Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
ALLAH ŞİFA VERSİN



ALLAH ŞİFA VERSİN

 
 
İşyerindeydim... telefon çalıyordu... ahizeyi kaldırdım;
-Alooo Memeeet... dedi bir ses.
-Ben Mehmet değilim... dedim
-E madem Memet değilsin niye açıyorsun telefonu?
-Kardeşim Mehmet Mehmet diye mi çalıyor telefon?
-Bana bak doğru konuş... sen benim kim olduğumu biliyor musun?
Bilmiyordum kim olduğunu... bilmek te istemiyordum doğrusu. Yeterince vardı aynı modellerden etrafta... onlardan birisiydi. Ne yazık ki çaresiz kaldığım tiplerden birisiydi. Ne yapabilirsin ki... konuşmak mümkün değil... koklaşmak lazım onunla anlaşmak için... e o da olmaz yani...
En güzeli sabretmek alttan almaktır diye düşünüyorum. Şimdilik bulabildiğim tek çözüm bu. Ama alttan aldıkça üstüne üstüne gelenler de var. Hem Anlamak sayfalarında hem de kendi bloğumda yayınlamış olduğum “NEYİ BİLİYORUZ Kİ!”
Başlıklı yazıma yorum yazan yine Mehmet adlı bir kişi bakın ne diyor;
 
 
 
“Üstte yarı çıplak kadın resmiyle altta Kur'an ayetleri arasında bir alaka kuramadım ve hiç de hoş olmamış.
Çok şaşırtıcı bir tezat. İşin esprisini anlayamadım. O derin ilminizle bizi aydınlatırsanız sevinirim. “
Cevaben;
”Benim ilmim kendimi aydınlatmaya bile yetmez sevgili Mehmet Bey,
Ama resmi beğenmedinizse değiştiririz.
Ben o resme bakınca yarı çıplak kadını hiç fark etmedim.
Sizin bir bakışta bunu görmeniz ilginç geldi bana.
Umarım bu resmi beğenirsiniz.”

Sonraki yorumu;
 
“Allah katında her şey bir an içinde olmuş ve bitmiştir. Bizim için ne düşünüldüğüne ise doğumumuzdan ölümümüze kadar olan yaşantımızda an be an şahit oluruz.
Yani kaderimiz yazılmıştır ama biz ancak yaşadıkça öğreniriz ne yazıldığını. Son anımıza kadar hiçbir şeyden emin olmamız mümkün değildir.”
(Bu kısmı benim yazımdan alıntı yapmış... devamında)
Böyle bir kanıya nasıl vardığınızı merak ediyorum doğrusu.


 
 
-------
(Hâlbuki alıntı yaptığı kısmın hemen altında şu hadis var;
Allah Resulü (sav) buyurur ki;
"Bir insan cennetlik amel işler ve tam cennete bir adım kalmışken yazılı olan gerçekleşir ve cehennemlik amel işler ve cehenneme girer,
bir adam da cehenneme götürecek ameller işler tam cehenneme bir adım kalmışken yazılı olan gerçekleşir ve cennetlik amel işler, cennete girer"
Sahabeler sordular; "ya Resul Allah eğer belliyse bizim cennetlik mi cehennemlik olduğumuz yazıyorsa kaderimizde, o zaman niye çok amel işleyelim ve çırpınalım, zaten yazılmıştır?
Allah Resulü (sav): siz yaptıklarınızdan sorumlusunuz kaderinizden değil, o halde gayretle güzel amel işlemeye çalışın.")
.Devam ediyor Mehmet Bey,
Allah yazar yönetir insanlar oynar. Eğer bizim hakkımızda her şey yazılı çiziliyse bizim film aktöründen ne farkımız kalır ki.

Öyle ise Allah (C.C.) Cüz'i iradeyi ne için yaratmıştır. O zaman ahirette insanlar sormaz mı? Rabim sen benim hakkımda ne yazdıysan ben onu yaptım.
O zaman ömrünü günahlar içinde geçiren birisi ne için yaptıklarından ceza çeker ki? Bu soruları sormamak mümkün değildir.
Madde ile alakalı söylediklerinizle alakalı da Muhyiddin Arabî (Ks.) Hz.lerinden etkilendiğinmiş gibi görünüyorsunuz.
Onun dediği gibi La Mevcudu İlla Hu fikri sizde başka cihetlerle tezahür etmiş. Yalnız Muhyiddin Arabî Hz. bizi bilmeyenler bizim yolumuzdan gelmesinler demiştir.
Birçok ehlisünnet alimi Muhyiddin Arabî Hz.nin makamını övmekle beraber gittiği yolu tehlikeli görmüştür. Ve nitekim Muhyiddin Arabî Hz.nden sonra birçok şahıs bu yolu takip etmişler ve maalesef ehlisünnetten ayrılmışlardır.
Bilimle alakalı olarak da internette rastladığım ve yine muhtemelen Muhyiddin Arabî Hz. etkilendiğini düşündüğüm Amerika'da yaşayan, Ahmed Hulusi isimli ve İslam'ı bilimin dar kalıplarına sokmaya çalışan Kur-an'daki her şeyi bilimle ispatlamaya çalışan (Kuran’daki ayetlerin bilimsel ispatının nesi kötüyse anlamadım ki) bir şahsın fikirleriyle benzerlik arz ediyor.
Ne yazık ki bilimi İslam'a alet etmek yerine, İslam bilime alet ediliyor. Çok yazık.
 
--------
Cevaben;
"Mehmet Bey, ben yazdıklarıma hiç kimseden onay bekliyor değilim. Yazdıklarımı beğenmiyorsanız okumazsınız. Daha iyisini biliyorsanız yazarsınız insanlara doğrusunu anlatırsınız.
Sanırım sizin niyetiniz ne anlamak ne de anlatmak.
Kader konusunu bilmeyecek kadar konuya uzak, Muhyiddin Arabî ve Ahmed Hulusi yi bilecek ve eleştirecek kadar yakın ve işin içindesiniz.
Niyetinizin halisane olduğuna inansam sizinle uzun uzun yazışabilirdim. Gerçekten anlamak istediğiniz şeyleri bildiğim kadarı ile anlatmaya çalışır aynı şekilde sizin bilgilerinizden de yararlanırdım.
Bu tür yorumlarınızı yayınlamayacağımı bilmenizi isterim. “

Sonra gönderdiği ve yayınlamadığım yorumlarında da Mehmet Bey diyor ki;
"Siz ve sizin gibilerin taktiği bu. Sıkışınca ben sizinle tartışmam. Eğer hakikaten maksadınız insanları bilgilendirmek olsaydı size sorduğum sorulara cevap verirdiniz.
En başta Muhyiddin Arabî Hz. gibi büyük manevi makamlar elde etmiş bir zatı eleştirmek haddim değildir ve eleştirmedim de eleştirmem de.
...
(Birçok ehlisünnet alimi Muhyiddin Arabî Hz.nin makamını övmekle beraber gittiği yolu tehlikeli görmüştür. Ve nitekim Muhyiddin Arabî Hz.nden sonra birçok şahıs bu yolu takip etmişler ve maalesef ehlisünnetten ayrılmışlardır... bu eleştiri olmuyor mu acaba?)
Devam ediyor
"Eğer araştırırsanız Muhyiddin Arabî Hz. hakkında Ehli Sünnet alimlerinin eleştirilerini bulabilirsiniz.
Ve Ahmed Hulusi'ye gelince ne ve kim olduğu ve kime ne için hizmet ettiği belli değil. Ben onun sitesindeki bir kaç yazısını okudum.
Ve bazı ehlisünnete uymayan mevzular yakaladım. (Fetva makamı)
Ve bir iki tanesini de bilgisayarıma yükledim. İsterseniz size de gönderebilirim.
Kader mevzusuna gelince sizin tahmininizden fazla bilgi sahibi olduğuma inanabilirsiniz. İslam tarihinde kader mevzusunda en büyük alimler bile eser yazmaktan çekinmişler ve bir iki tane alim de ancak ehassı havas alimlerinin anlayabileceği türden eserler yazabilmiştir.
Eğer kaderle alakalı bildiğiniz bir eser varsa söyleyin ben de istifade edeyim. Veyahutta söylediğiniz sözün arkasında durun ve kaynak gösterin.
(hadisi kaynaktan saymıyor mu acaba arkadaşımız)
Benim bildiğim iki tane var. Yani, siz de hiç çekinmeden kaderi Allah yazar bizler vakti gelince yaşarız diye yazdığınıza göre ya ehassı havas makamına çıkmış bir alimsiniz.
Ya da çok pervasızsınız ve bilmediğiniz bir mevzu hakkında konuşuyorsunuz demektir.
Eleştirilerimi yayınlamak konusunda ise, eğer gerçek bir yazarsanız eleştirilere açık olmak zorundasınız. Ben bu eleştirileri yazarken siz illa yayınlayacaksınız diye de yazmıyorum.
Buna ihtiyacım da yok zaten. Benim derdim insanları yanlış yönlendirmeniz. Burada İslam'ı bilmeyen insanlar, sizin yazdıklarınızı doğru telakki edip size inanabiliyorlar.
Ayrıca resimle alakalı yazdığımız soruya da cevap vermediniz.
Selamlar..."

Arkadaşımız diyor ki;
“İslam'ı bilmeyen insanlar, sizin yazdıklarınızı doğru telakki edip size inanabiliyorlar.”
Yani siz bilmiyorsunuz doğrusunu ben biliyorum diyor.
Sonraki yorumunda daha da ileri gidiyor ve bakın ne diyor;
"Bozacının şahidi de şıracı olurmuş. Normaldir."
...
(Bunu bana gelen olumlu yorumlar nedeniyle söylüyor. Çünkü bu yorumlarından sonra ben sayfamda AYNA başlığı altında aşağıdaki hadisi verdim)
*** Gördüğünü yorumlamakta güçlük çekenlere; ***
------------------------------------------------------
Efendimiz (s.a.s.) bir mecliste otururlarken, oraya İslâmiyetin baş düşmanlarından Ebu Cehil geldi. Hiçbir şey konuşmadan Peygamberimizin yüzüne epeyce dikkatlice baktıktan sonra:

— Ya Muhammed!, Sen ne kadar çirkin suratlı, acayip görünüşlü bir insansın, dedi. (hasa)
Peygamberimiz hiç kızmadı, hiddetlenmedi. Ona:
— Doğru söylüyorsun ya Ebu Cehil, buyurdular.
Orada bulunanlar, bundan pek bir şey anlamamışlardı.
Biraz sonra, aynı yere Hazreti Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) geldiler.
Oda bir müddet Sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin mübarek veçhi şerifine baktıktan sonra:
— Ya Resulallah! Anam, babam, nefsim ve bütün varlığım sana feda olsun. Sen ne kadar güzel yüzlü, güzel görünüşlü, tatlı sözlüsün. Ben, senden daha güzel bir insan görmedim, dedi.
Hazreti Peygamber Efendimiz ona da:
— Doğru söyledin Ya Ebu Bekir!, buyurdular. Her iki zıt söze de, aynı şekilde mukabele ederek tasdik eden Peygamberimizin yanındakiler:
— Ya Resûlallah! Biri çirkinsin dedi. Onu tasdik ettiniz, diğer birisi ise güzelsiniz, dedi onu da tasdik ettiniz. Bu nasıl oluyor bize anlatır mısınız? dediler.
Hazreti Peygamber Efendimiz şöyle buyurdular:
— Ben aynayım. Kim bana bakarsa kendi suretini görür. Ebu Cehil, kendi çirkinliğini gördü çirkinsiniz dedi. Ebu Bekir ise; kendi yüzündeki Nur-u ilâhiyi seyretti, güzel dedi, buyurdular.
...
Buna ilişkin olarak gelen bir yorum;
"Allah sizden bin kere razı olsun. Ne kadar güzel bir zamanlama.
Resulün ( Selam üzerine olsun) anlattığı bu gerçeği anlamayanlar kalplerine dönüp bakmalı..
Kim kime ne diyorsa aslında kendinden bahsediyor. !
...
Cevaben
"Allah senden de razı olsun ahirzamanmeleği.
Kimi bakıyor sizin gibi Allah razı olsun diyor
Belli bir kaç kişi de var ki nerdeyse beni imansızlıkla suçlayacak.
Bir takım ithamlar sorular, niyetlerinin ne olduğu da belli zaten.
İşte ben de diyorum ki kim ne görüyorsa gördüğünün ne olduğunu iyi anlasın.
Sanırım onlar bunu da anlamaz ama ne yapalım fazla da vaktim yok onlarla uğraşacak. Misafir umduğunu değil bulduğunu yermiş."


Mehmet Bey;
"Burada kimsenin kimseyi imansızlıkla suçladığı yok. Zaten buna hakkı da yok.
Ama kimsenin de benim anladığım İslam bu deyip kafasına göre İslamı yorumlamaya hakkı da yok. (E senin yaptığın nedir arkadaşım... İslam senin atanın babanın dini midir yalnızca?)
Nasıl olsa bu mesajımı da yayınlamayacaksınız.
Herhalde sorduğum soruların altından kalkamadınız. Bazen eleştirilere tahammül etmek lazım.
Siz kendinize bir düzine İslam’ı bilmeyen şakşakçı, alkışlayıcı bulmuşsunuz. Böyle devam edin. Nefis iltifattan, beğenilmekten, takdir edilmekten hoşlanır.
Eleştirilere tahammül edemez.
Selamlar..."

Ne acıdır... İnanmayanlarla uğraşmak onları yola getirmek için çaba harcamak yerine... İnançlı olduğunu iddia eden insanlar birbirini yiyecek neredeyse.
Yeter ki biraz görüş ayrılığı olmasın. Böyle mi olmalı... Güzellikle anlatmak yok mudur? Önce gönle girmek gerekmez mi?
Sevdiriniz nefret ettirmeyiniz buyurmaz mı Allah Resulü (sav)
"Mevlana bir keresinde Konya'da bir papaz ile karşılaştı ve kendisine eğilerek saygıyla selam verdi. Papaz da eğilerek selama karşılık verdi.
Mevlana daha fazla eğilerek selam verdi, papaz da ona yine biraz daha eğilerek karşılık verdi.
Sonunda Mevlana selam verirken o kadar çok eğildi ki, neredeyse secde konumuna yaklaştı.
Çevrede bu durumu görenlerin, kendisine niçin bu kadar eğildiğini sorması üzerine Mevlana,
“Bizim dinimiz tevazu dinidir. Neredeyse bu papaz tevazuda beni geçecekti. Ben daha çok eğilerek onu geçtim” dedi.

Mevlana'nın cenazesine Hıristiyan ve Yahudi din adamlarının da katıldığını vurgulayarak,
''Müslüman bir alimin cenazesine niçin katıldıkları sorulduğunda, Hıristiyanlar;
“Biz Mevlana sayesinde İsa'mızı daha iyi anladık'',
Yahudiler de;
“Biz Mevlana sayesinde Musa'mızı daha iyi anladık” dediler.

Böyle Mevlana olunuyor gönüllere giriliyor demek ki...
Bu her türlü yanlışa göz yummak gerekir demek değildir;
Mevlâna, artık son anlarını yaşadığını, özlediği ebedî cemal alemine kavuşacağını anlamıştı. Ansızın hastalanıp yatağa düştü.
Mevlâna' nın hastalık haberi Konya'da yayıldığı zaman ahali, şifalar dilemeye, gönlünü, duasını almaya geliyorlardı.
Şeyh Sadrettin talebeleriyle birlikte Mevlâna’ya geçmiş olsun demeye geldi ve çok üzüldüğünü beyan edip:
"Allah yakın zamanda şifalar versin. Hastalık ahirette derecenizin yükselmesine sebeptir. Siz alemin canısınız, inşallah yakın zamanda tam bir sıhhate kavuşursunuz."
Diye temennide bulundu.
Bunun üzerine Mevlâna: "Bundan sonra Allah sizlere şifa versin. Aşıkın maşukuna kavuşmasını nurun nura ulaşmasını istemiyor musunuz." dedi.

Ben de öyle diyorum; Allah sizlere şifa versin.
 
Halim KÖK
4/10/2007






[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır