Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·



Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.




Ha (Hâ) (f) : O.

Hab (Hâb) (f) : Uyku.

Habb (a) : Tohum, tâne, çekirdek, öz, asl.

Habbar (Habbâr) : Mürekkebçi, Terzi.

Habbe (a) : Ufak ve yuvarlak tâne, damla.

Habib (a) : Sevgili, seven, dosd.

Habir (Hâbîr) (a) : Haberli, bilgili. ALLAH Tealâ'nın isimlerinden.

Habis (a) : Kötü, alçak, pis, soysuz.

Habl (a) : İp, urgan, halat.

Hablel verid (Hable'l-Verid (a) : Şah damarı, insanoğlunun varlık, kişilik ve kimlik merkezinin özündeki ilâhî mevcûd-vücûd bağı. Enfüsün özü, madde-mânâ arakesiti olan tek ip.

Hablullah (a) : ALLAH'ın ipi, Kur'ân-ı Kerîm, İslâm Dini, Resûlullah (sav) .

Habs (a) : Hapis, bir yere kapama veya kapanma.

Habt (a) : İbtal etme, bozma; bir bahiste susturup ağzını kapatma.

Hacat (Hâcât) (a) : İstekler, dilekler.

Hacc (a) : Gücü yeten her Müs¬lüman'ın ömründe bir kere yapmak zorunda olduğu di¬ni ziyaret. Kâbe'yi, Allah'ın Evi'ni ziyaret ve tavaf etmeyi kasd etmek. Kâbe'yi Tavaf ve hac törenini eda etmek.

Hacer (a) : Taş.

Hacet (a) : İhtiyaç, lüzûm, gereklilik, muhtaçlık, hacât, gereken şey. hevâyic.

Had (a) : Yanak.

Had (a) : Sınır.

Hadaik (Hadâik) (a) : Hadikalar, hedâyık, bahçeler, bağlar, bostanlar.

Hadd (a) : Sınır, miktar. Şeriatta suçluya verilen ceza.

Hadd (a) : Keskin; sivri; hudud sınırı; birşeyin nihayeti, sonu; derece, gerçek değer; şer'î cezâ.

Haddi kemal (Hadd-i kemâl) (a) : Olgunluk hâli.

Haddi zatında (Hadd-i zâtında) (a) : Aslında, işin doğrusunda.

Hademe (a) : Hizmetçi.

Hadi (Hâdî) (a) : ) Hidâyet eden, doğru yolu gösteren. ALLAH Tealâ'nın isimlerinden.

Hadis (Hadîs) (a) : Resûlullah (sav) 'in kudsal sözleri; hudûs eden, çıkan, meydana gelen.

Hadis (a) : Yapılmış, sonradan meydana çıkan.

Hadisi Mevzu (Hadîs-i Mevzû') (a) : Bir başkasınca uydurulmuş ve Resûlullah (sav) 'e isnad edilmiş (dayandırılmış) yalan hadîs.

Hadisi kudsi (Hadîs-i Kudsî) (a) : Mânâsı vahyedilen , lafzı (kelimesi, sözle söylenişi) Resûlullah (sav) 'den sudûr eden (ortaya çıkan) dinî kudsal söz.

Hadisi mürsel (Hadîs-i Mürsel) (a) : Resûlullah (sav) 'den işitildiği sahabelerce senedle bildirilen hadîsler.

Hadisi sahih (Hadîs-i Sahih) (a) : Doğru ve adaletli bir râviye dayanan sağlam, sıhhatli ve doğru hadîsler.

Hadra (a) : Çok yeşil.

Hafa (Hafâ) (a) : Gizlilik.

Hafi (Hafî) (a) : Gizli, saklı.

Hafid (a) : Alçaltan, aşağı düşüren ALLAH Tealâ.

Hafız (Hafîz) (a) : Muhafaza eden, saklayan, koruyan ALLAH Tealâ.

Hafız (a) : Hıfzeden, saklayan, koruyan; Kur'ân-ı Kerîm'i ezberleyen.

Hafıza (a) : Hissedilen duyulan ve görülen şeyleri zihinde hıfzeden, saklayan hasse-kuvvet.

Hail(Hâil) (a) : Engel

Hak (Hâk) (f) : Toprak.

Hak (a) : Gerçek.

Hak (a) : Allah Teâlâ’nın isimlerinden.

Hak şinas (Hak-şinas) (a.f) : Hakka riayet eden, Hakkı tanıyan.

Hakaik (a) : Hakayık, hakikatler, doğru olan asıllar, gerçekler, şüphesiz olan şeyler.

Hakaret (t) : Hakirlik, hor görme, küçük düşürme.

Hakayık (a) : Hakikatler, gerçekler.

Hakbin (a.f) : Hakkı gören.

Haki pak (Hâk-i pâk) (f) : Temiz toprak.

Hakikat (a) : Birşeyin aslı, esası, özü, mâhiyeti; gerçek, doğru; sadâkat, doğruluk, bağlılık, kadir şinâslık.

Hakim (Hakîm) (a) : Herşeyi bilen Hakîm-i Mutlak ALLAH Tealâ; bilgin.

Hakim (a) : Muhkem, sağlam; hikmetli.

Hakir (a) : İtibarsız, değersiz, aşağılık, adî, bayağı. hor.

Hakk (a) : ALLAHu Tealâ; doğruluk, insaf; birisinin olan hak; davâda hakikate uygunluk-doğruluk; Emek karşılığı; pay, hisse; doğru ve gerçek olan; lâzım, lâyık ve münâsib olan.

Hakıyr (a) : Bayağı, aşağı.

Hal (Hâl) (a) : Şimdiki zaman (geçmiş ve gelecek değil) ; oluş, bulunuş, yaşanmakta olan, sûret, keyfiyet, durum. Oluş, bulunuş, duruş, nitelik.

Hal (Hâl) (a) : Vücutta olan siyah nokta, ben.

Hal ehli (Hâl ehli) (a) : Sözlerin hakikatlerini bilen ve yaşayan kimseler.

Hala (Hâlâ) (t) : Şimdi, şu an, henüz, elân, hâlen.

Halas (Halâs) (a) : Kurtuluş, kurtulma, temizlenip paklanma.

Halat(Hâlât) (a) : Haller, nitelikler.

Halavet (Halâvet) (f) : Tatlılık, şirinlik, zevk

Halayık (Hâlâyık) (a) . : Yaratılmışlar

Halbuki (Hâlbuki) (t) : Öyle iken, hakikat olan şu ki, şu husus da var ki.

Halef (a) : Bir öncekinden sonra kalan.

Halet (Hâlet) (a) : Hâl, sûret, keyfiyet, nitelik, dikkate değer hâl.

Hali (Hâli) (a) : Boş.

Hali (Hâlî) (a) . : Tenha, bomboş, sahibsiz yer

Hali (a) : Gizli, saklı.

Hali hazır (Hâl-i hazır) (a) : Şu anki durum, vaziyet.

Hali ula (Hâl-i ûlâ) (a) : Evvelki hal, ilk hal.

Halid (halidun) (Hâlid (hâlidun)) (a) : Sonsuz, dâim, ebedî.

Halik (Hâlik) (a) : Yaratan, yaratıcı ALLAHu Tealâ.

Halik (a) : Helâk olan.

Halil (Halî)l (a) : Samimî dosd; Halîlullah İbrahim (as) .

Halili (Halilî) (a, f) : Halil'e mensup, cö¬mert.

Halim (Halîm) (a) : Kullarına yumuşak olan ALLAHu Tealâ.

Halim (a) : Yumuşak huylu.

Halis (Hâlis) (a) : Hilesiz , katkısız, saf, arî, temiz.

Halis (a) : Özü sözü doğru.

Halisane (Hâlisâne) (t) : Saf ve temiz duygu ve yürekle.

Halk (a) : Yaratılmış.İnsanlar

Halk (a) : Yaratma, yaratılma

Halka (a) : Bilinen yuvarlak şey. Halka-i zikr Derviş¬lerin toplu zikir sırasında bir halka teşkil edecek şekilde dizilmeleri.

Halvet saray (Halvet-saray) (a) : Halvet edilen saray.

Halvet (a) : Yalnız, tenha kalma, inzivaya çekilme. Yalnızlık.

Halîfe : Birinin yerine geçen. İslâm'da ilk dört halîfe ve Hasan İbni Alî (as) ile biten ve otuz yıl süren gerçek halîfelik olup sonrakiler melik, kral, padişah vs. dirler.

Ham (t) : Pişmemiş, olmamış, çiğ; üzerinde çalışılıp işlenmemiş. Olgun olmayan.

Hamakat : Ahmaklık, bönlük, beyinsizlik, budalalık, aklını kullanmayış.

Hamd (a) : Övme. aklı olan insanın varoluş ve yaşayışının şükrünü Rabbü'lâlemin'e arzedişi.

Hami (Hâmî) (a) : Himaye eden, koruyan, sahib çıkan, gözeten; ALLAHu Tealâ. Muhâmî avukat.

Hamid (Hamîd) (a) : Hamde değer ve hamdedilmesi zâtî hakkı olan ALLAHu Tealâ

Hamid(Hâmid) (a) : Hamdeden, şükreden, Resûlullah (sav) .

Hamil (Hâmil) (a) : Yüklü, haiz, sahib, mâlik, taşıyan, gebe, hamile.

Hamim (a) : Sıcak, samimî, kaynar derecede olan.

Hamiyyet (a) : Korumak. Gay¬ret ve peklik.

Hammal (Hammâl) (a) : Taşıyan, hamal.

Hamr (a) . : Şarap

Hamuş (Hâmuş) (f) : Susmuş, sessiz. Susan

Hamzevi (a) : Bir tarikatın adı

Han (Hân) (f) : Yemek, sofra. Hân-ı fazı Cömertlik sofrası. Sofra çekmek Ziyafet çekmek.

Han (Hân) (f) : Hükümdâr, sultân.

Han hon (Han-hon) (f) : Yemek, sofra.

Handan (Handân) (f) : Gülen, gülücü.

Handan (f) : Gülen, gülücü, sevinçli

Hane (Hâne) (f) : ev, mesken, beyt, dâr. Hastahâne, meyhâne v.s.

Hanedan (Hânedan) (f) : Soy - sop. Aile.

Hanef (a) : Doğruluk, istikâmet.

Hanefi (Hanefî) (a) : İmam-ı Azâm mezhebi mensubu olan.

Hanei Hüda (Hâne-i Hüdâ) (f) : Kâbe.

Hanende (Hânende) (f) : Şarkı okuyan. şarkıcı, şarkı söyleyen.

Hanif (Hanîf) (a) : Tevhid esaslı İslâm Dini'ne sımsıkı bağlı bulunan kimse.

Hannan (Hannân) (a) : Çok acıyıcı olan ALLAHu Tealâ.

Hançere (f) : Gırtlak .

Hanü man (Han-ü man) (f) : Mal-mülk, ev ¬bark. Varlık

Har (Hâr) (f) : Diken. Hâr u hes Çalı çırpı. Har u başak Çörçöp,süprüntü.

Har (f) : Hor, zelil.

Har (f) (a) : Merkep.

Harab (a) : Yıkık, viran, ören.

Harabat (f) : Meyhâne.

Harabe (Harâbe) (t) : Ören yeri; çok harâb ev.

Harabi (Harâbî) (a) : Harâbîyyet yaşayan, dünya sevgisi hevâ-heves ve benlikten geçmiş âşık.

Haram (a) : Şerîatçe dinde yasaklanan şey; tecavüzü, kötü muamele edilmesi men edilen kudsal ve mübârek olan. Mescid-i Haram, Beyt-i Haram Kâbe. Şehr-i Haram Haram ay, Muharrem ayı gibi…

Harami (a, f) : Haram yiyen. Hırsız, soyguncu.

Harb (a) : cenk, kavga, dövüş, savaş.

Harcayetmek (t) : Kâfi gelmek.

Hardal (a) : Hardal tanesi; çok küçük bir şey.

Harici (a) : Dışta kalan. Dinden dışarı olan.

Haricî (a) : Dışla ilgili.

Harif (a) : İş eri, bir hırfet ehli. Arkadaş.

Harika (Hârika) (a) : İmkanlar üzerinde, olağanüstü olan ve hayret uyandıran şey.

Harim (a) : Mahrem, gizli.

Harir (a) : İpek

Haris (Harîs) (a) : Hırslı, tamahkâr, aşırı düşkün, lüzûmundan fazla istekli.

Haristan (Hâristan) (f) : Diken yeri, dikenlik

Harr (a) : Hararet, sıcaklık, sıcak.

Hasad (Hasâd) (a) : Ekin, çayır biçme; biçilmiş ekin; orak vakti.

Hased (a) : Kıskançlık, çekememezlik.

Hasenat (a) : Güzel şeyler.iyilikler, iyi hâller, iyi işler, hayırlı işler.

Hasis (a) : Cimri, pinti.

Hasret (a) : Elden çıkan veya beklenen bir şeye karşı üzüntü duyma. kaçırılan ve artık ele geçirilemeyen bir nimeti özlemle yâdetme, iç çekme, inleme, üzüntü, iç sıkıntısı, eseflenme, özden özleyiş.

Hasreta (Hasretâ) (a) : Ah hasret! Nice hasretler!

Hass (a) : Hususi, özel, olgun. mahsus.

Hassül havass (Hass-ül-havass) (a) : İnsanların en seçilmişleri.

Hasıl (Hâsıl) (a) : Husule gelen, sonuç.

Hasım (a) : Düşman, bir davada veya kavgada karşı taraf.

Hata (Hatâ) (a) : Kusur, yanlışlık. yanlış, yanlışlık, yanılma; günah, kabahat, kusur.

Hatar (a) : Tehlike.

Hatem (Hâtem)(a) : Sonuncu.

Hatiat (a) : Suçlar, günahlar.

Hatib (Hatîb) (a) : Câmide hutbe okuyan; düzgün konuşan kimse.

Hatib (Hâtib) (a) : Hitâb eden, sözü söyleyen.

Hatm (a) : Hitama erdiren. Kur'ân-ı Kerîm'i baştan sona okuma; mühürleme.

Hatt (a) : Çizgi, satır, yol, yazı, sıra, saf.

Hatt (a) : Çizgi; yüzdeki çizgi; sevgilinin yanağındaki ince tüyler.

Havadis (Havâdis) (a) : Sonradan yapılmış olanlar.

Havale (a) : Birisine bir iş ver¬mek. bir işi veya başka birşeyi başka birisinin üstüne bırakma, ısmarlama.

Havas (Havâs) (a) : Duyma kuvvetleri.

Havas (Havâs) (a) : Allah yolunda ileri gelen, üstün ve seçkin kişiler .

Havass (a) : Haslar, seçilmiş ki¬şiler

Havf (a) : Korku.

Havi (Hâvî) (a) : İhtivâ eden, içine alan, içeren, şâmil, kaplayan, toplayan, câmi'.

Havsala (a) : Anlayış, taham¬mül.

Havz (a) : Havuz.

Hay u hu (a, f) : Hay huy, gürül¬tü etmek.

Haya (Hayâ) (a) . : Utanmak

Hayal (Hayâl) (t) : İnsanın kafasında tasarlayıp canlandırdığı şey.

Hayat (a) : dirilik, canlılık, yaşayış hâli.

Hayf (a) : Yazık.

Hayfa (Hayfâ) (a) : Yazık! Eyvah!

Hayfa varmak (a) : Hiçlenmek, yazık olmak.

Hayli (t) : Epeyce, çokça, oldukça.

Hayme (a) : Çadır. Ehl-i hayme Çadırda oturanlar, göçebeler.

Hayr (a) : İyi, faydalı, hayırlı, yararlı işler.. Salih amelin genel adı.

Hayran (a) : Şaşa kalmış, şaşırmış.

Hayrat (Hayrât) (a) : Sevab kazanmak için yapılan hayırlı işler, iyilikler ve müesseseler.

Hayret (a) : Saşma, şaşırma. şaşkın..

Hayret (t) : şaşma, şaşırma, şaşakalma, ne yapacağını bilememe.

Hayrül beşer (Hayrü'l-beşer) (a) : İnsanların hayırlısı Resûlullah (sav) .

Hayrül enam (Hayrü'l-enâm) (a) : Varlıkların hayırlısı Resûlullah (sav) .

Hayrül vera (Hayrü'l-verâ) (a) : Âlemin hayırlısı Resûlullah (sav) .

Haysiyyet (t) : Şeref, onur, itibar, değer.

Hayvan (Hayvân) (a) : Canlılık, dirilik, bitki hariç canlılar

Hayvan (a) : Canlı, diri olan şey; insandan başka can¬lı olan bütün yaratıklar. Mecazen, idraksız, akılsız kimse.

Hayy (a) : Diri, Canlı. Allahu Teâlâ’nın isimlerinden.

Hayz (a) : Kadınların aybaşla¬rında âdet görmesi.

Hazer (a) : Sakınma, korunma.

Hazer eylemek (a. t.) : Çekin¬mek, sakınmak.

Hazihi (a) : Tıpkı.

Hazin (Hazîn) (a) : Hüzünlü, mahzun, kederli ve gamlı olan

Hazine (a) : Devlet parasının ve kıymetli malların saklandığı yer

Hazret : huzurda hazır olduğunun bilincinde olan büyük zât veya değer. Hazreti Ali (kv) , Hazreti Kur'ân gibi.

Hazret (a) : Tapı, huzur.

Hazz (a) : Hoşlanma, zevklenme, öz sevincini yaşama, derunî mutluluk.

Hazır (t) : Huzurda, meydanda, gözönünde olan, bizzât bulunan

Haş (f) : Kerpiç. Taş - tuğla.

Haşa (Hâşâ) (a) : Asla, olmaz şey. asla, katiyyen, hiçbir vakit, uzak olsun, ALLAH göstermesin, hâşâlillah.

Haşe lillah (Hâşe lillâh) (a) : Allah hakkı için olmayacak şey.

Haşem (a) : Tabi olanlar. Kullar, köleler.

Haşer (a, t) : Kalabalık.

Haşerat (Haşerât) (a. boz) : Kalabalık Halk tabakasının kötü kıs¬mı. Böcekler.

Haşr haşir (Haşr - haşir) (a) : Bir yere toplan¬mak. Öldükten sonra kıya¬met kopunca dirilmek. toplanma, cem' etme; ölüleri diriltip mahşere çıkarma, kıyamet.

Haşrü neşir (Haşr-ü-neşr) (a) : Toplanıp dağılma.

Haşyet (a) : Korkma, korku.

Heba (Hebâ) (a) : Boş yere.

Hece (a, t) : “Hecâ”dan bozma, sözün tek sesleri.

Hece (t) : Mezar taşı

Heda (Hedâ) (a) : Doğru yolu gösterici bir hidayet işareti; ar¬mağan, hediye.

Hedef (t) : Nişan alınacak yer, amaç, meram, maksad, gaye.

Helak (Helâk) (a) : Ölmek, yok olmak. mahvolma , ölme; harcanma; çok yorulma.

Helâl (a) : Yapılması câiz olan. Zevce.

Hem (a) : Tasa, kaygı.

Hem (f) : Farsça kelimelerin başına gelerek beraber¬lik bildiren bir edat. Hem-hane Aynı bir evde. Hemrah Aynı yolda giden, yoldaş. Hem-saye Komşu, akran.

Hem dahi (f) : Hem de

Heman (Hemân) (f) : Hemen o anda, derhal.

Hemdem (f) : Solukdaş, daima beraber olan arkadaş.

Heme (f) : Hep, bütün, her şey.

Hemhal (Hemhâl) (f) : Hâlleri bile olan. Et-tırnak canını yaşama. Hayrân hâli.

Hemin (f) : Tıpkı onun gibi, aynen bunun gibi.

Hemişe (f) : Boyuna, daima.

Hemrah (f) : Yol arkadaşı

Hemrâz (f) : Sırdaş.

Hepi (t) : Hepsi.

Her bar (Her-bâr) (f) : Her zaman, daima.

Hergiz (f) : Asla. Katiyyen, hiç bir zaman, hiç bir şekilde!

Heva (Hevâ) (a) : Heves, nefse aite düşkünlük. heves, istek, arzu, sevgi, hoşlanma, hırs, nefse düşkünlük.

Heves (a) : Gelip geçici ve sonuçsuz istekler.

Hevi (a) : Korku.

Heyakil (a) : Heykeller.

Heybet (a) : Korku veriş. Yücelik.

Heyecan (t) : Duyguların bir tepki halinde şiddetlenip coşması, can coşkunluğu.

Heyhat ( Heyhât) (a) : Yazık. Hasret, mahrumluk bildiren söz.

Hezar destan (Hezâr-destan) (f) : Bülbül.

Hezaran (Hezârân) (f) : Binlerce.

Hezâr (f) : Bin, binlerce.

Hicab (a) : Perde, örtü.

Hicaz(Hicâz) (a) : Arab yarımadası.

Hicr (a) : Ayrılık.

Hicran (a) : Göçme; ayrılık acısı.

Hicran (a) : Ayrılık; unutulmayan acı, keder, iç çilesi.

Hicret (a) : Bir yerden bir yere göç.Resûlullah (sav) 'ın Mekke'den Medine'ye göçü.

Hidayat (Hidayât) (a) : Hediyenin çoğulu, armağanlar, bağışlar.

Hidayet (Hidâyet) (a) : Doğru yolu bulmak. Doğru yola kılavuzlama.

Hiddet (t) : Öfke, kızgınlık, keskin hâlde oluş.

Hidmet (a) : İş görmek. Huzur, tapı.

Hikem (a) : Hikmetler.

Hikmet (a) : Bir istek, sebep, hakîmlik, sebeb, ilmin içyüzü, sözün özü, anlatılandan anlanılması istenilen.

Hikmet (a) : Varlıkların ve yaratılışın hakikatini ta¬nıma bilgisi.

Hilaf (Hilâf) (a) : Aykırı.

Hilat (Hil'at) (a) : Elbise, değerli elbise.

Hile (t) : Oyun, aldatma, tuzak. Hilebâz hileci, oyuncu. Hilekâr düzenbâz.

Hilkıyyet : Hilkatla ilgili, yaratılışla ilgili.

Hilm (a) : İnsan tabîatında olan yumuşaklık vasfı.

Himaye (Himâye) (a) : Koruma.

Himmet (a) : Çalışmak, gayret göstermek. Birinin manevi bakımdan iyi bir hale gel¬mesi için gönül etmek. Kalbin bütün kuvvetiyle Hakk’a yönelmesi, Lütuf yardımı. gayret etmek, hasbî hizmet çabası, yol gösterme isteği.

Himmet (a) : Emek, çalışma, ergin kişilerin tesiri.

Hiss (a) : Duyma gücü, duyuş, duygu.

Hissi (Hissî) (a) : Duyguyla ilgili, duygusal.

Hitab (a) : Bir kişiye veya bir topluluğa karşı söz söy¬leme.

Hitabı gıybet (Hitab-ı gıybet) (a) : Tasavvufi terim, Hakk'ın hitabı.

Hitam (Hitâm) (a) : Son, nihayet, bitme, tükenme.

Hiyel (a) : Hile'nin çoğulu, hileler.

Hizmet (a) : İş, iş görme, vâzife, görev.

Hod (f) : Kendi.

Hod-bin (f) : Kendini gören. kendini be¬ğenmiş.

Hor (f) : Hakir, aşağı, bayağı, itibarsız. ehemmiyetsiz, hakir, bayağı, değersiz, adî.

Hord-u ham (f) : Ufak tefek, kı¬rıntı döküntü.

Hu (Hû) (a) : Allahu Teâlâ.

Hu, huy (a) : Yaratılıştaki vasıf, huy.

Hub (Hûb) (a) : Sevgi.

Hub (Hûb) (f) : Güzel, hoş, iyi.

Hubab (a) : Su üzerindeki içi hava dolu baloncuklar; sevgi ve muhabbetler.

Huban (Hûban) (f) : Güzeller.

Hubb (a) : Sevginin özü, muhabbetin tohumu, habibin bilelik bileliğinin hak oluşu. Habib (sav) 'in aslı. Sevgi, meyil,

Huccet (a) : Reddedilmez delil.

Hucre (a) : Küçük oda.

Hukuk (t) : Haklar, hakikatler.

Hulk (a) : Huy, ahlâkın müfredi. huy, tabîat.

Hulle (a) : Cennet elbisesi. Bel¬den aşağısını ve yukarısını örten iki parçalı elbise.

Hum hane (Hum hâne) : Meyhâne. Tasavvufta kalb.

Humar (Humâr) (a) : Sarhoşluğun verdiği sersemlik ve baş ağrısı.

Hun (Hûn) (f) : Kan.

Hur, huri (Hûr, hûri) (a) : Cennet kızı.

Hurafe (Hurâfe) (a) : İnanılmaz, uydurma, aslı astarı olmayan yalan rivâyetler.

Hurrem (a) : Sevinçli, neş'eli. Şen.

Huruf (a) : Harfler

Hurufu mukatta (Hurûf-u mukatta) (a) : Kur'ân'da 29 sûre başındaki şifre harflerle olan âyetler.

Hurşid (f) : Güneş.

Hususi (Hususî) (a) : özel, kişiye veya birşeye ait olan.

Hut (Hût) (a) : Büyük balık. Sahibu'l-hut Yunus (as) .

Huzur (a) : Hazır bulunma, Hakk'ı hazır bilme ve huzurunda hazır olma hâli. rahatlık.

Huşyar (f) : Ayık. uyanık, akıllı.

Hüccac (a) : Hacılar, Allah'ın evini ziyaret kasdı ile oraya yönelenler.

Hüccet (a) : Delil, vesikâ, veri, done.

Hüda (Hüdâ) (a) : Farsça ALLAHu Tealâ.

Hüda (a) : Hidayet, doğruluk. doğru yol.

Hüdus (Hüdûs) (a) : Sonradan peydah olan, hadise.

Hükm (a) : Hüküm, kesin emir. Hükmen hüküm vererek.

Hüma (f) : Devlet kuşu; büyük saadet.

Hüner (f) : Mârifet, ustalık, bilme, maharet.

Hürmet (t) : saygı, hayranlık.

Hüseyin (a) : Küçük sevgili. Resûlullah (sav) 'in torunu Hz. Hüseyin (as) Efendimiz. Hasan güzel olan Resûlullah (sav) 'in torunu Hz. Hasan (as) Efendimiz.

Hüsn (a) : Güzellik. güzel, iyi, hoş olan.

Hüsni ahlak (Hüsn-i ahlâk) (a) : Ahlâk güzelliği.

Hüsni niyet (Hüsn-i niyyet) (a) : İyi niyet.

Hüsni teveccüh (Hüsn-i teveccüh) (a) : Sevgi ile karışık beğenme.

Hüsni zann (Hüsn-i zann) (a) : İyi fikir besleme, iyi sanma.

Hüsnü batın (Hüsn-ü hatın) (a) : Güzel sona eriş.

Hüsran (Hüsrân) (a) : Hayatta ve ticarette kârı bırak ana parayı da yok edip sıfırlama, zarar, ziyân.

Hüviyet (a) : Kimlik, kişilik, hakikat, asl, mâhiyetin görünüş ve gösterilişi.

Hüzün (a) : Hüzn, gam, keder, sıkıntı.

Hüşyar (Hüşyâr) (f) : Akıllı - fikirli, zey¬rek

Hıfz (a) : Saklama; ezberleme.

Hıkd (a) : Kin.

Hırfet (a) . : San'at, meslek

Hırka (a) : Üste giyilen önü açık,topuklara dek uzanan kollu elbise. Derviş hırkası yakasız olur.

Hırka puş (Hırka-pûş) (a, f) : Hırka giyen derviş.

Hırmen (f) : Harman.

Hırs (a) : Bir şeyin üstüne düşmek. Haris olmak. sonu gelmeyen arzu , istek ve varsayımlar. Nefsin soyunması gereken vasfı.

Hısal (a) : Huylar.

Hıyanet (Hıyânet) (a) : Hainlik. hayınlık, vefâsızlık, güveni kötüye kullanış.

Hıyar (a) : Hayırlı, seçkin ve üstün olanlar.

Hışm (f) : Öfke. kızgınlık.



A B C Ç D E F
G H I İ J K
L M N O Ö
P R S Ş
T U Ü
V Y
Z

[ Geri Dön ]

Tasavvuf Sözlük

Ç,I,Ü,Ö,Ş,Ğ gibi harfleri görmek için lütfen Mozilla Firefoxta açınız

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır