Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
1.14. KÂMİL İNSAN

Resim

1.14. KÂMİL İNSAN

Cehâlet çukurundaki insanın hayat sahnesindeki imkanla imtihan çileleri sonucu çıkacağı Aşk Dağının zirvesi, kemâlât makamı ve kâmiller yurdudur.
Kemâlâtın varlık, bilgi, din ve ahlâk boyutları yanında; fikrî ve ruhî çaba ve tecrübelerle oluşumu vardır.
Kemâlât; ham aklın, Nurullah, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve Kur'ân-ı Kerim’le aydınlanıp, imân edip ve sünnet-i seniyye'yi sırat-ı müstakîm üzere tatbik ederek ilâhî aşka ulaşımıdır.
Rüşdüne eren (Muhammedî olduğunun farkına varan) insan Râşiddir ve Kâmildir.

ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in ilân buyurduğu muradı, kâmil insandır.
Kâmil İnsanın zıddında ise câhil insan vardır.
Hedef insan, Kâmil İnsandır. Yedi yönden olgun ve dolgun insandır.
Tıpkı Kâbe gibi…
Tabanında tenezzül ve tevâzu',
Dört yüzünde:
Aşk-ü-Cezbe,
Zühd-ü-Takvâ,
Sıdk-u-Huşû',
Havf-ü Recâ yazan,
Tavanı ise Arşta Üns-ü-Heybet olan Kâmil İnsan, elbette Kâbetullah değildir.
Ancak Abdullahtır, Abdullah!....

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Allah'ın kulları! Ben Allah'ın kulu ve resûlüyüm! Ey Muhacirler topluluğu! Ben Allah'ın kulu ve resûlüyüm!” buyurmuştur.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 286.)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendisine iltifat olsun diye :
"Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammede'resûlühü ve abdühü" diyen sahabiye şiddetle i'tiraz edip:
"Hayır, ben önce Abdullahım sonra Resûlullahım!..." buyurarak yeniden ve tâlim buyurduğu gibi:
"Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü!..." buyurarak düzeltmiştir...

Lâzım ve lâyıkıyla Ahdullah'a sahib çıkıp-sahib çıkılıp (inanıp, sahabesi olup), tatbikatıyla (ameli sâlihle) hak ve hayr üzere isbat edenler, taklîdî değil de tahkikî Abdullahdırlar ve kâmiller de onlardır.
Portakal; soyup da bal-baklava gibi yediğimiz her zerremize işleyen, bizimle tevhid eden ve "
Biz" olandır.
Elbette portakal ağacı haktır.
Bakımı terbiyesi, hizmet edilmesi (sulanması, gübrelenmesi, budanması, soğuktan-sıcaktan, zararlı haşarattan korunması v.s.) de haktır.
Çiçeği haktır; çiçeği dölleştiren ve tozlaştıran rüzgarlar, arılar v.s. de haktır...
Parmak başı kadar olan zehir-zıkkım gibi acı çağlası da haktır.
Geçen zaman ve emekler de haktır ki hak olan mahsülü (semeresi, meyvesi) de haktır...
Mesele câhilin, kâmil olmasına hizmettir...
Câhile külfet olmak beter câhilliktir.
Câhile hizmetçi olmak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sanatıdır.

Hizmet ile dest-i kemâl,
Himmet ile seyr-i cemâl

Buyurulmuş da ne güzel buyurulmuş efendim...
Kemâlin elde edilişi ancak ve ancak muhabbetle ve merhametle HAKK'ın halkına hizmet iledir.
İyi de herkesin davası bu ya!...
Gece gündüz Hasbî Hizmetteler!...
MuhaMMedî Habibî Hizmet ise; Rahmet (yağmur) gibi, güneş gibi, rüzgar gibi, toprak gibi (4 unsur gibi) ayırmadan-gayırmadan, livechillah: Allah için... Hasbî hizmet...

İşte böylesi kâmil insan halife ilân ediliyor:

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Resim---Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn(tâ’lemûne): Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.”
(Bakara 2/30)

Kerem sahibi aslında kendisi iken RABB'ımız Tealâ insanı mükerrem kılıyor:

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً
Resim---Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fîl berri vel bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ(tafdîlen): Biz, hakikaten insanoğlunu mükerrem-şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.”
(İsrâ 17/70)

İnsanı, ahseni takvim üzere, arzdan Arşa ve hatta ötesine yâni;
Esfelinden (cehennemin en dibinden) İlliyyine (cennetin ve semâların en kudsî tabakasına) sıla edecek isâl olacak (öz vatanına ulaşacak, akacak) kıvamda yaratıyor:

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
Resim---Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin): Biz insanı en güzel biçimde-kıvamda yarattık.”
(Tin95/4)

Yerde ve göklerdeki tüm mevcûdâtı (şeyler, eşyâ) emrine musahhar kılıyor:

وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Resim---Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne): Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.”
(Câsiye 45/13).

İnsana lâzım ve lâyık olan tüm esmâ (isimler: "şey"in integrali) öğretiliyor:

وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Resim---Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn(sadikîne): Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları bana isimleriyle haber verin" dedi.”
(Bakara 2/31).
 
Sistemin sahibi olan RABB'ımız, Emânetullahı (Ahdullahı) ona (Abdullaha) emânet ediyor:

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
Resim---İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen): Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.(Ahzâb 33/72)

İnsanın özüne kendi ruhundan üfürdüğünü buyuruyor ve saygı secdesiyle (sistemi) melekleri mecbur kılıyor:

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ
Resim---Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn(sâcidîne): Onu tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın!''
(Sad 38/72)

Kendi tarafından bazılarına ilim verildiğini beyân buyuruyor:

قُلْ إِنَّمَا أَنَا مُنذِرٌ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Resim---Kul innemâ ene munzirun ve mâ min ilâhin ilallahul vâhıdul kahhâr(kahhâru): De ki: "Ben, yalnızca bir uyarıcıyım. Bir olan, kahreden Allah'tan başka bir ilah yoktur."
(Kehf 38/65)

İmâm-ı mutlak olan öz önderimiz ve her şeyimiz kâmillerin kâmili, kemâlât rehberi olan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz için ise yeminle birlikte:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Resim---Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe kesîrâ(kesîren): Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.”
(Ahzâb 33/21)

Fazîlet timsâli canlı örnek!.. Tenezzül ve tevâzû' tevhidinin temsilcisi Azîz Efendimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!..

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne): (Resûlüm!)Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
(Enbiyâ 21/107)

Tüm âleme rahmet, Rahmeten li'l-âlemin...
Her zaman, her yerde, her hâlde her şeye ve herkese hâlihazır rahmet....
Kendisi bizzâtîhi merhamet olan Muhammed Aleyhisselatü ve's-selâm...
Kâmillerin buluştuğu tek kemâlât deryası, Kerem Kevseri!...

Hadis-i şerîflerde de kâmil insan bildirilmiştir:
ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in Âdem aleyhi's-selâm'ı kendi sûretinde yarattığı:
Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “ ALLAH Âdem’i kendi sûretinde yarattı.
(Buharî, İstizan, 1; Müslim, Bir, 115)

İlk olarak
MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem'in (nurunun) yaratıldığı ve Âdem aleyhi's-selâm, bedenle-ruh arasında iken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in Nebî olduğu, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem olmasaydı feleklerin (evrelerin) yaratılmamış olacağı buyurulmaktadır.
Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “ALLAH celle celâluhu: (  لولاك لولاك لما خلقت الافلاك: Sen olmasaydın habibim felekleri yaratmazdım” buyurdu.
(Aclunî, Keşfül Hafa:c.2.s.164. hadis no.2123)

Evvela şunu kaydedelim ki, her ne kadar bu hadis üzerinde sahihliği tartışılmışsa da,
Değişik lafızlarla aynı mânâya gelen bazı hadisler de rivayet edilmiştir .

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “ALLAH celle celâluhu: “İzzetim ve celalim hakkı için, eğer sen olmasaydın cenneti yaratmazdım, eğer sen olmasaydın dünyayı yaratmazdım” buyurmuştur.
(İbn Abbas’dan; Deylemî , Müsned-i Firdevs. C.5 sh. 227.hn 8031)

Yine Deylemi’nin İbn Ömer’den nakline göre;
Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bana Cibril geldi ve “Ya Muhammed! Sen olmasaydın cennet yaratılmazdı, sen olmasaydın cehennem yaratılmazdı” dedi” buyurmuştur
(Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ.c.1.s.45.hn.91)

Yine Taberanî, Hakim, Ebu Nuaym, Beyhaki ve İbn Asakir’in Hz. Ömer radiyallahu anhudan rivayet ettiklerine göre;
Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Âdem işlediği günahı işlediğinde başını semaya kaldırdı ve “(Allahım) Muhammed hakkı için beni bağışlamanı istiyorum” dedi. Allah ona “Muhammed kimdir?” diye vahiyle sordu. Âdem: “Beni yarattığın zaman başımı arşına kaldırdığımda orada “Allahdan başka ilah yoktur, Muhammed onun resulüdür” "لا إله إلا الله محمد رسول الله" yazılı olduğunu gördüm. Bundan bildim ki, senin katında İsmini ismin ile beraber yazdığın bu zattan daha şerefi yüce kimse yoktur.” dedi. Allah ona: “Ey Âdem! O senin zürriyetinden gelecek peygamberlerin sonuncusudur. Eğer o olmasaydı seni yaratmazdım (ولولا هو ما خلقتك)” buyurdu.” buyurmuştur
(Ed-Dürrül Mensur.c.1.s.142)

Yine benzer bir rivayeti Hakim Müstedrek’inde “isnadı sahihdir” kaydıyla İbn Abbas ra’den rivayet etmiştir. (Hakim , Müstedrek. C.2.s.671)

Muhteşem Muhammedî, fazıl ve kâmil Şeyhü'l-Ekber Muhiddin-i Arabî kaddasallahu sırrıhu insan-ı kâmili en güzel şekilde
ÂNlamış ve ÂNlatmıştır...

El Ahad celle celâluhu ve El Vahid celle celâluhu olan ; azamet ve kudretini, taayyünatı (meydana çıkarma, âşikâr etme, belli etme, belirtme) hâlini, hakikat-ı Muhammedîyye'ye de hakk kılmıştır.
İnsanoğlu için, en yücesi olan burası gerçek ve tek İnsan-ı Kâmil makamı olup, akl-ı evvel ikrâm edilmiştir.
Nokta budur. Hareketinden doğan harfler ve hatlar, doğrular, düzlemler, hacimlar, uzaylar, ufuklar v.s. sonrakilerdir.
Esmâullah öğretilen, halife kılınan, kendisine saygı secdesi emredilen, sistem emrine verilen, Hakikat-ı Muhammedîyyedir.

Hükmüllah; kemâlini Mutlak Kâmil celle celâluhu'den alan, Abdullah ve Resûlullah olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in Hakikatında "Evvel" olmuştur ki bu O'nun "Habibîyyet Makamı"dır.
Beşeriyeti Muhammedîyyetinde ise "Zâhir"olmuş,
Hamîdîyyetinde (Mahmudîyyetinde) "Bâtın",
Ahmedîyyetinde ise (Âhir) olacaktır.

Geçen ilâhî kitablarda (İncil'de, Tevrat'ta) ism-i şerîfi:

وَإِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُم مُّصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِي مِن بَعْدِي اسْمُهُ أَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءهُم بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Resim---"Ve iz kâle îsebnu meryeme yâ benî isrâîle innî resûlullâhi ileykum musaddikan li mâ beyne yedeyye minet tevrâti ve mubeşşiren bi resûlin ye’tî min bagdîsmuhû ahmed(ahmedu), fe lemmâ câehum bil beyyinâti kâlû hâzâ sihrun mubîn(mubînun).:Hatırla ki Meryem oğlu İsâ: Ey İsrâiloğulları! Ben size ALLAH'ın elçisiyim benden önce gelen Tevratı doğrulayıcı benden sonra gelecek AHMED adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişdi. Fakat o, kendilerine açık deliller getirince: bu apaçık bir büyüdür dediler."
(Saf 61/6)

Ehline ma'lûmdür ki âhir vakitte şe'en şartlarında Muhammedîyyetten Ahmedîyyete geçişim olacak ve İsa (aleyhi's-selâm)'da teşrif buyurduğunda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in Şerîat-ı Ahmediyyesi ile sistemin kapanış duasını yapacaktır...

Bir ilginç hizmetçilik benzerliği de şu ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tüm sisteme (âlemlere) merhametle hizmete görevli buyurulurken, kadınlar arasında da İsa (aleyhi's-selâm)'nın annesi Meryem validemiz (aleyha's-selâm) en fazîletli olmak şerefine nâil olmuştur.
Meryem, İbranice de hizmetçi demektir.
Daha doğmadan hizmetçi olarak mâbede adanmış adı Meryem konmuş, ancak kız doğunca da adı değiştirilmemiştir.
O güne kadar ibâdethâneye hiç kadın hizmetçi alınmazken o alınmış... Kader, Kaderullah.
Hayatı boyunca akıl ermez çileler çekmiş hâlâ da çekmekte olan bu mübârek muhteşem ve mükerrem Meryem (Aleyha's-selâm)'in;
ALLAH celle celâluhu'a teslimiyyeti, (Tahrîm 66/12),
İnzivası, (Meryem 19/16),
Kerâmetleri, (Âl-i İmrân 3/37 ve Meryem 19/23-26) âyetlerinde bildirilmiş ve:

وَإِذْ قَالَتِ الْمَلاَئِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاء الْعَالَمِينَ
يَا مَرْيَمُ اقْنُتِي لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ الرَّاكِعِينَ

Resim---"Ve iz kâletil melâiketu yâ meryemu innallâhastafâki ve tahhareki vestafâki alâ nisâil âlemîn(âlemîne)Yâ meryemuknutî li rabbiki vescudî verkai mear râkiîn(râkiîne).:Melekler şöyle demişlerdi: "Ey Meryem, süphesiz ALLAH seni süzüp seçti, seni tertemiz yarattı ve seni âlemin kadınlarına üstün kıldı. Ey Meryem, RABB'ine divân dur, secdeye kapan ve rükû' edenle birlikte rukû et!..."
(Âl-i İmrân 3/42-43)

Elbette biz, bizim (İslâm'ın) Meryem'imiz aleyha's-selâm'dan bahsediyoruz.
Bizim İsa'mızdan aleyhi's-selâm bahsediyoruz.
Hâşâ Babası imiş, karısı imiş, oğlu imiş diyen keferetü'l-kezzâbla işimiz de yok, ilişkimiz de yok şükür...

Bunları şunun için arzettim ki nice çile çekilmiş, nice hizmet edilmiş ve nasıl netice alınmış...
Âlemlerin rahmeti sallallahu aleyhi ve sellem ve hizmeti...
Hizmetçinin (Meryem aleyha's-selâm) çilesi, hizmeti ve geçmiş ve gelecek tüm kadınlardan fazîletli kılınışı...
Küllî şey'in kadîr olan ALLAH celle celâluhu...

Azîz kardeşlerim,
Raûfun Rahîm olan (Tevbe 9/128) Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in
Muhammed ism-i şerîfi Kur'ân-ı Kerîm'de 4 yerde geçer:
(Al-i İmrân 3/144; Ahzâb 33/40; Muhammed 47/2; Feth 48/29) âyeti celilelerinde...
Hâşâ tesadüfen 4 kere geçti sanma!...

Muhammedîyyet : Kapsayıcı bir zarftır. Ve tümüne câmi'dir.
Diğer 3 hâl makamı birbirini kapsayıcı şekilde Muhammedîyyet içindedir.

Mahmudîyyet : Muhammedîyyetin kapsadığı ve Ahmedîyyet ve Habibîyyeti ise kapsayandır.

Ahmedîyyet : Muhammedîyyet ve Mahmudîyyetin kapsadığı ve Habibîyyeti ise kapsayandır.

Habibîyyet : Muhammedîyyet, Mahmudîyyet ve Ahmedîyyetin kapsadığı AKDES PRİZİ...

Resim

Elbette ahmağa, "leylek getirdi!..." kelimesi haktır...
Yoksa anlamaz da taşa tutar...
Âşığa ise "Hakk geldi!..." kelimesi haktır... yoksa, ahmak olduğumuza hükmeder...

Azîz kardeşlerim,
Aklımızı zorlayarak değil de, zuhûratı zevk ederek:
"Benim de RABB'im küllî şey'e kadîr olan ALLAHIM celle celâluhu!
Hakkı ve hayrı kalbime ilhâm et ve tatbikatında muînim (yardımcım) ol!..
Sözlerimi, fiillerimi, ahlâkımı ve hâllerimi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'inkilere kat ve Muhammedî olduğumun şuûruna erdir!...
İlim, irâde, idrâk ve iştirakini nâsib kıl!...
Efendime ve ehline Salât-ü selâmımı isal (ulaşım) buyur!..." diyerek anlamaya anlatmaya çabalıyoruz ve çalışıyoruz...

Aynı pencereden sen de seyretsen, benim göremediğim neler göreceksin kimbilir...
Ne var ki tesbih gibi sırât-ı müstakîm ipine dizilip, imâmiye-yi mübârek sallallahu aleyhi ve sellem'e uyanlar, elektrik hattı gibi parelel bağlı olup, aynı sesi duyanlar...
Sen, ben, o, biz... Biz, hepimiz Muhammedîyiz...
Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz...
Biz, hamdolsun Muhammedîyiz!...
Şöyleyiz, böyleyiz ama Muhammedîyiz!...
Öz yanardağımızdan kaynayan sımsacak ve saf gözyaşlarımızla yıkanacağız İnşâllahü Tealâ...
Âşıklara teneşir tahtasına cenâbet yatmak yaraşır mı azîz kardeşim?
Elin âlemin içinde... Söyletme beni!...

Konumuza dönelim:
Kâmil İnsan, ölmeden önce ölüp dirilendir.
Daha doğrusu, nefesini verirken ölen, alırken dirilendir...
Kâmil İnsan gerçek dirilik kaynağıdır.
Muhammedî rahmettir.
Taşa yağsa, can fışkırır...
Yetkilidir, etkilidir...
Tüm makamlar onun özüne dürülüp bükülüp sokulmuştur, meczedilmiştir.
Kevn'e Câmi'dir.
Ham iken âlem-i asgâr; kâmilken, âlem-i ekber olmuştur.
Rüşdüne ermiştir.
Şimdi, şu anda, elân ve yaşayan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hilâfet ve imâmiyyetini temsil eden hakk olan insan-ı kâmil, kâinâtın var oluşu gereği mevcûddur.
Zirâ arzedilen dört vasıfın (i'tikad, amel, ahlâk ve hâlde Muhammedî oluş) tek mîrâscısı ve tek temsilcisi, hâşâ, mecâzî ve izâfî olamaz...
Maddî ve hakiki mânâda yaşayan bir insanın sıfatıdır.
Kâmil İnsân; gerçek İnsan-ı Kâmil olan
MUHAMMED Aleyhi's-selâtü ve's-selâm'ın (Bedenen, Nefsen, Kalben ve Ruhen) vârisidir.
Sonsuz hızla dönen atom ile aklın dışına taşan kâinât aynı yasayla dönmektedir şu anda...
Ve her zerre kendi başına kendi özü etrafında dönmekte ve her zerrenin ortasının ortasında dönmeyen bir nokta vardır...
Tektir, dönemez ve dönüşleri seyreder...
Etrafın, etrafında döndüğü Merkezi Muhammedî nokta; kâinâtta, Muhummedî olduğunun şuûruna ve rüşdüne ermiş olan İnsan-ı Kâmildir.
Tüm tekemmüllerin karar kıldığı karargâh, bu sabit noktadır.
Irmaklar Akdenize inince her vasfını kaybeder...
Ne dağlar kalır, ne ismi, ne cismi, ne inleyen türküleri ne de gece-gündüz çekilen, çırpınıp, coşup, köpüren çileleri, hepsi susar...
Ve tüm ırmaklar son bulur...
AK DENİZ adını alır...

Zâhirde İnsan-ı Kâmilde Muhammedî oluş şuûrunda buluşulur...
Bundandır ki "mübârek mürşid" yakıştırmasıyla babadan oğula, şundan buna, uydur kaydır işleri hiç mi hiç sevemedim gitti; ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in emri, Resûllah'ın seçmesi, ALLAH Dostlarının arzu ve ricâsı ile rüşdüne erdirilip mürşid kılınmışsa başımız gözümüz üstüne...
Dünya şak şukasına şapka çıkartan insafsızlar hangi yüzle Huzurullaha varacaklar bilemem...

Zâhirde zır deli, bâtında besbelli velî biri vardı Antalya'da, kendi âleminde âşıktı...
Bazen takılırdık, taklaşırdık...
Bir gün câminin avlusunun giriş kapısına çıkmış bas bas bağırıyor:
"Nereye gidiyorsunuz ulan! Şunun, bunun, paranın pulun kulları, şunların, bunların, markın-doların kulları, mukaddes mescide ne diye giriyorsunuz!..." herkes, deliye kahkahayla gülüyor ve ciddîye alıp, ne diyor, diye dinlemiyordu bile...

Satır başka, sadr başka...
Söz başka şey, öz başka şey...

İnsan-ı kâmil tecellî tahtasıdır kâinâtın...
Şe'enullahın, şuhûd şemâ'sıdır. Maddî-mânevî, somut-soyut, kesif-lâtif, suflî-kudsî; Hakk celle celâluhu'nun halk âlemindeki tecellîsinin aks aynası ve kemâlât karargâhıdır...

İki kalender derviş, gayretkeş mi gayretkeşler...
Birisi diğerine diyor ki: "Benim şeyhim şu yemin üzerime olsun ki zamanın gavsû'l-azamıdır!..."
Ötekisi de aynı yemini edip "Benim şeyhimdir o senin dediğin!" yakapaça...
İşte cehâlet!
Bu mübârek makamlar, hâşâ mahalle muhtarlığına dönüştürülürse olacak budur...
Mesele hakk ve hayrı hedefe alıp, teslim olup ve kulluk kıblesine istikamet üzere hesaba çekilmeye yürümektir...
Gerisi hava civa...

Emredilen insanlık tekemmüllünü (Abdullahlığı) yerine getirebilsin diye tüm varlık insanın emrine musahhar kılınmıştır.
Kur'ân-ı Kerîm'de pek çok âyetle sâbittir. (Bakara 2/29; Ra'd 13/2; İbrâhim 14/32-34; Nahl 16/5-14,80-81; İsrâ 17/70; Hacc 22/36-37,65; Ankebut 29/61; Lokman 31/29; Fatir 35/13; Zümer 39/5; Zuhrûf 43/13; Câsiye 45/12-13; Mülk 67/15; Naziât 79/30.bkz.)

Tasavvufta insan; birbirini kapsayan, 7 letâif zarfının tümüdür.
İlk 4 letâif ise imân ve amel olan kullukla mükelleftir.
Kişinin mükellef (kulluk yapmaya mecbur edilmesi, kulluk külfetini yüklenme zorunluluğu.) olabilmesi için:
1- Aklı olacak
2- Bülûğa (ergenliğe) ermiş olacak
3- Tebliğ (tevhid dâveti) ulaşmış olacak
4- Hür olacak (kendi irâdesi ile karar verecek)







[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır