Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
34-Necip Can


NECİP CAN  (*)
 
“ Dervişlik dedikleri hırka ile tac değil
Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil
Durmuş marifet söyler, erene Yunus Emrem
Yol eriyle yoldadır, yolsuza yoldaş değil ”
 
       2007 Mayıs ayının güneşli günlerinde kısa bir geziye çıkmıştık. Eşimle yaptığımız turda Ankara’dan Eskişehir yoluna koyulmuş ve önce yol üzerindeki Nasreddin Hoca’nın doğduğu şirin beldeyi görmüş, sonra da kuzeye sapan yola dönmüştük. Gayemiz Mihalıççık yakınında bulunan Yunus Emre türbesine gitmek ve büyük veliyi ziyaret etmekti. Dar ve virajlı yolları geçip Yunus Emre’mizi ziyaret etmiş, manevîhaz ve düşüncelerle daha kuzeye yol almaya başlamıştık. Sapa orman yollarından enfes manzaraları izleyerek Nallıhan’a ve daha sonra da Mudurnu’ya varmıştık. Benim için yorucu bir gündü. Orman içinde ve bir göl kenarındaki otelde gecelemiştik.        
                                                                       
     Öğlene doğru yakındaki Göynük ilçesine hareket ettiğimizde yemyeşil bir doğa içinde dar fakat asfalt bir yolda merakla ilerliyorduk. Gören arkadaşlar Göynük için çok övücü ifadeler kullanmışlardı. Gerçekten yeşil bir vadi içinde özgün güzellikte bir yerleşim yeri çıktı karşımıza. Doğal güzellikleri yanında Osmanlı tarzı yapılarıyla turistik bir yerleşim yeriydi. En önemli özelliklerinden biri de evliya diyarı olmasıydı. Belli başlı üç evliya türbesi vardı. Bunlardan Akşemseddin Hazretlerinin türbesi yurtiçinden çok sayıda ziyaretçi çekiyordu. Diğer evliyalardan Hacı Bayram Veli’nin halifesi Ömer Sıkkin ile Debbağ Dede de ziyaret edilen velilerdi.
 
     Türbeleri ziyaret etmiş Akşemseddin Hazretlerinin hemen yanındaki Süleyman Paşa camiinde namaz kılıp çıkmıştık. Etrafa bakınırken cami önünde yerdeki sergide  mütevazi ölçülerde kitap, kaset v.b. satan, sakallı, başı külahlı gülümser çehreli bir satıcı ile selamlaşıp sattıklarını incelemeye başlamıştım.  Akşemseddin hakkında tanıtıcı küçük bir kitap almış ve sergiyi inceliyordum. Kasabalarda dükkan ve evlerde duvarlara asılan çerçeveli şiir ve özlü sözler vardı, sordum şiirler kendisininmiş. “ Ben” dedi, “Âşık Necip, memleketi gezer yazdığım şiirleri, manileri satarak geçimimi sağlardım.”  Basılmamış binlerce şiirim var…
      Şiirlerinden birisi şöyleydi;
 
İNSANOĞLU
 
Zerreden zerresin ey beni Adem
Nereden geldiğin bil insanoğlu
Şu kara topraktır ecdadın deden
Neden hâlk oldun bil insanoğlu
 
Topraktan yarattı Allah Ademi
İnsanı hâlk etti bütün alemi
Görmez misin her gün doğup öleni
Bunlardan bir ibret al insanoğlu
 
Doğan ölür burada baki kalamaz
Aslını bilmeyen mümin olamaz
Yirmi dört saatte beş vakit namaz
Üzerine farzdır kıl insanoğlu
 
Dünya için çalış rızkını sağla
Allah’a ibadet et elini bağla
Günah işlediysen hiç durma ağla
Yarın ahirette gül insanoğlu
 
Sen içkiyi içme sakın kumardan
Onu haram kıldı seni yaradan
Ömrü hitam olan gider buradan
Gideceğin yeri bil insanoğlu
 
       Aklıma geldi arabamdaki şiir kitabımdan bir adet çıkarıp hediye ettim. Sohbet ilerledi ve benim de tasavvufi şiirlerim onun hoşuna gitti. Ayak üstü dini, tasavvufi sohbet bizi yakınlaştırdı, Âşık Necip’e Necip Can demeye başladım, içimden öyle gelmişti.    
                                                     
     Yola çıktığımızda Göynük ziyaretinden manevî hazlar edinmiştik. Arabada her zaman yaptığım gibi tasavvuf müziği dinleyerek eşsiz güzellikteki doğayı izleyerek, Cenab-ı Hȃlık’ı fikrederek, esmasını zikrederek  ilerliyorduk. İlham olur olmaz yer ve zamanda gelir gönlüme, titrer gönül teli ve yazıya dökülürse şiir olur… İşte gelmişti yine…
    
 
 
GÖYNÜK
 
Akşemseddin elin verdi
Debbağ Dede taç giydirdi
Bir Necip Can dostum dedi
Hakk’ı buldun sen Göynük’de
 
Göynük yolu dardır derler
Geniş eder onu pîrler
Senin gibi nice erler
Aşkı buldu şu Göynük’de
 
Dost Emin’im yollardan geç
Gönül dostu pîrini seç
Koş Allah’a olmasın geç
Çok şey vardır bu Göynük’de
 
 
       Necip Can’ı arayıp bu şiiri okuduğumda pek memnun olmuştu. Bolu üzerinden Ankara’ya döndüğümüzde ben ve eşim gezimizden çok memnun olmuştuk. Necip Can telefon edip benim kitaptan satmak için bir miktar istedi kırmadım fakat ısrar da etse para almadım. Paraya önem vermediğini gerçek zenginliğin gönülde olduğunu davranışlarıyla gösteriyordu.
     
Yaz ortasında bir gün yine telefon etti. Hoş beşten sonra zoraki şekilde hasta olduğunu akciğerinde kitle olduğunu ve Bolu’da hastanede ilaç tedavisine başlandığını sanki nezle olmuş gibi söyledi. Şaşırdım adam resmen kanser tedavisi görüyor fakat o hȃla benden Ankara’da kaset veya CD doldurup dolduramayacağını öğrenmemi istiyordu. Çok pahalı olduğunu bildirdiğimde bu sefer de zaman zaman telefon edip Akşemseddin hakkında bir kitap bastırmak istediğini ve ilgimi istiyordu.  Doğrusu ben her görüşmede hastalığından bahsedeceğini, maddi imkȃnsızlıktan yakınacağını umuyor ve nasıl yardım edebilirim diye düşünüyordum.  2008 yılı baharında hazırlamış olduğu Akşemseddin kitabının baskısı için Ankara’ya geldi. Kemoterapi nedeniyle saç, sakal gitmiş ama sanki yüzü nurlanmıştı. İsteğini yerine getirdim ve kitabını bastırıp arabamla Göynüğe gittiğimde çok memnundu.
 Sabah namazından sonra türbeleri ziyaret ettik, çok dokunaklı sesiyle Kur’an okudu, içim  aydınlandı …  Akşemseddin Hazretlerinin türbesi önündeki sergisini açarken yeni kitaplarının paketlerini zevk ve ihtimamla açıyor, sanırım içinden   Yüce Mevla’ya hamd ediyordu…    
     
 Sonraki aylarda her görüşmede ben sormadan hastalığı yokmuş gibi bir şey söylemezdi. Yıl sonuna doğru ışın tedavisine gittiğini söylüyordu. 2009 Ocak ayının 10. Günü arabamla Antalya’ya giderken telefon çaldı, durdum. Telefonda kızı Melike Sultan: “ Memed Emin amca babam vefat etti “ dedi. “Nasıl oldu?” dedim. Evinde çalışıyormuş, duvarları boyuyormuş ve aniden oracıkta yürüyüvermiş Hakk’a, canından çok sevdiği, Mâşuk’una kavuşmuş… Mevlâ rahmet eylesin, mekȃnın cennet olsun Necip Can!…
     
Yaşam tarzıyla, davranışları ve pratikteki uygulaması ile gerçekten bir DERVİŞ idi… Kendi deyişiyle, Leyla’ya, dünyaya, paraya değil, Mevla’ya âşıktı… Ölene kadar hasbi hizmette idi, son olarak türbeleri ziyaret adabı hakkında bir yazı hazırladığını, ayrıca engelliler için bir yardım derneği kurup kuramayacağını konuşmuştuk… Kendini Hakk’tan ayrı görmediği için gelecek endişesi taşımıyor, rızkı için Rezzak’a güveniyordu… Tevekkül ve tefviz ( Allah’a havale ) içinde yaşıyor, dilinde Allah, gönlünde Allah ile yaşıyordu… Gerçek bir derviş tanıdım onun şahsında…  Allah gani gani rahmet eylesin gönül dostum, güzel can, NECİP CAN…
 
 
 
Bu dünya ol ahiretten içeri
Âşıkın yeri var kimseler bilmez
Yunus öldü diye sela verirler
Ölen hayvan imiş, ÂŞIKLAR ÖLMEZ
 
 
 (*) Necip ZEYBEK (Alacaoğlu)
1943 yılında Bolu’nun Göynük ilçesine bağlı Demirhanlar Köyünde dünyaya geldi. Çok zorluklar ve sıkıntılar içinde bir çocukluk ve gençlik  dönemi  geçirmiştir. Babasını daha küçük yaşta kaybetmiş ve çocuk yaşta çalışmak zorunda kalmıştır. Okuma yazmayı sonradan öğrenmiş ve ozanlığa başlamıştır.  Âşıklı  geleneğine bağlı eserler veren yazarın 3000 civarında şiiri vardır. 2009 yılı Ocak ayında Mâşuk’una kavuşmuştur. 









[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır