Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.




Ahrar (Ahrâr) (a) : En hür olanlar. Rabbısından başkasına kulluk etmeyenler. Hak'tan gayrı herkese ve herşeye esaret ve köleliği reddeden özgür Muhammedî Âşıklar.

Ak (Âk) (a) : İnatçı, dik kafalı.

Al (Âl ) (a) : Hile, tuzak, nümayiş, gösteriş.

Aleni (Alenî) (a) : Açıkta, meydanda, herkesin gözü önünde, üryân

Ama (Âmâ) (a): : Kör.

Ara (ârâ) (f) : Süsleyen bezeyen manasına bir son ek. Dil­ârâ: Gönül süsleyen.

Araf (A'râf) (a) : Cennet-cehennem arasındaki yer. Örfler, âdetler, usûller, alışkanlıklar.

Arif (Ârif) (a) : Anlayan, tanıyan. Hal ve kemâl ehli. İrfân sahibi. Tasavvufta kendini ve Rabbini bildiğini anlayan.

Arzı hal (Arz-ı hâl) (a, f) : Hali bildirmek.

Asa (Asâ) (a) : Derviş değneği, sopa, baston, Tasavvufta nefs, hem asâ hem ejderha. Asâ-yı Musa (as) gibi.

Asan (Âsân) (f) : Kolay.

Asi (Asî) (a) : İsyan eden, başkaldıran.

Asi (Âsi) (a) : İsyan eden, haydut, günahkar, isyancı, ahlâksız, kural tanımaz kimse.

Asla (Aslâ) (a) : Hiçbir vakit.

Aşıkan (Âşıkan) (a.f) : Aşıklar.

-a (-â ) (f): : Kelimenin sonuna gelerek o kelimeye “Ey!" manası verir. Dilberâ: Ey dilber! Şehâ: Ey şah! Zahidâ: Ey zahid! gibi... Bazen iki kelime arasına gele­rek manayı kuvvetlendirir: Rengârenk, demâdem

AL (Âl) (a) : Aile , evlat, sülâle, soy. Âl-i Muhammed: Muhammed (sav)'in soyu. Âl-i İmrân: İmrân ailesi gibi.

AN (Ân) (a) : Zamanın bölünemez cüz'ü.Lahza, pek az zaman dilimi. Tasavvufta şehâdet âleminde yaşanmakta olan zamanın Şe'enullah'taki tohumu olan ân. Zamanın aslı.

Aba (Abâ) (a): : Yünden yapılmış kaba kumaş.

Abad (Âbâd) (f) : Mâmûr.

Abd (a): : Kul, köle, Rabbü'lâlemin'in yarattığı insan.

Abdal (Abdâl) (f.t.): : Peygamberlerin üstün sıfatlarını taşıyan (bedel olan) , ebdâl da denilen özel görevli Hakk erenler.

Abes (a): : Boş, saçma, maksatsız, mânâsız şey. lüzumsuz.

Abid (a): : Kullar, köleler.

Abid (Âbid) (a): : İbadet eden.

Abı hayvan, Abı Hayat ( Âb-ı hayvan, âb-ı hayat (f.a): : (Hayat suyu). İnsanı hayatta ve ayakta tutan bir tasavvuf terimi. İçenin ölmeye­ceği su. Bengisu.

Acaib (Acâib) (a): : Çok tuhaf, karışık, anlaşılmaz.

Acbi zeneb (Acb-i zeneb) (a): : Kuyruk sokumu kemiği.

Aceb (a): : Acaba, tuhaf, garip, şaşılacak şey.

Aceba ( Acebâ) (a): : Şüphe ve tereddüt bildiren edat.

Aceblemek (a): : Şaşmak, şaşırmak.

Acemi (a): : Tecrübesiz, toy.

Acib (a): . : Şaşılacak şey

Aciz (Âciz) (a): : Acizde kalan, acze dü­şen, güçsüz, beceriksiz, kabiliyetsiz.

Acuz (Acûz) (a): : Kocakarı.

Acz (a): : Beceriksizlik.

Acziyet (a): : kulluk sıfatlarından olup insanoğlunun fıtrî yaratılışı gereği maddî-manevî güç, kuvvet, tahammül ve sabrının sınırlı oluşudur. Bir kralı bir sivrisinek rahatsız eder. Hiçbir insan yiyip-içmeden yaşayamaz ve bir toplu iğne batırılınca zıplar.

Ad eylemek (t): . : Ün, şöhret kazanmak

Ada (A'dâ) (a): : Düşmanlar.

Ada (Âdâ) (a): : Düşman.

Adab (Âdâb) (a): : Edebler, terbiyeler, üsûller, yollar, kaideler, kurallar.

Adabı Hak (Âdâb-ı Hak) (a): : Hakk'ın usulleri, emirleri.

Adalet (Adâlet) (a): : Hakka uygun davranış, hak tanırlık, haklılık. İlâhî sistemde insanoğlunun hizmetine sunulan Nimetullah'a (herşey, akıl, beden ve tüm kâinât) ilâhî emir doğrultusunda adil davranış. Ne için yaratılmışlarsa o iş için kullanılması ve saygı duyulması. Hakka uygunluk; her şeyi lâyık olduğu ye­re koymak.

Adavet (Adâvet) (a): : Düşmanlık.

Add, adüvv (a): : Düşman.

Aded (a): : Sayı, tane.

Adel, adal (a): . : Aşağılık, daha aşağı. Hayvandan adel: Hayvandan daha aşağı.Adem (a): yokluk, olmayış, bulunmayış

Adem (Âdem) (a): : İlk yaratılan insan ve ilk peygamber. Tüm sûret ve sîretlerin ilki, aslı ve babası. İnsanoğlu zincirinin ilk halkası.

Ademi (Âdemî) (a): : İnsan. İnsanlığa mensup. Bir adam.

Ademoğlu (Âdemoğlu) (t): : İnsan.

Adet (Âdet ) (t): : Görenek, usul, tabîat, alışkanlık.

Adet (Âdet) (a): : Görenek, alışkanlık, usul.

Adeta (Âdeta) (a): : Bayağı, usul olduğu gibi, adet olduğu üzere.

Adil (Âdil) (a): : Adâletle yaşayan, doğru dürüst olan.

Adl (a): : Adâlet, doğruluk. Her şeyi yerine koymak. Adalette bulun­mak.

Adl (a): : adâlet, doğruluk; her zaman, her yer ve her halde herşeye ve herkese en doğru, en güzel, en iyi ve en uygun davranış; adâlet.

Adn (a): : Cennet, oturulacak yer, ikametgah.

Afak (Âfâk ) (a):. : Ufuklar, dış taraf; insanın özünün içinin ve enfûsünün dışında kalan herkes, herşey ve kâinât; dış âlem

Afet (Âfet ) (a): : Kötü bir şey. Kötülük.

Afitab (Âfitab) (f): : Güneş.

Afv (a): : Suçunu bağışlama, özrü kabul etme.

Afüvv (a): : Merhametli, dâimâ affeden, suçu bağışlayan ALLAH Tealâ.

Ahad (a): : Bir.

Ahar (Âhar) (a) : Başka, diğer.

Ahbar (Ahbâr) (a) : Haberler.

Ahd (a) : Söz verme, and içme , yemin etme. ahd zaman, devir.

Ahd ü peyman (a) : Yemin, and.

Ahenk (t) : Uygunluk, denge ve düzenin yerinde oluşu.

Ahfa (Ahfâ) (a) : Daha ( pek,en çok ) hafî ve gizli olan.

Ahir (Âhir) (a) : Son, sonraki, en sonra, en son olan.

Ahiret (Âhiret) (a) : öbür dünya, öteki âlem; insan ömrünün sonundaki hesab, sevab ve azab âlemi.

Ahkaf (a) : Kum tepeleri.

Ahlak (Ahlâk) (a) : İnsanda bulunan iyilik etmeyi ve kötülükten sakınmayı temin eden ruhî , fikrî, zihnî ve beşerî hâl melekesi.

Ahmak (a) : Pek akılsız, sersem, şaşkın. Tasavvufta ise aklı olduğu hâlde aklını gaflet , cehâlet, dalalet ve ihânette kullanan. Âşık insanın zıddı olan ahmak insan.

Ahmed (a) : ( Daha, pek, çok, en çok ) medhedilmiş olan, övülen. Tasavvufta ilk hamdeden, en mükemmel hamdeden Muhammed ( sav ) .

Ahsen (a) : ( Daha, pek, çok, en çok ) güzel , iyi , doğru olan.

Ahseni takvim (Ahsen-i takvîm) (a) : İnsanoğlunun ( daha, pek, çok, en çok ) güzel, iyi ve doğru kıvamda ve uyum sağlayışta yaratılışı.

Ahu Zar (Âh-u zâr- ) (f) : Ah edip ağlamak, sızlanmak.

Ahval (Ahvâl) (a) : Hâl'in çoğulu, hâller, oluşlar, bulunuşlar, durumlar.

Ahvali serencam (Ahvâl-i serencâm) : Başa gelen ve baştan geçen haller.

Ahyar (Ahyâr) (a) : En hayırlılar. İyilik, doğruluk, fazilet ve hasbî hizmette önder Muhammedî Âşıklar.

Ahzan (a) : En hüzünlü.

Ahşam (t): : Akşam.

Aid (a) : İlgili, alâkalı, ilişikli , dolayı.

Aişe (Ayşe) (a) : Yaşayan.

Akalim (a) : İklimler, ülkeler.

Akd (a) : Bağ, bağlama, düğümleme, bağlanma.

Akdam (a) : Kadem'in çoğulu, ayaklar.

Akdem (a) : Kıdem'in üstünlük derecesi, en eski, en evvel

Akdem (a) : Daha önce.

Akdes (a) : En kudsî , en kudsal, en kutlu. İnsanoğlunun kimlik ve kişilik letaiflerinin özündeki sabit nokta. Hable'l-verid noktası. Kara delik. Etrafında dönülen A'yân-ı sabit noktası.

Akide ( akaid) : Dinî inanış, inanç, dine iman.

Akl (a) : Akıl, us. İnsanoğlunun tüm yaratıklar içinde keremli kılındığı mânevî ana unsur. Aslını , şu anını ve akibetini bilme , anlama ve gereğini yapma aracı olan ilâhî nur.

Akmak (t): : Akın etmek, saldırmak, hücum. Meyletmek.

Akraba (a) : Aralarında soy ( ana tarafından) ve nesil ( baba tarafından ) yakınlığı olan kimseler.

Akran (Akrân ) (a) : Eş ve benzer olanlar, yaşıtlar, yakınlar, yaşıt olup aynı yıllarda yaşamış olanlar.

Akreb (a) : Ziyade yakın.

Aks (a) : Çarpıp geri dönme, aynada görünme.

Aksa (Aksâ) (a): : Son, en son, uzakta olan.

Akval (a) : Kal'in çoğulu, sözler.

Akça (t) : Para

Akıbet (Âkıbet) (a) : Sonuç, nihâyet, encâm.

Akıl (Âkil) (a) : Akıllı.

Akılan (Âkılân) (a, f) : Akıllılar.

Ala (Âlâ) (a) : Rütbece yüce ve yüksek olan. Şan ve şeref.

Ala külli hal (Alâ külli hâl) (a) : Her halde.

Alaik (a) : Alâka'nın çoğulu, ilişkiler.

Aldamak (t) : Aldatmak, şaşırtmak.

Aldamak (t) : Aldatmak.

Alem (A'lem) (a) : En iyi bilir. Vallahu a'lem: Allah bilir.

Alem (a) : Bayrak, sancak. Alamet

Alem (Âlem) (a) : (Âlemin) Dünya, kainat. İnsanoğlunun yaratıkları kısımlara bölerek bildiği maddî-manevî bölgeler. Ruhlar âlemi, gökler âlemi...

Alemi Gayb (Âlem-i Gayb) (a) : Görünmeyen âlem.

Alemi Mülk (Âlem-i Mülk) (a) : Tasavvuf terimi, yaşanan bu âlem.

Alemi Vahdet (Âlem-i vahdet) (a, f) : Birlik âlemi.

Alemi kesret (Âlem-i kesret) (a, f) : Çokluk âlemi.

Alet (Âlet) (a) : Araç, organ.

Aleyhisselam (Aleyhisselâm) (a) : Esenlik ona.

Ali (Âli) (a) : Yüksek, yüce, ulu, üstün, zirve , en yukarı.

Ali aba (Âl-i abâ) (a) : Resûlullah (sav) 'in (Livâü'l- hamd) abâsı altındaki hilâfet ve imamiyet zincirinin ilk halkaları olan Resûlullah (sav) , Fatimetü'z-Zehrâ (as) ,Alî (kv) , Hasan (as) ve Hüseyin (as

Ali cenab (Âli cenâb) (a) : Kadri ve kıymeti yüksek olan kimse.

Alil (Âlîl) (a) : kör, sakat, hasta. Kulluğun ana vasıflarından olup varoluş ve yok oluşu sebeplere bağlı ve kendi elinde olmayan. Neticede yokolup gidecek olan.

Alim (Alîm) (a) : Mutlak bilici, bilgisi zâtından ezelî ve ebedî olan ALLAH Tealâ.

Alim (Âlim) (ülemâ) (a) : Çok okumuş, bilgin, ilim sahibi. Tasavvufta kendini ve Rabbini bilen kimse.

Alkış etmek (t) : Övmek.

Allahu Taala (Allâhu Taâla) (a) : Yüce Allah.

Alleme (a) : Öğretti.

Alçaklık (t) : Tevazu sahibi oluş.

Alıp aktarmak (t) : Tutup yere çalmak.

Alışmak (a) : Tutuşmak. Ünsi­yet.

Ama (A'mâ) (a) : Kör, cahil.tasavvufta hiçbir hususta bilinemezlik, ulaşılamazlık, düşünülemezlik ve anlaşılamazlık zifiri karanlığı, kul için körlük diyarı olan ilâhî âlem

Ama (Amâ) (a) : Genellik ve görünmezlik 'alemi, Ahadiyet.

Amal (Amâl) (a) : Amel'in çoğulu, işler, ameller.

Amel (a) : İş, fiil, kulluk görevi, ibadet.

Ami (Âmî) (a) : İrfan sahibi olmayan.

Amim (a) : Genel, yaygın.

Amin (Âmin) (a) : Kabul eyle, öyle olsun.

Amir (Âmir) (a) : Emreden, buyuran, memura görev veren.

Amm (Âmm) (a) : Genel, umumi olan.

Amm (Âmm) (a) : Halk. Halkın irfan sahibi olmayanları.

An (f) : O. Anın: Onun. Anda: Onda.

Ana (Anâ) (a) : Zahmet, zorluk, meşakkat.

Anasır (Anâsır) (a) : Unsur'un çoğulu, unsurlar.

Anasır (a) : Unsurlar, elemanlar, öğeler, ana organlar.

Anasır erbaa (Anâsır-ı erbaa) (a) : Dört unsur (Hava, su, toprak, ateş).

Anber (a) : Güzel kokulu bir nesne.

Anca (t) : O kadar.

Ancılayın - Oncılayın (t) : Onun gibi.

Anda (t) : Orada.

Andak (t) : Onun kadar, o ka­dar. Hemen.

Andan (t) : Ondan sonra.

Andelib (a) : Bülbül.

Ane (T) : Ana, anne.

Anha (a) : Ondan (kadın) .

Anhu (a) : Ondan (erkek) .

Anka (a) : İsmi olup cismi olmayan bir kuş adı ise de tasavvuf terimi olarak Baki varlığı ifade eder.

Ar (Âr) (a) : Utanma. Utanmak.

Ara (t) : Yer, mekan ve zaman arada. O sırada. O yerde.

Araf (A'râf) (a) : Ârif olan (Hakkı tanıyan) kimseler.

Arafat, Arafât (a) : Hac'da kurban bayramı arifesinde vakfeye duaya durulan kudsal tepe. Tasavvufta ârifler karargâhı.

Arasat, Arasât (a) : Arsalar, meydanlar. Kıyametten sonra halkın toplanacağı yer. Mahşer yeri, haşir ve neşir meydanı.

Arayiş (Arâyiş) (f ) : Süs, püs, bezenti.

Araz : Tasavvufta kendi kendine vücûd bulamayıp mevcûd edilme hâli ve keyfiyeti. Cevher olmayan.

Araz (Âraz) (a) : İşaretler, belirtiler.

Arbede (a) : Kavga, gürültü.

Arkuru - Arkırı (t) : Tersine. En­gel olarak.

Arsa (a) : Yer, meydan.

Artık - Artuk (t) : Başka, gayrı.

Arz (a) : Dünya, yeryüzü, toprak, memleket.

Arz (a) : Sunma, gösterme, önüne koyma, bildirme.

Arzu (f) : İstek, dilek. heves, temenni.

Arzulamak (t) : İstemek.

Arı (t) : Temiz.

Arılık (t) : Temizlik.

Arıtmak (t) : Temizlemek.

Arş (a) : Adedi kırk olan vücud mertebelerinin on se­kizinci mertebesidir.

Arş (a) : Çardak, çadır, çatı, taht. Tasavvufta madde ile mânânın arakesitinin madde tarafındaki yüzü, aklın son sınırı.

Asar (Âsâr) (a) : Eserler, izler, belirtiler.

Asayiş (Asâyiş) (f) : Düzgünlük, düzen­lik.

Asayı Musa (Asâ-yı Musa) (a) : Hz. Musa'nın mucizeler gösteren değneği.

Asfiya (Asfiyâ) (a) : Saf, samimi, içi temiz ve doğru olan kim­seler. Safiyet, takvâ ve kemâlât sahibi. Muttakiler.

Ashab (Ashâb) (Â.) : Sahibler. Resûlullah (sav) 'e sahib çıkıp , Resûlullah (sav) 'in de kendilerine sahib çıktığı kimseler olup iki tarafında sahib çıkması şarttır. Ebu Talib Resûlullah (sav) 'in büyümesine sahib çıkıp da islamî tevhid tebliğine sahib çıkmayınca kendisine Resûlullah (sav) 'in sahib çıkması ve islama girmesini çok istemesi ilâhî sistemde geçerli olmayınca Ebu Talib sahabe olamamıştır.

Asil (Asîl) (a) : Aslı temiz, sağlam, köklü, özü adına hareket eden.

Asil Zade (Asil-zâde) (f) : Soylu boylu biri­nin oğlu. Olgun kişi.

Asl (a) : Asıl, kök, dip, kütük, temel, esas, kural ; ilk oluş noktası;başlangıç, baş, hakikat;soy ,neseb; hâlis, sâfî; zâten, esâsen, başlıca, hakikaten.

Asli (Aslî) (a) : Asla mensub. Hususî, özel, seçkin, temelden.

Aspozi : Bugün Malatya'ya bağlı «Yeşilyurt» ilçesi. «Ma'muretü'l-Aziz (Elazığ) vilayetinin Malatya sancağında merkez-i liva bir şehirdir ki, Malatya'nın 4 kilometre kadar garb-ı cenubisinde (güney batısında) ve Fırat'ın garb-ı cenübi tarafında kain (bulunan) va­si' (geniş) bir ovanın kenarında, dağ eteğinde ve Fırat tabilerinden (kollarından) Taşmasu nehrine dökülen bir çayın üzerinde vaki' olup mevkii gayet güzel ve mü­ferrih (iç açıcı) olduğu gibi sokakları dahi muntazam ve temizdir. Aspozi, mukaddema (önceleri) Malatya'­nın sayfiyesi hükmünde olup ahalinin orada köşkleri vardı ve yalnız yazın gidip kışın Malatya'ya avdet eder­lerdi. Ancak 1255 tarihinde Nizib Muharebesi esnasın­da şehre külliyetli asker gelmiş olduğundan ahali sayfi­yelerinden avdet edemeyip orada kışlamağa mecbur ol­muş ve o vakitten kışın dahi orada kalmağa alışmış ol­malarıyla Malatya hali (boş) kalıp harap olmuş; ve As­pozi merkez-i liva ittihaz olunarak ma'muriyeti tezayüd etmiştir. Akarsuları çok ve bahçeleri gayet güzeldir. Yazılı elmaları meşhurdur ki, bu da elmanın kızaraca­ğı vakit üstüne oyma yazılarla yazılmış kağıt yapıştırıl­makla, güneş gören yazı mahalleri kızarıp sair taraf­larının sarı kalmasından hasıl olur. Aspozi, meşahir-i mutasavvıfîn-i kiramdan Niyazi Hazretlerinin maskat-ı re'si (doğum yeri) olup Niyazi köyü namıyle şehrin civarında bir karye (köy) dahi vardır. Ahalisi, 6.000 kişi raddesindedir. Rutubeti ziya­decedir .» (Kamüsü'l-Alam, c. I, s. 185)

Ass, assı, ıss, ıssı (t) : Fayda, menfaat, kâr, kazanç.

Assı (t) : Kâr, fayda.

Astar (a) : Setr'in çoğulu, örtüler.

Asude (Asûde) (f) : Rahat.

Asuman (f) : Gök.

At (-ât ) (a) : Arapça kelimelerin sonuna gelen çoğul edatı Malum-malumat, mevcud-mevcudat gibi...

Ata (Âta) (a) : Bağışlama, bağışlar, hediyeler Vermek..

Atayi (Atâyi) (a, f) : İstenmeden veril¬miş. Tanrı vergisi.

Atlas (a) : Bir çeşit ipekli kumaş.

Attar(a) : Itırlar (güzel kokular) satan, saçan. Gerekli şeylerin hepsini sa-tan.Ünlü mutasavvıf Feridüddin Attar.

Avalim (Avâlim) (a) : Dünyalar, alemler.

Avam (Avâm) (a) : Herkes, kaba ve cahil ayak takımı, umumen , herkes, ham-alasulu tüm topluluk.

Avane (Avâne) (a) : Yardakçılar, kafadarlar, yardımcılar.

Avare (Âvâre) (f) : Boş gezen, serseri, aylak. Başıboş, yersiz yurt¬suz.

Avaz (Âvâz) (f) : Ses.

Avn (a) : Yardım. AvnullahALLAH yardımı.

Avret (a, t) : Kadın, avrat.

Avunmak (t) : Oyalanmak.

Ayamak, ayaltmak, ayartmak (t) : Baştan çıkartmak, iğfal ve idlâl etmek.

Ayan (A'yân) (a) : Aynlar, gözler. Tasavvufta oluşum kaynağı , gözesi.

Ayan (Ayân) (a) : Belli, açık, meydanda, ıyânda.

Ayan (Âyân) (a) : Görünüşler.

Ayan - Iyan (a) : Gözle görülmek, ortada.

Ayanı Sabit (A'yân-ı sabite) (a) : ALLAH Tealâ'nın kaza, kader, irade ve dilemesiyle halkedişindeki ilk kimlik ve kişilik nüvesi; aynî sabitlik; herşey o şey, herkes o kimse...

Ayat (Âyât) (a) : Âyetler, işâretler. Deliller.

Ayağ- Ayak (f) : Kadeh.

Ayağın durmak (t) : Ayağa kalkmak.

Ayb (a) : Utanılacak hal, hareke¬t, kusur, ayıp.

Aye (t) : El ayası, avuç.

Ayet (Âyet) (a) : Kur’ ân-ı Kerim'deki mânâsı tam söz. Kur'ân-ı Kerîm'deki cümleler. Delil. Alâmet , işaret, şerîatın şiârı.

Ayeti küll (Âyet-i Küll) (a, f) : Tam ve bütün delil.

Ayine (Âyine) (t) : Ayna.

Ayn (a) : Ayn göz ; tıpkısı, aslı, kendisi; kaynak, gözek, pınarın çıkış yeri.

Aynen (a) : Aynı olarak, tıpkısı, kendisi.

Aynı (Aynî) (a) : Hep o , başkası değil.

Ayrık - Ayruk (t) : Artık. Başka.

Ayrıksamak (t) : Yabancı bulmak.

Ayrıksı - Ayruksu (t) : Başkaca, diğer.

Ayyar (a) : Düzenbaz. Selçuklular devrinde ve Safaviler zamanında Bağdat ve İran' da fütüvvet yolunun kılıçlı takımı. Milis asker.

Ayık (t) : Uyanık.

Ayıtmak (t) : Söylemek, demek. Hitab etmek.

Ayş (a) : Yaşayış, yaşama. Zevk ve safâ.

Aza (Âza) (a) : Uzuvlar, vücudun parçaları.

Azab (a) : Suçlulara ceza vermek. işkence, keder.

Azad (Âzâd) (f) : Hür. kimsenin kölesi olmama, hür olma.

Azade (Âzâde) (a) : Hür, serbest.

Azam (Â’zâm) (a) : En büyük.

Azamet (a) : Büyüklük,ululuk,kuram.

Azametullah (a) : ALLAH'ın gözle görülen, hissedilebilen ve akılla anlaşılabilen büyüklüğü, ululuğu.

Azdırmak (t) : Yolunu kaybettir¬mek, yoldan çıkarmak.

Azim (Azîm) (a) : Pek büyük, ulu. Azametli, büyük, ulu olan ALLAH Tealâ.

Azim - Azm (a) : Bir işe, bir şeye sarılmak.

Azm (a) : Kasıd, niyet, karar.

Azmak (t) : Yoldan çıkmak. Yol yitirmek.

Azmetmek (a.t.) : Kesin karar vererek bir işe girişmek.

Azrail (a) : Ölüm meleği.

Azze ve Celle (a) : Azîz ve Celîl olan ALLAH Tealâ.

Azık (f, t) : Yol yiyeceği. Yiyecek, yolculuk nevalesi, yolda yenecek şey-ler.

Azıtmak (t) : Yol yitirmek. Yoldan çıkmak ve çıkarmak, taşkınlık et¬mek.

Ağaaz etmek (Ağaaz etmek) (f, t): : Başlamak.

Ağah (Âgâh) (f): : Bilgili, haberli, uyanık.

Ağaç at (Ağaç at) - Ağaçtan at (t): : Tabut,salaca.

Ağmak (t): : Yukarıya çıkmak. Uçmak, Yükselmek, dolaşmak.

Ağniya (a): : Gani'nin çoğulu, zenginler.

Ağyar (a): : Gayrı kimseler, başkaları, yabancılar, yâr ve yâran olmayanlar.

Ağı - Ağu (t): : Zehir.

Aşir (a) : Kur'ân'dan on ayet.

Aşk (a) : Işk, sevgi, tutku. Tasavvufta ham aklın ilâhî nakle kavuşumundan doğan Arş'ı aşabilen ilâhî anlayışın anlatılamaz ancak yaşanınca anlaşılır olan adı. Aşk,üstün, ileri derecede sevgidir ki, bu ancak ta¬savvufla uğraşanlar (Mevlana, Yunus, Muhyiddin-i Arabi, Muhammed Nuru'l-Arabi, Mısrî, Nesimî ve ben¬zerleri gibi büyük mütefekkirler) tarafından Allah hakkında kullanılır. Böylece de Allah'a ait bir isim olarak kabul edilmiştir..

Aşmak (t) : Geçmek, Dağı beli geçmek.

Aşüfte (f) : Dağınık, perişan.

Aşık (Âşık) (a) : Birine veya birşeye tutkun. Tasavvufta kendini ve Rabbini bilen, anlayan ve gereğini yerine getirip yaşayan Kur'ânî neş'eyi şühûda aynen çıkaran Muhammedî derviş.

Aşık (Âşık) (a) : Seven.

Aşıkar (Âşikâr) (f) : Apaçık, meydanda.

Aşına (Âşinâ) (f) : Bildik, tanıdık,âşnâ.

ab (Âb) (f): Su. : Su.



A B C Ç D E F
G H I İ J K
L M N O Ö
P R S Ş
T U Ü
V Y
Z

[ Geri Dön ]

Tasavvuf Sözlük

Ç,I,Ü,Ö,Ş,Ğ gibi harfleri görmek için lütfen Mozilla Firefoxta açınız

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır