Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
152-SULTANIM

~ SULTANIM ~
 
Dalga kavuşmaya sahil sarmaya
Agaç aşka hazır, balta yarmaya
Aklım adam edip Yâr’e varmaya
Agyâr aklım baştan almış Sultanım…
 
 
Tohumda dirilik toprakta dolgun
Dalda - budak - çiçek yaprağı solgun
Güneşi gönlüne sindiren olgun
Çağlanın acısı balmış Sultanım…
 
 
Dinlesin sefiller sevdâ sesini
Erenler erdemin HAKK nefesini
Âşığın mâşuğa aşk bestesini
Rıza bulmuş RABB’a çalmış Sultanım…
 
 
Mecnun muhabbeti mesel Leylâ’ya
Bergüzâr can değil bezm-i belâ’ya
Derûni deryada deli dalgaya
Desturun dilemiş dalmış Sultanım…
 
 
Dört mevsimlik ömür çağlayıp geçen
Baş gözü benliğe bahasın biçen
Basîret gözüdür tevhidi seçen
Meğer hâl içinde hâlmış Sultanım…
 
 
Duymayın uymayın şu serseriye
Kovsanızda gitmez gönlü beriye
Âşık ölmüş aşktan başka geriye
Bir avuç sevdâsı kalmış Sultanım…
 
 
Kâinât kardeştir ayn-i can HAKK’tır
Su - hava bulana, ateş - topraktır
Âşıkların aşkı yeşil yapraktır
El âlemin derdi malmış Sultanım…
 
 
Sevgililer sevdâ içer sevgiden
Seveni sevdâdır perişân eden
Güneşe uçuran dörd nala giden
Atın yiğitliği nalmış Sultanım…
 
 
Bu nasıl mekan Dost zamanı yutmuş
Âşıkar bağlamış aşkı uyutmuş
Divâne dervişler derdi unutmuş
Seyrini sahile salmış Sultanım…
 
 
Semâ da bedenim yüreğimde ney
Döndürüyor bizi aşk denilen şey
Nideyim âlemin henâmesin hey
Aşka âgyâr olan eLmiş Sultanım …
 
 
Hâlvetinde hafi cihana cehri
Körlere kılavuz devranın dehri
Zevk ile zikirdir zâhirin zehri
Panzerih perdesin delmiş Sultanım…
 
 
Gurbet elde hasret yakıp kavurup
Cevr-i cihân cânâ külüm savurup
Dervişler divân’a duaya durup
Deseler dost sabah… Gelmiş Sultanım…
 
 
Ah şu gurbet ne amansız yer imiş
Ayağın derdlerin çeken ser imiş
Sanki başımdaki karlar erimiş
Gözlerimden akan selmiş Sultanım…
 
 
Gâhi sağnak sagnak gâhi çisiyor
Derdim alevleyip derman kesiyor
Ilgıt Ilgıt dost bağından esiyor
Seherin seyrinde yelmiş  Sultanım…
 
 
Gerçi aşk türküsün çağıran çoktur
Yârin yâdedenin yalanı yoktur
Derdimin dilberi dermana doktar
Ağrıyan yerimi bilmiş Sultanım…
 
 
Uyanmaz uykumdan seher soyası
Âşık ülkesinde zevke doyası
Altın ellerinde şe’en  oyası
Gönlümün gasvetin silmiş Sultanım…
 
 
Gurbet acı hasret sînede okmuş
Haberi gelmezmiş selâmı yokmuş
Aşkın bazarnda gözdesi çokmuş
Belki defterinden silmiş Sultanım…
 
 
MUHAMMET MUSTAFA (sav) aşk efendisi
Pîr-i Gavs-ı Azam (k.s.) pâzu bendisi
Cemâati cihan, İmam kendisi
Gönlüm namazını kılmış Sultanım…
 
 
Sûretin sîrete banmış geziyor
Nûrun nârda bilmiş yanmış geziyor
Yalnızlıkla Yârin anmış geziyor
Yinede yâd elden yılmış Sultanım…
 
 
Terki diyar ettim sılâ yurdumu
Birlik bahçesinde gördüm dördümü
İki ata binme, sorma derdimi
Olacak olanlar olmuş Sultanım…
 
 
Yârden ayrı âğyâr kölesi sizler
“BİR” de birleşelim birlikte bizler
Kup kuruymuş ezel boşmuş denizler
Damla damla aşkla dolmuş Sultanım…
 
 
Âşık arşı dört adımda kat’ eder
ŞAH’a şahin olup avlar mat eder
Çile çeker kemikleri çat eder
Derler zavallıya n’olmuş Sultanım…
 
 
Şems’in yâdigârı aşk Aksaray’dan
Var imiş yoğ imiş masalmış mekan
Yedi renkdi kaküllerim bir zaman
Bâtının zevkinden solmuş Sultanım…
 
 
Dökülenler derdi divâne dile
Aşkın sermayesi çekilen çile
İz bulanlar birgün varır menzile
Yârin yâdigârı yol muş Sultanım…
 
 
Herkes güler oynar aglarım niçin
Sığınmış sinmişler içine hiç’ in
Can olup Kîtmirden can vermek için
Vardım bedenime ölmüş Sultanım…
 
 
Sûretin sırrı var kesrette kesir
Can cisim elinde cesette esir
Muhanete muhtaç, muhabbet mesir
Vurmuş yüreğime bölmüş Sultanım…
 
 
Her saniye seyrin sarıyor zaman
Gurbet gariblere vermiyor aman
Leylâ’nın goynunda bu gece mihman
Mecnunun mekanı çölmüş Sultanım…
 
 
Cevlan cevherine civcivi koyan
Agırlıklar veren ağırlık soyan
Zâhir “haşâ huzur”; bâtini ayân
“HAYY” ismi hazıra “döl”müş Sultanım…
 
 
Gurbette gahr ile geçerken ömrüm
Çıkışı inişde merdiven gördüm
Düz ova sanırdım serseri gönlüm
Başı karlı dağ ayağı gölmuş Sultanım…
 
 
Cennet - cehennem gör, yürektir mezâr
Burada – orada esrar-ı nazar
Sırat-ı Tevhide berâet bazar
Nârı nûr, dikeni gülmüş Sultanım…
 
 
Bülbülün ahı var gonca güllerde
Söylenir sevdâsı derdi dillerde
Kimi saraylarda kimi çöllerde
Arayanlar Yârin bulmuş Sultanım…
 
 
Kolumdaki saat, gözlerim gibi
Emânetir bana emânet sevgi
Başlara taç olan atlas-ü ipeği
Dervişin eyninde çulmuş Sultanım…
 
 
Aynasın ahını aşkla silmeyen
Dilin derdle doksan dokuz dilmeyen
Varlığa bürünüp yokluk bilmeyen
Ederi kıymeti pulmuş Sultanım…
 
 
Sır say Sâkî, bâde soyduğumuzu
Mihrab-ı muhabbete uyduğumuzu
“NİZAM Sultan” diye duyduğumuzu
Sorduk İhvâni’ye “Kul” muş Sultanım…
 
19.03.1988  23:21
Çisiyor : Hafifi hafif yağıyor.
 
Gasvet : gam, keder, tasa.
 
Pâzu bend :  Bâzubend. f. Pazvand. Kola bağlanan duâlı kağıt.
 
Kat’ eder : Yol alır.
 
Mat eder : Yener .Oyunu kazanır.
 
Kakül : (Kâgül) f. Alnın üzerine sarkıtılan kısa kesilmiş saç.
 
Mesir : Seyredilecek, gezilecek yer. Tenezzüh ve gezme yeri. * Seyir.
 
Döl : Üreme ymurtası.
 
Eyninde : Ensesinde. Sırtında.
 
~ DEVRÂNINDA ~
 
Alıp verilen her nefes
Kırk düğüm gırtlaktaki ses
Doğar – yaşar ölür herkes
Devrânında –devrânında…
 
 
Su yeşertir sarar toprak
Yellerle danseder yaprak
Kor alev ateş – yaşamak
Devrânında  - devrânında…       
 
 
Can cesette “BİR” biledir
“BİR” liğin bezmi diledir
Devreden çark-ı çiledir
Devrânında  - devrânında…       
 
 
Yanar – söner baht yıldızım
Malım, mülküm oğlum kızım
Bin derde bağlanmış sızım
Devrânında  - devrânında…       
 
 
Sürdüm sanma sefâsını
Çekmedikçe cefâsını
Ârife sor vefâsını
Devrânında  - devrânında…       
 
 
Üzülüyor üzüyoruz
Bulandırıp süzüyoruz
Balık gibi yüzüyoruz
Devrânında  - devrânında…       
 
 
Yoktuk bu âlemde “hiç” tik
Bebe olduk ak süt içtik
Büyüdük âhkâmlar biçtik
Devrânında  - devrânında…       
 
 
Yaprak yaprak okuyoruz
İpek halı dokuyoruz
Umuyoruz – korkuyoruz
Devrânında  - devrânında…       
 
 
Ham belirsiz, yoz belirsiz
As arada koz belirsiz
Duman deli toz belirsiz
Devrânında  - devrânında…       
 
 
Kul İhvâni ten kâfestir
Kırmak kırılmak bir sestir
Her nefesin son nefestir
Devrânında  - devrânında…
 
21.03.1988  19:40
 
Alıp verilen her nefes: Alınıp verilen nefes sınırı, inkâr – ikrar bağı ve doğum – öüm arasında kıldan ince köprüdür SIRAT. HAYATTIR...
 
Dil : Gönül.
 
Âhkâm : hükümler.
 
As : Kâğıt oyununda her cinsin en büyüğü.
 
Koz : Kâğıt oyununda geçerli olan cins.







[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır