sâdece ve sâdece güneş enerjisi ile fotosentezi yapıp Hidrokarbon üretebilir.
İnsanlar ve hayvanlar da onu bitkilerden alırlar.
Et yiyen, ot yiyeni yer. Ot yiyen de kesinlikle bitki yer... Yoksa dirilik biter...
Enerjinin de ötesinde dirilik işlevininin devamını sağlayan güneşin ve hidrojenin hünerlerini insanoğlu henüz çözmüş değil...


الَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ


" Ellezî ceale lekum mine'ş-şeceri'l-ahdari nâran fe izâ entum minhu tûkidûn: Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O'dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz. "
(Yâsîn 36/80)

O ALLAH size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı şimdi siz ondan tutuşturup duruyorsunuz…

Arablar, merh ve afar ağaçlarını sürterek alevlenmeyle ateşi yakıyorlardı. İnsanın içindeki canı için gerekli her türlü enerjinin (iç enerji, DİRİlik enerjisi) potansiyel kaynağı bitki olmakla beraber, dış enerjinin (kömürlerin petrolün v.s.)
de kaynağı yine bitkidir.
Yeşil ağaç, ateş-enerji yüklüdür... Diriliğin tek deposu yeşil ateş...
Bitki ve insan arasında köprü hayvanlar olup her birinin ayrı bir yaratılış hikmeti vardır.
Kâinâtta en mükemmel ve mükerrem varlık insandır.
İnsan kelimesini mercek altına alırsak İns kökünden beşer demektir.
Erkek, dişi, insî-enesi yahut insan...
Nesy kökünden
(unutmaktan) nisyân da denmiştir.
İbni Abbas radiyallâhu anhu: "İnsan ahdini unutması sebebiyle bu ismi almıştır." demiştir.

Üns: alışıp uyum sağlamak kökünden de ünsiyet (yakınlık), teennüs (insanlık), isti'nâs (cana yakınlık)...
Enes, üns mânasına kullanılır ve vahşetin zıddıdır.
Kur'ân-ı Kerîm'de 65 yerde insan, 18 yerde ins, 1 yerde de insî, 1 yerde enâsî, 230 yerde nâs (insanlar) olarak geçmektedir..

Kur'ân-ı Kerîm'de insanın
Evveli-Âhiri-Zâhiri-Bâtını
anlatılmıştır.
Yaratılışı, dünyaya gelişi, Mâhiyeti, Hüviyyeti, Mâiyyeti ve Mâliyeti anlatılır.

RABB Tealâ: "İki elimle yarattığım!" buyurduğu insanı kerem sıfatı ile vasıflandırmıştır.


قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ الْعَالِينَ

Kale yâ iblisu mâ meneake en tescude li mâ halaktu bi yedeyy estekberte em kunte mine'l-âlin: ALLAH: Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni meneden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin? Dedi
(Sâd 38/75)


وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً

Ve le kad kerramnâ benî âdeme ve hamelnâhum fi'l-berri ve'l-bahri ve razaknâhum mine't-tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tefdîlâ: Andolsun ki, Biz Âdem-oğullarını mükerrem kıldık ve onları karada ve denizde (nakil vâsıtalarına) yükledik ve onları leziz, temiz şeylerden merzûk ettik ve onları mahlûkatımızdan birçokları üzerine ziyâdesiyle üstün kıldık.
(İsrâ 17/70)

Dışını; zâhirini, âfâkını, 4 unsurdan iki eliyle (Azamet ve Kudret) halkeden
RABB Teâlâ; içine, bâtınına, enfüsüne ise Rûhundan üfürmüştür.


فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ

Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekâu lehû sâcidin: Onu tesviye ettim de rûhumdan ona nefheyledim mi derhal ona secdeye kapanın
(Sâd 38/72)

Âdem aleyhi's-selâm'dan beri gelen dirilik zinciri ve alınıp verilen nefesler bu bitmez tükenmeznefha
dır.
Esmânın tamamını öğreterek yeryüzüne kıyâmete kadar halife kılmıştır.


وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Ve iz kâle rabbuke li'l-melâiketi innî câilun fi'l-ardi halîfeh, kâlû e tec'alu fîha men yufsidu fîhâ ve yesfiku'd-dima', ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek, kâle innî a'lemu mâ lâ ta'lemûn: Hatırla ki RABBin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. ALLAH da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.
(Bakara 2/30)


وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَـؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Ve alleme âdeme'l-esmâe kullehâ summe aradahum ale'l-melâiketi fe kâle embiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn: ALLAH Âdem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sâdık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.
(Bakara 2/31)

Acziyet, Fakriyet, Zillet ve İllet
le EMÂNET olan ABDULLAHlığı yüklenen insanın hikâyesi baştan aşağı Kur'ân-ı Kerîm'dedir.
Kader, Kaderullah...

Bir yanda Âdem aleyhi's-selâm, bir yanda Şeytân;
Bir yanda İbrâhim aleyhi's-selâm, bir yanda Nemrud;
Bir yanda Mûsâ aleyhi's-selâm, bir yanda Firavun ve
Bir yanda Habîbullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir yanda Ebu Cehil...
(Bakara 2/30-31; Nisâ 4/1;A'râf 7/11; Hicr 15/26; Ahzâb 33/72, Sad 38/71-73 vd.bkz)

Ezelî Bezm-i Elest söz alışı ile zâhiri döllenmeyle doğuşu...
Bâzen RABB'ısını, halkedenini unutma ve inkâr eğilimi taşıması karşısında
"önemsiz bir su"dan yaratıldığı;


أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّاء مَّهِينٍ

"E lem nahlukkum min mâin mehîn(mehînin): Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?” (Mürselât 77/20)

Ezelin zamansızlığında ise dehr içinde ANılmaya bile değmeyecek bir varlık olduğu;


هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنسَانِ حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْئًا مَّذْكُورًا

Hel etâ ale'l-insâni hînun mine'd-dehri lem yekun şey’en mezkûrâ(mezkûren): Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip geçti.
(İnsan 76/1)

Ruh damla (nutfe) alâka (döllenmiş yumurta) mudga (bölünmeye, çoğalmaya başlamış bir çiğnem et) iskelet ve et giydirilişi mükemmel ve optimum (mükemmel ve mükerrem makine) organizma oluşumu olan insana:
"Ve turceu'l-umûr!..." "Ömürleriniz, işleriniz ve yaşam filminiz sonunda bize rücû' eder, döner gelir... İmkânla imtihanınızın sonucunu düşünmeyi unutmayın!" dercesine...

(Hac 22/5; Mü'minun 23/12-15; Furkân 25/54; Zümer 39/6, Mü'min 40/67; Necm 53/45-46; Vâkıa 56/57, Kıyâmet 75/37; İnsan 76/1-3; Mürselat 77/20-23; Abese 80/18-19; Târık 86/5; Alâk 96/1-19.. v.d.bkz...)

Kâinât (varlık) âlemi insanın hilâfeti için hazırlanmış ve emrine musahhar kılınmıştır.:


وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

Ve sahhare lekum mâ fî's-semâvâti ve mâ fî'l-ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne): Bir de göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini (ALLAH) kendi katından sizin hizmetinize bağladı. Şübhesiz ki bunda, düşünecek bir kavim için ibretler var.
(Câsiye 45/13)

İnsana; içte hakk ya da bâtılı ve dışta hayr ya da şerri seçme (tercih etme) imkânı için akıl aynasıyla irâde-i cüz'iyye (sınırlı sorumlu irâde)
verilmiş ve ilâhî kânunla kullanılış sınırları, sorumlulukları ve sonuçları herkesin aklı kadar anlayacağı şekilde bildirilmiş ve bundan da hesab vereceği açıkca îlan edilmiştir.
İnsan özgürdür ama sınırlı ve sorumludur.
İnsan donanımı, soyut ve somut olarak akıllara durgunluk verecek tarzda, sitilde, tavırda ve kıvamdadır.
Bu ise Sünnetullah'tır.
Yer yüzünün var oluşu ve insanın varlığının sebeb ve gâyesi ise ALLAH Tealâ; zâhirde azâmetini, bâtında kudretini, evvelde Rubûbiyyetini, âhirde ise Ulûhiyyetini göstermeyi murad buyurup kazâ, kader, irâde ve meş'iyyet mutlaklığı içinde:

"Kun fe-yekun!..."
eylemiştir.

İmtihan için var edilen sistem sahnesinde, pozitif ve negatif meyletme güç ve zaafiyyeti aynı anda mevcûddur insanda!
Bir elinde hased, kin, kibir, yalan, haram, hırs, tamah, şehvet, gazab, nankörlük, dünyâ perestlik, cimrilik, umutsuzluk, unutkanlık, acelecelik, inadçılık, gâfillik, zâlimlik, fesadçılık, fitnecilik, sapıklık, inkârcılık… diğer elinde emânete sadâkat, ni'mete adâlet, kadere îmân, tevekkül, ihlâs, tenezzül, tevazû', dürüstlük, samîmiyet, ciddiyet, hüsn-i niyyet, zühdü takvâ, helâl dâiresine rızâ, cömertlik, sabır
"
ALLAH var keder yok!..."

Zikir; unutmamak, unutursa uyanmak, "Teenni (dikkatli davranış) RAHMÂN'dan, acelecilik şeytândan" deyip hatâyı kabul ve istiğfâr, uyanıklık, âdil olmak, islah ve iflah ehli olmak, sırât-ı mustakîm üzere emrolunduğu gibi muhabbete ve merhâmete mecbur ve me'mur bir MUHAMMEDÎ
OLduğunun farkında yaşayış…

Üstte illiyyîn, altta esfelîn...
Arasında Tevhîd Tekemmülü tarlası...
Fâni dünyâ, bâki âhiret...
Çırılçıplak doğuş ve çırılçıplak ölüş...

"Olsun!"lar, "olmasın!"lar ve "Olan!"
lar;
Geçene tevbe,
Gelene duâ,
Olana şükür ya da sabır rızâsı...
İşte insan hayâtı, al gözüm seyreyle!...


(Âl-i İmrân 3/14; Hûd 11/9-11; Yûsuf 12/53; Nahl 16/4; İsrâ 17/83,100; Enbiyâ 21/34,35,37;Mü'minûn 23/78; mülk 67/23; Kıyâme 75/20-21; Şems 91/7-10; Leyl 92/4; Tîn 95/4-6; Âdiyat 100/6-8 v.d.bkz...)

Hadis-i Şerîflerde de insanla ilgili pek çok anlatımlar mevcûddur.
Zâten hadis-i şerîfler, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Kur'ân-ı Kerîm'i yorumu ve yaşayışıdır.

Âdem aleyhi's-selâm'ın insanlığın müşterek atası olduğu
(Buhârî, Tevhid 38 bkz.)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Hepiniz Âdem aleyhi's-selâm'ın çocuklarısınız.buyurdu.
(Bezzâr)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: Rasullerin ilki Âdem ve sonuncusu Muhammed’dir. Beni İsrâil nebîlerinin ilki Mûsâ ve sonuncusu Îsâ’dır.buyurdu.
(Hakîm-i Tirmizî)

Her insanın fıtraten islâm üzere doğduğu;

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Her çocuk, İslâm (ALLAH'ı tanıma ve O'na teslim olma) fıtratı-yaratılışı üzere doğar." buyurdu.
(Müslim, Kader: 25; Ahmed bin Hanbel: 4/24)


Parmak iziyle belirlenen, kâinâtta eşi olmayan fıtratte oluşu... Cedele, münâzaraya eğilimli ve aç gözlü oluşu (Buhârî, Tevhid 31 bkz).

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bir kavm, içinde bulunduğu hidâyetten sonra sapıttı ise bu, mutlaka cedel sebebiyle olmuştur."
Rasûlullah aleyhi's-salâtu ve's-selâm bunu söyledikten sonra, delil olarak) şu âyeti okudu:


وَقَالُوا أَآلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًا بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ

Ve kâlû e âlihetunâ hayrun em huve, mâ darebûhu leke illâ cedelâ(cedelen), bel hum kavmun hasımûn(hasımûne): Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sana ancak tartışmak için söylediler. Doğrusu onlar kavgacı bir toplumdur.
(Zuhruf 43/58).
(Ebu Umâme radıyallâhu anh; Tirmizî, Tefsir, Zuhruf, (3250); İbnu Mâce,Mukaddime 7)

Mâsivâ (ALLAH celle celâluhu'dan gayrisi) ile kirlenen insanın sâlih amelleriyle mübârek kılınacağı;

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İnsan sâdece yaptığı ameller sâyesinde ALLAH'ın rızâsını kazanabilir."
(Muvatta, Vesâyâ 7).

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in dahi bir beşer olduğunu;

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hıristiyanların Meryem oğlu Îsâ’yı aşırı sûrette methettikleri gibi, sakın sizler de beni methederken aşırı gitmeyiniz. Şüphesiz ki, ben sâdece bir kulum. Onun için bana (sâdece) ALLAH'ın kulu ve rasûlu deyiniz."
(Buhârî, Enbiyâ, 48.)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Ey insanlar! ALLAH’tan korkun. Sakın şeytan sizi aldatmasın. Ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. ALLAH’ın kulu ve rasûluyum. ALLAH’a yemin ederim ki beni, ALLAH’ın bana verdiği makâmın üstüne çıkarmanızı sevmiyorum.
(Enes b. Malik radıyallâhu anh’dan; Ahmed b. Hanbel, 3/153, 241, 4/25, 40. Benzer bir hadis için bkz.: Ebû Davud, Edeb, 9)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım. Zaman olur ki bana sizden iki hasım gelir de, biriniz haksızken diğerinden daha düzgün konuşmuş olabilir; ben de o düzgün sözleri doğru sanarak onun lehine hükmedebilirim. Binâenaleyh kimin lehine bir Müslümanın hakkı ile hükmettimse, bilsin ki bu hak ateşten bir parçadır; ister onu alsın, ister bıraksın."
(Ümmü Seleme radıyallâhu anhâ’dan ; Buhari, Hıyel, 10, Mezâlim, 16, Ahkâm, 20, 29, 31)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:ALLAHım! Ben senden ahid/söz alıyorum. Elbette sen bu ahdi bozmazsın. Ben ancak bir beşerim. Dolayısıyla hangi mü’mine eziyet eder, kötü söz söyler, lanet eder veya döversem bunu onun için bir keffâret ve kıyâmet gününde onu kendisiyle sana yaklaştıracağın bir ibâdet kıl!
(Ebû Hureyre radıyallâhu anh’dan; Müslim, Birr ve’s-Sıla ve’l-Âdâb, 25 (88-97)

Bir gün Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem 4 rekâtlık bir namazı 5 rekât kıldırınca ashâb-ı kirâm:Namaza ziyâde mi yapıldı?diye sormuştu. Rasûlullah da cevâben:Hâyır, şâyet namaz hakkında yeni bir şey gelmiş olsaydı, onu mutlaka size haber verirdim. Lâkin ben de sizin gibi beşerim. Siz unuttuğunuz gibi, ben de unuturum. (Bir şey) unuttuğum zaman bana hatırlatınız.buyurdu ve yanıldığı için sehiv secdesi yaptı.
(Buharî, Salât, 31; Müslim, Mesâcid, 19 (93)

Bu hususları belirten hadislerin de tümü Kur'ânî açıklamalardır ve pek çoktur.

İnsanla Rûhullah ilişkisinde, yaratan ve yaratılan farkını unutup atlamamak şarttır.
Çamurdan süzülmüş hülâsa
(sülâle)
insanın varlığındaki 4 unsuru, fizikî ve kimyevî oluşumu içerir.
İçerisinde kendisinden sonra kıyâmete kadar gelecek nesillerin her şeyini
(maddî-mânevî) taşıyan bir damla baba meni (nutfe)
si ile onun negatifi olan anne yumurtasının birleşimi ve döllenmesi...
Eril ve dişil ikiliğin tevhidi olan yâni canın ana rahmine alâka duyup, göbek bağı ile asılması
(alâka), bölünen ve çoğalan hücrelerin RABB'i Teâlâ'nın fıtrî olarak yüklediği ilâhî emir ve proje gereği; yerlerine "marş!... marş!.."
ları, kemik iskeleti, kasların oluşumu, doğuşu, yaşayışı!...
Ölüşü, ve âhirinde hesâba çekiliş için dirilişi
(haşru neşir) ya Nûr'a (cennete) ya Nâra (cehenneme) isâli (ulaşımı)
...
Ebedi ve sonsuz hayat...
Aynı yapıdaki hücrelerin ürettiği kirpikler ömür boyu sâbit uzunlukta kalır iken her gün traş olduğumuz sakala ne demeli...
Sık sık kesilen tırnakla, dişlere ne demeli...
Ana rahminde bütün ihtiyacını göbek bağı ile sağlayan bebeğe...
Bir vücûdun tüm organlarını telefon santrali gibi toplayan göbek bağına ne demeli...
7 cm'lik bir yavru iken, ilk önce oluşan kalb organına, sonra beyin, göz, kulak ve sinir sistemine...
Epey sonradan oluşan kol-bacak çıkıntılarına, üç karanlık âlemden geçip bu âleme göz açan bebeğimize ne diyelim!..


خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَأَنزَلَ لَكُم مِّنْ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِن بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ

Halakakum min nefsin vâhıdetin summe ceale minhâ zevcehâ ve enzele lekum mine'l-en’âmi semâniyete ezvâc(ezvâcin), yahlukukum fî butûni ummehâtikum halkan min ba’di halkın fî zulumâtin selâs(selâsin), zâlikumullâhu rabbukum lehu'l-mulk(mulku), lâ ilâhe illâ huve, fe ennâ tusrafûn(tusrafûne): ALLAH sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi. Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı, RABBiniz ALLAH'tır. Mülk O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da (O'na kulluktan) çevriliyorsunuz?
(Zümer 39/6)

Subhan ALLAHu Teâlâ'nın sisteminin gözbebeği insandır.
Canlıların içinde özgür irâdesi ve aklı olan tek varlık.
Onu şerefli kılmıştır:


وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً

Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fî'l-berri ve'l-bahri ve razaknâhum mine't-tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ(tafdîlen): Biz, hakîkaten insanoğlunu şan ve şeref sâhibi-mükerrem kıldık. Onları, (çeşitli nakil vâsıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.
(İsrâ 17/70)

İnsan; akıl ve tutkularını hakka ve hayra yönlendirmek üzere emrolunmuş, bâtıl ve şerden men edilmiştir.
Bu ulvîyyeti ve sınırlı-sorumlu kudreti yanında zulüm ve cehilden men edilmiştir.

İnsan, tevhid tekemmül
(ilk söz olan ahdullaha son nefeste sahib çıkma)
emânetine sadâkat göreviyle yükümlü, sorumlu ve tatbîkatına mecbur kılınmıştır.
Yaratanı ve yaratılanı en iyi bilen ve en mükerrem ve en mükemmel olan insan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'dir.
Tevhid,
"İLK"
e dönüş ve insânî fıtratının farkına varıştır.
Farkına varan insan, yarayanı alır da yaramazın terkine gelir
(yaramayanı terk eder)
...
Halk içinde
HAKK'ı dinler, DUYar ve UYar...
Özündeki niyyeti ve yüzündeki gayreti ile hakka ve hayra hidâyet diler ve erer...

İnsanoğlunun imkânla imtihan sahnesi olan hâlihazır hayat sahnesinde, en büyük ve zor imtihanı yine insanlarla olup, insan hakları ilk sıradadır.
Dini, dili, ırkı, rengi, kavmi v.s. ne olursa olsun, bir cana kıyan tüm insanlara kıymıştır...
Halkına saygı,
HAKK Celle Celâluhu'ya saygı kabul edilmiştir.
Âyet-i kerîmeler ve hadis-i şerîfler hele vedâ hutbesi tamâmen insana saygıyı anlatır.
Geçen İslâm âlimlerimizin koyduğu zarûrât-ı hamse
(beş zarûrî kural): kişinin, "canı, aklı, namusu (ırzı), dini ve malı" emniyette olmalıdır.
Kâbetullah'ın bir haramiyyeti (hürmeti) olup, yıkmayıp saygısızlık etmemek gerekli iken, Abdullahın (insanın) canı, ırzı, malı ve hakkında sû-i zann (kötü sanış) da haramdır!"
Böylece insan mahremiyyeti dörde çıkmıştır.
"Temel hak ve özgürlük"
diye bağrışan batılıların dediklerinin aslı astarı bizde idi ancak biz uyutulduk ve ne yazık ki yüz yıllardır uyuduk!...
HAKK Celle Celâluhu uyandıra!...


Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "İnnallâhe harreme mine'l-müslimi demehu ve ırzahu ve en yuzânne bihi zannu's sûi: ALLAH Teâlâ müslümanın kanını, ırzını ve kendisine kötü zanda bulunulmasını haram kıldı" buyurmuştur.
(Müslim, Birr 32; İ. Ahmed III/491)

Şeksiz şüphesiz RABB'ımız olan ALLAH Teâlâ'nın kullarına:
"Kulum!"
diye hitab eden hükümdarlara ne dersin?...
Beşikteki binlerce bebeği merhâmetsizce ulemâların
('ulemâ değil)
fazîletsiz fetvâlarıyla pırasa gibi doğrayan ve doğratan insafsızlara...
Birkaç kese altına, devrin hükümdarlarına kaftan giydirenlere, sonra onu öldürenlere, sonra onu da öldürenlere de törenle tac-û-taht devreden lafta târikatçılara ne dersin...
Söyle!...

Söylenecek söz çok!...
Söz çok da zülf-ü yâre değilde zülf-ü câhile dokunur!...
Yüzyıllarca uyumaktan bahsedince derdlerim depreşdi de...
Yûnus Emre Baba'nın ölümünden ikiyüz küsür sene sonra bir ilâhisini dinleyen, 33 yıl oturduğu yerde oturan, torununu o güne kadar geçerli ve gerekli olan kuralları yok sayarak makam üstüne makamlara yükseltip
"Ebu Suud'un torunu musun be mübârek!" darb-ı meseliyle hâlâ dillerde olan Ebu Suud efendinin Yûnus Baba'nın bir şiiri için:
"Bu şiiri söyleyen derhâl öldürüle ve tekyesi yerle bir edile..."
fetvâsına ne dersin!...

Karamsar ve kötümser sanma sakın bizi...
Biz noksan aramıyoruz, mükemmeli seyretmemizi engelleyen her türlü perdeye işâret ediyoruz.
Cülüsâ girerken
"Hüküm ALLAH'ındır, ALLAH'dan kork!" la girmek başka;
"Pâdişahım çok yaşa!"
ile girmek başka!
MuhaMMedî Tasavvuf Terâzimizin Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e uygun olması şarttır...








[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır