Muhammedinur - Üzme, Üzülme, Sev, Sevil - BİG BANG.. KÛN feyeKÛN..

Muhammed-i Nur


Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
BİG BANG.. KÛN feyeKÛN..

Resim

=>FELSEFe =>AKLı KANDIRır
TASAVvuF>HAKk’a İNANDIRır
RASÛLuLLAH =>KELÂMuLLAH
=>PERDELeri>AŞKLa YANDIRır!.


ZEVK 9088

TASAVvuFsuz>TEKNİk KÖRdür =>NAKİLsiz=>AKILLar SAGIR
MUHİt - MERKEzsiz MENZİLLer =>MESNEDsiz GÖKLerde AGIR
MATARYALİSt AKLın RABBIsı
>“ATOM”da KAPANır KAPIsı
KÛN feyeKÛN!. YUSEBBiHuu!. =>ŞE’ÂNuLLAH SIRRI’na ÇAGIR!.


25.11.18 21:59.
brsbrsm..tktktrstkkmdhayrÂNn..


Resim

KUL’un ESFELİNe SAVURdu
“İMTİHÂN SIRAT”ın KURdu
Bu ÂLEM=>ŞEHÂDEt YURdu
=>TERCİH=>TEVHİD’in KİLİDi
KUL İHVÂNim KIYAM DURdu!.


BİG-BANG?!. KÛN feyeKÛN..
BİG CRUNCH?!. KIYAMET!.NEDİR?.


Resim

Resim
I-) MATARYALİSt TEKNİkte.:
=>AStrofiziğin ulaştığı kesin sonUÇ =>Tüm EVRENin Madde ve Zaman Boyutlarıyla BİRLikte =>Bir SIFIR ÂN’ında BÜYÜK PATLAma/BİG-BANG İLe 15 milyar yıl önce VAR OLduğudur..

Resim KELÂMuLLAH’ta.:
Her ÂN ŞE’ÂNULLAH-ta KÛN feyeKÛN YENidEN YARATILIŞ.. İSE =>


بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ
Resim--- "Bedîu’s- semâvâti ve’l- ard(ardı), ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn (yekûnu).: Gökleri ve yeri bedî olarak (örneksiz) yaratandır. Bir işi kadâ ettiği (olmasını istediği) zaman, o şeye sadece “OL!” der. O, hemen OLur.” (Bakara 2/117)

ALLAHu zü’L- CELÂL, ŞE’ÂNULLAHta her ÂN YENİden YARTIŞtadır.:

ALLAH celle celâluhu Küllî Şeyi, Şe’ÂN Küllî ŞeYYLeri her ÂN yeniden yaratan eşsiz ŞÂHİD celle celâluhudur.:


سْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Resim--- “Yes’ eluhu men fis semâvâti ve’l- ard (ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.: Göklerde ve yerde olanlar, O'ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir şe'n (ayrı bir tecellî, yeni bir oluş) üzerindedir.” (Rahmân 55/29)

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Resim--- "Yevme hum bârizûn (bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulku’l- yevm (yevme), lillâhi’l- vâhidi’l- kahhâr: O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhâr olan Allah'ındır." (Mü’min 40/16)

بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim--- “Bedîu’s- semâvâti vel ard(ardı), ennâ yekûnu lehu veledun ve lem tekun lehu sâhıbeh (sâhıbetun), ve halaka kulle şey’(şeyin), ve huve bikulli şey’in alîm(alîmun):Gökleri ve yeryüzünü örneksiz olarak yaratandır. O'nun nasıl oğlu olur ki, eşi olmamıştır. Ve herşeyi, O yarattı. Ve O, herşeyi bilendir." (En’âm 6/101)

ذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
Resim--- "Zâlikumullâhu rabbukum, lâ ilâhe illâ huve, hâliku kulli şey’in fa’budûhu, ve huve alâ kulli şey’in vekîl (vekîlun).: Rabbiniz, işte bu Allah’tır. O’ndan başka ilâh yoktur. Herşeyi yaratandır. Artık O’na kul olun! Ve O, her şeye vekildir.” (En’âm 6/102)

أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاء كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ
Resim--- "E ve lem yerallezîne keferû enne’s- semâvâti vel arda kânetâ ratkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ mine’l- mâi kulle şey’in hayy (hayyin), e fe lâ yu’minûn (yu’minûne).: İnkâr edenler (kâfirler), semaların ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? Sonra Biz, o ikisini (birbirinden) ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmazlar mı?” (Enbiyâ 21/30)

Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz?.

نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
Resim--- "Nahnu halaknâkum fe lev lâ tusaddikûn (tusaddikûne).: Sizi Biz, Biz yarattık. Hâlâ tasdik etmiyorsanız.” (Vakıâ 56/57)

أَفَرَأَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
Resim--- "E fe raeytum mâ tumnûn (tumnûne).: Öyleyse akıttığınız meni nedir, gördünüz mü (ne olduğunu idrak ettiniz mi)?” (Vakıâ 56/58)

أَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ
Resim--- "E entum tahlukûnehû em nahnu’l- hâlikûn (hâlikûne).: Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan Biz miyiz?” (Vakıâ 56/59)

وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِن دَابَّةٍ آيَاتٌ لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Resim--- "Ve fî halkıkum ve mâ yebussu min dâbbetin âyâtun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).: Ve sizin yaratılışınızda ve (Allah’ın) hayvanlardan üretip yaydıklarında, yakîn sahibi/kesin bilgiyle inanan kavim için âyetler (deliller) vardır.” (Câsiye 45/4)

سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
Resim--- "Subhânellezî halaka’l- ezvâce kullehâ mimmâ tunbitulardu ve min enfusihim ve mimmâ lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Arzın yetiştirdiği herşeyden, onların nefslerinden ve bilmedikleri şeylerden çiftler (eşler) yaratan, O (Allah), Sübhan’dır (herşeyden münezzeh).” (Yâsîn 36/36)

وَآيَةٌ لَّهُمْ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ
Resim--- "Ve âyetun lehumu’l- leylu, neslehu minhun nehâra fe izâ hum muzlimûn (muzlimûne).: Ve gece onlar için bir âyettir (ibrettir). Ondan gündüzü sıyırırız (çekip alırız). O zaman onlar karanlıkta kalanlardır.” (Yâsîn 36/37)

HaYyele’s- SeLÂh SeYyÂReSi
zERre–kÜRrede SuBBuH SeSi:


يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim--- "YUSEBBİHU lillâhi mâ fî’s- semâvâti ve mâ fî’l- ardı’l- meliki’l- kuddûsi’l- azîzi’l- hakîm(hakîmi.:Göklerde ne var, yerde ne varsa (HEPSİ) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksaanı mucib herşeyden pâk ve münezzeh, gaalib-i mutlak, yegâne hukûm ve hikmet saahibi ALLÂHI TESBÎH (VE TENZÎH) ETMEKDEDİR.” (Cuma 62/1)

Yusebbihu: tesbih eder.
Sebbaha: yüzmek..

Yerdeki göklerdeki ZeRReler yani ATOMlar;
NeşRlerinden HaŞRlerine kadar döndüler, dönmekteler ve dönecekler.
Bu SeBBaHa yüzüş RAKSı, hep sürecek her AN yeniden Yaratılanlarla ŞEENULLAHta..
Ve ne zamAN AKILlarımız DEVR-ÂNı Anlarsa ve DEVRe İştirak ederse Yusebbuhu Zikr-i Dâmindeyiz inşae ALLAH..

Şimdi, şu ÂN da, yerde ve gökte gördüğümüz “küllî şey” sebbaha yapmakta, sebbaha içindeki “Hu hüviyeti”nin zâhir ve bâtın BİLEliğinin “sen”de OLuşu-Oluşumudur!.
Öyleyse bu değirmen döner artık!
Çünkü Ezel-Ebed CERyÂNı BAĞLandı, geldi ya ne gamm!
Makinadada arıza yoksa, o zaman iki BİLElik bir aradadır!.
EzeLî-Ebedî DURmadan DÖNüş ya da Yeniden YARATI “seBBaha”mız başlasın o zamÂN!.


=>HaYyele’l- FeLÂh ->FiLiKeSi
HaYYat=>el HAYYın TEK NEFesi!..:


Âlemi asgâr-küçük Âlemeler, Âlem-i Kebîr ÂDEMde derc olmuştur..

Küllî ŞEY olan âlemde.. küllî şey’ini de, ŞeÂN-de çok kâlem olarak saymıyor ALLAHu zü’l- CeLâL..
kuşlar uçacak kâlem yazacak, atom dönecek..
Tümünü, milyarlarca “ŞEY”in tüMünü bir kâleme indiriyor!.
Tümünü İLK NOKTA’nın içerisine sokuyor yâni.. haa insanlar demiyor “Âdem” diyor çünkü Âdem tohumunda tümü zâten var!.

وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
Resim--- "Ve âyetun lehum ennâ hamelnâ zurriyyetehum fî’l- fulkil meşhûn (meşhûni).: Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir âyettir." (Yâsîn 36/41)

DEniz kenarında yaşayanlar BİLir ki FİLİKe: Motorsuz elle-yürekle yol alan Balıkçı TEKnesidir..
Feleke: Yuvarlaklaşmak.
El feleke: Kız memesi.
El fulku: Fülk, Gemi, sandal, kayık. Filika.
El Felek: Kendisinde Yıldızler dönen gök. Gök, gök katı, devir. Tâli', baht. Büyük ve dâirevi olan şey. Her gök seyyâresinin gezdiği âlem..


CÂNGÜLümm!. Onlar için bir delil-görüp-yaşayıp durdukları âyet-delil var ki hepisi bu işlemden geçerler.
Biz onların zürriyetlerini-hayy zincirlerini şahâne gemilerle taşıtıp gelemekteyiz.
Fulki’l- Meşhun: Dopdolu Şahâne Gemi..

1-) İşte bu gemi, hamile bir kadın RAHMidir.
SORduğun “Âb-ı Hayat Kuyusu”dur aynı zamanda bence-sence..
Erkekten, Nuh Tufanı içine atılan Hayy CÂN-larından ki, sperm, kim bir fülike yakalarsa HAYyata çıkmaktadır..

2-) ERkek Tohumu da “Fulki’l- Meşhun”dur ki, DİRİden DİRİye yüklenen bir HAYy ZİNCİRidir bu. EL ELe EL YEDuLLAHa.. Kim ERginliğe ERerse YÜKünü İNdirmekte. Onlar yola devam etmekte.. Ötekiler kısa devre..
Yâni, siz şimdi kıyametteki torununuzun DEDEsi yada NİNE-sisiniz..
İLK BABAlarınından beridir ki, BaBalarının BELLerinde sıralarını beklemekte kıyamete kadar gelecek NESİLLer..


وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim--- "Ve iz ehaze rabbuke min benâ âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim elestu birabbikum kâlû belâ şehidnâ en tekûlu yevme’l-kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ ğâfilîn.:Kıyâmet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye RABBin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şâhid tuttu ve dedi ki: Ben sizin RABBiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler." (A’râf 7/172)

zahr: Sırt, arka. Omurga kemiği, bel..

fî’l- fulki’l- meşhûn
Şâhene bir geminin içinde.. geminin çıktığı nokta
ora nere?.
Bu NuR-u MîM.. aslında NuR-u MîM ve bu kul olan âlemde, rahmetenli’l- âlemde zâten zerresin!. evet bir kişisin ALLAHu zü’l- Celâl da öyle buyuruyor “seni cennete sokacağım, cehenneme sokacağım, sana rızık veriyorum!”
Ve benim “ben” liğim var zâten.. Sorunda burdan kaynaklanıyor “lâ ilâhe” de ben varım “illâ ALLAH” da bir “BEN” daha var!.

إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Resim--- "İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî.:
Muhakkak ki BEN, yalnızca BEN Allah'ım. BENden başka ilâh yoktur. BANA kulluk et; BENi anmak için namaz kıl!."
(TâHâ 20/14)

اللّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنثَى وَمَا تَغِيضُ الأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ وَكُلُّ شَيْءٍ عِندَهُ بِمِقْدَارٍ
Resim--- "Allâhu ya’lemu mâ tahmilu kullu unsâ ve mâ tegîdu’l- erhâmu ve mâ tezdâd (tezdâdu), ve kullu şey’in indehu bi mıkdâr (mıkdârin).: Allah bütün kadınların ne taşıdığını ve rahimlerinin neyi azalttığını ve neyi artırdığını bilir. O’nun katında herşey bir miktarla takdir edilmiştir.” (Ra'd 13/8)

وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ أَهْوَاءهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَاهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ
Resim--- "Ve levittebea’l- hakku ehvâehum le fesedeti’s- semâvâtu ve’l- ardu ve men fî hinn (hinne), be’l- eteynâhum bi zikrihim fe hum an zikrihim mu’ridûn (mu’ridûne).: Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.” (Mü’minun 23/71)

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
Resim--- "Lehu mâ fî’s- semâvâti ve mâ fî’l- ard (ardı), ve innallâhe le huve’l- ganiyyu’l- hamîd (hamîdu).: Semalarda ve yeryüzünde olan herşey, O’nundur. Muhakkak ki Allah, O, mutlaka Ganî’dir (mustağni, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır), Hamîd (hamdedilen)’dir.” (Hacc 22/64)

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
Resim--- "Ve le in seeltehum men halaka’s- semâvâti ve’l- arda ve sehharaş şemse ve’l- kamere le yekûlunnallâhu, fe ennâ yu’fekûn (yu’fekûne).: Ve muhakkak ki eğer sen onlara, "Gökleri ve yerleri kim yarattı, Güneş ve Ay’ı kim (size) musahhar (emre amade) kıldı?" diye sorarsan mutlaka, "Allah" derler. O halde nasıl (haktan batıla) döndürülüyorlar?” (Ankebût 29/61)

وَمِنْ آيَاتِهِ أَن تَقُومَ السَّمَاء وَالْأَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِّنَ الْأَرْضِ إِذَا أَنتُمْ تَخْرُجُونَ
Resim--- "Ve min âyâtihî en tekûme’s- semâu ve’l- ardu bi emrihî, summe izâ deâkum da’veten mine’l- ardı izâ entum tahrucûn (tahrucûne).: Ve O’nun âyetlerindendir ki, gök ve yer O’nun emri ile (dengede) durur. Sonra sizi bir tek davetle çağırdığı zaman yerden (kabirden) çıkacaksınız.” (Rûm 30/25)

وَلَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلٌّ لَّهُ قَانِتُونَ
Resim--- "Ve lehu men fî’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), kullun lehu kânitûn (kânitûne).: Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na “kânitin/gönülden boyun eğmiş” bulunuyorlar.” (Rûm 30/26)

خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
Resim--- "Halaka’s- semâvâti bi gayri amedin teravnehâ ve elkâ fî’l- ardı ravâsiye en temîde bikum ve besse fîhâ min kulli dâbbet (dâbbetin), ve enzelnâ mine’s- semâi mâen fe enbetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm (kerîmin).: O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik.” (Lokmân 31/10)

وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
Resim--- "Ve’s- semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn (mûsiûne).: Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.” (Zâriyât 51/47)

أَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللَّهُ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا
Resim--- "E lem terav keyfe halakallâhu seb’a semâvâtin tıbâkâ (tıbâkan).: Görmüyor musunuz, Allah yedi kat semayı (yedi gök katını) nasıl yarattı?” (Nûh 71/15)

أَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاء بَنَاهَا
Resim--- "E entum eşeddu halkan emi’s- semâu, benâhâ.: Yaratma bakımından siz mi yoksa bina ettiği sema mı daha kuvvetli? (Sizi yaratmak mı yoksa bina ettiği semayı mı yaratmak daha zor?)” (Nâziât 79/27)

رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا
Resim--- "Rafea semkehâ fe sevvâhâ.: Onun (semanın) tavanını yükseltti (yüksekliğini artırdı). Sonra da onu sevva etti (dizayn edip düzenledi).” (Nâziât 79/28)


Resim II-) MATARYALİSt TEKNİkte.: SOLAR APEX YÖRÜngesi.:
=>GÜNEŞ Sistemi SOLAR APEX YÖRÜngesi, VEGA YILDIZı Doğrultusu Boyunca 720.00 km/saa7 hızla günde 17 milyon280 bin km. yol alır..

Resim KELÂMuLLAH’ta.: GÜNEŞin SEBBEHA ROTAsı

الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ
Resim---"Eş şemsu ve’l- kameru bi husbân (husbânin).: Güneş ve Ay (yaratılışları ve yörüngelerindeki hareketleri), (astrofizik) hesaplarladır (hassas dengelerle dizayn edilmiştir).” (Rahmân 55/5)

وَالسَّمَاء ذَاتِ الْحُبُكِ
Resim---"Ves semâi zâtil hubuki.: Ve dairesel yollara/yörüngelere sahip olan semaya andolsun.” (Zâriyât 51/7)

el hubuki.: sağlam, kıvrımlı (spiralimsi), iç içe dairesel (sarmal), yörüngesel, kıvrılarak ilerleyen, yollar.

إِنَّكُمْ لَفِي قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ
Resim---"İnnekum le fî kavlin muhtelifin.: Siz, gerçekten birbirini tutmaz bir söz (çelişkili ve aykırı görüşler) içindesiniz.” (Zâriyât 51/8)

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
Resim---"Yu’feku anhu men ufike.: Döndürülmüş olan kişi, ondan çevrilir.” (Zâriyât 51/9)

قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ
Resim---"Kutilel harrâsûn(harrâsûne).: Yalancılar kahrolsun!” (Zâriyât 51/10)

الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ
Resim---"Ellezîne hum fî gamratin sâhûn(sâhûne).: Onlar ki cehalet içinde, gaflette olanlardır.” (Zâriyât 51/11)

وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
Resim---"Ve’ş- şemsu tecrî li mustekarrin lehâ, zâlike takdîru’l- azîzi’l- alîm (alîmi).: Ve Güneş, onun için istikrarlı kılınan (yörüngesinde) akar gider. İşte bu azîz ve alîm olan (en iyi bilen) Allah’ın takdiridir.” (Yâsîn 36/38)

وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ
Resim---"Ve’l- kamera kaddernâhu menâzile hattâ âdeke’l- urcûni’l- kadîm (kadîmi).: Ve Ay, kurumuş hurma salkımı dalı gibi bir şekil (bedir şeklinden hilâl) haline dönünceye kadar ona menziller takdir ettik.” (Yâsîn 36/39)

لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
Resim---"Lâ’ş- şemsu yenbegî lehâ en tudrike’l- kamera ve lâ’l- leylu sâbiku’n- nehâr (nehâri), ve kullun fî felekin yesbehûn (yesbehûne).: Güneş’in Ay’a yetişmesi ve gecenin gündüzü geçmesi mümkün olamaz. Ve hepsi feleklerinde (yörüngelerinde) yüzerler (seyrederler).” (Yâsîn 36/40)







Resim III-) MATARYALİSt TEKNİkte.:
=>AStrofiziğin ulaştığı kesin sonUÇ =>Tüm EVRENin Madde ve Zaman Boyutlarıyla BİRLikte GENİŞLeme ->ÇEKim Kuvvatleriyle DURunca =>EVREN Kendi İÇine Çökmeye-BÜZÜLmeye BAŞLamasına sebeb olur ve BİG CRUNCH/BÜYÜK ÇÖKüş BAŞLar!.

Resim KELÂMuLLAH’ta.: KIYAMEtin KOPuşu..


إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
Resim
---"İnnâ nahnu nerisu’l- arda ve men aleyhâ ve ileynâ yurceûn (yurceûne).: Elbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere biz varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler.” (Meryem 19/40)

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاء كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ
Resim
---"Yevme natvi’s- semâe ke tayyi’s- sicilli li’l- kutub (kutubi), kemâ bede’nâ evvele halkın nuîduhu, va’den aleynâ, innâ kunnâ fâılîn (fâılîne).: O gün, kitapların yazılı sayfalarını dürer gibi semayı düreceğiz. Onu ilk defa halketmeye başladığımız gibi (eski durumuna) iade edeceğiz (geri döndüreceğiz). Bizim üzerimizde bir vaaddir. Muhakkak ki (bunu) yapacak olan, Biziz.” (Enbiyâ 21/104)

وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Resim
---"Ve mâ kaderûllâhe hakka kadrihî ve’l- ardu cemîan kabdatuhu yevme’l- kıyâmeti ve’s- semâvâtu matviyyâtun bi yemînihi, subhânehu ve teâlâ ammâ yuşrikûn (yuşrikûne).: Ve (onlar) Allah’ın kadrini hakkıyla taktir edemediler. Kıyâmet günü yeryüzünün tamamı O’nun avucundadır (tasarrufundadır). Ve semalar, O’nun eliyle dürülmüş olacaktır. O, Sübhan’dır (herşeyden münezzeh). Ve onların şirk koştukları şeylerden yücedir.” (Zümer 39/67)


 
Resim
AĞLarım!.
Resim

إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لِّأُوْلِي الألْبَابِ
Resim
---"İnne fî halkı’s- semâvâti ve’l- ardı vahtilâfi’l- leyli ve’n- nehâri le âyâtin li ulî’l- elbâb (ulîl’ -elbâbı).: Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulû’l- elbâb/ temiz akl-ı selîm sahibleri için elbette âyetler (kesin deliller) vardır.” (Âl-i İmrân 3/190)

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Resim
---"Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkı’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ (bâtılan), subhâneke fekınâ azâbe’n- nâr (nârı).: Onlar (ulû’l- elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.” (Âl-i İmrân 3/191)

كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
Resim
---"Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârakun li yeddebberû âyâtihî ve li yetezekkere ulû’l- elbâb (elbâbi).: Bu Mübarek Kitabı sana indirdik, âyetleri ile tedbir alsınlar ve ulûl’elbab/temiz akıl sahipleri tezekkür etsin diye.” (Sâd 38/29)


Resim




Gönderen : kulihvani Tarih : 25-11-2018
Okunma : 43

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız.
Arşiv Haberler


Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır