Muhammed-i Nur


Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
1.3.2. İRADE

1.3.2. İRADE

Resim

Zıdların Mukayesi-karşılaştırılması, iyi-Kötü, Doğru-Eğri, Güzel-Çirkin vs nin gerçeğini bilmek İsteği Arzusudur.
Dilemek. Emir. Ferman. Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
İrade, ihtiyardan daha geniştir, umumidir.
İhtiyar, taraflardan birini diğerine üstünlük ile beraber tercihtir. İrade; yalnız ve saf tercihtir.
Bazı Büyüklerimiz iradeyi ihtiyar mânasında kullanmışlardır. Sonuca ulaşmış İradenin zıddı kerâhet-iyi bulmama; İhtiyarın zıddı icâb ve ıztırar-mecbur kalıştır.
İrade, hakikatte dâima henüz OL-mamışla ilgilidir.
Çünkü, bir Emrin meydana gelmesi ve vücudu-var oluşu için ANA Kararı ve EMRİ, İrade yöneltir ve takdir eder.
Fıkıhta: Cenab-ı Hak irade sıfatı ile muttasıftır ve iradesi ezelîdir. Yaratacağı şeyleri bu MURADULLAH İrade Sıfatı ile kendi Hikmeti ile;
Geçici, İğreti, İzafî CÜZ’i İrade ve bunu İŞleyecek CÜZ’i GÜÇ yüklediği her NEFSe-Veche tahsis buyurur ve O’nun irade buyurduğu mutlak “KÛN!:OL!” Ol-ur..
Âdetullah-Sünnetullah üzerine, İrade-i Külliye-i İlâhiye, KUL-unu İrade-i cüz'iye TERCİHine bakar.
Kul, bu kesinleşmiş HAYR veya ŞER SEÇimin-Tercihini İDRAK-DORUKa Çekip İİTİRAKla İşlerse, FİİLe dökerse ALLAH celle celâlihu bu Fiili Yaratır ve SONUÇta KUL karşılığını HESAB ve CEZA olarak görür.
AKL-ı SİLM-Müslüman olan ANlarki asla ALLAH celle celâlihu cebr-zorlam yapmamaktadır..

Bizler her NEFS için VİCDANdan bahsederiz.
VİCDAN, İnsanın Enfüsündeki-İçindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem duyan manevî his ve melekenin adıdır ki sonucu İRADEye dayanır.

İRADE, Tercih etme melekesi, bilinçli bir seçme olunca; kişinin, sonucuna katlanması ve sorumlu olması doğaldır.
İrade, HAYR ile ŞERRden birini tercihtir.
İhtiyar ise en hayırlı olanı seçmektir.
Kur’ân-ı Kerîm’de hem ALLAH (celle celâluhu)’ya hem de insana nisbet edilerek 139 yerde geçer.
Murad, Muradullah olup kulun iradesini kapsadığı, sınırladığı:

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم مِّن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَكِنِ اخْتَلَفُواْ فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلُواْ وَلَكِنَّ اللّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
Resim---“Tilker rusulu faddalnâ ba’dahum alâ ba’d(ba’din), minhum men kellemallâhu ve rafea ba’dahum derecât(derecâtin), ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhıl kudus(rûhıl kudusi), ve lev şâallâhu maktetelellezîne min ba’dihim min ba’di mâ câethumul beyyinâtu ve lâkinihtelefû fe minhum men âmene ve minhum men kefer(kefere), ve lev şâallâhu maktetelû ve lâkinnallâhe yef’alu mâ yurîd(yurîdu) : O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmı ile konuşmuş, bazılarını da derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya açık mucizeler verdik ve onu Rûhu'l-Kudüs ile güçlendirdik. Allah dileseydi o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de içlerinden kimi iman etti, kimi de inkâr etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı; lâkin Allah dilediğini yapar.”
(Bakara 2/253)

لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ
Resim---“Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde leh(lehu), ve mâ lehum min dûnihî min vâl(vâlin) : O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç bir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur.”
(Ra’d 13/11)

قُلْ مَن ذَا الَّذِي يَعْصِمُكُم مِّنَ اللَّهِ إِنْ أَرَادَ بِكُمْ سُوءًا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةً وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ اللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
Resim---“Kul men zellezî ya’sımukum minallâhi in erâde bikum sûen ev erâdebikum rahmeh(rahmeten), ve lâ yecidûne lehum min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîren) : De ki: "Size bir kötülük isteyecek olsa sizi Allah'tan koruyacak veya size bir rahmet isteyecek olsa (buna engel olacak) kimdir?" Onlar, kendileri için Allah'ın dışında ne bir veli, ne bir yardımcı bulamazlar.”
(Ahzâb 33/17)

Hayr ve Şer olarak, olup bitenlerin ALLAH (celle celâluhu)’nun İradesi altında olduğu:

فَمَن يُرِدِ اللّهُ أَن يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلإِسْلاَمِ وَمَن يُرِدْ أَن يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاء كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ
Resim---“Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne) : Allah, kime hidâyet etmeği dilerse, İslâma onun göğsünü açar, gönlüne genişlik verir. Her kimi de sapıklığa bırakmak isterse, onun kalbini öyle daraltır sıkıştırır ki, iman teklifi karşısında göğe çıkacakmış gibi (zorlukta) olur. Allah, iman etmiyenler üzerine, böyle azab bırakır.”
(En’âm 6/125)

وَإِذَا أَرَدْنَا أَن نُّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُواْ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمِيرًا
Resim---“Ve izâ erednâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe fesekû fîhâ fe hakka aleyhel kavlu fe demmernâhâ tedmîrâ(tedmîren) : Bir memleketi helâk etmek istediğimiz zaman, o memleketin zevke düşkün öncülerine Peygamberlerinin diliyle itaat emrederiz. Onlar, orada boyun eğmezler, itaat etmezler. Artık o memleket üzerine hüküm gerçekleşmiştir. İşte o memleketi kökünden helâk eder de ederiz...”
(İsrâ 17/16)

وَأَنَّا لَا نَدْرِي أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي الْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا
Resim---“Ve ennâ lâ nedrî eşerrun urîde bi men fîl ardı em erâde bi him rabbuhum reşedâ(reşeden) : "Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?"
(Cin 72/10)

KÜLLÎ İRADE, Sonsuz Sınırsız, Bedelsiz ve Sebebsiz DİLEyebilmesi, MUTLAK kendi ZÂTına masus OL-AN İLÂHÎ İRADEdir.

CÜZ’İ İRADE ise KULluğun ANA Sıfatları olan AKLın, Fakriyet (aslen fakîr oluş), Acziyet (âcizlik), Zillet (zelillik- kendine mahsus izzetsizlik) ve İllet (sebebe dayalılık-sonunda yok oluş) Sıfatları İçindeki HÂLi gereği bir AN-da ancak bir ŞEYi Sınırlı ve Sorumlu DİLE-yebilen, iki ŞEYe BİRlikte DİLEmede bulunamayan İNSAN İRADESİdir.

İşte İnsanoğlu bu CÜZ’İ İRADE Ölçüsü ile Kulluk sıfatları NOKSANlıklarını;
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem i DUY-up UY-arak,
Kelâmullah, Muaradullah, Emrullah, Sünnetullah, Kudretullah, Azametullah gibi ANA kavramların Şerat-ı GARRAsında;

Muhammedî ŞUURu BİLebilir
Muhammedî NÛRu BULabilir
Muhammedî SüRURda Olabilir
Muhammedî O-NURu YAŞAyabilir

Muhammedî Kulluk Kemâline ER-ER…

 

KÜLLÎ İRADE, ALLAH celle celâlihu için, “KûN:OL!” EMRi ile “HER ŞEY” i yapma ya da yapmama ULUHİYYET-ALLAH’lık Hakkıdır.
CÜZ’İ İRADE, İnsanoğlu için mümkün (olabilir) olan “BİR ŞEY” i yapmayı ya da yapmamayı tercih etme (seçme) yeteneği-melekesidir.

İnsanoğlu CÜZ’İ İRADE Kabı kadar KÜLLÎ İRADEyi kullanır durur HAYYatta..
Bir kişinin Konuşma Yeteneğinin olup olmaması KÜLLÎ İRADE iken, o kişinin yalan veya doğru konuşması CÜZ’İ İRADEsidir.
İstemek, arzu etmek, tercih etmek, insanın Allah'a itaat veya ona isyan etmesi ile ilgili olan sınırlı iradesi.
Olumlu olumsuz Alternatiflerden birine yönelme kabiliyeti bulunan kulun, CÜZ’İ İRADEsi vardır demektir.

Bu nedenledir ki AKIL Şeriatullah ve İlmullah sahnesinde öğrendiği İLİMi ve yeteneklerini, İRADE EDEBİ içinde bir Tarikat Kâmilinde ER-ğinliğe eriştirir.

Bir KUL, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem in İman, Amel, Ahlâk Ahvâl ve Hallerindeki 4 lü sistemde CÜZ’İ İRADEsini, tüm AMELlerinde-tüm eylemlerinde KÜLLÎ İRADE Sahibi ALLAHÜ ZÜ’L-CELÂL’in MEŞİYYET-İsteme ve MURADULLAH-Rızasını aramakta kullanmalıdır.


İnsan iradesiyle yaptığından sorumlu iken:

“İnsan kendi fiilini bizzât seçip yapma gücüne sahibtir” diyen ve İrade Hürriyetini savunan Kaderiyye Fırkası...


Kaderiyye Mezhebi: “Kullar, iradelerinde tamamen hür ve bağımsızdır ihtiyari fiillerini kendi yaratır ve CÜZ’İ İRADE FİİLden ibarettir.
Bunda Allah'ın bir rolü yoktur.
Bir bakıma insan, fiillerinin yaratıcısıdır; onları işleyip işlememekte tamamen serbesttir. Özellikle kötü fiiller açısından bu böyledir.”
Gibi AKLa ve NAKLe ters TEZleri vardır.

Kaderiyye Mezhebi İleri gelenlerinden Kâdî Abdülcebbâr: "Allah'ın İradesi kötü fiillere taalluk etmez. O sadece iyiyi diler" demektedir
(Şerhu Usüli'l-Hamse, Kâhire 1965, 431)

Kaderiyye Mezhebinden doğan ve Az farkla Kaderiyye inancını savunan Mû’tezile...

Mû’tezile Mezhebinin doğuşu;
Hasan Basrî kaddesallahu sırrahu nun meclisinde geçtiği varsayılan meşhur olaya göre:
Vâsıl b. Atâ: “Büyük günah işleyen kimselerin mü’min ya da kâfir olmadıkları, bu iki durum arasında bir yerde “el-menziletü beyne’l-menzileteyn” bulundukları”
Görüşünü dile getirdiği için Hasan Basrî’nin:
“Vâsıl bizden ayrıldı” anlamına gelen "Kad i’tezele anna’l-Vâsıl" sözüyle Vâsıl b. Atâ (131/748) grup dışı kalmıştır ve kendisi Mu’tezile Mezhebini kurmuştur.
Mu’tezile’ye bu ismin verilişini, sözü edilen olayla irtibatlandıran bu yaklaşım genel kabul görmüştür.

Kaderiyye mezhebine reaksiyon olarak ortaya çıkan Cebriyye mezhebinin görüşüne göre ise:

“İnsanın hiçbir İrâdî Hürriyeti yoktur. Allah önceden her şeyi takdir etmiştir. Kul, bu takdir edilmiş şeyleri yapmak zorundadır. Yukarıdan gelen su nasıl aşağıya doğru akmağa, yukarıya fırlatılan taş nasıl geri dönmeğe mahkûm ise, insan da kaderinde yazılı olan şeyleri yapmağa mahkûmdur. İnsan âdeta önceden programlanmış bir robot gibidir. Nasıl programlanmışsa, onu yapar!”
“Kullar, iradelerinde tamamen bağımlı ve esirdirler”
Gibi ters tezlerdir.

Ne acı ki, Kulun iradesizliği yanında, sorumluluğunu hangi temele dayandıracağını izah etmekten aciz kalan Cebriyye, zaman içinde bilgin ve düşünürler arasında yok olup gitmeğe mahkûm oldu.
Ancak zaman zaman ümmetin bu düşüncenin etkilerinden kurtulduğu söylenemez.

Bu Sapık Fırkaların her ikisi de NASSları- Kur'ân-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde bir iş ve mes'ele hakkında olan açıklık ve bu şekilde açık olan KELÂM ve ÂYET, ANA AKİDEyi tek yönlü almışlar karşı tarafın ileri sürdüğü delilleri bağnazca görmezlikten gelmişlerdir.
Ayrıca iki fırkanın da tüm kötülüklerin fışkırdığı Emevîler döneminde ortaya çıkmış olması dikkat çekici ve hayret vericidir.

Şimdi AKL-ı SİLm ile Fırka-yı NÂCİYE YOLUna bakalım;

 



[ Geri Dön ]


Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır