Muhammed-i Nur


Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
DÜŞünüYORUM-LUYORSUN


DÜŞünüYORUM-LUYORSUN

                                      
                                   Gelecek yarın,
                                   Geçmiş dün müdür?
                                  "Ben" dediğin yalnızca,
                                  Aynada gördüğün müdür?
 
                                     Bütün bildiklerini,
                                     Bir daha düşün.
                                     Gerçeğin yerini,
                                   Almış olmasın DÜŞ'ün?
 
Düşünüyorum, o halde varım demiş ya Rene Descartes
Düşünüyorum sözü bana düş yorumlamayı, rüyanın tabir edilmesini çağrıştırıyor.
Öyle düşününce aklıma bir hadis geliyor,
"İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar"
 
Bizler uykuda isek;
aslında burada bizler demek ne kadar doğrudur...
Çünkü şu an uykuda isem.... gördüklerim düşüncemden ibarettir.
 
Öyle demiyor mu Mevlana;
Sen bir düşünceden ibaretsin, gül düşünür gülistan, diken düşünür dikenlik olursun.
 
O zaman şöyle sormalıyım;
şu an uykuda isem ve var olmak denilen olgu da bu rüyamı yorumlayış biçimim ise;
 
Gerçekte var mıyım...?
Var isem;
Bu, şu anki halimle var olduğum anlamına gelmez.
Uykudan uyanmalıyım ki gerçek varlığımı müşahede edebileyim.
 
Tin Suresi'nde Allah (cc) buyuruyor ki;
4. Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.
5. Sonra da onu düşüklerin en düşüğüne/aşağıların en aşağısına çevirip attık.
 
O halde şu an aşağıların en aşağısındayım ... demek ki dikenlikteyim, bütün sızlanmalarım, sıkıntılarım bu yüzden
 
Öldüğümde ise bu uyku bitecek.
O en güzel şekildeki yaradılışıma döneceğim.
O zaman göreceğim ben, şimdiki ben olmayacak.
Çünkü o zaman gülistan içinde olacağım...
(Öyle olunca da bir rüyadan dolayı bu kadar sızlanmayı, bu isyanları nasıl mazur gösterebilirim)
 
Yok isem;
O halde bu rüyayı gören kim..?
...........
 
Çocukluğum köyde geçti.O zamanlar köydeki birçok aile reisi gibi babam da çalışmak için büyük şehirlere gider ve aylarca dönmezdi.
Bu dönemlerde babamı çok özlerdim. Çünkü O varken asla can sıkıntısı çekmezdim.
Evimiz dolar taşardı.... babam (rahmetli) çok hoş sohbet bir insandı.
 
Onun yokluğunda sohbetlerini, birlikte geçirdiğimiz anları düşündüğümde mutlu olurdum.... ama genel de mutsuz düşüncelerim ağır basardı.
 
Hani bir şarkı var ya,
Gurbete giden döner mi dönmez mi belli değil bilirim
Ben bir kara ağaç gölgesi buldum cebimde ümitlerim.
 
misali ben de bahçemizin derinliklerinde ağaçların altına uzanır, gökyüzüne bakarak bazen ümitle, hasretle…
bazen de "Ya babama bir şey olursa..." korkusuyla babamı düşünürdüm.
 
Beni korkutan bu düşünceleri hiç aklıma getirmek istemezdim.
Ama istemesem de düşünceler kendi kendine şekilleniyordu kafamda.
 
Bu yüzden de;
Bir yandan ayrılığı bitirip babama kavuşmak için ZAMAN' ı...
diğer yandan istemediğim halde aklıma giren korkularımdan kurtulabilmek için DÜŞÜNCE' yi...
kontrol etmenin bir yolu yok mudur diye düşünürdüm...
 
Ama düşünce öncelikliydi tabi ki ... çünkü zaman da bir düşünce değil miydi sonuçta.?
 
Ne diyor Mevlana;
Bu ikilik şaşı gözün görüşüdür, yoksa dün bugündür, bugün de dün.
 
Einstein ne diyor;
Zaman maddenin dışında var olamaz ve zamanın geçişi maddelerdeki değişmelerle ölçülür.
Onun için geçmiş, şimdi ve gelecek bir yanılgıdır ama vazgeçilmez ve zorunludur.
 
Geçmiş, şimdi ve gelecek bir yanılgıdır da tek yanılgı o olsa;

"Sahte Evren", "Neden Hepimiz Bir Hologramın İçinde Yaşıyoruz?" başlıklı ve 27 Nisan 2002 tarihli New Scientist dergisi.
 
“Hologram Bir Dünyada mı Yaşıyoruz?
Dünyanın en ünlü bilim dergilerinden biri olan New Scientist adlı dergi,
27 Nisan 2002 tarihindeki kapak konusunda, okuyucularına önemli bir bilimsel gelişmeyi aktarmıştır.
J. R. Minkel tarafından kaleme alınan makale "Sahte Evren" başlığı altında ve
"Neden Hepimiz Bir Hologramın İçinde Yaşıyoruz?" kapak yazısı ile yayınlanmıştır.
 
Bu makalede açıklanan bilimsel tespiti şu şekilde özetleyebiliriz:
Dünyayı bir ışık demeti olarak algılıyoruz, bu yüzden de bu algılara bakarak maddeyi mutlak gerçek zannetmek
büyük bir yanılgı olacaktır.
 
New Scientist, bilim adamı-yazar J. R. Minkel'in bu önemli konu ile ilgili şu itirafına yer vermiştir:
Şu an bir dergi tutuyorsunuz, bunu katı bir madde olarak algılıyorsunuz ve siz bunun evrende bağımsız bir şekilde var olduğunu görüyorsunuz. Etrafınızdaki objeler de aynı şekilde, belki bir fincan kahve ya da bir bilgisayar, hepsi dışarıda gerçekmiş gibi görünüyor.
Ama hepsi yalnızca bir hayal.”
 
 
Derginin aynı sayısındaki bir başka makale;
 
“Bilimsel Dergiler Filmlerde İşlenen Simülasyon Dünya Senaryolarının Gerçek Hayat İçin de Mümkün Olabileceğini İfade Ediyorlar
Dünyaca ünlü bilim dergisi New Scientist'in 27 Temmuz 2002 tarihli sayısında da
"Hayat bir programdır, o zaman silindiniz" başlığıyla yayınlanan makalesinde Micheal Brooks, Matrix filmindeki gibi simülasyon bir dünya içinde yaşıyor olabileceğimiz ihtimalini şu sözlerle gündeme getiriyor: Matrix II'yi beklemenize gerek yok. Zaten dev bir bilgisayar simülasyonu içinde yaşıyor olabilirsiniz...
Elbette ki 'The Matrix' filminin gerçek olmadığını düşündünüz. Çünkü sadece öyle düşünmeniz istendi.”   
http://www.evrenvebilim.com/bilimsel_gelismeler.html
 
Çık bakalım şimdi işin içinden. Zaman yanılgıdır derken maddenin  dolayısıyla evrenin de bir hayal olduğu ortaya çıktı.
Gerçi bunun böyle olduğunu bilenler asırlar öncesinden söylüyorlar ama bizimkilerin söyledikleri çok makbul olmuyor da,
elin adamı bizden aldığını bize satıyor.
 
Neyse nerde kalmıştım.
Zaman bir yanılgı ise önce düşünceyi kontrol etmeliydi. İstemesem de aklıma gelen düşünceler....
 
"Kim getiriyor bunları aklıma...?"
diye düşündüğümde;
Cevap kolaydı ... Allah derdim...
 
"Neden...?" diye sorduğumda ise;
bunun cevabını o kadar kolay veremezdim.
 
Ama Allah tüm soruların cevabını biliyordu.... biliyordu da O'nu nasıl bulmalı da cevapları almalıydı..?
 
Gökyüzünde bulutların arkasında hayal ederdim Allah'ı ... veya gökyüzünün de ardında.
Ama sonuçta oralarda bir yerlerdeydi işte... beni görüyordu ama ben O'nu görmüyordum.
Kim bilir ne düşünüyor benim hakkımda derdim. Acaba ben mutsuzken bana nasıl bakıyordu ,
belki de bulunduğu yerden için için gülüyordu bana... eğleniyordu benimle... bunun için mi yaratmıştı beni...?
 
Kızardım o zaman... kendi kendime söylenirdim. Böyle yapmakla eline ne geçiyordu sanki..?
Kör şeytana kış kış de ... diye öğretmişlerdi büyüklerimiz.... ben de öyle yapardım.
 
Öyle yapardım da öyle yapmakla bitmiyordu ki her şey.
Yukarıdan cevap gelmemesine içerlerdim.
 
Keşke o zamanlar görseydim de anlasaydım Halil Cibran’ ın “ sesini sesim sanarak” demekle ne anlattığını
 
Dostum,
Sen ve ben
Hayata hep yaban kalacağız.
Birimiz diğerine
Ve her birimiz kendisine.
Senin konuşacağın
Ve benim seni dinleyeceğim güne değin.
Sesini sesim sanarak.
Ve karşında durduğum güne değin.
Bir aynanın karşısında duruyormuşçasına.
 
 
Düşünerek, okuyarak,konuşarak günden güne bazı cevaplar bulurken,
bir yandan da yeni sorular gelirdi önüme.
 
Tıkanmalar ... geciken cevaplar ya da sorgusuz sualsiz kabullere dayalı cevaplar.
Hepimizin vardır bu türlü duyduğu şeyler.
Mesela;
Geceleri tırnak kesme derlerdi, neden..?
Günah çünkü.
-Ama neden günah?
-Sus çarpılırsın.
Buna benzer korkuya dayalı öğretiler. Sus, sorma, günah…. e tamam da susmakla bitse iş.
İçimdeki sesi nasıl susturacağım ki… ben zaten onun cevabını arıyorum..
 
Bu da çok sabırsız ve öfkeli biri yapmaya başlamıştı beni.
O yüzden ne zaman sıkıntılı olsam hem kendime hem Allah'a kızardım.
Yakın zamana kadar da bunu içimden atabilmiş değildim
 
Bakara Suresi 216 ayetinde
"....Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır.
Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz"
diye buyuruyor Allah (cc).
http://www.kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=2&sid=95
Evet ben de kıt aklımla bilemedim aslında sıkıntının ardında ne nimetler olduğunu.
...............
Çaresizseniz...ÇareSİZsiniz ....
 
Ne kadar güzel söylenmiş ... ne kadar gizemli bir hazinenin anahtarı varmış bu sözde.
 
Ama bu anahtarı bulmam hiç kolay olmadı. Uzun yıllar geçmesi gerekti...
Birçok şey duyuyordum ama .... şu gün anladığım şeyi anlayamıyordum o zamanlar...Yunus EMRE' nin
"Bir ben vardır bende benden içeri.." deyişinden.... ta ki bir kaç yıl öncesine kadar....
 
Kontrolüm dışındaki DÜŞÜNCE ...
Geçmesini isteyince geçmeyen ama geçmesin dediğimde bir nefeste tükenen ZAMAN.
Bir de  kontrolün, tüm cevapların ve her şeyin sahibi ALLAH.
 
Ne zaman bu üç konu ile ilgili şeylerle karşılaşsam mutlaka bakardım...halen de bakarım " Acaba bu ne söylüyor...?" diyerek.
Birkaç yıl önce internette gezinirken Ahmed HULUSİ' nin sitesine denk geldim tesadüfen.
Bu konuların içine daldıkça kullanılan her bir kelime ayrı bir yazı konusu olacak kadar önemli oluyor.
Çünkü tesadüfen diyorum ama aslında hayatta tesadüf diye, şans diye bir şey de yokmuş.
 
Adam FAWER' ın yazdığı Olasılıksız adlı kitapta;
 
“....Einstein: Tanrı zar atmaz...
............
-1700 lerin başında,Londra'da Abraham De Moivre adında bir Fransız istatistikçisi vardı. İstatistik dediğimiz bilim dalı daha tam olarak doğmadığından, De Moivre geçimini sağlamak için yerel kumarbazlar için olasılıklar hesaplayarak para kazanıyordu.
On yıl kadar bunu yaptıktan sonra da teorilerini bir kitapta topladı, adı Şansın Doktrinleri' ydi....
Aslında kitabın başlığının aksine De Moivre şans diye bir şey olmadığına inanıyordu.
 
-Ne demek bu ? diye sordu Nava.
-De Moivre şansın bir yanılsama olduğuna inanıyordu.Hiçbir şeyin şans eseri olmadığını ileri sürdü.
Yani,sözde rastgele,gelişigüzel olan her şeyin aslında fiziksel bir nedeni olduğunu savundu.
 
Nava' nın aklı karışmış gibiydi.Caine de olasılık anlatırken en kolay yolu kullandı:Anlamayan varsa metal parayla anlat denklemi.
-Peki dedi ve yavaşça cebine doğru uzanıp metal bir çeyreklik çıkartırken inledi:
-Eğer bu parayı havaya atarsam yazı ya da tura gelmesi şansa bağlı değil mi?
Nava başını salladı.
-İşte burada yanılıyorsun. Eğer bir parayı fırlattığında bunu etkileyen tüm fiziksel faktörleri hesaplayabilseydik,
örneğin elimin açısı, yerden yüksekliği, parayı fırlatmak için ne kadar güç kullandığım, rüzgar veya hava akımı, paranın alaşımı falan gibi,
o zaman yazı mı tura mı geleceğini yüzde yüz bilebilirsin. Çünkü para da diğer her şey gibi Newton'un mutlak fizik kurallarından etkileniyor...
 
Nava bu sözleri düşünürken bir sigara daha yakmak için durdu.
-Belki tüm bunlar beni aşıyordur ama Caine tüm bunları hesaplamak imkansız değil mi..?
-İnsanlar için öyle dedi Caine. Ama sırf biz bu faktörleri hesaplayamıyoruz diye bu parayı attığımda ne geleceğinin şansa bağlı olduğunu söyleyemeyiz.
Bunun anlamı şu:
Biz insanlar evrenin belli gerçeklerini ölçebilecek becerilere sahip değiliz.
Yani olaylar her ne kadar rastgele görünse de, tamamen fiziksel gerçeklerle koşullandırılmışlardır ve böyle belirlenirler.
 
Böyle düşüncelerin akımına Determinizm denir.Deterministler hiçbir şeyin belirsiz olmadığına inanırlar;
Her şey önceki bir sebebin sonucu olarak ortaya çıkar ama biz bu sebebin ne olduğunu bilmeyiz.
-Yani kalabalık bir sokakta yürürken bir dostuna çarpmak şans eseri değil öyle mi ?... diye sordu Nava
-Hayır dedi Caine:Bunu bir düşünsene hiçbir yere boşuna gitmezsin değil mi.?
Gittiğin yer ya fiziksel ya duygusal ya da psikolojik etkenlerin bir sonucudur. Aynı şey herkes için geçerlidir.
.....
-Diyelim ki hem senin aklından geçenleri ve beynini hem de arkadaşınınkileri okuyabilen bir bilgisayar olsun.
Eğer o bilgisayar aynı zamanda tüm dünyadaki tüm çevresel koşulları da bilse o zaman nerede ve nasıl karşılaşacağınızı da bilirdi.
Yani şans eseri karşılaşma şans eseri olan bir şey değil, bu tahmin edilebilir bir gerçek… “
 
Halim KÖK
 









[ Geri Dön ]


Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır