Muhammedinur - Üzme, Üzülme, Sev, Sevil - 2.1. HAM AKIL VE AKL-I SELİM - 2

Muhammed-i Nur


Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
2.1. HAM AKIL VE AKL-I SELİM - 2

2.1. HAM AKIL VE AKL-ı SELİM - 2

AKLı, âyet ve hadislerden sonra tekrar mercek altına alırsak:

AKLın târifi: AKIL, beşerî ve ilâhî nizâmı anlama ve rıza geçişini sağlama aracı olan ne idiği belirsiz ve ettiği ile belli olan bir NURdur. NÛRullah AYNası NÛRullahtır..

AKLın mâhiyeti, değeri: ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL İlâhî Risâletle; imâna vesile olan enfüsî (iç) ve âfâkî (dış) bilgileri, ilmi ve Nur-u MuhaMMed'i, icâda en yakın nurdan nur olan AKILa sunuyor.
AKL-ı evvelden, AKLımıza aktarma olabiliyor her ÂN şeÂNda.
AKLın kulluk kemâlâtındaki konumu ve değeri açıkça ilk sıradadır.

AKLın fonksiyonu: Risâlet kanalıyla gelen ilâhî emirleri (Nass-ı İlâhî) algılayacak hâlde ve fıtratta halkedilmiştir.
Tebliği duyacak şekilde: "Semiğnâ!" diyecek meleke ve kabiliyettedir Kadarınca-Kaderince..

AKLın vazifesi: Duyduğu, algıladığı bu emirlere uymasının gerekli ve şart olduğu şuûrunu idrak etmesi görevidir. Tebliğe uyacak şekilde: ".... ve ateğnâ!" diyecek meleke ve kabiliyettedir Kadarınca-Kaderince..

AKLın sorumluluğu: Hakka ve Hayra iştirâkte menfâat (sevâb); Bâtıla ve Şerre ve iştirakte zarar (azab) olduğunu bilmesidir.

AKLın Tekemmülü: Ham AKILın, AKL-ı Selim hâline gelmesi için, MuhaMMedî Mekteblerde okuması, MuhaMMedî Tâlim-Öğretim ve Terbiye-Eğitimden geçmesi EMRullahtır ve Şarttır..
Dinin, HAKK celle celâluhu'dan geldiğini, gaye ve hikmetini ve tebliğin tümünü, "hak mı-bâtıl mı?" diye hakemlik yapmadan Akvâl-i MuhaMMed'e-Şeriat-ı Garraya teslim olması Kur'ân ve sahih hadisi okuması tekemmül etmesidir.
İlâhî TEBLİĞin amacı; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ikilik (zıdlar) âlemindeki insanı TeNZiR ve TEBŞİRidir.
Sonunda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin bize şehâdeti TEŞHİDidir.
Dünya ve âhirette, hakka ve hayra giden imânî ve amelî nizâmın kaide ve kurallarını, AKLa aktarmak, öğretmek ve yaşatmaktır. İlim ve İradeyle Kur'ân'a teslimiyyetle islâm olan AKIL... NAKLi TANIyan AKILdır Müslimdir..
İdrak ve iştirAKLe Kur'ânî istikametle ise, mü'min AKILdır. NAKLe ulaşan Mü’min AKILdır..
Artık, itirazı rızaya dönüştürüp kendisinin ilâh olmadığını anlayıp Hükm-ü Hakka boyun eğer.
AKIL, ilâhî nizâma uyum sağlamak için tekemmül eder.
İlâhî nizâm ölümsüzdür ve asla bozulmayan ve bozulamayan denge ve düzen busistemi ilk var eden Rabbülâlemin'inkidir.

İlâhî emirlerin gerçek maksadını şuûr eden AKIL, "O"nu tasdik eder, duyar ve uyar...
İlâhî emir haktır ve hayrı emreder...

ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL:

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Resim---Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen): Sana rûhu sorarlar. De ki, Ruh RABB'imin emrindendir. Zâten size az bir ilimden başkası verilmemiştir!" (İsrâ 17/85)

Âyeti inzal olduğunda Emr Âlemini çok iyi bilen ashab-ı kiram (radiyallahu anhum): "Yâ Resûlullah! bu âyet-i celile'den ne anlayalım?" diye sorunca Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "AKLınız kadar!" cevâbını buyurmAKLa: "Herkes; kabınca, kadarınca, kaderince ve kapasitesince anlayabilir" prensibini ortaya koymuştur.
İnsan; canlı olan, iradesiyle hareket eden, hisseden ve kudsî bir ruh sahibi olan varlıktır.
Elde edilmesinde fayda olan hayrı ve zararlı olduğu için defedilmesi gereken şerri ancak AKILla bilebilir ve anlar.
AKIL; Hayrı ve Şerri, lezzeti ve eziyyeti, fayda ve zararı bizzât bilebilmeli ki tercihinden dolayı âdil bir şekilde imtihan edilebilsin.
AKLın gerekliliği binlerce delille isbatlanabilir; zâten herkes bunu bildiğinden söz uzar...
En sorumlu durumda olan insan, nefsinin 5 duyu ile derlediği verileri-doneleri AKIL sayesinde İlm eder, İrade eder, İdrak eder ve İştirake geçer.
İnsan nefsi, zıdlar âlemi olan mevcûdatın sûret ve sîretlerini AKLın kavrama sınırları içindeki kadar anlar ki buna da mâkulât deriz.

AKIL, insan letâifleri için bir fabrikada ya da evimizde elektrik ne ise öyle bir şeydir.
Varsa ve 220 volt ise Tefritsiz, İfratsız ve İ'tidâl üzere öğretilmiş, eğitilmiş ve rüşdüne erdirilmiş ise tüm âlet edevât çalışır hâle gelir.
Aydınlık veren ampüllerle (basar ve basîret) zerreyi, kürreyi ve kıbleyi görebiliriz.
Nurumuza kavuşunca fırın yandırmaya, buz dolabı dondurmaya ve kalb televizyonu da binbir âlemi esmâ kanallarından seyrettirmeye başlar. Onun için AKIL, Nur-u MuhaMMed'dir.
Aslında ise Nurullahtır. Kudsî ve ilâhîdir. Kulluk imtihanı için ana şarttır.

AKIL; ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in sonsuz esmâ tecellîsi olan Celâl, Cemâl, Kemâl ve Hemhâl cümbüşünün aksettiği sırr-ı sıfır perdesidir.
Hem oyuncusu hem de seyircisi olduğumuz hayat sinemâmızın senaristi, sistemin sahibi olan Subhan ALLAH Tealâ, elbette bu filmin sonunu bilmektedir...
Biz ise umut ve korku içinde nefes nefes, alın yazımızdaki rollerimizi ister istemez oynamaktayız...
ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂLyarım nefeslik ömrümüzde Nur-u MuhaMMed'siz bırakmasın.
Gaflet, Cehâlet, Dalalet ve İhânet karanlıklarından korusun... Âmin!..

AKIL, vicdan ve şuûr sahibi bir insan olarak hiç unutmamalıyız ki Sünnetullah ve Sünnet-i Resûlullah'ın insana verdiği önem nedeniyle adetâ yalvarırcasına ikâz edilen bu uçurumlardan, kemâl bulup rüşdüne ermiş bir AKILla kurtulup, ebedî hayatın sonsuz saâdetlerine kavuşabiliriz.
Gerçek Tasavvuf İlmi bunun okuludur, bizler de talebesiyiz...
Daha derinlere dalıp da Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmanın gereği yoktur…

MuhaMMedî metodda;

ŞerîatMuhaMMedîyye Şuuru,
TarikatMuhaMMedîyye Nuru,
Mârifet-i MuhaMMedîyye Süruru
Hakikat-i MuhaMMedîyye Onuru

Aslında bir bütündür ve Kemâl Tevhididir.
İnsan bilse de, bilmese de dördünü de normal hayatında yaşamaktadır. Tel çitleriyle ayrılmış değildir.
Pankreas bezini ya da dalağı çok iyi bilen bir doktorla adlarını bile duymamış çoban Abdullah da bu organlarını kullanmaktadır.
Biri bilinçli, dikkatli ve değerini anlayarak kullanır ve yaşar; ötekisi ise hiçbir bilgisi olmadan kullanıp hayatını sürdürür.
Birisinde İlim, İrade, İdrâk ve İştirâk Tevhidi formülü ve kemâli vardır. Öbüründe rastgele, ilimsiz, bilimsiz...
Herkesin âlim olması da şart değildir ama asgari müşterekte buluşamazsak şimdilerde olduğu gibi mânevî hayat felç olur.
Nalbantlar, tıb profesörü cübbesini giyip ameliyâta yatırırsa, derd diye dalağımızı söker alır...
Sanki AKIL; Emr Âlemi'nden olan ruhun, kalbe, nefse ve bedene aktardığı bir nur ve onların hayat bazarındaki nakitleri gibidir.

AKIL, "ASL"ının ne AYNıdır ne de gAYRıdır. AKIL , BAĞdır ZÂTen...
Yaratan ve Yaratılan arasındaki İlâhî Bağdır (aynadaki görüntü).
Amacımız derine dalmak ve daldırmak asla değildir.
Bizler âcizâne kalender dervişler olarak bu âlemden çıkıp giderken mutlaka istenecek olan Tahkik Tevhidi oluşturmaya ve olgunlaştırmaya çabalıyoruz.
Şekilde GÖRüldüğü gibi bir Elin parmakları kadar KıtMÎR KervÂNI YOL temİZleyicileriyİZ Hamdolsun!.. AhMeDî AŞKullah ARAbasının 4 TEK-Erinden BİRisi OLmak, Elimizle DİLimizle bu YÜCE Fırka-yı NÂCiyye YOLUNU temizlemek ve tüm bunları Aziz Efendimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ADına, Hesabına ve de ŞEREFine yapmak BİZ BİR-İZ Namusu ve ONURudur inşae ALLAH

Bakınız;

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Resim---Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ: Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.” (İsrâ 17/85)

Âyet-i celile'si kendilerine okununca Yahudiler: "Bu hitab sadece bize mi, yoksa sen de bizimle berâber misin?" dediklerinde
Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem: "Hayır, hem bize hem de size, bu hususta az bir ilim verildi." buyurdu.
Bunun üzerine Yahudiler: "Amma da tuhafsın ey MuhaMMed! Biraz önce:

يُؤتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاء وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ
Resim---Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi): Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz AKIL sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez.” (Bakara 2/269)

"Her kime hikmet verilirse, muhakkak ki ona çok hayr verilmiştir!" dedin şimdi de böyle söylüyorsun!" dediler.
Bunun üzerine ise:

وَلَوْ أَنَّمَا فِي الْأَرْضِ مِن شَجَرَةٍ أَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِن بَعْدِهِ سَبْعَةُ أَبْحُرٍ مَّا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---Ve lev enne mâ fîl ardı min şeceretin AKLâmun vel bahru yemudduhu min ba’dihî seb’atu ebhurin mâ nefidet kelimâtullâh(kelimâtullâhi), innellâhe azîzun hakîm(hakîmun): Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmAKLa) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.(Lokman 31/27)
âyeti nâzil olmuştur...

İlâhî emirlerin gerçek maksadını şuûr edebilecek rüşde, öğretim ve eğitimle (bilimle, ilimle) erdirilen AKIL, ilâhî sesi DUYar ve UYar...
Tasdik ettiği ilâhî emir ise hikmettir, haktır ve hayırdır...
İlgi sahası sıfırla sonsuz arası olan AKLın; aslında ve fıtratında farklı anlayış melekesi vardır. AKLın sahasında ilâhî düşünce hürriyeti fıtraten vardır.
HAKK celle celâluhu'da haksızlık, hâşâ olmaz...
Kafanı (AKIL tasını) iki eliyin arasına al da, birlikte düşünelim...
Kimdir Musa aleyhi’s-selâm ve kimdir Firavun?
Firavun'un anası Firavun'u; Musa aleyhi’s-selâm’ın anasının Musa aleyhi’s-selâm'ı sevdiğinden daha az mı seviyordu?
İki annenin ikisinin de iki memesi Rahman ve Rahîm Memeleri değil mi?
Ne oldu da bu iki şahsiyet, şerrin ve hayrın iki ucu oldular?
ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL, Firavun'a hâşâ zulüm mü etti?
Musa aleyhi’s-selâm'a arka mı çıktı?

Elest meclisinde; tüm kâinât, "Kûn! Ol!" emriyle var olan küllî şey: "Belâ! Bilakis, RABB'imizsin!" demişlerdir.
Rubûbiyyetini kabul etmişlerdir.
Kabul etmişler ki var olabilmişlerdir kâinâtta.
Bu âleme gelip, yaşı mîkat mâhalline ulaşan yâni, AKLı sorumluluk sınırına (bülûğ çağına) gelince Ulûhiyyetullahı (RABB'imizin ilâhlığını) reddetmişler ya da kabul etmişlerdir.
Elbette ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL; Kaza, Kader, İrade ve Meşiyyet (Dilemesi) nde mutlak hak sahibidir.
Ancak, Kur'ÂN'da bildirilen Sünnetullah gereği, insan sûretinde yaratılan ve AKIL emânetiyle donatılan herkes, verilen AKIL ve irâdeyi cûz'i kadar imtihan edilmektedir.
İnancını tercih edecek, uygulayacak ve kendisinin şâhidi de olacak.
Ondandır ki Firavun; kuleler kurup gök katlarında Musa aleyhi’s-selâm'ın RABB'ini arayacak kadar zeki iken; bu AKLını, kendi kulesini (bedeni) var eden RABB'ini bulmakta kullanmayıp, pek çok âyeti celilelerinde bildirilen ilâhlık iddiasına kalkıştı!

AKLını şerre kullandı bunu tercih etti ve tercihini de ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL tecellî ettirdi...

فَمَا آمَنَ لِمُوسَى إِلاَّ ذُرِّيَّةٌ مِّن قَوْمِهِ عَلَى خَوْفٍ مِّن فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِمْ أَن يَفْتِنَهُمْ وَإِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الأَرْضِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفِينَ
Resim---Fe mâ âmene li mûsâ illâ zurriyyetun min kavmihî alâ havfin min fir’avne ve melâihim en yeftinehum, ve inne fir’avne leâlin fîl ard(ardı) ve innehu le minel musrifîn: Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.” (Yûnus 10/83)

فَأَرَاهُ الْآيَةَ الْكُبْرَى
Resim---Fe erâhul âyetel kubrâ: (Musa) Ona büyük mucizeyi gösterdi.” (Naziât 79/20)

فَكَذَّبَ وَعَصَى
Resim---Fe kezzebe ve asâ: Fakat o, yalanladı ve isyan etti.” (Naziât 79/21)

ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى
Resim---Summe edbere yes’â: Sonra (karşı yönde) çaba harcayıp sırtını döndü.” (Naziât 79/22)

فَحَشَرَ فَنَادَى
Resim---Fehaşere fe nâdâ: Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı, seslendi;” (Naziât 79/23)


فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
Resim---Fe kâle ene rabbukumul a’lâ: "Fe kale enâ Rabbikumu'l-a'lâ: Ben sizin yüce RABB'iniz değilmiyim!" (Naziât 79/24)

diyerek halkedilişteki "Belâ!" sözünü, Ahdullah'ı inkâr etti!
İlâhlığını ilân edip bu hususta İblisin de altına düşüp varlığın en esfeline indi gitti...

وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ مَا عَلِمْتُ لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرِي فَأَوْقِدْ لِي يَا هَامَانُ عَلَى الطِّينِ فَاجْعَل لِّي صَرْحًا لَّعَلِّي أَطَّلِعُ إِلَى إِلَهِ مُوسَى وَإِنِّي لَأَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِبِينَ
Resim---Ve kâle fir’avnu yâ eyyuhel meleu mâ alimtu lekum min ilâhin gayrî, fe evkıd lî yâ hâmânu alet tîni fec’al lî sarhan leallî attaliu ilâ ilâhi mûsâ ve innî le ezunnuhu minel kâzibîn: Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum." (Kasas 28/38)

وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ لَا يُنصَرُونَ
Resim---Ve cealnâhum eimmeten yed’ûne ilen nâr(nârı), ve yevmel kıyâmeti lâ yunsarûn: "Onları (Firavun ve yandaşlarını) ateşe çağıranların imâmı kıldık!" (Kasas 28/41)

buyurularak, İblisin ihânet ve hile esfeline düşmüştür.
Kulluk kemâlâtı oyununda bâtılın ve şerrin baş rol oyuncusu olan İblis de netice olarak bir yaratıktır.
Hâliyle RABB'imizden korkar...
Onun derdi ve hasedi Âdemoğluyladır...

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---Ke meseliş şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbel âlemîn: "Şeytanın durumu gibi; çünkü insana "İnkâr et" dedi, inkâr edince de: "Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" dedi. (Haşr 59/16)

İnsan, ebedî hayat tercihini yaparken AKLını, ilâhî vahiyle (nakl) kemâlâta (rüşde) erdirip, Hakk'a inanıp hayrı işlemekte kullanmalıdır.

ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL Habibi Edibi sallallahu aleyhi ve sellem'e:

أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِن تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ
Resim---E fe lem yesîrû fîl ardı fe tekûne lehum kulûbun ya’kılûne bihâ ev âzânunyesmeûne bihâ, fe innehâ lâ ta’mal ebsâru ve lâkin ta’mal kulûbulletî fîs sudûr: "(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı ki kendileri için AKILlanmalarına sebeb olacak kalbleri, işitmelerine sebeb olacak kulAKLarı olsun... Çünkü gerçek şudur ki gözler körelmez, ancak sinelerdeki kalbler kör olur..." (Hacc 22/46)

Kafa gözü basar, Kâinât Kur'ÂN-ı Kerîm'ini AKILla okurken;
Kalb gözü (basîret) hak gerçeğini nakle kavuşan AKILla algılar...

AKLın Mektebi: Sanatkârın sanatı, Nakkaşın nakışı ve Sahibinin şâhidi olan kâinâttır...
AKLın Kitabı: Kur'ÂN-ı Kerîmdir.
AKLın Öğretmenleri: Peygamberler aleyhumu’s-selâm ve
AKLın Başöğretmeni : Efendimiz Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem dir.

İslâm AKIL dinidir... Ama nAKLen AKL Dinidir..
İlâhî, naklî ve ledûnî ilimle yetişip, pişip, rüşdüne ulaşıp ve aşk kemâline eren AKILdır bahsedilen...
Kendi AKLını kaybetmiş ham AKIL değil elbete...

İslâm; tüm ilâhî ve Kur'ânî hükümleriyle MuhaMMedî yorum, prensib ve tatbikatta olgun AKLı (AKL-ı selimi) muhatab kabul eder... hedef seçer...

İslâm, AKLı: Âfâk (dış) ve enfüste (iç) imânî işâretleri görmeye, hidâyete ait delilleri düşünüp şuûr etmeye; acemilik, ahmAKLık ve din dışı ananevî alışkanlık esâretinden, sapık şehvetin (her türlü aşırı istek hırs ve tamah) mahkûmiyetinden kurtarmayı amaçlar.
Karnın (mide) haramdan, kalbin yalandan korunması için inzâr eder (uyarır), helâl ve doğruya çağırıp tebşir eder (hakkı ve hayrı müjdeler).


Dini; yalnız ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'e has kılarak, ihlâs ve rıza sınırının ârifi olarak kulluk yapabilmek ancak AKL-ı selimile mümkündür.
A'râf 7/29-Yûnus 10/22-Ankebut 29/65-Lokman 31/32-Zümer 39/2,11,14-Mü'min 40/14,65-Beyyine 98/5 gibi âyeti Celileler, MuhaMMedîleri;
İlmullah,
Haşyetullah,
Muhabbetullah ve
Rızaullah Tevhidine çağırıyor...
AKL-ı selimi, ihlâs ve rıza sıratına çağırıyor..

Resim

Şehvet (tamah, hırs, gazab, kin öfke); ifrat ve tefritte yanlışa, gazaba, kan dökmeye götürür.
Şehvet, itidalle kullanıldığında ise Hayy Zinciri, Yaşama Arzusu ve Sebebidir.
AKIL, hikmete götürür.
Hikmet ise, İlmullaha, Haşyetullaha, Muhabbetullaha, Rızaullaha kısacası Mârifetullaha götürür.

Hikmet, İnsanın ve etrafındaki mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatıdır. Eşyanın ahvâlinden, zâhirî ve bâtinî keyfiyetlerinden bahseden ilimdir..

KeLÂMullahta Hikmet Kavramı:

ذَلِكَ مِمَّا أَوْحَى إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ وَلاَ تَجْعَلْ مَعَ اللّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتُلْقَى فِي جَهَنَّمَ مَلُومًا مَّدْحُورًا
Resim---''Zâlike mimmâ evhâ ileyke rabbuke minel hikmeh(hikmeti), ve lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tulkâ fî cehenneme melûmen medhûrâ: İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve (Allah'ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.(İsrâ 17/39)

وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
Resim---''Ve lekad âteynâ lukmânel hikmete enişkur lillâh(lillâhi), ve men yeşkur fe innemâ yeşkuru li nefsih(nefsihî), ve men kefere fe innellâhe ganiyyun hamîd: Andolsun, Lukman'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse, artık o, kendi lehine şükreder. Kim inkâr ederse, artık şüphesiz, (Allah,) Gani (hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamiddir (hamd yalnızca O'na aittir).'' (Lokmân 31/12)

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ
Resim---''Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm: "Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin." (Bakara 2/129)

Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem de Hikmet Kavramı:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Hikmet, mü'minin yitik malıdır; nerede bulursa onu alır." buyurmuştur.
(İbn Mâce, Zühd 15; Tirmizî, İlim 19)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Hikmetin başı Allah korkusudur." buyurmuştur.
(Tirmizî; Feyzu'l-Kadir, 3/574; Beyhakî; Deylemî; Keşfu'l Hafâ, 1/421; İbn Merduyeh; İbn Kesir, 1/242)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Yalnız iki kişiye hased (gıpta) edilebilir: Bir adam ki Allah kendisine hikmet vermiştir, o adam bu hikmet gereğince hareket ediyor ve bunu başkalarına da öğretiyor ve bir adam ki Allah kendisine mal vermiştir, o da malı Hak yolunda infâka/harcamaya koyulmuştur." buyurmuştur.
(Müslim, Salâtu'l-Müsâfirîn 47, hadis no: 267, -815-; Buhârî, İlim 15, Ahkâm 3, Zekât 5, İ'tisâm 13,
Tevhid 45, Temennî 5; İbn Mâce, Zühd 23)


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Şüphesiz bazı şiirler vardır ki hikmettir." buyurmuştur.
(Buhârî, Edeb 90; Tirmizî, Edeb 69; İbn Mâce, Edeb 41)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Kardeşini kendisiyle hidâyete/doğru yola ilettiğin hikmet kelimesinden daha güzel hediye yoktur." buyurmuştur.
(Dârimî, Mukaddime 32)

Resim---İbn Abbâs (r. anhümâ) anlatıyor: "Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem beni göğsüne bastırdı ve: "Allah'ım, (bunu dinde fakîh kıl,) buna hikmeti ve Kitabın te'vilini öğret!" dedi."
(Buhârî, Fezâilu'l-Ashâb 24, İlim 17, Vudû 10, İ'tisâm 1; Müslim, Fezâilu's-Sahâbe 138,
hadis no: 2477; İbn Mâce, Mukaddime 11; Ahmed bin Hanbel, 1/269)


Resim---İbn Abbâs (r. anhümâ) anlatıyor: "Rasûlullah bana hikmet verilmesi (iki defa hikmet verilmesi) hususunda duâda bulundu."
(Tirmizî, Menâkıb 42, hadis no: 3823, 3824)

Resim---İbn Abbâs: "Hikmet, nübüvvet dışındaki isâbettir." Dedi.
(Buhârî, Fezâilu's-Sahâbe 24)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Ben hikmet eviyim, Ali de onun kapısıdır." buyurmuştur.
(Tirmizî, Menâkıb 20)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "İman Yemen'lidir; hikmet Yemen'lidir." buyurmuştur.
(Buhârî, Menâkıb 1; Müslim, İman 82, 88, 89, 90; Tirmizî, Menâkıb 71; Dârimî, Mukaddime 14; Ahmed bin Hanbel, 1/252, 258, 270, 277)

(Bu hadisin, Lokman (a.s.)'ın Yemen'deki kavmine mensûbiyetine atıfta bulunduğu öne sürülmüştür.)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Hikmetin konuşulup yayıldığı meclis, ne güzel meclistir." buyurmuştur.
(Dârimî, Mukaddime 28)

Resim---
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Bir ilim meclisine oturup hikmetli söz dinledikten sonra, bu meclisten bahsederken işittiği şeylerin sadece kötü kısımlarını anlatan bir kimsenin misali, bir sürü sahibi çobana gelip: “Ey çoban, süründen bana bir koyun kes!” deyince, çobandan: “Git, en iyisinin
kulağından tut al!'” iznine rağmen, gidip sürünün köpeğinin kulağından tutan adamın misalidir."
buyurmuştur.
(İbn Mâce, Zühd 15; Ahmed bin Hanbel, 2/252)

İslâm, işte bu kadar önemli İlâhî Hükümlerin içeriği olan hikmeti, anlamayı AKLa yükler. Anlatmaya çalışır. Anlatmadan ve anlamadan zorlamaz.
AKLının kapasitesi dışında yük yüklemez:

لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Resim---''Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn: Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara 2/286)

وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُواْ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللّهِ أَوْفُواْ ذَلِكُمْ وَصَّاكُم بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Resim---''Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn: "Yetimin malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Hiç bir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz." (En'âm 6/152)

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Resim---''Vellezîne âmenû ve amilus sâlihâti lâ nukellifu nefsen illâ vus'ahâ ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn: İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır.(A'râf 7/42)

قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ
Resim---''Kul mâ es’elukum aleyhi min ecrin ve mâ ene minel mutekellifîn: "(Resûlum!) De ki: buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Yapmacık davranan (mütekellifinlerden de) değilim..." (Sad 38/86)

Mütekellif: tekellüf eden, külfetli ve zahmetli bir iş tutan ve teklif eden.

Külfetsiz teklif ise Kur'ân-ı Kerîm'de:

1- Tevhid (ikrâr-tasdik)
2- Hakk celle celâluhu'yu tenzih-takdis
3- Hakk celle celâluhu ilim-kudret-hikmet-rahmetle vasıflandırma.
4- Ortaksız ve zıdsız bilme ve inanma.
5- Başka ilâhsız olma
6- Ruha saygı
7- Kıyâmet ve haşra imân
8- Mâsivâdan yüz çevirip Mevlâmıza yönelim v.d. gibidir.

Nasıl ki insanoğlu, en uçtaki letâif olan bedeni bülûğa yâni rüşde erince, "kız mıdır-erkek midir?" bilince, ilâhî hükümleri icrâ' etmekten kesin sorumlu ise,
Ham AKLın da yetiştirilip rüdşüne erdirilmesi ve korunması mecburîdir.
AKL-ı selimi hâline getirilmesinde; ana-baba ve her müslümana görevler taksim edilmiştir.
AKLın AŞKa dönüşmesinde...

Biz, bazı şeyler söylüyoruz; ancak, anlayışsız kafalar hemence reddetmesin, iyice dinleyip iyice düşünsün...
Kendisi için düşünsün...
1- Yeni doğmuş bebek,
2- 18 yaşında rüşdüne ermiş delikanlı,
3- 40 yaşında imânını amele dönüştürmüş kâmil,
4- 80 yaşında mütekâmil tahkik tevhid ehli cihâna "elvedâ" diyen pîr-i fâni ve yolcu...

Kimdir bu 4 kademedeki 4 insan?
Hepsi de sensin... Sadece zamANları yaşadın, denendin, kemâlât gördün, geliştin…
Kemâlâtın sırrını yakalayamazsak, 4 kişi arar dururuz ve kişinin gerçek tevhidini asla bulamayız...
Kuru kuruya lâf tokuştururuz, maâzallah...

Elbette bebeğe ana sütü helâl, gayrisi haramdır...
1 yaşında çorba helâl, katı ve bilemediği zararlı her şey haramdır...
3 yaşında sıvı, katı her şey helâl ancak; çoçuk AKLı, zemzemi-zehiri bilmez de onun için analarımız 24 saat durmadan ve merhametle bir saniye bile gözden ayırmazlar...

Musa aleyhi’s-selâm'ın kekemeliğine sebeb diye anlatılır ya...
Küllî şeye kadîr olan Mevlâm... Düşmanına Dostunu büyüttürürken Musa aleyhi’s-selâm, 1 yaşında Firavun'un kucağında oynarken sakalını avuçlayıp çekip yolmuş.
Firavun düşünmüş: "Bu ufacık bebekte bu güç nasıl olabilir, bir avuç sakalımı sıyırdı indirdi? Sakın bu, tacımı tahtımı târümâr edecek İsrâilli oğlan çocuğu olmasın!" diye...
Sonunda ihtimâle fırsat vermemek için öldürülmesini emredince: Firavun'un karısı; gizli mü'min, çileler cevheri Asiye, kocasına:
"Bu bir tıfıldır, nerden bilsin tacını tahtını?" der.
Firavun ise, deneyelim görelim:
"Bir mangal kor ateşi ile bir çuval altını yanyana koyunuz...
AKLı gerçekten tıfılsa ateşi alır. Rüşde ermiş ilâhî ve mu'cizevî ise altını tercih eder!"
der...
Getirilir. Musa aleyhi’s-selâm sağ eliyle kızıl kordan bir parça alıp ilâhî şehâdet şekerini ağzına atınca dili yanar ve kekeme kalır...
Kurtaran kurtarır Musa aleyhi’s-selâm'ı...
Bu aldığı nar ise, sağ elinde Beyza Nuru ve dilinde Tevrat Tevhidi olmuştur...
Firavun sırf AKLıyla mahvolmuş, Musa aleyhi’s-selâm, AKIL ve NAKL tevhidiyle mübârek Musa aleyhi’s-selâm olmuştur.

DEVAMI VAR...







[ Geri Dön ]


Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır