Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
GİRİŞ

Resim

Muhammedî Tasavvufta
SAYI SİSTEMLERimİZ
 
 
Elbette ki insanın bir bilgiyi bilmesi anlaması ve gereğini yerine getirmesinin de bir yolu, yöntemi ve sistemi vardır.
Tasavvuf ve felsefe gibi iki uç ve öz ilim dalında da bu böyledir.
Zîrâ hem tasavvuf hem de felsefe, zeki ve anlayışlı insanların meslekleridir.
İkisi de ahmak insanlarla uğraşmazlar.
Tasavvuf ve felsefenin farklarına gelince; ana farklılık daha ilk başta ortaya çıkar.
Felsefede çok zeki bir insan (felsefeci); varlık bilgisi, insanın menşei ve mâhiyeti vs. gibi önemli konularda daha az zeki insanları kandırmaya çalışır:
“ Senin görmene gerek yok ben görür sana anlatırım” der.
Dâima kendindekini karşısındakine verir.
Karşısındakinin fikri gelişim sınırları kendisinin sınırlarında biter.


Gerçek tasavvufta ise; mutasavvuf (tasavvuf ehli) karşısındaki taleb edeni kandırmaya değil inandırmaya çalışır ve bunun için hizmeti amaçlar.
Nasıl ki normal hayatta senin yerine annen, çocuğun, eşin vs. bir lokma yiyip, senin yerine tuvalete gidemiyorsa mânâ ilminde de senin yerine bilmeye, anlamaya ve onu yaşamaya çalışamaz.
Senin bilmende, anlamanda, görmende ve yaşamanda sana hizmet eder.
Kendindekini sana vermek değil de sendekini ortaya çıkarmak ister.


Felsefeci, üstün anlayış kabiliyeti ile algıladığı yüksek ilmi bilgi değerlerini sonuç olarak ortaya koyup kendi izinden yürünmesini ister iken, Ehl-i Tasavvuf gönül gözüyle gördüğü hakaik (hakikatler) ve dakaikleri (incelik) bir başlangıç sebebi olarak talebesinin hizmetine sunar ve herkesin parmak izi gibi kendi gelişim çizgisinde yürümesini ister.

Onun için pek çok felsefeci, yola doğru çıkar ancak, genellikle kendi “ Benlik Batağı” nda boğulurlar.
İçlerindekinden habersiz olanlar dışlarında da birşey bulamazlar.

Belki ciltlerce kitâb yazılabilecek bu konuları hızla geçip maksadımız olan konulara ulaşmak isterken tasavvuf kelimesi ile şu anda piyasada arz-ı endam eden ve pek çoğunun içi boşalmış ambalaj tarikatlarını kasdetmiyoruz.
Bizim Muhammedî Tasavvuf Metodumuzda:
“Kâinâtta bir tek “ Ben” varım.
Ben kimim, nereden nereye yolcuyum?...
Evvelim, âhirim, zâhirim ve bâtınım nedir?...” gibi öz bilgileri kendi vicdanında düşünmek...

Belki ileride yine temas ederiz ama kısaca söylememiz gerekir ki mevcûd tarikatların pek çoğunun çıkış membağı pâk ve asildir...
Ne varki zaman kanalında akarken insanoğlunun tamah, hırs, hased, kin, kibir vs. gibi egoistlikleriyle (bencilllik) kirlenmiş ve çoğunun sadece isimleri bâki kalmıştır.
Şuna benzetiyorum ki Kızılırmak Yıldız Dağlarından doğuyor, pâk ve tertemiz...
Sonra korumasızca yol alıyor köyler, kasabalar, şehirler geçiyor...
Birileri Samsun Bafra’da bir içme suyu tesisi kurup şişelere doldurup: “Kızılırmak Suyu şöyledir, böyledir!” diye basıyor etiketi ve ambalajı...
Kızılırmak Suyu olduğu doğru da bir doğru daha var ki doğduğu yerdeki su ile Bafra Ovasındaki suyun sadece isimleri aynı nerdeyse...
Gerçekte ise birisi başlangıçta şifâ kaynağı iken diğeri sonuçta imha kaynağı olmuştur.

İyi anlayabilmemiz için asgari müşterek olan ana bilgi değerlerinde buluşmamız lâzımdır.
Meselâ aynı dili konuşup ANlamalıyız.
Onun için işe ilk önce sayı sistemi ile başlayacağız ve bunu; kendimizde ve kâinâtta izleyeceğiz.

Üniversite son sınıfta idik şimdi mukavemet profosörü olan Vural Cinemre, o zaman doçent idi, asistanlarına uzay matematiği dersleri veriyordu.
İki arkadaşımla beraber üç de öğrenci seçti ve bizi de katılmaya mecbur etti.
Ne var ki cumartesi- pazar saatlerce sürüyordu.
Sıkılmaya başlamıştım...
Yok efendim; dalgalı bir denizde şu kadar km hızla giden savaş gemisinin üstünde, şu kadar hızla bir kovboy ters yönde koşarken, kovboyun üzerinde yürümekte olan sineğin hareketinin dolaylı denklemleri vs..
Bir cumartesi yine katıldım kursa, hocam yazıyor tahtaya, sayı kavramının teorisini anlatıyor:
“Tansör öyle bir şeydir ki çoklukların miktarları onunla anlaşılır:

Birinci dereceden tansörler, skaler sayılardır ve bir tek şeyi ifâde edip başka bir şey ifâde edemezler.
1 sadece 1’i ifâde eder, 1000 de sadece 1000’i ifâde eder.

İkinci dereceden tansörler: vektörlerdir; vektörü çizdiğin zaman 5 şeyi birden ifâde eder.
A → B Kuvvetin A başlangıç noktası, B bitiş noktası, A dan B ye doğrultusu ve yönünü, ayrıca da kuvvetin büyüklüğünü ölçekli olarak gösterir.

Üçüncü dereceden tansörler determinantlardır.
Meselâ 4. dereceden bir determinant ise karesi kadar yâni 16 şeyi birden anlatır.

“ n.” dereceden yâni sonsuz adette tansör var!” deyince ben yavaşca toplanıp kapının yolunu tuttum.
Tam çıkarken farketti ve: “Nereye?” diye durdurdu.
Ben de: “Hocam kim kullanmış “n” ‘inci dereceden sonsuz tansörü?” deyince bana:
“Yüce ALLAH (celle celâluhu) kullanmış, çünkü şu anda senin suratındaki eğrilik eğrilerinin denklemini çıkarabilmek için gerçekten buna ihtiyaç var, geri dön!” dedi.


Tasavvufta sayı çok önemlidir.
Zîrâ tasavvuf tevhid ilmidir.
Tevhid “1” i bilmektir.
Bu ise Vahdettir...

يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

Resim----Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevm(yevme), lillâhil vâhidil kahhâr (kahhâri) :O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır." (Mu'min 40/16)

Muhammedî Tasavvufta Vâhid, yalnız ve tek OL-ANBİR” dir.
1 ve 1 daha 2 dersin.
Sonra 1 daha 3 dersin...
Sonra, 1 daha 4 dersin...
Sayı "1" dir ve "Tek" tir.
Sonrakiler 1 dahasıdır ve RAKAMlardır.
Gidebildiğin yerin ötesinde düşündüğün çokluk ise kesrettir. Tasavvuf ise bir bakıma; vahdette kesreti, kesrette vahdeti anlayış şuûrudur...

Akıl Âleminde sıfırın ve sonsuzun târifi olmadığı gibi skaler sayı da TEKtir ve "1" dir.
Sonrakiler 1 lerin ard arda toplamlarını gösteren RAKAMlardır.
2 demek 1 + 1 = 2 demektir.
Kâinâttaki VAHDET birliğini ve TEKliğini anlamaz isek AKILlı ancak NAKİLsiz pek çok matamatikçi gibi çokluk içinde bir ömür çalkalanır dururuz…

TeVHİDimizin temeli Olan "TEK" lik İt'idal SEViyesi; Çokluk-ifratı ile YOKluk Tefriti Ortası Fırka-yı Nâciye YOLudur..



[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır