Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
1.2.3. Zil-Zurna Sarhoşlar

 

1.2.3. Zil-Zurna Sarhoşlar

Sünnetullahda; ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL’in bizim için ortaya koyduğu Hayatî Tavır ve Tarzında her varlık ÖZ-ünün EMRindedir.
Bu fakîr kardeşiniz, hayattaki “Kün feyekün” Küplerinin pek çoğuna daldırılıp çıkarıldı.
Sarhoşluğu ve içkiyi iyice bilirim.
Tasavvufta; iyi niyyet, ciddîyyet, samimîyet ve dürüstlük esastır.
Onun için beni bilenler bilir ki yıllarca kafa çektim, çile çektim.
Çile çekmek, halay çekmek değil ki can bu!.
Kader Kaderullah...
Ben hâlâ sokaklarda gördüğüm körkütük zom olmuş sarhoş insanlarla ilgilenir ve yardım ederim.
Onlar ki biçâre, zavallı ve perişândır.
Fakriyetin, Acziyetin, Zillet ve İlletin tümünü fiilen yaşadıklarını, aslında KULLUĞUN ESASI olan mahviyyet içinde olduklarını,
ciddîye alıp hiç kimsenin onları dinlemediklerini,
dönüp bakmadıklarını ve kimseyi kandıramadıklarını yakınen bilirim.

Kendim ise sarhoşların islâh ve iflâhları için dua ederim, hacı-hocalığımla, saçımla ve sakalımla HAKK celle celâluhu’nun HALKını kandırıp çarpmayayım diye RABB’ime sığınırım...
Ancak TEVHİD TEKEMMÜLÜ-nü bilenler bilir ki her çağla acıdır.
Zamanla gelen çileler, her canı olgunlaştırır.
Ondandır ki ancak CÂHİL-ler, portakal bahçesine girip yemyeşil portakal çağlasını dişleyip:
“Zehir zıkkımsın!...” diye taşlarlar.
Oysa KÂMİL-ler bilir ki her çağla hamdır ve hizmete, zamana, çileye ve duaya muhtaçtır.
Taşa ve sopaya ise asla!...

Kemâlâtın-Tekemmülün Formülü:

ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL’in Mutlak HİDÂYET-i,
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Şerefli ŞEFÂAT-i,
Allah Dostlarının Himâyetkâr HİMMET-i ve
O KUL-un ise; Fakîr, Âciz, Zelil ve Âlîl OL-uşunu AN-layıp göstereceği Muhammedî KUL-luk GAYRET-idir…

Onun için Sâlih bir KUL-un; İman, Amel, Ahlâk ve Halleri olarak o KUL:

Muhammedî KUL-luk GAYRET-ini BİL-irse
Kâmil PÎR’in HİMMET-ini BUL-ursa
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Şerefli ŞEFÂAT-inde OL-ursa

ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL’in Mutlak HİDÂYET-ini Es Selâm ALLAH celle celâlihu SELÂM-ET-inde YAŞA-yacaktır İnşâallah…
İşte Şu AN da El Zâhir OL-AN ALLAH celle celâlihu nun cANlı ŞÂHİDi Şehadetinin ÖZ-üne KULun Kemâlât Tevhidi diyoruz.
RABB’imiz celle celâluhu BİZlere de nâsib buyursun İnşâallah…
Âmin!..

Azîz kardeşlerim!
Bilmem dikkat edebildiniz mi?
Dörtlü Sistem, Tevhid Tahtasının silinmez YAZIsı:
-ilâhe-İllâ-ALLAH...
Bizim sözlerimiz asla DAVA değildir, DÂVET de değildir, dostun dosta DUAsıdır.
Yararını alırsın, yaramazını iyi niyetimize bağışlarsın.
Daha güzelini ise İnşâallah sizler BİZ-e ikrâm edersiniz.
Sen, Ben, O, Biz; BİZ Muhammedîyiz.
HEP-imiz BİR-imiz, BİR-imiz HEP-imiz.
BİZ BİR-İZ..
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem in Kerem Kevserinde BİZ-İZ
ALLAH celle celâlihu nun eL Kahharu’l- VÂHİDYYETİ-nde BİR-İZ..
Bu Çile ÇÖPlüğünde ve cAN ÇÖLünde de BİZ BİR-İZ İnşâallah...

Onun için;
DAVAmız yok ve DAVA,Hakk ALLAH celle celâlihu’nun TEVHİD DAVAsıdır...
DÂVETimiz yok ve DÂVET Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem in TEBLİĞ DÂVETidir..
BİZ-e Düşen ise Muhammedî Hasbî Hizmette KULLUK DUASIdır İnşâallah…
Böyle OL-uş BİZ-e asla Üstünlük getirmez ancak, böyle OL-amayış kesin Resûlî SEVİYE-szilik, Alçaklık-DENAET içinde bırakarak ÖMRümüzü İKİlik ŞeY-t-AN-lığpına peşkeş çektirir

Onun için Muhammedî Tasavvufun ANA Yasasındandır ki:
“Kan et, Dava etme!...”

Sarhoşlar diyorduk...
İÇ-tiğinin EMR-ine GİR-enler.
Bir ufak içtiyse bir ufak gibi yürüyen, gülen ve işler işleyenler, öyle sallanıp, öyle ahkam kesen ve dediğim dedik diyenler ki bir büyük rakı içtiyse seyret gümbürtüyü.
İçtiği bir büyük, nasıl evini yaktırıp kahkaha attırıyor ve cümle cihâna seyre çıkarıp baktırıyor!.
Herşeyini esir alıp tüm ölçülere sığmayan işler işletiyor!.
Sadece insanoğlu mu?
Bir kediye, bir kanaryaya, bir file içirin, her şey cüssesi kadar...
Bir damla, bir kaşık, bir fıçı.
Sonuç hep aynı: Hepsi sarhoş oluyorlar...
Olması gerekeni değil de içtiğinin işini işliyorlar!...

Kalbi, Muhammedî Muhabbet Mâbedi olan Kudsî Âşıklar bilir ki bunların da üzerimizdeki hakları vardır ve ayıkmalarına Hasbî Hizmettir.
Yiğitlik; taşlayıp, haşlamak değil de Hasbî Hizmete başlamaktır.
Gerisi ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL’e kalır.
Hayatın hırçın sokaklarındaki gaflet sarhoşları, umut ufkunun zavallı ve câhil uyurgezerleri; dalalete düşen düşkünler!

Ve özlerinde uyuyan, İhânet Karanlığında ışığa hasret kalan kardeşlerim!.
Ey muhabbet fedâileri, sizler için: Rahmeti gazabını geçen RABB’ımızdan hidâyet diliyorum!.
Rahmetenli’l-âlemin olan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den şefâat diliyorum.
Muhammedî Merhametin ve Muhabbetin Mümessili ve vârisi olan Âşıkların, hak ve hayr üzere himmetlerini diliyorum...

ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL kullarına karşı gayretkeştir.
Ben de Muhammedî gayretkeşim.
Sizler için gayret diliyorum.
Âcizâne, arza çabaladığım bu üç sınıf ki zifiri, karanlık ve loş insanlar.
Işığa hasret potansiyel Muhammedîler...
Rıza Rahmetine hasret yaşayanlar, Rahmetullahı tez BULun İnşâallah!..

Azîz Kardeşlerim!
Kalb Gözümüz çalışmazsa Kafa Gözümüz bizi şaşırtır, hatta düşürür bile!...
Sahih-i Buhârî Şerhinde de gördüğüm bir hadis-i şerîften anladığımı aktarayım.
Adı Abdullah olan bir sahabi hep şarab içiyor.
Ne var ki bu zâtı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çok seviyor ve meclisine gelince hürmet edip muhabbet gösteriyor.
Bu zât Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i dişleri görülürcesine güldürebilen çok nüktedân zeki birisidir.
Bir gün sırtında bir yağ tulumu ve elinde sımsıcak ekmeklerle geliyor:
“Yâ Rasûlullah sana ve ashabına yağ getirdim!...” diyor.
Afiyetle yeniyor.
Başka bir gün sırtında bir tulum bal ve sıcak ekmeklerle geliyor.Afiyetle yeniliyor.
Birkaç gün sonra ise yanında iki kişi, süklüm püklüm bir hâlde Meclis-i Muhammed’e girip:
“Yâ Rasûlullah bu adam yağının; şu ise balının, parasını istiyor...” deyince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem öyle içten gülüyor ki mübârek dişleri gözüküyor.
Ve derhâl; o kimselerin parasını kendi parasından ödetiyor.
İşte bu Abdullah, sık sık içki içiyor diye Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şikâyet ediliyor.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “Şer’î uygulayın!...” buyuruyor ve dayak atılıyor.
Ömer (radiyallahu anhu): “Allah (celle celâluhu) Abdullah’a lânet...” derken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in alnındaki meşhur damar kabarıyor, doğruluyor ve:
“Sus öyle söyleme Yâ Ömer! Vallahi ben Abdullah’ın kalbinde Allah ve Rasûlullah sevgisinden başka bir şey bulamıyorum!...” buyuruyor.

İlk melâmî bu Abdullah (radiallahu anhu)’dur.
Zâhirî, Bâtınını öylesine gizlemiş; kabı, kalbini öyle kamufle etmiş ki Ömer’ül Faruk (radiallahu anhu) gibi bir zât bile girip çözememiştir...

Bir başkası, İmâm-ı Azam Ebu Hanife (radiyallahu anhu) Efendimiz;
Ulu İmâm, ömrünün son yıllarında geceleri evinde, eser bırakmaya çalışıyor; durmadan yazıyor ve ümmet-i Muhammed’e hasbî hizmete çabalıyor.
Ancak bir kimse var ki her akşam hava karardı mı, meyhâneye gidiyor, küpünü şarapla doldurup imâmın penceresinin önüne dikilip başlıyor küfretmeye:
“Ey imâm, sana şöyle ederim, böyle ederim!” deyip ağzına geleni söylüyor.
Günler geçiyor, aylar geçiyor çıkıp da bu kimseye tek kelime söylemiyor ve söyletmiyor.
Ne var ki bir gün İmâmın etrafındakiler erken davranıp inzibatlara karakola çektiriyorlar.
Akşam oluyor zaman geçiyor ama kimse yok.
İmâm bekleyip, gelmeyince dışarı çıkıyor ve çocuklara:
“Çocuklar benim bülbül gelmedi nerde kaldı ?...” diye sorunca çocuklar:
“Dede, ona karakolda falaka dayağı atıyorlar” dediklerinde yalın ayak, baş kabak koşuyor karakola.
Varsa ki dayak deminde ve canhıraş bağırıyor ama çâresiz.
İmâm-ı Azam: “Neden dövüyorsunuz, ben şikâyet ettim mi, size ne? Bırakın adamımı!...” deyince bırakıyorlar.
Tabiki İmâm-ı Azam bu, fetvâ sahibi. İtiraz edilemezdi.
İmâm çıkıyor, adam da çıkıyor karakoldan.
Çıkıyor çıkmasına da bizimkisi hemen meyhâneye koşuyor yarım kalan küpünü şarapla doldurup her zamanki yerine, İmâm-ı Azam’ın penceresinin önüne; dikilip, verip veriştiriyor içeriye makas görmemiş küfürlerle.
Yaşlı ve yorgun imâmımız yavaş yavaş geliyor arkadan baksa ki hâl bu hâl; ellerini bağlayıp kıyamda beklemeye başlıyor.
Biraz sonra adamcağız dönüp de bu hâlini görünce:
“Sen ne biçim insansın, ben sana neler söylüyorum; sen ise, gelip beni kurtarıyorsun ve şimdi ise kıyam duruyorsun!” diyor.
İmâm-ı Azam: “ Sen benim efendimsin, velîyy-i nimetimsin, ben sana bakar da seni böyle, beni böyle kılan RABB’ime şükrederim.
Seni ibret sahnesinde, beni ise hikmet sahnesinde oynatana hamd ederim!...Ben sana bakar da saçlarımı tararım!...” der.
İşte o zaman bizim sarhoşun içindeki şarab, gözlerinden boşanmaya başlar.
Ayaklarına kapanıp af diler.
İmâmımız ise “Kalk oğlum kalk uyandığına şükredelim affın kapısı ALLAH (celle celâluhu)’nundur!...” demiştir.
diyorum...

İşte sarhoşluk ve ayıklık...

Kul İhvâni sözün kes
Can dediğin bir nefes
Bir nefeslik nâsibin
Gün gelir bulur herkes




[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır