Muhammed-i Nur


Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
NEDENLER NEDEN


NEDENLER neden?

"Bizim de kendimizi böyle savunamayacağımız yerler olacaktır..."
...........
Hayata akıl ve mantık penceresinden bakan insanlar hayatı bir satranç oyununa benzetirler.
Çünkü yapılan her hamlenin sonraki yaşananların nedeni olduğunu düşünürler.
Doğru olan yanları olduğu kuşkusuzdur. Ama hayatı anlamaya sadece aklın yeterli olacağına da inanmıyorum.
Ben bunu... kötünün iyisi olarak alıyor ve hiç olmazsa hayatı böyle yaşayan kaç kişi var diyerek baktığımda ise;
satranç değil de sanki çiftetelli oynar gibi yaşanların çoğunlukta olduğunu görüyorum.
Varyant’tan çıkarken İzmir’in en işlek alanlarından olan Kemeraltı ve Konak sahilini yukarıdan gördüğüm noktalardan...
insanların karıncalar gibi oradan oraya koşuşturduklarını görüyorum.
Şüphesiz ki o anda herkesin nedeni kendine göredir ama ortak olan şu ki;
Herkes bir şekilde ekmeğinin, aşının peşindedir.
Bunca insan, sadece şu kadarcık alanda, e bunun üstüne İzmir’de yaşayan tüm insanları düşünüyorum.
Sonra ülkemizde ve sonra da dünyada yaşayan 6 milyardan fazla insanı düşünüyorum.
Bunca insanın evine hergün yiyecek ve içecek lazım.
Günümüz şartlarında bu da kolay değildir kuşkusuz.
 
Ancak günümüzün şartları nasıl olmuş ta bu hale gelmiştir?
Neden insanlar yalnızca boğazlarını düşünür olmuşlardır da kimsenin başını kaldırıp da
“Nasıl bir sistem işliyor hayatta” diyerek bir şeye bakmaya fırsatı kalmamıştır.
Bunu yapanlar vardır kuşkusuz... Benim sözüm yapmayan veya yapamadığını söyleyenlere.
Yediklerimizi bize veren ve sonra pisliğimizi örten toprak, bir gün olsun şikayet etmiş midir bundan?
O toprakları besleyen yağmurlar nasıl da bir incelikle zerafetle süzülerek iner başımıza, toprağımıza.
Ve daha saymakla bitmeyecek.... Aklın hayalin alamayacağı nice nice sistemler...
Belki bunu düşünmeyenlere zaman zaman hatırlatmak için toprak sallanır,
yağmur dolu olur düşer tepemize veya sel olur katar önüne geleni alır götürür.
“ Yeter artık” deseler bir gün ne olur halimiz?

Altı milyardan fazla insanın içinde kendimi düşünüyorum.
Ekmek kapmak peşinde olan ben... Denizde bir kum tanesi kadar yerim yok.
Küçülüyorum, hiç gibi hissediyorum kendimi. Dünya gözümde büyüyor.
Gözümde büyüyen Dünya’yı içinde bulunduğu galakside düşündüğüm de ise dünya da küçülüyor benim gibi bir kum tanesi oluyor.
O zaman gözümde büyüyen galaksiyi diğer galaksilerle birlikte yer aldığı uzay boşluğunda düşünüyorum... Yok hükmünde nerdeyse.
Şimdi ben nerde kaldım peki... Hiç denilmeyecek kadar hiçim.
O zaman nedir ki bir insanın kıymeti şu kainatta diyorum.
Sonra dış dünyayı bırakıp kendi bedenime bakıyorum. Vücudumda da kainatta olduğu gibi işleyen nice sistemler var.
Sinir sistemi, sindirim sitemi, kan dolaşımı... vs...
hergün kaç tane hücrem ölüyor, kaç tanesi diriliyor hiç farkında bile olmuyorum.
Nedir ki bir hücrenin kıymeti bu vücutta? Onun da kapladığı yer denizde ancak bir kum tanesi kadar değil midir?... O da hiçleşiyor.
Ne varki vücudumuza göre hiç hükmünde olan bir hücre Allah korusun “kanser” e dönüştüğünde yiyip bitiriyor bütün vücudu.
Demek ki diyorum hiç hükmünde olan tek bir hücre ne kadar önemli.
O zaman da tek bir insan da önemli oluyor. Çünkü o da içinde yaşadığı insan topluluğunun bir hücresidir.
 
Birçoğumuzda “Hayat benim değil mi.. dilediğim gibi yaşarım” anlayışı vardır.
Bununla da kalmaz çoğu zaman başkalarını da buna ortak etmeye uğraşır.
Sanki insanın var olma nedeni sadece yemek,içmek ve eğlenmektir.


Hayatını yaşa, hayattan zevk almaya bak... bırak derdi kederi...
Evet... bugün insanlığın içinde bulunduğu dertler ve kederler vardır.
Ama buna en çok katkısı olanlar işte bu ve bunun gibi hayatın
gerçek anlamını anlamaktan mahrum olan kimselerdir.
 
Hepimizin hayatı kendimize mi aittir.?
Daha önceki yazımda bahsettiğim boğulmak üzere olan ve başka bir insanın son anda yetişmesiyle kurtarılarak tekrar
hayata dönen dostumun kendi sayfasına aldığı şu satırlar belki en anlamlı cevap olacaktır bu soruya;
 
“Hepimizin birbirimizden sorumlu olduğunu unutmayanlar vardı.
İnsanın varlığının kıymetini bir kez daha anladım.
Bir de hastanelerde kan veren insanları gördüğümde hep aynı şeyi düşünürüm.
İnsanlar sırf can ve kan taşıdıkları için de çok değerliler.
Kimsenin kanı kendi kanı değil ve canı başkaları için de can”
 
 
Bunu anlamak için illa insanların başına Allah korusun böylesine bir talihsiz olay mı gelmeli.
Normal zamanda neden böyle düşünmez insan.
Bu sebeple dostlarıma ; “Sen sana bırakılamayacak kadar değerlisin” demişimdir.
 
Bu yüzden insanları gittikleri yanlış yolda kendi hallerine terkedemeyiz diye inanıyorum.
Zaman zaman buna istemediğimiz tepkiler alabiliriz muhakkak.
Ancak vazgeçmemelidir.Hele de o insanın kanserli bir hücre olabileceğini düşününce ne demek istediğim daha iyi anlaşılır sanıyorum.
Herkes kendisini sağlıklı bir vücudun bir hücresi gibi düşünebilmeli ve öyle olmaya da gayret etmelidir.
Çünkü yanlışımız da tek kendimize ait değildir. Bütün vücudu sarabilir kanserli hücre gibi.
 
Her birimiz değerliyiz birbirimiz için... her insan kıymetli ve gerekli bu hayatta.
Ve her insan Allah için değerli... ki onu yaratmış sevmiş onu, beslemiş, büyütmüş.
Hergün rızkını vermesi için toprağı suyu tabiatı emrine vermiş... o insan isterse Allah’ı bilmeyen biri olsun.
Evet... dünya tüm nimetleriyle insanın emrine sunulmuş.
Peki bu ve bunun gibi bildiğimiz ve bilmediğimiz nice nimetleri...
halifesi kabul ettiği insanın emrine veren Allah ne için yapmıştır bunu, yiyin için, başka da bir şey düşünmeyin mi demiştir?
Yoksa “düşünmez misiniz...akıl etmez misiniz?” diyerek sık sık kuluna bu hatırlatmayı yapan
Allah’ın bakmamız, görmemiz, anlamamız, yorumlamamız ve bunları da diğer insanlarla paylaşmamız değil midir bizden İstediği?

Peki ne yapıyoruz dostlar, ne kadar bakıyoruz, ne görüyoruz, gördüklerimizin de ötesinde görülecek şeyler olduğunu biliyor muyuz?
Mesela en bilinen örneği Allah Resulü’nün Hicret olayını ele alsak
Görünürde mekansal bir değişim demek olan hicret, görünmeyen mana aleminde insanın “BEN” ine ait ne varsa terk etmesi anlamını taşıyor.
İnsan kendini Allah yolunun yolcusu kabul ediyorsa “BEN” lerinden vazgeçmelidir deniyor.
Buna bakıp böyle bir anlam çıkarıyor muyuz?
Zor mu geliyor? Peki zorlukların nereden doğduğunu düşünüyor muyuz?
 
Hicret esnasında yaşanan mağarada saklanma hadisesi ile ilgili olarak düşündüğümde
bu görünen maddi olayın arkasındaki manası nedir diye aklıma şöyle bir şey geliyor.
O anda ellerine geçirseler belki paramparça edecekler Allah’ın Resulü’nü.
Her şeye Kadir olan Allah dilese neler yapmaz ki düşmanca yaklaşan O gözü dönmüşlere.
Ama burada benim anladığım anlatılmak istenen şu ki;
Ey insan, bak sen eğer Allah yoluna çıkmışsan karşında seni paramparça edecek nice düşmanlar bulabilirsin.
Bunlar karşısında aciz ve güçsüzsündür. Ama yüreğin Allah’ a iman ile doluysa o zaman o düşman ordusunu durdurmaya
Allah’ın bir örümceği, oraya yuva yapan iki güvercini yeterlidir. Can korkusuyla imanından dönme diye bir mesaj veriliyor gibi anladım.
Doğrusunu Allah bilir..
 
Aynı şekilde karnına konulan ağır kayanın altında imanından dönmeyerek “AHAD” diyen köle gibi.
O kayada sembolik değil midir insana verdiği mesaj bakımından.
Her birimiz bir kaya taşımıyor muyuz bugün kendimize göre?
Günümüz insanı için her şeyi unutarak peşinden koştuğu geçim derdi,ekmek derdi aş derdi hepimizin üstündeki kaya değil midir?
Peki bizde hiç şikayet etmeden iman ile ALLAH diyebiliyor muyuz.?
Eğer diyemiyorsak ne diye hayat şartlarının bu hale gelmiş olmasından yakınıyoruz?


Bu sistemi KURAN, sistemin nasıl işlediğini anlatmamış mı insana;
Allah’ın sistemi şu şekilde işler... şunu yaparsan neticesi şu olur... şunu yapmazsan neticesi bu olur... diyerek yol göstermemiş mi?
Hem bu sisteme uygun davranmayıp hem de tekrardan bunun neticesi olarak
doğan zorlukları mazeret olarak göstermeye hakkı var mıdır insanın?
Hakkı olduğunu düşünüyorsa açıp bakmış mıdır Kuran’a düşündüğü doğru mudur değil midir diyerek?
 
Ateşe uzanan bir insan nasıl elinin yanmayacağını düşünebilir?
Bunun neticesi baştan ne kadar belli ise;
Allah’ın emir ve yasaklarına uymamanın insanı nereye götüreceği de gayet bellidir.
İşte artık küresel ısınma, kuraklık vb.tehlikeler kendilerini hissettirmeye başlamıştır. Hergün sayısız insan birbirini öldürmektedir.
Evlatlarımızın yaşayacağı yarınlar nasıl olacaktır?
 
Neden hala insan hayatın koşuşturması içinde,
bir kere başını kaldırıp bakıp ta görmez yakında koşturabileceği ne bir hayatın ne de bir dünyanın kalmayacağını...?

Benim aklım almıyor... satranca benzeyen yönleri var ama gönüllerimizi,
yüreklerimizi unuttuğumuz sürece yapacağımız hamlelerin kaybetmemizi engellemeyeceğini düşünüyorum ve
herkesi düşünmeye davet ediyorum haddim olmayarak.
 
Bakmak ve görmek diye bir şey okumuştuk ortaokul yıllarında.
Evet insan bakıyor... ama baktığında ne görüyor?
Daha da önemlisi görmek için sadece bakmak yeterli mi?
 
Hayata biraz Aşık Veysel’in baktığı gibi bakabilsek keşke.
Daracık köy sınırları içinde görmeyen gözleriyle
Gören nice gözlerin göremediklerini... görünenin ötesini görebiliyordu rahmetli.
 
Dalgın dalgın seyreyledim alemi.
Renkler ne, çiçekler ne, koku ne?
Bir arama yaptım kendi kafamı,
Görünen ne, gösteren ne, görgü ne?
 
Çeşitli renkler türlü görüşler,
Hayal midir rüya mıdır bu işler?
Tatlı muhabbetler güzel sevişler,
Güzellik ne, sevda nedir, sevgi ne?
 
Göz ile görülmez duyulan sesler,
Nerden uyanıyor bizdeki hisler?
Şekilsiz gölgesiz canlar nefesler,
Duyulan ne, duyuran ne, duygu ne?
 
Kimse bilmez dünya nasıl kurulmuş,
Her cisime birer zerre verilmiş,
Cümle varlık bir kuvvetten var olmuş,
Gelen ne, giden ne, yol ne, yolcu ne?
 
Herkese gizlidir bu sırr-ı hikmet,
Her nesnede vardır bir türlü ibret.
Veysel'i söyletir bir büyük kuvvet.
Söyleyen ne, söyleten ne, Tanrı ne?
 
Aşık Veysel Şatıroğlu
 
Evet Aşık Veysel hangi gözlerle bakarak bu mısraları söyleyebiliyordu acaba?
 
Sevgiyle kalın.
Halim KÖK
23/7/2007









[ Geri Dön ]


Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır