Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
1.3.1. İLİM

1.3.1. İLİM

Resim

Bilmek, bilgi, bilim anlamındadır.
Bütünsel ve kişiselleri gerçek yönüyle kavrayıştır.
Bilgisizlik olan cehlin zıddıdır.
Âlim, allâme, ma’lûm, ma’lûmât, muallim de türevleridir.
El Alîm ve El Alîm (celle celâluhu) ism-i şerîfleri mutlak anlamda ALLAH (celle celâluhu)’yâ aittir.
Âlim, âlamet de bu köktendir.

El Alîm : Hakkıyla mutlak bilen. İlmi; evvel-âhir-zâhir-bâtın olan. Mutlak bilici olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL.
El Âlim : Çok bilgin, ilminin gereği herşeyi bilici olan. İlmin mutlak sahibi. İlmin mutlak sahibi olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL.
El Alîm (mutlak bilen), ilm kökünden mübâlâğa sıfat olup hakkıyla bilendir. Kur'ân-ı Kerîm'de 153 yerde geçmekte ve daha çok Hakîm, Semî', Vâsi', Azîz, Habîr, Kadîr, Halîm, Şâkir ve Fettâh isimleriyle birlikte kullanılmıştır.
El Âlim (bilen) gayb kelimesine muzaf (tamlayan) olarak, El Allâm (çok bilen, yegâne bilen) ise guyûb kelimesine tamlayan ve baglı olarak kullanılıp tek başlarına birer isim olarak ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e nisbet edilerek kullanılmamışlardır.

Âlime : Bilmek. Hakikatını idrak etmek. Anlamak. Tanımak.
E'leme : Öğretmek. Bildimek.
Tealleme : Öğrenmek. Kültürlü olmak.
Âlem : Âlem.Yaratık katmanları.
Alîm : Âlim, çok bilen kişi.
Ülâmâ : Ülemâ, çok âlim kişi.
İlm : İlim, cehâletin zıttı. Bir şey'in hakikatını anlama, bilme. Mârifet. Yakîn.
İlmin çeşitli teknik kazanımları olan irfân, fıkh, şuûr, itkân da kendi sahalarında bilmek demektir.
İlim umumîdir. İrfân ise hususîdir...


Kur’ân-ı Kerîm’de ilim türevi kelimeler 750 yerde geçmektedir.

Kur’ânda ilim, ilâhî bilgi veya vahy anlamındadır;

فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا
Resim ---“Fe teâlallâhul melikul hak(hakku), ve lâ ta’cel bil kur’âni min kabli en yukdâ ileyke vahyuhu ve kul rabbi zidnî ılmâ(ılmen) :Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve "Rabbim, benim ilmimi artır" de.”
(Tâ-Hâ: 20/114)

أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
Resim ---“Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl elbâb(elbâbi) :Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünürler."
(Zümer: 39/9)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قِيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللَّهُ لَكُمْ وَإِذَا قِيلَ انشُزُوا فَانشُزُوا يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
Resim ---“Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ kîle lekum tefessehû fîl mecâlisi fefsehû yefsehıllâhu lekum, ve izâ kîlenşuzû fenşuzû yerfeillahullezîne âmenû minkum vellezîne ûtûl ilme derecât(derecâtin), vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun) :Ey iman edenler, size meclislerde "Yer açın" dendiği zaman, yer açın; Allah size genişlik versin. Size: "Kalkın" denildiği zaman da kalkın. Allah, sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır.”
(Mücadele: 58/11)

وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ كَذَلِكَ إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ
Resim ---“Ve minen nâsi ved devâbbi vel en’âmi muhtelifun elvânuhu kezâlik(kezâlike), innemâ yahşâllâhe min ibâdihil ulemâu, innallâhe azîzun gafûr(gafûrun): İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah'tan ancak âlim olanlar 'içleri titreyerek korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır: 35/28)

Kendilerine ilim verilenler, verilen bu bilginin doğruluğuna inanırlardı (Bakara 2/145; Âl-i İmrân 3/19; İsrâ 17/107 bknz.).

İlâhî gerçeğin ne olduğu konusunda câhilce tartışanların düştüğü kötü durum (En’âm 6/108; Hac 22/3; Rum 30/29 bknz.).

İlimsiz zanlarına uyanlar (Necm 53/28 bknz.).

Gerçeği; ilme’l-yakînle (kesin ilimle), ayne’l-yakînle (müşahede), hakka’l-yâkînle (yaşayarak) bilecekleri (Vâkıa 56/95; Hakka 69/51;Tekâsür 102/5,7bknz.).

Her nefs ne gönderdiyse kıyâmette bileceği (Tekvîr 8/112-14 bknz.).

İlmin kemâli HAKK Teâlâ’dadır.
Bize lâzım ve lâyık OL-AN İlmullah açık-seçik Kelâmullahla Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem e BİLdirilmiş ve BİZ e TEBLİĞ edilmiştir hamdolsun..

Her ilim sahibinin üzerinde daha fazla bilgi sahibi başka bir âlim vardır (Âl-i İmrân 3/7; Yûsuf 12/76 bkz.).

Âlimlerin, akledip ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL’e saygı duyanlar olduğu (Ankebût 29/35; Rum 30/22;Fâtır 35/28 bknz.).

Bilenle bilmeyenlerin kesinlikle bir olmayacağı (Zümer 39/9 bkz.).

RABB’im, ilmimi artır! (Kehf 20/114 bkz.).

Kur’ân, ALLAH’dan gelen bilgidir. (Bakara 2/120,145; Ra’d 13/37 bknz.)..

Hadis-i şerîflerde de islâmî değerler ve sisteminin devâmlılığının ilme bağlı olduğu; ilmin nâfile ibâdetten de üstün olduğu bildirilmiştir.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yâ Eba Zer! Gidip ALLAH’ın kitâbından bir âyet öğrenmen senin için yüz rekat nâfile namaz kılmandan daha hayırlıdır. Amel edilsin veya edilmesin ilmî bir konuyu öğrenmen ise, senin için bin rekat nâfile namaz kılmandan daha hayırlıdır.” buyurdu.
(Ebi Zer (radiyallahu anhu)’dan İbn Mâce hâsen isnadla)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Âlimin âbide üstünlüğü, benim sizin en aşağı derecede olanınıza üstünlüğüm gibidir."

Resim---Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki Allah, melekleri, gök ve yer ehli, hatta yuvasındaki karınca ve balıklar bile insanlara hayrı öğretenlere dua ederler."
(Ebû Ümâme radıyallahu anh'den; Tirmizî, İlim 19)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah, hakkında hayır dilediği kimseye din hususunda büyük bir anlayış verir."
( Buhârî, İlim 10, Humus 7, İ'tisâm 10; Müslim, İmâre 175, Zekât 98, 100. Ayrıca bk. Tirmizî, İlim 4; İbni Mâce, Mukaddime 17.)

Resim---
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yalnız şu iki kimseye gıbta edilir:
Allah'ın kendisine ihsân ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse;
Allah'ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimse."

(Abdullah İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den Buhârî, İlim 15, Zekât 5, Ahkâm 3, İ'tisâm 13, Tevhîd 45; Müslim, Müsâfirîn 268. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 24; İbni Mâce, Zühd 2.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ın benimle göndermiş olduğu hidâyet ve ilim, yeryüzüne yağan bol yağmura benzer. Yağmurun yağdığı yerin bir bölümü verimli bir topraktır: Yağmur suyunu emer, bol çayır ve ot bitirir. Bir kısmı da suyu emmeyip üstünde tutan çorak bir yerdir. Allah burada biriken sudan insanları faydalandırır. Hem kendileri içer, hem de hayvanlarını sular ve ziraatlarını o su sayesinde yaparlar. Yağmurun yağdığı bir yer daha vardır ki, düz ve hiçbir bitki bitmeyen kaypak ve kaygan arazidir. Ne su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, Allah’ın dininde anlayışlı olan ve Allah’ın benimle gönderdiği hidâyet ve ilim kendisine fayda veren, onu hem öğrenen hem öğreten kimse ile, buna başını kaldırıp kulak vermeyen, Allah’ın benimle gönderdiği hidâyeti kabul etmeyen kimsenin benzeridir."
(Ebû Mûsâ el–Eş’arî radıyallahu anh'den; Buhârî, İlim 20; Müslim, Fezâil 15.)

Hidayet, Allah'ın doğru yolunu bulma ve o yola girme anlamlarına gelir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bu hassas HİDAYET konusunu güzel bir benzetmeyle bize açıklamıştır.
Ölü toprağı dirilten yağmur ne ise, gökten gelen Allah'ın vahyi de insanları diriltmekle aynen o “Su” gibidir.
Yeryüzünün bazı kesimlerindeki topraklar verimli olup, çok güzel meyve, sebze ve ağaçlar bitirir ve insanlar onlardan istifade eder.
Dinin emirlerinden faydalanıp başkalarını da faydalandıran mü'min bu araziye bu toprağa benzetilmiştir.
Yine killi ve taşlık arazilerde de su birikir ve oralar havuz vazifesi görür, o sudan insanlar ve hayvanlar istifade ederler.
İkinci grup buna benzetilmiştir. İslamı kabul etmeyip ne kendisine ne de başkalarına faydası olmayan kâfir insanlar da çöl ve kaypak araziye benzetilmiştir.
İnsanlar ve mü'minler de toprak ve madenler gibi çeşit çeşittir.
Faydalı olanı, faydasız olanı vardır.
Bizler ilim, yani dinimizi öğrenmeye ve onu başkalarına öğretmeye gayret etmeliyiz, bu hadis bizi buna teşvik etmektedir.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"Ben sadece tebliğ ediciyim, hidayet ve iman Allah'tandır. Ben sadece taksim ediciyim, rızık veren Allah'tır"
(Celalettin-i Suyuti,, Câmiü's-Sağir, 2:64)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hidâyete davet eden kimseye, kendisine uyanların sevabı kadar sevap verilir. Bu onların sevaplarından da hiçbir şey azaltmaz."
(Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den; Müslim, İlim 16. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 6; Tirmizî, İlim 15; İbni Mâce, Mukaddime 14.)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ben halkı Allah yoluna davet eden ve Allah'ın emirlerini insanlara ulaştıran olarak gönderildim. Hidayet konusunda elimden bir şey gelmez. Şeytan da Allah'ın yasak kıldığı şeyleri süslü olarak gösterici olarak yaratılmıştır, dalalet hususunda elinden bir şey gelmez."
(Celalettin-i Suyuti, Camiü's-Sağir, 2:196)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ey insanlar! Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabı, en sağlam tutunacak kulp ise Kelime-i şahadettir. En hayırlı millet İbrahim'in (as) milletidir. Yolların en hayırlısı Muhammed'in (s.a.v.) yoludur. Sözlerin en değerlisi Allah'ı zikretmektir. Kıssaların en güzeli Kur'an'dır. Amellerin en hayırlısı farz amellerdir. İşlerin en şerli olanı da farz ve sünnetlerin yerine konulan sonradan uydurma adetler olan bid'alardır. Davetlerin en güzeli peygamberin irşadıdır. Ölümlerin en şereflisi şehit olarak ölmektir. Körlüğün en kötü olanı da hidayetten sonra dalalete sülûk etmektir. İlmin en iyisi faydalanılan ilimdir."
(Celalettin-i Suyuti, Camiü's-Sağir, 1:435)

Hidayet elbette MUTLAK Anlamda ALLAH celle celâlihu ya aittir:

إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Resim ---“İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâ’ (yeşâu), ve huve a’lemu bil muhtedîn (muhtedîne) : (Ey Rasûlüm), doğrusu sen, her sevdiğine hidayet veremezsin (onu İslâm’a sokamazsın, ancak tebliğ yaparsın.) Fakat Allah, dilediği kimseye hidayet verir ve hidayete kavuşacak olanları, O, daha iyi bilir.”
(Kasas: 28/56)

Her KUL ise Fıtaraten TEVHİDi TERCİHte Özgürdür ve AKILlar NAKİLle ve İMKANla İMTİHANdadır:

وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمَى عَلَى الْهُدَى فَأَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Resim ---“Ve emmâ semûdu fe hedeynâhum festehabbûl amâ alel hudâ fe ehazethum sâıkatul azâbil hûni bimâ kânû yeksibûn (yeksibûne) : Semud'a gelince; Biz onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Böylece kazandıkları şeyler yüzünden onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakalayıverdi.”
(Fussılet: 41/17)

Muhammedî İLİM ve Ehl-i Beytî aleyhumusselâm EDEBiyle Hasbî Hizmetin önemi:

Resim---
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ali radıyallahu anh'a şöyle dedi:
"Allah'a yemin ederim ki, Cenâb–ı Hakk'ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidâyete kavuşturması, senin, en kıymetli dünya nimeti olan kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır."

(Sehl İbni Sa'd radıyallahu anh'den; Buhârî, Fezâilü'l–ashâb 9, Meğâzî 38; Müslim, Fezâilü's–sahâbe 34.)

Muhammedî ŞUURu BİLmiş
Muhammedî NÛRu BULmuş
Muhammedî SüRURda Olmuş
Muhammedî O-NURu YAŞAmakta olan SIDDIK ve ÂDİL bir Muhammedî KULun;
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem in Yüce Adına, Hesabına ve ŞEREFine Sebebsiz, Bedelsiz ve Asla Katışık Yapmadan, Hasbî Hizmeçiliğini TERCİH edip UYgulaması
BİZce Yaratılış SEBEBimizdir İnşaallah…

Resim---
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Bizden bir şey işitip, onu aynen işittiği gibi başkalarına ulaştıran kimsenin Allah yüzünü ağartsın. Kendisine bilgi ulaştırılan nice insan vardır ki, o bilgiyi, bizzat işiten kimseden daha iyi anlar ve korur."

(İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den; Tirmizî, İlim 7. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İlim 10; İbni Mâce, Mukaddime 18; Menâsik 76.)

Resim---
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
"Benim tarafımdan (tebliğ edilen Kur'an'dan) bir âyet bile olsa insanlara ulaştırınız. İsrailoğulları (nın ibretli kıssaları)ndan da haber verebilirsiniz. Bunda bir sakınca yoktur. Kim bile bile bana yalan isnad ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın."

(Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ'dan; Buhârî, Enbiyâ 50. Ayrıca bk. Tirmizî, İlm 13.)

ALLAH celle celâlihu için-LİVECHİLLAH İLİM tahsili ve İLİM Öğretmenin ÖNemi:

Resim---
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim İLİM tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır."

(Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den; Müslim, Zikr 39. Ayrıca bk. Buhârî, İlim 10; Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, Kur'ân 10, İlim 19; İbni Mâce, Mukaddime 17.)

Resim---
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka–i câriye, istifade edilen İLİM, kendisine dua eden hayırlı evlat."

(Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den; Müslim, Vasiyyet 14. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizî, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8.)

Akıllarımızın İKİlik ŞEY-t-AN-lığı ÇELdiricisi OL-AN şu Yalan Dünyanın ise gerçekten bir Eğlence ve Oyun Bahçesi olduğunu ALLAH celle celâlihu bildirmiştir:

إِنَّمَا الحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَإِن تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ أُجُورَكُمْ وَلَا يَسْأَلْكُمْ أَمْوَالَكُمْ
Resim---İnnemel hayâtud dunyâ laibun ve lehv(lehvun), ve in tu’minû ve tettekû yu’tikum ucûrekum ve lâ yes’elkum emvâlekum: Doğrusu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden mallarınızı (tamamen sarfetmenizi) istemez.”
(Muhammed 47/36)

Bu Yanıltıcı Sanal Âlemden Çile Çöplüğünden Hidâyetullah ile Selâmetullaha geçişte Müstesna olanları Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ne güzel Tebşir etmekte:

Resim---
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allah'ı zikretmek ve O'na yaklaştıran şeylerle, İLİM öğreten âlim ve öğrenmek isteyen öğrenci bundan müstesnadır."

(Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den; Tirmizî, Zühd 14. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 3.

Hayatın binlerce Uzun ve İmkansız EMELleri içinden İLİM Tâlim ve Terbiyesi Elde Etme YOLunu Tercih edenTÂLEB Edicilerin ÖZ YOLlarının ASLI ve HASLı ise:

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:"İLİM tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır."
(Enes radıyallahu anh'den; Tirmizî, İlim 2.)

Resim---
Ebü'd–Derdâ radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim:
"Bir kimse, İLİM elde etmek arzusuyla bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır. Muhakkak melekler yaptığından hoşnut oldukları için İLİM öğrenmek isteyen kimsenin üzerine kanatlarını gererler. Göklerde ve yerde bulunanlar, hatta suyun içindeki balıklar bile âlim kişiye Allah'tan mağfiret dilerler. Âlimin âbide karşı üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şüphesiz ki âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler altın ve gümüşü miras bırakmazlar; sadece ilmi miras bırakırlar. O mirası alan kimse, bol nasip ve kısmet almış olur."

(Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19. Ayrıca bk. Buhârî, İlim 10; İbni Mâce, Mukaddime 17.Bkz. Ahzab: 33/56; İsra: 17/44; Hadid: 57/1, Haşr: 59/1, Saff: 61/1.)

İlim sahibi Âlim Oluşun Sorumluluğu da gerçekten büyüktür:

Resim---
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Bir kimseye bildiği bir konu sorulduğunda cevap vermezse, kıyamet gününde ağzına ateşten bir gem vurulur."
(Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den; Tirmizî, İlim 3. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İlim 9; İbni Mâce, Mukaddime 24.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kim yanındaki ilmi gizlerse, Kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur.”

(Tirmizî, ilim, 3, H. No: 2649, V, 29, İbn Mâce, Mukaddime, 24; İmâm Ahmed, Müsned V-269)

Resim---
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Kim kendisinde Allah'ın rızası aranan bir ilmi sadece dünyalığa sahip olmak için öğrenirse, o kimse kıyamet gününde cennetin kokusunu bile duyamaz."

(Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den; Ebû Dâvûd, İlim 12. Ayrıca bk. İbni Mâce, Mukaddime 23.)

Resim---
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Allah Teâlâ ilmi insanların hafızalarından silip unutturmak suretiyle değil, fakat âlimleri öldürüp ortadan kaldırmak suretiyle alır. Neticede ortada hiçbir âlim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine lider edinirler. Onlara birtakım meseleler sorulur; onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer, hem de insanları saptırırlar."

(Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ; Buhârî, İlim 34; Müslim, İlim 13. Ayrıca bk. Buhârî, İ'tisâm 7; Tirmizî, İlim 5; İbni Mâce, Mukaddime 8.)

Bilerek bilmeyerek Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem in sırat-ı Mustakîm Yolunda, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi sollayıp geçen Şucu-Bucu Câhillerin İlmullah İlmini nasıl yok ettiği ve Ed DALAL celle celâlihu Mazharı olduğu Saparak Saptırdığı ve Sonuçları ise:

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Allah Teâlâ, İLMi kullardan soymak suretiyle çekip almaz. Ancak ilmi, âlimleri almak suretiyle ortadan kaldırır. Allah hiçbir âlim bırakmayınca da, insanlar bir takım cahil başlar edinirler ve onlara sorular sorarlar, onlar da ilimsiz fetva verirler. Bu yüzden de hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar."
(Buhari, İlim, 34; Müslim, İlim, 13, 14; Müsned, 2/162)

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"Âhir zamanda bir kavim ortaya çıkar. Cahiller başa geçerek insanlara fetvâ verirler. Böylece hem kendileri sapar hem de başkalarını saptırırlar."
(Buhari, İlim, 34; Müslim, İlim, 13Tirmizi, İlim, 5)

İLMinden FAYDA sağlamayan AHMAKlar için:

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allâhümme innî eûzü bike mine’l–aczi ve’l–keseli ve’l–buhli ve’l–heremi ve azâbi’l–kabr. Allâhümme âti nefsî takvâhâ, ve zekkihâ ente hayrü men zekkâhâ, ente veliyyühâ ve mevlâhâ. Allâhümme innî eûzü bike min ilmin lâ yenfa‘ ve min kalbin lâ yahşa‘ ve min nefsin lâ teşba‘ ve min da‘vetin lâ yüstecâbü lehâ: Allahım! Âcizlikten, tembellikten, cimrilikten, ihtiyarlayıp ele avuca düşmekten ve kabir azâbından sana sığınırım. Allahım! Nefsime takvâ nasip et ve onu her türlü günahtan temizle; onu en iyi temizleyecek sensin. Ona yardım edip eğitecek sadece sensin. Allahım! Faydasız ilimden, ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.”
(Zeyd İbni Erkam’dan ; Müslim, Zikir 73. Ayrıca bk. Nesâî, İstiâze 13, 65.)

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"Kötü âlimler kıyamet günü getirilir, cehennem ateşine atılır. Her biri, cehennemde bir kamış ile değirmen döndüren merkeb gibi dolaşır durur. Ona: "Vay sana, biz seninle doğru yolu bulmuştuk, bu halin de ne?" diye sorarlar. O da der ki: "Ben, sizi nehyettiğim şeyleri tutmaz aksini yapardım."
(el- Hindi, Kenzu’l-ummal, 10/29097)

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"Dinin felaketine yol açan üç sebeb vardır: Günahkâr fıkıh âlimi, zâlim devlet başkanı ve cahil müctehiddir."
(Feyzü’l-kadir, 1/52)

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"Ümmetimin aleyhine korktuğumuz şeylerin en korkuncu, her dili bilen münafıktır."
(Müsned, 1/22, 44)

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ümmetimin aleyhine korktuğumun en korkuncu, saptırıcı liderlerdir."
(İbn Mace, Fiten, 9; Müsned, 6/441)

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kıyamet gününde insanların en şiddetli azab çekeni, Allah'ın ilmiyle kendisine bir menfaat vermediği âlimdir."
(Kenzu’l-ummal, 10/29099)

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"Her kim Allah'tan başkası için ilim elde ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın."
(Tirmizi, İlim, 6 )

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"İlim amelden hayırlıdır, dinin kuvvetlenmesi ise, takva iledir. Âlim, az da olsa ilmiyle amel edendir."
(Kenzu’l-ummal, 10/28657)

Oysa Muhteşem Muhammedî Fâkıh için bakınız buyrulana:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:"Size mükemmel bir fıkıh âlimini haber vereyim mi? Allah'ın rahmetinden insanların ümidini kesmeyen ve merhametinden onları ümitsizliğe götürmeyen, Allah'ın tuzağından onları emin kılmayan ve dünyaya rağbet için Kur'ân'ı bırakmayan kimsedir. Haberiniz olsun anlaşılmayan bir ibadette, üzerinde düşünülmeyen ilimde hayır yoktur."
(Kenzu’l-ummal, 10/28943; Darimi, Mukaddime, 29)

İlmin yok olmayacağı, ülemânın zevâl bulacağı (Müslim, İlim 14 bkz.).

Bilginlerin azalması veya yok olmasının İslâm ümmetinin istikâmeti ve âkıbeti için çok kötü sonuçlar doğuracağı (İbn Mâce, Fiten 26 bkz.).

Âlimlerin; Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem in, Kur'ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt aleyhumusselâm EDEBinde VELÂYET vârisleri OL-duğu:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Âlimler-peygamberlerin vârisleridir."
(Buharî, ilim, 10; Ebû Davud, ilim,3; İbn Mâce, Mukaddime 17)

İlmiyle âmil olma (Müslim, Zikr ve’d- Duhâ 73; İbn Mâce, Edeb 28 bkz.).

Erdemli bilginlerin gökteki yıldızlar gibi olduğu(İmâm-ı Ahmed, Müsned III-157 bkz.) bildirilmiştir.

İLMi ancak ve ancak kadir kıymetini BİLen EHLine öğretmek hususunda:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İlim öğrenmek her müslümana farzdır. İlmi, ehli olmayana öğretmek, domuzların boyunlarına cevher, inci ve altın takmaya benzer...” buyurdu.
(Enes İbni Mâlik (radiyallahu anhu) dan İbn Mâce ve diğerleri)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yâ Eba Zer! Gidip ALLAH’ın kitâbından bir âyet öğrenmen senin için yüz rekat nâfile namaz kılmandan daha hayırlıdır. Amel edilsin veya edilmesin ilmî bir konuyu öğrenmen ise, senin için bin rekat nâfile namaz kılmandan daha hayırlıdır.” buyurdu.
(Ebi Zer (radiyallahu anhu)’dan İbn Mâce hâsen isnadla)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “ALLAH (celle celâluhu)’nun benimle birlikte göndertiği hidâyet ve ilim yere yağan yağmura benzer. Bu yerin bir bölümü güzel, verimli, suyu emer, otlar ve bitkiler bitirir. Bir kısmı da çorak arazidir ki hiçbir şey bitmez (ama) suyu tutar. ALLAH (celle celâluhu) bu toprakla insanlara yarar sağlar. İnsanlar ondan sularını alırlar. Hayvanlarını ve tarlalarını sularlar. Bazı yerlere de yağmur yağar ama orası suyu tutmaz. Yağan yağmur akar gider. Bir şey de bitirmez. İşte bu; ALLAH (celle celâluhu)’nun dinini öğrenip ve ALLAH (celle celâluhu)’nun benim vasıtamla göndertiğinden yararlanıp da hem öğrenen hem de öğreten bir kişiyle buna kulak asmayan ve ALLAH (celle celâluhu)’nun benimle göndertiği hidâyeti kabul etmeyen kişiye benzer.” buyurmuştur.
(Ebu Musa (radiyallahu anhu)’dan Buhârî ve Müslim)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsan ölünce amellerinin sevâbı kesilir. Ancak şu üç amelinin sevâbı devâm eder. Verdiği sadaka-i câriye veya (bıraktığı) faydalanılan ilim veya (yetiştirdiği) kendisine dua eden sâlih evlâd.” buyurmuştur.
(Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)’dan Müslim ve diğerleri)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İslâmı anlayan (fıkh eden, ilm eden) bir kişi, şeytâna karşı bin abidden (anlamadan ibâdetle meşgul olan kişi) daha üstündür.” buyurmuştur.
(İbn Abbas (radiyallahu anhu)’dan Tirmizî, İbn Mâce)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “ALLAH’ım! Faydasız ilimden, huşû’ duymayan (Sana tazim etmeyen) kalbden, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.” buyurmuştur.
(Zeyd İbn Erkam (radiyallahu anhu)’dan Müslim, Tirmizî, Nesâî)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Âlimlere öğünmek ve câhillerle mücâdele etmek veya (ilmiyle) insanların teveccühünü kazanmak amacıyla ilim tahsil eden kişi cehennemdedir.” buyurmuştur.
(İbn ömer (radiyallahu anhu) dan İbn Mâce)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bir kimse ALLAH (celle celâluhu)’nun insanlara yararlı kılacağı dini bir meseleyi (dini işleri) gizler, onu söylemezse, kıyâmet gününde ALLAH (celle celâluhu) o kimseye ateşten bir gem vurur.” buyurmuştur
(Ebi Saîd El Hudri (radiyallahu anhu) dan İbn Mâce)

Bu hadis-i şerîf de bizi ilgilendirmektedir.
Karınca kaderince anladığımızı arz ediyoruz.
Kusurumuzu affedersiniz.
Biz ciddî ve samîmi ashabız.
Kardeşiz, arkadaşız.
Muhammedîyiz hamd olsun...

Muhammedî hasbî Hizmet SAHABEliği-Arkadaşlığı en HAYRlı OL-AN-ıdır hamdolsun:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yâ Rasûlullah! Hangi arkadaşlarımız daha hayırlıdır?” diye soran İbn Abbas (radiyallahu anhu)’ya: “ Görülmesi size ALLAH (celle celâluhu)’ı hatırlatan, konuşması Bilginizi (İLMinizi) artıran, yaptığı amel size âhireti andıran kimselerdir.” buyurdu.
(İbn Abbas (radiyallahu anhu)’dan Ebu Ya’lâ).

İşte biz böyle arkadaşlarız İnşâallah...


İslâm Dini ve Şerîatı, kendine lâzım ve lâyık olan ilimleri çeşitli dallarda doğurup geliştirmiştir.
Tefsir usûlünün pek çok dalları vardır.
Hadis İlmi...

Fıkıh İlmi ki İmâm-ı Azam’ın: “Bir kimsenin hak ve sorumluluklarını bilmesi” diye târif ettiği ilim.

İlm-i kelâm...
Bazı Sûfîlerce:
İlim; irfândır, mârifettir.
“Âlim kâl (söz) ilmiyle, Ârif hâl ilmiyle uğraşır.” derler...
Derler de “ İlimsiz irfân nasıl olacakmış?” buna cevâb veremezler...
Tasavvuf bir bütündür. Bir bedendir...
El, ayaktan değerli olamaz!...
İLiM-EDeB-İRFaN-ERKaN…
ASL OL-AN budur İnşaallah..

Şer’î (naklî ve dinî) İlimler:
Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm ve Tasavvuf İlimleri.
Usûl ilmi ise: tefsir, hadis ve fıkhı usûlünce (ilmî ilke ve metodoloji içinde) inceleyen disiplinin adıdır.

Aklî İlimler:
Nazarî (teorik) aklî ilimler: İlâhiyat (metafizik), riyâzât (matematik), tabiat (fizik) vs. amelî (prâtik) aklî ilimler: Ahlâk ilmi, siyâset v.s.


İmâm-ı Alî (kerremullahi veche):
“İlim bir nokta idi, onu câhiller çoğalttı!..” ve yine:
“İlim, besmelenin “be” harfinin altındaki noktadır...”
buyurması İLMin menşe’inin yüceliğine işârettir...

Gerçekten, TASAVVUF-ta ve TEKNİK-te NOKTA: Esâs, Asıl, Ana ve Temeldir.

NOKTAnın HAREKETinden DOĞRU (Hat: Sırât-ı Müstakîm),
DOĞRUnun hareketinden DÜZLEM (Satıh-Yüzey),
DÜZLEMin hareketinden ise HACİM DOĞar (3 boyut: Cisim-Madde)
NOKTA İLK ve ANAdır.

NOKTAnın HAREKEsinden HARFler,
HARFlerin HAREKEsinden KELİMEler,
KELİMElerin HAREKEsinden CÜMLEler DOĞar (3 boyut: İsim-Mânâ)

Arapça’da “Elif” birinci şahsın fiildeki çekim zamiridir.
Besmelenin başındaki “Be” harfinin çıkıntısında gizlenmiştir.
“Ben, ALLAH (celle celâluhu) ismi ile (başlıyorum)...” demek olduğu aşikârdır.
Ve Ahadiyyetî, Ulûhiyyetî, Vahdaniyyetî ve Rübûbiyyetî ile Dâim, Kaim ve Hayy olan ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL var...
İlk halk edilen (NOKTA) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ruhu (ÖZ-ü) dür.
Bu ÖZ ise besmelenin “Be” sinin noktası mesabesindedir.
Öyle bir Sabit Nokta ki tüm özlerimizde nümûnesi mevcûddur ve öyle bir nokta ki harekete geçirildiği anda herşey ondan doğar ve neticelenir.
AYaN-ı SABİT denilen Hulâsa..
İnsanî İlmin ilk kaynağı bu NOKTAdadır.

Zâhirde fiilin zamiri gibi olan Elif, Bâtında Ulûhiyyet Varlığına delildir.
Kyam Kıymeti Elif ise ASIL ve ASİL bir HARFtir.
Müstakil olup kimseyle birleşmez.
Ne var ki ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL, mahlûkatı (varlığı) var etmeyi Kaza, Kader, İrade ve Dilemesi (Meşiyyeti) ile Celâlden Cemâle; Âzamet (zâhirî) ve Kudretten (bâtınî) ref’et ve merhâmete; Vahdaniyyetten, Ünsiyyet ve Ülfet’e tenezzül buyurunca...
Elif, Be’ye “ bast” eyleyip-açılıp genişleyerek, zuhurata sebeb olarak Merhamet ve Muhabbet Kanatlarını sermiştir.
Her varlık buna Muhtaç ve Mecburdur.
İNSAN ise Muhtaç, Mecbur, Me’mur ve Mahkumdur.
Fakîr, Âciz, Zelil ve Âlîl (yok olucu) nesne; var olmak için, elbette “VAR EDEN” in muhabbetine ve merhametine muhtaç ve mecbur kalacaktır.
İnsan AKLı ise er-geç Fakîr, Âciz, Zelil ve Âlîl OL-AN KULLUK Sıfatlarıyla HAKK ALLAH celle celâlihu nun VARlığından Geçici, İzafî ve gölge VAR-lık Sahibi olduğunu ve HAKK Teâlâ’ya Muhtaç, Mecbur, Me’mur ve Mahkum OL-duğunu Anlayacaktır..

Gizli Elif’in bağrında doğan Be’ nin sinesindeki “Sîn” harfi üç dişli olup ALLAHÎ (İlâhî) sırdır. Sîn’in Sînesindeki “Mim” ise, Muhabbetin ve Merhametin ta kendisi olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in Hakikatidir.
Murad-ı Muhammeddir. Menbağ-ı Muhammeddir.
“Bism” “mim” de yuvarlanıp, mümdemiç olup (dürülüp, bükülüp) Enfüs-Merkez-Öz Noktası içine sokulur.
Ve bu nokta “Devrân” edip “ Be” nin altına konulur ve Rübûbiyyet Tevhidinin Sırrını taşır.

Ali Ali kerremullahi veche SIRRıdır…

Budur Ali kerremullahi veche nin: “Kur'ân-ı Kerim Fâtiha-yı Şerifeye derc edilip, dürülüp, bükülüp sokulsa, Fâtiha-yı Şerife de Besmeleye derc edilip, dürülüp, bükülüp sokulsa, Besmele de Başındaki “Be” Harfine derc edilip, dürülüp, bükülüp sokulsa ALTındaki NOKTA BENim!”
buyurmasının SIRRı ANcak ve Ancak YAŞAndığında Anlaşılır ve asla Anlatılmakla değildir duymuşuz YOL Büyüklerimzden.

Muhammed (Aleyhi’s-Selâm)’ın; Tek Ve Eşsiz, Mübârek, Mükemmel ve Mükerrem Mürebbîlik Sırrı ile, Muhammedî Bilelik Sırrı olan bu NOKTA, tohumun (Kulluk Tohumunun) içinde mündemiçtir.
Nokta ise, bu İlâhî Devrân sonucu ASLından ayrıldı.
ASLın altında yerini aldı.
İLLİYYİNden ESFELİne KULluk İmtihanı SAHRAsına tenezzül buyrudu.
Kulluk Makamına oturdu.
Gurbete düştü!...

İşte Bu Yalan Dünyada en KARİB ve GARİB Olarak ASLına RÜCU’-DÖNüş ÇİLEsini doldurmak için Dünyanın dönüş hızı olan 1600km/saat hızla ECELine koşmaktadır ne acı ki çoğumuz gaflet içinde..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem den devr aldığımız Dünya ÇİLEsi YAKÎN gelene kadar sürecektir.
Erdem ve EDEB Ehl-i Beytinin yolu çile yoludur.
Böyle gelmiş ve böyle gidecektir.
Ne mutlu Hasbî Hizmet Çilekeşlerine:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “El İslamu bedâ gariben ve seyuudu gariben ve tubâ lilgurebâ İslâm garib olarak başladı ve başladığı gibi (günün birinde) garib hâline dönüşecektir. Ve tubâ li’l-gurâbâ: Ne mutlu-Müjdeler Olsun gariblere! (Sıddık Ve Âdil Muhammedî Âşıklara!)” buyurmuştur.
(Ebu Hureyre (ra) dan; İbni Mâce, Sünen, Fiten- 3986 ve Müslim Enes bin Mâlik (ra) dan; İbni Mâce, Sünen, Fiten-3987 Zevâid Abdullah İbni Mes’ud (ra) dan; İbni Mâce, Sünen, Fiten 3988 ve Tirmizî)

“Bism”in NOKTAya dönüşü (devri), TOHUM oluşu...
Kâinâtın “DEVRÂN”ına DELİLdir.
Her tohum bu kâinât tarlasına düşüp de can içinde can buldu mu, ağaç olup (dal-budak ve ufacık yemyeşil elleriyle duada) SEYRÂN’a geçer.
Çiçek açıp, meyve verip CEVLÂN’a geçer...
Binlerce tohum üreterek, tohumdan tohuma HAYRÂN’a geçer...
Âcizâne zevklerimizde zuhûratlar bunlardır...
Şiirlerimizdeki DEVR-SEYR-CEVL ve HAYR ŞE’ENleri de...

BU Naz-Niyaz NOKTAmızın daha iyi AN-laşılması İçin:

Âlem-i Asgâr (küçük âlem) olan insanoğlu, hakikatte Âlem-i Ekber’in (Büyük Âlemin) timsâlidir.
O’nda olan onda da mevcûddur.
Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: "Ben ilmin şehriyim, Ali ise kapısıdır"
(Suyutî’nin el- Cami’us-Sağir 1/415, İbni Hacer el-Heytemi' nin Sevaik’ul Muhrika 73; İbn-i Hacer Askalanî’nin Tehzib’ut-Tehzib 6/320; Hâkim en-Nîsâbûrî’nin Müstedrek-i Hâkim 3/126)

Buyurduğu Azîz Efendim İmâmı Alî (kerremullahi veche):
“Eyâ insan cirmike cirmis-sâgirun, ve fike intavâ âlemü’l-ekber...” buyurmuştur.
Tavâ kökü: elbiseyi, yatağı v.s. dürüp katlamaktır.
Mündemic: (dümûc’dan) indimâc eden, dürülüp sarılan, içine yerleşen, içine sokulması olup aynı anlamdadır.

“Ey insanoğlu! Cirmin (cisim, hacim) çok küçüktür, fakat âlemü’l-ekber sende intevadır, mündemictir. İçine sokulmuştur (o kadar da değerin var) !” Buyurması ne hârikadır.

Ey insanoğlu Âlemü’l-Ekber senin özüne, enfüsüne, fuadına dürülüp sokulmuştur.
Tıpkı bir TOHUMun içine yerleşen dev AĞAÇlar gibi...
Ruh “Âlemü’l-Emr”dendir.
Âlemü’l-Emr ise Emri veren Âlemdendir!...

Kişinin Muhammedî oluşu:
ŞerîatMuhammedîyye,
TarikatMuhammedîyye,
Mârifet-i Muhammedîyye ve
Hakikat-i Muhammedîyye her kişinin özünde fitraten mündemictir.
Piriz gibi herkesin HİLKıyetinde-Yaratılış Proğramında ve ÖZ-ünde HAZIR beklemektedir...

Hakikat-i MuhammedîyyeSÎNi;
BİL-ir, Arar, BUL-ur, KULlanır O’nunla bizzât OL-ur ve O’nunla YAŞArsa ne mutlu SAÎDdir (EVLİYÂdır).
REDDederse ne yazık ki ŞÂKİdir (EŞKIYÂ) dır...

Bir başka rivâyette ise İmâmı Alî (kerremullahi veche):
“Eyâ insan: Ve tezeimu inneke cismi’ssâgir ve fike intiva’l-âlemil kebir: Ey insan, sen cismi sagirsin, zum’ edersin!... Hâlbuki Âlemû’l-Ekber sende müntâvidir (intiva etmiştir, katlanmıştır).”

Zum’ etmek: Bâtıl zann, sanı, şüphe.
Müntâvi, Mültevî: ihtivâ eden, bükülüp sarılıp sokulan.

“Ey insanoğlu; sen kendini, küçücük bir şey, bir cisim mi sanıyorsun? Hâlbuki en büyük âlem (Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın) sende dürülüp toplanmıştır...”

Azîz efendim İmâm-ı Alî (kerremullahi veche)’nin bu güzellikleri ve ÖZellikleri buyurmasındaki İNSAN, elbette prototip (ilk örnek) olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise; ALLAH (İsm-i celâl) (celle celâluhu)’nun Azamet ve Kudreti karşısında, “ABDULLAH”ı olarak kulluk vasıflarını,
Fakriyet, Acziyet Zillet ve İlletini; Yâni Mahviyetini,
İLÂHÎ İLİM, İRADE, İDRAK VE İŞTİRAK TEVHİDİ ile ebedîyyen giyinip tenezzül ve tevâzu’ ile DEVRÂN edip, yuvarlanıp “Nokta” (ilk=ümm=ana=halkın aslı) olarak RABB’ısı Huzurunda küçüldükçe küçülüp en sonunda beyaz kağıda (var etme iradesi) İlâhî Kalemin (Nurullah) ucu ile konulan NOKTA HÂLinde ASL-dan HASL-hasıl olmuştur…

Resim---
Câbir bin Abdullah (radiyallahu anhu)’dan:
“Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem! Anam babam sana fedâ olsun, ALLAH’ın en evvel yarattığı şeyi bana söyler misin?” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Yâ Câbir! eşyâdan önce, kendi nurundan (Nurullah) senin PEYGAMBERİNİN NURUnu yarattı.” Ve şöyle buyurdu:
“O nur ALLAH’ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin ne de ins var idi.” Ondan sonra buyurdu ki:
“ALLAH Teâlâ mahlûkatı yaratmak istediği zaman, o nuru taksim edip 4 parça yaptı:
İlk parçadan KALEMi yarattı.
İkinci parçadan LEVH’i yarattı.
Üçüncü parçadan ARŞ’ı yarattı.
Dördüncü parçayı taksim edip dört parça yaptı:
İlkinden GÖKleri yarattı.
İkincisinden YERi yarattı.
Üçüncüsünden CENNET ve CEHENNEMi yarattı.
Dördüncü parçayı yine taksim edip dört parçaya ayırdı:
Birincisinden mü’minlerin GÖZlerinin NURUnu yarattı.
İkincisinden KALBlerinin NURUnu yarattı ki o, ALLAH’ı bilmedir.
Üçüncüsünden DİLlerinin NURUnu yarattı ki o da Kelime-yi Tevhiddir....”
(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)

Cümle HAT-lar (kâinât, eşyâ) ve HARFler (sözler, ahdler vs.) bu NOKTAnın ŞEENULLAHtaki; Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın Hareketi, Mârifeti ve Hünerleridir.

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim---Yes’ eluhu men fis semâvâti vel ard (ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin :Göklerde ve yerde bulunan herkes, O'ndan ister. O, her an YARATMA halindedir.”
(Rahmân 55/29)
 
 
DEVAMI VAR...
 
 



[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır