Muhammed-i Nur


Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
2.2.3. İblis İse İlginç Bir İmtihan Aracıdır

2.2.3. İblis İse İlginç Bir İmtihan Aracıdır:

Tasavvuf sisteminde değişmez iki önder vardır.
Birisi hakkın ve hayrın imâmı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, diğeri de bâtılın ve şerrin lideri İblisdir.
İkisi de her ÂN, işlerinin başındadır...
İkisi de, çağrılarına el ân devâm etmektedirler.
İkisinin de ins ve cinden yandaşları ve yardımcıları vardır.
Bu kıyas değil de hâşâ, zıdların zevkini izâh tarzıdır.
Doğru anlamazsak, doğruyu bulamayız, doğru olamayız ve doğruyu yaşayamayız....

İblis: El iblâs: şaşkınlık ve sapıklık içinde ümid kesme.
El İblis: ümidsizliğin taa kendisi, vesveseci ve şüphe vericidir.
Vesvesesini, dıştan sokuşturmaya, içten üfürmeye izinlidir.
İşlerini ise bedensiz oluşundan dolayı insandan dostlarına işletir...

Şeytânîleşen insan uşAKLarını kullanır!
İnsan için, hakkın ve hayrın dâvetçisi; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, melek ve AKLî kuvvet (nüve)'tir.
Bâtılın ve şerrin dâvetçisi ise İblis, şeytânları, şehevî (iştah) ve gazabî kuvvettir.
Şeytân: insanı, saptırmak, kuruntu ve vesvese vermek, Allah'dan gayrı ilâhlar edinmek, ALLAH celle celâluhu'nun yarattığını ve hükümlerini değiştirmek ve kısıcası sırât-ı müstakîm (i'tidal) üzerinde ilerleyen müslimi, mü'mini sağdan gelerek ifrata (riyâ), soldan gelerek tefrite (mühimsememe) saptırmAKLa görevlidir!

"İnsanın bu amansız düşmanı şeytan nerede bulunur acaba?" diyorsan;

Hasan-ı Basri (kaddasallahu sırrıhu): "Kötülüklere (bâtıla ve şerre) arzu duyduğun yer şeytânın yeridir."buyurmuştur.

"RABB'isi katında kıymetli iken neden bu hâllere düştü?" dersen;
Nassa (kesin olan ilâhî hükme) kıyas ile karşı koymuştur.

Secde et -> Ben hayırlıyım -> lânetlendin, alçAKLardansın.

(Nass) .......... (Kıyas) .......... (Sonuç)…..

İlimsiz, edebsiz, irfânsız ve erkânsız kıyas, şeytânın işi ve mesleğidir.
Çünkü, MuhaMMedî değildir!

İlâhî Nass: lâfzen bir tek mânâyı anlatıp ve başka mânâ anlatması imkansız olan açık seçik ilâhî hükümdür.

İblisin küfrü: sadece cehlî değil inadîdir.
İblis: "Âdem aleyhi’s-selâm'ı (karanlık sûflî, kesif, ağır, soğuk, yaş, cevhere uzak, pasif, etkilenen) topraktan yarattın. Beni ise: (nurlu, ulvî, lâtif, hafif, kuru, hararetli, gökler cevherine yakın ve onlarla bitişik, aktif, tesirli ve etken) ateşten yarattın! O hâlde, ben şerefliyim!" deyip Âdem aleyhi’s-selâm'ın kemâlâtına (imtihan) hasedlenip kıyasa kalkışıp itâatten isyâna atlayınca hakktan ve hayırdan, bâtıl ve şerre kovuldu! (A'râf 7/11-18 bkz.)

Şu işe şaşarım ki: ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL ile; çamurdan yaratılan Musa aleyhi’s-selâm kelâm etti, izzet ve ikrâmla şereflendi!

وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى
Resim---Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ: “Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.” (Tâhâ 20/13)

وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي
Resim---Vastana’tuke li nefsî: Ve Ben, seni (nebî olarak) Kendime seçip, yetiştirdim.” (Tâhâ 20/41)

ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL ile; ateşten yaratılan İblis de kelâm etti, zillet ve recm (rahmetten kovulmak) ile şerefini kaybetti.
ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in secde emrine uymayan İblis, hasedinden dolayı RABB'ısına kafa tutmuştur...

وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ
Resim---Ve lekad halaknâkum summe savvernâkum summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), lem yekun mines sâcidîn: Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.” (A'râf 7/11)

قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَاْ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ
Resim---Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuk(emertuke), kâle ene hayrun minh(minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn: (Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." (A'râf 7/12)

قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَن تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ
Resim---Kâle fehbit minhâ fe mâ yekûnu leke en tetekebbere fîhâ fahruc inneke mines sâgirîn: (Allah:) "Öyleyse ordan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin." (A'râf 7/13)

قَالَ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Resim---Kâle enzırnî ilâ yevmi yub'asûn: İblis: “Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar beni beklet, bana mühlet ver, bana izin ver!” dedi.(A'râf 7/14)

قَالَ إِنَّكَ مِنَ المُنظَرِينَ
Resim---Kâle inneke minel munzarîn: Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.(A'râf 7/15)

قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ
Resim---Kâle fe bimâ agveytenî le ak'udenne lehum sırâtekel mustekîm: İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.(A'râf 7/16)

ثُمَّ لآتِيَنَّهُم مِّن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ
Resim---Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn: "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (A'râf 7/17)

قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُومًا مَّدْحُورًا لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ
Resim---Kâlehruc minhâ mez'ûmen medhûrâ(medhûren), le men tebiake minhum leemleenne cehenneme minkum ecmaîn: (Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım." (A'râf 7/18)

وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلاَ مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ
Resim---Ve yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete fe kulâ min haysu şi'tumâ ve lâ takrebâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez zâlimîn: (Allah buyurdu ki): Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz. (A'râf 7/19)

فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ
Resim---Fe vesvese lehumuş şeytânu li yubdiye lehumâ mâ vuriye anhumâ min sev'âtihimâ ve kâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihiş şecereti illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ minel hâlidîn: Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.” (A'râf 7/20)

Âdem Atamıza aleyhi’s-selâm ve Havva anamıza Nasıhatçi gözükerek vesvese vererek:

وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ
Resim---Ve kâsemehumâ innî lekumâ le minen nâsıhîn: Ve: "Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim (öğüt verenlerdenim)" diye ikisine de yemin etti..." (A'râf 7/21)

فَدَلاَّهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَاتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَا إِنَّ الشَّيْطَآنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Resim---Fedellâhumâ bi gurûr(gurûrin), fe lemmâ zâkâş şecerete bedet lehumâ sev'âtuhumâ ve tafikâ yahsıfâni aleyhimâ min varakıl cenneh(cenneti), ve nâdâhumâ rabbuhumâ e lem enhekumâ an tilkumeş şecereti ve ekul lekumâ inneş şeytâne lekumâ aduvvun mubîn: Böylece onları hile ile aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?" (A'râf 7/22)

يَا بَنِي آدَمَ لاَ يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ الْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْءَاتِهِمَا إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لاَ تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ
Resim---Yâ benî âdeme lâ yeftinennekumuş şeytânu kemâ ahrece ebeveykum minel cenneti yenziu anhumâ libâsehumâ li yuriyehumâ sev’âtihimâ innehu yerâkum huve ve kabîluhu min haysu lâ terevnehum innâ cealneş şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu’minûn: Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların- imâna gelmeyenlerin dostları kıldık.” (A'râf 7/27)

Âdem aleyhi’s-selâm'a ve zürriyetine yapılan ikrâma hased eden şeytân insanın ilâhî mizacını (AKLî dengesini) bozabilmek için insan fıtratında olan şehvet, gazab (buğz,öfke), tamah ve hırs kapılarından sızarak hevâ ve hevesin peşine düşürdüğü nefsi avlamak ister!
Eğer nefs ayıkır da Ahdullahı hatırlarsa; zikir, fikir ve zühd ile kurtulabilir...

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Resim---E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn: Ey Ademoğulları; Ben, size; şeytana tapmayın, o muhakkak ki sizin apaçık bir düşmanınızdır, diye ahdetmedim mi?” (Yâsîn 36/60)

Bu konular o kadar geniş ki her birisi için ciltlerce kitab yazılabilir.
Ancak biz önemli hususlara göz atıp geçeceğiz...

Nasıl ki Hakkın ve Hayrın Mükerrem Müezzini MuhaMMed sallallahu aleyhi ve sellem'in bizzât kendisi merhamet ve âlemlere rahmet için buyrulan;

وَمِنْهُمُ الَّذِينَ يُؤْذُونَ النَّبِيَّ وَيِقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لَّكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ آمَنُواْ مِنكُمْ وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ اللّهِ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Resim---Ve minhumullezîne yu’zûnen nebiyye ve yekûlûne huve uzun(uzunun), kul uzunu hayrin lekum yu’minu billâhi ve yu’minu lil mu’minîne ve rahmetun lillezîne âmenû minkum, vellezîne yu’zûne resûlallâhi lehum azâbun elîm: (Yine o münafıklardan:) O (Peygamber, her söyleneni dinleyen) bir kulaktır, diyerek peygamberi incitenler de vardır. De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır. Çünkü o Allah'a inanır, müminlere güvenir ve o, sizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah'ın Resûlüne eziyet edenler için mutlaka elem verici bir azap vardır.(Tevbe 9/61)

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Resim---Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz(azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bil mu’minîne raûfun rahîm: Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.(Tevbe 9/128)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Resim---Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn: (Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ الطُّورِ إِذْ نَادَيْنَا وَلَكِن رَّحْمَةً مِّن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّا أَتَاهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Resim---Ve mâ kunte bi cânibit tûri iz nâdeynâ, ve lâkin rahmeten min rabbike li tunzire kavmen mâ etâhum min nezîrin min kablike leallehum yetezekkerûn: (Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, sen Tûr'un yanında değildin. Bilakis, senden önce kendilerıne uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik); ola ki düşünüp öğüt alırlar.” (Kasas 28/46)

رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Resim---Rahmeten min rabbik(rabbike), innehu huves semîul alîm: Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.(Duhân 44/6)

İblis de, bizzâtîhi merhametsizliğin taa kendisidir.
Fıtratı böyledir, asla merhamet etmez ve: "yeter artık yazık buna!" demez ve diyemez de...

Şeytân, imtihan aracı olarak halk edilmiştir...:

وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِم مِّن سُلْطَانٍ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يُؤْمِنُ بِالْآخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِي شَكٍّ وَرَبُّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ
Resim---Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz: Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak ahirete inananı, şüphe içinde kalandan ayırdedip bilelim diye (ona bu fırsatı verdik). Rabbin gerçekten her şeyi koruyandır.(Sebe' 34/21)

Unutmadan belirtmeliyim ki bu denli insan üzeriende saltası gücü olmayan İblisi-Şeytanı tercih ediş sonucu cidden çok acıdır ve bir gerçektir şehâdet âleminde yaşarken:

وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn: Gerçekten İblis, insanlar aleyhindeki, (muhakkak onları azdıracağım) vaadini yerine getirdi. Onun için, müminlerden ibaret bir fırkadan başkası, İblis’e tâbi oldular.(Sebe 34/20)

“Andolsun, İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış oldu, böylelikle iman eden bir grup dışında, ona uymuş oldular.” Ne önemli bir buyruktur!..

Şeytânın hasedi, kendisini Rahmetullah'dan çıkarıp lânete mustehâk kılmıştır:

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إَلاَّ إِبْلِيسَ قَالَ أَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًا
Resim---Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), kâle e escudu li men halakte tînâ: Meleklere: Âdem'e secde edin! demiştik. İblis'in dışında hepsi secde ettiler. İblis: "Ben, dedi, çamurdan yarattığın bir kimseye secde mi ederim!" (İsrâ 17/61)

قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إَلاَّ قَلِيلاً
Resim---Kâle e raeyteke hâzellezî kerremte aley(aleyye), le in ahharteni ilâ yevmil kıyâmeti le ahtenikenne zurriyyetehû illâ kalîlâ: Dedi ki: "Şu benden üstün kıldığına da bir bak! Yemin ederim ki, eğer beni kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında, onun neslini kendime bağlayacağım!" (İsrâ 17/62)

قَالَ اذْهَبْ فَمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمْ جَزَاء مَّوْفُورًا
Resim---Kâlezheb fe men tebiake minhum fe inne cehenneme cezâukum cezâen mevfûrâ: Demişti ki: "Git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza." (İsrâ 17/63)

وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُورًا
Resim---Vestefziz menisteta’te minhum bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve recilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâ: Onlardan gücünün yettiği kimseleri dâvetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vâdetmez.” (İsrâ 17/64)

إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلاً
Resim---İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultân(sultânûn), ve kefâ bi rabbike vekîlâ: Şurası muhakkak ki, benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter.” (İsrâ 17/65)

Hicr 17/28-43 arasındaki âyetlerde; İblisin secdeden kaçınması, hasedi, kovulup lânetlenmesi, mühlet verilmesi insanları azdırmak için yeryüzünde insanlar için tezyînat yapıp süslü göstereceğine ve muhlisler hariç, hepisini azdıracağına, yemin etmesi. ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in ise İblis'in kendisine uyan azgınlardan başkasına bir şey yapamayacağı ve sonunda gidecekleri yerin cehennem olacağını bildirdiği anlatılır.

ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL insanoğluna İbrâhim aleyhi’s-selâm diliyle:

يَا أَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمَنِ عَصِيًّا
Resim---Yâ ebeti lâ ta’budiş şeytân(şeytâne), inneş şeytâne kâne lir rahmâni asıyyâ: "Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır." (Meryem 19/44)

أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Resim---E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun) : "Ey Âdem oğulları, ben size and vermedim mi: Şeytâna tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Yâ Sîn 36/60)

 Sad 38/71-85 âyeti celileleri İblisin hased, kibir, inad ve israr işlerini anlatır...

إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِن طِينٍ
Resim---İz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min tîn: Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım.” (Sad 38/71)

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ
Resim---Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn: Onu tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm zaman, derhal ona secdeye kapanın!(Sad 38/72)

فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
Resim---Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn: Meleklerin hepsi topluca secde etti;” (Sad 38/73)

إِلَّا إِبْلِيسَ اسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنْ الْكَافِرِينَ
Resim---İllâ iblîs(iblîse), istekbere ve kâne minel kâfirîn: Yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.” (Sad 38/74)

قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ الْعَالِينَ
Resim---Kâle yâ iblîsu mâ meneake en tescude limâ halaktu bi yedeyy(yedeyye), estekberte em kunte minel âlîn: Allah! Ey İblis! İki elimle yarattığıma secde etmekten seni meneden nedir? Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin? dedi.(Sad 38/75)

قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ
Resim---Kâle ene hayrun minh(minhu), halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn: İblis: Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.” (Sad 38/76)

قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
Resim---Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm: Allah: Çık oradan (cennetten)! Sen artık kovulmuş birisin.” (Sad 38/77)

وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَى يَوْمِ الدِّينِ
Resim---Ve inne aleyke la'netî ilâ yevmid dîn: Ve ceza gününe kadar lânetim senin üzerindedir! buyurdu.” (Sad 38/78)

قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Resim---Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub’asûn: İblis: Ey Rabbim! O halde tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi.” (Sad 38/79)

قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنظَرِينَ
Resim---Kâle fe inneke minel munzarîn: Allah: "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin.'' (Sad 38/80)

إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
Resim---İlâ yevmil vaktil ma’lûm: O bilinen güne kadar buyurdu.” (Sad 38/81)

قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
Resim---Kâle fe bi izzetike le ugviyennehum ecmaîn: İblis: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onların hepsini mutlaka azdıracağım." (Sad 38/82)

إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ
Resim---İllâ ibâdeke minhumul muhlasîn: Ancak onlardan ihlâslı kulların hariç dedi.(Sad 38/83)

قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ أَقُولُ
Resim---Kâle fel hakku vel hakka ekûl: Allah buyurdu ki, "O doğru ben hep doğruyu söylerim." (Sad 38/84)

لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
Resim---Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmaîn: Mutlaka sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım!.(Sad 38/85)

Âhirette mü'minler, Münâfıklara:

يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ قَالُوا بَلَى وَلَكِنَّكُمْ فَتَنتُمْ أَنفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْأَمَانِيُّ حَتَّى جَاء أَمْرُ اللَّهِ وَغَرَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---Yunâdûnehum e lem nekun meakum, kâlû belâ ve lâkinnekum fe tentum enfusekum ve terebbastum vertebtum ve garret kumul emâniyyu hattâ câe emrullâhi ve garrekum billâhil garûr: (Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip beklediniz, (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu." (Hadid 57/14)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَّا يَجْزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئًا إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum vahşev yevmen lâ yeczî vâlidun an veledihî ve lâ mevlûdun huve câzin an vâlidihî şey’â(şey’en) inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yagurrennekum billâhil garûr: Ey insanlar, Rabb'inizden korkup sakının ve öyle bir günün azabından çekinip korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç) bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.” (Lokman 31/33)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr: Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fâtır 35/5)

Âyet-i celilede geçen billahi: ALLAH hususunda, ALLAH ile, ALLAH diye diye! (riyâ, tembellik v.s. ile)

اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَأَنسَاهُمْ ذِكْرَ اللَّهِ أُوْلَئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Resim---İstahveze aleyhimuş şeytânu fe ensâhum zikrallâh(zikrallâhi), ulâike hizbuş şeytân(şeytâni), elâ inne hizbeşşeytâni humul hâsirûn: Bunları şeytan kaplamış da Allah’ı hatırlamayı kendilerine unutturmuştur. Bunlar şeytan taraftarlarıdırlar. Bilin ki, şeytan taraftarı olanlar, hep hüsrana (perişanlığa) düşenlerdir.” (Mücâdele 58/19)
 
 
DEVAMI VAR...



[ Geri Dön ]


Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır