Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
8. BÖLÜM: KUR'ÂN-I KERÎM'DE ALLAH(cc) ve ER RABB(cc) İSİMLERİ



KUR'ÂN-I KERÎM'DE
ALLAH(cc) ve ER RABB(cc)
İSİMLERİ GEÇEN SÛRE ADLARI ve SAYILARI

     Sûre Adı     

ALLAH (cc)

ER RABB (cc)

1- Fâtiha         

   1 defa         

    1 defa

2- Bakara

    282

     48

3- Âl-i İmrân

    210

     37

4- Nisâ

    232

     6

5- Mâide

    154

     18

6- En'âm

    44

     51

7- A'râf

    59

     67

8- Enfâl

    48

     6

9- Tevbe

    168

     2

10- Yûnus

    61

     24

11- Hûd

    39

     44

12- Yûsuf

    41

     17

13- Ra'd

    34

     13

14- İbrâhim

    38

     16

15- Hicr

    2

     9

16- Nahl

    83

     20

17- İsrâ

    10

     28

18- Kehf

    16

     38

19- Meryem

    8

     24

20- Tâ Hâ

    6

     27

21- Enbiyâ

    8

     12

22- Hacc

    83

     8

23- Mü'minun

    12

     24

24- Nûr

    79

     -

25- Furkân

    8

     14

26- Şuarâ

    13

     36

27- Neml

    27

     11

28- Kasas

    28

     17

29- Ankebut

    42

     4

30- Rum

    24

     3

31- Lokman

    33

     2

32- Secde

    1

     9

33- Ahzâb

    86

     3

34- Sebe'

    8

     13

35- Fâtır

    36

     5

36- Yâsîn

    3

     5

37- Sâffat

    16

     14

38- Sâd

    3

     10

39- Zümer

    58

     19

40- Mü'min

    53

     13

41- Fussilet

    11

     12

42- Şûrâ

    33

     8

43- Zuhruf

    3

     14

44- Duhân

    3

     9

45- Câsiye

    17

     7

46- Ahkaf

    16

     4

47- Muhammed

    27

     4

48- Fetih

    38

     -

49- Hucurât

    27

     -

50- Kaf

    1

     2

51- Zâriyât

    1

     7

52- Tûr

    3

     7

53- Necm

    6

     7

54- Kamer

    -

     1

55- Rahmân

    -

     36

56- Vâkıa

    3

     -

57- Hadid

    36

     3

58- Mücâdele

    28

     3

59- Haşr

    28

     3

60- Mümtehine

    21

     4

61- Saff

    17

     -

62- Cum'a

    12

     -

63- Münâfıkun

    14

     1

64- Tegâbûn

    20

     1

65- Talâk

    25

     2

66- Tahrîm

    13

     5

67- Mülk

    3

     2

68- Kalem

    -

     10

69- Hâkka

    1

     4

70- Meâric

    1

     3

71- Nûh

    7

     5

72- Cin

    10

     8

73- Müzemmil

    7

     4

74- Müddesir

    3

     3

75- Kıyâme

    -

     3

76- İnsan

    5

     5

77- Mürselât

    -

     -

78- Nebe'

    -

     2

79- Naziât

    1

     4

80- Abese

    -

     -

81- Tekvîr

    1

     1

82- İnfitâr

    1

     2

83- Mütaffifin

    -

     2

84- İnşikak

    1

     4

85- Bürûc

    3

     1

86- Târık

    -

     -

87- A'lâ

    1

     2

88- Gâşiye

    1

     -

89- Fecr

    -

     9

90- Beled

    -

     -

91- Şems

    2

     1

92- Leyl

    -

     1

93- Duhâ

    -

     3

94- İnşirâh

    -

     1

95- Tîn

    1

     -

96- Alâk

    1

     3

97- Kadîr

    -

     1

98- Beyyine

    3

     2

99- Zilzâl

    -

     1

100- Âdiyât

    -

     2

101- Kâria

    -

     -

102- Tekâsür

    -

     -

103- Asr

    -

     -

104- Hümeze

    -

     -

105- Fîl

    -

     1

106- Kureyş

    -

     1

107- Mâun

    -

     -

108- Kevser

    -

     1

109- Kâfirûn

    -

     -

110- Nasr

    2

     1

111- Tebbet

    -

     -

112- İhlâs

    2

     -

113- Felâk

    -

     1

114- Nâs   

   -     

     1   

TOPLAM

 2626

    958

ALLAH (celle celâluhu) : 113 besmeleden gelenlerle birlikte 2739 defa Kur'ân-ı Kerîm'de çeşitli şekillerde geçmektedir.
ER RABB (celle celâluhu) : 14 adet âyet sonundaki ikililerden gelenlerle toplam olarak 972 defa Kur'ân-ı Kerîm'de geçmektedir.


        Azîz kardeşim!

        Takdir edersiniz ki bunları arzetmekteki maksadım emir ve yasakların, va'd ve tehdidlerin, cennet ve cehennemlerin bildirildiği Kelâmullah'da ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL; Ulûhiyyet, Ahadiyet, Vahdaniyet, Ferdaniyet, Rübûbiyyet, Merhametiyet, Mâlikiyet ve diğer hususları nasıl târif buyurmuş onu göz önüne sermekti...
Biraz sabreder iyice okur, anlar ve düşünürsen göreceksin ki âcizâne benim tesbit edebildiğim 352 âyetin sonu bu ikililerle bitiyor.
Fâtiha Sûresinin Er Rahmânu'r Rahîm'i ile başlayan ikililer İhlâs Sûresinin Allahu's Samed'i ile bitiyor...
Sûrelerdeki dağılımı ve kaç defa geçtikleri sûrelerin içerikleriyle ilgilidir.
50 sûrede âyetler iki esmâ ile son bulmamakta ve bunlar:
Meryem, Tâ Hâ, Sâffat, Muhammed, Kaf, Necm, Kamer, Münâfık, Talâk, Kalem, Meâric, Cin, Müddesir, Kıyâmet, Mürselât, Nebe', Nâziat, Abese, Tekvîr, İnfitâr, Mütaffifn, İnşikak, Târık, A'lâ, Gaşiye, Fecr, Beled, Şems, Leyl, Duhâ, İnşirâh, Tîn, Alâk, Kadîr, Beyyine, Zilzâl, Âdiyât, Kâria, Tekâsür, Asr, Hümeze, Fîl, Kureyş, Mâun, Kevser, Kâfirûn, Nasr, Tebbet, Felâk, Nâs.
64 sûrede ise 64 adet ikili esmâ ile âyetler son buluyor.
Tesadüf hayatta çok olabilir ancak Kur'ân-ı Kerîm'de yoktur.
Kur'ân-ı Kerîm'de noktanın değeri Kur'ân-ı Kerîm'in değeridir.
ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'in kendi Zât-i A'lâsını nitelediği esmâ ikililerini iyi incelersek; 70 defa tekrarlanan El Gafûru'r-Rahîm (celle celâluhu) bağışlayıcı ve esirgeyici olandır.
Zât-i Hakk (celle celâluhu), Hakk-ı Zâtını bildirirken ve belirlerken merhamet ve muhabbeti esas almıştır.
Rabbü'lâlemîn bir âyeti celilede bu hususu beyân edip sonunu bu iki esmâ ile bağlamıştır.
İki ismi şerîfin nasıl uyumlu ve mânidâr oluşuna dikkat ediniz.
99 Esmâü'l-Hüsnâ da olup da bu listede olmayan ve kul için merhamet ve muhabbet içermeyen; Ed Dârr (celle celâluhu) zarar, ziyan verici (hak edene), El Kahhar (celle celâluhu) kahredici gibi isimlerle âyetlerin bağlanmayışına dikkat etmeliyiz ki Muradullah, her insanın salâh ve felâhıdır.
Emrullah'da bunu temin içindir.
Zâten 99 isim içinde korku ve kahr bildiren dört isim olup;
El Hâfid: alçaltıcı, hor kılıcı.
El Müzill: zillete düşürücü, hor kılıcı.
Ed Dârru: zarar verici.
El Kâbızu: daraltan, ruhları alan, rızkı kısan.
Kaldı ki bu isimlerin karşılığı hemen hazırdır:
Er Râfi'u,
El Muizzü,
En Nâfi'u,
El Bâsıtu...

Geri kalan 95 isim ise sevgi, lütuf, ikrâm, ihsân ve merhameti içerir.

        Gizlice ve zâri zâri dua ve zikir etmemizi emreden RABB'ımız güzel isimleriyle istemememizi buyurmuştur.
Ene (Ben), Ente (Sen), Hüve (O) ve Nahnu (Biz) zâmirlerini de kullanan Rabbü'lâlemîn'in bu zâmirlerinden "Hûve = Hu = O" bir isim gibi dillerde ve gönüllerde taht kurmuştur.
Kulun RABB'ına mütevâzi yaklaşımında (kulluk makamında) bir çok tarikatta doruk noktası zikri kabul edilmiştir.
Kadîrî v.s...
Büyük Süfî Muhammedî Âşık Ahmedî Kuddusî Babanın: "Hu demek ister, Kuddusî her an!..." ilâhîsi Anadolu'da devrânların cevlânında çınlar durur...
Kur'ân-ı Kerîm'de pek çokça geçen "Hûve" İhlâs Sûresinin birinci âyeti celilesinde ve Haşr Sûresinin başında 2, sonunda ise 7 kere tekrar edilir...

        Zikrullahda esas olan Esmâü'l-Hüsnâ "en güzel isimler"; kul letâiflerinin tertemiz ve hassas oluşu, samimî, ciddî, arzulu ve belli bir ilim ve irfân içinde söylendiğinde (zikredildiğinde) aklı hayret ve dehşete düşüren mânevî zevkler ve hazlar hasıl eder.
"YÂ HAYYÜ (cc) !" diyen ağızdan harfler ilân edilirken dıştan - içe, âfâktan - enfüse, muhitten - merkeze ilâhî bir mânâ irfânı akar.
Nefs; kendi vasıfları (pozitif-negatif) ile birlikte hayy (dirilik) nedir? Nerden alınmıştır? Nereye gidiyor? Gibi tefekküre girer.
Kalb; geçici kulluk kalıntısı perdelerini aralayıp diriliği (hayy'ı) seyreder, zevkedip hayrân kalırken;
Ruh, gerçek diriyi (ezel-ebed), diriliğin kaynağını zikrettiğimizi hazz (zevkin özü, târifsizi, anlatılmayıp yaşanılanı) edip tüm letâifleri (hûviyet ve mâhiyetimizi) EL HAYYÜ (celle celâluhu)'nun huzurunda; diri kılıp, lütuf, ikrâm ve ihsânından dolayı hamdü senâ ile yâd edip zikre çağırır ve imâmları olur.
İnsan diğer (sır, hafî, ahfa) letâifleriyle de buluşunca diri olan mahlûkatın tümünün diriliğinin bir tek dirilik kaynağından verildiğini anlar. Kendi parmağı, kedinin kulağı ve ağacın yaprağını koparmanın aynı şey olduğunu farkedip "Hayy Birliği" ne ulaşır. Tüm diriler bir vücûdun organları gibi birleşiverir. Merhamet, acıma hissinin üstüne çıkıp muhabbete dönüşür. Kesret, vahdete dönüşür...
Kâinâttaki tüm hücrelerle beraber Hayy Diriliğini kana kana yaşarken bunu mahlûkatına ve insanoğluna bahşeden ve Rabbü'lâlemîn olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'i; EL HAYYÜ (celle celâluhu) ismi celili ile hatırlayıp yâd eder, zikreder ve hamd eder.
Zâten kısaca kullukta bu değil miydi?...
Kaldı ki EL HAYYÜ (celle celâluhu) esmâsını her zikredene, hârika hünerleri ile tecellîsi ise kişisel bir ikrâm ve ihsândır. Yeter ki İnsan, içi boş harflerden oluşan kelimeyi, gır gır söyleyip durmasın. Bu kelime tasının içine mânâ zemzemini; aklının, kabiliyet ve isti'dâdı kadar, karınca, kaderince İlim, irade ve idrakle doldurup ihlâslı bir iştirakle tepesine diksin ve kana kana içsin!...
İçsin ki her hücresinden EL HAYYÜ (celle celâluhu) zikri ARZ'dan ARŞ'a (bedenden, ahfâya hatta akdes'e) yükselsin!...

         Demesem olmuyor, desem de olmuyor; ama bildiğim ve gördüğüm yanlışları söylemeliyim...
Esmâü'l-Hüsnâ zikirlerinin insanın mânevî yapısına te'sirini bilen mutasavvıflar, çeşitli tarikatlar kurup Ümmet-i Muhammed'e hasbî hizmetler ettiler.
Temelinde İslâmiyetin tüm yüce değerleri var iken zamanla çoğu yozlaşıp insanları ilim, edeb, irfân ve erkândan uzaklaştıran, câhil bırakan, basit alışkanlıkla ibâdete yönelten ve esmâları binlerce defa lâfzen tekrar ettiren basit bir makinaya dönüştürdüler...
123.000 kere Lâfzullah çekmek için iki elinde iki tesbihi aynı anda beraberce çekenleri arkadaşlarımız görüp konuştular, biz de duyduk ve dinledik...
Kişinin doğum gününe göre bilgisayarda bir şeyler yapıp: "Sen, Ed Dârru (cc) esmâsını 5.000 defa her gün çekeceksin!..." diyen Uzay Tarikatçısının mürîdleriyle konuştuk....
"Yâ Darru (cc): ey zarar verici!..." esmâsı ile bu zavallı adamın ne ilgisi var Allah Aşkına!...
Neler!... Neler!...
Bunları işin nerelere vardığını göstermek için arz ediyorum!...
Yoksa aklı olan şuûr sahibi herkes bilir ki midenin ekmeğe ihtiyacı ile kalbin zikre ihtiyacı aynı dır.
Ne var ki aklı olan ekmek yerine taş yemez iken "EN NÂFİ'U (cc): fayda verici" isim yerine "Ed Darru (cc): zarar verici" ismini zikrediyor!...
Daha doğrusu ettiriliyor ve ettiriyorlar!...

        Çâre şu ki herşeyi, herşeyimizi ve RABB'ımızı onunla tanıdığımız ALLAH (celle celâluhu)'nun nûru olan aklı, şunun-bunun sultasından kurtarıp; dinimiz, dünyamız ve âhiretimiz için kullanarak, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e samimî ve ciddî olarak yönelmektir.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i bilmek, anlamak özümüzde bulmak, teslim olup, iman edip, tâbi' olup ve itâat ederek gerçekten MUHAMMEDÎ olmaktır.
Daha doğrusu MUHAMMEDÎ olduğunun farkına varmaktır.
İşte o zaman sözlerimiz, fiillerimiz, ahlâkımız ve hâllerimiz Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e benziyor mu diye Rabbü'lâlemîn'in huzurunda (hazır-nâzır ve murakıb bilerek) vicdanî bir durum değerlendirmesi yapmalıyız.
Saçımız "ak mı, kara mı?" diye hâl-i hazır tıraşımızı tevhid makası ile kendimiz yapmalıyız!....
Henüz yaşıyoruz ve herşeyin çâresi de vardır!...
Ölümün de çâresi vardır!...
Cehâlette ölüp, kemâlâtta ebedîyyen dirilmek!...
"Testi kırılsa da gam değil, sular bâkidir!..." sırrına su olmak!...
Çâresiz olan tek derd var o ise: "AHMAKLIK" tır!...
Hamakat: Aklı hakta ve hayırda kullanmayıp, bâtıl ve şerde, şeytâna ve yandaşlarına bir ömür peşkeş çekmektir!...

         Bu kardeşinizi lûtfen anlattığım gibi anlayınız. Bir i'tiraz ve isyân ediyor değilim...
Sadece bir insan, Ümmet-i Muhammed'den birisi ve RABB'ımızın bir kulu olarak: "Son nefesi verip iş işten geçmeden, gümrük kapısına varmadan, tıraşımız gözümüzün önüne dökülmeden ve elde fırsat var iken Rasûlullah olan Muhammed (Aleyhi's selâm)'ı kavlen, fiilen, ahlâken ve hâl itibâriyle duyalım ve uyalım!..." gayretkeşliğimi arz ediyorum!...
Elbette "Hizbullah" ve "Hizbişeytân" diye ayıran ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'dir.
Cehennemi insan ve cinlerle dolduracağını da buyurmuştur...
Ancak:
"Kad eflaha men tezakkâ : Andolsun ki temizlenenler iflâh oldu",
"Ve zekere'sme Rabbihi fe salla : Ve RABB'isinin ismini zikredip ulaşım sağlayan (sall eden), namaz kılan sıdk ve adl ile kulluk eden de iflâh oldu...."
buyuran da RABB'ımız...

        İmtihan ne demek?...
Seçenek yapmak ve yaşamaktır...
Güzel örnekler de var...
Rahmetli Hacı Osman Efendi Hüdâi nâbit, yâni dağdaki ardıç ağacı gibi doğal bir derviş, sûfî âşık idi.
Kendisinden hep "Garib Osman" diye bahsederdi.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ehl-i Beyti anılınca gözlerinden yaşlar kavurga gibi dökülürdü ak sakalına!...
Antalya'ya gelirdi ki benim işim çok Aksaray'a gidemiyorum diye!...
Aramızdaki yaş farkı 40 civarında idi. Ancak biz bir bedende iki dosd idik.
Bir gelişinde ben coşmuşum ki: "Hep tevhid çek diyorsun! Bıktım bu tevhid çekmekten! Gece-gündüz durmadan! v.s" dedim. Dizlerinin üzerine doğrulup: "Bak hele oğul, çok çekme sen! Ancak: Göz-gez-arpacık-hedef ve atış deyip 12 den tek atışta vur ve işi bitir!... Bunu yaparsan sesini Aksaray'dan duyar geliriz ve elini öperiz!... Anladın mı?" deyişini hiç unutamıyorum!...
Cidde Hava alanında Hakka yürüdü ve cidde (nine) si Havva Validemizin yanına yattı!...
İşte arz etmeye çalıştığım harflerinin içi mânâsı ile dolu tevhid!...
Ruhu şâd olsun!...
(cedde: dede, cidde: nine)

        Usûlünce, yâni Muhammedî şuûr içinde zikir çekmek!...
Elbette: "Lâ ilâhe İllâ ALLAH" bu doğru olandır.
Tüm insanlar aksini söylese yine doğrudur.
Yanlış ve yalan söyleyenler kendi aleyhine yalancı şâhidlerdir.
Kimselere taş atmıyoruz "Hesab var - Mîzân var!..." diyoruz.
Benim çocukluğumda köyümüzde Çolak Rasim Amca vardı. Sol kolu doğuştan çolak ve ağzına değecek gibiydi. Sol kolunu hiç kullanamamıştır. Eşsiz, hârika, basit, doğal ve derunî bir Kadîrî Dervişi idi. "Aşk Namazı" tâbirini ilk defa ondan duydum ve unutmadım. Halaka-i zikir kurulduğu geceler onu seyretmek için can atardım. Rıza Rüzgarında sallanan söğüt ağaçları gibi ritmik raksla başı havada bir yarım yay çizerdi. Yüzü nûrla dolardı. Bana, sanki göklerde zikrediyor hissini verirdi. Bazen halakadan çıkar ortadaki Muhabbet Meydanında her yöne; zikir zevki, fikir hazzı ve aşk ışığı saçardı!... Bitkin düşüp mecâlsiz kalıncaya kadar zikreder, sonra çöker ve sessizce ağlardı. Çok fakîr ve çok çocuklu birisiydi. Köyün sığırtmacı idi... Sabah erken köyün tüm sığırlarını toplar, otlatır ve akşama getirirdi. Her sabah erkence köy câmisinin üstüne çıkıp olanca gücüyle "Hooo!..." diye bağırırdı ki herkes sığırını salsın. Bu ilânâtın sonu şöyle biterdi: "Hoo! Hoo! Mîzân var! Terazi var!... Unutmayın!... Uyumayın!..." derdi.
İşte mesele bu idi!...
O güzelim insanları, dosd dervişleri ve mütevâzi Muhammedîleri çok, ama çok özlüyorum!...
Rahmetler diliyorum RABB'ımızdan onlara!...
İşte şimdi bir "Huu Dosd!..." çeker ağlarım.

             HU DOSD!...

Mecnunîyem Lûtf-ü Leylâ'ya düşdüm
Bir uçsuz bucaksız deryâya düşdüm
Devâsı derd olan sevdâya düşdüm
Niyâzım ağlıyor, nazım ağlıyor...

                   

" Sen" den selâm etti seher yelleri
Boşandı gözümden hasret selleri
Muhabbet mızrabım kırdı telleri
Çile çöllerimde, sazım ağlıyor...

                   

Kara kartal idim, Karınca vurdu
Kendi ateşimde, yaktı kavurdu
Zemheri de çilem, çiçeğe durdu
Baharım ağlıyor, yazım ağlıyor...

                   

Muhabbet Mahşerin atladım bu gün
" Sırat" ını kırka katladım bugün
Yanardağlar gibi, patladım bugün
Kabuğum ağlıyor, özüm ağlıyor...

                   

Çöktü mü gurbete hasretin sisi
Kırk yılın ardından sevdâ gibisi
Aşkın Meyhânesi, Çile Meclisi
Sohbetim ağlıyor, sözüm ağlıyor!...

                   

Adın söyleyeni, sen sanıyorum
"Aşk: doğdumu, ölmez..." inanıyorum
Ateşsiz dumansız dosd yanıyorum
Küllerim ağlıyor, közüm ağlıyor...

                   

KUL İHVÂNÎ sefil, noluyor gülüm
Sevdâlarda, açıp soluyor gülüm
İnsan hâli işte, oluyor gülüm
Yüreğim ağlıyor, yüzüm ağlıyor...









[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır