Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
YÛSUF-I HAKÎKÎ’NİN TASAVVUF RİSALESİ ve SOMUNCU BABA


Somuncu Baba

 

ŞEYH HAMİDÎ VELÎ AKSARAYÎ

 (SOMUNCU BABA)

Asıl adı Hamid Hamidüddin'dir. Somuncu Baba olarak da bilinir. Seyyid Yıldırım Bayezid zamanında Kayseri, Bursa, Aksarayda yaşadı.
1331 de Kayseri'nin Akçakaya köyünde doğmuştur. Anadolu'yu manevi fetih için gelen Horasan erenlerinden Şemseddin Musa Kayseri'nin oğludur. Soyu Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ulaşır, 24. kuşaktan torunudur, Şeyh Hamid-i Velî (kaddesallahu sırrehu) ilk tahsilini babası Şemseddin Musa Kayserî'den almıştır. Bilge kişiliği olan Şeyh Hamid-i Velî (kaddesallahu sırrehu), ilim alanındaki çalışmalarını Şam, Tebriz ve Erdebil'de sürdürmüştür. Alaaddin Erdebili'den ve Bayezid-i Bistami'nin ruhaniyetinden manevi terbiye almıştır.
Dini ve dünyevi ilimlerle ilgili icazet alarak, irşad vazifesi için Anadolu'ya dönmüş Bursa'ya yerleşmiştir.
Hamîdüddîn, Bursa'da bir fırın yaptırdı. Fırınına merkebiyle dağdan odun getirir, onunla ekmekleri pişirirdi. Ekmek küfesini sırtına alarak : "Somun! Müminler somun!" diye söyler, geçimini bu yolla sağlardı. Halk, bu fırıncıya "Somuncu Baba veya Ekmekçi Koca" der ve pişirdiği ekmeğin lezzetine doyamazlardı. Somuncu Baba ekmek satmaya başlayınca, herkes peşinden koşar, ekmeğini kapışırlardı. Somuncu Baba'nın fırını, Molla Fenârî Mahallesinde, Ali Paşa Çınarı civârında olup, iki gözlü idi. Fırının bitişiğinde de, ibâdet ettiği bir odası vardı. Odanın kıble cihetinde de, nefsini terbiye etmek için kullandığı bir Çilehânesi mevcûd idi. Hamîdüddîn hazretleri durumunu Bursa'da kimseye bildirmedi. Hep, halk içinde Hak ile olmağa gayret etti.
Çilehâne-yi uzlet : Çile çekilen yer. Yalnız başına ve çile içinde ibadet yapılan yer.

Yıldırım Bâyezîd Hân, Niğbolu zaferinden sonra Bursa'da Ulu Câmiyi yaptırmaya başladı. Câminin inşâsı sırasında, çalışan işçilerin ekmek ihtiyâcını Somuncu Baba temin etti. Câminin yapılması bittikten sonra, bir Cumâ günü açılış merâsimi yapılacağı ilân edildi. O gün başta Pâdişâh YıldırımBâyezîd Hân, dâmâdı büyük âlim ve velî Seyyid Emîr Sultan, Molla Fenârî hazretleri, ulemâdan pekçok kimse ve Bursalılar Ulu Câmiyi doldurdular. Yıldırım Bâyezîd Hân, câminin açılış hutbesini okumak üzere Emîr Sultan'a vazîfe verdiğinde, Emîr Sultan :
"Sultânım! Zamânın büyük âlimi burada iken, bizim hutbe okumamız uygun değildir. Bu câmi-i şerîfin açılış hutbesini okumaya lâyık zât şu kimsedir." diyerek, Somuncu Baba'yı gösterdi.
"Şöhret âfettir." hadîs-i şerîfini bildiği için, bundan titizlikle kaçınan Somuncu Baba, Pâdişâhın emri üzerine minbere doğru yürüdü. Emîr Sultan'ın yanına gelince :
"Ey Emîr'im, niçin böyle yapıp beni ele verdiniz?" dedi. O da :
"Senden ileride bir kimse göremediğim için öyle yaptım." cevâbını verdi. Cemâat hayret ederek bu konuşmaları dinliyor, Somuncu Baba'nın hutbesini merakla bekliyordu. Minbere çıkan Somuncu Baba, öyle bir hutbe irâd etti ki, o zamâna kadar Bursalılar öyle bir hutbeyi hiç işitmemişlerdi. Bursalılar, bundan sonra Somuncu Baba'nın büyüklüğünü anladılar. Somuncu Baba, hutbede :
"Bâzı âlimlerin, Fâtiha-i şerîfenin tefsîrinde müşkilâtı, anlayamadığı kısımlar vardır. Onun için bu sûrenin tefsîrini yapalım." buyurarak, Fâtiha sûresinin, yirmi ana ilim üzerine yedi türlü tefsîrini yaptı. Nice hikmetli sözler beyân eyledi. Herkes hayretinden şaşırıp kaldı. Başta Molla Fenârî hazretleri :
"Somuncu Baba, önce bizim Fâtiha sûresinin tefsîrindeki müşkilimizi kerâmet göstererek halletti. Onun büyüklüğüne, bu yedi çeşit tefsîr, âdil bir şâhiddir. Fâtiha'nın ilk tefsîrini cemâatin hepsi anladı. İkinci tefsîrini bir kısmı anladı, üçüncü tefsîri anlayanlar çok az idi. Dördüncü ve sonrakileri anlayanlar içimizde yok idi." demekten kendini alamadı.
Cumâ namazından sonra bütün cemâat, Somuncu Baba'nın elini öpmek, duâsını almak istedi. Cemâatin bu arzusunu kıramayan Somuncu Baba hazretleri, kapıda durdu. Ulu Câminin üç kapısından çıkan herkes :
"Ben Somuncu Baba'nın elini öpmekle şereflendim!" diyordu. Somuncu Baba, yine kerâmet göstererek, Allahü teâlânın izniyle her üç kapıda da aynı ânda bulunarak cemâate elini öptürmüştü.

Namazdan sonra evine giden Hâmid-i Velî'ye, Molla Fenârî :
"Efendim! Bu günlerde Fâtiha sûresinin tefsîrini yapmak istiyordum. Fakat bâzı anlıyamadığım yerler vardı. Bu hutbenizle, bilemediğimiz yerleri îzâh etmiş oldunuz. Medresede hizmetimiz karşılığında kazandığımız beş bin akçe paramız vardır. Şüphesiz helâldir. Kabûl buyurursanız bunları size hediye etmek istiyorum." dedi. O, kabûl etmedi. Bunun üzerine Molla Fenârî, Somuncu Baba'ya :
"Talebeniz olmakla şereflenmek istiyorum." deyince, Somuncu Baba ona teveccüh ederek duâlarda bulundu. Molla Fenârî'nin, Somuncu Baba'dan aldığı feyz ile yazdığı tefsîrini bütün âlimler çok beğenmiş, asırlarca mûteber bir tefsîr olduğunu söylemişlerdir.

Somuncu Baba, durumunun anlaşılması üzerin :
"Sırrımız fâş olup, herkes tarafından anlaşıldı!" diyerek, Bursa'dan gitmek istedi. Bir sabah erkenden, Gavas Paşa Medresesinden birkaç talebeyi yanına alarak yola çıktı. Somuncu Baba'nın Bursa'yı terketmekte olduğunu işiten MollaFenârî, koşarak bir çınarın yanında arkasından yetişti. Gitmeyip Bursa'da kalması için çok yalvardı, ricâlarda bulundu. Fakat kabûl ettiremedi. Sonunda, Bursalılara duâ etmesini istedi. Somuncu Baba, bu çınarın yanında Bursa'ya yönünü dönerek, feyizli, bereketli bir şehir olması ve yeşil olarak kalması için duâ etti ve vedâlaşarak ayrıldılar. Bursa'da bu çınarın bulunduğu bölgeye "Duâ çınarı" denildi.

Mânevi kişiliği ve bilgelik yönü ortaya çıkan Şeyh Hamid-i Velî Hazretleri şöhretten korktuğu için talebeleriyle birlikte Bursa'dan ayrılarak Aksaray'a gelmiştir. Şeyh Hamid-i Velî (kaddesallahu sırrehu) Aksaray'da yaşamış ve Aksaray'da 1412 (h. 815) tarihinde Hakk’a yürümüştür. Kabr-i şerîfi güllük gülistanlık olan “Ervah Mezalığı”mızda ziyâretgâhtır.
Şeyh Hamid-i Velînin Yusuf Hakiki ve Halil Taybi adında iki oğlu olduğu bilinmektedir. Yusuf Hakiki Baba'nın türbesi Aksaray'da Zafer Mahallesinde ziyâret yeridir. Diğer oğlu Halil Taybi ise, hacdan döndükten Darende'ye giderek yerleşmiş ve burada vefat etmiştir. Kabri şerifleri Darende'dedir.
Şeyh Hamid-i Velî (kaddesallahu sırrehu)'nun necib nesli Aksarayda “Behçetler” diye anılmakta ve yaşamaktadırlar. Asla halka karşı varlık göstermeyen ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in neslinden olan bu aileden ALLAH Dostu ve bendenizinde Ruh Dostu Rahmetli Kalaycı Yahya Güzel Baba ile 4bâlemlde yaşamak şerefine erişmiştim.

Sitemizin ana sayfasındaki Muhammedî Tasavvuf Kitabı bölümümüzde anılarını ve anılarımızı anlattık...

Somuncu Baba Türbesi dış görünüşü : Aksaray

Somuncu Baba Türbesi Aksaray merkezi içinde kuzeydoğu tarafında II. Kılıçarslan Tepesi eteğinde Ervah Kabristanlığı içinde bulunmaktadır. Şeyh Hamid-i Velîye ait türbe açık bir türbedir. Mezarı burada bulunmaktadır. Mezarı mermerden yapılmış olup, H.815-M.1412 yazısı bulunmaktadır. Ayrıca torunları ve yakınlarına ait mezarlarda buradadır. Solda ikinci kubbenin olduğu kısmında demir kapıyla türbedar odasına girilir. Türbedâr odasındaki iç kısıma geçildiğinde 1.5 x 1.5 m. ebadında tek gözlü penceresi olan çilehâne yer almaktadır. Açık türbenin arka kısmında Şeyh Hamid-i Velî'nin itikafhanesi yer almaktadır. Demir kapı açıldığında hafif meyilli dehliz görünümlü bir yer karşımıza çıkmaktadır. Merdivenle inilen bu uzun koridordan arka duvarın kuzeyinde iki, doğusunda bir adet niş bulunmaktadır. Bu dehliz koridorun önü kapatılmış arka kısmındaki 2 x 1.30 m ebadındaki odaya 70 x 40 cm. ebadında son derece küçük ve ancak diz çöküp eğilmek suretiyle girebilecek olan bir kapıdan girilmektedir. Biz çocukken bu dehliz çok uzundu ve tünel gibi ilerlerdi... Yapıda günümüze ulaşan iki tane mezar taşı vakfiyesi bulunmaktadır.

Talebeleri:

Şeyh Hamid-i Velî (kaddesallahu sırrehu), Hacı Bayramı Velî Hazretlerini de Aksaray’da dünyaya ve âhirete ait ilimlerde eğiterek yetiştirmiş, irşad vazifesi için Ankara'ya görevlendirmiştir.
Somuncu Baba ve en meşhur talebesi Hacı Bayram Veli'nin Osmanlı Devletinde yani Anadolu ve Rumeli üzerinde çok büyük etkileri vardır. Osmanlı kültürünü etkileyen bu önemli simaların hizmetlerini ve kültürümüze katkılarını anlamak için silsile içinde yetiştirmiş oldukları bazı isimleri zikretmemiz gerekir. Böylece kültürümüz için ne kadar önemli olduklarını ve büyük değerler ifade ettiklerini anlamaya çalışabiliriz. Bu önemli isimler ve medfun oldukları yerler şunlardır:
• Halil Taybi - Darende
• Baba Yusuf Hakiki - Aksaray
• Akşemseddin Beypazarı - Göynük
• Ömer Dede - Göynük
• Hızır Dede - Bursa
• Akbıyık Sultan - Bursa
• İnce Bedreddin - Darende
• Yazıcıoğlu - Gelibolu
• Şeyh Lutfullah - Balıkesir
• Şeyhî - Kütahya
• Şeyh Üftade - Bursa
• Aziz Mahmud Hüdayi - İstanbul
• Muslihiddin Halife - İskilip
• Uzun Selahaddin - Bolu

Somuncu Baba Hazretlerinin günümüze kadar gelen uzantıları ve yansımaları o kadar mükemmel ki Anadolu'nun her köşesinde bir parçasını bulmak ve yüreklerde hissetmek mümkündür. Âlim ve tasavvuf ehli kimseler üzerinde emeği ve etkisi bulunan Somuncu Baba Hazretleri için kültürümüzün temel taşlarından biridir diyebiliriz.

Somuncu Baba Türbesi câmisi iç görünüşü : Aksaray

Eserleri :

Somuncu Baba, zâhirî ve bâtınî ilimlerdeki derin bilgisine rağmen, çok az eser vermiş veya çok az eseri bize ulaşmış bir âlim kişidir. Onun fazla eser vermiş olmaması, daha evvel işâret ettiğimiz melâmet meşrebinden de kaynaklanmış olabilir. Nitekim onun yanında yetişmiş bulunan ve halifesi olan Hacı Bayram Velî de, müderris olmasına rağmen eser yazmamış ve hatta Muhammediyye müellifi halifesi Yazıcıoğlu, eserini kendisine takdim ettiğinde :
“Mehmet, bununla uğraşacağına bir gönül haketseydin; bir gönle girip onun terbiyesiyle meşgul olsaydın, daha iyi olmaz mıydı?” diyerek kendi düşüncesini de dile getirmiştir.
Bu zikredilen hakikata rağmen, Somuncu Baba’nın bize kadar ulaşan Şerh-i Hadis-i Erba‘în, Zikir Risalesi, Silâh’u-l Mürîdîn ve Kâşif’u-l-Estar an Vechi-l Esrar eserleri mevcuttur.

Tavsiyeleri:

Arkadaşlarıma ve yolumuzdan gidenlere tavsiyelerim;
Gizli ve aşikâr her yerde Allah'tan korksunlar.
Az yesinler, az konuşsunlar, az uyusunlar.
Avamın (halkın) arasına az karışsınlar.
Tüm mâsiyet ve kötülüklerden uzak dursunlar.
Daima şehvetlerden kaçınsınlar.
İnsanların elindekilerden ümitlerini kessinler.
Tüm zemmedilmiş (kötülenmiş) sıfatları terk etsinler.
Övülen sıfatlarla süslensinler.
Şiir ve şarkı (günaha götürüyorsa) dinlemekten kaçınsınlar.
Ayrı bir görüşle, kendini cemâatten ayrı bırakmasınlar.
Aç olarak ölseler bile şüpheli hiç bir lokmayı yemesinler.


Biz Ol Uşşak-ı Serbazız

Biz ol uşşak-ı serbazız
Akıl rüşd bize yâr olmaz
Mey-i aşk ile sermestiz
Bize hergiz humâr olmaz.


Uşşak : (Âşık. C.) Âşıklar.
Serbâz : (C.: Serbâzân) f. Korkusuz, cesur, cesâretli. Yiğit.
Rüşd : Doğru yol bulup bağlanmak. Hak yolunda salabet, metanet ve kemal-i isabetle dosdoğru gitmek. * Hayra isabet etmek. * Büluğa ermek. * İstikamette olmak. Dinine ve malına zarar gelecek şeyi bilmek, doğru düşünmek. * Kişinin akıl ve idraki kavi ve tedbiri metin olmak.
Mey-i aşk : aşk şarabı.
Sermest : f. Başı dönmüş, kendinden geçmiş.
Hergiz : f. Aslâ, kat'iyyen. Hiçbir suretle.
Humâr : Sarhoşluk veren ve haram olan içkiden sonra gelen baş ağrısı. * Sersemlik. * Bir şeyin acısı burnundan gelmesi.

Diriyiz daim, ölmeyiz
Karanularda kalmayız
Çürüyüp toprak olmayız
Bize leyl ü nehâr olmaz.


Karanularda :karanlıklarda.
Leyl ü nehâr :gece ve gündüz.

Bizim illerde ay ü gün
Sebat üzre durur daim
Televvün erişip ona
Gehi bedr ü hilâl olmaz.

Sebat :Yerinden oynamamak, dayanmak. Kararlı olmak. * Sözde durmak, ahde vefâ etmek. İman ve İslâmiyete hizmette, Allah'a ibadet ve taatta sâbit ve berkarar olmak. * Bir meslekte, meşru bir kanaatte veya bir fikirde kararlı bulunmak, sağlamlık göstermek.
Televvün : (Levn. den) (C.: Televvünât) Renkten renge girme. Renk değiştirme. * Döneklik, kararsızlık.
Gehi : Zaman zaman
Bedr : (Bedir) Dolunay. Ayın en parlak olduğu hâli.
Hilâl : Yeni ay şekli. Yeni ay.

Bizim gülşendeki güller
Dururlar taze solmazlar
Hazan olup dökülmezler
Zemistan ü bahar olmaz.


Hazan : Güz. Sonbahar. * Solgun.
Zemistan : f. Kış. Kış mevsimi.

Şarab-ı aşkı çün içtik
Feragat mülküne göçtük
Yanıp aşkınla tutuştuk
Bize tahrik ü târ olmaz.


Çün : f. Gibi. * Zira, çünki, madem ki. * Nasıl, nice.
Feragat : İşini bitirmiş, boş kalmış, alâkasını kesmiş, rahat, vazgeçmiş, çekilmişlik. Kulluk; kimlik, kişilik ve varlığından boşalıp "ASL"a ulaşım...
Tahrik : Kımıldatma. Kımıldatılma. Yerinden oynatma. Hareket ettirme. Başkaınca yönlendirlip sürkleme.
Tarr : Düşmek. Kesmek.

Târ: Somucu Babamız burada kısaltma kulanmakta ve Târ ü Mar: Dağınık, karmakarışık, perişanlık kelimesini kısaca kulanmakta biz başkalarınca harekete geçirilip perişan edilemeyen Hakk Dostlarıyız buyurmakta.


Ereliden şems nâruna
Vücudum zerreden katre
Ne katre ayn-i bahar oldu
Ona k'ar ü kenar olmaz.


Ereliden : Ereliden beri.
Şems nâruna : Güneş ışığına
Zerre : (C: Zerrat) Pek ufak parça. * Atom. * Çok küçük karınca. * Güneş ışığında görünen ufacık tozlar.
Katre : Damla. Su damlası. * Bir damla olan şey.
Ayn : (C.: A'yan-A'yun-Uyûn) Göz. * Pınar, kaynak. Çeşme. * Tıpkısı, tâ kendisi. * Zât. * Eşyanın hakikatı.
Kaar : derinlik, dip.
Kenar : Kıyı, sahil.

Bırak ey Hamidâ varı
Görsem desen sen ol yârı
Göricek ol tecellâyı
Ondan özge kemâl olmaz.

Varı : Varlık göstermeyi, Hakk'a ait olanları sahiplenip kullarına varlığı var gözükmeyi.
Yâr : Allah (celle celâlihu), f. Dost, ahbab, tanıdık. * Yardımcı. * Âşık. Mâşuk, sevgili.
Tecellâ : tecellî, Görünme. Bilinme. * Kader. * Allah'ın (C.C.) lütfuna uğrama. * İlâhi kudretin meydana çıkması, görünmesi. Hak nurunun te'siriyle kulun kalbinde hakikatın bilinmesi.
Özge : Başka
Kemâl : Kâmillik, olgunluk. Olgunlaşma. Erginlik. Bütün güzel sıfatlarla muttasıf olmak. Fazilet. * Değer, baha. * Fazlalık. * Sıdk ile yapılan güzel iş.


Senden Dolu İki Cihan

Senden dolu iki cihan
Oldum zuhurundan nihan
Ger bulayam seni ayan
Ya Rab n'ola halüm benüm.


Cihan : f. Dünya, kâinat, âlem.
Zuhur : Meydana çıkmak. * Ansızın meydana gelmek. * Baş göstermek. Görünmek. * Hulul. * Galip olmak. * Âlîkadr.
Nihan : f. Gizli, saklı. Bulunmayan. Mevcut olmayan. * Sır.
Ger : eğer.
Ayan : (İyân) Aşikâr. Belli. Herkesin bilebileceği ve görebileceği.
Hâl : Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. * Cezbe. * Dert, keder, elem. * Mecâl. Kuvvet.
N'ola : ne olur

Dilde kanaat olmaya
Zühd ile taat olmaya
Senden hidayet olmaya
Ya Rab n'ola halüm benüm.


Kanaat : Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek. Kısmetinden fazlasına göz dikmemek. Helâl ile yetinip haramı istememek. Az şeyi de olsa kısmetine razı olmak.
Zühd : Dünyaya rağbet etmemek. Nefsâni zevk ve arzudan kendini çekerek ibâdete vermek.
Taat : İbadet etmek. Allah'ın (C.C.) emirlerini yerine getirmek. İtaat etmek.
Hidayet : Doğruluk. İslâmlık. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek. Dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak.

Şol gün ki mizan kurula
Hak kapusunda durula
Halayık oda sürüle
Ya Rab n'ola halüm benüm.

Mizan : Terazi, ölçü, tartı. * Akıl, idrak, muhakeme. Mikyas.
Halayık :Hizmetçi. Dünya uşağı.


Ağlarım işte zâr ile
Kaldum diriğ ağyâr ile
Bilişmedim sen yâr ile
Ya Rab n'ola halüm benüm.


Zâr : zari, f. Ağlayıp sızlama. * Hakirlik ve itibarsızlık
Diriğ : f. Men'etmek, korumak, esirgemek. * Eyvâh, yazık.
Ağyar : Yabancılar. Başkaları. * Rakipler.

Hamidi'nin gözü yaşı
Doldurur dağ ile taşı
Bilmem n'idem garip başı
Ya Rab n'ola halüm benüm.








[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır