Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
YÂ HAZRET-İ HÜNKÂR!

HACI BEKTAŞ-İ VELÎ!

 YÂ HAZRET-İ HÜNKÂR!
 
Celâl – Cemâl!.. Canlar cengi
Olsun!.. olmasın!.. Ahengi
Kerbelâ Kanı’nın rengi
Alı Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
Gönül gözün merceğinden
Sırr-ı Ali gerçeğinden
Çile çölün çiçeğinden
Balı  Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
Gönüller Güzeli’n olsun
Ebedin – Ezelin olsun
Naylon güller elin olsun
Çalı  Hazreti Hünkâr’ın…
 
             
 
Şâh’ımın Şâh-bâz koludur
Sırr-ı Süveydâ yoludur
Tomur-gonca-gül doludur
Dalı  Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
Makalâtı Hakk menzildir
Tek ağızda yedi dildir
Cümle cana sel-sebildir
Malı  Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
İki kilit dilimizde
Edeb bağı belimizde
Ezel beri elimizde
Eli   Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
Beden nerde? Nerde başı?
Küfe zalım – Şam’ın taşı
Kerbelâ’ya gözün yaşı
Seli  Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
Bezminin bâdesi Kevser
Köpekler içse AŞK keser
Gönülden gönüle eser
Yeli  Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
Zevk edersen özün özer
Gönül külhanına közer
Bilinmez bilmece çözer
Dili Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
Sîne sıkıntın söndürür
Yolsuzu yola yöndürür
Merkezde Muhit döndürür
Mili Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
Kırk kanatlı “Kır At”ıdır
Sırr-ı Subhân “Sır-At”ıdır
Aşk Ülkesin Fırat’ıdır
Nil’i Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
Makalâtı Meydan Yeri
Bezm-i Elest’in Mahşeri
On parmağın on hüneri
Zili Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
Himmeti yüce - ondurur
Su yakar - Ateş dondurur
Alıcı Şâh-bâz kondurur
Kolu Hazreti Hünkâr’ın…
 
             
 
İkilik Boğazın sıkar
Benlik Kalelerin yıkar
Nesl-i Pâki DOST’a çıkar
Yolu Hazreti Hünkâr’ın…
 
             
 
Âşıklara Hak Esselâ!
Mahşerdeki “Kâlu Belâ!”
Yüreklerdeki Kerbelâ
Çölü Hazreti Hünkâr’ın…
 
             
 
“Korkak – Umutsuz” lu değil
Soğuk – donmuş - buzlu değil
Ekşi – Acı - Tuzlu değil
Gölü  Hazreti Hünkâr’ın…
 
             
 
Ali İlmi’n çağındandır
Hâli, Hıra Dağındandır
Dost Muhammed Bağındandır
Gülü Hazreti Hünkâr’ın…
 
             
Yâri olan ağyâr anmaz
Kevser’den  gayrısın kanmaz
Burda yandı orda yanmaz
Külü Hazreti Hünkâr’ın…
 
              
 
Kul İhvâni Kıtmiridir
Bağsız bağlıdan biridir
Tevhidi Cem’de diridir
Tülü Hazreti Hünkâr’ın…
 
         13.02.2007  13:57
         Gölbaşı-Ankara
 
 Latif YILDIZ
(KUL İHVÂNİ)
 
 
 
Hazret :
(Huzur. dan) Ön. Kurb. Pişgâh. * Hürmet maksadı ile büyüklere verilen ünvan; "Hazret-i Kur'an, Hazret-i Peygamber, Hazret-i Üstad, Paşa Hazretleri" gibi.
 
Hünkâr : f. Hükümdar. Padişah. Sultan.
 
Tecellî :
Görünme. Bilinme. * Kader. * Allah (celle celâlihu)’nun lütfuna uğrama. * İlâhi kudretin meydana çıkması, görünmesi. Hak nûrunun te'siriyle kulun kalbinde hakikatın bilinmesi.
 
Celâl :
(Celâlet) Nihâyet derecede büyüklük. Azamet. Hiddetlilik, hışım. İlm-i Kelâm'da: Cenâb-ı Hakk'ın kahrının ve azametinin tecellisi, Cenâb-ı Hakk'ın nev'deki tecellisi.
Cenâb-ı Hak, Vahdaniyetine (birliğine) delil olacak çok şeyler yarattığından veyâ ihâtadan (kapsanmaktan) âli (yüce) ve celil (tecellî gücü Zâtına mahsus) olduğu veya hislerle idrâk edilmekten celil olduğundan Celâl denir.
Arkadaş!
Cenâb-ı Hakk'ın sıfât-ı ezeliyye âleminde biri celâlî, diğeri cemâlî iki türlü tecellisi vardır. Celâl ile Cemâlin sıfât-ı ef'âl âleminde (şu âlemde) tecellisinden; lütuf ve kahr, hüsün ve heybet tezâhür eder. Ef'âl âlemine tecelli edince; tahliye (sistem içinde her an-her yer ve her hâlde yenileri var ediş)  ile tahliye  (tezyin ile tenzih) doğar. Asar (eserler, her şey) ve a'mal ( fiiller, olaylar) âleminden âlem-i âhirete intiba' edince (hayatın kopyası, bir sûreti hesab için aynen aktarılınca); lütuf, cennet ve nûr olarak; kahr da, cehennem ve nâr olarak tecelli eder.
Sonra âlem-i zikre inikâs edince (aksedince); biri hamd, diğeri tesbih olmak üzere iki kısma ayrılır.
Sonra âlem-i kelâmda tecelli edince; kelâmın, emir ve nehye taksimine sebep olur.
Sonra âlem-i irşada intikal edince; irşadı tergib(isteklendirme, ümitlendirme) ve terhib (korkutmak), tebşir (müjdeleme) ve inzâra (uyarma, uyandırma, ayıktırma) taksim eder.
Sonra vicdana tecelli edince, recâ (umut) ve havf (korku) husule gelir.
Sonra irşâdın iktizâsındandır ki, havf ile recâ arasındaki muvâzene devamla muhafaza edilsin ki, recâ ile doğru yollara sülûk edilsin (yürünsün, ilerlensin, kemâlât elde edilsin), havf ile de eğri yollara gidilmesin. Ne Allah (celle celâlihu)’nun rahmetinden me'yus, ne de azabından emin olunsun. İ.İ.)
 
Cemâl :
Yüz güzelliği. Fertteki güzellik. * Cenâb-ı Hakk'ın lütuf ve ihsânı ile tecellisi.
 
Can :
İnsanoğlu, İlk İnsan Âdem (aleyhisselam)’dan beri kopmayan bir dirilik= CAN ceryanı hattı ile varlığını sürdürmekte ve çocuklarına da zâten diri iken aktarmaktadır. Can, İnsanın maddî-mânevî tüm faaliyetleri (Kulluk İmtihanı) için kendisine geçici olarak verile Allah Teâlâ’nın El HAYY (celle celâlihu) Esmâsının Tecellîsidir tasavvufda... 
Genelde ise Can: f. Yaşayış. Diride olan kudret, kuvvet. Hayat cevheri. Madde ilimleri, maddenin; hayat ilimleri (biyolojik ilimler) hayatın ne olduğunu açıklıyamamışlardır. Aslında bunların konusu da madde, hayat ve ruhun kendisi değil, bunların tezahürleri yani olay haline gelen tesirleridir. Deney ilimlerinin vazifesi bu olaylar arasındaki ilişkinin değişmeyen tarafını bulmaktır. Bunun ötesinde beşerî ilmin söyleyeceği bir sözü yoktur. Buna rağmen bazı kendini bilmez cahiller, ilim adını kötüye kullanarak ilmin sustuğu yerde kendileri konuşuyor ve hayat ve ruhu madde ile açıklamaya kalkışıyorlar. Oysa maddenin de ne olduğunu biliyor değildirler. Biz müslümanlar madde gibi hayat ve ruhun da Allah'ın kudretinin eserleri olduğunu biliyor, birini diğerinin yerine koymuyoruz. Allah görünen ve görünmeyen âlemler yaratmıştır. Onun kudretinin ve yaratmasının sınırı yoktur. Madde, yarattıklarının sadece bir çeşitidir. Varlığı maddeden ibaret sanmak aklı gözüne inmiş olan akılsızların batıl bir inancıdır. * Mc: Sevgili, dost.
 
Cenk :
Ceng. Harb. Savaş. Canlara yaratılıştan yüklenen özellikler ve güzellikler… Av  ve avcı cengi.. İbret ve Hikmet Sahnelerindeki zıtların zevki…
 
Aheng :
Ahenk. f. Seslerin veya şeylerin arasındaki uygunluk. Düzgün tarz ve gidiş.
 
Kerbelâ :
Irakta Seyyid-üş Şühedâ Hz. İmam-ı Hüseyin Efendimizin (aleyhisselam) meşhed-i mübârekleri olan yer.
Meşhed : Bir kimsenin şehid düştüğü yer. Şehidlerin mezarlığı olan yer.
 
“Cibril var haber ver Sultân-ı Enbiyâya!
Düşdü Hüseyin atından Sahra-yı Kerbelâya!..
                                                                Kâzım
 
Sırr-ı Ali :
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in Bizzâtihi İmâmı Alî (keremullahi veche)’ye aktardığı Sırr-ı Kebîr.
Koca Âşık Rahmetli Hoca Amucam : “Oğul! Bilen demez, diyen bilmez! Rüşde ermemişe evlilik haramdır ya da kepazelik! HAKK’a giden yol gönülden gönüle, diriden diriye! Ledün İlmi ağyârına mâni’ efradına câmi’ dir!” buyurmuştu bir zamanlar…
 
Sırr-ı Süveydâ :
Süveyda: İnsanın mânevî iç yapısına iç içe geçerek (suya atılan taşın meydana getirdiği halka daire çenberleri  gibi) oluşan Benden-Nefs-Kalb-Ruh-Sırr-Hafî-Ahfa- Akdesin merkezinde yutup yok edici Kara Nokta – Kara Delik…
ALLAH u Zü’l-CELÂL’in akılla anlaşılamayan, ancak aklı olanın nakille koklayabileceği Hikmet İlmi kaynağı…
Ahâdiyyetten Ahmediyyete, Ahmediyyetten de Velâyete aktarılan Sırr-us Sırr…
Nûrun alâ Nûr…
Anlatılması va anlaşılması yaşanmayınca mümkün olmayan bu hâl içinde hâlin maddî izahını âcizâne bir mühendis olarak: 1000km/saat hızla dönen bir tekerlek düşünelim. Bu tekerleğin en merkezinde bir tek nokta vardır ki asla dönemez ve kendisi dışındaki tüm noktalar onun etrafında döner, Tevhid Tavafı yapar. Bu Sabit Nokta bizce Nokta-yı Süveydâdır. Şah damarı diye tercüme edilen “Hablil  Verid = Tek İp” de böyle anlaşılabilr… Ancak hiçbir resmin, asla Ressam olamayacağını anlayıp işi karıştırmadan…
Taşkınlık ve şaşkınlığa düşmeden Ali Aşkını meşk ederek…
 
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
   ---    “Ve le kad halaknel insane ve na'lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verid : Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 50/16)
 
Ali İlmi :
 
   ---  Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “İlmin kapısı Alî’dir!” buyurmuştur.
 
Azîz Efendim İmâmı Alî (keremullahi veche):
“Eyâ insan cirmike cirmis-sâgirun, ve fike intavâ âlemü’l-ekber...”
 
“Ey insanoğlu! Cirmin (cisim, hacim) çok küçüktür, fakat âlemü’l-ekber sende intevadır, mündemictir. İçine sokulmuştur (o kadar da değerin var) !” buyurması ne hârikadır.
Tavâ kökü: elbiseyi, yatağı v.s. dürüp katlamaktır.
Mündemic: (dümûc’dan) indimâc eden, dürülüp sarılan, içine yerleşen, içine sokulması olup aynı anlamdadır.
 
Çile :
Eziyet. Sıkıntı. * İplik. * Yay kirişi. * Tas: Dervişlerin kapalı bir yere çekilerek ibadetle geçirdikleri kırk gün.
Aslında Hakka inanıp hayrı işlemeye sabır ve bâtıla düşmemeye-şerri işlememeye tahammüldür çile. Kulluk İmtihanının gereklerini; yaratılıştaki ve yaşayıştaki Muradullah-Emrullahı göz önünde tutararak kulluk oyununu oynayabilmektir. Kader ve kaza tecellîlerini doğru okuyup, doğru duyup - uymak ustalığıdır.
Kısacası bir kefesi: “Lâ ilâhe”: Şeyden ve şeytandan asla İlâh olamaz İNKÂR…
Diğer kefesi:
“İlle ALLAH” : Canlı-cansız her resmi var-yok edebilen Ressam Rabbülâlemîn ALLAH (celle celâlihu)’dan başka İKRÂR…
İkisinin Cem’i olan TEVHİD TERAZİSİ’nin denge düzenini kurup SIRAT’ın sırtına sırt üstü yatıp keyfine bakmak Sözü-Sohbeti-Zevki ve Hazzıdır “Çile”, biz âcizâne Hak Âşıklar için Dostlar!..
 
Ebed:
Ebedîlik. Zevalsizlik. Sonu olmamak.
 
Ezel :
İbtidası ve başlangıcı olmayan, her zaman var olan.
 
Çalı :
Hasan Dagının bağrında yetişen kökü derinlerde, dikenli, ufacık yeşil yapraklı ve rengarenk çiçekli bir ağaççık…
 
Velâyet :
Katkısız HAKK Dostluğu. Velî olan kimsenin hali. Velîlik, ermişlik, dervişlik. * Başkasına sözünü geçirme. Dostluk. * Sadakat. * Başkasına sözünü geçirmek. Bir şeye kudret cihetiyle bizzat mutasarrıf olmak.
 
Şâh :
Bir yere hâkim olan zât. Sâhip. * Asıl. Her ağacın en zirvedeki büyüme noktası dalı.
 
Şâh-ı Merdân :
Yiğitler yiğidi merdler merdi İmam-ı Ali (keremullahi veche)...
Ömründe HAKK’tan başkasına vechini, özünü ve yüzünü hiç dönmemiş sonsuz Keremullah içinde var olmuş ve var olan Şâhen-Şâh…
 
Şâh-ı Velâyet :
Lütfullahın ortaya çıkmasında ve yaşanmasında tasarruf sahibi kılınmış İmam-ı Ali (keremullahi veche)...
 
 
Şâh-bâz :
İri ve beyaz doğan kuşu. * Mc: Çevik ve becerikli. Yiğit, şanlı, kahraman.
 
Makale :
Tek bir bahis üzerine yazılan söz, sohbet, zek ve hazz.
 
Makalât :
Makaleler. Hacı Bektaş- ı Velî, Şems-i Tebrizî Hazretleri gibi gönül güneşlerimizin ışık eserleri…
 
Menzil :
İnilen yer. Konulacak yer. * Yer. Dünya. Ev. * Mesafe.
 
Sel-sebil :
Cennet'te bir çeşme veya ırmak. * Mc: Tatlı, lâtif, leziz su. Halka açık olan ikram çeşmesi…
 
Edeb :
Terbiye. Kavlen, fiilen insanlara lütuf ile muamele etmek. Güzel ahlâk. Usluluk. Hayâ. * Ist: Sünnet-i Resul'e (aleyhisselam) uygun hareket etmek. * Utanılacak şeylerden insanı koruyan meleke; kuvve-i râsiha-i nefsiye. * Edebiyat ve ondan bahseden ilim.
İlim aslen İlâhîdir. El Âlim (celle celâlihu) ve El Alîm (celle celâlihu) olan ALLAH u Zü’l-CELÂL’dir. Amma El Edib diyemeyiz. Çünkü İlâhi İlim içinde “EDEB”i  yaşayan ve buyuran El Edib Olan Resûlullah Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’dir. “Rahmetenlilâlemin” Sırrını iyi anlamalıyız ki :
 
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ     
    ---   “Ve ma erselnake illa rahmetel lil alemin : (Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)
 
Hacı Bektaş- ı Velî Hazreteri de: “Eline – Diline – Beline sahib ol!” buyurarak, Edeb kelimesini ne güzel şerh etmiştir ki üç emrin baş harflerinden “EDeB” oluşmaktadır.
Himmetleri var olsun!.. Ruhlar şâd olsun!…
 
Beden nerde? Nerde başı? :
Ne o beldelerde nede aklı ve imanı olan Müslümanların yüreğinde kanı dinmeyen yaralar açan o 10 Muarrem Kerbelâ katliamında Emevî zailim lânetli Yezid’in şerr uşakları; binlerce kişilik orduyla, önce sususuz sonra cansız bıraktıkları İmam Hüseyin (aleyhisselam)’ la 72 şehidin başlarını kesip bozulmasın diye bal tulumlarıyla Şam’a taşımış Kahrolası ve olan Yezid’in ayaklarına döküp bahşiş almışlar ve Hakkı ve Hayrı bilen ve uyan nice sahabiyi acılara ve kanlı göz yaşlarına boğmuşlardır.  Şehid-i Şah İmam Hüseyin (aleyhisselam)’ın mübârek bedeni Kerbelâ kentinde âşıkların yüreğindedir. Kul İhvâni Kıtmir yıllar önce kara sevdâ devrinde iki kerre kara yoluyla ziyâret şerefi yaşamıştır şükür. İmam Hüseyin (aleyhisselam)’ın mübârek başı ise Şam şehrinde yaşamaktadır ben gidemedim henüz. Rabb’ımıza duam ve arzum kafa gözüyle de görmek ziyâret zevkine ermektir.
 
Küfe :
Irak topraklarında bir şehir. İmam Ali (aleyhisselam) ve İmam Hüseyin (aleyhisselam)’a söz verip sonra cayarak ikili oynayan ve o gündür bu gündür bu yaktıkları ateşten çıkamayan insanları yurdu.
 
Şam :
Surriye’nin başkenti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Mâneviyâttaki İmamiyyet ve Mâddiyâttaki Hilâfet Yollarından Hilâfeti  gasb edip, hile ve hainlikle geçersiz kılıp Krallık kuran Emevîler ve devamlarının o zamanlardaki zülum merkezlerinden biri idi…
 
Bezm :
Sohbet meclisi. Muhabbet yeri. Yiyip içme, îş u nûş. Meclis.
 
Bâde :
Kalb kadehi
 
Kevser:
Kıyamete kadar gelecek Âl, Ashâb, Etbâ' ve onların iyilikleri, hayırları. * Bereket. * Kesretten mübâlağa. Çokluğun gayesine varan şey. Gayet çok şey. * Pek çok hayır. Hikmet, ilim. Kur'an, İslâm, tevhid. İlm-i Ledünn. Ma'rifetullah. * Cennet ırmaklarının kaynakları. * Cennet'te bir havuz veya nehir.
 
Külhan :
Hamam ocağı. Hamamda su ısıtmak için ateş yakılan yer.
 
Közer :
Köze-kor ateşe yatırır, yakar, yok eder, külünü bırakır. Kendine çevirir…
 
Bilinmez bilmece çözer:
İlim-İrade-İdrak-İştirak kemâlât gelişimiyle “Eşyânın Hakikatı” na ulaştırır. Şey’den İlâh olmayacağını anlayan Kul, Şey’in Şe’enine ulaşıp Şey’i Yaratan ALLAHu Zü’l-CELÂL’in Şâhidi eder gibi zevk edebiliriz…
 
Sîne :
Göğüs. Sadır. Kalb.
 
Yöndürür :
Yönünü Hakka ve hayra çevirir.
 
Merkez :
(Rekz. den) Bir şeyin ortası. Vasat. Yol. Durum, vaziyet. Hal, suret. * Şubeleri bulunan bir teşkilâtın idâre olunduğu ve emir veren yeri, makamı. Bir şeyin en işlek yeri. Teşkilât olan yerin en yüksek makamı. * Geo: Dairenin orta noktası. Çaplarının kesim noktası.
Tasavvufta; Enfüs, İç, Öz, Hablil Verid, Sîret, Vahdet, Teklik, Görüş ve Dönüş Noktası…
 
Muhit :
İhata eden. Etrafını kuşatan, çeviren. * Etraf. Çevre. * Büyük deniz. Okyanus. * Mc: Büyük âlim.
Tasavvufta; Afak, Dış, Yüz, Kap, Sûret, Kesret, Çokluk, Görüş ve Dönüş Sınırları…
 
Mil :
Bir çarkın, üzerinde döndüğü mihver, eksen…
 
Kır At :
Aşk Kervanının yükünü çeken çilekeş..
 
Subhân :
İnsan aklının ereceği ya da eremeyeceği eksiklik, benzerlik ve gibi noksanlıklardan beri olan; sonsuz hızla boşlukta yüzen feleklerden atomlara kadar her zerrenin her an tesbih ettiği
 ALLAH u Zü’l-CELÂL…
 
Sır-At :
Cennet'e gidebilmek için herkesin üzerinden geçmeğe mecbur olduğu ve Cehennem üzerine kurulmuş olan köprü. Sırlar. Sır atı…
 
Bezm-i Elest :
Cenab-ı Hak ruhları yarattığında "Ben Rabbiniz değil miyim?  diye sorduğunda, ruhlar,  "Evet Rabbimizsin" diye cevap vermeleri ânına "Elest meclisi" veya "Bezm-i elest" tabir edilir.
 
Kâlu:
“Belâ!” : Dediler ki: “Bilâkis, Sen bizim Rabbımızsın!”
 
 
           وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِي
  ---     “Ve iz ehaze rabbüke mim beni ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm ala enfüsihim elestü bi rabbiküm kalu bela şehidna en tekulu yevmel kiyameti inna künna an haza ğafilin : Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.” (A’raf //17’)
 
Mahşer :
Toplanma yeri. Kıyametten sonra insanların tekrar dirilip toplanmaları ve toplandıkları yer. Haşir meydanı. * Çok kalabalık.
 
Hüner :
Mârifet. Bilgililik. Ustalık, mahâret.
 
Himmet :
Kalbin bütün kuvveti ile Cenab-ı Hakk'a ve sâir mukaddesata yönelmesi. Kalb isteği ile gösterilen ciddi gayret. * Allah indinde makbul ve mübârek bir kimsenin mânevi yardımı ile birisini koruması, yardım etmesi. * Tabiî şevk ve meyil ve heves. * Lütuf, yardım.
 
Ondurur :
Geliştirir. Rişde erdirir. Erenlerden eyler…
 
Nesl-i Pâki :
Pak, ar-duru nesli, soyu-sopu- zürriyeti, kanı-canı-dini Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’ e ulaşan Ehl-i Beyt nesil…
 
DOST :
Habibullah Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)..
 
Es Selâ :
Es Salâ. Bilnen ve meşhur Hakka ve Hayra gelin çağrısı…
 
Hâl :
Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. * Cezbe. * Dert, keder, elem. * Mecâl. Kuvvet.
 
Hıra Dağı :
Mekke-i Mükerreme'nin civarında bulunan ve Hz. Peygamber'e (A.S.M.) ilk vahyin geldiği mağaranın ismidir. Bu mağaranın bulunduğu dağa Hırâ dağı denildiği gibi, Harrâ veya Cebel-i Nûr da denilmektedir. Habibullah’ın Hakikat Hırası…
 
Yâr :
Dost, ahbab, tanıdık. * Yardımcı. * Âşık. Mâşuk, sevgili.
 
Agyâr :
Yabancılar. Başkaları. * Rakipler. (Bak: Gayr: Diğer, başkası, mâadâ, âher, yabancı.)
 
Kıtmir :
Ashab-ı Kehf'in köpeğinin adı. * Hurma ile çekirdeğinin arasındaki ince zar. Çekirdeğin arasındaki ince pürüz. * Hakir ve küçük olan şeylerde mesel olmuştur.
Aşk Kervanında  Tevhid tasması takılmış Hasbi Hizmeti gönüllü kabul etmiş kendi adını unutmuş, her şeyi Sahibi adına, hesabına ve şerefine yaşayan kervanı kollayan Erenler iti…
 
Bağsız bağlı :
HAKK’a giden yol Hak Dostlarının gönüllerinden geçer sırrı kendisine ulaştırılmış ebedi can ceryanına kavuşmuş  kişideki Erenler Elektiriği ile yaşayan ve yaşatanların Gaybî Sırr sirayeti…
 
Tevhid :
Birleme. Bir Allah'tan başka İlâh olmadığına inanma.
“Lâ ilahe illallah” sözünü tekrarlama.
Her yerde ve her şeyde Allah'tan başkasının te'sir hâkimiyeti olmadığını anlamak, bilmek ve bilerek yaşamak.
Edb: Allah'ın varlığına ve birliğine dair yazılan manzume.
İnsanlar, Allah'ın birliğine inananlar ve birliğine inanmayanlar olarak ikiye ayrılır. Allah'a inanmayanlar sözü, aslında Allah'ın birliğine ve sıfatlarına inanmayanlar sözünün kısaltılmış şeklidir. Çünkü: “İnsanı ve kâinatı kim yaratmıştır?” Sorusuna inananlar da inanmıyanlar da cevap vermektedir. İnanmayanların verdikleri cevaplardan: "Kendi kendine olmuştur" sözü hem mantıksızlık, hem de varlığı bir ilâh gibi tasavvur ettiklerinden kâinatta mevcut varlıklar kadar ilâh edinmiş olurlar.
"Muhtelif sebepler ve şartların bir araya gelmesiyle yaratılmıştır" diyenler, sebepleri ilâh olarak kabul etmiş ve kendisine kâinattaki sebeplerin sayısı kadar ilâhlar edinmiş olur.
"Tabiat yaratmıştır" diyenlere gelince: Tabiattaki varlıklar atomlardan meydana geldiğinden hem atomu bir ilâh yerine koymuş olur ve atomlar sayısınca ilâh edinmiş olur.
Demek ki Allah'ın birliğine inanmayan inkârcılar, kendi düşüncelerinin ürünü olan ilâhlara tapan putperestlerden başka birşey değildir.
 
Cem’ :
Farklı şeyleri bir yere getirmek mânasına mastar. * Az olarak cemaat için isim olur. * Toplama. Bir yere getirme, biriktirme. Yığma. Tasavvufta Bütün eşyayı Cenab-ı Hak ile görerek kendi havl ve kuvvetinden teberri etmek. Ressamın, resimleriyle olan her hususunu zıtların zevki içinde Zikir-Fikir-Şükür-Sabır anlayışı…
 
Tül :
Vahdeti gizleyen kesret örtüsü, Güzelin güzellik süsü, Erenlerin Erlik Bürgüsü…







[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır