Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
1.BÖLÜM: ESMAÜ'L HÜSNA GENEL BİLGİ

GENEL BİLGİ

        İnsanoğlu mükemmel bir fizyolojik ve psikolojik yapıya sahibtir.
Kendisini, yaşadığı mekânı, geçmiş ve geleceği düşünür.
Elbette bu sistemi muazzam bir denge ve düzen içinde var edip yürüten sistemin Sahibi ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'i de düşünür.
Ustasını ve Sahibini, sisteme sorar!...
Yaratanın özelliklerini (sıfatlarını) araştırır.
Zât-i İlâhîyyeyi niteleyen kavram kelimeler, sıfat ya da isim adı almıştır.
En güzel isimler olan Esmâü'l-Hüsnâ, Kur'ân-ı Kerîm'de 4 yerde (A'râf 7/180; İsrâ 17/110; Tâ Hâ 20/8; Haşr 59/24 bkz.) ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e nisbet edilmiştir.
Gerçek isim Zât-i Âlisine aittir ve tektir ki: “ALLAH” dır.
Diğer isimler; niteleyen, ululayan, yücelten ve hürmet-saygı ifâde eden kelimelerdir.
Ve kesinlikle Kur'ânî nasslardan seçilip hepsiyle de dua edilebileceği bildirilmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'de ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e nisbet edilen 300 civarında kavram vardır.
Hadis-i Şerîflerde 99 Esmâü'l-Hüsnâ bildirilmiştir.
Bu isimlerin mânâları gerçek anlamda olmayıp bizim anlayışımıza yaklaştırıcı ifâdelerdir.
Bilmediğimiz nice isimlerinin olduğunu Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dualarında buyurmuştur. (İmâm Ahmed, Müsned I-391 bkz.) 

        “ALLAH” lâfzı Kur'ân-ı Kerîm'de 2739 yerde çeşitli şekillerde geçmekte, harf-i târif almadan tüm harf-i târifli isim ve sıfatlarının mânâlarını kendisinde cem' eden câmi'dir.
Yâni ALLAH (celle celâluhu) dediğimiz anda, EL HAYY, EL VEDÛD (celle celâluhu) v.d. ne dersek diyelim tüm Esmâ ve sıfatların anlamını Lâfzullah içerir ve kapsar.
Zâtî esmâ
sıfatî esmâ
esmâî esmâ
eşyâî esmâ... 

        Dikkat et ki gece ve gündüz isimleri aynı yerin, ayrı zaman ve hâldeki isimleridir.
Esmâlar da böyledir...
“ALLAH” ismi celâli tektir ve asıldır.
Diğer tüm esmâları bu tek esmâ, kendi sıfatı olarak yansıtır...
Bu bir bakıma; bakan kişinin düz, çukur ve tümsek aynalarda değişik görünümü gibidir.
Veya aynı elektrik akımının her âlete kendi işini yaptırması gibidir...
Elektrik aynı iken fırının yandırması ve buzdolabının dondurması gibidir... 

        Muhammedî Tasavvufta esmânın da zâhiri ve bâtını vardır ki örnek olarak: Muhabbetin çekirdeği olan “habbe” nin zâhiri; tohum, asl ve anadır.
Bâtını ise; BİZ BİLEliğinin Hak oluşudur.
Onun için Muhammedî Tasavvufta söz canlı bir tohumdur (habbe) ki, ehlini buldu mu vücûd bulur.
Ehlinden kasdımız muhatab olan kişi; uyur, uyurgezer veya sarhoş değil de ayık mutlaka bu sözden bir nâsibi vardır ki kısmet olması için gayret göstermesi gerekir. 

        Muhammedî Tasavvufta kişinin öğretim ve eğitiminde; kendi özünün parmak izi gibi özel (hususî) ve kişiye mahsus galib (hakîm) esmâsı vardır ki, isti'dâd ve karakteri olup kulluk kemâlâtında asıldır ve a'yân-i sabitedir.
Sabit nokta ve Muhammedî nûr prizi dediğimiz öze ulaşım (sıla) için, Muhammedî oluş şuûruna erip Muhammedî islâh ve iflâh istasyonunda;
bedeni terbiye
nefsi tezkiye
kalbi tasfiye
ruhu teclîye gerekmektedir.
Mürşid-i Mutlak olan Muhammed aleyhisselâm Rahmetenlilâlemîn olarak tek İlâhî İstasyondur.

        "...Ve alleme Âdeme'l- esmâe küllehâ.....:Âdem'e bütün isimleri öğretti....." (Bakara 2/31)

        Biliyoruz ki insana fıtrî olarak her esmâ yüklenmiş ve bunları çeşitli işlerde kullanmaktadır.
Bu esmâlar ise zıdlıklar taşır.
Kişiyi;
EN NÂFİÜ (C.C.) esmâsı insanlara menfâat ve fayda vermeye çağırırken,
ED DARRU (C.C.) esmâsı ise zarar vermeye çağırabilir.
Kişinin merkezindeki "Galib (etken) Esmâ", etrafında dönen esmâlardan etkilenir.
Ne var ki Muhammedî metodla rüşdüne eren Hususî Esmâ, saf nûr ve sırf hayr olur.
Sanki Muhabbet Mıknatısı gibi bir ucuyla emredilen hak ve hayrı çekerken diğer ucuyla da yasaklanan bâtıl ve şerri iterler.
Esmâ gücünün fayda ve zararı kulun, kulluk imtihanındaki tercihi ve cüz'î iradesine bağlıdır.
Ateş gibi, bizi ısıtır da yakar da!...
Kâinâtta tüm esmâlar EZ ZÂHİRU (C.C.) esmâsının mazharında (masdar mimi aynasında) zuhûr ederler...
Ve tüm esmâların kendilerine mahsus muhteşem, muazzam ve mübârek hünerleri vardır....

         Azîz kardeşim,
        Bazı konularda özellikle ve israrla duruşumuzun sebebi; maksadımız olan Muhammedî Söz (i'tikad, inanç),
Muhammedî Amel (sünneti seniyye),
Muhammedî Ahlâk ve
Muhammedî hâle ulaşmak için; tek yol, tek çâre ve tek veri (done) olan Kur'ânî (Rabbanî) ve Muhammmedî metodun esası oluşlarındandır.
Esmâü'l-Hüsnâ'da böyledir.
Mârifet; kişinin önce kendini, sonra RABB'ini bilip tanımasıdır.
RABB'ini tanımanın yolu ise masal, hikaye, rüyâ, hayal v.s. ile olmayıp, bunun için merhameten ve ikrâmen inzal buyurulan Kur'ân-ı Kerîm ve onu tatbik edip yaşayan Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dir.
Esmâü'l-Hüsnâ, nasslarda (delili Kur'ân-ı Kerîm âyeti celilesi olan) terkibi (birlikteliği, sentezi) ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e nisbet edilen isimlerdir.
Hiç unutma ki MUHAMMEDÎ TASAVVUF Tevhid ilmidir.
Tevhid ise; herşeyde tekliği esas alan İslâm Dininin aslıdır.
Tasavvufta da tevhid esasdır, tektir ve konuşan (mütekellim) ALLAH Tealâ'dır.
Muhatab (dinleyen ve uygulayacak) olan da tektir ve “BİZ” dir...
“BİZ” ise;
Bir vücûd,
Bir şühûd,
Bir sücûd ve
Bir ühûd (ahd, ahdler) sahibi olan Fahr-i Kâinât MUHAMMED ALEYHİ'S SELATÜ VE'S SELÂM'ın; söz, amel, ahlâk ve hâllerinde yok olup Muhammedî tebliğe ermişleriz...
Sen, ben, o; birleşti ve BİZ olduk. BİZ, BİRiz ve Muhammedîyiz!...

Kur'ân-ı Kerîm'de geçen Esmâü'l-Hüsnâlarla beraber hadîs-i şerîflerde de geçen Esmâlar da vardır.
Esmâü'l-Hüsnâ; RABB'ımıza karşı saygı duymamızı, kani' olmamızı, kalbî huzur duymamızı, lütûf, ikrâm ve ihsânını umarak dualarımıza vesile saymamızı sağlar.
ALLAH Tealâ hakkında yeterli ve doğru bilgi sahibi kılar.
Tanıtıcı ve imânda mutmaîn kılıcıdır.
Esmâü'l-Hüsnâ insana zihnen ve fiilen, "Var olan" yaratıcıyı anlatmaktadır. İsim ve sıfatları sayesinde aklen; İlim, İrade ve İdrak edilebileceğini bildirir.
Kur'ân-ı Kerîm' de israrla ve defalarca insana emir ve tavsiye bulunan dua ve zikrin sebebi; aklen ve vicdanen yaratık olan insanın yaratanı ile bağ kurmasıdır.
Esmâ kelimelerinin ağızlardaki seslerde kalmayıp kalblerdeki ilim ve irfân anlayışına dönmesinin şart oluşunu Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in dualarında geçen sayısız isimlerden anlamaktayız.
İnsan ve aklı, ilâhî isimlerin tecellîsine mazhar olurken kâinât hayatında da bizzât yaşamaktadır.
Hatta her kişiye özellikle tecellî eden galib isim olduğu da bildirilmiştir.
Sıfatlar ve isimler; Zât-i İlâhiyyeye nisbet edilen mânâlardır.
İnsan aklının (hafsalasının) anlayabileceği düzeyde bir benzetme ile ifâde edilebilmiştir.
Duyular ötesi olan ALLAH (celle celâluhu); Zât-i Alîsininin sıfat ve isimlerini duyular âleminde ve bu âlemin kavramları ile ifâde buyurmuştur.

EL BASÎR (celle celâluhu): "Herşeyi, her zaman, her yerde ve her hâlde mutlak mânâda tümüyle ve hakkıyla görücüdür" diyeceğiz ve bileceğiz!...

Ve görmesi, bizim görmelerimizden târifsiz bir şekilde farklı iken aklın imkanları içinde yine de insanın görmesi anlamındaki " Basar-basîret" kelimesini kullanmak mecburiyetindeyiz. Başka da yol yok!...

        ".... O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir." (Şûrâ 42/11

Buyuran ALLAH Tealâ'nın her hususta benzerlik ve benzetmekten münezzeh olduğunu azıcık aklı olan bile anlar...
Esmâ ummanında insanoğlunun kendi aklı ve duyuları ile sonradan konulmuş bir tek isim bile olamaz.
Çünkü ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL, tanıttığı kadarıyla tanınabilir.
Her birisi, Aşk Âleminde sonsuz seyahat için birer füze gibi olan isimlerin markası tek olup Kur'ânî (Muhammedî) dir…
İSİM ve İSİMLER (ESMÂ)

        Kur'ân-ı Kerîm'de 113 sûre “Besmele (isim)” ile başlarken, 2 sûre içinde daha geçer.
“İsm” kelimesi 9 yerde,
“İsmullah” 9 yerde,
“İsmü Rabbike” 9 yerde,
“İsmuhu” ise 20 yerde zikredilir.
“Esmâü'l-Hüsnâ” ise Kur'ân-ı Kerîm' de 4 yerde yer alır ki bu âyeti celilelerde ALLAH Tealâ'nın Tevhidi bildirilip; tenzihî, subûtî ve fiîlî sıfatlarını içiren isimler zikredilir..

        " Oysa en güzel isimler (Esmâü'l-Hüsnâ) ALLAH'ındır. Onun için siz O'nu onlarla çağırın ve O'nun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri bırakın. Yarın onlar yaptıklarının cezâsını çekeceklerdir." (A'râf 7/180)

        " ALLAH, O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O en güzel isimler (Esmâü'l-Hüsnâ) hep O'nundur." (Tâ Hâ 20/8)

        " O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren ALLAH'tır. En güzel isimler (Esmâü'l-Hüsnâ) O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar, O'nu tesbih ederler. O öyle üstündür, öyle hikmet sâhibidir." (Haşr 59/24)

        " De ki; " ALLAH deyin, RAHMÂN deyin; hangisini derseniz, hep O'nundur, o en güzel isimler (Esmâü'l-Hüsnâ)...." (İsrâ 17/110)
        Bizler, Lâfzullah olan ALLAH (celle celâluhu) için mânâ aramayız, diğer isimleri anlar ve hayatımızda dua, iltica, yalvarı ve tatkibatta yaşarız, severiz ve sayarız.
Önemli olan ALLAH rızasıdır!...

        Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): " ALLAH (cc)'ın 99 ismi vardır. Kim bunları ezberlerse cennete girer. ALLAH tektir, teki sever." buyurmuştur.
                        (Ebu Hureyre (ra) dan; Buhârî, Da'avât 68; Müslim, Zikr 5-2677; Tirmizî, Da'avât 87-3502)

        Bu hadîs-i şerîfle Ebu Hureyre (Radiyallahu anhu)'dan bildirilen ve Tirmizî ve İbn Mâce tarafından ek olarak verilen isim listesinde;
Tirmizî, ALLAH (celle celâluhu) ile başlar ve Es Sabur (celle celâluhu) ile biter ve 99 ismi bildirir.
İbni Mâce'nin listesi ise isimler açısından farklılık arzeder ve EL AHADÜ (celle celâluhu) ile bitirip 100 ismi bildirir.
İki liste birlikte 125 isim içerir.
Bu listelerde olmayıp da Kur'ân-ı Kerîmde geçen 15 isim daha olup toplam olarak 140 ism-i şerîftir.
Sahih hadîs-i şerîflerde bildirilen ve dua içlerinde olan isimler de vardır...
Ancak; önemli olan; sayı değil de saygıdır...
Kim, “KİM” in ismini zikrediyor?
Kişinin ağzının söylediğini kulağı duyuyor mu?
Kulağı duyuyorsa, kalbi bu duyuma uyuyor mu?
Ve “El Hâlimü (celle celâluhu)” yu zikreden kul kendi imtihanı olan hayatta da hâlim selim mi? Yoksa yedi başlı canavar mı?...
Esmâü'l-Hüsnâ çokluğu, çok yönden kolayca ve tezce kemâlâtımızı temin içindir...
Biz felsefe ve cedeli istemeyiz.
Çünkü tasavvuf içindeki Muhammedî neş'e ve cem' bizi “BİZ” yapar ve ilâhî isimleri anlayarak zikreder ve bizi ilgilendirenlerinin hükmüyle yaşamaya azmederiz.


HADİSİ ŞERÎFİN ORJİNALİ:

وعن أبى هريرة رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]قال رسولُ اللّهِ #: إنَّ للّهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسماً مَنْ حَفِظَهَا دَخَلَ الجَنَّةَ، إنَّ اللّهَ وِتْرٌ يُحِبُّ الوِتْرَ.وفي رواية: »مَنْ أحْصَاهَا)ـ1(«. أخرجه البخارى بهذا اللفظ، ومسلم بدون ذكر الوتر، والترمذى.وزاد فعدها: ]هُوَ اللّهُ الَّذِى َ إلَهَ إَّ هُوَ الرَّحْمنُ الرَّحِيمُ. المَلِكُ. القُدُّوسُ. السََّمُ. المُؤمِنُ. المُهَيْمِنُ. الْعَزِيزُ. الجَبَّارُ. المُتَكَبِّرُ. الخَالِقُ. البَارِئُ. المُصوِّرُ. الغَفَّارُ. الْقَهَّارُ. الوَهَّابُ. الرَّزَّاقُ. الْفَتَّاحُ. الْعَلِيمُ. القَابِضُ. الْبَاسِطُ. الخَافِضُ. الرَّافِعُ. المُعِزُّ. المُذِلُّ. السَّمِيعُ. الْبَصِيرُ. الحَكَمُ. الْعَدْلُ. اللَّطِيفُ. الخَبِيرُ. الحَلِيمُ. العَظِيمُ. الْغَفُورُ. الشَّكُورُ. الْعَلِىُّ. الْكَبِيرُ. الحَفِيظُ. المُقيتُ. الحَسِيبُ. الجَلِيلُ. الكَرِيمُ. الرَّقيبُ. المُجِيبُ. الْوَاسِعُ. الحَكِيمُ. الْوَدُودُ. المَجِيدُ. الْبَاعِثُ. الشَّهِيدُ. الحَقُّ. الْوَكِيلُ. الْقَوِىُّ. المَتِينُ. الْوَلِىُّ. الحَمِيدُ. المُحْصِى. المُبْدِئُ. المُعيدُ. المُحْيِى. المُمِيتُ. الحَىُّ. القَيُّومُ. الوَاجِدُ. المَاجِدُ. الْوَاحِدُ. ا‘حَدُ. الصَّمَدُ. الْقَادِرُ. المُقْتَدِرُ. المُقَدِّمُ. المُؤَخِّرُ. ا‘وَّلُ. اŒخِرُ. الظَّاهِرُ. البَاطِنُ. الوَالِى. المُتَعَالِى. البَرُّ. التَّوَّابُ. المُنْتَقِمُ. الْعَفُوُّ. الرَّءوُفُ. مَالِكُ المُلْكِ.
ذُو الجََلِ وَا“كْرَامِ: المُقْسِطُ. الجَامِعُ. الْغَنِىُّ. المُغْنِى. المَانِعُ. الضَّارُّ. النَافِعُ. النُّورُ الهَادِى. الْبَدِيعُ الْبَاقِى. الْوَارِثُ. الرَّشِيدُ. الصَّبُورُ[. ولم يفصل ا‘سماء غير الترمذى .

Hz. bu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor:
"Resûlulah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever."

Bir rivâyette: "Kim o isimleri sayarsa cennete girer" buyurmuştur.


Buhârî hadisi bu lafızla tahric etmiştir. Müslim'de "tek" kelimesi yoktur.

[Buhârî, Daavât 68; Müslim, Zikr 5, (2677); Tirmizî, Daavât 87, (3502).]

Tirmizî'nin rivâyetinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Allah'ın isimlerini şöyle yazdı:
"O Allah ki O'nda başka ilâh yoktur. Rahman'dır. Rahim'dir. El-Meliku'l-Kuddûsu, es-Selâmu, el-Mü'minu, el-Müheyminu, el-Azîzu, el-Cebbâru, el-Mütekebbiru, el-Hâliku, el-Bâriu, el-Musavviru, el-Gaffâru, el-Kahhâru, el-Vehhâbu, er-Rezzâku, el-Fettâhu, el-Alîmu, el-Kâbizu, el-Bâsitu, el-Hâfidu, er-Râfiu, el-Muizzu, el-Müzillu, es-Semîu, el-Basîru, el-Hakemu, el-Adlu, el-Latîfu, el-Habîru, el-Halîmu, el-Azîmu, el-Gafûru, eş-Şekûru, el-Aliyyu, el-Kebîru, el-Hafîzu, el-Mukîtu, el-Hasîbu, el-Celîlu, el-Kerîmu, er-Rakîbu, el-Mucîbu, el-Vâsiu, el-Hakîmu, el-Vedûdu, el-Mecîdu, el-Bâisu, eş-Şehîdu, el-Hakku, el-Vekîlu, el-Kaviyyu, el-Metînu, el-Veliyyu, el-Hamîdu, el-Muhsî, el-Mubdiu, el-Muîdu, el-Muhyi, el-Mümîtu, el-Hayyu, el-Kayyûmu, el-Vâcidu, el-Mâcidu, el-Vâhidu, el-Ahadu, es-Samedu, el-Kâdiru, el-Muktediru, el-Muahhiru, el-Evvelu, el-Âhiru, ez-Zâhiru, el-Bâtinu, el-Vâli, el-Müte'âli, el-Berru, et-Tevvâbu, el-Müntekimu, el-Afuvvu, er-Raûfu, Mâliku'l-Mülki, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksitu, el-Câmiu, el-Ganiyyu, el-Muğnî, el-Mâni', ed-Dârru, en-Nâfiu, en-Nûru, el-Hâdî, el-Bedîu, el-Bâki, el-Vârisu, er-Reşîdu, es-Sâbûru."
İsimleri bu şekilde, sâdece Tirmizî saymıştır.

Kısaca Anlamları:

El-Kuddûs: Ayıplardan temiz demektir.
es-Selâm: Selâm sahibi, yani herçeşit ayıptan selâmette, her türlü âfetten berî demektir.
el-Mü'min: Kullarına va'dinde sâdık olan demektir. Tasdîk mânasına olan imandan gelir. Yahut, kıyamet günü kullarına, azabına karşı garanti veren, güven veren demektir, bu mâna emân'dan gelir.
el-Muheymin: Şâhid olan (görüp gözeten) demektir. Emîn mânasına geldiği de söylenmiştir. Aslı, müeymin'dir, ancak hemze, hâ'ya kalbolmuştur. Keza er-Rakîb ve el-Hâfiz mânâsına geldiği de söylenmiştir.
el-Azîzu: Kahreden, galebe çalan demektir. "İzzet", galebe, çalmak mânasına gelir.
el-Cebbâr: Mahlukâtı mecbur eden; emir veya yasak her ne dilerse ona zorlayan demektir. Bu kelimenin, bütün mahlukâtının fevkinde yücedir mânasına geldiği de söylenmiştir.
el-Mütekebbir: Mahlukâta ait sıfatlardan yüce, uzak mânasına gelir. Ayrıca: "Mahlukâtından büyüklük taslayarak kendisiyle azamet yarışına kalkanlara büyüklüğünü gösteren ve onlara haddini bildiren mânasına geldiği de söylenmiştir. Keza şu mânaya geldiği de belirtilmiştir: "Mütekebbir" Allah'ın azametini ifâde eden kibriyâ kelimesinden gelir, tezyîfî bir mâna taşıyan kibir kelimesinden gelmez.
el-Bâriu: Mahlukâtı, mevcut bir misâle bakmaksızın, yoktan, örneksiz olarak yaratan mânasına gelir. Bu kelime, öncelikle hayvanlar için kullanılır, diğer mahluklar için pek kullanılmaz. Hayvanlar dışındaki mahlukât hakkında nâdiren kullanılır. Meselâ: Allah canlıları yoktan yarattı demek için بَرَأَ اللّهُ تَعَالَى النَّسَمَةَ dediğimiz halde, semâvat ve arz hakkında خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاَْرْضَ deriz.
el-Musavvir: Mahlukâtı farklı sûretlerde yaratan" demektir. Tasvîr lügat olarak hat ve şekil çizmek mânasına gelir.
el-Gaffâr: Kullarının günahlarını tekrar tekrar affeden, mânasına gelir. Gafr kelimesi, aslında setr (örtmek) ve kapamak mânalarına gelir. Allah Teâla kullarının günahlarını affedici, onlar için cezayı terketmek sûretiyle (günahları) örtücüdür.
el-Fettâh: Kulları arasında hâkim demektir. Araplar, hâkim iki hasmın (dâvalıdâvacı) arasındaki ihtilafı çözdüğü zaman: "Hâkim iki hasmın arasını fethetti" derler. Hükmetti, çözüme kavuşturdu mânasında, hâkime fâtih dendiği de olmuştur. Mamafih "Kullarına rızk ve rahmet kapılarını açan", rızıklarından kapanmış olanları açan mânasına da gelir.
el-Kâbız: Kullarının rızkını lütfu ve hikmetiyle tutan mânasına gelir.
el-Bâsıt: Kullarına rızkı açıp cûd ve rahmetiyle genişleten demektir. Böylece Cenâb-ı Hakk, hem ihsan sahibi, hem de onu men edici olmaktadır.
el-Hâfid: Cebbarları ve firavunları alçaltan demektir. Yâni onları horlar ve değersiz kılar demektir.er-Râfi': Velîlerini, dostlarını yüceltir. Azîz kılar demektir. Böylece Allah, hem zelîl hem de azîz kılıcı olmaktadır.
el-Hakem: Hâkim demektir. Bu da hakikatı hükmetme yetkisi kendisine verilen, ona gönderilen demek olur.
el-Adlu: Kendinde heva meyli olmayan, hükümde doğruluktan ayrılmayan cevre yer vermeyen mânasına gelir. Aslında masdardır. Ancak âdil makamında kullanılmıştır. Âdil'den daha beliğdir, çünkü müsemma, fiilin kendisiyle isimlenmiştir.
el-Latîfu: Arzunu sana rıfkla ulaştıran demektir. "Mahiyeti, idrak edilemeyecek kadar latîf" mânasına geldiği de söylenmiştir.
el-Habîru: Olanı ve olacağı bilen kimseye denir.
el-Gafûru: Bağışlamada mübalağa eden, çok bağışlayan demektir.eş-Şekûru: Kullarını, sâlih fiilleri sebebiyle mükâfatlandıran ve sevap veren demektir. Allah'ın kullarına şükrü, onlara mağfireti ve ibâdetlerini kabul etmesidir.
el-Kebîru: Celâl (büyüklük) ve şânının yüceliği sıfatlarını taşıyan kimsedir.
el-Mukîtu: Muktedir demektir. Ayrıca, mahlukâta gıdalarını veren mânasına geldiği de söylenmiştir.
el-Hasîbu: el-Kâfi demektir. Muf'il mânasında fâildir, tıpkı mü'lim mânasında elîm gibi, hasîb'in muhâsib mânasında kullanıldığı da söylenmiştir.
er-Rakîbu: Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan hâfız (muhâfız) demektir.
el-Mucîbu: Kullarının duasını kabul edip, icâbet eden zât demektir.
el-Vâsiu: Zenginliği, bütün fakrları bürüyen; rahmeti herşeyi kuşatan demektir.
el-Vedûdu: el-Vedd (sevgi) kelimesinden mef'ûl mânasında feûl'dür. Allah Teâlâ Mevdûd'dur. Çok sevilir. Yani velîlerinin kalbinde sevgilidir. Veya fâil mânasında feûldür. Yani Allah Teâla sâlih kullarını sever, bu da "onlardan razı olur" demektir.
el-Mecîdu: Keremi geniş olan demektir. Şerif mânasını taşıdığı da söylenmiştir.
el-Bâisu: Mahlukâtı, ölümden sonra kıyamet günü yeniden diriltir demektir.
eş-Şehîdu: Kendisinden hiçbir şey gâib olmayan kimse demektir. Şâhid ve şehîd aynı mânada kullanılır, tıpkı âlim ve alîm kelimeleri gibi. Mâna şöyledir: Allah, (her yerde) hâzırdır. Eşyayı müşahede edip her an görür.
el-Hakku: Varlığı ve vücudu gerçek olan demektir.
el-Vekîlu: Kulların rızıklarına kefil demektir. Hakikat şudur: Kendisine tevkîl edilmiş olanı işinde müstakil söz sâhibi olmaktır. Bu hususta şu âyet hatırlanabilir: "(Dediler ki) Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" (Âl-i İmrân 173).
el-Kaviyyu: el-Kâdir (güçlü) demektir. Ayrıca: "Kudreti ve kuvveti tam, O'nu hiçbir şey âciz kılamaz" mânasına da gelir.
el-Metînu: Şedîd ve kavî olup, hiçbir fiilinde meşakkatle karşılaşmayan demektir.
el-Veliyyu: Nâsır (yardımcı) demektir. Ayrıca: "İşlerin kendisiyle yürüdüğü mütevelli, yetimin velîsi gibi" diye de açıklanmıştır.
el-Hamîdu: Fiiliyle hamde hak kazanan mahmûd kimsedir. Bu kelime mef'ûl mânasında fâildir.
el-Muhsî: İlmiyle herşeyi sayan, nazarından büyük veya küçük hiçbir şey kaçmayan kimse demektir.
el-Mübdiu: Eşyayı yoktan ilk defa var eden, yaratan demektir.
el-Muîdu: Mahlukâtı hayattan sonra tekrar ölüme, öldükten sonra da tekrar hayata iâde eden kimse demektir.
el-Vâcidu: Fakirliğe düşmeyen zengin demektir. Bu kelime, gına demek olan cide kökünden gelir.
el-Vâhidu: Tek başına devam eden, yanında bir başkası olmayan ferd'dir. Ayrıca, şerîk ve arkadaşı olmayan kimse mânası da mevcuttur.
El-Ahadu: Ferd demektir. Ahad ile vâhid arasındaki farka gelince, ahad, kendisiyle bir başka adedin zikredilmesini men edecek bir yapıya sâhiptir. Kelime hem müzekker, hem de müennestir. "Bana kimse (ahad) gelmedi derken, gelmeyen hem erkektir, hem de kadındır." Vâhid'e gelince bu sayıların ilki olarak vazedilmiştir: "Bana halktan biri (vahid) geldi" denir ama, "Bana haktan kimse (ahad) geldi" denmez. Vâhid, emsâl ve nazîri kabûl etmeyen bir mâna üzere bina edilmiştir. Ahad ise ifrad ve arkadaşlardan yalnızlık üzere bina edilmiştir. Öyle ise, vâhid, zât itibariyle münferiddir, ahad ise mâna itibariyle münferiddir.
es-Samedu: İhtiyaçlarını te'min etmek üzere, halkın kendisine başvurduğu efendidir. Yani halkın kendisine yöneldiği kimsedir.
el-Muktediru: Kudret kökünden müfteil babındandır. Kâdir'den daha öte bir güçlülük ifâde eder.
el-Mukaddimu: Eşyayı takdim edip, yerli yerine koyan demektir.
el-Muahhiru: Eşyayı yerlerine te'hir eden demektir. Kim takdime hak kazanırsa ona takdîm eder, kim de te'hîre hak kazanırsa ona da te'hîr eder.
el-Evvelu: Bütün eşyadan önce var olan demektir.el-Âhiru: Bütün eşyadan sonra bâkî kalacak olan demektir.
ez-Zâhiru: Herşeyin üstünde zâhir olan ve onların üstüne çıkan şey demektir.
el-Bâtınu: Mahlukâtın nazarlarından gizlenen demektir.
el-Vâlî: Eşyanın mâliki ve onlarda tasarruf eden demektir.
el-Müteâli: Mahlukâtın sıfatlarından münezzeh olan, bu sıfatların biriyle muttasıf olmaktan yüce ve âlî olan.
el-Berru: Katından gelen bir iyilik ve lütufla, kullarına karşı merhametli, şefkatli demektir.
el-Müntakimu: Dilediğine ceza vermede şiddetli davranan demektir. Nekame kökünden müfteil babında bir kelimedir. Nekame, hoşnudsuzluğun öfke ve nefret derecesine ulaşmasıdır.
el-Afuvvu: Afv'dan feûl babında bir kelimedir. Bu bâb mübalağa ifâde eder. Öyle ise mâna: "Günahları çokça bağışlayan" demek olur.
er-Raûfu: Katından gelen bir re'fetle (şefkatle) kullarına merhametli ve şefkatli olan demektir. Re'fetle rahmet arasındaki farka gelince; rahmet bazan maslahat gereği istemeyerek de olabilir. Re'fet isteksiz olmaz, isteyerek olur.
Zü'l-Celâl: Celâl, celîl'in masdarıdır. Celâl, celâlet, nihâyet derecede büyüklük, azamet demektir. Zü'l-Celâl büyüklük sahibi olan mânasına gelir.
el-Muksidu: Hükmünde âdil, demektir. Ef'al babında adaletli oldu mânasına olan bu kelime, sülâsî aslında zulmetti mânasına gelir. Nitekim kasıt; cevreden, zâlim demektir.
el-Câmiu: Kıyamet günü mahlukâtı toplayan demektir.
el-Mâniu: Dostlarını, başkalarının eziyetinden koruyan yardımcı demektir.
en-Nûru: Körlüğü olanları nuruyla görür kılan, dalâlette olanları da hidâyetiyle irşâd eden demektir.
el-Vârisu: Mahlukâtın yok olmasından sonra da bâki kalan demektir.
er-Reşîdu: Mahlukâta maslahatların gösteren demektir.
es-Sabûru: Âsîlerden intikam almada acele etmeyen, cezalandırmayı belli bir müddet te'hîr eden demektir. Allah'ın sıfatı olarak sabûr'un mânası halîm'in mânasına yakındır. Ancak ikisi arasında şöyle bir fark vardır: Sabûr sıfatında cezanın mutlaka olacağını beklemeyebilirler. Ancak halîm sıfatıyla Allah'ın cezasına kesin nazarıyla bakarlar.
Allah inkarcıların söylediklerinden münezzeh ve mukaddestir, uludur, yücedir.








[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır