Muhammed-i Nur


Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
AFFET ALLAHIM


AFFET ALLAHIM
 
İnsan, sıradanlaşan günlük yaşamı içerisinde kendisi için değerli ve vazgeçilmez saydığı ne varsa unutuyor.
Oysa ki her şeyin sıradan düzeninde gitmesi ne bulunmaz nimettir. Bunu da ancak sıra dışı bir şey yaşadığında anlıyor insan ne yazık ki.
 
Geçen akşam geç saatlerde balkonda oturmuş gecenin sessizliğinde sebepsiz bir can sıkıntısı içerisinde…
Ve ne düşündüğümü de tam kestiremeden vakit öldürüyordum.
Uzun süre hiçbir şey yapmadan duramıyor insan.
Kâinattaki hiç durmayan hareketlilik insanın bilinçaltında da var belli ki…
Bundan olsa gerek İnşirah Suresi 7.ayetinde;
“O halde boş kaldın mı, yine kalk (başka bir iş ve ibadetle) yorul.”
buyurur Allah (cc)
 
Bir insana verilebilecek en ağır cezalardan birisi herhalde onu hiçbir şey yapmadan öylece durmaya zorlamaktır.
Benim de sadistliğim mi tuttu ne?
O arayışla içeri girdim bilgisayarı açtım ki biraz bakınayım vakit geçsin. Vakit zaten geçiyor…
Biz bir şey yapmasak geçmiyor mu sanki…
Asıl önemli olan o vakti nasıl geçirdiğimiz.
Çünkü eğer gerçekten hayırlı işlerde geçmemişse o vaktimiz;
Mu’minun Suresi
112- (Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.
113- "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor." derler.
114- (Allah) buyurur ki: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!
 
O zaman anlar insan geçmez sandığı vakitler ne kadar da kısaymış.
Geçen vakitlere bakınca anlarız aslında ne kadar da hızlı geçtiğini…
ama yine de sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi öldürürüz vakitleri.
Kulaklığımı taktım ki müzik dinleyerek bir şeyler okuyayım.
Bir ara bir ses gelir gibi oldu ama yanıldım zannettim aldırmadım. Sonra bir kez daha aynı şey olunca kulaklığı çıkardım;
“Koşuuuun yetişiiiin” diye bağıran kadının geceyi yırtan çığlıklarıyla irkildim.
Öyle bir yerimden fırladım ki lambayı kapattığım için karanlıkta televizyona çarptım bir anda sersemledim.
Böyle anlarda neden sakin davranamıyor insan.
Pencereye koştum ses nereden geliyor diye…
Duymamak değil de görmemek imkânsızdı desem daha doğru olacak sanırım.
 
 
Gecenin karanlığında komşunun penceresinden balkona yükselen alevler ortalığı aydınlatıyordu.
Yaz sıcağında balkonda yatan aileden babanın iki çocuğunu kucaklayarak alevlerin arasından kaçırdığını gördüm.
Tek düşündüğüm bir an önce oraya ulaşmaktı.
Üçer beşer merdivenleri atlayarak indim.
Aynı şekilde komşunun merdivenlerini çıktım.
Ev üçüncü kattaydı. Kadın balkonda var gücüyle bağırmaya ve imdat çağırmaya devam ediyordu;
“Koşun komşulaaar… yetişiiiin”
Merdivenleri çıkarken nefes almak gittikçe güçleşiyordu yoğun dumandan.
Ben vardığımda aynı apartmanda oturan yakınlarından bir kaçı daha uyanmış kovalarla su döküyorlardı yanan odaya.
Demek ki kadın çoktan bağırmaya başladı da duymadım herhalde kulaklıktan.
Ya da artık bağırma çağırmalar günlük hayatımızın bir parçası olduğu için kanıksamıştık sanırım.
Günümüzde öylesine sudan sebeplerle insanlar birbirine bağırıyor çağırıyor, kavga ediyordu ki..
Bazen bir çöp kavgası, bazen yüksek sesle müzik açılması, bazen bir çocuk nedeniyle, bazen hızlı geçen bir araba, bazen karı koca kavgaları… say sayabildiğin kadar.
Bunlardan başka daha da önemlisi izlediğimiz haberler, diziler ve sinema filmleri nedeniyle öylesine kanıksamıştık ki bu tür şeyleri… sanki her şey normalmiş gibi geliyordu insana… insanlar ölüyor hergün görüyoruz televizyonlarda… çok sıradan geliyor;
“Falanca yere bomba atıldı… şu kadar can kaybı var”
Veya,
“… trafik kazasında şu kadar kişi hayatını kaybetti…”
 
Cinayet… kan… gözyaşı….
Ne ararsan bol bol var… hergün gözümüze gözümüze sokar gibi.
Duyularımız bir başkalaştı artık… daha az üzülür olduk… daha az hisseder olduk.
Balkonda kalan kadın da geçecek bir yer bulmuş ve kendini dışarıya atabilmişti… merdivenlerde karşılaştık… ağlıyor bir yandan… yüzü şaşkınlık ve korku içerisinde.
Yanan odanın ve koridorun elektriği ya sigortalar attığından kesilmiş veya kapatılmıştı, yalnızca alevlerin ışığında bulduğumuz kap kacak ne varsa su doldurup tavana kadar yükselen alevlerin üstüne döküyorduk.
Bir çeşmeye de bir hortum takmıştı birisi nasıl başarmışsa o telaşta…
Üst katta inşaat vardı herhalde orası için sürekli takılı duruyordu hortum…
Bu da nerden geldi ki aklıma şimdi... bir anda hortum deyince bankalar… hortumlamalar…. Allahım, Ya Rabbim… sırası mı?...
Zaman zaman insanlar bir biriyle çarpışıyor sular yere dökülüyor… Telaş ve panik aslında böyle durumlarda insanın işini ne kadar zorlaştırıyor.
Ama olmuyor işte yenemiyor insan kendini ve kendine hâkim olamıyor. Bir de içeride kalan var mı yok mu bilmeyince…
Uzun süren uğraşlar sonucunda alevlerin yerini dumanlar almış, nefes almak imkânsız hale gelmişti.
Allahım o çekyatlar nasıl yanarmış öyle… suyu atıyorsun üstüne hiç bana mısın demiyor. O süngerler hiç sönmüyor… petrolden yapıldığından olsa gerek.
Valla bravo bana… bunu da düşündüm ya o anda.
 
 
Arada dayanamayanlar kısa soluklanmalar için dışarıya çıkıyor, öksürdükçe öksürüyor…
Ben de bir ara çıktım dışarıya…
Rahat nefes alabilmek ne büyük nimetti…
İçeriden uzun süre çıkmayınca…
Kızım dışarıda baba diye kaç kere bağırmış duymamışım.
Dışarıya çıkar çıkmaz boynuma sarıldı;
“Babacığım sana bir şey oldu sandım Allah korusun…
Çok korktum” diye ağlıyordu. O anda belki de esas düşünülmesi gereken ev sahibi ve ailesiydi ama insan önce canım diyor.
Bana bir şey olmadığını anladıktan sonra sorabildi…
Tek soran da o değildi üstelik…
Mahalle ana baba gününe dönmüş farkında değiliz.
Herkes aynı şeyi soruyor;
“Ne olmuş... nasıl çıkmış yangın…”
sonrasında da;
“Kimseye bir şey olmuş mu?”
Bu;
” Kimseye bir şey olmuş mu?”
Sorusu sanki beklenen bir soru olduğu için soruluyor gibiydi.
Ne bileyim adet yerini bulsun derler ya…
Belki de günahlarını alıyorumdur…
Ama önce yangının nasıl çıktığı sorulunca ister istemez böyle düşünüyorum… Meraklı yüzler…
Hani öyle meraklı ki yangını söndürmek için değil de neredeyse sadece içeride ne olup bittiğini anlayabilmek için kendini o alevlerin içine atacak kadar.
 
Benim de garip huyum…
O anda bunları düşünmemem gerektiğini de düşünüyorum ama elden ne gelir ki düşünceler kendi kendine işliyor, yönlendiriyor bizi.
Tabi o arada itfaiye de gelmiş, karanlıkta gördüğümüz yok ki. Birileri;
“Çekilin… lütfen herkes dışarı çıksın” diyordu koridorda…
Ellerinde fenerler…
Daha sonra merdivenlerin ışığında ve dışarıda gördüğümde hepsi çok güzel göründüler gözüme.
Hani yabancı bir memlekette bir hemşerine veya tanıdığına rastlarsın ya öyle bir duygu.
Neredeyse sarılıp öpeceğim… O derece…
Bir tanesi baktım kolumdan tutmuş;
“İyi misin kardeşim… Bir rahatsızlık. Yara bere?”
“Allah razı olsun kardeşim… Yok, bir şeyim” dedim
Herkes dışarıya çıkıp biraz sakinleyince görebildim komşumuzu…
Yanına vardım…
Çömelmiş…
Gözleri bir noktaya takılı…
Sanki şuursuz, bilinçsiz bir şekilde boş boş bakıyor.
Büyük ihtimalle bir yandan, ya aileme bir şey olsaydı diye düşünüyor, bir yandan da evinin yanan bölümünü ve yanan eşyaları düşünüyor…
Kim bilir… Yaaaa… hiç düşünmesem bunları şimdi sırası mı?
 
“Mehmet iyi misin arkadaşım. Haydi, kalk bir elini yüzünü yıka… “
Yüzü simsiyah olmuş…
Saçlarında yer yer yanık izleri.
Sonradan fark ettim ki benim yüzüm de farklı değilmiş…
Tencere dibin kara seninki benden kara derler ya…
O yüzden itfaiyeci arkadaş benimle ilgilendi demek ki…
İtfaiyeden sonra elbirliği ile yanıp küle dönen eşyaları dışarıya çıkardık…
Hala çok sıcaklar o kadar su döküldüğü halde.
Hele duvarlar... bırak el sürmeyi yanına yaklaşılmıyor…
Temizlik faslı da bittikten sonra;
“Haydi, gelmiş geçmiş olsun… Allah beterinden saklasın. Cana gelmedi ya… “ vb.
Tesellilerle herkes evine çekildi…
Temizlik sırası bana gelmişti…
Allah’ ım onca kir, is ne zaman bu kadar sindi vücuduma.
Yıka yıka çamur akıyor…
Sanki simsiyah bir çamur…
 
 
Uzun süre olanlar kafamda tekrarlandı durdu…
Aynı komşum gibi… Ben de gözümü bir noktaya diktim… Düşündüm…
Allah korusun…
Az önce balkonda sebepsiz yere sıkılan ve bunları hiç düşünmeyen ben…
Şimdi şükrediyordum…
İnsanın sevdiklerine bir şey olması ne kadar zor ve acı…
Her şey yolunda giderken hiç aklına gelmeyen bu düşünce…
Böyle bir vesileyle hatırlandığında;
Farkında olmadığımız sayısız nimetler için hiç şükretmediğini fark ediyor insan… ve utanıyor Allah’tan… gerçekten çok utanıyor…
 
Zümer Suresi
8- İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman bütün gönlünü vererek Rabbine dua eder.
Sonra kendisine tarafından bir nimet lütfettiği zaman da önceden O'na dua ettiği hali unutur da,
yolundan sapıtmak için Allah'a ortaklar koşmaya başlar. Ey Muhammed! De ki: "Küfrünle biraz zevk et, çünkü sen, o ateşliklerdensin."
 
49- Fakat insana bir sıkıntı dokunuverince bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşettiğimiz zaman da:
"O bana bir bilgi üzerine verildi." der.
 
Belki bu bir imtihandır, fakat pek çokları bilmezler.
Bir de diyorum… çok şükür ki hayattayız… tüm utançlarımızı, günahlarımızı affettirmek için henüz fırsatımız var Allah nasip ettiği sürece.
Ama ölüm ne kadar yakın insana.
Benim… bizim dediğimiz her şeyi bir anda kaybetmemiz ne kadar da yakın ve kötü bir ihtimal aslında.
Öyle bir anda gitmiş olsak ahirete…
Düşünmek bile çok zor…
Ne kadar utanırız Allah’ım.
Ne kadar yerin dibine gireriz verdiğin onca nimete rağmen seni hatırlayamadığımız ve şükredemediğimiz için…
Üstüne üstlük işlediğimiz günahlar…
Yaptığımız edepsizlikler…
Affet Allah’ım…
Sen affedicisin, affetmeyi seversin…
Affet bizleri.









[ Geri Dön ]


Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır