Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
YOL GİZLİ GİZLİ


YOL GİZLİ GİZLİ

 
 
 
 
Feza Nur isimli arkadaşımızın yazdığı şiirdeki;
“Ey masum, masum bakışlı sandığım yâr!
Riyayla nereye kadar?
Sen ki ulaşamadığımı sandığım bir ceylandın;
Neydin, ne oldun?”

Mıslarını okuyunca şunu söylemiştim.
“Ne çok şey anlatıyor şu iki mısranız, ne kadar dolu bir yürekten taştığını hemen hissettiriyor okuyana...
bir anda tüm vücudumun sızladığını hissettim. Sanki hep söylemek isteyip te söyleyemediğim bir şeydi.”
http://www.anlamak.com/xbtu/index.php?q=node/906#comment-1504
O anda ilk hissettiğim şekliyle böyle yazdım duygularımı… ama içimde henüz söylenmeyen… hissettiğim ama dile getiremediğim o kadar çok şey vardı ki…
Sanki Değerli Feza Nur’ un tüm hissettiklerini o anda içimde hissediyordum…
ama söylemeye gelince olmuyor… kelime bulamıyorsun.
Bu nedenle olmalı ki; Aşkı soranlara “Ben ol da bil!” der Mevlana.
Sevdiği adam bir başka kadınla evlenirken ne hissettiğini soran kişiye.
“Benim içim yanıyor…” diyordu…
titreyen ellerine, akan gözyaşlarına hakim olamayacağını anlayan kadın;
İnsanın içi neden yanar kaybedilen sevgili için?
Ne görmüş ve neyi sevmiştir ki o insanda… kaybetmek böylesine içini yakar insanın?
Yok mudur onun gibi güzeli veya yakışıklısı?
Önceleri gizlemeye çalıştı… “ne var ki canım tabi ki evlenecek… mutlu olmasını dilerim.. .
buna en çok ben… ben…. ben… ben…… diye süren kekelemenin ardından;
“Benim içim yanıyoooor” diye haykırmak zorunda kalıyordu en sonunda.
O kadar gayret sarfetmiş olmasına rağmen gizlediği şey ortaya dökülüvermişti.
BEN dediğimiz tüm vücudumuzu yöneten akıl… yüreğe söz geçirememişti.
Çoğumuzda o akılda, ağlamanın zayıflık ve güçsüzlük olduğu inancı vardır.
Ağlamak… istenmeyen bir şeyse neden Allah Resulü (sav)
“Benim bildiklerimi bilseniz az güler, çok ağlardınız” buyurur?
Ne var ki insan hislerini saklama ihtiyacı duyar ve görünmek istediği gibi bir maskeyle yüzünü örter.
“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” dediği halde Mevlana…
Acaba ağladığında, gerçekten aciz ve güçsüz olduğunu anlamak ve kabul etmekten mi korkar insan?
Peki böyle midir gerçekte insan… aciz ve güçsüz müdür?
Ya da bazen aciz ve güçsüz bazen de tersi midir?
"Damladan vazgeç Okyanus ol diyen Mevlana" ya göre böyle olmalı.
Damla iken aciz ve güçsüzsün… ama bilirsen içindeki saklı Okyanus’ u…
Ve bu Okyanus’ a ulaşmanın yolunun içimizde… yüreğimizde, duygularımızda saklı olduğunu.
Kolay olmuyor insanın ne kendisini ne de diğer insanları anlaması.
Anlamak kolay olmuyor ama öyle anlar oluyor ki;
O insan size kendisini anlatmasa dahi siz her hissettiğini yüreğinizde hissedebiliyorsunuz.
Aklından geçenleri bilemiyoruz belki ama duygularının aynen bizde de yaşanmasına istesek bile engel olamıyoruz.
Neşet Ertaş’ ın söylediği :
“Gönülden gönüle yar oy… yol gizli gizli..”
Dediği gizli yol bu olsa gerek.
Her birimiz birer damla iken görünürde… içimizde aynı Okyanus’ ta yüzdüğümüzü fark ettiğimizde aynı dalgalarla savruluruz.
Bazen gönülden gönüle bir pencere açılır… size yansıyan duyguya ait gönül pencereniz açıksa o anda geleni olduğu gibi alırsınız.
Ama o anda sizde veya bir başkasında o duyguya ait bir açılım yoksa o zaman aynı şeyleri hissetmek mümkün olmuyor.
Cem Yılmaz’ın dediği gibi;
İstanbul hep aynı İstanbul ama kimi bakıp şiirler yazar yüreğimizi titreten,
Kimisi de geçer karşısına;
“Ey İstanbul sen mi büyüksün ben mi?” diyerek küfürler savurur.
Anlatamayız duygularımızı her zaman.. zorlanırız…
nasıl dile getirmeli de karşımızdaki insanın da aynı şeyleri hissetmesini sağlamalı
veya onunla aynı şeyleri hissettiğimizi anlatabilmeli?
Benzetmelerden yararlanırız bunun için… benzetmeleri ise tabiattan seçeriz.
Sevgili…
bazen ulaşamadığımız bir ceylandır Değerli Feza Nur’un söylediği gibi…
Ayrılık ve hüzün sonbahar,
Karakıştır acımasız, çaresiz duygular.
Aşkımız, sevincimiz, gençliğimiz,
Yeniden doğmak demektir ilkbahar.
Sonra yaz,
Tıpkı yarimiz,
bir işve, bir naz.
Umudun adı doğan güneş
Ve uyandığımız yeni sabahlar.
Gün doğmadan neler doğar deriz.
 
Huzur, ferahlık gökyüzü.
Aynı zaman da deniz.
Kırmızı gül Resulün yüzü.
O yüzden severiz.
Aşık yare benzetir de gülü,
Kendi gibi görür bülbülü,
Çöller değil midir çekilen çile,
Hasretimiz, susuzluğumuz,
İçimizdeki yangın bile.
 
Hedefimiz zirveler,
Coşkularımız nehirler,
Aşılmaz engellerimiz dağlar.
Karabulutlar kaplar umutsuz gönlümüzü,
Şimşekler gibi çakar öfkemiz,
Yağmurlar gibi ağlarız biz,
Ve ömrümüz… uzun ince bir yoldur…
Gece gündüz gittiğimiz.
 
Ömrümüz… ömrümüz bir rüyadır,
O da bir yaprak gibi solar.
Tabiatı görürüz de,
O yüzden görülür rüyalar.
Düşün insan düşün,.
Kendini düşün; sen NEY’ sin
O’nun ruhu olmasa,
Ne değersiz şeysin.
 
O zaman fark edilir ki yüreğimizi dile getirirken,
Hemen her duygumuzun tabiatta bir karşılığı vardır , ya da tabiatta karşılığını bulduğumuzda duygumuzu
İfade etmek kolaylaşır.
Muhyiddin Arabi : “Allah ulvî âlemdeki bir şeyin karşılığını görünür âlemde mutlaka yaratmıştır” der.

O zaman hem kendimizi hem başkalarını anlamak, anlatabilmek için tabiatı tanımak,
Onunla iç içe yaşamak, anlamak gereklidir.
Belki de şehir yaşamı insanlara bu imkanı vermediği içindir bunca istenmeyen olaylar ve yozlaşan yaşantılar.
Tabiat bize, biz tabiata ne kadar da benzeriz.
Belki de tabiatta işleyen sistem, aynen bizde de işliyordur.
O tabiatın içinde yaşayan bizler de o yüzden ona benzemekteyizdir.
O zaman biz de küresel ısınma,kuraklık, çevre kirlenmesi ve diğer tehlikeleri içimizde yaşayabiliriz demektir.
Peki… biz tabiatın içinde mi yaşarız… yoksa tabiat mı bizim içimizdedir...?
Ağaç mı meyvenin gayesidir… yoksa meyve mi ağacın?”
İşin sırrını bilenler meyvenin (insanın)… ağacın (kâinâtın) varlık nedeni olduğunu söylerler.
 
-Sen cihanın hazinesisin, cihan bir yarım arpaya değmez.
Sen cihanın temelisin, cihan senin yüzünden taptazedir.-Mevlana

-İnsanın en şerefli varlık olmasının nedeni, bütün varlıkların toplamı olmasıdır.  (Mevaki38)

-İnsan âlemin kalbidir. Âlemin her parçası, âlemin bütününün toplamıdır Muhyiddin Arabi - Füsüsu'l-Hikem

-Zerre küllün aynasıdır. Hz.Ali (ra)
 
Yani en küçük birimde bütünün aynı özelliklerini görebilirsiniz.
Bu da Holografik Evren'in tanımıdır… Ağacın meyvesinde çekirdek vardır ama her çekirdekten de nice ağaçlar oluşur.
Görüntüde çekirdek ve ağaç birbirine benzemese bile özünde aynıdır, birbirini barındırır içinde.

Nereden uyanır bizdeki hisler… der Aşık Veysel.
Ben de o düşünceyle başladım bu yazıya…birlikte ararsak belki buluruz diyerek.
Neyi aradığımızı bilmez isek nasıl buluruz aradığımızı?
Bil ki aranan değildir,
Arayandır bulunan.
Aranır mı bir kere,
Nerde olduğu bilinen?
Tek bir zerrede tüm kainatın bilgisi saklıdır.
O zaman o bilgiler bizim her zerremizde de aynen vardır.
Hepimizde aynı bilgiler olduğuna göre;
gönülden gönüle giden gizli yol belli değil midir zaten.
Ne ararız o zaman dışımızda…tabiatta…taşrada… köyde… şehirde?
Tabiat insanın iç âleminin, duygu dünyasının resmidir aslında… dışa yansımasından başka bir şey değildir.
Ben taşrada arar idim, Ol can içinde canan imiş…. demeli değil midir?
Hislerin nereden uyandığı belli değil midir?
Zaten bunu soran bilmediği için değil bilenen bir şeye işaret etmek için sorar.
Siz de aynı şeyi görmüyor musunuz demektedir aslında
İnsanların aynı hisleri duyabiliyor, birbirlerinin yüreklerini hissedebiliyor olmalarının nedeni belli değil midir?
Yüreğini öyle hissedebildiği zaman o insanı seviyor ve kaybettiğinde içi yanıyor insanın.
Kaybettiği kendisidir aslında… aynada seyrettiği kendisi… onu kaybedince ne kalır ki görünürde?
Sevdiğin yoktur... "SEVEN" vardır... "SEVEN" kendisini sevmektedir
İşte Sevgili Feza Nur’un mısralarından gönlüme damlayanlar… bir kez daha teşekkürler ediyorum kendisine.
Allah gönülleri görebilmeyi nasip eylesin hepimize.









[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır