Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
3.1. İNSANLA İLGİLİ ÂYETLER

 3.1. İNSANLA İLGİLİ ÂYETLER

Akıl konusunu insanı ve akibetini anlamak için başa almıştık. Şimdi İNSAN'a dönelim ve KİMliğimizi inceleyelim..
Kâinâtın GÖZ BeBeği İNSANoğlunun YARATılış SeBeBi tek kelimeyle RaBBu’l- âlemîne KULLuktur.. önce bu konuya candan gönülden bir bakalım inşae ALLAHu Teâlâ..
abd ü RaBB celle celâluhu..

RaBBımız ve KULLuğumuz
abd u RaBB celle celâluhu..
abd.. ayn-be-del.. dirençsizlik-yumuşaklık-baş eğiş-zillet.. güçlük, şiddet ve sertliğin zıddı.. birisine bağlı kul ki, HÜRRün zıddı..
âbid: sâdece-sırf ALLAH celle celâluhu'ya ibâdet eden…

normal hayattaki köleliklerde iki karşı taraf vardır: Kral ve Kölesi.. kral, kölesi üzerinde öldürmek de dâhil her türlü tasarruf-uygulama hakkı olan, köle ise hiçbir hakkı ve kurtuluş çâresi olamayan sâdece bir zavallıdır..


MuhaMMedî MeLÂMet ANLAyışımızda ise;
Yaratan ile Yaratılanlar AYNı-AYRı değil “BİZ BİR-İZ” dirler.. SUyun TEStisi BUZdandır..
abd.. ASLî İlâhî DÂİMiyyet BİLEliğini AYNen YAŞAyış ANLAyışıdır..
ASLından (BEN), AYNen-fASLen (ben) ALınan i’tibarî-izafî-iğreti-geçici-gölge “benlik” kendi başına dâimâ Yaratanına -> Muhtaç-Mecbur-Me’mur-Mahkumdur.. kul->MMMM…

Akıl Nûrullahıyla şereflenen İnsanoğluna “abdî-kulum!” buyurulması elbette bir şereftir.
Ancak küllî ŞEY-Âlem-Âdem.. >Abdullah'tır.. >mâsivâllah'tır..


Kur'ân-ı Kerîm'imiz baştan sona RABB Teâlâ ile Abdullah ANLAtımıdır:

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Resim
---“Ve mâ halaktu'l-cinne ve'l-inse illâ li ya'budûni: Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sâdece) Bana kul olsunlar diye yarattım.”
(Zâriyât 51/56)

RABBil-Âlemîn Teâlâ sürekli İslâm olmamış akıl/nefslerin Tagutluğunu-Azgınlığını-RABBlığını reddeder ve uyarır:

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ فَمِنْهُم مَّنْ هَدَى اللّهُ وَمِنْهُم مَّنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلالَةُ فَسِيرُواْ فِي الأَرْضِ فَانظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Resim---“Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin rasûlen eni’budullâhe vectenibû't-tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhi'd-dalâleh(dalâletu), fe sîrû fî'l-ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetu'l-mukezzibîn: Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde rasûl ba's ettik (hayâta getirdik, vazifeli kıldık). (ALLAH'a ulaşmayı dileyerek) ALLAH'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinab etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Rasûlün daveti üzerine ALLAH'a ulaşmayı dileyenleri) ALLAH hidâyete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların âkıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).”
(Nahl 16/36)

İmkÂNı yaratan RABBil-Âlemîn Teâlâ KULLuk İmtihanı gereği, gerektiğinde RABBi'l-Âlemîn Teâlâ'ya kulluk yapılacak yerlere hicreti-kaçmayı buyurur:

يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ
Resim---“Yâ ıbâdıyellezîne âmenû inne ardî vâsiatun fe iyyâye fa’budûn: Ey îmân eden kullarım, şüphesiz benim arzım geniştir; artık yalnızca bana ibâdet edin.”
(Ankebût 29/56)

قُلْ يَا عِبَادِ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَأَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُم بِغَيْرِ حِسَابٍ
Resim---“Kul yâ ıbâdıllezîne âmenûttekû rabbekum, lillezîne ahsenû fî hâzihi'd-dunyâ haseneh(hasenetun), ve ardullâhi vâsiah(vâsiatun) innemâ yuveffa's-sâbirûne ecrehum bi gayri hisâb: De ki: "Ey îmân eden kullarım, RABBinizden sakının. Bu dünyâda iyilik edenler için bir iyilik vardır. ALLAH'ın arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir."
(Zumer 39/10)

RABBi'’l-Âlemîn Teâlâ, insan AKLını/Nefsini gerçek olmayan- geçici gÖLge olan; üstündeki İfrat, Altındaki Tefrit küfründen oratadaki İtidâl Îmânına-Sırât-ı mustakîmine korkutarak çağırmaktadır:

لَهُم مِّن فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِّنَ النَّارِ وَمِن تَحْتِهِمْ ظُلَلٌ ذَلِكَ يُخَوِّفُ اللَّهُ بِهِ عِبَادَهُ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ
Resim---“Lehum min fevkıhim zulelun mine'n-nâri ve min tahtihim zulel(zulelun), zâlike yuhavvifullâhu bihî ıbâdeh(ıbâdetu), yâ ıbâdi fettekûn: Onların üstünde ve altında ateşten gölgeler vardır. İşte böyle, ALLAH kullarını onunla korkutuyor. Ey kullarım! Öyleyse Bana karşı takvâ sâhibi olun.”
(Zumer 39/16)

RABBi’l-Âlemîn Teâlâ'ya Kullukta her âdemoğlunu bir-denk tutmakta ve seçilmiş-Muhtar RASÛllerine de İbâdî-KULum buyurmaktadır.. Eyyûb aleyhi's-selâm.. ve dahi Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem..

وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
Resim---“Vezkur abdenâ eyyûb(eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniye'ş-şeytânu bi nusbin ve azâb: (Resûlüm!) Kulumuz Eyyub'u da an. O, RABBine: Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi, diye seslenmişti.”
(Sâd 38/41)

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Resim--- Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen mine'l-mescidi'l-harâmi ile'l-mescidi'l-aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huve's-semîu'l basîr: Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (MuhaMMed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren ALLAH noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.”
(İsrâ 17/1)

Kullarının kul-köle edindikleri insan köleleri için ise:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالأُنثَى بِالأُنثَى فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاء إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Resim--- Yâ eyyuhâllezîne âmenû kutibe aleykumu'l-kısâsu fî'l-katlâ el-hurru bi'l-hurri ve'l-abdu bi'l-abdi ve'l-unsâ bi'l-unsâ fe men ufiye lehu min ahîhi şey’un fettibâun bi'l-ma’rûfi ve edâun ileyhi bi ihsân(ihsânin), zâlike tahfîfun min rabbikum ve rahmeh(rahmetun), fe meni’tedâ ba’de zâlike fe lehu azâbun elîm: Ey îmân edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezâsı, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkâniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, RABBinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azab vardır.”
(Bakara 2/178)

KULLuk İmtihanı sahnesinde el-HAKK Teâlâ’nın “KUL”larını “kul” edinmek çok ama çok ağır bir vebâldir.
Yüzyılların Osmanlıoğlu âilesinden şu anda ellerimizin parmakları kadar ve hâlâ Anadolu dışında yaşayışları düşünülmesi gereken bir husustur Sünnetullah içinde.. O koskoca Osmanlı İmparatorluğu ki nerdeyse tüm Hünkârlarının insanlara yazdığı fermânlar: “Ahmed Kuluma!.” diye başlamıştır.. işte bu Gayretullaha dokunmuş ve tüm Osmanlı âilesini küfr ülkelerine ve ellerine “kul” etmiştir…

Mutalak Rububiyyet Anlayışında UBûdiyyet sırf i’tibari-izafîdir.
Rahmetenli’l-âlemin olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dahi Rububiyyetten PAYy Sahibi değil HaYy sahibidir..


سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Resim---Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr: Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.”
(İsrâ 17/1)

İslam inancı hassastır ve asla AYIRma-Gayırma yapmaz-yaptırmaz ve kulluğu mutlaka Rabbu’l-âlemîn Teâlâya tahsiseder ve kul, ABdullahtır..
Musa aleyhi's-selâm Resûlüdür.. Firavun ise karşıt Rabblık iddia eden.. ancak Rabblıkta yarattığı Firavun’unu zerresini kimseyle paylaşmaz..


Resim---Bir sahabi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hoşuna gider zannı ile: "Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resûluhu ve abduhu!" deyince. Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem alnındaki mübârek damarı kabarmış, üzülmüş ve kızarak:"Hayır hayır, ben ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in önce kuluyum, sonra Resûlüyüm! Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resûluhu!" buyurmuştur.


Resim---Yine Ebu Hureyre radiyallahu anh: "Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Hayber gazvesinde hazır bulunduk. Müslüman olduğunu söyleyen bir adam için, Efendimiz: "Bu, ateş ehlindendir!" buyurdular. Savaş başlayınca çok şiddetli şekilde savaştı ve yara aldı. Ashabtan bazısı: "Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dedi, az önce “ateş ehlinden” dediğiniz kimse, çok şiddetli şekilde kahramanca savaştı ve de öldü!" dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yine: "Cehenneme (gitmiştir)" buyurdular. Bu cevap üzerine Müslümanlardan bazıları nerdeyse şüpheye düşecekti. Askerler bu halde iken, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem e: "O asker henüz ölmemiş, ancak ağır şekilde yaralanmış!" dediler. Gece olunca, adam yaraya dayanamadı. Kılıcının keskin tarafını alıp üzerine yüklendi ve intihar etti. Durum Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme haber verildi. Bunun üzerine: "Allahuekber!" buyurdular ve devam ettiler: "Şehâdet ederim ki, ben Allah’ın kulu ve Resûluyum!" Sonra Hz. Bilal radiyallahu anh'a halk içinde söyle ilan etmesini emrettiler: "Cennete sadece Müslüman nefisler girecek. Şurası muhakkak ki, (İslam’ın lehine olan ameller kişinin imanına delil değildir), Allah bu dini, fâcir bir kimse ile de güçlendirir."
(Buharî, Cihad 182, Megazi 38, Kader 5; Muslim, Iman 178, (111)

Resim---Enes radıyallahü anh: Bir kimse Resûlullah Efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem huzûrlarına gelerek: “Ey en hayırlımız! En hayırlımızın oğlu! Ey efendimiz ve efendimizin oğlu!” diye çeşitli sözlerle Resûlullah Efendimize sallallahü aleyhi ve sellem hitâb etmeye cür’et etti. Resûlullah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem: “Ben size ne söylemişsem, onu söyleyin. Sizi şeytan saptırmasın. Bana Allahü teâlânın verdiği mevkîyi verin. Ben, Allahın kulu ve Resûlüyüm” buyurdu.
(İmam İbn-i Neccâr)

İbn-i Neccâr kaddesallahu sırrahu:
Hadîs, târih, nahiv, tecvîd, kırâat ve Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi, tabîbdir. 578 (m.1182) yılında Bağdad’da doğdu. 643 (m.1245) yılında orada vefât etti. Bağdad gibi bir ilim merkezinde, ilim sahibi bir ailenin çocuğu olarak dünyâya gelen İbn-i Neccâr, on yaşında iken hadîs-i şerîf ilmi ile meşgûl olmaya başladı... kıymetli eserler yazdı...
Şam, Mısır, Hicaz, İsfehan, Merv, Hirât, Nişâbûr gibi şehir ve bölgelere gitti. 624 (m.1227) yılında, ilk çıkışından 27 sene sonra Bağdad’a döndü ve orada pek kıymetli eserler yazdı. Müstensıriyye Medresesi açılınca, orada hadîs ilimleri okuttu..


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bir kimse bildiği ilmi gizlerse, kıyâmet gününde ateşten bir gemle gemlenir” buyurdu.

(Ebû Hüreyre radıyallahü anh’dan; İmam İbn-i Neccâr)

Rububiyyet tıpkı Tek-EŞsiz-Zıdsız RESSAMlık gibi UBûdiyyet ise sonsuz RESİMler gibidir.. Ne AYNIdır ne de AYRıdır Resimler, Ressamlarından, eserler de USTAlarından…

Ey yüce Nûr-u MÎMM İZ-leyicileri >gelecek KUŞakların MeLÂMî Gençleri!.

RABBu’l-âlemîn Teâlâ SÖZü Rahmetenli’l-Âlemîn sallallâhu aleyhi ve sellem SESi Kur'ân-ı Kerîm'imİZE Kalbî KULak VERelim İn şâe ALLAHu Teâlâ..

Kur'ân-ı Kerîm tek ÂYETle BAŞlar.. Fâtiha Sûremizin başındaki Besmele..
Diğer Sûrelerdeki Besmeleler Tebliğin-Tenzirin-Tebşirin-Teşhidin tek İmam-ı Mutlakı ve Mürşid-i Mutlakı MuhaMMed Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem melekûtun B-si CebrÂiL aleyhi's-selâm BİZliğinde BİLdirilmiştir..
113 Sûre Besmele ile BAŞlar. Tevbe Sûresinin Besmelesiz oluşu ve yerine:


إِنَّهُ مِن سُلَيْمَانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Resim
---İnnehu min suleymâne ve innehu bismillâhir rahmânir rahîm: "Gerçek şu ki, bu, Süleyman'dandır ve 'Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla' (başlamakta)dır."
(Neml 27/30)

TaMMamlamıs ise söze sIğmayan YAŞAnınca ANLAşılan Hikmet-i MuhaMMediyyedir..

19X6=114.. 6 YÜZlü KULLuk KÂBesinin 19 ceheNNeM Bekçileri gibidir..


عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ
Resim---“Aleyhâ tis'ate aşer: Onun üzerinde 19 (bekçi melek) vardır.”
(Müddesir 74/30)

KULLuğun Kur'ân-ı Kerim KÂBesinin Anahtarı Besmele-i Şerîfedir. Besmele 19 HARFtir..

Bidâyeti-BAŞlangıcı >BiİSM olup HÂL ANLAyışıdır.. sâdece “B” harfi ile Esmâullahın MÂNÂsına giriş..
B Sırrı.. BİZ BİR-İZ BİLElik Sırrı.. SıRR-ı Süveyda ->SıRR-ı ÂLİ kerremullâhi veche..

Nihâyetiyse Rahîmiyyet TeCELLîsidir ki küllî ŞEYin ŞeÂNda her ÂN OLuş-Yeniden Yaratış NEŞ’e ŞENliği..
Fâtiha Sûremizden giriş sebebim açıktır..


Fâtiha Sûremiz >ÜMMü’l-Kur'ân: Kur'ân’ın ANAsı” dır… ve de Ubudiyyet-Rubûbiyyet İlişkisinde ANA İLKedir:

Ebû Hüreyre radiyallâhu anhu’dan rivâyete göre,
Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem , Übey b. Ka’b namaz kılıyorken onun yanına vardı ve: “Ey Übey”
dedi.
Übey yüzünü çevirip baktı fakat cevap vermedi. Ama namazını kısa kesip bitirdi ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e vardı: “Selâm sana olsun Yâ Rasûlullah!” dedi.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’de selâmını aldı ve:
“Sana seslendiğimde neden niçin cevap vermedin?
Übey: “Yâ Rasûlullah, namazdaydım.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
“ALLAH’ın bana vahyettiği Kur’ân'da: “Ey iman edenler size hayat verecek sizi düzeltecek mesajlara çağırdığı zaman, ALLAH ve elçisinin mesajına uyun!”
emrini görmedin mi?
Übey: “Evet gördüm” dedi ve inşallah bir daha bu hatâya düşmem dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
“Sana ne Tevrat’ta ne İncil’de ne de Zebur’da ne de Kur’ân’da bir benzeri indirilmemiş olan bir sûreyi öğretmemi ister misin?
Übey de: “Evet Yâ Rasûlullah!” dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
“Namazda nasıl okursun?”
Buyurdu.
Übey: Ümmü'l-Kur’ân olan Fâtiha Sûresini okudu.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Canım kudret elinde olan ALLAH’a yemin ederim ki bu okuduğun Fâtiha Sûresinin bir eşi ne Tevrat’ta ne de İncil’de ne de Zebur’da ne de Kur’ân’da indirilmemiştir. O yedi âyetli olup devamlı tekrar edilen bana verilen Kur’ân’dan bir parçadır.” buyurdu.

(Buhârî, Tefsir-ül Kur’ân: 27; Ebû Dâvûd, Salat: 17)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Resim---Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve li'r-resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beyne'l-mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn: Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, ALLAH'a ve Resûlü'ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak ALLAH, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız.”
(Enfal 8/24)

وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِّنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ
Resim---Ve le kad âteynâke seb’an mine'l-mesânî ve'l-kur’âne'l-azîm: Ve andolsun ki; sana mesânîden (ikinciden) 7'yi (7'liyi, 7'li olarak) ve Kur'ân-ul Azîm'i verdik.”
(Hicr 15/87)

Gerek YARATIŞta ->gerekse ->HaKkı ve HaYRı BİLiş-BULuş-OLuş- YAŞAYIşta 7 Kemâlât AŞAması her AN;
Murâdulllah->EMRullah->Sünnetullah->Şe’enullah->Ef'alullah “KûN feye KûN” Olup durmaktadır..
Bismillahla girdiğimiz Fâtiha Sûremiz;

Ulûhiyyet ->Rubûbiyyet -> Rahmaniyyet -> Rahimiyyet -> Mâlikiyyet -> Ubûdiyyet -> Fiiliyyat… TeCELLÎgâhının İlim-İrâde-İdrak-İştirak ANAHTARımızdır..


بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Resim---“Bismillâhi'r-rahmâni'r-rahîm: Rahmân, Rahîm ALLAHın ismiyle”
(Fâtiha 1/1)

Ulûhiyyet ->Rubûbiyyet:

الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Resim---“El hamdu lillâhi rabbi'l-âlemîn: Hamd, alemlerin RABBi ALLAH'a mahsustur.”
(Fâtiha 1/2)

Rahmâniyyet -> Rahîmiyyet:

الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Resim---“Er-rahmâni'r-rahîm: Rahmân'dır, Rahîm'dir.”
(Fâtiha 1/3)

Mâlikiyyet:

مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ
Resim---“Mâliki yevmi'd-dîn: Dîn gününün Mâlikidir.”
(Fâtiha 1/4)

Ubûdiyyet:


إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
Resim---“İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn: Biz yalnızca Sana ibâdet eder ve yalnızca Sen'den yardım dileriz.”
(Fâtiha 1/5)

Fiiliyyat… TeCELLÎgâhı:

اهدِنَا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ
Resim---“İhdina's-sırâte'l-mustakîm: bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidâyet et (ulaştır).”
(Fâtiha 1/6)

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ
Resim---“Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayri'l-mağdûbi aleyhim ve lâ'd-dâllîn: O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (ALLAH'a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.”
(Fâtiha 1/7)

Biz, “MuhaMMedî KUL” derken açıkça “İmânı-Ameli-Ahlâkı-Hâlleri AYNen MuhaMMedî olan ve sâdece Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selemi DUYan-UYan” kuldan bahsetmekteyiz..
Ve şüphesiz ki MuhaMMedî KUL -> Kur'ânî Kuldur ->RaBBânî KULdur..

DEVAMI VAR...








[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır