Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 20 Tem 2018, 08:09

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 55 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3  Sonraki
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2010, 09:51 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 1059
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2010, 14:50 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3601
Ömür treni gibi gelip geçmekte kandiller mübarek günler ve geceler. Bazen ne biz ondan haberdar ne o bizden haberdar oluyoruz. Bazen haberdarlığımızda cem olup Muhammedi cemaatle hemdem yaşıyoruz kandillerimizi. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizle yaşadığımız kandilimiz mübarek olsun. Tüm Dosd Muhammedilere hayrlarla vesile olsun. Hakk olsun güneş gibi doğsun gönül yüreklerine. Aydınlatsın AN lardaki karanlıklarımızı. Nur-u Mim kaynağıyla özümüzde nurlansın inşallah... Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin gönlündeki kandil sohbetleriyle zevklenelim inşallah...

Muhammedi muhabbetlerimizle...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2010, 16:54 
Çevrimdışı
Yeni Üye
Yeni Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Tem 2010, 02:04
Mesajlar: 6
Risale-i Nur'dan Mirac'a dair yazılmış. 31.sözden Bu sırr-ı azîmin «DÖRT ESAS» ına da dair.
Birincisi: Mi'racın sırr-ı lüzumu nedir?
İkincisi: Hakikat-ı Mi'rac nedir?
Üçüncüsü: Hikmet-i Mi'rac nedir?
Dördüncüsü: Mi'racın semerat ve faidesi nedir? küçük bir kısım tamamı için (sitede bilinmeyen kelimeler imleç üzerinde veriliyor )
http://www.erisale.com/#risaleContentId_639177897 (tamamı için
3.sü istifadenize sunmak istedim.
Hikmet-i Mi'rac nedir?.
Elcevap: Mi'racın hikmeti o kadar yüksektir ki, fikr-i beşer ulaşamıyor. O kadar derindir ki, ona yetişemiyor. O kadar incedir ve lâtiftir ki, akıl kendi başıyla göremiyor. Fakat bâzı işaretlerle, hakikatları bilinmezse de vücudları bildirilebilir. Şöyle ki:
Şu kâinatın hâlıkı, şu kesret tabakatında nur-u vahdetini ve tecelli-i Ehadiyyetini göstermek için, kesret tabakatının müntehasından tâ mebde'-i vahdete bir hayt-ı ittisal Sûretinde bir Mi'rac ile bir ferd-i mümtazı, bütün mahlûkat hesabına, kendine muhatâb ittihaz ederek, bütün zîşuur namına, makasıd-ı İlâhiyyesini ona anlatmak ve onunla bildirmek ve onun nazarı ile, âyine-i mahlûkatında cemâl-i san'atını, kemâl-i Rubûbiyyetini müşahede etmek ve ettirmektir. Hem Sâni'-i âlem'in; âsârın şehadetiyle nihayetsiz cemâl ve kemâli vardır. Cemâl hem kemâl, ikisi de mahbub-u lizâtihîdirler. Yâni bizzat sevilirler. Öyle ise, o cemâl ve kemâl sahibinin cemâl ve kemâline nihayetsiz bir muhabbeti vardır. O nihayetsiz muhabbeti, masnûatında çok tarzlarda tezahür ediyor. Masnuatını sever, çünki, masnuatının içinde cemâlini, kemâlini görür. Masnuat içinde en sevimli ve en âli, zîhayattır. Zîhayatlar içinde en sevimli ve âli, zîşuurdur. Ve zîşuûrun içinde câmiiyyet itibariyle en sevimli, insanlar içinde bulunur. İnsanlar içinde istidadı tamamıyla inkişaf eden, bütün masnuatta münteşir ve mütecelli, kemâlâtın nümunelerini gösteren fert, en sevimlidir... İşte: Sâni-i mevcudat, bütün mevcudatta intişar eden tecelli-i muhabbetin bütün envaını; bir noktada, bir âyinede görmek ve bütün enva-ı cemâlini, Ehadiyyet sırrıyle göstermek için şecere-i hilkatten bir meyve-i münevver derecesinde ve kalbi, o şecerenin hakaik-i esâsiyyesini istiab edecek bir çekirdek hükmünde olan bir zâtı, o mebde'-i evvel olan çekirdekten, tâ münteha olan meyveye kadar bir hayt-ı ittisal hükmünde olan bir Mi'rac ile, o Ferdin, kâinat nâmına mahbubiyyetini göstermek ve huzuruna celbetmek ve rü'yet-i cemâline müşerref etmek ve ondaki hâlet-i kudsiyyeyi başkasına sirayet ettirmek için kelâmıyle taltif edip, fermanıyle tavzif etmektir...
Şimdi şu hikmet-i âliyeye bakmak için «iki temsil» dürbünü ile tarassud edeceğiz.
Birinci temsil:
Onbirinci Sözün hikâye-i temsîliyyesinde tafsilen beyân edildi-
(Orjinal Sayfa: 609)
ği gibi: Nasılki bir Sultan-ı Zîşânın, pekçok hazineleri ve o hazinelerde pekçok cevahirlerin envaı bulunsa, hem sanayi-i garîbede çok mehareti olsa, ve hesabsız fünun-u acîbeye mârifeti, ihâtası bulunsa, nihayetsiz ulûm-u bedîaya, ilim ve ıttılâı olsa.. her cemâl ve kemâl sahibi, kendi cemâl ve kemâlini görüp ve göstermek istemesi sırrınca: Elbette o sultan-ı zîfünûn dahi, bir meşher açmak ister ki; içinde sergiler dizsin, tâ nâsın enzarına saltanatının haşmetini, hem servetinin şa'şaasını, hem kendi san'atının hârikalarını, hem kendi mârifetinin garîbelerini izhar edip göstersin; tâ, cemâl ve kemâl-i mânevîsini, iki vecihle müşahede etsin. Bir vechi: Bizzat nazar-ı dekaik-âşinâsıyla görsün. Diğeri: Gayrın nazarıyla baksın. Ve şu hikmete binaen elbette cesîm, muhteşem, geniş bir saray yapmağa başlar. Şâhâne bir surette dairelere, menzillere taksim eder. Hazinelerinin türlü türlü murassaatıyla süslendirip, kendi dest-i san'atının en güzel, en lâtif san'atlarıyla zînetlendirir. Fünun ve hikmetinin en incelikleriyle tanzim eder. Ve ulûmunun âsâr-ı mu'cizekâraneleriyle donatır; tekmil eder. Sonra ni'metlerinin çeşitleriyle, taamlarının lezizleriyle, her taifeye lâyık sofraları serer. Bir ziyafet-i âmme ihzar eder. Sonra raiyyetine kendi kemâlâtını göstermek için, onları seyre ve ziyafete dâvet eder. Sonra birisini Yâver-i Ekrem yapar, aşağıki tabakat ve menzillerden yukarıya dâvet eder; daireden daireye, üst üstteki tabakalarda gezdirir. O acib san'atının makinelerini ve tezgâhlarını ve aşağıdan gelen mahsulâtın mahzenlerini göstere göstere, tâ daire-i hususiyesine kadar getirir. Bütün o kemalâtının mâdeni olan mübarek Zâtını ona göstermekle ve huzuruyla onu müşerref eder. Kasrın hakaikını ve kendi kemalâtını ona bildirir. Seyircilere rehber tâyin eder, gönderir. Tâ o sarayın Sâniini, o sarayın müştemilâtıyle, nukuşuyle, acâibiyle, ahaliye târif etsin. Ve sarayın nakışlarındaki rumuzunu bildirip ve içindeki san'atlarının işaretlerini öğretip, (derunundaki manzum murassa'lar ve mevzun nukuş nedir?. Ve saray sahibinin kemalâtını ve hünerlerini nasıl gösterirler..) o saraya girenlere târif etsin ve girmenin âdâbını ve seyrin merasimini bildirip ve görünmeyen sultan-ı zîfünun ve zîşuuna karşı, marziyyatı ve arzuları dairesinde teşrifat merâsimini târif etsin...
Aynen öyle de: وَلِلّهِاْلمَثَلُاْلاَعْلَى Ezel-Ebed Sultanı olan Sâni-i Zülcelâl, nihayetsiz kemalâtını ve nihayetsiz cemâlini görmek
(Orjinal Sayfa: 610)
ve göstermek istemiştir ki: Şu âlem sarayını öyle bir tarzda yapmıştır ki; herbir mevcud, pekçok dillerle Onun kemalâtını zikreder. Pekçok işaretlerle cemâlini gösterir. Esmâ-i Hüsnâsının herbir isminde ne kadar gizli mânevî defineler ve herbir ünvan-ı mukaddesesinde ne kadar mahfî letâif bulunduğunu, şu kâinat bütün mevcudatıyle gösterir. Ve öyle bir tarzda gösterir ki: Bütün fünun, bütün desatiriyle şu kitab-ı kâinatı, zaman-ı Âdem'den beri mütalâa ediyor. Halbuki o kitap, esmâ ve kemalât-ı İlâhiyyeye dair ifade ettiği mânaların ve gösterdiği âyetlerin öşr-i mişarını daha okuyamamış. İşte şöyle bir saray-ı âlemi, kendi kemalât ve Cemâl-i Mânevîsini görmek ve göstermek için bir meşher hükmünde açan Celîl-i Zülcemâl, Cemîl-i Zülcelâl, Sâni-i Zülkemâl'in hikmeti iktiza ediyor ki: Şu âlem-i arzdaki zîşuurlara nisbeten abes ve faidesiz olmamak için, o sarayın âyetlerinin mânasını birisine bildirsin. O saraydaki acâibin menba'larını ve netaicinin mahzenleri olan avâlim-i ulviyyede birisini gezdirsin. Ve bütün onların fevkine çıkarsın ve kurb-u huzuruna müşerref etsin ve âhiret âlemlerinde gezdirsin, umum ibâdına bir muallim ve saltanat-ı Rubûbiyyetine bir dellâl ve marziyyat-ı İlâhiyyesine bir mübelliğ ve saray-ı âlemindeki âyât-ı tekvîniyyesine bir müfessir gibi, çok vazifeler ile tavzif etsin. Mu'cizat nişanlarıyla imtiyazını göstersin. Kur'an gibi bir ferman ile o şahsı, Zât-ı Zülcelâlin has ve sâdık bir tercümanı olduğunu bildirsin...
İşte Mi'racın pekçok hikmetlerinden şu temsil dürbünüyle bir-ikisini nümune olarak gösterdik. Sairlerini kıyas edebilirsin...
İkinci Temsil:
Nasılki bir zât-ı zîfünun, mu'ciznüma bir kitabı te'lif edip yazsa.. öyle bir kitap ki, her sahifesinde yüz kitap kadar hakaik, her satırında yüz sahife kadar lâtif mânalar, herbir kelimesinde yüz satır kadar hakikatlar, her harfinde yüz kelime kadar mânalar bulunsa; bütün o kitabın maânî ve hakaikları, o kâtib-i mu'ciznümânın kemalât-ı mâneviyyesine baksa, işaret etse, elbette öyle bitmez bir hazineyi kapalı bırakıp abes etmez... Her halde o kitabı, bâzılara ders verecek. Tâ o kıymetdar kitap, mânasız kalıp, beyhude olmasın. Onun gizli Kemalâtı zâhir olup, kemâlini bulsun ve cemâl-i mânevîsi görünsün. O da sevinsin ve sevdirsin. Hem o acîb kitabı bütün meânisiyle, hakaikıyla ders verecek birisini, en birinci sahifeden, tâ nihayete kadar üstünde ders vere vere geçirecektir.
(Orjinal Sayfa: 611)
Aynen öyle de: Nakkaş-ı Ezelî, şu kâinatı, kemalâtını ve cemâlini ve hakaik-i esmâsını göstermek için, öyle bir tarzda yazmıştır ki; bütün mevcudat, hadsiz cihetlerle nihayetsiz kemalâtını ve esmâ ve sıfâtını bildirir; ifade eder. Elbette bir kitabın mânası bilinmezse hiçe sukut eder. Bâhusus böyle herbir harfi, binler mânayı tazammun eden bir kitap, sukut edemez ve ettirilmez... Öyle ise: O kitabı yazan, elbette onu bildirecektir, her tâifenin istidadına göre bir kısmını anlattıracaktır. Hem umumunu, en âmm nazarlı, en küllî şuurlu, en mümtaz istidadlı bir ferde ders verecektir. Öyle bir kitabın umumunu ve küllî hakaikını ders vermek için, gayet yüksek bir seyr ü sülûk ettirmek hikmeten lâzımdır. Yâni, birinci sahifesi olan tabakat-ı kesretin en nihayetinden tut, tâ münteha sahifesi olan daire-i Ehadiyyete kadar bir seyeran ettirmek lâzım geliyor... İşte şu temsil ile Mi'racın ulvî hikmetlerine bir derece bakabilirsin.
Şimdi makam-ı istima'da olan mülhide bakıp, kalbini dinleyeceğiz; ne hale girdiğini göreceğiz. İşte, hatıra geliyor ki: Onun kalbi diyor: «Ben inanmağa başladım. Fakat iyi anlayamıyorum. Üç mühim müşkilim daha var.
«Birincisi: Şu Mi'rac-ı Azîm, niçin Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâma mahsustur?.
«İkincisi: O zât, nasıl şu kâinatın çekirdeğidir? Dersiniz: Kâinat, Onun nurundan halkolunmuş... Hem kâinatın en âhir ve en münevver meyvesidir. Bu ne demektir?
«Üçüncüsü: Sâbık beyanatınızda diyorsunuz ki: Âlem-i ulvîye çıkmak; şu âlem-i arziyyedeki âsarların makinelerini, tezgâhlarını ve netaicinin mahzenlerini görmek için uruc etmiştir. Ne demektir?»
Elcevap:
Birinci müşkülünüz: Otuz aded Sözlerde tafsilen halledilmiştir. Yalnız şurada Zât-ı Ahmediyyenin (A.S.M.) kemalâtına ve delâil-i Nübüvvetine ve o Mi'rac-ı âzama en elyak o olduğuna icmalî işaretler nev'inde, bir muhtasar fihriste gösteriyoruz. Şöyle ki:
Evvelâ: Tevrat, İncil, Zebur gibi Kütüb-ü Mukaddeseden, pek çok tahrifata mâruz oldukları halde, şu zamanda dahi, Hüseyin-i Cisrî gibi bir muhakkık, Nübüvvet-i Ahmediyyeye (A.S.M.) dair, yüzondört işârî beşaretleri çıkarıp «Risale-i Hamîdiye»de göstermiştir.
(Orjinal Sayfa: 612)
Sâniyen: Tarihçe sabit, Şık ve Satih gibi meşhur iki kâhinin, Nübüvvet-i Ahmediyyeden (A.S.M.) biraz evvel, nübüvvetine ve âhirzaman peygamberi O olduğuna Beyanatları gibi; çok beşaretler, sahih bir sûrette tarihen nakledilmiştir.
Sâlisen: Velâdet-i Ahmediyye (A.S.M.) gecesinde Kâbedeki sanemlerin sukutiyle, Kisra-yı Farisin saray-ı meşhuresi olan Eyvânı inşikak etmesi gibi, irhasat denilen yüzer hârika, tarihçe meşhurdur.
Râbian: Bir orduya parmağından gelen suyu içirmesi ve câmide bir cemaat-ı azîme huzurunda, kuru direğin, minberin naklinden dolayı müfârekat-ı Ahmediyyeden (A.S.M.) deve gibi enîn ederek ağlaması; وَانْشَقَّالْقَمَرُ nassı ile, şakk-ı kamer gibi, muhakkıklerin tahkikatiyle bine bâliğ mu'cizatla serfiraz olduğunu tarih ve siyer gösteriyor.
Hâmisen: Dost ve düşmanın ittifakıyla ahlâk-ı hasenenin şahsında en yüksek derecede ve bütün muamelâtının şehadetiyle secaya-yı sâmiye, vazifesinde ve tebliğatında en âli bir derecede ve Din-i İslâmdaki mehâsin-i ahlâkın şehadetiyle, şeriatında en âli hisal-ı hamîde, en mükemmel derecede bulunduğuna ehl-i insaf ve dikkat tereddüt etmez.
Sâdisen: Onuncu Sözün İkinci İşaretinde işaret edildiği gibi: Ulûhiyyet, mukteza-yı hikmet olarak tezahür istemesine mukabil, en âzamî bir derecede Zât-ı Ahmediyye (A.S.M.) dinindeki âzamî ubûdiyyetiyle en parlak bir derecede göstermiştir. Hem Hâlık-ı âlem'in nihayet kemâldeki cemâlini bir vasıta ile göstermek, mukteza-yı hikmet ve hakikat olarak istemesine mukabil; en güzel bir sûrette gösterici ve târif edici, bilbedâhe o Zâttır.
Hem Sâni-i âlemin nihayet cemâlde olan kemâl-i san'atı üzerine enzar-ı dikkati celp etmek, teşhir etmek istemesine mukabil; en yüksek bir sada ile dellâllık eden, yine bilmüşâhede o Zâttır.
Hem bütün âlemlerin Rabbi, kesret tabakatında vahdâniyyetini ilân etmek istemesine mukabil, -tevhidin en âzamî bir derecede- bütün meratib-i tevhidi ilân eden yine bizzarure o Zâttır.
Hem Sâhib-i âlem'in nihayet derecede âsârındaki cemâlin işa-
(Orjinal Sayfa: 613)
retiyle, nihayetsiz hüsn-ü Zâtîsini ve cemâlinin mehâsinini ve hüsnünün letâifini âyinelerde mukteza-yı hakikat ve hikmet olarak görmek ve göstermek istemesine mukabil; en şa'şaalı bir sûrette âyinedarlık eden ve gösteren ve sevip ve başkasına sevdiren yine bilbedâhe o Zâttır.
Hem şu saray-ı âlemin Sânii, gâyet hârika mu'cizeleri ile ve gayet kıymetdar cevahirler ile dolu hazine-i gaybiyyelerini izhar ve teşhir istemesi ve onlarla kemalâtını târif etmek ve bildirmek istemesine mukabil, en âzamî bir surette teşhîr edici ve tavsif edici ve târif edici yine bilbedâhe O Zâttır.
Hem şu kâinatın Sânii, şu kâinatı enva-ı acaib ve zînetlerle süslendirmek sûretinde yapması ve zîşuur mahlûkatına seyr ve tenezzüh ve ibret ve tefekkür için ona idhal etmesi ve mukteza-yı hikmet olarak onlara o âsâr ve sanayiinin mânalarını, kıymetlerini, ehl-i temâşa ve tefekküre bildirmek istemesine mukabil; en âzamî bir surette cin ve inse, belki ruhânîlere ve melâikelere de Kur'an-ı Hakîm vasıtasıyle rehberlik eden, yine bilbedâhe O Zâttır.
Hem şu kâinatın Hâkim-i Hakîmi, şu kâinatın tahavvülâtındaki maksad ve gayeyi tazammun eden tılsım-ı muğlakını ve mevcudatın «Nereden? Nereye? Ve ne oldukları?» olan şu üç sual-i müşkilin muammasını bir elçi vasıtasıyla umum zîşuurlara açtırmak istemesine mukabil, en vâzıh bir surette ve en âzamî bir derecede hakaik-ı Kur'aniyye vasıtasıyla o tılsımı açan ve o muammayı halleden, yine bilbedâhe O Zâttır.
Hem şu âlemin Sâni-i Zülcelâli, bütün güzel masnûâtıyle kendini zîşuur olanlara tanıttırmak ve kıymetli ni'metlerle kendini onlara sevdirmesi, bizzarure onun mukabilinde zîşuur olanlara marziyyâtı ve arzu-yu İlâhiyyelerini bir elçi vasıtasıyle bildirmesini istemesine mukabil, en âlâ ve ekmel bir surette, Kur'an vasıtasıyla o marziyyat ve arzuları Beyân eden ve getiren, yine bilbedâhe O Zâttır.
Hem Rabb-ül-âlemîn, meyve-i âlem olan insana, âlemi içine alacak bir vüs'at-ı istidad verdiğinden ve bir ubûdiyyet-i külliyeye müheyya ettiğinden ve hissiyatça kesrete ve dünyaya mübtelâ olduğundan, bir rehber vasıtasıyle, yüzlerini kesretten vahdete, fâniden bâkiye çevirmek istemesine mukabil; en âzamî bir derecede en eblağ bir sûrette, Kur'an vasıtasıyle en ahsen bir tarzda reh-
sh:»(Orjinal Sayfa:614)
berlik eden ve Risaletin vazifesini en ekmel bir tarzda îfa eden, yine bilbedâhe O Zâttır.
İşte mevcudatın en eşrefi olan zîhayat ve zîhayat içinde en eşref olan zîşuur ve zîşuur içinde en eşref olan hakikî insan ve hakikî insan içinde geçmiş vezâifi en âzamî derecede, en ekmel bir surette îfa eden Zât; elbette o Mi'rac-ı Azîm ile Kab-ı Kavseyn'e çıkacak, saadet-i ebediyye kapısını çalacak, hazine-i rahmetini açacak, îmanın hakaik-i gaybiyyesini görecek, yine O olacaktır.
Sâbian: Bilmüşâhede şu masnûatta gâyet güzel tahsinat, nihayet derecede süslü tezyinat vardır. Ve bilbedâhe şöyle tahsinat ve tezyinat, onların Sâniinde, gayet şiddetli bir irade-i tahsin ve kasd-ı tezyin var olduğunu gösterir. Ve irade-i tahsin ve tezyin ise, bizzarure o Sâni'de san'atına karşı kuvvetli bir rağbet ve kudsî bir muhabbet olduğunu gösterir. Ve masnuat içinde en câmi' ve letâif-i san'atı birden kendinde gösteren ve bilen ve bildiren ve kendini sevdiren ve başka masnuattaki güzellikleri «Mâşaallah» deyip istihsan eden, bilbedâhe o san'at-perver ve san'atını çok seven Sâniin nazarında en ziyade mahbub, o olacaktır.
İşte masnûatı yaldızlayan mezâya ve mehâsine; ve mevcudatı ışıklandıran letâif ve kemalâta karşı: «Sübhanallah, Mâşaallah, Allahü Ekber» diyerek semâvatı çınlattıran ve Kur'anın nağamatıyla kâinatı velveleye verdiren, istihsan ve takdir ile, tefekkür ve teşhir ile, zikir ve tevhid ile, ber ve bahri cezbeye getiren yine bilmüşahede O Zâttır.
İşte böyle bir Zât ki: اَلسَّبَبُكَالْفَاعِلِ sırrınca bütün ümmetin işlediği hasenatın bir misli, Onun kefe-i mizanında bulunan ve umum ümmetinin salâvatı, onun mânevî kemalâtına imdad veren ve Risaletinde gördüğü vezaifin netaicini ve mânevî ücretleriyle beraber rahmet ve muhabbet-i İlahiyyenin nihayetsiz feyzine mazhar olan bir Zât, elbette Mi'rac merdiveniyle cennete, Sidret-ül Müntehâya, Arş'a ve Kab-ı Kavseyne kadar gitmek, ayn-ı hak, nefs-i hakikat ve mahz-ı hikmettir.
İkinci Müşkül: Ey makam-ı istima'daki insan! Şu ikinci işkâl ettiğin hakikat o kadar derindir, o kadar yüksektir ki, akıl ona ne ulaşır, ne de yanaşır.. illâ: Nur-u îman ile görünür. Fakat, bâzı
(Orjinal Sayfa: 615)
temsilât ile, o hakikatın vücudu, fehme takrib edilir. Öyle ise, bir nebze takribe çalışacağız.
İşte şu kâinata nazar-ı hikmetle bakıldığı vakit, azîm bir şecere mânâsında görünür. Ve şecerenin nasıl dalları, yaprakları, çiçekleri, meyveleri vardır. Şu şecere-i hilkatin de bir şıkkı olan âlem-i süflinin; anasır dalları, nebâtat ve eşcar yaprakları, hayvanat çiçekleri, insan meyveleri hükmünde görünür. Sâni'-i Zülcelâl'in ağaçlar hakkında câri olan bir kanunu, elbette şu şecere-i âzamda da câri olmak, mukteza-yı ism-i Hakîm'dir. Öyle ise mukteza-yı hikmet, şu şecere-i hilkatin de bir çekirdekten yapılmasıdır. Hem öyle bir çekirdek ki; âlem-i cismanîden başka, sâir âlemlerin nümunesini ve esâsâtını câmi' olsun. Çünki binler muhtelif âlemleri tâzammun eden kâinatın çekirdek-i aslîsi ve menşei, kuru bir madde olamaz. Mâdem şu şecere-i kâinattan daha evvel, o nev'den başka şecere yok. Öyle ise ona menşe' ve çekirdek hükmünde olan mânâ ve nur, elbette yine şecere-i kâinatta bir meyve libasının giydirilmesi, yine Hakîm isminin muktezasıdır. Çünki çekirdek daima çıplak olamaz. Mâdem evvel-i fıtratta meyve libasını giymemiş. Elbette, âhirde o libası giyecektir. Mâdem o meyve insandır. Ve mâdem insan içinde sâbıkan isbat edildiği üzere, en meşhur meyve ve en muhteşem semere ve umumun nazar-ı dikkatini celbeden ve arzın nısfını ve beşerin humsunun nazarını kendine hasreden ve mehâsin-i mâneviyesi ile âlemi, ya nazar-ı muhabbet veya hayretle kendine baktıran meyve ise: Zât-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm'dır. Elbette kâinatın teşekkülüne çekirdek olan nur, onun zâtında cismini giyerek en âhir bir meyve Sûretinde görünecektir.
Ey müstemi'!. Şu acib kâinat-ı azîme, bir insanın cüz'î mahiyetinden halkolunmasını istib'ad etme! Bir nevi âlem gibi olan muazzam çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halkeden Kadîr-i Zülcelâl, şu kâinatı "Nur-u Muhammedî"den (Aleyhissalâtü Vesselâm) nasıl halketmesin veya edemesin? İşte şecere-i kâinat, şecere-i tûbâ gibi, gövdesi ve kökü yukarıda, dalları aşağıda olduğu için; aşağıdaki meyve makamından, tâ çekirdek-i aslî makamına kadar, nurani bir hayt-ı münasebet var. İşte Mi'rac, o hayt-ı münasebetin gılafı ve Sûretidir ki: Zât-ı
Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, o yolu açmış; velâyetiyle gitmiş, Risâletiyle dönmüş ve kapıyı da açık bırakmış. Arkasındaki evliya-yı ümmeti, ruh ve kalb
(Orjinal Sayfa: 616)
ile o cadde-i nuranide, Mi'rac-ı Nebevî'nin gölgesinde seyr ü sülûk edip istidadlarına göre makamat-ı âliyeye çıkıyorlar.
Hem sâbıkan isbat edildiği üzere: Şu kâinatın Sânii, birinci işkalin cevabında gösterilen makasıd için şu kâinatı, bir saray Sûretinde yapmış ve tezyin etmiştir. O makasıdın medârı, Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) olduğu için, kâinattan evvel Sâni'-i Kâinat'ın nazar-ı inâyetinde olması ve en evvel tecellisine mazhar olmak lâzım geliyor. Çünki bir şeyin neticesi, semeresi; evvel düşünülür. Demek vücuden en âhir, mânen de en evveldir. Halbuki Zât-ı Ahmediye, (A.S.M.) hem en mükemmel meyve, hem bütün meyvelerin medâr-ı kıymeti ve bütün maksadların medâr-ı zuhuru olduğundan en evvel tecelli-i icada mazhar, onun nuru olmak lâzım gelir.
Üçüncü Müşkilin o kadar geniştir ki; bizim gibi dar zihinli insanlar, istiab ve ihâta edemez. Fakat uzaktan uzağa bakabiliriz.
Evet âlem-i süflînin mânevî tezgâhları ve küllî kanunları, avalim-i ulviyededir. Ve mahşer-i masnuat olan küre-i arzın hadsiz mahlukatının netâic-i a'malleri ve cin ve insin semerat-ı ef'alleri, yine avalim-i ulviyede temessül eder. Hattâ hasenat Cennet'in meyveleri Sûretine, seyyiat ise Cehennem'in zakkumları şekline girdikleri, pek çok emarat ve pekçok rivayatın şehadeti ile ve hikmet-i kâinatın ve ism-i Hakîm'in iktizasıyla beraber, Kur'an-ı Hakîm'in işaratı gösteriyor. Evet zeminin yüzünde kesret o kadar intişar etmiş ve hilkat o kadar teşa'ub etmiş ki, bütün kâinatta münteşir umum masnuatın pekçok fevkinde ecnas-ı mahlukat ve esnaf-ı masnuat, küre-i zeminde bulunur, değişir; daima dolup boşalır. İşte şu cüz'iyat ve kesretin menba'ları, madenleri elbette küllî kanunlar ve küllî tecelliyat-ı Esmâiyedir ki: O küllî kanunlar, o küllî tecelliler ve o muhit Esmâların mazharları da bir derece basit ve safi ve herbiri bir âlemin arşı ve sakfı ve bir âlemin merkez-i tasarrufu hükmünde olan semâvattır ki: O âlemlerin birisi de Sidret-ül Münteha'daki Cennet-ül Me'vadır. Yerdeki tesbihat ve tahmidat, o Cennet'in meyveleri Sûretinde (Muhbir-i Sadık'ın ihbarı ile) temessül ettiği sabittir. İşte bu üç nokta gösteriyorlar ki: Yerde olan netâic ve semeratın mahzenleri oralardadır ve mahsulâtı o tarafa gider.
Deme ki: Havaî bir "Elhamdülillah" kelimem, nasıl mücessem bir meyve-i Cennet olur?
(Orjinal Sayfa: 617)
Çünki sen gündüz uyanık iken güzel bir söz söylersin; bâzan rü'yada güzel bir elma şeklinde yersin. Gündüz çirkin bir sözün, gecede acı bir şey Sûretinde yutarsın. Bir gıybet etsen, murdar bir et Sûretinde sana yedirirler. Öyle ise, şu dünya uykusunda söylediğin güzel sözlerin ve çirkin sözlerin; meyveler Sûretinde uyanık âlemi olan âlem-i âhirette yersin ve yemesini istib'ad etmemelisin.


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2010, 18:15 
Çevrimdışı
Dost Üye
Dost Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 23 Mar 2007, 03:00
Mesajlar: 68
kulihvani yazdı:
Mi'rac Kandilimiz mübârek olsun..

Rıza'ya rücu' ve ürucun m'iracında...
Resûlullah sallalhu aleyhi ve sellemin azîz ruhuna İlmullah kadar Salât ve Es Selâm olsun!..

İmam-ı Mutlakımız O olunca,
O'nu duyup O'na uyunca,
O'nun gibi namaz kılınca,
Allah'ı görürcesine gönlümüzce
Bizimde mi'racımız mübârek olsun..
İnşâallah..


Amin inşaallah miraç kandiliniz mübarek olsun


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2010, 21:36 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10683
Resim

Mi'rac Kandilimiz mübârek olsun..

Rıza'ya Rücu' ve Urucun M'iracında...
Resûlullah sallalhu aleyhi ve sellemin azîz ruhuna İlmullah kadar Salât ve Es Selâm olsun!..

İmam-ı Mutlakımız O olunca,
O'nu duyup O'na uyunca,
O'nun gibi namaz kılınca,
Allah'ı görürcesine gönlümüzce
Bizimde mi'racımız mübârek olsun..
İnşâallah..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2010, 21:42 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 613
Konum: ANTALYA

Mübârek Mirac kandilimizin, kalblerimize Nur-u Muhammed getirmesini ve
gönüllerimizin Muhemmedi Miraca kavuşmasına duacıyız..
İnşaallah...

Muhammedi Muhabbetle

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2010, 21:50 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 12 May 2008, 03:00
Mesajlar: 546
Konum: HEP O'NUNLA İNŞALLAH
Miraç kandilimiz mübarek olsun. Hayırlı bir gece-gündüzümüz olsun inşallah.
Hissederek, anlayarak ve yaşayarak kandilleşelim inşallah.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 09 Tem 2010, 18:04 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 2661
Konum: KAF'dan
Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 16 Haz 2012, 15:39 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4684
Resim
simurg SeSi...
………………………………..
Gecenin son saatleri yine,
Ve ben yine,hangi amaç için olduğunu bilmediğim uykusuzlukları kayıt düşüyorum saatlere.
Sabahı görememek ve bir daha uyanamamak duygusu mu bu acaba diye yokluyorum kendimi,
ama bu yorgun kalbim bu kadarcık sorgulamaya bile tahammül edecek durumda değil.
Yine Mirac Kandiline yetişti ömrümüz,
Bir umutla bekleyip,geldiğine sevindiğimi sandığım kaçıncı kandil.
Seviniyor muyum, sevinmem gerektiğini öğrendiğimden,
Sevinmeliyim diye düşünerek içimde bir zorlama duygu mu geliştiriyorum.
Hangisi?
Kendime samimi ve yalansız bir şekilde soru sormayı başardığımdan bu yana,
Aldığım cevabların hiç birisinden memnun değilim.
Oyalanmak ve avunmak farklı bir tutunma şekliymiş hayata.

Şimdi tutamaksız,sallanmaktayım kendi içimde.
Sevinmem lazım, hatta öyle çok sevinmem lazım ki,
Bu sevinçlerim doğrudan şükür ve Kandil zamanını idrak anlamı taşımalı.
Tanıdığım, bazen de tanımadığım
Hatta tanıdığımı sandığım halde hiç tanımamış olduğum insanların kandillerini kutlamak yetiyor mu bir kandil sevincini idrak etmeye
.
En evvel kendi içimde ne tür bir kutlama yaşamaktayım ki?
Gerçekten kutlu bir günün içerisinden hangi kutlu ruh hali ile geçmekteyim?
Benim derdim ne sonra?
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Üç aylara eriştiğinde,
Bizi Ramazana eriştir diye niyazda bulunmuş Rabbimize.
Idrak edelim, Hakkı ile ibadet edebilelimdiye dua da bulunmamış.

Demek ki sadece erişmek bile duası edilecek kadar kıymetli.
İşte şimdi,gelmiş geçmiş bütün zamanların, ANın,
herşeyin kalbi mesabesindeki o kutlu, bereketli,feyizli dönemdeyiz.
Elle tutulur birşeyler yapabilmek adına giriştiğim hangi fiilim, bu bereketli zamanın kıymetine layık?
Hiç.
Herşey işte bu kadar Hiç.
İnsanın, hayatın içerisinde tepeden aşağı yuvarlanan bir kartopu gibi yolculuğu bu mirac.
Yerçekimi var bir kere.
Hiç bir fizik beden yukarı doğru yuvarlanamayacak.
Neden herşey hep içimizde dediğimiz halde.
Mirac dediğimizde yukarıya doğru bir gidiş,yükseliş geliyor aklımıza.

İçimiz çok mu yüksek, çok mu yükseklerde yoksa gözümüz.
Kendimize yeri layık bulmuyor muyuz?
Yerlerden yer mi beğenemedik yoksa.

Kelimeler anlatmaya yetmiyor bunları.
Sözlerin daha söze dökülmediği bir yerde belkide tüm soruların cevabları.
Ötesi berisi, yukarısı aşağısı yok.
Herşey hiç bir şeyin kendi etrafında bile dönemeyeceği kadar dar ama sonsuz geniş bir alanın hapsinde.
Kendimi dışarıda sandığım sürece,hangi yürüyüşümden, hangi miracımdan söz edeceğim.
Yürümeyi öğrenmeden (isra) miraca gidilemeyecek.
Bir burak gelip önümde eğilmeden,yada elimden tutmadan hangi vasıta içime yol bulacak.
İnsanın içine bildiğimiz vasıtalarla gidilmiyor.
Burak dediğimiz de Ruhumuza baş eğmiş, İman, islam, ihsan ile nurlanmış, Nakilleşmiş AKILımız olsa gerek.
Bende o kadar akıllı bir akıl yok sanırım.
İçimde benden başka her insanın bir ümidi var bu dünyada diyen ses susardı.
Hangi şaşkınlık sapağına çekilmek isteniyor kalbim bu boşlukta.
Kendi kendimizin başına ördüğümüz,
Başkada hiç kimsenin, dünya bir araya toplansa öremeyeceği çoraplardan birisi daha işte bu.

Çözülmeye çalıştıkça dolaşıyor insan.
Bilgisayarların bir özelliğini öğrendim yeni,
Bir sorunla karşılaşıldığında en sağlıklı çalıştığı eski bir tarihe (kurtarma noktası deniyor) dönüş yaptırılabiliyor.
Bizim kurtarma tarihimiz olsa olsa ettiğimiz ve edeceğimiz tevbelerimiz olabilir.
Ancak biz o kadar aciziz ki, bilgisayar gibi,
Sağlıklı çalışma dönemine programlandıktan sonra başka sorunları unutuyor değiliz.
Biz ne tevbe edersek edelim, ne kadar özür dilersek dileyelim,
Ne kadar pişman ve üzgün olursak olalım hiç bir zaman yeterince tamir olamıyoruz.
Çünkü bütün yaşayageldiklerimizin toplamıyız.
Ne eksilmişsek, ne biriktirmişsek hepsi şu anda ki bizi teşkil ediyor.
Her şey esmaların tecellileri, ve dünya bir esmalar mazhariyeti,
Mirac ve bütün nurlu günler hep seçilmiş, övülmüş olan zamanlar,
Içerisinden geçenleri de kendisine benzetmekle vazifeli memurlar.

Kimin ne olduğu, ne olacağı, ne olmayacağı hepside buna bağlı işte.
Ve bütün bunların ÖZüne Muradullah diyoruz.
Rabbimizin muradıyız hepimiz ve her birimiz.

Zarre saklanamadan ayan beyan ortada olanlarız.
Kabirde de bütün sorgu, kendi pişmanlıklarımızdan ibaret olacak belkide.

El-Halik Celle Celaluhu kulundan asla habersiz olamayacağına gore,
Bize sorulacak sorulardan kasıt, kendi kendimizi hesaba çekmemiz büyük ihtimalle.

Ve büyük ölüm gelmeden, geridönüşsüz toprak kabrimize girmeden,
Böylesi kutlu gecelerde hesabımızı verebileceğimiz bir hayat yaşayabilmek adına,
Kendimizi yeniden hizaya getirmemiz gerekiyor belkide.

Bütün üzüntüm, bu Mirac Kandilinde de
Geçen seneki Mirac Kandili zamanından zerre kadar daha iyi hissetmemek kendimi
.

Daha iyi nasıl hissedebilirdim onuda bilmem.
Daha iyi hissedilebilecek bir gün, sadece bir gün bile olsa, gelecekte yaşanılabilir mi?
Onu da bilmiyorum.

Herşeyi yazabiliriz, zaten yazılmamış hiç bir şeyi yazamamaktayız.
Her ne var ise, zaten yazılmış.
Her ne yazılmış ise,illa okunmuş.
Okunmuşların akıbeti ne?
Okumakla bitecek mi herşey.
Yoksa okunulanlar, yeniden yazılsın, yeniden yaşansın ve yeniden okunsun diye başa mı alınacak.
Ölürken bu dünyanın fizik defterinden siliniyor muyuz?
ahiret yurdunun fizikötesi defterine mi kaydımızı alıyorlar?
Yoksa her nefes yeni bir kayıt işlemi gibi mi çalışmakta.

Bu hayatın bazı zamanlarını silmek ve yeni baştan yazmak mümkündür belkide.
Belkide zaman üzerine ağır bir imza attığı için, artık geri dönmek fırsatı tamamen kaçmıştır.
İçimden geldiğince güçlü, gelmese bile yine de öyle olmaya çalışarak dua etmeliyim.
Daha da yapacak hiç bir şeyim yok zaten.

İnsan çok zalim vesselam.
Gözümün önündeki (gözümün önünden hiç çekilmeye niyeti olmayan) kendimden öğrendim bunu.

Yazılanlardaki bütün hata kusur günah hepsi daima benim.
Gönderdikten sonra üzülürsem pişman olup tevbe de ederim (her zamanki gibi).

Herkesin Mirac Kandili kutlu olsun inşaallah. Amin.

Simurg

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 16 Haz 2012, 16:27 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10683
Resim

Mi'rac Kandilimiz mübârek olsun..

Rıza'ya rücu' ve urucun m'iracında...
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin azîz rûhuna İlmullah kadar Salât ve Es Selâm olsun!..

İmâm-ı Mutlakımız O olunca,
O'nu duyup O'na uyunca,
O'nun gibi namaz kılınca,
ALLAH'ı görürcesine gönlümüzce
Bizimde mi'racımız mübârek olsun..
İnşâallah..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 16 Haz 2012, 16:59 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 2661
Konum: KAF'dan
Resim

Şu mübarek kandil hürmetine sıkıntılarınız kum tanesi kadar küçük, mutluluğunuz ise kum taneleri kadar bol olsun inşaallah.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 05 Haz 2013, 20:44 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10683
Resim

Resim Mİ’RÂC


Es-salâtu ve’s- selâmu aleyke Yâ Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem!

Esselâtu ve’s- selâmu aleyke Ya Habîballah SALLallâhu aleyhi ve SELLem.

Es selatu ve’s- selâmu aleyke Ya seyyidi’l- evveline ve’l- âhirin.

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seydina Muhammedin nûru'z- Zâtı sırrı sarii fi'l-cemi'i'l-esmâ-ı ve's-sıfât. Bi adedike ilmike dâimen kesiran mubâreken tayyiben fîhi Yâ Rabbi’l- Âlemîn!.


“Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âl-i Seyyidinâ Muhammedin bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîran kesîra.”

Salaten tekûnu leke rıdâen Yâ Rabbi'l-Âlemîn!
Salâten tekûnu lî hakkıke edâen Yâ Rahmeten li'l-Âlemîn!.

Subhâneke Allâhumme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke! Estağfiruke ve etûbu ileyke!

El hamdu lillâhi rabbi’l-âlemîn!

Allâhumme innî eseluke’l- affe ve’l- afiyeh fi’d- dîni ve’d- dunyâyı ve’l- âhireh
Allâhumme'sturnâ bi setrike’l- Cemîl!.

“Yâ Hayyu Yâ Kayyûm Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm Yâ ALLAHu bike tahassentu ve bi abdike ve Rasûlike Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin Sallalâhu Teâlâ aleyhi ve sellim istecertu

Allâhumme innî eseluke Yâ RAHMÂNu Yâ RAHÎMu bi esmâike'l-'izâmi ve melâiketike'l-kirâmi ve Rasûlîke aleyhim efdalu's-salavâti ve etemmu's-selâmi Ente'l-mahnî bi lemhati ehl-i Bedrin ve lâ mahâtihim ve tenfahni bi nefâhatihim bi hakkihim aleyke YÂ RABB!”



Yâ RABBenâ!
Bi hakkıhim” Bedir ashâbının hakkı hürmetine bizim bu gece “Yevmu’l- Mi’rac” bereketli kıl!
Yevm gece gündüzü toplayan bir kelimedir 24 saat gibi.
Gece Leyl'dir, gündüz nehar'dır .
Yevm ise cümlesini içine alır. MuhaMMedî YAŞAyışın adıdır.
Bir insan için ikinin “TEK” lenmesidir. Gece gündüzün “BİR” leşmesidir.
Bu Mi’racımızda bu RUCU’-u MuhaMMediyyetimizde in şâe ALLAH, ALLAH celle celâluhu BİZe inâyet eylesin, Hidâyet eylesin, Selâmet eylesin ve İhsan buyursun!.
Subhâneke Allâhumme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve etûbu ileyke.

Elhamdu lillâhi RABBi'l-Âlemîn!


ALLAH celle celâluhu;
Kelâmullah'ını Mûsâ Aleyhi's-selâmla teklim etmiştir, bu âlemde.
Ru'yetini ise, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem'de..
Mûsa Aleyhi's-selâm’a: “Sen Beni göremezsin” buyururken bu âlemde göremezsin buyururken göreceği âlemde SADR’ların ötesinde, nihâyetinde AKL’ın sustuğu yerde NAKL’in sessiz-sözsüz-akılsız kendi kaynağında, çıkış noktasında ALLAH celle celâluhu RABBi’l- Âlemîn Sıfatıyla Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem’e tecellî edip Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem görüyor ki: “RABBımı RABBımla gördüm

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:” RABBımı RABBımla tanıdım. Eğer RABBımın yardımı olmasaydı Onu tanıyamazdım! (bulamazdım.)'' buyurmuştur.
(Gürüzânfer, Ehadis-i Mesnevi shf. 2)

Bu Mi’racın, bu görüşün, bu rücu’nun, bu âleme geliş, illiyyinden esfelîne iniş bir kaderdir, bir Sünnetullah'tır, bir Murâdullah bir Emrullah'tır.
Sebebtir ve mazhar yeridir. NûR-u MiM, ALLAH celle celâluhunun bu âlemi halk etmesine ve ALLAHu zu’l-celâlin murâdını yaşamasına ve yaşatmasına!.

O zaman bu gecemiz, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin pak ve temiz yüreğinde buluşma beldemiz olsun.

ALLAH Celle Celâluhu BİZi merhâmeti ve muhabbetiyle yargılasın!
Bizim eksiklerimizi noksanlarımızı kusurlarımızı yanlışlıklarımızı yaramazlıklarımızı Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem Efendimize olan, olacak olan ve olması gereken ve İnşae ALLAH lutfu kerem edeceği MuhaMMedî Muhabbete bağışlasın!
SADÂKATa SAMÎMİYETe SABIR ve SELÂMETe bağışlasın!



Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin Vasl-ı Vedûd Vâdisine yağan, bu gece yağan Ru’yetin Rızânın Rüşdünü yüreklerimize yangın üzerine serpilen bir su püskürmesi gibi bir BİZ BİR-İZ BİRliğinin buharı gibi yüreklerimize bir cennet nefesi versin!

O vahiyden kendisine gelen ilâhî sözün sese döndüğü Vahiyden kalblerimize İn şâe ALLAH ilhamları yağdırsın.
Muradlarımız Muhabbetullah, Muhabbet-i MuhaMMed Aleyhi's-selatu ve's-selâm ve ellerimiz Ehl-i Beyt elinde eren erdeminde olsun in şâe ALLAH!


Resim'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin abdike (Muhammedîyyeti) ve nebiyyike (Mahmudiyyeti) ve Rasûlike (Ahmediyyeti) ve Nebiyyu'l-ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi ve sahbihi ve Ehl-i Beytihi... ''Resim

Derbentli Deli Hasan öyle derdi: “Biz deli olduğumuz için her gün Cuma” derdi.
Her gün Cuma. Daha delileri var içimizde” derdi.
Her vakit Cuma”…
Yatsı namazında da Cuma kılar bunlar“ diyor yâni.
Onun için bu günümüz de yarınımız da hep BİZ BİR-İZ Mi’racındayız Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem Kevserinde İn şâe ALLAH!

En büyük ibâdet şüphesiz ki ALLAHu zu’l-celâlin farzlarıdır ki,
Biz çok şükür onları zâten yapmaktayız.
Bundan sonraki ise İLİM-EDEB-İRFAN ve ERKAN dır.

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bir saatlik tefekkür altmış senelik (nâfile) ibâdetten daha hayırlıdır." buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I/370)


iNSAN-AKIL-NEFS, URÛC etmişti zâten, İlliyîn'den Esfelîn'e gelmişti.
HAKK’tan gelenlere, geri dönüşler.
İnsan aklı alçaklık-yükseklik üzere yaratılmıştır.
Aslında sorarsan şimdi dünyânın en zirvesinde kendisi var, bak yıldızları gösterir sana!
Oysa buradan bir MİL batır, merkezden geçsin antipotundan çıkacaktır. Karadan batırırsanız mutlaka denizden çıkacaktır.
Oradaki kimseye sorun, o diyecektir ki: “Hayır, orası değil tepe, benim en yüksekteki
O da oradaki gökleri gösterecektir.
Ama normal insan aklı, Dünyânın dümdüz olduğunu zannetmektedir ve de edecektir zâten mecburdur.
Yusyuvarlak olduğunu ancak ilmen kâni olanlar tam anlayabilecek ve karpuz gibi olan bir dünyânın milyarlarca metreküp sıvı-akışkan suyuyla ve etrâfındaki gözükmesi bile mümkün olmayan hava kürresiyle nasıl top gibi döndüğünü, bir miliminin yerinden oynamadığını, bu Merkez/çek ve Merkez/kaç Kuvvetlerinin Denge ve Düzenini ancak derunî dostluğa ulaşanlar, bulaşanlar demiyorum, koklayanlar demiyorum.
BİLenler, BULanlar, içinde OLanlar ve “Yâr-i ALLAH celle celâluhu”, Yâr ALLAH olan Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin yüreğinde yer alanlar fiilen YAŞAyacaklardır.
Onlar; bir hikâye, masal insanı değil, fiilen, YAŞAyan Mücerreblerdir-tecrübe edilmiş-Denenmiş-Sınanmış olanlardır.
CERR edilmişlerdir, Tecrübe kılınmışlardır, tecrübeleri kendilerinin Tevhid tecellîsinde, kendilerinin RIZA Rehberi olmuştur Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin yüreğinde….

SELL ve SALL’ı anlamazsak URUC ve RÜCU’yu katiyen bulamayız.
SELL’de TESLİMİYYET’te temizlik vardır, Mutaharrun ve Mütezekka oluş vardır.
BİZim için BEDEN ve NEFSin temizlenmesi vardır.
Bizim kalplerimiz musaffa hâle ancak teslim olduktan sonra Rasûllullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem’in iki eliyle olabilir.
İstikâmetimiz O’nda çünkü.

Ben de giderim” diyenlerin gittiği kendi şeytanlıklarıdır.
ALLAHu Zu'l-CELÂL ile kandırılabilirler, kanabilirler ve kandırabilirler

Mi’ractaki Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem'in bize getirdiği hediyelerinden bir tânesi de "Âmene'r-rasûlu"’dür.

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

Resim---"Âmene'r-rasûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî ve'l-mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr(masîru). Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ ale'l-kavmi'l-kâfirîn(kâfirîne).: Peygamber, RABBi'nden kendisine ne indirildiyse ona îmân etti. Müminlerin de hepsi ALLAH'a, meleklerine, kitablarına ve peygamberlerine îmân ettiler. «Biz ALLAH'ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız, DUYduk ve itaat ettik. Ey RABBimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır.» dediler. ALLAH, kimseye gücünün ötesinde bir teklifte bulunmaz. Herkesin kazandığı yararına, yüklendiği günahı zararınadır. Ey RABBimiz, eğer unutarak veyâ yanılarak yaptıksa, bizi sorgulama! Ey RABBimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi, ağır yük yükleme! Ey RABBimiz bize gücümüzün yetmediğini yükletme, günahlarımızı affet, bizleri bağışla ve bize acı! Sensin MEVLÂmız! Bizi, Kâfirlere karşı bize yardım eyle!
(Bakara 2/285-286)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 05 Haz 2013, 21:16 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4684
Bu mübarek gün ve gecede yüreğime gece ve gündüz gibi düşen Nuh aleyhi's-selâm ve oğlu ile İbrahim aleyhi's-selâm ve babasının yüzlerce yıl önce yaşanmış birer yaşam öyküsünden öte olan kıssaları... "BİZ BİR-İZ hamdolsun" dedirten yüce bir Kur-an'ı Kerim ANlayışıyla şu AN FİİLlen YAŞAyan HAKK DOSTları... Ve cümle Hakk dostları...İyiki varsınız... RUHunuz ŞÂD OLsun...
Es selâm ve es salât Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize, Ehl-i Beyt aleyhimüsselâma ve tüm Hakk dostlarına.



ResimEs-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhu.

Eûzubillâhi's-semî'u'l-alîmu mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Es-selâtu ve's-selâmu aleyke Ya Rasûlullah '' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ummetihi...''

Dâimen ebeden
İn şâe ALLAH.
Subhâneke Allâhumme ve bihamdike eşhedu en Lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyke.
Ve'l-hamdu li'llâhi RABBi'l-âlemîn.


MuhaMMedi MuHABBEtlerimİZle!....

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 25 May 2014, 05:42 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10683
Resim

ZEVK 1411

Dost!
Duânı SECDEde SALL!

SîNeni SER SECDEye ki -> gÖZlerinden DUÂ aksın!
HAKK Yakîndir sen de yaklaş! MİRAC NÛRU alnın yaksın!
Dünyaya gÖZün dikme! -> -> SEVenlere SEVgili
Şikâyetsiz ŞÜKR et RABBa! O'nda O'nu BULacaksın!


16.03.1998 16:01
Resim


Es-salâtu ve’s- selâmu aleyke Yâ Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem!

Esselâtu ve’s- selâmu aleyke Ya Habîballah SALLallâhu aleyhi ve SELLem.

Es selatu ve’s- selâmu aleyke Ya seyyidi’l- evveline ve’l- âhirin.

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seydina Muhammedin nûru'z- Zâtı sırrı sarii fi'l-cemi'i'l-esmâ-ı ve's-sıfât. Bi adedike ilmike dâimen kesiran mubâreken tayyiben fîhi Yâ Rabbi’l- Âlemîn!.

Salaten tekûnu leke rıdâen Yâ Rabbi'l-Âlemîn!
Salâten tekûnu lî hakkıke edâen Yâ Rahmeten li'l-Âlemîn!.

Subhâneke Allâhumme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke! Estağfiruke ve etûbu ileyke!

El hamdu lillâhi rabbi’l-âlemîn!

Allâhumme innî eseluke’l- affe ve’l- afiyeh fi’d- dîni ve’d- dunyâyı ve’l- âhireh
Allâhumme'sturnâ bi setrike’l- Cemîl!.


41. SALÂVÂT-I ŞERÎFE : Muhammedî Mürşid Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerinin salâvâtı

Nakşî Tarikatı kollarının kemâl kavşağı olan,
Şam'da Salihiye Tepesinde medfûn bulunan ve
maddî ve mânevî tahsilini Bağdad'da yaptığı için Bağdadî diye anılan
Muhammedî Mürşid Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerinin salâvâtı:


Resim

TÜRKÇESİ: (3 defa okunur)
“Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîra.”
(Ücüncüsünde kesîran ile okunur)
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ Muhammedin bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîran kesîra.”

MÂNÂSI: ALLAH'ım! Efendimiz MUHAMMED (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ve Efendimiz Muhammed (salallahu aleyhi ve sellem)'in ailesine; dert çekenlerin (devâ dileyen çağırıcıların) ve devâ (çâre) lerinin tümü adedince salât-ü-selâm et. O'na ve onlara çok çok (çokça) bereket ver ve selâmlar et!.


ResimResimResim

Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerinin istigasesi
(ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e sığınması):


Resim

TÜRKÇESİ:

Bismillâhirrahmânirrahîm

“Yâ Hayyu Yâ Kayyûm Resim Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm Resim Yâ ALLAHu bike tâhassentü ve bi abdike ve Resûlîke Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedîn Sallallahu Tealâ aleyhi ve sellime istecertü Resim Allahümme innî eselûke Yâ RAHMÂNu Yâ RAHÎMu bi esmâike'l-izâmi ve melâiketike'l-kirâmi ve Resûlîke aleyhim eftalü's-salavâti ve etemmü's-selâmi Resim Ente'l-mahnî bilemhati ehl-i Bedrin velâ mâhatihim ve tenfahni bi nefâhatihim bi hakkihim aleyke YÂ RABB!”Resim

MÂNÂSI:
Yâ Hayyu Yâ Kayyum! Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm! Yâ ALLAH! Sana sığındım (siper edindim) ve Senin kulun ve Resûlün Seyidimiz ve Efendimiz Muhammed Sallallahu Tealâ Aleyhi Vesselleme (teslim ve tâbi' olup) boyun eğdim! ALLAH'ım! Yâ Rahmân yâ Rahîm Senden Azîm isimlerin, keremli meleklerin ve Salâvâtların en fazîletlisi ve selâmların en tamı kendisine olan Resûlün ile (yüzü suyu hürmetine) istiyorum! (ki) Beni imtihan eden (deneyici-sınayıcı) Sensin, Bedir Ehlini bir lemhada (göz açıp kapayıncaya kadarlık sürede) bir üfürüşle (merhametle hayat verişle) mahvolmaktan (silinip yok olup gitmekten) kurtardığın gibi; onların Senin üzerindeki (hatırı) hakları hakkı için, onlara olan rahmet üfürüşünle (imdat edişinle) bana da üfür ve hayat ver (meded kıl) Yâ RABBi!


ResimÂmin yâ Latîf ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Rahîm ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ VeDÛD ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Vehhâb ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Fettâh ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Settâr ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ ALLAH!. yâ ALLAH celle celâluhu!..


Yâ RABBenâ!
Bi hakkıhim” Bedir ashâbının hakkı hürmetine bizim bu gece “Yevmu’l- Mi’rac” bereketli kıl!
Yevm gece gündüzü toplayan bir kelimedir 24 saat gibi.
Gece Leyl'dir, gündüz nehar'dır .
Yevm ise cümlesini içine alır. MuhaMMedî YAŞAyışın adıdır.
Bir insan için ikinin “TEK” lenmesidir. Gece gündüzün “BİR” leşmesidir.
Bu Mi’racımızda bu RUCU’-u MuhaMMediyyetimizde in şâe ALLAH, ALLAH celle celâluhu BİZe inâyet eylesin, Hidâyet eylesin, Selâmet eylesin ve İhsan buyursun!.
Subhâneke Allâhumme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve etûbu ileyke.

Elhamdu lillâhi RABBi'l-Âlemîn!


ALLAH celle celâluhu;
Kelâmullah'ını Mûsâ Aleyhi's-selâmla teklim etmiştir, bu âlemde.
Ru'yetini ise, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem'de..
Mûsa Aleyhi's-selâm’a: “Sen Beni göremezsin” buyururken bu âlemde göremezsin buyururken göreceği âlemde SADR’ların ötesinde, nihâyetinde AKL’ın sustuğu yerde NAKL’in sessiz-sözsüz-akılsız kendi kaynağında, çıkış noktasında ALLAH celle celâluhu RABBi’l- Âlemîn Sıfatıyla Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem’e tecellî edip Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem görüyor ki: “RABBımı RABBımla gördüm

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:” RABBımı RABBımla tanıdım. Eğer RABBımın yardımı olmasaydı Onu tanıyamazdım! (bulamazdım.)'' buyurmuştur.
(Gürüzânfer, Ehadis-i Mesnevi shf. 2)

Bu Mi’racın, bu görüşün, bu rücu’nun, bu âleme geliş, illiyyinden esfelîne iniş bir kaderdir, bir Sünnetullah'tır, bir Murâdullah bir Emrullah'tır.
Sebebtir ve mazhar yeridir. NûR-u MiM, ALLAH celle celâluhunun bu âlemi halk etmesine ve ALLAHu zu’l-celâlin murâdını yaşamasına ve yaşatmasına!.

O zaman bu gecemiz, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin pak ve temiz yüreğinde buluşma beldemiz olsun.

ALLAH Celle Celâluhu BİZi merhâmeti ve muhabbetiyle yargılasın!
Bizim eksiklerimizi noksanlarımızı kusurlarımızı yanlışlıklarımızı yaramazlıklarımızı Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem Efendimize olan, olacak olan ve olması gereken ve İnşae ALLAH lutfu kerem edeceği MuhaMMedî Muhabbete bağışlasın!
SADÂKATa SAMÎMİYETe SABIR ve SELÂMETe bağışlasın!



Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin Vasl-ı Vedûd Vâdisine yağan, bu gece yağan Ru’yetin Rızânın Rüşdünü yüreklerimize yangın üzerine serpilen bir su püskürmesi gibi bir BİZ BİR-İZ BİRliğinin buharı gibi yüreklerimize bir cennet nefesi versin!

O vahiyden kendisine gelen ilâhî sözün sese döndüğü Vahiyden kalblerimize İn şâe ALLAH ilhamları yağdırsın.
Muradlarımız Muhabbetullah, Muhabbet-i MuhaMMed Aleyhi's-selatu ve's-selâm ve ellerimiz Ehl-i Beyt elinde eren erdeminde olsun in şâe ALLAH!


Resim'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin abdike (Muhammedîyyeti) ve nebiyyike (Mahmudiyyeti) ve Rasûlike (Ahmediyyeti) ve Nebiyyu'l-ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi ve sahbihi ve Ehl-i Beytihi... ''Resim

Derbentli Deli Hasan öyle derdi: “Biz deli olduğumuz için her gün Cuma” derdi.
Her gün Cuma. Daha delileri var içimizde” derdi.
Her vakit Cuma”…
Yatsı namazında da Cuma kılar bunlar“ diyor yâni.
Onun için bu günümüz de yarınımız da hep BİZ BİR-İZ Mi’racındayız Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem Kevserinde İn şâe ALLAH!

En büyük ibâdet şüphesiz ki ALLAHu zu’l-celâlin farzlarıdır ki,
Biz çok şükür onları zâten yapmaktayız.
Bundan sonraki ise İLİM-EDEB-İRFAN ve ERKAN dır.

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bir saatlik tefekkür altmış senelik (nâfile) ibâdetten daha hayırlıdır." buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I/370)


iNSAN-AKIL-NEFS, URÛC etmişti zâten, İlliyîn'den Esfelîn'e gelmişti.
HAKK’tan gelenlere, geri dönüşler.
İnsan aklı alçaklık-yükseklik üzere yaratılmıştır.
Aslında sorarsan şimdi dünyânın en zirvesinde kendisi var, bak yıldızları gösterir sana!
Oysa buradan bir MİL batır, merkezden geçsin antipotundan çıkacaktır. Karadan batırırsanız mutlaka denizden çıkacaktır.
Oradaki kimseye sorun, o diyecektir ki: “Hayır, orası değil tepe, benim en yüksekteki
O da oradaki gökleri gösterecektir.
Ama normal insan aklı, Dünyânın dümdüz olduğunu zannetmektedir ve de edecektir zâten mecburdur.
Yusyuvarlak olduğunu ancak ilmen kâni olanlar tam anlayabilecek ve karpuz gibi olan bir dünyânın milyarlarca metreküp sıvı-akışkan suyuyla ve etrâfındaki gözükmesi bile mümkün olmayan hava kürresiyle nasıl top gibi döndüğünü, bir miliminin yerinden oynamadığını, bu Merkez/çek ve Merkez/kaç Kuvvetlerinin Denge ve Düzenini ancak derunî dostluğa ulaşanlar, bulaşanlar demiyorum, koklayanlar demiyorum.
BİLenler, BULanlar, içinde OLanlar ve “Yâr-i ALLAH celle celâluhu”, Yâr ALLAH olan Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin yüreğinde yer alanlar fiilen YAŞAyacaklardır.
Onlar; bir hikâye, masal insanı değil, fiilen, YAŞAyan Mücerreblerdir-tecrübe edilmiş-Denenmiş-Sınanmış olanlardır.
CERR edilmişlerdir, Tecrübe kılınmışlardır, tecrübeleri kendilerinin Tevhid tecellîsinde, kendilerinin RIZA Rehberi olmuştur Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin yüreğinde….

SELL ve SALL’ı anlamazsak URUC ve RÜCU’yu katiyen bulamayız.
SELL’de TESLİMİYYET’te temizlik vardır, Mutaharrun ve Mütezekka oluş vardır.
BİZim için BEDEN ve NEFSin temizlenmesi vardır.
Bizim kalplerimiz musaffa hâle ancak teslim olduktan sonra Rasûllullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem’in iki eliyle olabilir.
İstikâmetimiz O’nda çünkü.

Ben de giderim” diyenlerin gittiği kendi şeytanlıklarıdır.
ALLAHu Zu'l-CELÂL ile kandırılabilirler, kanabilirler ve kandırabilirler

Mi’ractaki Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem'in bize getirdiği hediyelerinden bir tânesi de "Âmene'r-rasûlu"’dür.

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

Resim---"Âmene'r-rasûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî ve'l-mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr(masîru). Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ ale'l-kavmi'l-kâfirîn(kâfirîne).: Peygamber, RABBi'nden kendisine ne indirildiyse ona îmân etti. Müminlerin de hepsi ALLAH'a, meleklerine, kitablarına ve peygamberlerine îmân ettiler. «Biz ALLAH'ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız, DUYduk ve itaat ettik. Ey RABBimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır.» dediler. ALLAH, kimseye gücünün ötesinde bir teklifte bulunmaz. Herkesin kazandığı yararına, yüklendiği günahı zararınadır. Ey RABBimiz, eğer unutarak veyâ yanılarak yaptıksa, bizi sorgulama! Ey RABBimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi, ağır yük yükleme! Ey RABBimiz bize gücümüzün yetmediğini yükletme, günahlarımızı affet, bizleri bağışla ve bize acı! Sensin MEVLÂmız! Bizi, Kâfirlere karşı bize yardım eyle!
(Bakara 2/285-286)


ResimÂmin yâ ALLAH!. yâ ALLAH celle celâluhu!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 25 May 2014, 05:52 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 May 2007, 03:00
Mesajlar: 613
Konum: ANTALYA
Resim

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Beni gören gerçekten HAKK’ı görmüştür.” buyurmuştur.
(Ebu Katade (ra) dan; Buhârî, Tâ’bir 110; Müslim, Rüyâ 11-1776; İmâm Ahmed, Müsned V-306)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Beni rüyâda gören kimse uyanık iken de görecektir veya beni uyanık halde görmüş gibidir. Zîrâ şeytân benim sûretime giremez....” buyurmuştur.
(Ebu Hureyre (ra) dan; Ebu Dâvud, Edeb 688-5023 ve benzeri hadisler: Buhârî, İlim 38, Edeb 109; Müslim Rüyâ 10,11-1775)

ALLAH celle celâluhu,
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi GÖRmeyi
Ve MuhaMMedî Mi’racını yaşamayı yaşarken nasib ve kısmetimiz EYlesin!
Azîz Münir DERMAN kaddesallahu sırrahu Hocamızın da RUHu şâdolsun rahmet yağsın!
İnşae ALLAH mi’rac kandilimiz mübârek olsun!


Resim

ResimKÂBE ve Mİ'RAC

Dünyanın en şerefli ve mukaddes, lâmekâna bakan mekânıdır.
Ruhların niyaz ve teveccühü buradan lâmekâna gider..
Lâmekânın, mekânda görünür kapısıdır, bu mübârek yer...
Dualar, arzular orada kabul olunur, huzura oradan gidilir... Meleklerin, Velîlerin toprakta uğrağıdır.
Mirâc-ı Nebi oradan başlamış, Nidâ-yi Resûl oradan dünyaya yayılmıştır...
Kelâmullah o topraklarda kalb-i pak-i Resûle verilmeye başlanmıştır... Orada her şey sakin, gök insana çok yakındır, o yerde...
Kelâm-ı ilâhinin heybetinden, her zerresi toprağın ALLAH'ı tesbih etmektedir, o yerde...
Milyonlarca, rızaya koşanların çevrildiği makamdır orası...Hiç bir an yoktur ki o makam insanla çevrilmemiş bulunsun. Lâmekânın mekânı Beytullah'tır o yer...
Resûlün mübârek ayaklarını bastığı, o topraklar, mübârek sadırlarına giren hava, o havadır. Rahmetin kaynağıdır o makam.

O makama yakından yapılacak hürmette, biraz beşerî korku veya riyâ gizlenebilir. Uzaktan yapılacak hürmette ise, havf ve sevgi vardır...
Bundan dolayıdır kî, Resûlullâh bile, ruhu muallallarını, uzakta, Medine'de teslim etmişlerdir.
Resûle yapılacak hürmet ile Kâbe'ye yapılacak ta’zimin ayrılması murad olduğu içindir bu ayrılık..
Ravza-i Resûl Kâbede olsaydı hürmet dağılacak, ortaya hürmette ikilik ve kıskançlık çıkacak...
Resûller tarihi tetkik edilecek olursa, bütün Resûllerin, Nil, Filistin, Hicaz, Ceziretül-Arap mıntıkasında ilâhî vahiylerini aldıkları görülür...
Nil, Kudüs, Tur-i Sina, Cebel-i Hıra, Arz-ı Kenan seçkin ve mukaddes yerler olarak taayyün etmişlerdir.
Binlerce mu’cize, yüzlerce afat-ı ilâhîye taşkın insan kitlelerine çarpmıştır o yerlerde; adeta bu mıntıkalar Kudret-i İlâhîye ile mücadele eden sapkın insan kitlelerine sahne olmuştur...
Lut kavimleri, Sodom ve Gomoreler, Nuh tufanları, Âdem ve Havva, Firavun ve Musa vak’aları, Ebu Cehiller, Nemrudlar hep bu mıntıkaları, küfür ve îmânın, hakikat ve dalâletin, çarpışma sahneleri yapmıştır.
Bu hâdiseler murad-ı ilâhî ile vuku’a gelmiş, beşer dalâletinin, hakikati ilâhiye karşısında, mezarı olmuştur o yerler...
Dalâlet ve küfürden süzülen beşer oğlu, bu hakikatların tam yerini, bir namaz esnasında, Resûlün birden bire Kâbe'ye Medine'den teveccüh ederek dönmesi ile bütün bu mukaddes yerler birleşerek hâtem-ün-Nebiyyîn asıl ve esas Kâbe'si son Tecellîgâh-ı İlâhîsini bulmuştur...
Mu’cizeler birleşmiş, Ruhlar tevhide bağlanmış, bütün ALLAH diyenler Kâbe'ye çevrilmiştir.

Cenâb-ı Resûl'ü, İlliyyîn'e, Mi'rac'da Cebrail kavuşturmuştur.
Mekke ile Kudüs arası Mirac'ın ilk merhâlesini teşkil eder... Abid olarak... Ötesi bizce meçhul... Bir şey söyleyemeyiz.
Namaz, müminin Miracı olduğuna göre; câmi, kulun illiyyîne çevrilerek, Mirac'a gitmesine aracılık yaptığından, Cibril-i Eminin yerini tutmaktadır...
Bundan dolayı, Cibril-i Emin, Mescid-i Aksâ'da, Resûlün Enbiya ervahına imam olduğu yerde, ilk ezanı okumuştur..
Ervaha imam olan Cenâb-ı Resûlün hareket noktası, mekânda cesedi ile Mekke'de olduğıı için, bir gün, Medine'de Mescid-i Aksa'ya doğru namaz kılınırken, Resûle Mekke'ye dönmek emr-i vahyi gelmiş ve hemen Mekkeye dönmüştür.
Mekke, illiyyîne gitmek arzusuna talib abdin hareket noktası, yâni Mirac'ın başlangıcı olduğundan, namazda Kâbe'ye dönülür...
Ruhanî Âlem kapısı, Rızaya giden yol, Cemâle giden nûr yolu, Melekûtun hareket noktası, Ruh âleminin görünür merkezidir, Kâbe…

Beşerin dalâleti o kadar katılaşmış bir hâle gelmişti ki, Kâbe'yi taştan İlâhlarla doldurmuştu...
Heykel, resimden çok farklıdır.
Resim iki boyutlu, heykel üç boyutludur, insan, iki gözle bakar, her şeyi tek görür, iki gözün mevcudiyeti, üçüncü bu'du idrak içindir. Kesret'ten vahdete işarettir.
Küçük çocuklarda, henüz göz sinirlerinin tasallûbu husule gelmediğinden, üçüncü buudu çocuk idrak edemez; onun için her şeye elini uzatır. Derinlik mefhumu yoktur.
Çocuk büyüdükçe tasallûp husule gelir, derinlik mefhumu idrak olunmaya başlar...
Kâbe'nin heykeller ile dolması bir hikmet-i ilâhiyeye matuftur.
Cenâb-ı Allâh buradan kuş uçurmazdı arzu buyursa; fakat hakikati anlatmak için böyle murad etmiştir.
Ebrehe'nin fillerini, ordusunu, ebabil kuşlarının, minicik taşları ile yok etti.
Bir çok insan kütlelerinin mukaddes saydığı ve dalâlet içinde bulunarak putlarla doldurduğu Kâbe'ye, bir nûr indirdi ve bu nûr putları eritti ve her tarafı kapladı, kudret tecellî etti...
Üç buut Mekân'da bir yer kaplar, iki buut kaplamaz, resim gibi...
Resim bir gölgedir, cisimsiz olan ALLAH'a izâfe edilerek, mekânda bir yer verilerek cisimlendirildiğinden heykel küfürdür denir; bundan dolayı putların kırılması ile mekân kaybolmuştur.
Beşer çocukluk devrinden kurtulup, gözleri üçüncü buutu idrak ederek, onu yok etmiştir.
Bu hâdise, bir anda, Kâbe'de tecellî edivermiştir...
Ondan Resûle birden bire Kâbe'ye, namazda dönmek emrolundu..
Her türlü tabiî süsten, ağaçtan, çiçekten ârî, mübârek toprak, taş yığınları, cehennemi sıcak dekoru içinde bulunan Kâbe; geniş, ucu bucağı olmayan masmavi bir semâ altında mübârek bir arz parçasıdır.
Cennet nimeti olan su, ismail'in ayaklarının altından “Zem Zem!” feryadı ile çocuğun bir niyazı, nezd-i ilâhide kabul buyrulmuş ve buz gibi su, cehennemi sıcak kum deryası içinde mübârek topraktan fışkırmaya başlamış, hâlâ fışkırmaktadır; o yerde, sıcakta, suyun cennet nimeti olduğunu, suyun kendisi haykırmaktadır...
Rabbi’l-maşrıkayn, bütün kâinatın, namütenahi görünür âlem-i şahadetin, Rabbi'dir.
O Rabbilmağribeyn ise, ruhanî âlemin SETTÂR esmâsının kapladığı âlem-i gaybın Rabbi'dir. ikisi birleşiyor tevhid ve teklik çıkıyor ortaya...
Maşrık, Kâbe'den başlar; Magrib, Ravza'dan...
Maşrık dünyaya geliştir ruhanî âlemden.. Magrib ruhanî âleme gidiştir dünyadan...
Dümdüz, yeşil bir saha içinde, bembeyaz bir taş yığını hâlinde, Medine ufuklardan görünür.
Ortasında yemyeşil Maşrık ile Magrib'in birleştiği, öpüştüğü yerden, semâlara Rahmetenlilâlem'in Remzi olan yeşil kubbe yükselmektedir...
Burası, ALLAH sevgilisinin yeşil kubbesi, nazar-ı ilâhînin bir an bile eksik olmadığı Mustafa'nın makamıdır...
Milyonlarca müminin selât-ü-selâmının okşadığı yerdir orası...
Oranın toprağında cesed bile kalmaz, yalnız cesed-i pak-i Resûl bulunur...
Diğer mezarlar, makamlar hep temsilen kalmışlardır...
Na’ş-ı Mubarek-i Resûl arzdan kaldırıldığı zaman dünyanın sonu gelecektir...
Niyazlar, dualar, arzular, ölmüşlere Kur'ân hediyeleri; Hep, mekândan Lâmekân'a Resûle uğramadan gitmez, gidemez kabul olmaz...
Saray-ı İlâhiye ancak, Resûl kanalı ile müracaat olunur. Bu bir murad-ı ilâhîdir. Bu lâmekâna hürmetin mecburî olduğundandır.
“Ben ve Meleklerim Resûle selât-ü-selam götürüyoruz. Siz ne duruyorsunuz!” mealindeki âyet bu demektir...
O huzura kabul edilen, ünsiyet peyda eden, ancak namazda bir tekbir ile uğramadan girebilir. Fakat şeytan aklından çıkmaz... Resûl'den izin al, yâni, onda eri!..
Ondan sonra: “Allâhu Ekber!” diye namaza başla... Mirac'a girersin...
Namaz Mirac'tır, O zaman sana yanaşmaz. Çünki sen Resûl'de eridin.
Resûlullâh ın potasında erimiyende daima şüphe mevcuddur.
Şüphede olan gafletten kurtulamaz. Gaflette olan hiç bir şey olamaz.
ALLAH'a ibadetin devâmlı oluşu, bu erimeyi temine fırsat verdiğindendir.
Yoksa... ALLAH'ın ibadete ihtiyacı yoktur... Beşeri, düşünme muradı olduğu içindir...
Nebilerin, velîlerin, mürşidlerin, gavsların, kırkların, dörtlerin, üçlerin mu’cize ve kerametleri gafletten, şüpheden kurtulmak kuvvetinin insanda mevcud olup onu bularak Resûl'de erimelerine işarettir..
Erime çârelerini beşer bulsun, yardım alsın, kurtulsun diye lâmekâna doğru yoluna istikâmet versin diye Kâbe'yi görerek, tanıyarak, el ile tutarak kolaylık göstermişlerdir... Allâhuekber!..
Bunların hepsi edeb içinde “Hayyi lâ yemut”a kavuşmak için kurulmuş dekorlardır işte...
Herşeyi önüne serdim, her şeyi burnunun ucuna kadar getirdim...
Sen hâlâ deli dolu, bön bön bakıp duruyorsun... Kabahat kimde?.. Sende, sende, sende!..
Seni, beni at da gaib zamiri “O” ol! “O...” İşte iş bundadır... Hâlâ mırıltı, dırıltı, zırıltı ile uğraştığın yeter!..
Edeb, fazilet, doğruluk içinde ömrü geçenler vardır. Bir de hayvan gibi ölüp gidenler..
Şüpheler, vesveseler içinde her an değişmede bir ümit vardır.
Bunların yerinden kımıldanma ve sökülüp atılmağa hazırlanma olduğunu da unutma.
Bir gün belki sana da bir el girerek hepsini söküp çıkarır...
Şakk-ı sadır yapan Cebrail olmaz da seni şüpheye düşüren bir el olur bu el..
Şüphe, kuruntu, bir nev'i ruh uyuzudur. Uyuz, aklında olursa fena. Ruhundakini iyi ederler belki.
Şüpheden bazân acı bazân zevk duyarsın, uyuz da böyledir...
Uyuz hastalığının arazı tamamiyle bir hikmettir. Yani kaşınması... Fakat sen uyuzdan kurtulmağa ilâç ara...
Uyuzu kireç ile kükürt iyi eder, kireç ve kükürt nasıl kireç ve kükürt olmuştur, hiç düşündün mü?
Kireç ve kükürt uyuz olmaz. O hastalık onlara yanaşmaz.
Bu hassaya sahib olmak için ne yapmışlardır? Hiç olmazsa onu ara, bul, sor öğren!.. Hazıra konacağım diye çabalama, vakit az…
Güneş, batmağa gidiyor her şey yan yolda kalır... Kendini musalla taşında bulursun, iş işten geçer...
Biraz aklın ile ruhunu fırçala.. Ruhunla aklına tekme vur.
Bu mücadele çok güzel bir mücadeledir... Kendini öğrenince mes’ele kalmaz...
İşte bunları hazırladıktan sonra “Beytullâh”'a dön,
Resûlullâh'a iltica et, Öylece kıpırdamadan dur, Sabır içinde...
Hiç olmazsa bir gece bu hâlde uyumadan, sabaha kadar sebat et!..
Yardımcı her zaman, her an, mevcuddur, sana da uğrarlar.
İlk önce aklını iyice doyur da itiraz ve şüphe kapılarını kapa, ruhunla başbaşa kal... Haydi yolun açık olsun!..
Bu yazımızdaki sözlerimizden, bir son bekliyorsun. Lâflar kulağına vurdukça, içinde şüpheler artıyor..
Böylelikle bir şey öğrenemezsin, bırak bizi, Git işte ALLAH aşkına!..


Resim

Lâmekân : Mekansız İlâhî âlem.
Tasallub : Sertleşmek. Katılaşmak. * Sağlamlaşmak. * Gayret etmek.
Na’ş : Kefene sarılıp tabuta konmuş ölü. * Cansız vücud.
Şakk-ı sadr : Bağrın, gögsün yarılması,açılması.
Taayyün: Meydana çıkmak, âşikâr olmak, belli başlı ve itibarlı görünen insanlardan olmak.
Teveccüh: Bir şeye doğru yönelme, bir tarafa dönme. Çevrilme. * Mânen üzerine düşme. * Ait olmak. * Hoşlanmak. * Sevgi, alâka.
İlliyyîn: (İlliyyîn) (Aliyyu. C.) Cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü'minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derecedir.
Maşrık: Güneş doğacak cihet. Gündoğusu. Doğu. Şark ciheti. * Şems-âbâd, güneşi bol yer. Kış vakti ısınmak için güneşe karşı oturacak yer. * Tövbe kapısının adı.
Magrib: (Mağrib) Batı taraf. Garb. Güneşin battığı cihet. Akşam vakti. Afrikanın şimâl tarafı. Türkiye'ye nisbetle garbda bulunan Fas, Tunus, Cezayir ve İspanya tarafı.
Hassa: (C.: Havass) İnsanın kendisine tahsis ettiği şey. Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan şey. Bir şeye mahsus kuvvet. Te'sir. Menfaat. * Adet ve alâmet. Ekâbir, kavmin ileri geleni.


Resim

Namaz mü'minin mi'râcıdır:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Namaz mü’minin mi’racıdır” الصّلاة معْراج المؤمنين” buyurmuştur.
(Fahreddin er-Razi, et-Tefsîru’l-Kebîr, c: 1, s: 226, Sureden Çıkarılan Akli İncelikler bölümü; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, c: 10, s: 453, Tevbe suresi 74. ayetin tefsiri)

Resim

“Ben ve Meleklerim Resûle selât-ü-selam götürüyoruz. Siz ne duruyorsunuz!”:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

Resim---İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne ale'n-nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen): Şüphesiz ALLAH ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey îman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.”
(Ahzâb 33/56)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 25 May 2014, 06:19 
Çevrimdışı
Saygın Üye
Saygın Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 17 Şub 2007, 03:00
Mesajlar: 387
Resim

Mi'rac ->ESFELin olan şu Hayat Girdabından İlliyyin İLKine MuhaMMedî ÇIKış Kapımızdır.. kul ihvÂNi..

Mi'rac Kandilimiz Mübârek olsun Tüm İslam Âlemine hayır getirsin Rabbimiz!.
Allah celle celâlihu kadrini kıymetini bilerek kana kana bu mübârek geceyi yaşamayı nasip etsin bizlere inşae ALLAH!..

Bediüzzaman Said Nursî kaddasallahu sırrahu:

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nasıl ki Arz ahâlisine inşikak-ı Kamer mu'cizesini göstermiş; öyle de: Semâvat ahâlisine, Mi'rac mu'cize-i ekberini göstermiştir. İşte Mi'rac denilen şu mu'cize-i âzamı, Otuzbirinci Söz olan Mi'rac Risalesi'ne havâle ederiz. Çünki o risale, o mu'cize-i kübrâyı, ne kadar nuranî ve âli ve doğru olduğunu kat'i bürhanlarla, hattâ mülhidlere karşı da isbat etmiştir. Yalnız, mu'cize-i Mi'racın mukaddimesi olan Beyt-ül-Makdis seyahatı ve sabahleyin Kureyş kavmi, Ondan Beyt-ül Makdis'in târifatını istemesi üzerine hâsıl olan bir mu'cizeyi bahsedeceğiz. Şöyle ki:Mi'rac gecesinin sabahında, Mi'râcını Kureyş'e haber verdi. Kureyş tekzib etti. Dediler: "Eğer Beyt-ül Makdis'e gitmiş isen, Beyt-ül Makdis'in kapılarını ve duvarlarını ve ahvâlini bize târif et." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman ediyor ki: Yâni: "Onların tekziblerinden ve suâllerinden pek çok sıkıldım. Hattâ öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Birden Cenab-ı Hak, Beyt-ül-Makdis'i bana gösterdi; ben de Beyt-ül-Makdis'e bakıyorum, birer birer herşey'i târif ediyordum." İşte o vakit Kureyş baktılar ki: Beyt-ül-Makdis'ten doğru ve tam haber veriyor...Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Kureyş'e demiş ki: "Yolda giderken sizin bir kafilenizi gördüm kâfileniz yarın filân vakitte gelecek. Sonra o vakit kâfileye muntazır kaldılar. Kâfile bir saat teehhür etmiş. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ihbarı doğru çıkmak için, ehl-i tahkikın tasdikıyla, Güneş bir saat tevakkuf etmiş. Yâni Arz, O'nun sözünü doğru çıkarmak için; vazifesini, seyahatını bir saat tâtil etmiştir ve o tâtili, Güneş'in sükunetiyle göstermiştir. İşte Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın birtek sözünün tasdikı için, koca Arz vazifesini terkeder; koca Güneş şâhid olur. Böyle bir Zâtı tasdik etmeyen ve emrini tutmayanın, ne derece bedbaht olduğunu.. ve O'nu tasdik edip emrine amennâ diyenlerin ne kadar bahtiyar olduklarını anla.
(Mektubat)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 25 May 2014, 11:34 
Çevrimdışı
Admin
Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 27 Şub 2010, 03:00
Mesajlar: 914
Konum: BURSA
Mirac Kandilimizin bütün Ümmet-i Muhammede Hayırlara vesile olmasını yüce rabbimden temenni ederim. Allah Celle Celaluhu, en az hristiyanlar kadar birlik ve beraberlik içinde olabilmeyi ve fitnelerden uzak durabilmeyi ve Kur'an-ı Kerim'i anlayabilmeyi, BİLdiklerimizi ile amel edebilmeyi nasip eylesin inşaeAllah!

ResimEs-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhu.

Eûzubillâhi's-semî'u'l-alîmu mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Es-selâtu ve's-selâmu aleyke Ya Rasûlullah '' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ummetihi...''

Dâimen ebeden
İn şâe ALLAH.
Subhâneke Allâhumme ve bihamdike eşhedu en Lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyke.
Ve'l-hamdu li'llâhi RABBi'l-âlemîn.


MuhaMMedi MuHABBEtlerimİZle!....

_________________
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 25 May 2014, 12:46 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4684
Resim

El Ele ERenler, HASlar HASI’na
Cennetler CEMÂLi CAN Bahasına
UÇurup RÛHunu SIRR Semâsına
Beden Kafesine KONanları gör!..


Türkiye’de Elektrik ANA ÜRETim Merkezi KEBAN’dan BİZE, El ELe Gönül Gönüle NûR-u MuhaMMeD Taşıyan TevHİD Direkleri ERENlerin HASlar HASI’na ve Mürşid-i Mutlak MUSTAFA’sına,
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selleme SALLâvat Sonunda,
ALLAH celle celâluhu SALL ceNNEt ÂLİ CEM’liğine ULAŞım bedeli,
NEFSin gizli İlahlığından cANından geçerek ŞEHÂDETullaha ATılmasıdır.
Beden-Nefs-Kalb GEÇişlerinden GEÇen Mutmâinne SıRRî NEFS Derûnî DUYuş İKLimine Kanat Açınca MuhaMMedî Hâlleri Vicdânında Yaşayıp da,
MuhaMMedî Mi’racından, URUC-RuCÛ’ DÖNüşü cAN KUŞUnu Kanlı Kafesine
KONduraları göreceksin BİZ BİR-İZde..


Resim

Dağları ve ovaları nasıl ki yükseklik ve alçaklıklarından dolayı iyi ve kötü, güzel ve çirkin diye değerlendirmiyor, olması gereken bir doğal yapı gibi düşünüyorsak ikiliklerimizden böylece kurtulmayı dilerim...Mir'ac Kandilimiz Muhammedi Muhabbet yolumuzu aydınlatsın inşaallah...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 26 May 2014, 13:11 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 May 2009, 03:00
Mesajlar: 1853
Konum: TASAVVUF TALEBESİ
Resim

NAMAZLARIM OLSAYDI AYNIYLA Mİ'RÂC,
BAŞIMA KOYARDI HAKK, MUHAMMEDİ TÂC,
BENDE BU ZERZEFİLLİK, ACZ VE FÂKİRLİK VARKEN,
HERŞEYE KÂDİR MEVLÂM, KULUN HEP SANA MUHTAC!...

HER NAMAZIMIZ Mİ'RÂC OLSUN,
HEP GÖNLÜMÜZDE VE ÖMRÜMÜZDE,
MUHAMMEDDî NURLU KANDİLLER YANSIN..
DÂİMA.. İNŞAEALLAH!..
CÜMLEYE NİCE KANDİLLERDE BULUŞMAK DİLEĞİYLE
!...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 15 May 2015, 10:59 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 3601
Tahiri yazdı:
Resim

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Beni gören gerçekten HAKK’ı görmüştür.” buyurmuştur.
(Ebu Katade (ra) dan; Buhârî, Tâ’bir 110; Müslim, Rüyâ 11-1776; İmâm Ahmed, Müsned V-306)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Beni rüyâda gören kimse uyanık iken de görecektir veya beni uyanık halde görmüş gibidir. Zîrâ şeytân benim sûretime giremez....” buyurmuştur.
(Ebu Hureyre (ra) dan; Ebu Dâvud, Edeb 688-5023 ve benzeri hadisler: Buhârî, İlim 38, Edeb 109; Müslim Rüyâ 10,11-1775)

ALLAH celle celâluhu,
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi GÖRmeyi
Ve MuhaMMedî Mi’racını yaşamayı yaşarken nasib ve kısmetimiz EYlesin!
Azîz Münir DERMAN kaddesallahu sırrahu Hocamızın da RUHu şâdolsun rahmet yağsın!
İnşae ALLAH mi’rac kandilimiz mübârek olsun!


Resim

ResimKÂBE ve Mİ'RAC

Dünyanın en şerefli ve mukaddes, lâmekâna bakan mekânıdır.
Ruhların niyaz ve teveccühü buradan lâmekâna gider..
Lâmekânın, mekânda görünür kapısıdır, bu mübârek yer...
Dualar, arzular orada kabul olunur, huzura oradan gidilir... Meleklerin, Velîlerin toprakta uğrağıdır.
Mirâc-ı Nebi oradan başlamış, Nidâ-yi Resûl oradan dünyaya yayılmıştır...
Kelâmullah o topraklarda kalb-i pak-i Resûle verilmeye başlanmıştır... Orada her şey sakin, gök insana çok yakındır, o yerde...
Kelâm-ı ilâhinin heybetinden, her zerresi toprağın ALLAH'ı tesbih etmektedir, o yerde...
Milyonlarca, rızaya koşanların çevrildiği makamdır orası...Hiç bir an yoktur ki o makam insanla çevrilmemiş bulunsun. Lâmekânın mekânı Beytullah'tır o yer...
Resûlün mübârek ayaklarını bastığı, o topraklar, mübârek sadırlarına giren hava, o havadır. Rahmetin kaynağıdır o makam.

O makama yakından yapılacak hürmette, biraz beşerî korku veya riyâ gizlenebilir. Uzaktan yapılacak hürmette ise, havf ve sevgi vardır...
Bundan dolayıdır kî, Resûlullâh bile, ruhu muallallarını, uzakta, Medine'de teslim etmişlerdir.
Resûle yapılacak hürmet ile Kâbe'ye yapılacak ta’zimin ayrılması murad olduğu içindir bu ayrılık..
Ravza-i Resûl Kâbede olsaydı hürmet dağılacak, ortaya hürmette ikilik ve kıskançlık çıkacak...
Resûller tarihi tetkik edilecek olursa, bütün Resûllerin, Nil, Filistin, Hicaz, Ceziretül-Arap mıntıkasında ilâhî vahiylerini aldıkları görülür...
Nil, Kudüs, Tur-i Sina, Cebel-i Hıra, Arz-ı Kenan seçkin ve mukaddes yerler olarak taayyün etmişlerdir.
Binlerce mu’cize, yüzlerce afat-ı ilâhîye taşkın insan kitlelerine çarpmıştır o yerlerde; adeta bu mıntıkalar Kudret-i İlâhîye ile mücadele eden sapkın insan kitlelerine sahne olmuştur...
Lut kavimleri, Sodom ve Gomoreler, Nuh tufanları, Âdem ve Havva, Firavun ve Musa vak’aları, Ebu Cehiller, Nemrudlar hep bu mıntıkaları, küfür ve îmânın, hakikat ve dalâletin, çarpışma sahneleri yapmıştır.
Bu hâdiseler murad-ı ilâhî ile vuku’a gelmiş, beşer dalâletinin, hakikati ilâhiye karşısında, mezarı olmuştur o yerler...
Dalâlet ve küfürden süzülen beşer oğlu, bu hakikatların tam yerini, bir namaz esnasında, Resûlün birden bire Kâbe'ye Medine'den teveccüh ederek dönmesi ile bütün bu mukaddes yerler birleşerek hâtem-ün-Nebiyyîn asıl ve esas Kâbe'si son Tecellîgâh-ı İlâhîsini bulmuştur...
Mu’cizeler birleşmiş, Ruhlar tevhide bağlanmış, bütün ALLAH diyenler Kâbe'ye çevrilmiştir.

Cenâb-ı Resûl'ü, İlliyyîn'e, Mi'rac'da Cebrail kavuşturmuştur.
Mekke ile Kudüs arası Mirac'ın ilk merhâlesini teşkil eder... Abid olarak... Ötesi bizce meçhul... Bir şey söyleyemeyiz.
Namaz, müminin Miracı olduğuna göre; câmi, kulun illiyyîne çevrilerek, Mirac'a gitmesine aracılık yaptığından, Cibril-i Eminin yerini tutmaktadır...
Bundan dolayı, Cibril-i Emin, Mescid-i Aksâ'da, Resûlün Enbiya ervahına imam olduğu yerde, ilk ezanı okumuştur..
Ervaha imam olan Cenâb-ı Resûlün hareket noktası, mekânda cesedi ile Mekke'de olduğıı için, bir gün, Medine'de Mescid-i Aksa'ya doğru namaz kılınırken, Resûle Mekke'ye dönmek emr-i vahyi gelmiş ve hemen Mekkeye dönmüştür.
Mekke, illiyyîne gitmek arzusuna talib abdin hareket noktası, yâni Mirac'ın başlangıcı olduğundan, namazda Kâbe'ye dönülür...
Ruhanî Âlem kapısı, Rızaya giden yol, Cemâle giden nûr yolu, Melekûtun hareket noktası, Ruh âleminin görünür merkezidir, Kâbe…

Beşerin dalâleti o kadar katılaşmış bir hâle gelmişti ki, Kâbe'yi taştan İlâhlarla doldurmuştu...
Heykel, resimden çok farklıdır.
Resim iki boyutlu, heykel üç boyutludur, insan, iki gözle bakar, her şeyi tek görür, iki gözün mevcudiyeti, üçüncü bu'du idrak içindir. Kesret'ten vahdete işarettir.
Küçük çocuklarda, henüz göz sinirlerinin tasallûbu husule gelmediğinden, üçüncü buudu çocuk idrak edemez; onun için her şeye elini uzatır. Derinlik mefhumu yoktur.
Çocuk büyüdükçe tasallûp husule gelir, derinlik mefhumu idrak olunmaya başlar...
Kâbe'nin heykeller ile dolması bir hikmet-i ilâhiyeye matuftur.
Cenâb-ı Allâh buradan kuş uçurmazdı arzu buyursa; fakat hakikati anlatmak için böyle murad etmiştir.
Ebrehe'nin fillerini, ordusunu, ebabil kuşlarının, minicik taşları ile yok etti.
Bir çok insan kütlelerinin mukaddes saydığı ve dalâlet içinde bulunarak putlarla doldurduğu Kâbe'ye, bir nûr indirdi ve bu nûr putları eritti ve her tarafı kapladı, kudret tecellî etti...
Üç buut Mekân'da bir yer kaplar, iki buut kaplamaz, resim gibi...
Resim bir gölgedir, cisimsiz olan ALLAH'a izâfe edilerek, mekânda bir yer verilerek cisimlendirildiğinden heykel küfürdür denir; bundan dolayı putların kırılması ile mekân kaybolmuştur.
Beşer çocukluk devrinden kurtulup, gözleri üçüncü buutu idrak ederek, onu yok etmiştir.
Bu hâdise, bir anda, Kâbe'de tecellî edivermiştir...
Ondan Resûle birden bire Kâbe'ye, namazda dönmek emrolundu..
Her türlü tabiî süsten, ağaçtan, çiçekten ârî, mübârek toprak, taş yığınları, cehennemi sıcak dekoru içinde bulunan Kâbe; geniş, ucu bucağı olmayan masmavi bir semâ altında mübârek bir arz parçasıdır.
Cennet nimeti olan su, ismail'in ayaklarının altından “Zem Zem!” feryadı ile çocuğun bir niyazı, nezd-i ilâhide kabul buyrulmuş ve buz gibi su, cehennemi sıcak kum deryası içinde mübârek topraktan fışkırmaya başlamış, hâlâ fışkırmaktadır; o yerde, sıcakta, suyun cennet nimeti olduğunu, suyun kendisi haykırmaktadır...
Rabbi’l-maşrıkayn, bütün kâinatın, namütenahi görünür âlem-i şahadetin, Rabbi'dir.
O Rabbilmağribeyn ise, ruhanî âlemin SETTÂR esmâsının kapladığı âlem-i gaybın Rabbi'dir. ikisi birleşiyor tevhid ve teklik çıkıyor ortaya...
Maşrık, Kâbe'den başlar; Magrib, Ravza'dan...
Maşrık dünyaya geliştir ruhanî âlemden.. Magrib ruhanî âleme gidiştir dünyadan...
Dümdüz, yeşil bir saha içinde, bembeyaz bir taş yığını hâlinde, Medine ufuklardan görünür.
Ortasında yemyeşil Maşrık ile Magrib'in birleştiği, öpüştüğü yerden, semâlara Rahmetenlilâlem'in Remzi olan yeşil kubbe yükselmektedir...
Burası, ALLAH sevgilisinin yeşil kubbesi, nazar-ı ilâhînin bir an bile eksik olmadığı Mustafa'nın makamıdır...
Milyonlarca müminin selât-ü-selâmının okşadığı yerdir orası...
Oranın toprağında cesed bile kalmaz, yalnız cesed-i pak-i Resûl bulunur...
Diğer mezarlar, makamlar hep temsilen kalmışlardır...
Na’ş-ı Mubarek-i Resûl arzdan kaldırıldığı zaman dünyanın sonu gelecektir...
Niyazlar, dualar, arzular, ölmüşlere Kur'ân hediyeleri; Hep, mekândan Lâmekân'a Resûle uğramadan gitmez, gidemez kabul olmaz...
Saray-ı İlâhiye ancak, Resûl kanalı ile müracaat olunur. Bu bir murad-ı ilâhîdir. Bu lâmekâna hürmetin mecburî olduğundandır.
“Ben ve Meleklerim Resûle selât-ü-selam götürüyoruz. Siz ne duruyorsunuz!” mealindeki âyet bu demektir...
O huzura kabul edilen, ünsiyet peyda eden, ancak namazda bir tekbir ile uğramadan girebilir. Fakat şeytan aklından çıkmaz... Resûl'den izin al, yâni, onda eri!..
Ondan sonra: “Allâhu Ekber!” diye namaza başla... Mirac'a girersin...
Namaz Mirac'tır, O zaman sana yanaşmaz. Çünki sen Resûl'de eridin.
Resûlullâh ın potasında erimiyende daima şüphe mevcuddur.
Şüphede olan gafletten kurtulamaz. Gaflette olan hiç bir şey olamaz.
ALLAH'a ibadetin devâmlı oluşu, bu erimeyi temine fırsat verdiğindendir.
Yoksa... ALLAH'ın ibadete ihtiyacı yoktur... Beşeri, düşünme muradı olduğu içindir...
Nebilerin, velîlerin, mürşidlerin, gavsların, kırkların, dörtlerin, üçlerin mu’cize ve kerametleri gafletten, şüpheden kurtulmak kuvvetinin insanda mevcud olup onu bularak Resûl'de erimelerine işarettir..
Erime çârelerini beşer bulsun, yardım alsın, kurtulsun diye lâmekâna doğru yoluna istikâmet versin diye Kâbe'yi görerek, tanıyarak, el ile tutarak kolaylık göstermişlerdir... Allâhuekber!..
Bunların hepsi edeb içinde “Hayyi lâ yemut”a kavuşmak için kurulmuş dekorlardır işte...
Herşeyi önüne serdim, her şeyi burnunun ucuna kadar getirdim...
Sen hâlâ deli dolu, bön bön bakıp duruyorsun... Kabahat kimde?.. Sende, sende, sende!..
Seni, beni at da gaib zamiri “O” ol! “O...” İşte iş bundadır... Hâlâ mırıltı, dırıltı, zırıltı ile uğraştığın yeter!..
Edeb, fazilet, doğruluk içinde ömrü geçenler vardır. Bir de hayvan gibi ölüp gidenler..
Şüpheler, vesveseler içinde her an değişmede bir ümit vardır.
Bunların yerinden kımıldanma ve sökülüp atılmağa hazırlanma olduğunu da unutma.
Bir gün belki sana da bir el girerek hepsini söküp çıkarır...
Şakk-ı sadır yapan Cebrail olmaz da seni şüpheye düşüren bir el olur bu el..
Şüphe, kuruntu, bir nev'i ruh uyuzudur. Uyuz, aklında olursa fena. Ruhundakini iyi ederler belki.
Şüpheden bazân acı bazân zevk duyarsın, uyuz da böyledir...
Uyuz hastalığının arazı tamamiyle bir hikmettir. Yani kaşınması... Fakat sen uyuzdan kurtulmağa ilâç ara...
Uyuzu kireç ile kükürt iyi eder, kireç ve kükürt nasıl kireç ve kükürt olmuştur, hiç düşündün mü?
Kireç ve kükürt uyuz olmaz. O hastalık onlara yanaşmaz.
Bu hassaya sahib olmak için ne yapmışlardır? Hiç olmazsa onu ara, bul, sor öğren!.. Hazıra konacağım diye çabalama, vakit az…
Güneş, batmağa gidiyor her şey yan yolda kalır... Kendini musalla taşında bulursun, iş işten geçer...
Biraz aklın ile ruhunu fırçala.. Ruhunla aklına tekme vur.
Bu mücadele çok güzel bir mücadeledir... Kendini öğrenince mes’ele kalmaz...
İşte bunları hazırladıktan sonra “Beytullâh”'a dön,
Resûlullâh'a iltica et, Öylece kıpırdamadan dur, Sabır içinde...
Hiç olmazsa bir gece bu hâlde uyumadan, sabaha kadar sebat et!..
Yardımcı her zaman, her an, mevcuddur, sana da uğrarlar.
İlk önce aklını iyice doyur da itiraz ve şüphe kapılarını kapa, ruhunla başbaşa kal... Haydi yolun açık olsun!..
Bu yazımızdaki sözlerimizden, bir son bekliyorsun. Lâflar kulağına vurdukça, içinde şüpheler artıyor..
Böylelikle bir şey öğrenemezsin, bırak bizi, Git işte ALLAH aşkına!..


Resim

Lâmekân : Mekansız İlâhî âlem.
Tasallub : Sertleşmek. Katılaşmak. * Sağlamlaşmak. * Gayret etmek.
Na’ş : Kefene sarılıp tabuta konmuş ölü. * Cansız vücud.
Şakk-ı sadr : Bağrın, gögsün yarılması,açılması.
Taayyün: Meydana çıkmak, âşikâr olmak, belli başlı ve itibarlı görünen insanlardan olmak.
Teveccüh: Bir şeye doğru yönelme, bir tarafa dönme. Çevrilme. * Mânen üzerine düşme. * Ait olmak. * Hoşlanmak. * Sevgi, alâka.
İlliyyîn: (İlliyyîn) (Aliyyu. C.) Cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü'minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derecedir.
Maşrık: Güneş doğacak cihet. Gündoğusu. Doğu. Şark ciheti. * Şems-âbâd, güneşi bol yer. Kış vakti ısınmak için güneşe karşı oturacak yer. * Tövbe kapısının adı.
Magrib: (Mağrib) Batı taraf. Garb. Güneşin battığı cihet. Akşam vakti. Afrikanın şimâl tarafı. Türkiye'ye nisbetle garbda bulunan Fas, Tunus, Cezayir ve İspanya tarafı.
Hassa: (C.: Havass) İnsanın kendisine tahsis ettiği şey. Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan şey. Bir şeye mahsus kuvvet. Te'sir. Menfaat. * Adet ve alâmet. Ekâbir, kavmin ileri geleni.


Resim

Namaz mü'minin mi'râcıdır:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Namaz mü’minin mi’racıdır” الصّلاة معْراج المؤمنين” buyurmuştur.
(Fahreddin er-Razi, et-Tefsîru’l-Kebîr, c: 1, s: 226, Sureden Çıkarılan Akli İncelikler bölümü; Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, c: 10, s: 453, Tevbe suresi 74. ayetin tefsiri)

Resim

“Ben ve Meleklerim Resûle selât-ü-selam götürüyoruz. Siz ne duruyorsunuz!”:

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

Resim---İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne ale'n-nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen): Şüphesiz ALLAH ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey îman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.”
(Ahzâb 33/56)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 15 May 2015, 11:03 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4684
Resim

Kıymetli kardeşlerim,
Mahşerimize perde olan kir sohbetlerimizden Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem efendimizin HABİBULLAH hamamında temizlenme gayreti ile bulunduğumuz PîR sohbetinde, 28 peygamber âleyhis selâmlarımızın (4X7=28) uğradıkları şehirlerde İLİM-EDEB-İRFÂN ve ERKÂNıyla, BİLmeyi- BULmayı –OLmayı ve YAŞAmayı sağlayacak ziyaretlerimizde SELLimizde(SELL>TESLİMİYYET) ve SALLına(SALL>İSTİKAMET), OL-ÂN GÖNÜLe Seferimizde BİZe muhaffakiyyetler dilerim.


Ankebut 29/65; Kıbleye yöneliş ise yaşayışın tümünde, kul olarak, memur ve mecbur olduğumuz tek yönlü yoldur...
TESLİMİYYET ve İSTİKAMET tevhidi adâlettir.(Kul ihvânî DİVANından)

فَاِذَا رَكِبُوا فِى الْفُلْكِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَ فَلَمَّا نَجّٰیهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ
Resim---''Fe iza rakibu fil fulki deavullahe muhlisîne lehud dîn, felemma neccahum ilel berri izahum yuşrikûn.: gemiye bindiklerinde dini Allah'a has kılarak O'na ihlasla dua ederler. Derken kendilerini karaya çıkardı mı derhal (Allah'a) ortak koşmaya koyulurlar;’
(ANKEBÛT suresi 65. ayet) (Resmi: 29/İniş:85/Alfabetik:8)


RIZA'ya RÜCU' ve ÛRUCun Mİ'RÂÇında...
Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin azîz ruhuna İlmullah kadar Salât ve Es Selâm olsun!..
Mubarek Mİ'RÂÇ gecesinin hürmetine binaen BULunmuş olduğumuz sohbette Kızları-oğulları olarak yediklerimiz NÛR- OLsun CEZÂkALLAHu HAYR-ÂNan إِن شَاء اللَّهُ!....

MuhaMMedî MuHABBEtlerimİZle!....


viewtopic.php?f=205&t=8810

Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 15 May 2015, 19:18 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 May 2009, 03:00
Mesajlar: 1853
Konum: TASAVVUF TALEBESİ
MİRAÇ KANDİLİMİZ HAYRLI, UĞURLU AYDINLIK OLSUN..
Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 15 May 2015, 19:24 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10683
Resim

HAKk ÂŞıkLAr Ser-TÂC EYyLEr
->HÂL-i HaZıRın >HAC EYyLEr
Her ÂN ->ÖLüp DİRİL!.-irLer
SıRR
-ı SıFıR -> SARKAÇ EYyLEr!.

ZEVK 6816

HÂL-i HAzıR >HaLkı ->HAKk’ın.. ->HaBîBî TeVHiDî TÂCı
ŞiFÂsı -> Şe’ÂN ŞefÂat ->İLK’in ->SONn NEFes ->İLÂCı
EVVeL-ÂHiR-zÂHiR-Bâtın
HÂL-i HAZıRı ->HiLKÂTın
URÛC-RüCÛ’->şuÂN-Şe’ÂN ->MEŞK-i MuhAMMed Mİ’RÂCı!.


15.05.15 14:38
brsbbrs.karaçelebiZÂDesetBAŞıcÂmsi.


Mi’racımız, Uruc'tan Rücû’muz, bu ÂLeMe GELiş, İLLiYyinden EsfeLîn'e İNiş bir kaDERdimiz, bir SüNetuLLAH'tır, bir MurâduLLAH bir EmruLLAH'tır.
Sebebtir ve Mazhar yeridir. NûR-u MiM, ALLAH celle celâluhunun bu âlemi halk etmesine ve ALLAHu zu’l-celâlin murâdını yaşamasına ve yaşatmasına!.

O zaman bu gecemiz, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin pak ve temiz yüreğinde buluşma beldemiz olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!.

ALLAH Celle Celâluhu BİZi Merhâmeti ve MuhaBBetiyle yarlıgasın!
Bizim eksiklerimizi noksanlarımızı kusurlarımızı yanlışlıklarımızı yaramazlıklarımızı Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem Efendimize olan, OLacak OLan ve OLması gereken ve İnşae ALLAHu Teâlâ Lutf-u-Kerem edeceği MuhaMMedî MuhaBBete bağışlasın!
SADÂKATa SAMÎMİYETe SABIR ve SELÂMETe bağışlasın!


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 03 May 2016, 16:42 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10683
Resim

YEDi rENgin ÖZÜndeki
YEDi SESin SÖZÜndeki
BİZ BİR-İZ ELest BELÂsı
AŞK ATEŞİn KÖZÜndeki

ZEVK 7590

MuhaMMedî Mi’RÂC MEŞki ->SıRR-ı SıFıRın SERTÂCı
bU ÂLeMde ->SoN NEFeste >ŞeHâdettir TEVHîD TÂCı

RAZiYyetEN AŞK URUCu
MERZiYyetEN RABB’a RÜCÛ’

hER NEFeste ->KÛN feyeKÛN >Mest-i MeLÂMî Mİ’RÂCı..


03.05.16 05:14
brsbrsbzr..tktktrstkkmd-acııı..


Mi’RÂC ->DaMLanın DEnİZi
Mi’RÂC ->RASûLuLLAH İZi
KuL İhvÂNim hER NEFeste
YAŞAmaktır "BİZ BİR-İZ"i

Resim
İSRâ ve Mi’RâC.:


Mi’râc “yükseğe çıkmak" anlamına gelen söz, Arapça uruc (merdiven) kökünden gelir.
"Yolculuk yapmak" anlamındaki fiilin türevi olan ve "gece yolculuğu" anlamında kullanılan İsrâ, Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Burak adı verilen binek üzerinde Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya götürülmesini,
Mi’râc ise göğe yükselmesini ifade eder. Dolayısıyla İsrâ ve Mi’râc olarak da anılır.


Kur'ÂN-ı Kerîmimizde;

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Resim---"Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen mine’l- mescidil harâmi ilâ’l- mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huve’s- semîu’l- basîr (basîru).: Âyetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah, Sübhan’dır (bütün noksanlıklardan münezzehtir). Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir.”
(İsrâ 17/1)

وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى
Resim---"Ve lekad raâhu nezleten uhrâ.: Ve andolsun ki, onu başka bir inişinde de gördü.”
(Necm 18/13)

عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى
Resim---"İnde sidrati’l- muntehâ.: Sidretül Münteha'nın yanında.”
(Necm 18/14)

عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى
Resim---"İndehâ cennetu’l- me’vâ.: O’nun (Sidretül Münteha’nın) yanında Meva Cenneti (vardır).”
(Necm 18/15)

إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى
Resim---"İz yagşe’s- sidrate mâ yagşâ.: Sidre’yi bürüyen şey bürüyordu.”
(Necm 18/16)

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى
Resim---"Mâ zâga’l- basaru ve mâ tagâ.: Bakış kaymadı ve haddi aşmadı.”
(Necm 18/17)

لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى
Resim---"Lekad raâ min âyâti rabbihi’l- kubrâ.: Andolsun ki o, Rabbinin büyük âyetlerinden (bir kısmını) gördü.”
(Necm 18/18)

ALLAHU zü’l- CeLÂL’in emriyle, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in rûhen ve bedenen, “Burak” isimli semavî bir bineğe binerek Cebrâil aleyhisselâm ile birlikte Mekke’deki Mescid–i Haram’dan Kudüs’teki Mescid–i Aksa’ya ki, Beytü’l- Makdis’e kadar yapmış olduğu gece yolculuğuna İsrâ denilir.
Beytü’l- Makdis’ten, yedi kat göklere yükseliş ki, tâ Sidretü’l- Müntehâ’ya ulaşımı.. Burada Cebrâil aleyhisselâm’ arkada bırakıp “Refref “denilen ledünnî binitle ALLHU züü’l- CeLÂL’in huzuruna varıp, O’nun Zât-ı Akdes’ini yakînen müşahede etmesi ve zaman-mekân üstü konuşması olaylarına Mi’râc denilir.
İki aşamalı bu gökler ötesi yolculuk, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in peygamberliğinin 12. yılında, hicretten on sekiz ay önce, mübârek üç ayların ilki olan Recep ayının 27. gecesinde (Regâib gecesinden yirmi küsur gün sonra) gerçekleşmiştir.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben mi’râcdan daha güzel bir şey görmüş değilim.” buyurmuştur.
(Buharî, Salât, 1; Hacc, 76, Enbiyâ, 5, Tevhid, 37, Menâkıb, 24; Müslim, İman, 259; Ahmed b. Hanbel, 3/148, 149, 5/143)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Mi’râctan Biz Ümmetlerine çok büyük hediyeler getirmiştir.:

Birincisi: Beş vakit farz namazı getirmiştir. İhsan şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi’rac asansörleri olacaktır.

İkincisi: “Âmenerrasûlü” diye bilinen âyetleri getirmiştir. (Bakara, 2/285–286)

Üçüncüsü: İsrâ Sûresi’nin 22–39. Uncu âyetlerinde bahsedilen on iki adet İslâm prensibini getirmiştir.

Peygamberler Sultânı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, mi’rac yüceliklerinden –âdeta bir vefa duygusuyla– geri dönerken yanında ümmetine çok büyük hediyeler getirmiştir.

Birincisi: Beş vakit farz namazı getirmiştir. İhsan şuuruyla kılınan namazlar, ümmetin mi’rac asansörleri olacaktır..

İkincisi: “Âmenerrasûlü” diye bilinen âyetleri getirmiştir. (Bakara, 2/285–286)

Üçüncüsü: İsrâ Sûresi’nin 22–39. âyetlerinde bahsedilen on iki adet İslâm prensibini getirmiştir.:
“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ana–babanıza da iyi davranın. Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını verin. Gereksiz yere de saçıp savurarak israfçı ve cimri olmayın. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Zinaya yaklaşmayın. Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Ahdinizi yerine getirerek verdiğiniz sözü tutun. Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma.” (İsrâ 17/22–39)
(bakınız, Müslim, İman, 264)

Dördüncüsü: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının affedileceği ve Cennet’e girecekleri müjdesini getirmiştir..

Beşincisi: İyi amele niyetlenen kişiye -onu yapamasa bile- bir sevab; eğer yaparsa on sevap yazılacağı; fakat kötü amele niyetlenen kişiye -onu yapmadığı müddetçe- hiçbir günahın yazılmayacağı; ancak işlediği zaman da sadece bir günah yazılacağı müjdesini getirdi..

Altıncısı: Mi’rac Gecesi ALLAHU zü’l- CeLÂL ile karşılıklı selâmlaşma ve sohbetlerinden bazı sözleri getirmiştir ki "et Tahiyyâtü" diye meşhur olan bu sözler, bütün namazlarda teşehhütte otururken okunmakla Mi’rac'da ALLAHU zü’l- CeLÂL ile Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem arasındaki o kudsî sohbeti hatırlatmakta ve benzerî bir kelâmlaşmaya namaz kılanı mazhar etmektedir..

SALât-Namaz MuhaMMedî Mü’minlerin Mİ’RÂCıdır.:

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ*
Resim---"Kellâ, lâ tutı’hu vescud vakterib.:Hayır!. Ona itaat etme ve secde et ve (Allah’a) yakın ol!”
(secde âyeti) (Alak 96/19)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Namaz mü'minin mi’râcıdır” buyurdu.
(Fahreddin Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kul Rabbine en ziyâde secdede iken yakın olur, öyle ise secdede duayı çok yapın.” buyurdu.
(Ebû Hureyre radıyallâhu anh ‘dan; Müslim, Salât, 215, (482); Ebû Dâvud, Salât, 152.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Sizden biriniz namaza durduğunda Rabbiyle münacat edip konuşur.” “Cenâb-ı Hakk’ın namaz kılan kula teveccühü ve ikbali devam eder, tâ ki kul namazdan çıkıncaya kadar (ya da kul sağına–soluna dönünceye kadar).” buyurdu.
(Buharî, Salât, 39; Müslim, Mesâcid, 54; Salât, 108, 121; Müsned–i Ahmed, 2/26, 34, 36, 129.)

Aziz kardeşlerim;


Raziyyeten Rücu' ve Merziyyeten Uruc M'irâcında/M'irâcımızda;
Resûlullah sallalhu aleyhi ve sellemin Muazzez, Muazzam, Mübarek, Muhteşem RÛHuna İlmullah kadar sonsuz ve sınırsız es SaLât ve's SeLâm OLsun!.


ResimEs-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhu.

Eûzubillâhi's-semî'u'l-alîmu mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Es-selâtu ve's-selâmu aleyke Ya Rasûlullah '' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ummetihi...''

Dâimen ebeden
İn şâe ALLAH.
Subhâneke Allâhumme ve bihamdike eşhedu en Lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyke.
Ve'l-hamdu li'llâhi RABBi'l-âlemîn.


MuhaMMedi MuHABBEtlerimİZle!....



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
MesajGönderilme zamanı: 22 Nis 2017, 19:37 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10683
Resim


MERZiYyeten.. ALLAH HAyydır!
RAZı.. ->RaSûLuLLAH HAyydır!
ZiKiR->FiKiR->ŞüKüR ->SaBır!
AŞKuLLAH.. ABDuLLAH HAyydır!

ZEVK 8115

TEK-BİR ALLAH.. ->MuhaMMedî TeKMiL-i TEVHiDin TÂCı
CÂNda CÂNAN CEM’in YAŞA!. ->HÂL-i HaZıR HÂLde HACı
->ŞeHÂDet ÂLeMin >ŞÂHiD -->Eş ŞEHîDü’L- AHAD-VÂHiD
Bu ÂLEMde ->ŞiMDi ->Şu ÂN ->Şe’ÂNuLLAH >ŞÂH Mİ’RÂCı..


22.04.17 19:06
brsbrsmm..tktktrstkkmdecâncÂnÂn..



Resim yuSEBBİHu SEMÂ’mız..

MERKEZde HAKk MUHİTte HAYy
DÖNdürEN DOst!. DÖNENi DOst!
MAHŞER<->ELESt ÂHiDde HAYy
YÖNdürEN DOst!.. YÖNENi DOst!.



Resim



RıZa'ya RÜCÛ' ve ÜRUCun M'İRÂCında...
ResûLuLLaH sallalhu aleyhi ve sellemin azîz ruhuna İLmuLLaH kadar Es SaLâtu ve Es SeLâmu OLsun!..

Es SaLâtu ve’s- SeLâMu aLeyke Yâ RaSûLuLLaH sallallâhu aleyhi ve sellem!

Es SaLâtu ve’s- SeLâMu aLeyke Ya HaBîBaLLaH SALLallâhu aleyhi ve SELLem.

Es SaLâtu ve’s- SeLâMu aLeyke Ya SeYyiDi’l- EVVeLine ve’l- ÂHiRin..

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seydina MuhaMMedin Nûru'z- Zâtı sırrı sarii fi'l-cemi'i'l-esmâ-ı ve's- sıfât. Bi adedike ilmike dâimen kesiran mubâreken tayyiben fîhi Yâ Rabbi’l- Âlemîn!.

SaLaten tekûnu Leke rıdâen Yâ RABBi'L- ÂLeMîN!.
SaLâten tekûnu Lî hakkıke edâen Yâ RAHMeten Li'L- ÂLeMîN!.

Subhâneke Allâhumme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke! Estağfiruke ve etûbu ileyke!

EL HAMDu LiLLâHi RABBi’L- ÂLeMîN!.

ALLAHumme innî eseluke’l- affe ve’l- afiyeh fi’d- dîni ve’d- dunyâyı ve’l- âhireh
ALLAHumme'sturnâ bi setrike’l- Cemîl!.


41. SALÂVÂT-ı ŞERÎFE : Muhammedî Mürşid Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerinin salâvâtı

Nakşî Tarikatı kollarının kemâl kavşağı olan,
Şam'da Salihiye Tepesinde medfûn bulunan ve
maddî ve mânevî tahsilini Bağdad'da yaptığı için Bağdadî diye anılan
Muhammedî Mürşid Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerinin salâvâtı:


Resim

TÜRKÇESİ: (3 defa okunur)
“Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîra.”
(Ücüncüsünde kesîran ile okunur)
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidinâ Muhammedin bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîran kesîra.”

MÂNÂSI: ALLAH'ım! Efendimiz MUHAMMED (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ve Efendimiz Muhammed (salallahu aleyhi ve sellem)'in ailesine; dert çekenlerin (devâ dileyen çağırıcıların) ve devâ (çâre) lerinin tümü adedince salât-ü-selâm et. O'na ve onlara çok çok (çokça) bereket ver ve selâmlar et!.


ResimResimResim

Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerinin istigasesi
(ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e sığınması):


Resim

TÜRKÇESİ:

Bismillâhirrahmânirrahîm

“Yâ Hayyu Yâ Kayyûm! Resim Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm! Resim Yâ ALLAHu!. Bike tâhassentü ve bi abdike ve Resûlîke Seyyidinâ ve Mevlânâ MuhaMMedîn Sallallahu Tealâ aleyhi ve sellime istecertü Resim ALLAHümme innî eselûke Yâ RAHMÂNu Yâ RAHÎMu bi esmâike'l- izâmi ve melâiketike'l- kirâmi ve ResûLîke aleyhim eftalü's- salavâti ve etemmü's- selâmi! Resim Ente'l- mahnî bilemhati ehl-i Bedrin velâ mâhatihim ve tenfahni bi nefâhatihim bi hakkihim aleyke YÂ RABB!.”Resim

MÂNÂSI:
Yâ Hayyu Yâ Kayyum! Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm! Yâ ALLAH! Sana sığındım (siper edindim) ve Senin kulun ve Resûlün Seyyidimiz ve Efendimiz MuhaMMed Sallallahu Tealâ Aleyhi Vesselleme (teslim ve tâbi' olup) boyun eğdim!. ALLAH'ım!. Yâ Rahmân yâ Rahîm!. Senden Azîm isimlerin, keremli meleklerin ve salâvâtların en fazîletlisi ve selâmların en tammı kendisine olan ReSûLün ile (yüzü suyu hürmetine) istiyorum!. (ki) Beni imtihan eden (deneyici-sınayıcı) Sensin!. Bedir Ehlini bir lemhâda (göz açıp kapayıncaya kadarlık sürede) bir üfürüşle (merhametle hayat verişle) mahvolmaktan (silinip yok olup gitmekten) kurtardığın gibi; onların SENin üzerindeki (hatırı) hakları hakkı için, onlara olan rahmet üfürüşünle (imdad edişinle) bana da üfür ve hayat ver!. (meded kıl!.) Yâ RABBi!.


ResimÂmin yâ Latîf ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Rahîm ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ VeDÛD ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Vehhâb ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Fettâh ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ Settâr ALLAH celle celâluhu
ResimÂmin yâ ALLAH!. yâ ALLAH celle celâluhu!..


Yâ RABBenâ!.
Bi hakkıhim” Bedir Ashâbının hakkı hürmetine bizim bu gece “Yevmu’l- Mi’râc”ımızı bereketli kıl!.

Yevm gece gündüzü toplayan bir kelimedir 24 saat gibi.
Gece, Leyl'dir. Gündüz, nehâr'dır.
Yevm ise, cümlesini içine alır. MuhaMMedî YAŞAyışın adıdır.
Bir insan için ikinin “TEK” lenmesidir. Gece gündüzün “BİR” leşmesidir.
Bu Mi’râcımızda bu RUCU’-u MuhaMMediyyetimizde in şâe ALLAH, ALLAH celle celâluhu BİZe inâyet eylesin, Hidâyet eylesin, Selâmet eylesin ve İhsan buyursun!.
Subhâneke Allâhumme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve etûbu ileyke!.

El HaMDu LiLLâHi RABBi'l- ÂleMîNn!.


ALLAH celle celâluhu;
Kelâmullah'ını Mûsâ Aleyhi's-selâmla teklim etmiştir, bu âlemde.
Ru'yetini ise, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem'de..
Mûsa Aleyhi's-selâm’a: “Sen Beni göremezsin” buyururken bu âlemde göremezsin buyururken göreceği âlemde SADR’-ların ötesinde, nihâyetinde AKL’-ın sustuğu yerde NAKL’-in sessiz-sözsüz-akılsız kendi kaynağında, çıkış noktasında ALLAH celle celâluhu RABBi’l- Âlemîn Sıfatıyla Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem’e tecellî edip Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem görüyor ki: “RABBımı RABBımla gördüm!.

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:” RABBımı RABBımla tanıdım. Eğer RABBımın yardımı olmasaydı Onu tanıyamazdım!. (bulamazdım.)” buyurmuştur.
(Gürüzânfer, Ehadis-i Mesnevi shf. 2)

Bu Mi’râcın, bu görüşün, bu rücu’nun, bu âleme geliş, illiyyinden esfelîne iniş bir kaderdir, bir Sünnetullah'tır, bir Murâdullah bir Emrullah'tır..
Sebebdir ve mazhar yeridir. NûR-u MiM, ALLAH celle celâluhunun bu âlemi halk etmesine ve ALLAHu zu’l-CeLâLin murâdını yaşamasına ve yaşatmasına!.

O zaman bu gecemiz, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin pak ve temiz yüreğinde buluşma beldemiz olsun!.

ALLAH Celle Celâluhu BİZi Merhâmeti ve Muhabbetiyle yargılasın!.
Bizim eksiklerimizi noksanlarımızı kusurlarımızı yanlışlıklarımızı yaramazlıklarımızı Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem Efendimize olan, olacak olan ve olması gereken ve İnşae ALLAH lutfu kerem edeceği MuhaMMedî Muhabbete bağışlasın!
SADÂKATa SAMÎMİYETe SABIR ve SELÂMETe bağışlasın!.



Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin Vasl-ı Vedûd Vâdisine yağan, bu gece yağan Ru’yetin Rızânın Rüşdünü yüreklerimize yangın üzerine serpilen bir su püskürmesi gibi bir BİZ BİR-İZ BİRliğinin buharı gibi yüreklerimize bir cennet nefesi versin!

O vahiyden, kendisine gelen ilâhî sözün sese döndüğü Vahiyden kalblerimize İn şâe ALLAH ilhamları yağdırsın!.
Muradlarımız Muhabbetullah, Muhabbet-i MuhaMMed aleyhi's- salâtu ve's- selâm ve ellerimiz Ehl-i Beyt elinde EREN ERdeminde olsun in şâe ALLAH!.


Resim'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin abdike (Muhammedîyyeti) ve nebiyyike (Mahmudiyyeti) ve Rasûlike (Ahmediyyeti) ve Nebiyyü'l- ÜMMiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi ve sahbihi ve Ehl-i Beytihi... ''Resim

Derbentli Deli Hasan öyle derdi: “Biz deli olduğumuz için her gün Cuma” derdi.
Her gün Cuma. Daha delileri var içimizde” derdi.
Her vakit Cuma”…
Yatsı namazında da Cuma kılar bunlar!.” diyor yâni.
Onun için bu günümüz de, yarınımız da hep BİZ BİR-İZ Mi’râcındayız Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem Kevserinde İn şâe ALLAH!.

En büyük ibâdet şüphesiz ki ALLAHu zü’l- CeLâLin farzlarıdır ki,
Biz çok şükür onları zâten yapmaktayız.
Bundan sonraki ise, İLİM-EDEB-İRFÂN ve ERKÂN dır.

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bir saatlik tefekkür altmış senelik (nâfile) ibâdetten daha hayırlıdır." buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I/370)

iNSAN-AKIL-NEFS; URÛC etmişti zâten, İlliyîn'den Esfelîn'e gelmişti..
HAKK’tan gelenlere, geri dönüşler.
İnsan aklı alçaklık-yükseklik üzere yaratılmıştır.
Aslında sorarsan, şimdi dünyânın en zirvesinde kendisi var, bak yıldızları gösterir sana!.
Oysa, buradan bir MİL batır, merkezden geçsin antipotundan çıkacaktır. Karadan batırırsanız mutlaka denizden çıkacaktır.
Oradaki kimseye sorun, o diyecektir ki: “Hayır, orası değil tepe, benim en yüksekteki
O da oradaki gökleri gösterecektir.
Ama normal insan aklı, Dünyânın dümdüz olduğunu zannetmektedir ve de, edecektir zâten mecburdur.
Yusyuvarlak olduğunu ancak ilmen kâni olanlar tam anlayabilecek ve karpuz gibi olan bir dünyânın milyarlarca metreküp sıvı-akışkan suyuyla ve etrâfındaki gözükmesi bile mümkün olmayan hava kürresiyle nasıl top gibi döndüğünü, bir miliminin yerinden oynamadığını, bu Merkez/çek ve Merkez/kaç Kuvvetlerinin Denge ve Düzenini ancak derunî dostluğa ulaşanlariçin.. Bulaşanlar demiyorum, koklayanlar demiyorum.
BİLenler, BULanlar, içinde OLanlar ve “Yâr-i ALLAH celle celâluhu”, Yâr ALLAH olan Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin yüreğinde yer alanlar fiilen YAŞAyacaklardır!.
Onlar; bir hikâye, masal insanı değil, fiilen, YAŞAyan Mücerreblerdir-Tecrübe edilmiş-Denenmiş-Sınanmış olanlardır.
CERR edilmişlerdir, Tecrübe kılınmışlardır, tecrübeleri kendilerinin Tevhid Tecellîsinde, kendilerinin RIZA Rehberi olmuştur Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin yüreğinde….

SELL ve SALL’ı anlamazsak URUC ve RÜCU’yu katiyen BULamayız.
SELL’de TESLİMİYYET’te Temizlik vardır, Mutaharrun ve Mütezekka oluş vardır.
BİZim için BEDEN ve NEFSin Temizlenmesi vardır.
Bizim kalplerimiz musaffa hâle ancak teslim olduktan sonra Rasûllullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem’in iki eliyle olabilir.
İstikâmetimiz O’nda çünkü!.

Ben de giderim!.” diyenlerin gittiği kendi şeytanlıklarıdır..
ALLAHu Zu'l- CELÂL ile kandırılabilirler, kanabilirler ve kandırabilirler..

Mi’râctaki Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem'in bize getirdiği hediyelerinden bir tânesi de "Âmene'r-rasûlu"’dür.

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

Resim---"Âmene'r- rasûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî ve'l- mu’minûn (mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih (rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih (rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileyke'l- masîr (masîru). Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta’nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih (bihî), va’fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ ale'l- kavmi'l- kâfirîn (kâfirîne).: Peygamber, RABBi'nden kendisine ne indirildiyse ona îmân etti. Müminlerin de hepsi ALLAH'a, meleklerine, kitablarına ve peygamberlerine îmân ettiler. “Biz ALLAH'ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız, DUYduk ve itaat ettik. Ey RABBimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır.” dediler. ALLAH, kimseye gücünün ötesinde bir teklifte bulunmaz. Herkesin kazandığı yararına, yüklendiği günahı zararınadır.
Ey RABBimiz, eğer unutarak veyâ yanılarak yaptıksa, bizi sorgulama!.
Ey RABBimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi, ağır yük yükleme!.
Ey RABBimiz bize gücümüzün yetmediğini yükletme, günahlarımızı affet, bizleri bağışla ve bize acı!.
Sensin MEVLÂmız!. Bizi, Kâfirlere karşı bize yardım eyle!.

(Bakara 2/285-286)


ResimÂmin yâ ALLAH!. yâ ALLAH celle celâluhu!..


Aziz kardeşlerim;

Raziyyeten Rücu' ve Merziyyeten Uruc M'irâcında/M'irâcımızda;
Resûlullah sallalhu aleyhi ve sellemin Muazzez, Muazzam, Mübarek, Muhteşem RÛHuna İlmullah kadar sonsuz ve sınırsız es SaLât ve's SeLâm OLsun!.


ResimEs-selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhu.

Eûzubillâhi's-semî'u'l-alîmu mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Es-selâtu ve's-selâmu aleyke Ya Rasûlullah '' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ummetihi...''

Dâimen ebeden
İn şâe ALLAH.
Subhâneke Allâhumme ve bihamdike eşhedu en Lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyke.
Ve'l-hamdu li'llâhi RABBi'l-âlemîn.


MuhaMMedi MuHABBEtlerimİZle!....



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 55 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye