Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
24- GÖRMÜŞÜZ
 
 
GÖRMÜŞÜZ...
 
İnsan sanma dostum kemiği eti
Gezmedinse gönlün ile gurbeti
Yakmış sînesini çiçek hasreti
Sinek sofrasında arı görmüşüz...
 
 
Gül esir saksıda, nergisler kırda
İnsanın esrârı Sırat-ı Sırrda
Pirinç arar iken Şam’da Mısırda
Torbadan dökülen darı görmüşüz...
 
 
Anadan arsıza aşkı ekmişiz
Keklik gibi derd tepesin sekmişiz
Susuz çöllerinde çile çekmişiz
Çıkıp Aşk Dağına karı görmüşüz...
 
 
“Görmüyorum!” deme, gönül gözün sil
On sekiz bin âlem âşıkların bil
Yanar dağlar gibi giyinmiş yeşil
Seven sînesinde nârı görmüşüz...
 
 
Geçerken uğradık durmadık amma
Dervişin düşünü yormadık amma
Şükrün şikayetin sormadık amma
Saç beyaz benzini sarı görmüşüz...
 
 
Halk Bazarı HAKK’ın, biz de kazara
Takıldı niyazım nazlı nazara
Biz satmadık kendi girdi bazara
Erdirdi yokluğa VAR’ı görmüşüz...
 
 
Bağıran, çağıran kulların çoktu
Yönleri değişik, yolların çoktu
Işık gibi sonsuz, kolların çoktu
Ağyârden ayrılıp Yâr’ı görmüşüz...
 
 
Yanmış idik Yârle, kor ala küldük
Yârin yanağında goncaydık güldük
Bizde bir zamanlar âşık bülbüldük
Pür neşe gülmüşüz zârı görmüşüz...
 
 
Yok mu Latif’ine lutfü Leylâ’nın
Kapısı aşk, bacası aşk bu Hanın
“Hu!..” demiş de vermiş bize nişanın
Meyhânede Mecnun Eri görmüşüz...
 
 
Hakikat-ı Eşya İNSAN, sezmişiz
Bâdesin dolmaya üzüm ezmişiz
Ayni nefes, ayni yürek gezmişiz
Renkten renge girmiş deri görmüşüz...
 
 
Elest’te “HU!::” deyip HAKK, halk olmuşuz
Tohum yüreğinde yaprak  olmuşuz
Tevhid Tandırında toprak olmuşuz
Yatıp kalkılacak yeri görmüşüz...
 
 
Leylâ’ya Mecnunuz Meyhânesinde
Âşığız ayyaşız Aşk Kâsesinde
Arab saçı gibi hengâmesinde
Binlerce içinden “BİR”i görmüşüz...
 
 
Ecel acı katar beden aşına
“Bin inâyet, bir fatiha” taşına
Telkinin vermeye durup başına
Çok ölüler gömüp, diri görmüşüz...
 
 
Baş değil basîret, gözümüz gerçek
Âşina âşıktır, sözümüz gerçek
Gizledik herkesten özümüz gerçek
Kalb-i Kelb-i Kervân kiri görmüşüz...
 
 
Kendini bilmektir, bilginin tacı
Bilmediğin bilmek cehlin ilacı
Tevhid Mir’acında olmuşuz hacı
Mürşide muhabbet Pîri görmüşüz...
 
 
HAKK, Birlikte... Benlik kesin şerr iken
Birlik bazarında baha ser iken
Elinde kandille: “Yol bu!..” der iken
Kendini görmeyen körü görmüşüz...
 
 
Altın, gümüş, para, ağzına akıyor
İki elin on parmakla çakıyor
Bal, baklava, pislik; pislik çıkıyor
Kırk düğüm gırtlağı “Boru” görmüşüz...
 
 
Ezelden ebede bu aşk masalı
Elbet Şah fışkırır, Muhammed dalı
Âşıklar, ah deyip severler alı
Düldülün donunu doru görmüşüz...
 
 
Âlemler halk etmiş... Bizi, şâhidi
Yazmış alnımıza ahz-ı âhidi   
Âyeti hikmeti kudret Vâhidi
Kendine sorulan soru görmüşüz...
 
 
Sevenlerden sevdâ sırmak olur mu?
Tohumun tek dalın kırmak olur mu?
Coşup köpürmeyen ırmak olur mu?
Bulanık bilirdik duru görmüşüz...
 
 
Bir seher şeytan, sokup yatağa
Meded Mevlâ’m!.. deyip kalkıp atağa
Aşk Atını sürmüş iken batağa
Aşk-ı Muhammed’i nuru görmüşüz...
 
 
Erenler başımız bağa bağlarken
Bâtın meskenimiz karlı dağlarken
Kara gözlerimiz giryan çağlarken
Kiminin tuzunu kuru görmüşüz...
 
 
Ayrılma ağyâre hileye âşık
Başın bergüzârdır bileye âşık
Her ezan çağrıdır çileye âşık
Sırat Köprüsünde sûru görmüşüz...
 
 
Nedir Kul İhvâni’m sendeki bu hâl
Yorgunsun, kırgınsın, kalmış bîmecâl
Yedi dağda kırk göz bilirdik “Ricâl”
Sevdâ Sahrasında sürü görmüşüz...
 
                                    28.08.1988  20:08
 
                                   Mais quemporte l’exile...
İnâyet : yardım.
 
Hengâme : kargaşa.
 
Telkin : ölüye uyandırma duası.
 
Basîret : eşyanın hakikatını bilme.
 
Donunu doru : genelde hakim rengi al.
 
Ahz-ı âhid : kabul edilen yemin.







[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır