Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
HAYVANca BİLmek!.
Münir DERmÂN
Resimkaddesallahu sırrahu

MD.TMMSHBTLR-4

HAYVANca BİLmek!.

(ALMANYA SOHBETi)


Tercüme yapan beni çay içmek için dâvet etti.
Beraber gittik, mütevazi’ bir evi var.
Etraf, dinî resimler ve Hazreti İsa’nın haç konulu şeyleriyle düzenli, güzel bir kütüphânesi var.
Hanımına da takdim etti, çocukları da var.

Bir aralık bana sordu:
Hayvanları sever misiniz?
dedi.
Bir an niçin bu suali sordu diye düşünür gibi oldum.

Aceba bir mânâ mı var bunda?
diye düşündüm.
Boğazımda mavi bir boncuk vardı, aceba o mu dikkatini celbetti. Boncuğu şöyle boğazımdan elimde tuttum.
Papaz Efendi bu boncuk bildiğin boncuk değildir. Bu teee 40 senelik şey. Eskiden bizim memlekette bunu, eşşeklerin yuları varıdı onlara takardılar. Şimdi insanlar takmağa başladı. Ben bunu takmamın sebebi de
mavi boncuk nazardan insanı korur
diye anam söylerdi. Onun için takıyorum.
Resûlullah SallALLAHu aleyhi vessellem Efendimiz buyurmuştur:
Nazar yiğidi mezara, deveyi kazana götürür!””
Amma bunlar başka işler.
Takmamın sebebi bir de şu, eşekler içinde yaşıyoruz eşeğin babası bilirsiniz.. Eşşeklerinkini takıyoruz tekme yememek için! İki, katırlar çoğaldı!” Hülasa, katırın babası eşşek olduğu için onu görerek:
Baba!
diye belki hürmetle saldırmazlar diye takıyorum.
Hayvanları severim, bütün mahlukatı severim, fenâ ve iyi!..
Almanyada Hayvanları Koruma Cemiyyetleriyle yabanî hayvanlara bakarlar, hayvanların yanına yanaşıyorlar.
ilgi duyuyorsunuz hayvanlara, bu sebeble bu suali sordunuz.


“Maalesef bizim memlekette, hayvanlara böyle muamele eden aşağı yukarı yok gibi.

Kelile ve Dimne vardır bilirsiniz, Hint şeyinden dedim.
Evet bilirim!
dedi.
Bazı hayvanları konuştururlar. Bir de Ferîdüddîn-i Attâr vardır.”

Biliyorum! dedi.
Mantık-ut Tayr
diye bir kitabı da vardır.
Onda da hayvanları konuşturur, hayvanların sebeb-i hikmetini anlatır.
Yalnız, benim de Kelile ve Dimne gibi, Mantık-ut Tayr gibi mantikî veya düşüncevî olmayarak ben de hayvan dilini bilirim.
Gerçi garibinize gidecek, evet hayvan dilini bilirim, çok iyi bilirim.
Hem de bazı hayvanlarınan da konuştum. Onlardan size bahsedeyim. taa ikindiye kadar güzel bir vakıt geçer.” dedim


Papaz Efendi, eşşeğe sormuşlar: “Sen yalnız saman, arpa, hep nebat mı yersin?””
Eşşek: “Evet!””demiş.
“Diğer binlerce çeşit yiyecek var niçin yemiyorsun?””
“Haaa!” demiş eşek. “Eşekliğimi devâm ettirmek için yalınız saman yiyorum. Ötekilerini yemiyorum.”demiş.
Leş kargası, bu Akbabaya sorduk:“Sen niçin leş yersin?”
“Efendim!” dedi. “Bulması kolayyy, Dünya leşle dolu, rızık aramağa lüzum yok!””
Aslana sorduk: “Sen niçin et yersin?”
“Efendim dedi söylemem, söylersem aslanlığım gider. Siz beni yersiniz!” dedi. ““peki!” dedim.
Arıya sorduk:
“Sen hep çiçek yersin, yaptığın balı niçin yemezsin?”
“Çıkardığımı yemem ben işimi bilirim, bana ne emrolunmuşsa onu yaparım!”
dedi.
Haaa bildiğimiz kara sinekler var ya!.

Yalnız oturuyordum bir gün sordum onların bir tânesine:
“Siz her şeye konar, pisi de fenâyı da ayırmaz bala konarsınız, leşe konarsınız, sümüğe konarsınız, balgama konarsınız, hepisini gezersiniz, ne biçim mide var sizde!”
“Bana bakma Efendi” dedi “benim işim çok mühimdir, çok mühimdir bir şey haykırıyorum, kimse farkında değil, kimseye anlatamadım. Ben de artık alıştım gittim, bırakamıyorum!”
dedi.
Delikten bir fâre geldi fâre.
“Gel lann buraya!” dedim, geldi. “Sen insanlardan kaçarsın!””
“Evet!” dedi.
“Onlar seni sevmezler, öldürürler. Peki ben sana bir şey söyleyeceğim seni niçin öldürürler, sevmiyorlar biliyor musun?””
“Ben biliyorum az çok!” dedi.
“Sen herkesin yiyeceğini çalıyorsun. Bazı şeylerimizi tahrib ediyorsun. Onun için seni sevmiyorlar, öldürüyorlar!””

Fâre: “Doğrusun efendim!” dedi. “Amma insanlar beni anlayamazlar, ben helâl lokmaya dokunmam, helâl bir şeye dokunmam. Ben haram dolu bir yere de girmem. Helâla haram az çok karışırsa hangi evlerde varısa eşya da varısa, gıdalarda varısa o haram kısmını tahrib eder yerim, alırım!” dedi.
Ve fâre şunu söyledi: “Hiç düşündünüz mü Efendi, ben kabak yemem, kavun yemem. Onlara haram karışmaz çünkü onlar haramı kendisine haram getirecek yapacak mahlukata lânet eder.”
Sinek kabağa konmaz!.
“Peki niçin konmaz onu sor bakalım ne diyecek.””
“Onların tohumları içindedir yiyecek tarafına girmemiştir.
Karpuzu severiz, çünkü çekirdekleri yinecek tarafı içine dağılmıştır.
Bunu anlarsan ya çıldırır veya bilmem bir şey olursun. Amma, benim sözüme inanmazsın. Sen Arap Hocaya var!.
Papaz Efendi, çayı tazeledi çok memnun oldu!. Çok güldü ve karısına da bunu tercüme etti, çünkü söylediğim sözleri teybe alıyordu.
Eee biraz hava iyice karardı, oradan ayrıldık.
Papaz Efendi beni istasyona kadar getirdi: “Arabam olsaydı sizi götürürdüm!” dedi.


Bizim laflarımız, kulağı açık olana, herkesin söylediği veya söyleyeceği laf olmadığı lafzından sana o kadar şimdiye kadar laflar yolladım ki;
Bunları su dinlese buhar olur! Buz dinlese erir!
Toprak dinlese savrulur! Nebat dinlese secde eder!
Hayvan dinlese, 40 yıllık dostun gibi yanına gelir!
Aklını başına al, aklın başında!. Aklın ile senin aranda ki olanı def et demiştim!.
İnsan kendi düşünce bir hata yaptığını zanneder.
Kendi kendine:
Bu hatadır!derse, onun için bir şey söylemez, alttan altadır.
ALLAH; Settârdır, Gafurur- Rahîmdir.
İfşâ edersen Settâr ile Gafuru'r- Rahîmi zedelersin!
Ben varken, niçin başka tarafa döndünüz ya kul!”
der.
Nerelerde kürek çektiğini şimdi anladın mı oğlum!.

Hakkın selâmı üzerinize olsun!.


ResimİNSÂN-ı KÂMİL

Öyle sözler vardır ki geceye söylersen gece gecelikten çıkar.
Bana himmet et!demiş.
Peki edelimmm, doğru mu söylüyorsun hakikaten istiyor musun?”
Evet! demiş.
O halde git evdeki 5 kese altını Sarayburnundan denize at da gel!”
Dur bir!
demiş, gitmiş.
Kendi kendine:
Bu kadar sene çalıştım, atayım mı, atmayayım mı?
diye düşünmeye başlamış.
Sonra da:
Bu zât benim evimdeki paramı bildi boş değildir!
demiş.
Denize nihâyet parayı atmış ve gelmiş huzura:
Attım efendim! demiş.
İyi ama oğlum bir sürü mücadeleden sonra yaptın bu işi, al şu paranı!
demiş, yeni sudan çıkmış kesesini uzatmış!.

Biz size:
Paranızı atın!
demiyoruz, anlamak lâzım.
Sapıklık Âleminde herkese bir türlü laf vardır.
Bir adam damın üstünde kendisi ne yaparsa, aşağıda ki gölgesi de onu yapar.
Düşünce ve fikir, bu damdaki adam gibidir.
Fikir ve düşünce neyise, çıkan işte onun aynıdır.
Ayna bir şeye tamah etseydi, münafık olurdu her şeyi olduğu gibi göstermezdi.
Terazi mala tamah etseydi doğru tartmazdı.
Az çoğa, bir yudum su göle, bir avuç dâne büyük bir harmana delâlet eder.
Birinin ayağına diken batsa, iğne ucuyla onu çıkaramazsa diliyle ıslatır.
Ayağa batan diken o kadar güç bulunursa yüreğe batanı sen düşün.
Bir eşeğin kuyruğunun altına diken girerse onu çıkarmasını bilmez zavallı. Oynar çifte atar durur.
Dikeni çıkarmak için akıllı adam ara!.
Dışındaki elbise yeni amma için paramparça görünüyor.
Evvelâ HAKK’ın emirlerine uyarak hareket et!.
Büyükler, kadere uyarak hareket ederler.
Kadere uyan Kudret Eliyle hareket eder, haberi olmadan.

ALLAH Gayyurduuur,
kendisinden başkasını sevmesini istemez.
Çok dikkatli ol! ALLAH’ı seven, secdeden başını kaldırmaz, emirleriynen hareket eder!
Aklı kısa olan, onu kendisi kısaltmıştır.
Aklı olmayan, onu kendisi uçurmuştur.
Aklını kullanamayan, onu kendisi bu hale getirmiştir.
Cenâb-ı Hakk, her kula ayynı miktar vermiştir aklı.
Ama Hakk’ın arzuladığı şeklinde kullanması için usul ve kaideler tarifnâmeler bildirmiştir.
Böyle yaparsa insan kendinde, ruhunda HaKK’tan getirdiği hünerlerini ortaya çıkarır.
Onlar ortaya çıkınca, akıl vazifesini yaşar, çekilir, haddini bilir.
O zaman o insan Yed-i Kudretle idare edilir. Her sözü, her hareketi HaKK’tandır.
Onları gören göz yanılmaz. İşiten kulak başkalaşır.
Hakk’a, Resûl’e, Haydâr ve Ehl-i Beyt’e kasem ederim ki bihakkın Hakk’ın emirlerini yapmayan, münafıktır.
O kimse azab, o kimse azabtadır, orada ne yaşar ne ölür.
Hakk’ın huzuruna yüzü kızarmış olarak çıkmak kadar büyük azab yoktur.
Kul için her şey sınırlanmıştır, geçmiş ve gelecekte bir çok şeyler meçhuldur ve meçhul kalacaktır.

İnsan-ı Kâmil Hakk’ın izniyle muayyen noktalara kadar Sırr-ı İlahîyeye vukuftur, itaat edilir.
Resûli Ekrem muhterem sahabelerine bir gün:
“Benim bildiklerimi, gördüklerimi, işittiklerimi size söylersem saçlarınızı yolar, ağlaya ağlaya derd ve kederden, korkudan bilmeyerek yaptığınız şeylerden helâk olursunuz!”
buyurmuştur.
Hocam Rahmetullahi aleyh bana, insanlara söylemesinde mahzur olmayan bazı her gün geçen ve içinde bulunduğumuz her işimizde yemek içmek uyumak ve yürümek ve bütün fiillerimizdeki bazı sırlardan, bir gün söyledi.
Bir hafta mecnun gibi dağlarda dolaştım.
Küçüktüm, rahmetli anam, babam
nazar aldı
diye beni Hocamdan gizli okutmuşlar, hekime götürmüşler. Sonra hayli zaman sonra kendime gelmişim.
Bâzen kendimden geçerim, bir iki dakika sapıtırım.
Cenâb-ı Hakk, yardım etsin, bizi cehennem azabından korusun!.
Ne yapacağımı, ne edeceğimi bilmiyorum.
Bâzen ümidim kırılır derin ye’se düşerim!
Bu da doğru değil amma korkarım, tövbe eder kendime gelmeye çalışırım.

“Mahlukata Hakk tarafından muhtelif derecelerde verilmiş İlahî bir ilişki vardır” diyebiliriz.
Akıl insanlara yanlış ve doğru terazisi olarak bahşedilmiştir.
Hayvanlara da onlarca..

Ben, burada Hayvanat bahçesine gittim, çok büyük bir bahçe.
Teçhizâtlı adamları, binlerce bakıcıları var, amma 3 saat dolaştığım halde hiç birini göremedim böyle vitrin seyreder gibi baktım.
Sinek kadar küçük hayvandan tut, file kadar büyük hayvanlarla dolu.
Yer hayvanı, deniz hayvanı, havada uçan hayvanlar hepisini getirmişler.
Hepisinin de kendi muhitlerindeki dekor ağaçlar, su ile de süslemişler bulundukları yerleri.
Hepisiyle mümkün mertebe alelacele şöyle
Merhaba! gibi” konuştum. Anlatması uzun olur...


Resim


Mütevazi’: (Vezy. den) Birbirine müvazi olan. Paralel.
Küllab: (C.: Kelâlib) Çengel, kanca. Ucu eğri demir.
Tamah: (Tımah - Tumuh) Bir şeye göz dikip bakma.
Delâlet: Delil olmak. Yol göstermek. Kılavuzluk. Doğru yolu bulmakta insanlara yardım etmek. İşaret.
Gayyur: gayretli, dine, imana, namus gibi kıymetlere saldıranlara karşı müdafaa için harekete gelmek.
Muayyen: Görülmüş olan, kat'i olarak belli olan, belli, ölçülü, tayin ve tesbit olunmuş, karalaştırılmış.
Yed-i Kudret: ALLAH'ın kudreti ve kudretinin tasarrufu.
Mahzur: Hazer edilecek şey. Özür. Korkulacak şey. Müsaade olmayan. Mâni. Çekinilecek şey.
İzdiham: Kalabalık bir yerde halkın çok birikmesinden meydana gelen sıkıntı. İç sıkıntısı.
Kelile ve Dimne:
Kelile ve Dimne M.Ö. 1 yüzyıl civarında yaşadığı düşünülen Beydeba tarafından kaleme alınmış fabl tarzında hikâyeler barındıran bir hikâye kitabıdır. Beydeba'nın yaşadığı zaman hakkında birçok ihtilaf bulunmakta ise de kitabın Depşelem isimli bir Hint hükümdarı zamanında yazıldığı düşünülmektedir. Zira eserin hükümdara sunulduğu ve hükümdara bir tür nasihat niteliğinde olduğu öne sürülmüştür. Fabl türünün ilk ve en önemli örneklerinden olan Kelile ve Dimne`deki hikâyeler siyasetten erdeme kadar birçok farklı konuyu ele almıştır. Eser adını ilk bölümündeki bir hikâyenin kahramanı olan iki çakaldan almıştır; "doğrunun ve dürüstlüğün" simgesi "Kelile" ile "yanlışın ve yalanın" simgesi.
Sanskritçe yazılmış olan eser ilk önce Pehlevice'ye, sonra Pehlevice'den Arapça'ya ve daha sonraları Arapça'dan Farsça'ya çevrilmiştir. Batı dillerine olan tercümeleri bu son Farsça çeviriden yapılmıştır. Edebi otoritelerce, Ezop ve La Fontaine fabllarının, Kelile ve Dimne`den ilham alınarak yazıldığı öne sürülür.

Mantık-ut Tayr:
(Farsça: منطقالطیر Kuşların Diliyle veya Kuş Dili) İranlı sufi Şâir Ferîdüddîn-i Attâr tarafından kaleme alınmış bir manzum eserdir. Eserde Gazali'nin XII. yüzyılda yazdığı Risâletü't-tayr adlı eserden yararlanılmıştır. Ali Şîr Nevaî, Attar'ın eserine nazire olarak Lisânü't-Tayr eserini kaleme almıştır.
Tasavvuf edebiyatının başlıca eserlerinden olan Mantık-ut Tayr'da kuşlar ile ilgili bir hikâye kullanılarak, çeşitli semboller aracılığıyla tasavvufun temellerini, önemli prensiplerini ve tasavvufî yaşam ile inancı anlatılmaktadır. 4724 beyitten oluşan mesnevi tarzında yazılmış bir eserdir.


Resim

Resim---Resûlullah sallALLAHu aleyhi ve selem: “Nazar haktır.” buyurdu.
(Müslim)

Resim---Resûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem: “Nazar insanı mezara, deveyi kazana sokar.” buyurdu.
(İbn Adiyy, El-Kâmil)

Resim---Ebu Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim. Nitekim sema uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu. Semada dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur, her tarafta Allah'a secde için alnını koymuş bir melek vardır. Allah'a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilse idiniz az güler, çok ağlardınız, yataklarda kadınlarla telezzüz etmezdiniz, yollara, çöllere dökülür, (belânızı defetmesi için) Allah'a yalvar yakar olurdunuz." buyurdu.
(Ebu Zerr radıyallâhu anh ilâve etti: "Keşke sökülen bir ağaç olsaydım!." (Tirmizî, Zühd 9, (2313); İbnu Mâce, Zühd 19, (4190)

Gönderen : Tarih : 15-06-2017
Okunma : 230

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız.
Arşiv Haberler

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır