Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
2.1. HAM AKIL VE AKL-I SELİM

Resim



Resim



II. BÖLÜM

AKIL

2.1. HAM AKIL VE AKL-ı SELİM

Devrân, Seyrân, Cevlân ve Hayrân âlemlerini kendinde ve kâinâtta seyredecek tarzda, kıvamda ve fıtratta yaratılan insanın hedefi, Mutlak İnsan-ı Kâmil olan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e kavuşmaktır...
GELiş, BİLiş, BULuş, OLuş ve YAŞA
yış budur...
Bütün bunların ilk ve ana anahtarı ise
AKIL
dır...
Eğer akıl olmazsa, medrese bencilliğinin;

"Efrâdına câmi' ağyarına mâni!"
"Bilen demez, diyen bilmez!"
"Kâl ehli anlamaz, hâl ehli anlar!"
Kalelerinin kapı zilini insan ne ile bulacak, bilecek, çalacak ve açacak...

İnsana
"AKL"lından dolayıTEVHİD
teklif edilmiştir.

İbn Mes'ûd radıyallâhu anhu anlatıyor:
"Rasûlullah aleyhi's-salâtu ve's-selâm buyurdular ki: "Allah Teâlâ hazretleri AKLı yarattığı zaman ona: "Gel!" dedi, o da geldi. Sonra "Geri dön!" diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine AKLa şunu söyledi: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlûkâtın en sevgilisi olana bindireceğim!"
(Rezîn ilavesi, İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/365.)

Akıl arınırsa zekâ olur.
Zekâ; temiz, pak, saf, arı ve has demektir.
Zekânın hakta ve hayrda hızlı ve kontrollü kullanılması ise ferâsettir.
Ferâsetli insanlar leb demeden leblebiyi anlarlar.


Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "
Mü'minin ferâsetinden sakının. Zîrâ o Azîz ve Celil olan ALLAH'ın nûruyla bakar." buyurdu.
(Tirmizî, Tefsirü’l-Kur’an 15)

Firâset, tertemiz AKLın en İÇ-bâtınî sezişidir..

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:AKLı olmayanın dîni yoktur.buyurdu.
(Beyhakî Şuabu’l- İman IV, 157; Deylemî, Firdevs III-217; Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ, II-487)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:AKLı olmayanın dîni yoktur.buyurmuştur.
(İbn Ebi’d-Dünya, el-Aklu ve Fadluhu, s. 61; Beyhakî, Şuabu’l-İman, IV, 157; Deylemî, el-Firdevs, III, 217; Heysemî, Buğyetu’l-Bâhis II, 803; Bûsirî, İthafu’l-Mehera, VII, 368; İbn Hacer, el-Metâlibu’l-Âliye, XII, 95; İbn Arrâk, Tenzîhu’ş-Şerîa, I, 215; Ali el-Karî, el-Masnû, 207; Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II, 487.)
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Kişinin keremi dinidir, saygınlığı aklıdır, şerefi de ahlâkıdır. buyurmuştur.
(İbn Ebi’d-Dünya, el-Aklu ve Fadluhu, 24; Beyhakî, Beyhakî Şuabu’l- İman, IV, 160; İbn Tûlûn, eş-Şezera, I, 232.)

Rasûlullah sallalâahu aleyhi ve sellem:Hayâ, îmandan bir bölümdür. Hayâsı olmayanda îman yoktur. Hayır tamâmen akılla anlaşılır. AKLı olmayanın dîni yoktur.buyurdu.
(İbn Ebi’d- Dünya, Mekârimü’l- Ahlâk I, 44)

buyurarak din için aklın ilk şart olduğunu bildirmiştir.
Akılsızların yaratılışı ise imtihanımızda ibret alalım ve onlara merhâmet edelim diye yaratıldığını bildirmiştir.

Akıl insanın; kendilik, benlik, varlık esâsı, icrâ'cısı, uygulayıcısıdır, para gibi ana sermâyedir.
Akıl;
Şerre dönük yetişir, gelişirse şeytâna,
Hayra dönük, yetişir, gelişir, rüşdüne ererse hayrın Başöğretmeni Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e tâbi' olur...
Aklı çekersek ne insan kalır, ne kulluk, ne de imtihan kalır...
Sandalye gibi şuûrsuz bir eşyâ kalır!.
Akıl;
ALLAHu Zu'l-CELÂL'in aşk AYNasıdır.
Aşk ise, rüşdüne ermiş aklın kâmil hâlidir ve
NAKLe ulaşmıştır.
Tüm maddî varlığı kaldırıp yerine aklı koyabiliriz.
Maddede; esas, asıl ve ana akıldır...
Tüm mânevî bilgilerin aslı ve anası ise
"Nakl"dir, Kur'ân-ı Kerîm; Zât-ı HAKKcelle celâluhu'dan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e O'ndan da bize nakldir.
Kesin hükümlerdir.
Kısaca mânânın yerine de ilâhî tevhid tebliğini koyabiliriz.
Tebliğ; sanki her an yayın yapan TV istasyonu gibidir.
Akl-ı selim ise bu yayını alıp değerlendiren ve gösteren televizyon gibidir.
Ezelden Resim Ebede, Bâtından Resim Zâhire Şe'enullah yayını yapan merkez istasyonunun yayını sürekli ve el ÂN mevcûddur...
Ancak ham akılın; Kur'ân-ı Kerîm okulunda, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem başöğretmeninde okuması, terbiye edilip, eritilip, süzülüp, arındırılıp, cilâlanıp, kıbleye anten ayarı yapılıp, Nur-u Muhammed cereyanı
(elektiriği)
bağlanıp, sağ elinin şehâdet parmağındaki tevhid mühürüyle Hacerü'l-Esved düğmesine Eûzû Besmele şerefli kelimesiyle basılıp 4 âlem 4 kanaldan seyderilir...
İşte Akıl ve Nakil tevhidi :
ilâhe İllâ ALLAH!”

Aşkı duyan bir kuyu
Uyarır bin kuyuyu
Şeker şerbet bal keser
Binbir kuyunun suyu...

İşte o zaman yerleri ve markaları farklı olan televizyon kutularından, Medîne'den Merkezdeki Muhammedî yayın aynen dinlenir ve seyredilir...

Uyandırılan, diriltilen ve şerden hayra tebdil eden, AKL-ı selim:

وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا …:…
ve: “DUYduk-İşittik ve Uyduk-boyun eğdik…” dediler. (Bakara 2/235)

"Semi'nâ ve ate'nâ"
"Daha şimdi duyduk ve uyduk!" der...
"
Lebbeyk yâ Rabbenâ-Emret ey RABBımız ALLAH celle celâluhu!
Lebbeyk yâ Rasûlunâ sallallâhu aleyhi ve sellem!- Emret ey Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz!..
"
Şimdi, şu anda ve diri olarak MuhaMMed sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz Ravzasında Rızâ Ezanını okuyor...
7 vaktin
(sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı ve ehline teheccüd ve dûha)
ezanını birden okuyor...
Kâinâtın her bir zerresinde sonsuz vaktin ezanını okuyor.
Her paralel çizgisinde tekbir sesi çınlıyor...
İki doğunun, iki batının...
365 doğunun 365 batının ezanını okuyor....
Uyanıp dirilmeye, MuhaMMedî, Kur'ânî ve Rabbânî olmaya çağırıyor... Şucu-bucu olmaya değil... MuhaMMedî olmaya... AKL'ı, NAKL ile Tevhîde...


"El AKL" kelimesi masdar olarak "menetmek, engellemek, alıkoymak, bağlamak"
anlamlarına gelen bir kelimedir.
Soyut olup, varlık sisteminin hakîkati onunla anlaşılan ve kavramlar oluşturup, ilişkiler kurup, önermeler doğurabilen mânevî bir melekedir.
Meleke oluşu yanında özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü şıkkın imkânsızlığı gibi AKLî ilkeler, fonksiyonlarını belirleyip kullanımına imkân sağlayan, ana, asıl ve tek olan terimdir.
İlim, irâde, idrak ve iştirakın tümü de AKLın varlığıyla vardır.
Kur'ân-ı Kerîm'i inceleyen AKL-ı selim sâhibi zekî bir insan rahatlıkla görecektir ki insanı insan yapan, onun tüm işlevlerine mânâ kazandıran, ilâhî emirleri anlayan, anlatan yükümlülük ve sorumluluğunu yerine getiren, sâdece ve sâdece AKILdır.

"Umulur ki AKLedersiniz, Umulur ki fikredersiniz, Umulur ki zikredersiniz, Umulur ki şükredersiniz, Umulur ki şuûr edersiniz!" gibi âyetlerle

"
Siz hâlâ AKILlanıp AKLınızı başınıza almayacak mısınız?"
anlamında pek çok âyet-i kerîme vardır.
AKLın;
İnsan için ana ni'met, en azim ni'met olduğunu anlayamayanlarla,
AKLı ilâhlaştıran materyalist ve ateist AKILperestlerden, ayrılmak için; tasavvuf âleminde meşhur olup sonra da AKLı,
"topal eşeğe"
v.s. benzetenler cidden çok çok yanılmışlar ve yanıltmışlardır.

Ben fakîr de, önceleri okuduklarımla şartlandığım için şiirlerimde AKLı yerden yere vurmuşum...
Sonra Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şerîflerle şereflenince anladım ki AKIL,
ALLAHu Zu'l-CELÂL'in azâmet ve kudretini seyir aynasıdır.
Elbette ham AKIL, ipek böceğinin tırtıl hâlidir.
Böyle oluşu da Sünnetullah gereği ve hayâtın devâmı için lâzım ve lâyıktır. Uzun ve yorucu meşgâle ve çilelerle olgunlaşan AKIL; kendi tırtıl başına, kemâlât kozasını örüp, belli süre Kalb Hira'sında uzlete çekilip de çıkınca yedi renkli kanatlarıyla arşa uçabilen ilâhî bir Aşk Kelebeği oluyor...
Annesinin kucağındaki bir bebenin ilerde şöyle, böyle büyük bir zât olacağını söylesek gülerler...
İyi ama; bebek de 18 yaşındaki de 80 yaşındaki de pîr-i fâni olan da aynı şahsiyettir.
Ne var ki zaman ve zemin içinde gelişimi olmuştur.
Ondandır ki tahkik anlamda îmân eden mutmaîn AKILa, Aşk diyoruz....

AKL, Kur'ân-ı Kerîm'de masdar olarak; 1'isi geçmiş zaman, 48'i ise geniş zaman kipinde olmak üzere fiil olarak 49 yerde geçmektedir.
Kur'ân-ı Kerîm insana emânet edilen AKLın kullanımını
(AKLetmeyi) emreder.

AKIL ile bilgi edinip yeni bilgileri yine AKILla üretmeyi ve türetmeyi öğretir...


وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا إِلَّا الْعَالِمُونَ

Ve tilke'l-emsâlu nadribuhâ li'n-nâs(nâsi) ve mâ ya’kıluhâ ille'l-âlimûn(âlimûne): İşte biz bu temsilleri (darb-ı meselleri) insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak ve ancak bilenler (ilim sahibleri-âlimler) AKLedebilir (düşünüp anlayabilir)"
(Ankebut 29/43)

AKIL gücünü kullanmayan, ilâhî bilgiye tenezzül etmeyenlere ise:


وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُواْ كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لاَ يَسْمَعُ إِلاَّ دُعَاء وَنِدَاء صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ

Ve meselullezîne keferû ke meselillezî yen’ıku bi mâ lâ yesmeû illâ duâen ve nidââ(nidâen), summun bukmun umyun fe hum lâ ya’kılûn(ya’kılûne): İnkâr edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı AKIL erdiremezler.
(Bakara 2/171)


وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ

Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alu'r-ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne): ALLAH'ın izni olmadıkça hiç bir kimsenin îmân etmesi mümkün değildir. O, AKILlarını güzelce kullanmayanları murdâr (pislik içinde inkârcı) kılar!"
(Yûnus 10/100)

İnsan, henüz görmediğinden şiddetini zor anlayabileceği, AKIL emânetine ihânet ateşinden; insanı ve AKLını halkeden HÂLİK Tealâ'nın emirlerine uymakta AKLını kullanarak kurtulabilir.
Yoksa:


وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ

Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbi's-saîr(saîri): Ve derler ki "biz kulak verip, dinleseydik ve AKLımızı kullansaydık, (şimdi) bu çılgın âteşin içinde (alevli cehennem mahkûmlarıyla birlikte) olmazdık!"
(Mülk 67/10)

Kur'ân-ı Kerîm, imkânla imtihân hayâtında, murâd edilen ve emredilen kulluk görevini açıklamak bilgisinin ve uygulamak tatbîkâtının, AKL-ı selim sâyesinde ve kontrölünde olmasını bildirir.
Eşyânın denge, düzen ve hakîkatini AKILla anlayabiliriz.
İlâhî hakîkatleri de AKIL ve onun kâmil hâli olan İlâhî Aşkla anlar Ârif-i billah ve Âşıkullah oluruz...


كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

Kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne): "İşte AKILlarınız ersin (AKLedin) diye ALLAH, size âyetlerini böyle açıklıyor (beyân ediyor)"
(Bakara 2/242)

AKIL, tüm NEFS letâiflerinin ortak ara nakti gibidir.
Sistemin elektriği gibidir. AKIL, Nûrullahtır...
Kesik olan elektrik gelince; buzdolabı dondurur, fırın yandırır, ampül ışıtır, Tv seyrettirir v.s...
Silm AKIL Nûru gelince de letâifler tüm fonksiyonlarını icrâ eder...
Her biri ne için halk edilmişse onu işler...
Göz, gerçeği görür. Kulak, hakkı DUYar.
El-ayak, hayra UYar. Kalb, 7 kanalda 70.000 âlemi seyrettirir...
Fuad, ilâhî kıblenin Haceru'l-Esved'i gibi parlar v.s....
Bâzıları bir âyetin içindeki kalbi de fuadı da kalb olarak tercüme etmiştir...
Hâşâ!
ALLAH celle celâluhu ne buyurduğunu bilendir....
 
Hadis-i şerîflerde de AKIL, "deveyi bağlayan ip" gibi ifâde buyurulmuştur.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in AKIL
lı anlamında buyurduğu Keyyis, Nefsini kontrol altında tutup geçmişi, geleceği ve şu anı anlayıp da ona göre hazırlıklı yaşayandır.(İbn Mâce, Zühd 31)
Bir şeyi asla AKLımızdan çıkarmamalıyız ki (daha doğrusu AKLımız, şunu AKLından çıkarmamalı ki); nAKIL (Kur'ân-ı Kerîm ve sahih hadis-i şerîfler) olmadan sırf AKIL, bizi kesinlikle AKILperestliğe (dinsizliğe-zındıklığa) götürür.
AKIL
olmadan nAKILle uğraşmak ise, kâbus, rüyâ ve hayal âleminin karanlık lâbirentlerinde ahmakça ve bir ömür dolaşmak soytarılığı olur...
Bir hücrenin bile künhüne
(aslına ve hakikatına) vakıf olmayan nice felsefeci filozoflar, AKIL tasına (beyne) her şeyi bastırıp ilk önce onu çatlatıp patlatmışlardır.
Aktif AKILmış, pasif AKILmış... v.s.
Netice: "Herşeyi AKIL yarattı!" diyor ve olmadı mı döndürüyor: "Atom, atomu yarattı!"
diyerek sistemin sâhibi ve ustası RABBi'l-ÂLEMİN'i inkâr ediyor.
Kısaca ve net olarak: Hakkın anlaşılması ve hayrın işlenmesi için lütûf-ü ikrâm ve ihsân olan
AKLın inkâra düştüğünde, zemzem iken zehir zıkkım olduğunu her AKL-ı selim görmektedir...
Ondandır ki felsefe de tasavvuf da ahmak
(AKILsız) insanı istemez.

Yesir el-Ensârî radiyallâhu anhu rivâyet ediyor, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:AhmAKLa dostluğu kes!buyurmuştur.(Beyhakî, Şuabu’l- İman.)

Felsefeci becerikli AKLı ile başka AKILları, naklî inkâr ederek, AKLî
delillerle kandırır ve sonunda bize göre inkâra düşer ve düşürür...
Tasavvufçu ise
AKILla nakli anlar, anlatır ve kişinin kendi AKL
ıyla anlamasına hizmet eder ve inandırır.
Tasavvufta kimseye bir şey verilemez!
Ancak o kimsede fıtraten ve kaderince mevcûd olan kabiliyet
(anlama, kabul edebilirlik, olabilirlik) ve isti'dâdlar (bir şeyin kabulune kazanılmasına olan fıtrî ve tabiî meyil)
açığa çıkarılır ve harekete geçmesine hizmet edilir.
Hayatta da bu böyledir...
Kimse kimsenin yerine bir yudum su da içemez, tuvalete gidip de defedemez...
Hasbî hizmette ise sınır yok...
Eli tutmuyorsa suyu ağzına döker, ayağı tutmuyorsa sırtında tuvalete taşır...


Onun için ben kardeşiniz;

AKIL oyunlarını ve "cevher mi? araz mı? v.s."
gibi cedelleri sevmiyorum...
Benim için şeker, boğazımdan geçen ve her hücremi tatlandıran şeydir... Gerisi lâf-ı güzâf lâbirentleridir...
"Benim çenem, senin çeneni döver!"
gibi lâf tokuşturmadır...
İnsan nefsinin
AKLı tahsis edip kullanım durumuna göre AKLî güc:


1- Melekî özelllik ve güzellikte kullanımla AKL-ı selimiyye kuvvesi (selim AKIL gücü)
2- Hayvanî özellik ve ihtiyaçlarda kullanımla AKL-ı şeheviyye kuvvesi (şehevî AKIL gücü)
3- Nefsi emmârenin vahşi ihtiyaçlarda ve durumlarında AKL-ı gazabbiyye kuvvesi (gazabî AKIL gücü)
4- Şeytanî şaşırtma, kışkırtma ve sapıklıklarda AKL-ı vehmiyye kuvvesi (vehmî AKIL gücü)
Bütün bunlar AKLî gücün kullanım durumlarını anlatabilmek için söylenebilir.
Yoksa
AKIL; müsbet, menfi ve nötr de olsa AKILdır.

AKIL : "NİCElik ve NİTElikleri anlayabilen, anlatabilen ve yaşanmasını sağlayan özün özü (lübbü'l-lüb) bir nurdur." diyorum ve böyle görüyorum.

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "ALLAH celle celâluhu buyuruyor ki AKILdan daha güzel bir şey yaratmadım. Ona "gel" dedim, geldi; "git" dedim, gitti, dedim ki: "Bana senin vasıtanla ibâdet edilir; senin vasıtanla mükâfât verilir, senin yüzünden cezâlandırırım." buyurmuştur.
(Heysemî, VIII, 28; Aclunî, Keşfü’l- Hâfâ, II-212)

Rasûlu Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem'in (İbn Mesu'd dan): "ALLAH celle celâluhu AKLı yarattığı zaman ona: "gel..." dedi, o da geldi. Sonra "geri dön!" diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine AKLa şunu buyurdu: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlûkatın en sevgilisi olana (insana) bindireceğim!." buyurmuştur.
(Kütüb-i sitte 1687)
Bütün AKLı başında islâm âlimleri ittifAKLa insanın emir ve yasAKLarda mükellef tutulabilmesi için temel şart olarak "AKL"ı esas almışlardır.
Kurre bin Hureyre rivâyet ediyor, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Kendisine AKIL nasib edilen kimse kurtuluşa ermiştir." buyurdu.”
(Buharî'nin Tarihi ve Beyhakî'nin Şuabu’l- İman'ından.)
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: AKILla rızıklandırılan kişi kurtuluşa ermiştirbuyurdu.
(Buharî Tarihu’l- Kebir VII, 181; Aclunî, Keşfu’l- Hâfâ, I-78)

Gaybî olan (şu anda olduğu hâlde gözükmeyen)
RABBi'l-âlemin'in değişmez ve değiştirilemez ana şartlar (nasslar) olan naklî esasları, elbette yerli yerindedir.
AKILla değiştirilmeye çalışılması işgüzarlık ve inancımızın dışına çıkıştır.

AKLı değersiz ve güvensiz sananlar; naklî gereği gibi kavrayamayanlar veya alışkanlık hâlinde aktarılan çoğu safsata ve uydurma bilgileri esas alanlardır.

NAKL sürekli bir ses ise; AKIL
da kulaktır.
Karşılaştırmaya veya yarıştırmaya ne gerek vardır bilmiyorum?
İşin doğrusu ise sesle kulağın tevhididir...
AKIL NAKLe dayanır, NAKİL ise NASSlardır.
AKL
ın korunması, yetiştirilip kemâle ulaştırılması ve rüşdüne erdirilip iletken ve üretken kılınması, tasavvufçuların asıl mesleği ve meşrebidir...
İ'tikadda mezheb imâmımız İmâm-ı Matûrudî Hazretlerine göre:
ALLAH celle celâluhu'ya imân naklen değil AKLen vâcibtir...
Yâni;
AKLın oluşu, din olmasa da bâzı hususları AKIL sâhibine vâcib kılabilir... (Pezdevî shf. 207 bkz.).
Elbette AKIL naklîn önüne geçemez.
NAKL tektir, AKIL
ise sonsuz sayıdadır.
Her
AKLa göre bir din olsaydı, binlerce din doğardı...
AKIL tüm hakikatleri ve hayratı idrak edecek kabiliyet ve kapasitede değildir, âcizdir ve vahye muhtaçtır. AKLın ihata gücü hâşâ yoktur...AKIL anlama, anlatma ve yaşamanın ana ışığıdır.Bâzı vâizlerin, kürsülerde: "Bizim dinimiz AKIL ve mantık dinidir!" diye coşmaları doğru, ancak eksik bir doğrudur.
Doğrusu: "Bizim dinimizde, esas olan nakl olup nakli anlayıp uygulayacak AKIL ve mantık dinidir!"
Yoksa herkesin ayrı ve farklı bir AKL
ı ve mantığı vardır.
Ancak, herkesin kendine mahsus bir dini islâm dini içinde olamaz...


NAKLe imânı sağlayan AKIL , saâdet-i dâreynin (din-âhiret saâdeti)
anahtarıdır.
İlâhî hitabın muhatabı
AKIL
dır.
Hem de
AKIL,
temyîz kudretine de sâhib olmalıdır.
Temyîz
(iyiyi kötüden ayırdetme) kudreti ise, maddî-mânevî sorumlulukla yükümlü olma hâlidir.
NAKLin esası olan nass ise; sarihlik, açıklık, kat'ilik demek olup dinde, mânâsında sarihlik ve kesinlik bulunan Kur'ân âyetlerinin delil olarak gösterilenidir.
Ömer'den radiyallâhu anhu rivâyetle, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Şu üç kimseden kalem kaldırıldı. (dini yükümlülükten muaf kılındı, ayrı tutuldu.) Bulûğa (rüşdüne) erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan ve şifâ buluncaya kadar AKIL hastasından" buyurmuştur.
(Buhârî, Hudud: 22; Talak: 11; Ebû Dâvud, Hudud: 17; Tirmizî, Hudud: 1; İbni Mâce, Talak: 15; Mûsned, 6:100,101,144.)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Yedi yaşına girdiklerinde çocuklarınıza namazı emredin" buyurmuştur.
(Ebu Dâvud salât 60)

Yâni küçük mümeyyiz... Temyiz eden, ayıran, iyiyi kötüyü fark eden..
Rüşdüne erince ise kesin mümeyyizdi...
AKLı; ham, çocuk ve çırılçıplak olarak ilâhî hayret ve dehşet iklimine sürersek elbette mahvolur...
Cüneyd-î Bağdâdî, Zünnûn-î Mısrî, Hüseyin Nurî v.d.
Sûfîlerde:
"ALLAH'ı ALLAH'ın târifıyle biliriz, ALLAH'ın varlığının delili, yine bizzât ALLAH'tır!" derler iken dahi, AKLın sâyesinde (yardımıyla) bu sözleri edebilmişlerdir.
"AKIL âcizdir"
evet âcizdir ama, ana şarttır. O yoksa ne kalıyor?
Ham AKIL, AKLını başına alınca, Gazzâli Hazretlerinin
"el AKLu'l-kudsî" dediği "İlâhî Aşk"
olur....

Sözün özü şu ki;
AKIL kemâlini ikmâl edince AŞK,
AKILlı da kemâlâtını tamamlayınca ÂŞIK olur...
Tasavvuf AKILla bilinir, ANlanır ve yaşanır...

İmâm-ı Alî keremullahi veche:
"ALLAH önce, âlime: "öğrettin mi?" diye sorar. Sonra câhile "öğrendin mi?" diye sorar"
buyuruyor.
İmanen DUYup Amelen UYan MuhaMMedî AKILlar;
Şeriat-ı Garra Şe’enini MuhaMMedî ŞUURla ANlar ki;

Abdullah b. Ömer radiyallâhu anhu Hz. Aişe radiyallâhu anha’ya:Rasûlullah’tan gördüğün en şaşırtıcı şeyi bana haber verir misindiye sorunca Hz. Aişe uzun müddet ağlamış ve sonra şöyle demiştir:
Onun her işi hayret verici idi.
Bir gece yanıma geldi, hatta cildini cildime dokundurdu ve sonra şöyle buyurdu:
Yâ Aişe, bu gece bana Rabbime ibadet etmek için izin verir misin?
Bunun üzerine benYâ ALLAH’ın Rasûlu! Ben senin yakınlığını severim, isteklerini de severim, RABBine ibâdet etmeni de severim, izinlisindedim.
(Ben bunu söyleyince)
Rasûlullah kalktı, odadaki su ibriğinin yanına gitti, abdest aldı, suyu da çok dökmedi, sonra namaz kılmaya başladı.
Ağlıyordu, hatta ağlamaktan sakalı ıslandı. Sonra secde etti ve ağlamaya devam ediyordu. Ağlamasından yer ıslanmıştı. Sonra yan tarafına yattı ve yine ağlıyordu. Sonra Bilal geldi, kendisini sabah namazına çağırıyordu.
Bilal onun ağlamasını görünce:
Yâ ALLAH’ın Rasûlu! ALLAH senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde seni ağlatan şey nedir?
Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Yâ Bilal! şükreden bir kul olmayayım mı?” Nasıl ağlamayayım? ALLAH Teâlâ bu gece bana:


إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لِّأُوْلِي الألْبَابِ

İnne fî halkı's-semâvâti ve'l-ardı vahtilâfi'l-leyli ve'n-nehâri le âyâtin li ulî'l-elbâb(ulî'l-elbâbı): Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün bir biri ardınca gelip gidişinde AKL-ı selim sâhibleri (Ulû'l-elbâb) için gerçekten açık ibret vardır."
(Âl-i İmrân 3/190)

âyetini indirdidedikten sonra şöyle buyurdu:Yazıklar olsun bunu okuyup ta bunun hakkında düşünmeyene!
Diğer bir rivâyette ise:Vay bunu çeneleri arasında çiğneyip te bunun üzerinde düşünmeyenlere!buyurmuştur
(İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, İstanbul, 1981, II, 164.)

DUYmayı UYmaya çeviren kâmil AKIL için ana rota Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemdir:
Aişe radiyallâhu anha Anamızın rivâyetine göre; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ayAKLarı patlayacak dereceye gelinceye kadar namaz kılardı. Hz. Âişe:
Yâ Rasûlullah! ALLAH senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını sana bağışladığı halde böyle mi yapıyorsun? (bu zahmete katlanıyorsun)deyince Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Yâ Âişe! Şükreden bir kul olmayayım mı?buyurmuştur.
(Buharî, Teheccüd, 6, Müslim, Münâfikûn, 81; Nesâî, Kıyâmü’l-Leyl, 17; Tirmizî, Salat, 187. 2)

DEVAMI VAR...







[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır