Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.




Bun yeri (t): : Şaşkınlık, aciz yeri.

-ber (f) : Kelimelerin sonuna gelerek o kelimeye «alan, getiren, götüren» manası ekleyen bir' son ek. Dil-ber Gönül alan. Peygamber Haber getiren, peygamber.

-bin (f) : Farsca kelimelere eklenerek o kelimelere “gö¬rücü, gören” manasını katar. Dur-bin Uzağı gören, dürbün. Hak-bin Hakkı gören. Dide-i- Hakbin Hakk'ı gören göz.

Bab (Bâb) (a) : Kapı. Bir kitabın bölümlerine verilen ad.

Bac (f, t) : Vergi.

Bad (Bâd) (f) : Yel, rüzgar.

Bade (Bâde) (f) : Şarap. içki.

Badya - Batya (t) : Topraktan yapılan, su ve içki içilen kap.

Badı saba (Bâd-ı sabâ) (f) : Sabah rüzgarı.

Bagi (Bâgi) (a) : Haksızlık eden, serkeş, azgın.

Bagli (Bâgli) (a) : Buluğa (rüşde, erginliğe) eren.

Baha (Bahâ – Paha) (a. t) : Değer, kıy¬met. Güzellik.

Bahadar (Bahâdar) (t) : Yiğit, güçlü kuv¬vetli kahraman.

Bahane (Bahâne) (f) : Kusur, noksan, eksik.

Bahar (a) : Güzellik; bahar mevsimi. Nev bahar (f) İlkbahar.

Baharistan (f) : Bahar yeri; ilkbahar mevsimi.

Bahil (a) : Nekes.

Bahnı hud (Batn-ı Hût) (a, f) : Balığın karnı.

Bahr Bahır (Bahr – Bahır) (a) : Deniz.

Bahremend (f) : Hisseli.

Bahreyn (a) : İki deniz. Tasavvufta Bahr-i Vücub ve Bahr-i imkan diye isimlendirilen iki deniz.

Bahrı muhit (Bahr-ı muhit) : Her tarafı kaplayan deniz; Hak vücudu deryası. (Tasavvuf terimi). .

Bahrı umman (Bahrı umman (Bahr-ı ummân) (a, f) : Uçsuz bu¬caksız deniz.

Bahs (a) : Konuşulan şey.

Baht (a) : Öz, halis, saf. Zat-ı baht Sırf zat, Allah.

Baht (f) : Talih, kader, talih, kısmet.

Bahtıyâr(f) : Kaderi yâr olan, talihli, mutlu, mesud kimse.

Bahş (f) : Bağış, ihsan.

Bak (Bâk) (f) : Korku.

Bakaa (a) : Daimi kalış. Ölüm¬süzlük.

Bakara (a) : Sığır, inek.

Baki (Bâki) (a) : (Büka'dan) Ağlayıcı, ağlayan.

Baki (a) : (Beka'dan) Daimi, ebedi kalıcı, daimî olan ALLAH Tealâ.

Bakuben : Bakıp.

Bakım (t) : Birine, bir şeye bakış. Görüş.

Bakıy (Bâkıy) (a) : Kalan, ölümsüz.

Bal (Bâl) (f) : Kanat.

Bala (Bâlâ) (f) : Yüksek, yukarı, uzun.

Balaban (t) : İri. Çakır doğan ku¬şu.

Balkımak (t) : Parıldamak.

Balığı taşa çalmak (t) : İşi boz¬mak. Bitirmek.

Bang (f) : Ses.

Bang - Cemâat (f) : Ezan.

Banlamak : Ezan okumak

Bar (Bâr) (f) : Defa kez. Her bar Her defa, her kez.

Bar (Bâr) (f) : Yük manasına da gelir «Ar u ırz ile gelip âşıklara bâr olmasın» mısraında olduğu gibi.

Bar gah (Bar-gâh) (f) : Yük yeri. Büyükle¬rin sarayları

Bar tutmak (t) : Paslanmak.

Baran (Bârân) (f) : Yağmur.

Barek Allah (Bârek-Allah) (a) : Allah mübarek etsin!

Bari (Bârî) (a) : Yaratan, yaratıcı ALLAH Tealâ. Avn-i Bârî ALLAH Tealâ yardımı.

Barika (a) : Şimşek, yıldırım.

Bariz (Bâriz) (a) : Âşikâr, meydanda, açık, zâhir.

Bas (Ba's) (a) : Gönderme; diriltme.

Basal (a) : Soğan.

Basar (a) : Göz; görme. Bî-basar Gözsüz. Tasavvufta kafa gözü ve dış âleme (âfâk) bakma işlemi olup görmenin gerçek olması için kalb gözünün enfûsî (iç âlem) basîreti ile birlikte âdeta basar ( objektif) ve basîret ( okuler) dürbünü olması gerekir.

Basir (Basîr) (a) : Gören, görücü ALLAH Tealâ.

Basiret (Basîret (a) : İleriyi görmek, gönül gözüyle görüş, öngörüş, seziş, enfüsî hikmetli görüş.

Basit (a) : Sade, düz, arızasız, engelsiz,yalın; dış görünüş.

Bast (a) : Yayma, açma, uzun uzadıya anlatma. Tasavvufta gönül ferahlığı, sırları sezişte ilerleme ve tekemmül devresi, coşkunluk hâli. Nefsin bast hâlinde nefs kendini bilir , Rabb'ından razı olma yolunu izler, itiraz ve şikayetinin yerini rıza ve şükür etme alır. Nefs kalbî bastı yaşamak için ilâhî lütuf ve rahmeti arar ve umar. Nefs, ruhî bast hâlinde İhsanullah'ı hedef seçer. Nefs sırrî bastta ilâhî sırları ve eşyanın hakikatını isim zarflarının içini okur. Nefs hafî bastta eşyanın ustasını hazır-nazır bilir , gizli sırları okur ve anlar. Nefs ahfâ bast hâlinde tüm resimlerde ressamı görür, eserlerde ustayı bulur. Nefsin Resûlullah (sav) 'in Muhammedî mahviyetinde akdes bastı ise AaLLAH Tealâ'yı kaza, kader, irade ve dilemesinde mutlak ilâh bilip her yer , her zaman ve her hâlde içerde şah damarından yakın ve dışarda herşeyi, olayı, zamanı ve zannları yutucu olduğuna mutlak inanan Muhammedî bizlik ve bilelik denizinde bir damla olarak kulluk imtihanı deryasındaki yerini alır, yaşar ve kulluğunu isbat eder.

Basıt (Bâsıt) (a) : Yayan. Bâsıtü'r-rızk rızkı yayan ALLAH Tealâ.

Batn (a) : Karın, ana karnı. Tasavvufta kardeşlerin buluştuğu ana batnı, sıla, anayurt.

Battal (Battâl) (a) : Çok batıl, asılsız.Tembel.

Batıl (Bâtıl) (a) : Yanlış, asılsız. Gerçek karşıtı. Hakikat olmayan, boş şey, boş, beyhude, yalan, çürük, butlan. Tasavvufta hak olmayan, Emrullah'ta inanılması yasaklanan , insanoğlunun tercih etmemesi gereken inanç, fikir ve görüşler. Hakkı ibtal edip geçersiz kılan. İnanıldığında şerri ve kötülüğü işleten içteki inanç, niyet, kast. Kulluk imtihanındaki reddedilen negatif uç.

Batın (Bâtın) (a) : Görünmeyen. Allah Teâlâ adlarından..

Batın (Bâtın) (a) : İç.

Batın gözü (Bâtın gözü) (t) : Can gözü.

Batına (Bâtınâ) : İç yönden. İnsanoğlunun enfüsî ve manevî âlemi. Gizli ve görünmeyen yüzü. İnanç karargâhı. Dıştaki denge ve düzenin temellerinin oturduğu iç sahası.

Batıniyye (Bâtıniyye) (a) : İç âlem olan bâtınî sırları anlayış ve yaşayışta ifrat ve aşırılığa kapılan, inanç sisteminin zâhirine (şerîate) değer vermeyen bâtıl yol izleyenler. İlâhlık iddiasına kadar gitmişlerdir. Hasan Sabbah vs… Batmak (t) Pislenmek, kirlen¬mek.

Batını (Bâtınî) : dahilî, içyüzdeki sır ve hakikatle ilgili. İnsanoğlunun iç âlemdeki parmak izi gibi özel ve kişisel bölgesi.

Bay (t) : Zengin.

Bayağı (t) : Değersiz. Olduğu gibi.

Baylık (t) : Zenginlik.

Baymak - Bayımak (t) : Zengin olmak.

Bayık (t) : Gerçek, meydanda.

Baz (Ba'z) (a) : Bir kısım, bir takım; bir şeyin küçük bir par¬çası.

Bazar (Bâzâr) (f) : Alışveriş; çarşı, pazar. alışveriş yeri.

Bazen (Bâzen) (a) : Vakit vakit, ara sıra, bâzân.

Bazergan, bezirgan (Bazergân – Bezirgân) (f) : Alış-ve¬rişle uğraşan, tacir.

Bazı (Ba'zı) (a) : Bir kısmı.

Bağ (f) : Sebze, meyve ve çiçek ekilen alan.

Bağrı başlı (t) : Göğsü, yüreği yaralı.

Bağüban (Bâğübân) (f) : Bâğbân, bağcı, bahçıvan.

Bağı Rıdvan (Bağ-ı Rıdvan) (f.a) : Cennet bahçesi.

Bağır (t) : Göğüs.

Baş (t) : Kafa. Çıbanın, yaranın işleyen başı.

Baş vurmak (t) : Sonu gelmek.

Be gaayet (a, f) : Çok, pek fazla.Sona dek.

Becid (a, t) : "Bi cid"den bozma, acele, adam – akıllı, iyice, ciddi, gerçek.

Bed (f) : Kötü, çirkin. Bed amel Kötü, çirkin iş. Bed huy Kötü huylu.

Bed baht (Bed-baht) (r) : Bahtı kötü, talih¬siz.

Bed nam (Bed-nâm.) (f) : Kötü adlı. Adı kö¬tüye çıkmış.

Bedar (Be-dâr) (f) : Darağacına asılmış olan.

Beddua (a) : Kötü dua , kötülüğünü bekleme (intizâr) , ilenç.

Bedel (a) : Karşılık, karşı, yerine verilen, ivâz.

Beden (a) : Gövde, vücud. Çoğulu Ebdan. İnsanoğlunun canevi merkezinin muhiti olup bu âlemde varolup fiilen yaşamasını sağlayan hücre, organlar topluluğu ve gövdesi. Mevcûd gözüken heykel. Tasavvufta beden dış kab olup tüm letâifleri kapsayan, nefsin kulluk imtihanındaki en mükemmel âlet ve edâvât. Zâhirî kişilik kimliği ve insanın varoluş, yaşayış ve ölüş çizgisindeki en olgun hâlidir. Sınırlı, sorumlu, geçici ve izâfî bir varlık olup tüm kulluk imtihanı oyunları beden sahnesinde oynanır. Sâlih ameli doğurmayan imân zâten kısır ve kusurdur. Beden cana cisim, ben'e ten, gerçek vücûda mevcûddur.

Bedi (Bedî') (a) : Eşsiz - örneksiz. Allah Teâlâ adlarından.

Bedii (Bediî) (a) : Güzel, güzelliği halkedilişinden gelen, genel güzelliğe uygun.

Bedr (a) : Ay; ayın on dördü.

Bedter (Bed-ter) (f) : Daha da kötü, pek fena.

Behime (behâyim) : Dört ayaklı hayvan.

Behlul (Behlûl) (a) : Çok gülen, çok gülücü, güldürücü. Manevî ve itikadî hayra hasbî hizmetçi.Harünü'r-Râşid zamanında yaşamış velîliğini delice göstermiş gönül ereni.

Behre (f) : Hisse, pay, kısmet.

Behreyab (f) : Hissesi ve nasibi olan.

Bek (t) : Bey.

Beka (a) : Devamlılık, ebedilik, ölmezlik. devam, sebat, evvelki hâl üzere kalma, bâkilik. Tasavvufta kulun; her zaman, her yer ve her hâlde değişkenliği (fenâsı) Sünnetullah (İlâhî Kanun) gereğidir. Muradullah ise kulun, kulluk imtihanı sonunda tahkik (hakikat olan) tevhidî şehâdete kavuşup beka bulmasıdır. Emrullah sonuçtaki bu bekanın bilinmesi, anlaşılması, yaşanılması ve kavuşulmasındaki gerekli kuralları ve yolları açıkça bildiren ilâhî hükümlerdir.

Bekri (a) :. : Bukre, yani sabah sö¬zünden bozma Uyanır uyanmaz içkiye başlayan. Alkolik

Bektaş (t) : Akran, eş, yaşıt.

Bektaşi (Bektaşî) (t) : Makalât isimli kitabın sahibi olan Hacı Bektaş Velî Hazretlerinin tarikatı ve bu tarikatın mensubu olan kimse.

Bel (t) : Acıklık, görünüş..

Bel bağlamak (t) : Teslim ol¬mak, hizmete koşulma.

Bela (Belâ – Belî) (a, f) : Evet, Tasdik sözü.

Bela (Belâ) (a) : Arabça'da olumsuz soruya verilen cevab. Bilâkis denilip ayrıca cevabı olumlu ya da olumsuz verilir.Bezm-i Elest'te her nefs Rabülâlemin'in " Rabbınız değil miyim?" sorusuna " kalü belâ ve şehidnâ bilâkis Rabbımızsın ve biz buna şâhidiz” dediler .

Bela (Belâ) (a) : Gam, keder, müsibet, âfet, cezâ, çok zor iş. Tasavvufta kulluk imtihanı çileleri , sıkıntıları, zıdları zevketme acıları. beliyye.

Belam (Bel'am) (a) : Hz. Musa'ya düşman bir Yahudi hahamı.

Belde (a) : Şehir. Beldan Şehirler, şehir, kasaba, memleket, beled.

Beleş (t) : Bedava, parasız.

Beli (f) : Evet.

Belirmek (t) : Belli olmak.

Beliyyat (a) : Belalar.

Beliğ (a) : Düzgün ve açık söz söyleyen.

Belki (t) : İhtimâl, umulur, olabilir, ne bilirsin ki , hatta.

Ben : Mütekellim, sözü konuşan, birinci tekil şahıs. Tasavvufta ise " ben" insanoğluna kulluk imtihanında verilen sınırlı, sorumlu, izâfî ve geçici kişilik kimliği. Mutlak ben (Ena ALLAH Ben ALLAH'ım!) kendisi olan ALLAH Tealâ geçici benlik vererek keremli kıldığı kuluna " Bu Esfelin'den (benlik batağından) İlliyyin'e (Mutlak Benlik) kavuşmasını ve kulluk imtihanı olan Tevhidî Şehâdet şerefine yükselmeyi" emretmiştir. Muhammedî Tasavvuf kulun kendini (izâfî benliğini) ve Rabbısını (Mutlak Benlik) bilmeyi, anlamayı ve ona göre kulluk imtihanı olan dünya hayatını (sırat köprüsü) yaşayıp geçmeyi esas alır, inandırır ve iki âlemde yaşatır...

Ben, ban (t) : Azeri, Çağatay ve batı Türkçe’sinde fiil¬lerin sonlarına gelen bir atıf edatı. Görüben Görüp.

Bend (f. t) : Bağ, bağlanma, yular, rabıta, bağlama. Düğüm.

Bende (f) : Bağlı olan kimse, kul, köle, bağlı, abd.

Beng (f) : Afyon.

Bengi (f) : Afyon tiryakisi.

Beni (Benî) (a) : oğullar. Benî Âdem Âdemoğulları. Benî İsrail İsrailoğulları, yahudiler.

Ber (f) : Üzere. Ber-mutad Alışılmış olduğu üzere. Ber-karar Kararlı olarak, devamlılık üzere.

Beraber (f) : birlikte bulunan, birarada olan, eşit ve farksız bile oluş.

Berat (Berât) (a) : Bir yere, bir mevkiye sahip olmayı gösteren ve hükümet tarafından veril¬miş olan resmi kağıt. rütbe, nişan ve ayrıcalık verildiğini bildiren ferman. Tasavvufta benlikten Muhammedî bilelik ve bizliğe vuslatın, asl'a ve sıla'ya kavuşumun gerçek oluş hâlidir.

Berat (a) : Beri olma, istisna, bir davanın neticesinde ilişiksiz çıkma.

Bere - Berre (f) : Kuzu.

Berekat (Berekât) (a) : bereketler, meymenetler, saâdetler, mutluluklar. Tasavvufta İlâhî ve Muhammedî bilelik birrinde buluşmadır. Akdeniz'e ulaşan damla Akdeniz'dir. Damladır, deryadır.

Bergüzar (Bergüzâr) (f) : Hediye, hâtıra, andaç, armağan. Tasavvufta sevilenin sevene selâmı.

Berhudar (Berhudâr) (f) : Bir hayra, bir kıs¬mete sahip olmak. Hayırlar elde etmek

Beri (Berî) (a) : Kurtulmuş, kulluk imtihanının benlik davasından berâat eden , kurtulan, sâlim kalan. Bâtıl ve şerden elini eteğini ve özünü uzak kılan, çeken ve hakka-hayra yönelen.

Beriyyat (a) : Sağlamlıklar, korunmalar.

Berk (t) : Sağlam, kuvvetli.

Berkarar (Ber-karar) (f.a) : Kararlı, yerleşik, yerli.

Berr (a) : Kara, toprak. Bahr ü berr Deniz ve kara.

Berr (a) : Ebrârlardan olan , doğru sözlü, hayrın hasbî hizmetçisi, ilâhî iyilerden olan.

Berzah (a) : köprü. (Tasavvufi terim olarak, Muham¬med'in . oturduğu makam.), iki âlem arasındaki arakesit ve geçit bölgesi. Madde olan beden (nefs) ile mânâ olan ruh arasındaki kalb berzâhı gibi.

Bes (f) : Yeter, yeterli.

Besmele (a) : Başlangıç. " Bismillâhirrahmanirrahim Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın ismiyle" cümlesinin adı. " Bismillah" kısacası.

Beste (f) : Sözün makam ve ahenk içinde söylenişi.Bezm-i Elest'te mâsivânın (ALLAH'tan gayrı herşey ve herkes) Mim-i Muhammed'den , tek ağızdan, tek sesle , hepbirlikte ve birkerede " belâ" demeleri. Elest Bestesi, tüm mevcûdatın Rububiyyet Tevhidini kabulü ilânıdır.

Beter (t) : Daha kötü, daha fenâ, çok çirkin.

Bevvab (Bevvâb) (a) : Kapıcı. .

Bey olmak(t) : Baş olmak. Zenginleşmek.

Beyaban (Beyâban) (f) : Çöl.

Beyan (Beyân) (a) : Anlatma , açıkça söyleme, kesin bildirme.

Beyn (a) : Ara, aralık, arada, arasında.

Beyne hu Beynallah (a) : ALLAH ile kul arasında.

Beynel havf ver reca (Beyne'l-havf ve'r-recâ) (a) : korku ile umut arasında.

Beynel milel (Beyne'l-milel) (a) : milletler arası.

Beyt (a) : Ev, mesken, oba, ocak.

Beyti Mukaddes (Beyt-i Mukaddes) (a) : Kudsal ev, Kudüs Camii, Mescid-i Aksâ. Tasavvufta kapısı sadece Rabbü'lâlemin sevgisine açık olan kalb.

Beyti dil (Beyt-i dil) (a.f) : Gönül evi.

Beytullah : ALLAH'ın evi, Mescid-i Haram, Kâbe.

Beytül Ahzan (Beytü'l-Ahzân) : Yakub (as) 'ın hüzün evi (kalbi) .

Beytül Hikmet (Beytü'l-Hikmet) : Muhammedî âşıkların hikmetler yurdu olan gönülleri.

Beyza (a) : Yumurta; çok beyaz.

Bezek (t) : Süs - püs.

Bezemek (t) : Süslemek, tezyin etmek.

Bezenmek (t) : Süslemek.

Bezistan (f) : Bütün kumaşların toplandığı yer.

Bezl (a) : Bol bol verme, saçma, yağdırma.

Bezm (f) : Meclis; sohbet ve muhabbet meclisi, Tasavvufta parmak-yüzük gibi ilelik bezmi dünya, et-tırnak gibi bilelik bezmi ahiret. Muhammedî biz ve bile oluşun bu âlemde yaşayış şuûru ise ilâhî aşktır.

Beşaret (a) : Müjde haberi, muştu.

Beşe - paşa (t) : Ulu reis, yüce dereceli kişi.

Beşer (a) : İnsanoğlunun cins ismi. Seyyidü'l-Beşer Muhammed (sav) .

Beşeri (Beşerî) (a) : İnsana mensub, insanla ilgili, insanî.

Bi (Bî) (f) : Nefiy eki. Bî karar, karar¬sız gibi. Farcsa kelimelerin başına gelerek o kelimeye «...sız» hali verir.

Bi haber (Bî-haber) (f) : Habersiz.

Bi had (Bî-had) (f) : Hudutsuz, sonsuz, sınırsız.

Bi hiş (Bî hiş) (f) : Kendinden geçmiş,habersiz.

Bi hod (Bî hod) (f) : Kendini yitirmiş. Sahibi olmayan, kimsesiz, kendine sahip olmayacak derecede mest, kendinden geçmiş olan kimse.

Bi kem (Bî-kem) (f) : Eksiksiz, tam olarak.

Bi keser (Bî-kes) (f) : Kimsesiz.

Bi külli (Bi küllî) (a) : Tüm, tamamıyla, hepsi.

Bi mekan (Bî-mekân) (f) : Mekânsız, yersiz, yurtsuz.

Bi midad (Bî-midad) (a) : Mürekkepsiz.

Bi misal (Bî-misal) (f.a) : Eşsiz, benzersiz.

Bi nihayet (Bî-nihayet) (f.a) : Sonsuz, tükenmez, sınırsız.

Bi nişan (Bî-nişan) (f) : Nişansız, izi olmayan.

Bi payan (Bî-pâyân)(f) : Sonsuz, sınırsız.

Biar (Bî-ar) . : Arsız

Biat (Bîat) (a) : bey-at, kabul ve tasdik muamelesi. Kur'ân-ı Kerîm'de ;Resûlullah (sav) 'e bîat eden ensarın elleri üzerinde Yedullah (ALLAH'ın eli) olduğunu bildiren âyet-i celîle kabul ve tasdik (müslim-mümin) şehâdet tevhidinin ilâhî zincirini zevk zuhûratıdır.

Bican (Bîcan) : Cansız.

Bicihet (Bî-cihet) (f.a) : Cihetsiz, yönsüz.

Bidar (Bîdar) (f) : Uyanık. Uykusuz.

Bidat (Bid'at) (a) : sonradan ortaya çıkan şey. İfrat ve tefrit olanları saptırıcı olup i'tidal üzere olanları güzeldir. Teravih namazının sonradan câmilerde kılınması gibi. Dinde yeni bir iş şekli çıkaranların Kur'ân-ı Kerîm ve sahih hadis-i şeriflere iyice bakmaları son nefesleri için çok çok önemlidir.

Bidayet (Bidâyet) (a) : başlangıç, başlangıcında.

Biduhan (Bîduhan) (a) : Dumansız.

Bigane (Bîgâne) (f) : Yabancı. Kayıdsız, alâkasız.

Bigi (t) : Gibi.

Bihar (a) : Bahr'ın çoğulu, denizler.

Bihilaf (Bîhilaf) (a) : Hilafsız, yalansız.

Biihtiyar (Bî-ihtiyar) (f.a) : Elinde olmaksızın.

Biirtiyab (Bî-irtiyab) (f.a) : Şüphesiz, hiç şüphesiz.

Biiznillah : ALLAH'ın izniyle.

Bikir - Bikr (a) : Dokunulma¬mış.

Bikr (a) : Dokunulmamış kızoğlan kız, genç kız, bekâret. Tasavvufta ilk ismeti korumak.

Bil (t) : Bilgi, kavrama, nişan. Bilik İlim.

Bilad (a) : Belde'nin çoğulu, şehirler, kentler.

Bilakis (Bilâkis) (a) : aksine, tam tersine.

Bile (t) : Beraber.

Bilelik (t) : Beraberlik

Bili (t) : İlim.

Biliş (t) : Bildik, yabancı olmayış.

Billâhi - Billâh (a) : Allah hakkı için. Yemin.

Bimar (f) : Hasta, dertli, uykusuz, sayrı.

Bin (a) : oğul.

Bina (Binâ) (f) . : Görücü, gören

Bina (a) . : Yapı, ev

Bint (a) : kız.

Binye-Bünye (a) : Beden yapısı.

Birader (Birâder) : erkek kardeş.

Birin birin (t) : Birer birer, teker teker.

Birle (t) : İle, beraber.

Birr (a) : Kulda ilâhî iyilik, güzellik ve hayrın yansıması. Halka karşı birr, HAKK'a karşı takvâ.

Biryan (Biryân) (f) : Tavada, tepside susuz pişirilip ateşte kızartılan kebâb. Büryân, püryân, pîren. Tasavvufta kendi öz ateşinde kavrulan âşık kalbi.

Bisat (a) : Kilim, keçe gibi yere döşenen şey.

Biti(t) : Mektup, kitap. Amel defteri. Alın yazısı.

Bitrişmek (t) : Birleşmek, ittisal.

Bivefa (Bî-vefa) (f.a) : Vefasız, dönek, sebatsız.

Bizar (Bizâr) (f) : Rahatsız bıkmış, usanmış, kırgın, küsmüş, bezgin.

Bizar etmek (Bizâr etmek) (f, t) : Bezdirmek

Biçare (Bî-çare) : Çaresiz.

Biş (f) : Çok.

Biş ü kent (f) : Çok – az, Türkçe’de “az-çok” tarzında söylenir.

Bişe (f) : Orman.

Bişek (Bî-şek) (a) : Şüphesiz.

Bişumar (Bî-şumar) : Hesapsız, sayısız, pek çok.

Bostan (f) : Koku yeri; çiçekli ve ağaçlı bahçe; sebze bahçesi, kavun karpuz.

Boyun burmak (t) : Teslim olmamak.

Boyun eğmek (t) : Tabi olmak.

Boyun vermek (t) : Teslim olmak.

Bozayazmak (t) : Nerdeyse bozacak tarzda hareket etmek..

Bozpusarık (t) : Dumanlı, sisli.

Bozyapalak (t) : Fazla tüylü ve boz renkli

Boşmak - Boşumak (t) : Hiddet etmek

Boşu (t) : Kızgınlık, öfke.

Bu (Bû, buy) (f) : Koku

Bud (Bu'd) (a) : Uzaklık, boyut.

Budu vücud der miyan (Bûd-u vücûd der miyan) (f) : Var yok ortada (Her şeyden vazgeçmek).

Buhl - Buhul (a) : Nekeslik.

Bulanmak (t) : Kirlenmek. Gö¬nüle kötü düşünce ve şüphe getirmek.

Bular (t) : Bunlar.

Bun yeri (t) : Şaşkınlık, aciz yeri.

Bunda (t) . : Burada, buraya

Burağ - Burak (a) : Şimşek gibi yürük cennet atı (Açıklama'ya bk.)

Burc (a) : Kal'a kulesi. Arz kü¬me yıldızlara verilen meda¬rının on ikide biri, ad. Yıldız kümesi.

Buru (Bûrû) (f) : Hisar.

Bute (a) : İçinde maden eritmeye mahsus kap, pota.

Butlan (Butlân) (a) : Bâtıl oluş, bâtıllık, çürüklük, sonuçsuzluk.

Butsan (Bûstân) (f) : Gül bağı, çiçek bahçesi. Tasavvufta dervişlerin gönülleri ve âşıkların âşk evleri.

Buçuk (t) : Yarım.

Buğ - Buğu (t) : Buğu, duman.

Buğz - Buğuz (a) : Kin, nefret, adâvet, sevmeme, aleyhinde ve o kimse duyunca hoşlanmayacağı sözü etmek (ki söylenen gerçek bile olsa, bugzdur. Yalan ise beteri olup, iftiradır.)

Börkümek (t) : Püskürmek, fışkırmak.

Bühtan (Bühtân) (a) : İftira. yalan olan iftira.

Bülbülan (f) : Bülbüller.

Bünyad (f) : Asıl, esas, temel.

Bünyad eylemek (Bünyâd eylemek) (f, t) : Yapmak, kurmak

Bünyan (f) : Yapı, bina.

Bünye (f) : Beden, vücûd,yapı.

Bürdü bar (Bürd-ü bar) (f) : Mal – mülk.

Bürhan (a) : Senet, isbat belgesi, delil, tanık, hüccet, isbat.

Bürran (f) : Keskin.

Büryan (f) : Kebap.

Büstan (f) : Bağ, bahçe, bostan.

Büt (f) : Taş ve saireden yapılan ve tapılan nesne, put. Güzel.

Büthane (Büt-hâne) (f) : Puta tapılan tapı¬nak.

Büşra (Büşrâ) (a) : Müjde, sevinçli haber.

Bıçkı (t) : Testere,



A B C Ç D E F
G H I İ J K
L M N O Ö
P R S Ş
T U Ü
V Y
Z

[ Geri Dön ]

Tasavvuf Sözlük

Ç,I,Ü,Ö,Ş,Ğ gibi harfleri görmek için lütfen Mozilla Firefoxta açınız

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır