Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
29. SALÂVÂT-I ŞERÎFE : İbrâhim-i Dessûkî (kaddasallahu sırrehu)'nun salâvâtı SALAVAT-I ŞERİFLER


İbrâhim-i Dessûkî (kaddasallahu sırrehu)'nun salâvâtı: çok azîz bir Muhammedî âşık olup Evliyâullah: “ Bu salâvâtın faziletini ALLAH (cc) bilir.” demişlerdir.

TÜRKÇESİ: Allahümme salli ve sellim alezzâtîl Muhammedîyyetil latîfetil ehadiyyeti Şemsi semâil esrâri    Ve mazharil envâri     Ve merkezi medâril celâlî Ve kutbi felekil cemâlî     Allahümme bisirrihi ledeyke     Ve bi seyrihi ileyke âmin havfî ve âkil asreti vezheb hüznî ve hırsî     Ve kün lî ve hûznî ileyke minnî     Verzuknîl fenâe annî     Vellâ tec'alnî meftunen bi nefsî     Mahcûben bi hissî     Vekşif lî an küllü sirrin mektûmin Yâ Hayyü Yâ Kayyûm!

MÂNÂSI: "ALLAH'ım! Sırlar Semasının güneşi, nûrların mazharı, Celâl Dâiresinin merkezi (dönüm noktası : akdes noktası), Cemâl Feleğinin (yörüngesinin) kutbu (devrânda devreden cismin cihân çarkının aksı) olan; Ahadiyyet (her hususta mutlak teklik) lâtifetinin (Ahadiyyetten Ahmedîyyete lütûf edilen incelik ve hakikatlerin) tecellîgâhı (ilk zuhûr yeri, çoğalma ocağı olan) Zât-ı Muhammedîyyete salât-ü-selâm eyle! ALLAH'ım! O'nun Senin yanındaki sırrı (teslimiyet) ve Sana olan (istikamet) seyrinin hakkı için; korkumu gider emin kıl (emniyette eyle), (imkanla imtihan seyr-ü-sülûkümde, teslimiyet ve istikamet tevhidinde) ayak kaymalarımı (yolda sürçmelerimi, takılıp düşmelerimi yoldan geri kalmalarımı) azalt, hüznümü (üzüntümü, kederimi) ve hırsımı (dünyaya tamahkarlığımı) gider (bertaraf et), benden yana (lehime) ol; beni, benden Kendine (Sana) al (çek), beni benden fenâ ile rızıklandır (benlik hastalığımdan kurtar, benliğimin yok olmasına izin, inâyet ve hidâyet eyle, nefs perestlikten âzâd et!). Beni nefsime meftun kılma (nefsimin fitnesine düşürme, nefsimin hevâ ve hevesiyle sihirletme, nefsime tüm gönlümü verip ona vurulan, düşkün ve âşık olan kılma!). Âfâkı (dış dünyayı) tanıdığım hislerimi (enfüsümü ve özümü tanıdığım duygularımı) bana (şühûdî tevhid tekemmülüme) hicâb (perde, engel, yol kesici, çeldirici) etme! Bana her türlü, tüm gizli (saklı) sırları aç (ifrat ve tefritten koru, i'tidal üzere ve hazımlı kıl, şaşırtma-taşırtma!) YÂ HAYYU YÂ KAYYÛM (celle celâluhu)!"

29. SALÂVÂT-I ŞERÎFE AÇIKLAMASI , KÂBE VE SEKİZ ANNEMİZ

İbrâhim-i Dessûkî (kaddasallahu sırrehu)'nun salâvâtı: Çok azîz bir Muhammedî âşık olup Evliyâullah: “ Bu salâvâtın faziletini ALLAH (cc) bilir.” demişlerdir.


Resim
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Resim

ARAPÇA OKUNUŞU

"Allahumme salli ve sellim ale'z-zâtî'l-Muhammediyyeti'l-latîfeti'l-ehadiyyeti Resim Şemsi semâi'l-esrâri Resim Ve mazhâri'l-envâri Resim Ve merkezi medâri'l-celâlî ve kutbi feleki'l-cemâlî Resim Allahumme bi sırrıhi ledeyke Resim Ve bi seyrihi ileyke âmin havfî ve âkil asreti vezheb huznî ve hırsî Resim Ve kun lî ve hûznî ileyke minnî Resim Verzuknî'l-fenâe annî Resim Vellâ tec'alnî meftûnen bi nefsî Resim Mahcûben bi hissî Resim Vekşif lî an kullu sırrın mektûmin Yâ Hayyu Yâ Kayyûm!"

MÂNÂSI

"ALLAH'ım! Sırlar Semasının güneşi, nûrların mazharı, Celâl Dâiresinin merkezi (dönüm noktası : akdes noktası), Cemâl Feleğinin (yörüngesinin) kutbu (devrânda devreden cismin cihân çarkının aksı) olan; Ahadiyyet (her hususta mutlak teklik) lâtifetinin (Ahadiyyetten Ahmedîyyete lütûf edilen incelik ve hakikatlerin) tecellîgâhı (ilk zuhûr yeri, çoğalma ocağı olan) Zât-ı Muhammedîyyete salât-ü-selâm eyle! ALLAH'ım! O'nun Senin yanındaki sırrı (teslimiyet) ve Sana olan (istikamet) seyrinin hakkı için; korkumu gider emin kıl (emniyette eyle), (imkanla imtihan seyr-ü-sülûkümde, teslimiyet ve istikamet tevhidinde) ayak kaymalarımı (yolda sürçmelerimi, takılıp düşmelerimi yoldan geri kalmalarımı) azalt, hüznümü (üzüntümü, kederimi) ve hırsımı (dünyaya tamahkarlığımı) gider (bertaraf et), benden yana (lehime) ol; beni, benden Kendine (Sana) al (çek), beni benden fenâ ile rızıklandır (benlik hastalığımdan kurtar, benliğimin yok olmasına izin, inâyet ve hidâyet eyle, nefs perestlikten âzâd et!). Beni nefsime meftun kılma (nefsimin fitnesine düşürme, nefsimin hevâ ve hevesiyle sihirletme, nefsime tüm gönlümü verip ona vurulan, düşkün ve âşık olan kılma!). Âfâkı (dış dünyayı) tanıdığım hislerimi (enfüsümü ve özümü tanıdığım duygularımı) bana (şühûdî tevhid tekemmülüme) hicâb (perde, engel, yol kesici, çeldirici) etme! Bana her türlü, tüm gizli (saklı) sırları aç (ifrat ve tefritten koru, i'tidal üzere ve hazımlı kıl, şaşırtma-taşırtma!) YÂ HAYYU YÂ KAYYÛM (celle celâluhu)!"


GİRİŞ


İBRÂHİM DUSSÛKÎ Hazret'leri de dört PÎRlerden birisidir.
Yâni çok muhteşem bir Muhammedî Âşıktır.
Gerçekten eşsiz bir yürek enginliği vardır Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e karşı.
29. salavat..
Birlikte bakalım ondan sonra da, Barbaros sormuştu, sekiz Anne, KÂbeyi.


KÂBE VE SEKİZ ANNEMİZ

İki şey haramdır İslâm'da. Haram adıyla anılmaktadır. Anılmaktadır ve anılacaktır.
Birisi Mescidi Haram’dır, birisi de Mecid-i Haram’dır.
Vücûda geldiğimiz haramdır. AnA haramıdır yâni. Kadın haramdır.
Yasak değildir. Hurmete lâyıktır. Hurmet etme mecbûriyeti vardır.
Onun için kadın haramdır.
Arabistan’a gitseniz “hurma hurma hurma” haram yâni. Neden?
Yasak olduğu için değil, hürmet edilmesi gerekir. Kime?
İşte o temeldeki sekiz kadına.

Havva aleyhi's-selam’ı çekerseniz, Âdem aleyhi's-selâm, ortada kalır, insanoğlu üremesi HaYY Zinciri kopar durur. Rahîmsiz kalır çünkü.
Hacer Ana'yı çekerseniz, İsmâil aleyhi's-selâm HİCRet edemezki bir çocuk. Kâbe’nin yerini bulamayız ve Kâbe’yi kim kuracak?..
Asiye Ana
’yı çekersen Mûsâ aleyhi's-selâm’ı kim büyütecek Firavun Ateşi içinde!
Nil Nehrinin içerisinde yeni doğmuş belki göbeği bile kesilmemiş bir çocuk olarak Sudaki Sepet içinde MÛ-Sâ gelmekte..

Meryem aleyhi's-selâm
’ı çekemezsiniz, İsâ aleyhi's-selâm vücûda gelemez.
Kaldıramazsınız
Hatice Anneyi, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hira’dan çıkamaz. Üşür ve örtecek ANA Rahmeti gerekir.
Âmine Anne
olmadan nereden doğacak Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem. Öksüz ve yetim olarak!.
Kaldıramayız
Ayşe Anne
’yi. Kur’ân-ı Kerim’in O’nunla ilgili sûreleri göçer Nur Sûresi gibi.. Nur Sûresi kalkar.
Özellikle kadınla ilgili hadisleri kaldırsanız İslâm dîninin 1/3’ü gider.
Kime diyecek
pembecik kadın diye Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem! "Hümeyra" diye.
Zâhir kurulamaz İslâm'da.
Kaldıramayız
Fatma Anne
’yi. Kıyâmete kadar gelecek kabloları kesemeyiz.
Nübüvvet ve Velâyet Nurlarını durduramayız…

Öyle lüks içinde onun bunun parasıyla, ağzını o yana bu yana yayarak, İblis adına konuşanların dünyâsı değil bu dünyâ. ALLAH’ın Nûr’u olan bir dünyâ ve ALLAH’ın Kaderi’nde yürümektedir
müstekarra….

وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
Resim---Veş şemsu tecrî li mustekarrin lehâ, zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi) :Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. (Yâsîn Sûresi, 36/38)

Güneşin her gün doğduğu gibi, rüzgârın her an estiği gibi ve her noktaya yağmur yağdığı gibi ALLAHu Zu'l-Celâl’in Sünettullah’ı maddî-mânevî işlemektedir.
Dün ne varsa bugün de o var, yarın da olanlar olacak.
Sâdece insan akıl seviyeleri değiştikçe Muhammedî Seviyeyi, Muhammedîlerin Çağa uygun ortaya çıkarması lâzım.

Bize çok görebilirler. Kul İhvânî diye biri çıkmış Kâbe'nin sekiz köşesine sekiz kadın ismi yazmış diyebilirler, Kadın Kâbe'sini Rahimiyyeti, Rahmâniyyeti bilemezler..
Çünkü onlar kördür “lâ ilâhe”kadınlarının arkasında,
“lâ ilâhe” Havva'sının arkasında “illallah”
Âdem’ini göremezler.

Haceru’l- Esved taşını öpmek için birbirlerini çiğnerler.
Haceru’l- Esved’in Hacer’in Rahîmi olduğunu bilemezler. Rahmetin ordan fışkırdığını bilemezler. Hiç bilmeyecekler.
Çünkü ALLAH onlara tasavvufu, tefekkürü, tezekkürü, tedebbürü haram etti...
Yâni “dokunma”yı hurmet etti onlar için.

Summun, bukmun, umyun…

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ
Resim---“Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne) : Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.” (Bakara Sûresi, 2/18)

“lâ ilâhe illallah”
anlamadılar çünkü.
Kördürler, sağırdırlar, dilsizdirler ve akılsızdırlar.

"Belhum edallun durlar.

أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا
Resim---Em tahsebu enne ekserehum yesmeûne ev ya’kılûn(ya’kılûne), in hum illâ kel en’âmi bel hum edallu sebîlâ(sebîlen):Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten söz dinleyeceğini yahut akıllanacağını mı sanıyorsun? Gerçekte onlar hayvanlar gibidir, hatta gidişçe daha sapıktırlar. (Furkân Sûresi, 25/44)

Biz müslümanlar olarak bugüne kadar ne acıdır ki kendi Kur’ân-ı Kerîm'imizi ekmek yer gibi yiyip, su gibi içemedik.
Ancak ölenlere Yâ-Sîn okuduk.
Diriler zâten diridir. ALLAH bizi bağışlasın.
RABBim bizi bağışlasın.
Herhangi bir şey için değil. İnsan olmanın, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e mensup olmanın, ALLAH’ın kulu olmanın nâmusu, şerefi, hatırı için Hasbî Hizmet etmemiz lâzım. Kendimizin kimliği, kişiliği ne olacağı ALLAH celle celâluhu tarafından biliniyor ne olacağımız, hiç merak etme, ALLAH hayrlar versin.

Bizim sadâkatimiz, samîmiyetimiz, sabrmız ve selâmetimiz
şu an, şimdiye bağlıdır.
Onun için İslâmiyet'te son nefeste şehâdet şarttır.



29.SALÂVÂT-I ŞERÎFE'NİN AÇIKLAMASI

İbRâhim Dussûkî Hazretleri buyuruyor ki:

Resim---"Allahümme salli ve sellim alezzâtîl Muhammedîyyetil latîfetil ehadiyyeti"
“Allahumme salli ve sellim”,
ALLAH’ım, ve sellim; salli, teslîmiyet ki nasib et ve salli, sana olan sallimi, ulaşımımı Rasul’un var ya irsal edicin onunla sağla Yâ RABBî!.
Kesinlikle istikâmetimi yâni
“ale'z-zâtî” o Zât’a ki;
“zâtî'l-Muhammedîyyeti'l-latîfeti'l-ehadiyyeti” Senin Ahadiyyet bilinememezlik, varılamamazlık, konuşulamamazlık, körlük, âmâlık, akıl sonsuzluğa vardığını sansa dahi, ondan bir haber alınamayış, ondan bir haber alınamayış Ahadiyyetinden bize letâfet getiren, incelik getiren, sır getiren, içimizdeki ana merkezle tavaf lutfunu bize nakil olarak ulaştıran, lütfen ulaştıran, Ahmed aleyhi's-salâtu ve's-selâm, Mahmud aleyhi's-salâtu ve's-selâm , Muhammed aleyhi's-salâtu ve's-selâm
olarak ve bizim gibi bir insan ABDullah aleyhi's-salâtu ve's-selâm olarak yeryüzüne gelen o ZÂT’a bizi bağla.Türkçe bu!
Kimdir o ZÂT?


Resim---“Şemsî semâil esrâr” .
O semâların esrar güneşidir.
Hangi semâların?
Merkür, Venüs, Dünyâ, Mars, Jüpiter, Uranüs semâlarımı?
Hayır hayır başka.
Gönül semâlarının, akıl semâlarının, nakil semâlarının, iç semâlarının güneşi.
Onun için, kafalarındaki gece ve gündüzden kalblerindeki gece ve gündüzün farkına varmıyorlar.
Kalbinde Şems Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’de olmayan bir kalb mühürlü bir kalbtir.
Kördür. Ketm olmuştur. Kendi içinde kapanmıştır. ALLAH korusun.


Resim---“Ve mazhari'l-envâri”,
O ki tüm Lutfullah onda zuhur bulur. Zuhur yeridir. Mazhardır. Yâni ALLAH’ın Nûru ancak ve ancak Nûru Muhammed’de zuhur eder.
Ana Yazı Tahtası odur çünkü. Yazı O’nun üzerine yazılır.
Mâsiva Tahtası odur.


Resim---“Ve merkezi medâri'l-celâli ve kutbi feleki'l-cemâli”
O öyle bir yüce Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’dir ki Celâl Medarının Merkezi...
Medar nedir?
Dâireyi döndüren yer. Merkez yâni . Devranda, devren cismin cihan çarkının yâni dönüm noktası, Akdes Noktasının Habli’l- Verid'idir o.
Medarıdır. Celâl dâiresini döndüren, En İÇ ve son Çember Merkezi'dir.

“Ve kutbi feleki'l-cemâl”
Cemâl Feleklerinin KUTBudur.
Cemâl yörüngesindeki, seyr u süluk yörüngesi ona âittir. Kemâlat?
Celâlden cemâle ancak kemâlatla gidilir.
Kemâlat bir yörüngedir, felektir yâni.
Bunun kutbu, bu cihan çarkının aksı, celâlden cemâle geçişteki bu kutub, ana aks, medar, dönüm noktasıdır. Pergelin SÂBİT UCunun.
Ama kutub nedir?
O noktaya basan aksın adıdır. Döndüren milin adıdır, tekerin rotu gibi rot-aksı gibi yâni arabanın.


Resim---“Allahumme bi sırrıhi ledeyke”
ALLAH’ım lütfen O’nun senin katındaki SIRRının hakkı için istiyorum, diyor.
Onun Sırrı hakkı için.
Senin katında onun bir sırrı var bizim anlayamadığımız.
İşte onun Sen'in katındaki, yanındaki, Sen'in değerindeki kıymetindeki Sen'in ölçün yâni ona verdiğin “ledeyke” diyor ledey; Katın- Yanın.
Nasıl yanın, nasıl katın?
Teslîmiyet nedir?...“bi sırrıhi ledeyke” yanında ne demek?..


Resim---“Ve bi seyrihi ileyke âmin havfî ve âkil asreti vezheb huznî ve hırsî” .
Çok şiir yâni.
“bi seyrihi ileyke”
Sana bir seyir ,”isra”, seyr. Gece yürüyüşüne isra derler.
Gündüz yürüyüşüne ne derler?
Seyir nedir?
İçindeki en yakının Rabbu'l-âlemîn’e, sînendeki yürüyüşün adı seyrdir.
Çöle çıkıp yürüsen ya da durmadan yürüsen seyretmiş mi olursun?
Aynı yere gelirsin.
Teslîmiyetten sonra ne geliyordu. İstikâmet geliyordu.


“Allahumme bi sırrıhi ledeyke”
Sana olan teslîmiyeti, teslim oluyorsun rotayı çiziyorsun ondan sonra seyrediyorsun
“ileyke âmin”, emin olarak. Âmin ne demek?
Korkumu gider, beni emin kıl bu konulardan, “havfî” bu imkânla imtihan olurken bir seyru suluk geçirirken bir hayâtı yaşarken, kâh hıçkırarak, kâh kahkaha atarak, ben de program yazmıyorum, senaryoyu yâni.
Bu diziyi hem seyrediyorum hem oynuyorum, hem de sonucunu göreceğim.
Bu
Teslîmiyet ve İstikâmet
Tevhid Yolculuğunda beni emin kıl, “havfî” korkumdan “Ve âkli”.
Evet “asreti vezheb huznî” beni korkularımdan emin kıl, aklımın ayak sürçmelerinden beni emin kıl.
Akıl-Nakil Ayaklarımı sâbit tut. Neden?
Telin üzerinde yürüyorum da onun için, cambaz gibiyim!. “vezheb huznî “ “asreti” diyor ya bu ayak sürçmesidir bu gezmektir yâni ayağımı kaydırma,
“âmin havfî “ korkularımdan emin kıl, “âkil asreti” ayağım mutlaka sürçerde bunlar azab yâni.
“vezheb huznî” hüznümü gider.
“Zehebe”, kurtuluş. Gitsin yâni. Başka…
“ve hırsî” Ve hırsımın dünyâya tamahkârlığımı gider, al götür benden, bertaraf et, uzaklaştır!.


Resim---"Ve kün lî ve hûznî ileyke minnî"
“Ve kun lî” …?...
benim için ol, benimle ol. Lehime ol , aleyhime olma!
Yâni bunu bana bağışla
“ ve huznî ileyke minnî” “ Ve kun lî ve hûznî ileyke minnî “ .
Bendeki bu hüzün, korku ve hüznü al.
Ne buyuruyordu. “Onlar için korku ve hüzün yoktur.”


إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Resim---“İnnellezîne kâlû rabbunallâhu summestekâmû fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne) : Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” (Ahkaf 46/13)

Kim onlar. Has Muhammedîler için. Has Habîbîler için…
Beni öyle götür. “Ve kunni ileyke.”
Sana gidenlerden et! Hüzünsüz, Korkusuz.


Resim---“Verzuknî'l-fenâe annî “
Beni rızıklandır. Fenâ ile. Annî, Benim benliğimden artık fenâ et yâni.
“Ben şunu yaparım, ben bunu yaparım ben öyle yaptım ben böyle”
Bunlardan beni bir kurtar.
Bendeki BEN çıksın ortaya.
Ben ALLAH’ın Nûr'unu taşımaktayım şu anda .

"Allâhu nûru’s-semâvâti ve’l-ard’" ın Nûruyum.

لَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---Allâhu nûrus semâvâti vel ard(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun):Allah, göklerin ve yerin nurudur (aydınlatıcısıdır). O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil gibidir. O lamba bir billur içindedir; o billur da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. (Bu öyle bir ağaç ki) yağı, nerdeyse, kendisine ateş değmese bile ışık verir. (Bu ışık) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruyla hidayete iletir. Allah insanlara (işte böyle) misal verir; Allah her şeyi bilir. (Nur Sûresi, 35/24)

Ve benim şah damarımdan yakın olan RABBu’l- âlemîn ceryan gibidir.
Yaşamama sebeb odur.
Ben çay bardağı gibiyim. Çay değilim.
Ben öyle bir bardağım ki çay görüyorsunuz, su görüyorsunuz, halbuki ben de buzdan bardağım.
Suyun testisi buzdan dediğim bu.
"Allah nuru's-semâvâti ve'l-ard."
ALLAH celle celâluhu. Ne görüyorsanız ALLAH’ın Nûr'uyla durmaktadır.
O öyle derken, hâşâ şakamı yapıyor.
Kim neden bahsediyor?
ALLAH celle celâluhu Nûr'undan var etmiştir.
Ondan bundan ödünç bişey almamıştır.
Varlık-Yokluk yoktur.
ALLAH VARından Var etmiştir.
Ha..İlahlığa mı kalkışacakalarmış, kalkışanlar mı olmuş?


"Verzuknî'l-fenâe annî"
Benim benliğimden beni fenâ kıl ve rızıklandır.


Resim---“Vellâ tec'alnî meftûnen bi nefsî”
ALLAH'ım sakın sakın beni nefsime meftun kılma.
Yâni nefsiyle fitnelik yapanlardan yapma.
En büyük yalan insanın kendine söylediği yalandır.
En büyük kötülük kendine yaptığı kötülüktür.
Fitne insanın yüreğindedir.
Firavun insanın aklındaki ikiliğin adıdır.
Eğer SEViyelersen Mûsâ-laşıverir.

“Lâ ilâhe” firavunu, “illâ ALLAH”
dediğin anda Mûsâ oluverir. Başka hiçbir yolu yoktur.
Yoksa
"lâ ilâhe illallah"
cennete nasıl götürür insanı?
Halbuki "Lâ ilâhe" küfürdür, "illallah" ikrardır.

“Lâ ilâhe” inkardır , “illâ ALLAH” ikrardır.
Parçalama!. Gübreyi sökme, gülün yüreğinden.
İkisi de ALLAH celle celâluhunun Nûrundan yaratılmıştır.
Anla! Canlılığı anla!.
İkisinin arasındaki arakesitteki canlılığı gör.
Beni nefsimle fitne-ateşte deneme?
Nedir fitne?
"Fetene" fiilidir.
Bir toprağın içerisine bir avuç altın attınız, toz ayıramazsınız. Ama bir tavaya koyun ateşe sokun, altın hemen erir külçeleşiverir.
Bir gram, bir milim toz kalmadan alırsınız.
İşte bu denemenin adına "fetene" denir.
İşte çektiğimiz çileler şunlar bunlarda böyle bir ateşe girmektir.
Nefsimin fitnesine düşürme!.
Nefsimin hevâ ve hevesini ilâh ettirme!. Gizli şirke sokma!.
Nefsim beni sihirlemesin, sihirbazlık yapmasın.
Kendi kendinin kendinde yarattığı kendi şeytanına şehâdet edip, sultan kılıp ilâhlaştıranlar!


أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
Resim---“Eraeyte menittehaze ilâhehu hevâh(hevâhu), e fe ente tekûnu aleyhi vekîlâ(vekîlen) : (Ey Rasûlüm) gördün mü, o nefis arzusunu ilâh edineni? Artık ona, sen mi vekil olacaksın? (Onu şirkten sen mi koruyacaksın?)” (Furkân Sûresi, 25/43)

Kur’ân-ı Kerim'de görüyor musun “nefsini, hevâsını ilah edineni” âyetlerini..
Nefis su gibidir. Dâima alçağa akar. Ark ister. Yazık olur.
Ark ALLAH’a giden aşktır. Açıktır, ucuzdur, rahattır.
Rahat duranlar için.
Kuduranlar için ise cennete götürsen dahi cehenneme çevirirler. ALLAH korusun!.


Resim---“Mahcûben bi hissî”
Benlik Hislerimi perdele, hicablandır.

Resim---“Vekşif lî an kullu sırrın mektûmin Yâ Hayyu Yâ Kayyûm!”
Ben hislerimle beş duyumla kâinâtı tanırım.
Hislerimle içeri bakarsam dışarıdaki âfakı, enfuste - içimde görürüm.
Yüzümü tanıdığım gibi özümüde tanırım.
Böylece taklidi tevhidden, şuhûdi- tahkîkî tevhîde geçerim. Şâhid olurum.
Beni bunlardan mahçup etme, yâni perdeli etme!.
Benim bu güzellik imkânlarımı kullanamayanlardan etme!. Aklımı, fikrimi, vicdânımı, hislerimi örtüp yokmuş gibi davrandırma!.
Var bende bunlar. Bende priz var. Sende priz var.
Keban'ın hattı sana kadar gelmiş, ALLAH herkesi akılla yarattığı için.
Tek kalan şey aklın bu “Lâ ilâhe” fişi var ya iki dilli, onun iki dili de prizinde vardır.
Adam gibi oraya kontakt yaptırmadan sigortaları attırmadan takmaktan ibârettir.
Bir sâniyede bir şehir dirilir.
Milyarlarca âlet yanmaya -donmaya başlar.
Yâni her taraftan biz dirildik diye duyarsınız sesini .
Bir sâniyeyi de geçmez.
Ancak arızalılar, fişi takılmayanlar, körlük içinde kalırlar.

“Vekşif lî”
Bana keşif nasib et!.
“an kullu sırrın” Bütün bu sırlardan,
“mektûmin” ketm olmuş, gizde mi kalmış, kullanmıyorum, bilemiyorum, bulamıyorum, saklıyorum.
Beni bu yüzden ifrat ve tefrite gidiyor.
Ya “ALLAH çok” diyor ya da “ALLAH yok” diyor.
“ALLAH tek” diyemiyor. Îtidali bulamıyor.
İşte bu bilgilerde beni keşif sâhibi kıl!
Nedir keşif?
Hazmetmek. Hazmetmek. BİLmek yetmez.

BİLmek için SADÂKAT
gerekir. Evet.
Onun için çocuklar on yedi sene okuyor.

BULmak için SAMîMİYET
gerekir. İhlas gerekir.
Ama
OLmak için SABR
gerekir.
Onun için portakal çağlaları parmak başıyken zehir zıkkımdır.
Bir tânesini yeseniz acısından kusmaktan ölürsünüz.
Ama sabırla beklediğinizde, hizmet ettiğinizde bal baklava gibi tadına doyamazsınız.
Tıpkı insan gibi.
Onun için Münir Derman kaddesallâhu sırrahu
“İnsanı İNSAN İnsan eder!” buyruğu budur..

İşte böyle sırları aç bana!. “mektûmin” .
Ne diyordu . "Ke emsâli'l-lu’lui'l-meknûn."


كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ
Resim---“Ke emsâli'l-lu’lui'l-meknûn(meknûni) : Sedefinde saklı inciler misâli..”
(Vâkıa Sûresi, 56/23)

Gizli İnciler gibidir onlar. Açıldıkça cennetler çıkarır içinden.
İşte böyle sırları insana derc edilmiştir.

“Yâ Hayyu Yâ Kayyûm!”
Ey Hayyı Kayyumluğuyla duran ALLAH celle celâluhu. Ne demek?
Canlarımızda CAN Cereyanımız kesmeyen ALLAH celle celâluhu. Şu anda dabbe, “dabbe” denilen nedir?
Debellenendir. Her türlü canlı dabbedir.Ne ile?
Yüreklerindeki Hayy ile.
Bir nohut tânesi, 1 gram, tarttınız. Hassas terâzide.
Bir çekiç patlattınız yine tarttınız 1 gram.
“Hadi kalk!” diyorsunuz, kalkmam diyor, niye?
Yıktın diyor Hayyı, Kayyûmumu.Yıktın!
Bir tavuk yumurtasına soruyorsunuz “ne var içinde”, “milyarlarca civciv var” diyor.
Toplu iğne ile deliyorsunuz, “ne var?” diyorsunuz.
“Tümünü öldürdün” diyor.
“Neden?”
Hayyu Kayyumluğunu kaldırdın.
Kayyumu kaldırdın, Kayyumluğunu kaldırdın ki Hayy kalsın. Evet Muhabbe ve Habbe iki tâbirdir Barboros.
Canlı ve diri, Ya Hayy.
Şunu demek istiyorum.
Düşünmek için düşünün diye söylüyorum.


يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---“Yusebbihu lillâhi mâ fî's-semâvâti ve mâ fî'l-ardı'l-meliki'l-kuddûsi'l-azîzi'l-hakîm(hakîmi) : Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddus; Aziz; Hakim olan ALLAH'ı tesbih eder.” (Cuma Sûresi, 62/1)

Yusebbihu lillâhi mâ fî's-semâvâti ve mâ fî'l-ard

Şimdi gökte-yerde gördüğünüz külli şey “sebbeha” etmektedir. Atom yaratıldığı günden beri dönmektedir ve son ana kadar dönecektir.
Mecburdur. Pervâne gibi dönmektedir ve dönecektir.
Dünyâ dönecektir, dönmeyen yoktur bu âlemde hepsi dönecektir.
Canlı mıdırlar bunlar? Hayy mıdırlar? Diri midirler? Ölü müdürler?
O zaman dabbenin diriliğine, bizim dirilik zannettiğimiz, tohumdan tohuma varlık göstermeye mi dirilik diyeceğiz?
Yoksa vücûdumuzda sonsuz dönen atomların aslâ kaybolmayan, havada, civada, suda, şurda, burada, su olmayan dönüşleri mi?
Burada neyin? hangi hayylar?

"Kullu nefsin zâikatu'l-mevt(mevti)".

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Resim---Kullu nefsin zâikatu'l-mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri ve'l-hayri fitneh(fitneten), ve ileynâ turceûn(turceûne): Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz. (Enbiyâ Sûresi, 21/35)

"Mevt"i tadarlar buyuruyor da “ölüp yok olurlar” buyurmuyor.
“Ölmek nedir?”
Testi kırıldığı zaman sular yok mu oluyor?
Mesele testi mi?
Testi Pazarının hikâyesi mi? Suyun hikâyesi mi ?
Evet.

ALLAH celle celâluhu, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sonsuz salâtı selâmımızı ulaştırsın!.
Bizi onun yüzü suyu hürmetine hizmetçisi kılsın!.
Ve bizi hazım ehli kılsın! Bizi bizden korusun!.
Bize uzanan ard niyetli elleri de bizden uzak etsin.
Ana hizmeti lâzımıyla lâyıkıyla yapmayı nasib etsin!.

Bunun içinde çalışırken çeşitli hallerde, şekillerde, yazılarda, çizgilerde, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem' in bu Hasbî Hizmetini, Habîbî Hizmetini aslâ aklımızdan çıkarmayalım. Dosdoğru yol, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için en mükemmel ulaşım yolu.
Şüphesiz ki, Bu salavatı 1000 kere okumak çok güzeldir.
Bu salavatı yaşamak ve yaşatmak bambaşka bir şeydir.
Yaşamak ve yaşatmak için söylemiştir ...
Arapçalarını oku oku, Çince okur gibi, Japonca şarkı söyler gibi değil.
Anla ve tatbik et!.
“Mahcûben bi hissi” dediği “kendi hislerini mahçub edip, perdeleyip körlük yapma!” diye.


صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ
Resim---“Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne) : Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.” (Bakara Sûresi, 2/18)

"Summun, bukmun, umyun".
Sonra ne diyor, akılsızlık yapma, gözünü kapama , kulağını dilini kapama, dilini yutma!
Akılsızlık yapma. Çünki bunlar sana bunun için verildi…

Resim

 


HaVVa
HAcErr
A S i Y e
MeRYeM
ÂMiNe
H a T i C e
A Y Ş e
FâTıMa aleyhunne
s-selâm..



Resim


ZEVK 4288

HaVVa-HAcErr-ASiYe-MeRYeM, Dört Köşesi ALT BAŞında
ÂMiNe AYŞe FâTıMa -
HaTiCe Hayy ÜST KAŞında
SuCCetu
l- HARRa SıRRında cİSİMde cAN HAKKîkatı
Kadın HaRRaM-KâBe HaRRaM, HaCCeRRul-ESVeD TAŞında..


Resim

29.12.10 01:39
nrml.alâim-i semâ

إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا الَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ*

Resim---“İnnemâ yu’minu bi âyâtinellezîne izâ zukkirû bihâ HARRÛ SUCCEDEN ve sebbehû bi hamdi rabbihim ve hum lâ yestekbirûn (yestekbirûne) : Bizim âyetlerimize öyle kimseler îman ederler ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere (*) kapanırlar ve RABBlerine hamd ile tesbih ederler de kibirlenmezler.” (Secde 32/15)
(*): Secde âyeti okudunuz secde ediniz.

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kim Haceru’l-Esved’e yönelirse, şüphesiz RAHMAN olan ALLAH’a yönelmiş olur.”
(Kütüb-i Sitte, c.17, Hadis No. 6891)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Haceru’l-Esved ve Makâm-ı İbrâhim, Cennet yâkutlarından iki yâkuttur. ALLAH (c.c.), Onların nûrunu örtmüştür. Eğer örtülmemiş olsalardı, doğu ile batı arasını aydınlatırlardı.”
(Tirmizi, Hacc.49, 878)

Ulûhiyyetin Rahmâniyyet KıBLesi, KâBe HaRRaMında, Makâm-ı İbrâhimimİZe Es SeLâM!..
Kâbe Kalbinde, Rahimiyyetin Kadın HaRRaMı, HaCCeRRul-ESVeD TAŞımıza Es SeLâM!..

Resim

Resim---Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygambere hep salat ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin ve tam bir içtenlikle selam verin.''”
(Ahzab, 36/56)


Salâvât, bilene (ehline) farz-ı ayndır.
Salâvât, kısaca ve kesin olarak:
''ALLAHım! Beni Muhammedî oluşumun şuûruna erdir.''”duasıdır.

Muhammedîleşmek dileğidir.
Muhterem, Mübârek, Müstesna ve Muhteşem Muhammed Aleyhis-sâlatü ves-selâma; akan suyun deryaya isalesi (ulaşımı, akımı) gibi kavuşup,
Onun; söz, fiil, ahlâk ve hâlleriyle hâllenip Muhammedî oluş şuûruyla buluşmaktır.
Her emir, vücûb ifâdesi olup vâcibtir.
Salâvât; ALLAH Tealânın emrinin işlenmesi ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in hakkının ödenmesidir.

ALLAHÜ ZÜL-CELÂLin zikrimize hâşâ ihtiyacı olduğundan dolayı değildir.
ALLAHÜ ZÜL-CELÂLi zikr edişimize sebeb, emirdir.
Sistemin ve kulluğun gereğidir.
Salâvât da böyledir.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in ihtiyacını ALLAHÜZÜL-CELÂL görmüştür.
Muhtaç olan kendimiz olup; ALLAHÜ ZÜL-CELÂLe tâbi’ olabilmek için önce Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)e tâbi’ olmaya;
memur,
mecbur,
muhtaç ve
mahkûmuz...
Bunun için ise 7 letâifimizle birlikte buluşmamız lâzım ve lâyıkıdır...

Yaşayan bir insan için tasavvufun diriliği; bu bağlantıyı kurmak hüneri, çabası ve azmidir.
Bu ise ihtiyârî ve keyfî olmayıp mecburîdir.
Sistemin; selâmeti, rahmeti ve velîyy-i nimeti olan Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)e saygı ve teslimiyyetin yolu salâvâttır.
Salâvâtı dar anlamda “dua” diye târiflemek ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) için bir şeyler istediğini sanmak ilm-ü-edeb eksiklilğindendir.
İşin aslı âcizâne;
Buz Dağı (Benlik Dağı) olan insan nefsinini’tidal üzere eriyip;
Terbiye, Tezkiye, Tasfiye ve Tecliye işlemleri sonunda pırıl pırıl, tertemiz zemzem gibi akarak (salâvât arz ederek) Rahmet deryasının sûrekli salâtına kavuşmaktır.

Resim---Huz min emvalihim sadekaten tütahhiruhüm ve tüzekkihim biha ve salli aleyhim inne salateke sekenül lehüm vallahü semiun âlim : Onların mallarından bir sadaka al ki onunla kendilerini hem temizler hem de arındırırsın. Ve salli aleyküm : onlara salât et. Şüphesiz ki senin salâtın onlar için sükûnettir. ALLAH işitendir, bilendir.
(Tevbe 9/103)

Ve salli aleyküm : onlara salât et.
Sekînet: sakinlik, kararlılık, rahatlık, gönül rahatlığı, kalb yatışkınlığıdır.

Salât, duadır da...
Ne var ki bu dua Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)e salât olunca binbir dilekli dua değil de tek dilekli dua olur.
Bu tek dilek ise hem yukarıdaki âyet-i celiledeki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in duasına-salâtına, salâtla isal ve kavuşma dilekçesi, arzu ve azmidir.

Mevali: mevlâlardır.

İnsanoğlu câhil kalırsa; emvâli (mallar) mevâlisi (efendileri), insanlar da mallarının köleleri olur ve kıble karışır.
İlk sözüne (Ahdullaha) sadakat sadakası sorulur...
Kulun zâhirinin tâhiriyesi ve bâtının tezkiyesinin; işinin uzman ustası olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in işi ve mârifeti olduğu beyân buyuruluyor.

Sonsuz noktada kıyısı olan umud ummanı gibi heran; Salât-ı Resûlullah, her damlayı çağırıyor ve ümmetini tevhid bileliğine dalga dalga sesliyor...
Selâmetin, sükûtun, sükûnetin ve emniyetin;özdeki emânetin emniyetçisi Muhammedül-Emin Aleyhis-salâtü ves-selâmın sılasında olduğunu ezelî ve ebedî ezân-ı Muhammed ile ilân edip duruyor...

Evet, kimisi: “''Semiğnâ ve ateğnâ!'': duyduk ve uyduk!”diyor;
Kimisi de “''Semiğnâ ve aseynâ'': duyduk ve isyân ettik!” diyorlar...
Tercih ediş ise insan sûretinde ve aklı olanların bileceği iş...



Resim

 




[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır