Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
Hikemü\'l Atâiyye Mektubâtü'l Atâiye
Münâcâtü'l Atâiyye


Ataullah İskenderî

 

TÂCÜDDÎN ATÂULLAH İSKENDERÎ (KS)

 
HAYATI-I :
 
İbn Atâullah el-İskenderî (?-1309)
Mısır'da yaşamış İslam âlimlerindendir.
İslâm Dünyasında daha çok "Hikemü'l-Atâiyye" adlı meşhur eseriyle tanınmıştır.
Fıkıh âlimi olarak tanınmış daha sonra Şazelî tarikatına intisap etmiştir.
Yaptığı vaazlarda ve yazdığı eserlerinde, tasavvufun en derin konularına temas etmekle birlikte, bazı sufîlerin tartışmalara konu olan görüşlerine yer vermemiştir.
Hizmetinde ve insanları doğru yola iletmede tefekkürün inceliklerine ağırlık vermiştir.
 Risale-i Nur'da ismi zikredilmeden, ünlü eserinde dile getirdiği bir vecizesine yer verilmiştir.
Adı Ahmed'tir.
Ebü'l Abbas Tacüddin Ahmed ve İbn Atâullah lakaplarıyla anılmış,
İbn Atâullah lakabıyla tanınıp meşhur olmuştur.
Memleketinin ismine izafeten İskenderî lakabını da almıştır.
Künyesi Ebü'l-Abbas Tacüddin Ahmed bin Muhammed bin Abdülkerim bin Atâullah Şazelî el-İskenderî şeklindedir.
Tacüddin Ahmed'in İskenderiye'de doğduğu bilinmekle beraber, doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir.
Beni Cüzam kabilesi ve tanınmış bir aileye mensuptur.
Dedesi olan Abdülkerim, Maliki mezhebinin önemli fakihlerinden birisidir.
Ahmed küçük yaştan itibaren eğitim görmeye başladı.
Birçok âlimden dersler aldı.
Özellikle fıkıh, nahiv, hadis, felsefe, mantık, kelam dallarında dersler aldı.
Eğitimini tamamladıktan sonra fıkıh âlimi olarak hizmet gördü ve fıkıh âlimi olarak tanınmaya başlandı.
İlk önceleri tasavvufa karşı mesafeli durdu.
Dedesi Abdülkerim'in de tasavvuf mensuplarıyla anlaşamayıp onların muhalifi olarak tanındığı ifade edilmektedir.
Kendisi de ilk önceleri karşı bir tavır takındı.
Bu tavrı Ebü'l-Abbas el-Mürsî ile tanışmasına kadar devam etti.
El-Mürsî ile tanıştıktan sonra sohbetlerini takip etmeye başladı.
Bir süre sonra Kahire'ye giderek buraya yerleşti.
Tacüddin Ahmed, Kahire'ye yerleştikten sonra etrafında önemli bir topluluk oluşmaya başladı.
Bu arada Mısır'da bulunan İbn Teymiyye müntesipleriyle aralarında yoğun fikri tartışmalar yaşandı.
Tartışmaların ileri boyutlara ulaşmasından sonra İbn Teymiyye tutuklanarak hapse atıldı.
İbn Atâullah, Şazelî tarikatı içerisinde önemli bir konuma sahip oldu.
Tarikatın müessisi olan Ebü'l-Hasan Şazelî ve halifesi olan Ebü'l-Abbas Mürsî'den sonra üçüncü büyük şahsiyet olarak kabul görmeye başladı.
Yaptığı sohbet ve verdiği vaazlarla insanları etkiledi.
Yaptığı konuşmalarda, yazdığı eserlerde tasavvufun tartışmalı konularına girmedi.
İbn Atâullah, fikri temellerini riya ve şöhretten uzak bir ibadet hayatı üzerinde yoğunlaştırdı.
Taate, tevekkül ve teslimiyete önem vererek bunları düşüncesinin temel kavramları haline getirdi.
Sözlerinde aşka ve cezbenin coşkunluğuna kapılmaktan çok düşünmeyi esas alarak tefekkürün inceliklerine ağırlık verdi.
İbn Atâullah'ın, üzerinde önemle durduğu hususların başında, Allah'ın rızasını esas alan ihlas sırrı gelir.
Birtakım şekil ve suretlerden ibaret olan amel ve ibadetlerin, kalblerde yer edinen, bulunması gereken ihlas sırrı ile bir anlam kazandığını ifade etti.
Böylece ihlas, ibadet ve amellerin ruhunu teşkil ettiğini belirtti.
Cenab-ı Hakk'a hakiki kulluk vazifesini yerine getirebilmek için insanın fakrını ve aczini anlaması gerektiği üzerinde durdu.
Allah'a daima muhtaç olduğumuzu akıldan çıkarmamak gerektiğini ilave etti.
İbn Atâullah'ın üzerinde durduğu konulardan birisi de ilmin hayırlı olanıyla ilgilidir.
Allah korkusu ile birlikte bulanan ilimden söz etti.
Âlimin Allah korkusunu ilmiyle beraber tuttuğu ölçüde hayırlara vesile olduğunu, insanlara daha faydalı izah etti.
Bundan ötürü, Allah korkusu ile birlikte icra edilen ve bulunan ilmi en hayırlı ilim olduğunu savundu.
İbn Atâullah verdiği sohbetler ve yazdığı eserleriyle çok sayıda insanı etkiledi.
Birçok kimse onun fikir ve düşüncelerinin etkisinde kaldı.
Bu arada tasavvufa mensup şahsiyetler üzerinde de iz bıraktı.
Yazdığı eserleriyle başta Kuzey Afrika olmak üzere bir çok İslam beldesinde tanınmasına vesile oldu.
Eserleriyle ilgili olarak çok sayıda şerhler kaleme alındı.
Eserleri muhtelif dillere tercüme edildi.
1309 yılında Kahire'de vefat etti.
Cenazesi Karafe Mezarlığına defnedildi.
Risale-i Nur'da, insanoğlunun bela ve musibetlere maruz kalmasının hikmeti üzerinde durulurken, önce Mevlana'dan alıntı yapılmaktadır.
Mevlana'nın, bela çekmenin sırrını, Allah'a karşı fakrını hissedip O'na dayanma yolu olduğu, şeklindeki açıklamasına yer verilmektedir.
Nefis, acizliğinin farkına varıp tevekkül ile Allah'a iltica ettiği zaman kendisine nur kapısının açıldığı, zulmetlerin dağıldığı izah edilmektedir.
Bu arada İbn Atâullah'ın Hikem-i Atâiyye'sindeki "Cenâb-ı Hakk’ı bulan neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden neyi kazanır?" (Mektubat, 2000, s. 30) ifadelerine yer verilmektedir.
Bu fıkra, "Onu bulan her şeyi bulur. Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına belâ bulur" şeklinde izah edilmektedir.
Risale-i Nur'da ismi zikredilen Hikem-i Atâiyye İbn Atâullah'ın en önemli ve meşhur eseridir.
Müellif bu eserinde tasavvufun temel konularıyla ilgili görüşlerine yer vermiştir.
Eserde, üç yüz civarında hikmetli söz aktarılmıştır.
Ayrıca bir kısım mektupları ve münacatı da kayda geçirilmiştir.
Eserde; keramet ve istikamet, ubudiyet ile rububiyet, zühd ve marifet, akıl ve gönül, tevekkül ve teşebbüs, firkat ile vuslat vs. konular üzerinde durulmuştur.
Söz konusu konuların anlamları verilerek aralarındaki ilgi ve alakaya açıklık getirilmeye çalışılmıştır.
Eserde şiir-nesir karışımı bir üslup kullanılarak özlü cümleler halinde sunulmuştur.
İbn Atâullah'ın, bu eseri üzerine yetmiş beşe yakın şerh yazılmıştır.
Bu özelliği ile hakkında en çok şerh yazılan tasavvuf eserleri arasında yer almıştır.
Bu eser ilk kez Ali Urfî tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.
Bu tercüme ile birlikte şerhi de kaleme alınmıştır.
Daha sonra muhtelif kişiler tarafından da Türkçe tercümesi yapılmıştır.
İbn Atâullah, Hikem-i Atâiyye'den başka eserler de kaleme almıştır.
Münacatü'l-Atâiyye'de tevekkül ve teslimiyet konusu üzerinde durmuş ve beyitler halinde kaleme almıştır.
Letaifü'l-minen Şazelîye tarikatına dair eseridir.
Tarikat kurucusu ve halifesinin hayatlarıyla menkıbelerine yer verilmiştir.
Ayrıca, müellifin tasavvufa dair görüşleri de aktarılmaktadır.
Miftahü'l-felah adlı eserinde zikir, tevhid, marifet, halvet vb. konulara yer vermiştir.
Bunların dışında, Tenvir fi iskatı't-tedbir, Tacü'l-arus, Kasdü'l-mücerred, Unvanü't-tevfik, Vasıyye ile'l-ihvan adlı eserleri de kaleme almıştır.
 
Risale-İ Nur Enistitüsü
 
 

 
HAYATI-II
 
İBN-İ ATÂULLAH

Evliyânın büyüklerinden.
İsmi Ahmed bin Muhammed'dir.
İbn-i Atâullah İskenderî, Tâcüddîn-i İskenderî adlarıyla meşhûr olmuştur.
Mâlikî mezhebi âlimlerinin ve Şâzilî tarîkatının büyüklerindendir.
1309 (H. 709) senesinde Mısır'da vefât etti.
Kabri, Karâfe Kabristanındadır.

İbn-i Atâullah hazretleri, Ebü'l-Abbâs-ı Mürsî ile Yâkût-i Arşî'den ilim öğrenip feyz ve bereketlerinden istifâde etti.
Tasavvufta Ebü'l-Abbâs Mürsî hazretlerinin sohbetlerinde kemâle erdi.
Tefsîr, hadîs, fıkıh, nahiv, usûl ve benzeri ilimlerde söz sâhibi olan âlimlerden oldu.
Kâhire'de yerleşerek, insanların doğru yola gelmesine, Cehennem'den kurtulmasına vesîle olmak için çok çalıştı.
Allahü teâlânın emirlerini bildirmek ve yasaklarından sakındırmak için, insanlara devamlı vâz ve nasîhat ederdi.
Zamânını, öğrendiği bütün zâhirî ilimleri ve Allahü teâlâyı tanımak için lüzumlu olan mârifet bilgilerini insanlara öğretmekle geçirirdi.

Haramlardan şiddetle kaçar, şüpheli korkusuyla mübahların bile fazlasını terk eder, dünyâ malına hiç meyletmezdi.

En meşhûr talebesi Ebü'l-Hasan-ı Sübkî'dir.
Hikem-i Atâiyye, Letâif-ül-Minen kitapları ile İbn-i Teymiyye'ye yazdığı reddiye çok meşhûrdur.

İbn-i Hümâm, kabrini ziyâret edip, Hûd sûresini okudu:
"Bir kısmı şakî bir kısmı saîddir." meâlindeki âyete gelince, kabirden kendisine yüksek sesle: "Ey Kemâl, bizde şakî yoktur." sesini duydu. Bunun üzerine vefât ettiğinde burada defnolunmağı vasiyet etti.

Abdülvehhâb-ı Şa'rânî, İbn-i Atâullah için : "Onun kıymetli sözlerinden daha mânâlı bir söz işitmedim. Kendi görüşünde olmayanlar bile, onun söylediklerinde bir hatâ ve kusûr bulamazlardı. Allahü teâlâ ondan râzı olsun." derdi.







[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır