Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
MÜRŞİDLERİN HÂLLERİ
Resim


MUHAMMED SIDDIK HEKİM
(kaddasallahu sırruhu)


Şeriat
Tarikat
Hakikat
ve
MÜRŞİDLERİN HÂLLERİ

CİLT 3

Resim

“Fitneler zuhur ettiğinde fitnelerle karşı karşıya kalınca eğer bir kimsenin bunları durduracak veyahutta hakikati anlatabilecek ilmi var ise ketmedip gizlemesin. Eğer ketmedecek olursa o zaman Allah'ın, Rasulullah'ın, Meleklerin ve insanların laneti o kimsenin üzerine olsun.”
Hadis-i Şerif


“Tarikatı inkâr eden her ferd bilsin ki, senet ve mesnet olarak en başta:
"La İlahe İllallah" tarikatın ana düsturudur.
Esası ve temelidir.”

Seyyid Ahmed-er-Rufai


“Şeriat İslam Makamıdır.
Tarikat İman Makamıdır.
Hakikat İhsan Makamıdır.”

Muhammed Sıddık Hekim




MUKADDİME

Resim

Aziz Kardeşlerimiz;
Allahü Zülcelâl celle celâlihu şöyle buyuruyor:


اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ فَاَصْلِحُوا بَيْنَ اَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
“İnnemel mu'minune ihvetun fe aslihu beyne ehaveykum vettekullahe leallekum turhamûn.” (Hucurat/10)

Mü'minlerin kardeş olduğunu ilân ediyor. "Mü'min kimdir?" derseniz:
Resim diyen kimse mü'mindir.
Diliyle ikrar, kalbiyle tasdik etmek şartiyle...
Bu minval üzere olanlar kardeşlerimizdir.
Kardeşliğini kabullendikten sonra ne buyuruyor bu sefer; kardeşler arasında salah getiriniz ve fesada asla âlet olmayınız.
Onun için bu fitne ve fesadlıklara Allahü Zülcelâl asla cevaz vermemiştir. Ve sonunda ise:
"Allah korkusu üzerinizde olsun ki Allah'ın rahmetine nail olasınız."

Benim şahsen; 12 senesi Antalya'nın Kumluca ilçesinde olmak üzere, kardeşlerimizle birlikte ikindi namazından sonraları yapmakta olduğumuz sohbetlerimiz devam etmektedir.
İkindiden sonrası başka bir vakte benzemiyor.
Çünkü, gündüz dürülmekte ve ömrümüzden bir gün daha kapanmaktadır.
Onun için ikindiden sonra hayatımızda daha ihtiyatlı olup güzel şeylerle meşgul olmak en güzel tarafıdır.
Bizde ikindi namazından sonra akşam namazı yaklaşıncaya kadar süren sohbetlerimizi devam ettire gelmişizdir.
Bu meclisimizin teşkili "ihvanu'n fillah"dır.
Allahü Zülcelâl mü'minlerin kardeşliğini ilân edince, o zaman bilhassa aralarında muhabbette olunca "Hubbu'n Allah" kardeşlerimiz bir mecliste toplanınca birlikte elbirliğiyle kardeşvâri sohbetlerimiz devam etmektedir.
Allahü Zülcelâl bu türlü ihvanu'n fillah = muhabbetü'n fillah meclislerine o kadar da değer vermiştir ki Habibi (sav) öyle buyuruyor:
Resim
Yâni; "Cennet bahçelerinden geçerseniz ihtiyacınızı alınız." Buyurunca: "Ya Rasûlullah (sav) yeryüzünde cennet bahçeleri olur mu?" diyorlar da cevaben:

"Evet Resim
"ne yapar bu kimseler?" "Esasen ilim meclisleri ve zikir meclisleridir bunlar."
Zâten Allahü Zülcelâli zikrini yapmaktan daha üstün ne olabilir?
İlim meclisleri ki; hele bu günümüzde dine fesad sokma yönünden fazlaca hücumlar başlamıştır.
Birçok yönlerden dini tamir değilde harabetmeye çalışmaktadırlar.
Ekseriyet bu şekle ve hale dönmüştür.
Allahü Zülcelâl bizleri muhafaza buyursun.

Cenabı Rasûlullah (sav) buyuruyor ki;
O kadar da fitneler çıkar ki; millet bu fitnelerin mahiyetini iyice fehmedip anlamadığı için, sabah mü'min kalkan akşama kâfir döner veya sabah kâfirdir akşama mü'mindir.
Neden acaba fitne devresinde sabah mü'min iken akşama kâfire dönüşüyor? işte bunun sebebi; fitneyi mubah görür olmalarıdır.
Fitne içine düşüp insanları öldürmeyi veya mallarını gasbetmeyi mubah sayıp bir sakınca da görmezler.
Bu ise böyle yapanları küfre eletir.
Onun için "Lâ ilahe illallah Muhammede'r Resulullah" diyen bir kimse kardeşine bu şekilde tecavüz edemez.
Mü'minin; canı, malı ve ırzı haramdır.
Hatta mü'min hakkında su'izan (kötü zan) etmek dahi haramdır.
Tabi, eski dönemlerde sohbetler yapardık ancak; yazmak, teybe almak veya kamera vs. gibi şeyler yoktu.
Antalya'da ilk 30 senemiz böyle geçti. Son 10 yılda ise, baktık ki bu fitneler artarak devam etmekte ve karşılarına çıkıpta cevab verilmesi zarureti ortaya çıkmakta olduğunu görünce sohbetlerimiz çeşitli şekillerde tesbit edilip sonunda da kitablar haline getirildi.
Tasavvufu anlatan bu eserimizde, Cenab-ı Rasûlullah (sav)'ın ehl-i sünnet ve'l cemaat itikadı, Şeriat, Tarikat ve Hakikatin ne olduğunu, Tarikat ve Tasavvuf yolunu, Mürşid-i Kamil'in nasıl olması gerektiği, yetişmesi, seyr-i süluk'u, nasıl keşif ve Şühud Erbabı olması gerektiği, bu aziz yolun en yücelerinden olan imam-ı Rabbani, Ğavs-ı Azam, Hazreti Şah Muhammed Ali Hüsameddin Hz.leri, Şeyhül Hazin Hz. Seri ve Şeyhimiz Şeyh Alaaddin Hz.lerinin nezih, pâk ve örnek hallerini anlatmaya gayret ettim.
Tez olarak, herkese yararlı olacak ayni zamanda da Allahü Zülcelâl'in, Rasûlullah (sav)'ın ve sadât-ı Kiram Efendilerimizin rızasını temin edecek tarza göre anlatmaya ve öğretmeye gayret ettik.
Bu yaşadığımız günlerdeki vakı'alara göre bir fesad çıkmış ise mutlaka ve mutlaka bunun karşısında durulmasına çalışmışızdır Allanın izni ve inâyetiyle.

Aslında biz, ortalara çıkmayı hiçte arzulamayız ve böyle bir isteğimizde yoktur.
Ancak, Allahü Zülcelâl'in bir hikmetidir ki şu hadisi şerifi görünce fikrimiz değişmiştir.
Cenab-ı Rasululah (sav) buyuruyorki: "Bu gibi fitneler gününde fitnelerle karşı karşıya kalınca eğer bir kimsenin, bunları durduracak veyahutta hakikâti anlatabilecek ilmi var ise ketmedip gizlemesin.
Eğer ketmedecek olursa o zaman; Allanın, Rasulullah'ın, meleklerin ve insanların lâ'neti o kimsenin üzerine olsun." işte böyle buyurunca bu lâ'nete doğrusu dayanamadım.
Elimizde ise yeterli âlet, edevat çok olup, bu günkü kadar kitabların yaygınlığı ve çokluğu hiçbir zaman görülmemiştir.
Kur'an-ı Azimü'ş şan'ın tefsirleri, Muhteviyatı ve teferruatı çeşit çeşit olup çokça elimizde mevcûddur.
Hadisler ise sayılmayacak kadardır.

Hülasa envai ilimlerle ilgili eserler mevcûd durumda kendimizde bulunmaktadır.
Bu ise Allahü Zülcelâl'in bir lütfûdur.
Böyle olup dururken i'tiraz edecek bir halimiz kalmayınca, bir kardeş olarak anlatmaya, söylemeye ve öğretmeye azmetmişizdir ve neticesi "Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Mürşitlerin Halleri" isimli eserimizi halka sunuyoruz.
Hâşâ kendimizi medh-ü-senâya ihtiyaçda yoktur. Neden?
Çünkü; esasen Rasûlullah (sav) emrettikten sonra biz bunu yapmaya çalışırız ve çalışdık. Ve daha daha da çalışacağız inşallahü teâlâ...
Mübarek büyük zâtlar, kendilerini yormadan ne güzel buyurmuşlar:
Resim
"Eserlerimiz ahvalimiz hakkında malumat vermektedir ve delilimizdir."
Niyetimiz, fikrimiz, gayemiz ve emelimiz nedir?
Bunlar eserlerimizde mevcûddur.
Dünyalık mı, ahiretlik mi bunları eserlerimiz ortaya koyar.
Onun için bunları anlatmaya ihtiyaç yoktur.
Evvela başta eserlerimize başvurunuz.
Allahü Zülcelâle şükürler olsun ki bunları teşvik için söylememekteyim.
Zâten kitaplardan bir kuruş dahi almamaktayım.
Masraflarını çıkarması yeterli olup bizim camiamızda, milleti soymayı ve dini âlet etmeyi asla hoş görmeyiz.
Dinimiz münezzeh ve temizdir.
Dünyalık temini yönünden herhangi bir emelimiz yoktur. Şükürler olsun.
Hamdolsun hafızlığımızda vardır.
Bir kasette iki cüz olmak üzere Kur'an kasetlerimizde mevcûddur.
Ne varki değil para ile satmak, hali durumu iyi olmayan kardeşlerimize kendi cebimizden kaset alıp da çekip vermişizde... öteden beri bu minval üzereyiz.
Camia'mızın milletin malında gözü olmamıştır.
Senelerce ramazanda hatimle namaz kıldırdık.
Bilhassa Korkuteli ilçesinde o zamanın müftüsü ki Allah rahmet eylesin,
Mısır El Ezher'de 11 sene çalışmış hem hafız hem de âlim bir zattı, bizi öne imam edip kendisi de fatihlik yapmıştır.
Antalya'da da hatimle ramazanlarımız devam etmekle beraber, bir Kadir Gecesinde; Yatsı namazında 2 cüz, vitir namazında 3 cüz ve teravih namazında her rekatta 5 hizib olmak üzere 20 rekatta 25 cüz olmak üzere Allahü Zülcelâl'in izni ve inâyetiyle bir gecede hatimle kıldırdık. Uzaktan hafsalaya sığmayabilir ancak, baştan sona bu kasetlerimiz elimizde olup arzu edildiği takdirde, 7 kaset ki 7 saatlik sürede baştan başa Kur'an-ı Kerim'in hatmini birlikte yapmayı ve takip etmeyi temin edecektir.
Bu ise duyulmuş vakıa'lardan değildir.
Bunu senelerce yaptım şükürler olsun.
Bahsettiğimiz Kadir Gecesi hatmi ramazanın uzun yaz gecelerine denk gediği zamanlar da olabilmiştir.
Zira halkı sahura yetiştirebilme sorumluluğumuz vardı.
Kısa gecelerde ise herkes kendi evinde kendisi bitirsin dedik.
Hali hazır 15 kasetlik mukabele hatmimiz yaygındır.
Kadir Gecesindeki 7 kasettik hatmimiz ise yaygın olmamakla beraber mevcûddur.
İnsan bir Kadir Gecesinde evinde veya bir toplulukta birlikte oturup da, Kur'an-ı Kerim'in harikalıklarını baştan başa düzgünce dinleyecek yada takibedecek olursa ne âlâ iştir bu...
Hattaki biz geçen sene Kadir Gecesinde Teravih namazı kıldık, toplandık ve saat 21.00 de başlayıp 7 kaseti dinledik ve sahurumuzu da yaptık.

Hülasa kardeşlerimiz; Allahü Zülcelâl'e şükürler olsun Kur'an ilimdir ve asla âlet edavât edinmedik. Allahü Zülcelâl ihtiyacımızı temin imkanı vermiştir.
Hiç kimseye ihtiyacımız olmayıp ancak ve ancak Allahü Zülcelâl'in ve Rasulullah'ın (sav) lütfü keremlerine muhtacız.
Bunları söylememizdeki gaye, teşvik ve alım satım vs. için değildir.
Dini meselelerde hiç bir zaman para ve pula değer vermedik.
Kumlucada 12 sene imamlığa devam ettik.
Sekiz dokuz senesi ise resmi kadrolu imam olmamıza rağmen maaşımızı ihtiyacı olan bir kardeşimize "bulunmaz isek namazı kıldırırsın" diyerek kuruşu kuruşuna o kimseye vermişizdir.
Maaş işini ona havale ettik ve bir kuruş dahi almadık.
Allahü Zülcelâle şükürler olsun ki tabiatımız öteden beri müstağnidir.
Dini meseleleri yem olarak kullanmayı hiç te hoş görmedik ve yapmadık.
Hele bilhassa Kelamullah'ı asla...
Antalya'da uzun yıllardır yaşayanlar biliyorlar.
Sizlere ise "eserlerimiz halimizi anlatır" diyoruz.
Allahü Zülcelâl cümlemize ale'l hak ne ise muvaffak ve müyesser eylesin. Âmine ya Muin!


Muhammed Sıddık HEKİM


 








[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır