Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
1.7. SALL - SILA - SALÂT

Resim

1.7. SALL - SILA - SALÂT

Arabçada “Sall” kökü, SILA=ULAŞIM=VUSLAT=KAVUŞMA=SILA KÖKüdür.
Onun için DSİ’de ana kanallara İsâle Kanalı, Keban’dan elektirik taşıyan Ana Hatlara da İsâle Hatları deriz.
Sall da bir ulaşım şeklidir.
Elektriğin TECRisi-CERReyanı, havanın ceryanı, sesin gelişi, ışığın gelişi gibi...
Bir ÂNda Aç-Kapa, 1-0 gibi OL-uş OL-ÂN bir SILAya SALL visali kavuşmasıdır.
AKIŞ değil de ANda YENİden Oluştur..
Her Şe’EN de Sebbaha SıRRı..
Salât, ALLAHU ZÜ’L-CELÂL’e ULAŞım,
Salâvat, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ULAŞım,
Esselâmüaleyke” dersem benden sana, selâmet-esenlik-emniyet ULAŞımıdır...
Nasıllığı ve Niceliği-Niteliği biraz daha ince iştir.
Sall”den türeyenler;
Sıla: kavuşma.
İsale: Akış, ulaşım cereyanı.
İttisal: (baligu’l- vüsül) kesin ulaşım kavuşma.
Ulaştırma, genel olarak ittisâle vesiledir. Ulaşıma vesile oluş.
Vuslat: Sılaya Ulaşım...
Sıla-i Rahîm ise aynı rahîmde (rahmette, ana karnında) buluşanların AKRABAlık SILAsına saygıdır.
Sıla-i Rahîm’in (ata yurdunu ve yakınlarını ziyâretin) kesilmesi İslâm Dininde büyük günâhtır.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Er Rahîmû muallâkatü bi’l-arşî tekûlû men vâsaleni vâsalehullahu ve men kata’anî kataahullah!: Rahîm (akrabalarla ilişkiyi sürdürmek), Arş’a asılıp şöyle der: “Beni gözeteni (sıla edeni) ALLAH gözetsin, beni keseni (terkedeni) ALLAH terk etsin-kessin atsın!” buyurdu.
(Müslim, Birr 17; İ. Ahmed, Müsned II/163,190,209)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “ALLAH: “Ben RAHMÂN’ım, o rahîmdir. Ben ona ismimden bir isim türettim. Bundan dolayı onunla ilgilenen (vuslat eden, buluşan), akrabalarıyla ilişkisini sürdürüp iyilik yapana ihsânda bulunurum. Sıla bağını (ata yurdu ve akraba ilişkisi) keseni de mahrum ederim!” buyurdu.
(Ebu Dâvud, Zekât 45;Tirmizî,Birr 9; İ. Ahmed I/191,194)

Salât: dindir, namazdır, duadır.
Ulaşımlar demek iken neden din oldu.
Çünkü “DİN”, Ubûdiyyetin (kulluğun: ibâdetlerin, itâatların v.s.) Rübûbiyyete, ulaşım arzusu ile arzıdır.
Din, Nurullah dâimiyyetini ebden sağlamak yolu-bağıdır..
Yoksa hâşâ akılsız ya da aklını kullanamayan softa sofuların sandığı gibi ALLAHU ZÜ’L-CELÂL’i çağırıp, çağırıp, arayıp bulup da (her yer NÛRundan olanı, her yerde olanı) O’nda yok oluş v.s. denilen Fenâfillah tâbiri asla kulluk değildir.
Kulluğun kuralları; Açık net ve her insanın (aklı olanın) anlayacağı Sünnetullah tarzı, sitili, tavrı ve kıvamında basitçedir...
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizzât uygulayarak ANlatmış YAŞAmış ve YAŞAtmıştır.
Karıştırıp arapsaçına çevirenler, nefslerinin hevâ ve heves fırtınasına kapılmış câhillerdir...

Şimdi gönül gözüyle Kur’ân-ı Kerîm’imize bakalım:

وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الحِسَابِ
Resim---Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi) : Onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiğini ulaştırır, Rabblerinden çekinir ve kötü sorgulamadan korkarlar.”
(Ra’d 13/21)

“Onlar ki; ALLah’ın; onunla sıla edin diye emrettiğine “Sal”ederler, RABB’lerine haşyet duyarlar ve kötü hesabdan da korkarlar...”

Bundan sonrası her akıl ve din sahibi insan gibi sana kalıyor. ALLAHU ZÜ’L-CELÂL Onunla (Kur’ân ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem) sıla edin (mutlaka ulaşın, kavuşun, vuslât edin) diye emrettiğine yâni SILAya:
Zâhiri: doğup büyüdüğü memleketine, köyüne, kentine, baba vatanına.
Bâtını: anavatanı olan “AYN”ının “ASL”ına en azından “elest”e. Türkçesi ve açıkçası ALLAHU ZÜ’L-CELÂL’e.
Ve bunun gerçekleşebilmesi için ise Rehber-i Mutlak, Mürşid-i Mutlak, İmâm-ı Mutlak ve Rasûl-ü Mutlâk olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e SALL ederler, ulaşırlar, sükût ve sükûn bulurlar.
Haşyet duyarlar; Devrân, Seyrân ve Cevlân’dan sonra sırf sıla’ya Asıl ASL’a ulaşınca sonsuz ve derunî bir saygı, hürmet, sevgi, heyecan, korku, irkilme, sevinç, saâdet ve mutlulukta HAYRÂNlık (HAŞYET) duyarlar...
Kötü bir hesabdan da korkarlar.
Çünkü, onlar henüz ölüp gitmediler, şimdi, şu ANda, Şe’enullah içinde yaşıyorlar.
Bahsedilen imkanlarla imtihan ediliyorlar.
ALLAHU-ZÜ’L-CELÂL mutlak olarak Zâtına ait olan irade ve meşiyyeti (dilemesi) ile Kaza ve Kaderini kulları üzerinde tecellî ettiriyor...
Kulları ise Fakriyet, Acziyet, Zillet, İllet v.s. gibi noksanlık, eksiklik ve imkansızlıklarla halkedildiği için ne zaman nerede ve nasıl kulluk yapacağını ve yaptığının kesin kabul olacağını asla bilemez!..

Nasıl korkmasın, nasıl korkmayalım?

وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Resim---Vellezîne hum alâ salâtihim yuhâfizûn(yuhâfizûne): Onlar ki Salâtları üzerine muhafızlık ederler.”
(Meâric 70/34)

Salât: namazdır. “Sall” lardır.
Namaz; ABDin; RABB’ısına celle celâluhu, KULluğunu ARZettiği katıksız bir zaman orucudur.
Belli bir süreyi tüm zerreleri (somut) ve derûnî (soyut) ile RABB’ısına tahsis edip ulaşım arzusunu “Hazır ve Nazır” olan ALLAHU ZÜ’L-CELÂL’in huzurunda bizzâtihi Zât-ı âlâ’sına arzetmesidir.

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim---İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî: Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl.”
(20 / TÂHÂ – 14)

الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ
Resim---Ellezî yerâke hîne tekûm (tekûmu) : O, kıyam ettiğin zaman seni görüyor.”
(Şuarâ 26/218)

وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ
Resim---Ve tekallubeke fîs sâcidîn (sâcidîne) : Ve secdekârlar içinde dolaşmanı
(Şuarâ 26/219)

Resim---Onun içindir ki
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in:
“İhsân, ALLAHU-ZÜ’L-CELÂL’i görüyormuşçasına namaz kılmandır.
Zîrâ sen onu görmesen de O seni görmektedir
!”
(Müslim: 10/7)

Hadisin aslı ise;

Resim---Abdullah İbni Ömer radiyallahu anhu'dan:
"Bana babam Ömer İbni Hattab radiyallahu anhu rivayet etti. Dedi ki: "Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında bulunduğumuz sırada aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zât çıkageldi.
Üzerinde yolculuk eseri gözükmüyor; bizden kendisini kimse tanımıyordu.
Doğru Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı.
Ellerini de uyluklarının üzerine koydu ve: "Yâ Muhammed! Bana İslâmın ne olduğunu haber ver!" dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "İslâm ALLAH'tan başka ilâh olmadığıına, Muhammed'in de ALLAH'ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen; namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt'i haccetmendir." buyurdu.
(o zât): "Doğru söyledin" dedi.
Babam dedi ki: "Biz buna hayret ettik. (Zîrâ) hem soruyor hem de tasdik ediyordu.
O zât: "Bana imândan haber ver!" dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "ALLAH'a, ALLAH'ın meleklerine, kitablarına, resûllerine ve âhiret gününe inanman ve bir de kadere; hayrına şerrine inanmandır." buyurdu.
O zât: "Doğru söyledin." dedi.
(Bu sefer): "Bana ihsândan haber ver!" dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "ALLAH'a O'nu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni muhakkak görür." buyurdu.
O zât: "Bana kıyâmetten haber ver!" dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Bu meselede sorulan, sorandan daha âlim değildir." buyurdu.
O zât: "O hâlde bana onun alâmetlerinden bâri haber ver!" dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalınayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir." buyurdu.
Babam dedi ki: "Bundan sonra o zât gitti. Ben hayli bir müddet (bekledim) durdum. Nihayet Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana:
"Yâ Ömer! O sual soran zâtın kim olduğunu biliyor musun?" dedi.
"ALLAH ve Resûlü bilir." dedim.
"Gerçekten o Cibril'di. Size dininizi öğretmeye gelmiş." buyurdular
."
(Müslim, Îmân)

Resim---Ve ayrıca Ömer İbni Hattab (ra )'ın rivâyet ettiği Cibril aleyhi's-selâm hadisinde:
"İhsân nedir?"
"İhsân, ALLAH celle celâluhu'a O'nu görüyorsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü gerçekten sen O'nu göremiyorsan da, O muhakkak seni görüyor..." buyuruyor.
(İbni Mâce, Mukaddime 63 ve Buhârî, Müslim, Nesâî, Tirmizî, Ebu Dâvud)

Ve yine “Namaz mü’minin mir’âcıdır.” buyurması bundandır.
Mi’râc ise ASL’a ÜRÛC veya RÜCÛ’dur.
Mesnedsiz konuşamayız ve konuşmamalıyız:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَابْتَغُواْ إِلَيهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُواْ فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Resim---Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne) : Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya vesile-yol arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.”
(Mâide 5/35)

Vesile: yol, vasıta, sebeb, bahâne, fırsat, elverişli vâziyettir.

وَمِنَ الأَعْرَابِ مَن يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنفِقُ قُرُبَاتٍ عِندَ اللّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ أَلا إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَّهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللّهُ فِي رَحْمَتِهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---Ve minel a'râbî men yu'minu billâhi vel yevmil âhıri ve yettehızu mâ yunfiku kurubâtin indallâhi ve salavâtir resûl(resûli), e lâ innehâ kurbetunlehum, se yudhıluhumullâhu fî rahmetih(rahmetihî), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun) : Yine bedevilerden öylesi vardır ki ALLAH’a ve âhiret gününe inanır; harcadığını (infâkını) ALLAH katında yakınlığa ve peygamber’in dualarını almaya vesile edinir. Bilesiniz ki o (harcadıkları mal ALLAH katında) onlar için bir yakınlıktır. ALLAH onları rahmetine (cennetine) koyacaktır. Şüphesiz ALLAH bağışlayan, esirgeyendir.”
(Tevbe 9/99)

Arabîlerden öyle kimseler de vardır ki ALLAH’a celle celâluhu ve âhiret gününe inandığı için infâk ettiğini, ALLAH katında bir yakınlıga (vuslata) ve Rasûlullah’ın Salâvatına (zâhir bâtın ulaşımına, dualarına) vesile ittihaz ederler.
İttihaz etmek: edinme ve edinilmedir.
İtibar etme, sayma, o işi tutma ve kullanma anlamlarıyladır.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in duası ise dünyada âhirette dâima: “Ümmeti! Ümmeti!: Ümmetim! Ümmetim!”olmuştur..
Hiçbir zaman “Nefsii! Nefsii!: Nefsim! Nefsim!” olmamıştır.
Dâima ümmetinin islâhına, iflâhına, ferec ve rahmetine dua buyurmuştur.

Sahih Hadis Kitaplarımızdaki şefâat hadisine bakalım.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem :
"Ben kıyamet günü insanların Seyyidiyim. Neden Seyyid olduğumu biliyor musunuz? Allah, öncekileri ve sonrakileri, bütün insanları, çağıranın kendilerine sesini duyurabileceği, gözün görebileceği tek bir geniş alanda toplar. Güneş yaklaşır. Taşıyıp takat getiremeyecekleri şekilde insanları gam ve keder kaplar. (Amellerinin durumuna göre çeşitli seviyede ter içinde kalırlar. Ter bazılarının kulak ortalarına kadar ulaşır) Bunun üzerine insanlar:
“Başımıza gelenleri görmüyor musunuz? Rabbimiz katında size şefaatçi olarak birine bakmaz mısınız?” derler.
Bunun üzerine insanlardan bir kısmı diğerlerine: “Âdem'e gitmelisiniz.” der.
Hemen Âdem'e giderler. Hz. Adem'in vasıflarını sayarak ona hallerini arzederler.
Hz. Âdem de bazı özel durumları zikrederek onlara Hz. Nuh'a gitmelerini söyler.
İnsanlar aynı taleplerle Hz. Nuh'a, Hz. İbrahim'e, Hz. Mûsa'ya, Hz. İsa'ya giderler.
Bu peygamberler kendilerine özel mazeretler ileri sürerek şefaatçi olamayacaklarını söylerler.
Mahşerde iyice bunalan insanlar neticede Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem 'e gelirler ve: "Ey Muhammed sen Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncususun, senin gelmiş geçmiş günahların bağışlandı. Bizim için Rabbinden şefaat dile, bulunduğumuz sıkıntılı hali görmez misin?" derler.
Ben de kalkıp Arşın altına gelerek yüce Rabbime secdeye kapanırım.
Sonra Allah benden önce hiç kimseye nasip etmediği, kendisinin nasıl övülüp medhedileceğine dâir sözleri bana ilham eder.
Ben de bu övgü cümleleriyle Rabbimi överim, onun için secdeye kapanırım.
Bana: "Ey Muhammed! Başını kaldır. Söyle, söylediğin dinlenir. İste, istediğin verilir. Şefaat et, şefaatin kabul olunur." der.
Ben de: "Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" derim.
Bana: "Haydi git ve kalbinde bir arpa tanesi kadar imanı olanları oradan çıkar
" buyurur.
Ben de gider söylenenleri yaparım.”

Hadis-i şerifte belirtildiğine göre bu talep devam eder ve Hz. Peygamber (s.a.v)'e kalbinde hardal tanesi kadar, hatta daha da az imanı olanlara şefaat hakkı tanınır. Ümmeti için Cennet kapıları açılır.
(Ebû Hureyre (r.a)'dan; Tecrid-i Sarih, 1749 ve 2225 nolu hadislerin özeti)

Tasavvuf böylesine dakâikler (incelikler) ve hakâiklerle (hakikatler) tezyîn edilmiş (süslenmiş) bir tevhidin tecellî tezgâhıdır.
Döner döner yine dOKUr.
Okur okur yine okur.
Tekrarı sanırsın, oysa değildir.
Her AN YAĞan Rahmet-Yağmur, o AN-ın yağmurudur.
Ne AYNıdır ne de GAYRıdır..
O AN ki Tecellîidir.

Yedi DİLli, yedi RENKli, “yedi AN”lı-yedi zamanlı ve yedi YÖNlü Kur’ân-ı Kerîm!..
Nice ince sırları saklar sinesinde!..
Yâsin”inde bir türlü, “Sad, Kaf, Nun” ve “7 Hâ Mîm”inde bir türlü.
Türlü! Türlü!..

Çok iyi OKUmalıyız ve ANlamalıyız şu Âyet-i Celîlemizi:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا
Resim---Yâ eyyuhâllezîne âmenû, âminû billâhi ve resûlihî vel kitâbillezî nezzele alâ resûlihî vel kitâbillezî enzele min kabl(kablu). Ve men yekfur billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî vel yevmil âhıri fe kad dalle dalâlen baîdâ(baîden) : “Ey imân edenler! ALLAH’a ve Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitâb’a ve daha önce indirdiği kitâba imân ediniz. Kim ALLAH’ı, meleklerini, kitâblarını, peygamberlerini ve kıyâmet gününü inkâr ederse tam mânâsıyla sapıtmıştır...”
(Nisâ 4/136)

Arzedeceğim bir incelik de şu ki;
Ey imân edenler buyurarak müslümanları ve tekrar imân edin buyurarak mü’minleri uyarmayı ne güzel ifâde buyurmuştur.
Ey imân edenler, tekrar imân edin!.
Gözden geçirin, iyice düşünün, lâzım ve lâyıkıyla imân edip TAKLÎDden TAHKİKe geçin!.
Tecdid-i imân (imânı yenileme, tazeleme.).
Hüşû: ALLAHU ZÜ’L-CELÂL’in Zâhirî Azametini görüp haşyet duymak.
Haşyet: saygı, sevgi, korku, ürperme duymak.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Enâ âhşâküm lillahî ve etkaküm: Ben sizin ALLAH’tan en çok haşyet duyanınız ve sakınanınızım.” buyuruyor.
(Buhârî, Nikah 1; Müslim, Siyam 74,79; Ebu Dâvud, Savm 36; Muvatta, Siyam 9; İ Ahmed III/156)

Huzû’-Hudû’: ALLAHU ZÜ’L-CELÂL’in Bâtınî Kudretini idrak edip HUZURunda durmaktan çok derin ve özden HAZZ duymaktır.
Hazır ve Nazır olan ALLAHU ZÜ’L-CELÂL’in huzurunda ihsân bağına giriştir.
Sükûn: kişinin; Can Evinin ve kabının, Cânân’a ait olduğunu anlayıp, irâdeyi her şeyin Sahibine celle celâluhu bırakmaktır.
Sükût: “Habli’l- Veridden de yakın olanı” (Hu: Hüve: O’nu); dinlemektir.
Kendinde, kendi namazını kılanı ilmetmek (kıyamla), irâde etmek (rüku ile) idrak etmek (secdelerde) iştirak etmek (şehâdet kaidesi) yâni Mi’râc Oturuşuyla.
Kula, namazın mi’râc oluşu budur.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem: “Namaz mü’minin miracıdır” buyurdular.
(Fahreddin er-Razi, et-Tefsîru’l-Kebîr, c: 1, s: 226, Sûreden Çıkarılan Akli İncelikler bölümü; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, c: 10, s: 453, Tevbe Sûresi 74. âyetin tefsiri)


Tasavvuf; bir Zevk, Şevk, Meşk ve Aşk İŞİdir.
Yoksa çekilmez bu çileler ve kupkuru lâflarla peynir gemisi yürümez!
Söz, söyleyenin sıfatıdır yoksa yalandır...
Amellerin doğurmadığı hâl sadece hayaldir!!
Nefs, kendini hayr ile meşgül etmeyeni muhakkak şerle meşgul eder...

إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُواْ عَنْهَا لاَ تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاء وَلاَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ
Resim---İnnellezîne kezzebû bi âyâtinâ vestekberû anhâ lâ tufettehu lehum ebvâbus semâi ve lâ yedhulûnel cennete hattâ yelicel cemelu fî semmil hiyât(hiyâti) ve kezâlike neczîl mucrimîn(mucrimîne) : Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları işte böyle cezalandırırız.”
(A’râf 7/40)
“...... Deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyecekler!”

Severiz A’râfı biz...
Mârifet Sûresidir.. Ârif Sûresidir... İrfan Sûresidir...

Nefsi donduran, Hevâ ve Hevesidir.
Yandıran ise Nur-u HAKK celle celâluhu dur.
Nur-u Mim sallallahu aleyhi ve sellem dir.
Ne zaman ki Nefsin BUZ DAĞı gibi HEVÂ ve HEVESi Nur-u MîMle ERİRse gÖZ YAŞI gibi damla damla geçer Muhammedî ŞEHÂDET İĞNESİnin TEVHİD gÖZünden…

ceNNet ise D’ârü’s- Selâm OLup Es SELÂM SıRRıdır.
ceNNet; cAN denilende, RABBanîyetin çift “B” SıRRının RÜŞDe Ermesinin Muhammedî NEŞ’Esidir hamdolsun..
Bu Neş’enin arama yeri ise RABBımız Teâlâ’ya en YAKÎN YURDu SECDElerimizdir.
Namaz dediğimiz SALLımızın zâhirî Mi’rac Mekânı, ALNımızdaki SECDE izi ve SECDEGâHımız Seccâdemizdir bakınız ne buyrulmakta:
Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem: “Kul RABB’ine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise secdede duayı çok yapın.” Buyurdular.
(Ebû Hureyre radıyallâhu anh dan; Müslim, Salât 215, (482); Ebû Dâvud, Salât 152.)

Mesle NEFSimizi SAĞlam bir İpe BAĞlamaktır.
Asla unutmamalıyız ki, Dünyamız-Dinimiz-Âhiretimiz için TEK İP, “Urvetü’l- Vüska”;
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Tevhidi Tebliğ Nuru OL-AN Kur'ân-ı Kerim ve UYgulamalarını AN-latan Sahih Hadisleridir.

لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Resim---Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun) : Dinde ikrah yok, rüşd, dalâlden cidden ayrıldı, artık her kim Taguta küfredib Allaha iman eylerse o işte en sağlam tutamağa (kulpa, ipe) yapışmıştır, öyle ki onun için kopmak yok, Allah işidir, bilir
(Bakara 2/256)


ZEVK 1849

Hiç İpe-Sapa GELmezsin, “Olabilir, Belki” Gibi
Ah Çekersin, Vah Çekersin, Çile Çeken İlki Gibi
İlm-ü-İrfân Edeb Verdi, Yüce RABB’İM Bize Nefsim!
ENFüS-ÂFâK-tân SARıldın, TUZAK-taki TİLKİ Gibi....









[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır