Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 17 Ara 2018, 04:46

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: BİR MIŞ-MİŞ HİKAYESİ...
MesajGönderilme zamanı: 21 May 2008, 20:16 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 2661
Konum: KAF'dan
Bu konuyu facebook'ta paylan!
BİR MIŞ-MİŞ HİKAYESİ

Zamanın birinde değerli bir öğretmen varmış…
Bu öğretmen kendi seçtiği, ilmini öğretebilecek 20-30 kadar öğrenciye ders vermek istemiş ve girişimlere başlamış…
Önceleri zor şartlar altında yapabildiği dersler sonralarda şartlar elverişli duruma gelmiş…
Sesinin ulaşabildiği bir sınıfa öğrencilerini toplamış…
Bu öğretmenin amacı; öğrencilerin kendi çağ ve gereksinimlerine uygun olan ilmi tanıtmak, anlatmak ve anlaşmakla beraber her öğrencinin kendi içindeki cevheri çıkarabilme çabasıymış…
Öğretmen üniversitede kendi öğretmenlerinden gereken ilmi ve edebi çok iyi öğrenerek sistemi çok iyi kavramış ve sistemli çalışmayı çok iyi bilen birisiymiş…
Öğretmen süper ve sistemli, öğrencilerde kaliteli ve seçilmiş, mekan uygun, zaman elverişli…
Eeee daha ne?..
Öğretmen başlamış değerli derslerine…
Öğrenciler aynı yaş ve seviyede olmasa da dersler her öğrenciye hitab edecek nitelikteymiş…
Her öğrencinin derse geliş amacıda; çok sevdiği öğretmeninden faydalanarak, öğretmenin hiçbir çıkar gözetmeksizin verdiği dersleri can kulağıyla dinlemek, gereken yerlerde anlamadığı ve kafasına takılanları sormakmış…
Ancak derse katılan öğrencilerden birisi, kendisi için çok önemli olan bu derslerde öğretmenini dinlemekle beraber bazı öğrencilerin derslerdeki tutum ve davranışlarını takip ediyormuş…
Galiba bazı davranışlar, birazda bazı öğrenciler gibi onun da dikkatini çekiyormuş…
Derslerde dikkatini dağıtan işleri pek sevmezmiş o da çoğu gibi…
Öğrenci derslerde; sorular, cevaplar, paylaşımlar ve muhabbetler hep dersle ve konuyla ilgili olsun isterken bazen konu dışında birbirlerine kağıtla yazı göndererek muhabbetler, öğretmen dersten bir müddet ayrıldığında sınıfça olmayan kendi aralarında konuşma ve gevşeklikler vs oluyormuş…
Özellikle ciddiyeti hayatına tam manasıyla oturtmuş ve bu derslerde ciddiyetin ne kadar önemli olduğunu bilen bazı öğrenciler öğretmenin olmadığı durumlarda bu türlü muhabbetlerden sıkılıp sınıfı terk ettikleri bile olmuş…
Hatta bazıları zamanı değerlendirmek adına öğretmeninden bir şeyler aktarıyormuş…
Çünkü ona göre öğretmen olsun veya olmasın bu sınıfın belirli bir amaca hizmet ettiğini düşünerek gereksizliklere son verilmesiymiş…
Öğrencinin en çok üzüldüğü noktada; öğretmen dersteyken öğretmenin derse kendini en çok verdiği ve adeta kendini yırtarcasına öğrencilerine bir şey öğretebilmek adına elinden geleni ardına koymadığı bir anda bazı öğrencilerin öğretmeni dinlemeyerek başka şeylerle meşgul olması ve bazı bu derslere çok ihtiyacı olan öğrencilerin dikkatini dağıtmasıymış…
Bu dersler hergün olmadığı ve bir dersin tekrar telafisi olmadığı için, kendisi için, arkadaşları için, hiç olmazsa bu çok değerli öğretmenin gayretinin hatırı için dikkat şartmış…
Şimdi bu söz ettiğimiz öğrenci yaşça bazı öğrencilerden küçük olduğu için çok sevdiği arkadaşlarını uyarmaya da bazen çekiniyormuş…
Uyarma dedikte bu öğrenci ve başka bir arkadaşı sınıf yönetimde yani sınıf başkanı-başkan yardımcısı görevindeymiş aynı zamanda…
Ancak bu yetkisini arkadaşlarını kırmamak adına şimdiye kadar pek kullanmamış…
Peki şimdiden sonra ne olacak ki diyenlere de şöyle bir konuşma yapmış:

“Arkadaş! Burada sadece ben, sen, o yok. BİZ BİR aile olduk. Artık uyarmalarım kimsenin kalbini kırmaz diye düşünüyorum. Zaten artık bundan sonra belirli bir uyarmadan sonra sınıftan dışarıya çıkarma yetkim var. Babamın oğlu olsa sınıfta ciddiyetsizliğe müsaade etmeyeceğim. Çünkü burada ilimle beraber edepte öğreniyoruz. Sınıftaki bazı arkadaşların bize gereken edebi farklı örneklerle öğrenmelerini ben şahsen istemiyorum. Gerekirse bu görev benden alınabilir. “Amenna” der geçerim ve yerime oturur bazı şeyleri görmezden gelerek bana gerekli ve lazım olan ilmi öğrenmeye her zamanki gibi çalışmaya devam ederim. Haaa diğer şekildeki davranışım eğer edebsizlik ise bunun da edebini şimdiden öğrenmeye gayret gösteririm. Zaten bu hizmeti ben yapmışım veya başkası yapmış mühim değil. Önemli olan derslerin verimliliği açısından ve kimsenin birbirine hüsnü zan beslememesi bakımından gerekli olanlar yapılsın. Haddimi aşmak istemem ve kimseyi de hedef tutmuş değilim. Bütün söylediklerim önce kendi nefsimedir. Şu olmuş bu olmuş önemli değil, zamanı gelmiş bir hitabı şimdi bütün sınıfa sunuyorum. İster dinler bir pay çıkarırsınız, isterse “ya huu bu ne zırvalıyor” der geçersiniz. Sizin takdiriniz. Herkese derin sevgi, saygı ve muhabbetimi sunar arz etmeye çalıştığım ifadelerin yanlış anlaşılmamasını can ü gönülden dilerim.”
Diyerek konuşmasını bitirmiş…
Aslında fıtraten çok halim selim olan bu öğrenci, artık sunulan ilim çeşmesindeki sudan herkesin daha iyi faydalanması adına biraz sert ve sitemli konuşmuş…
Ama tek gayesi varmış, o da artık birbirlerini silkeleme zamanının gelmiş olmasıymış…
Çünkü sınıfta hiç de hoş olmayan guruplaşmalar mı vardı acaba?..
Öğrencinin dediği gibi artık bu sınıf bir aile olmamışmıydı…
Herkes kendiyle beraber arkadaşlarını da, hatta kendinden önce arkadaşlarını düşünmesemiydi…
Bu ilime çok aç olanlar vardı belki…
Öğretmenin ilim ve edep kaynağını merak eden çok öğrenci vardı…
Zaten öğretmende bütün derslerinde bu kaynağı işliyor ve öğrencileri oraya yönlendiriyormuş…
Çünkü öğretmen asıl kaynağa hizmet eden görevliymiş…
Ama kesinlikle bu hizmette bir minnet duyma ihtiyacı olmadığı gibi duyulduğu takdirde uyardığı da oluyormuş…
Kendini, canını, malını, ömrünü buna adayan bir öğretmen…
Bir de Baş öğretmen var…
Onu da zaten derslerinde çok çok işliyormuş…
Çünkü yönlendirme hep oraya doğruymuş…
O’nu bilip, bulup, her zaman-her yerde-her hâlde O’nunla olup ve yaşamak için hizmet…
Ne güzel bir hizmet değimli…
Rabbimiz her şeyi zamanı geldiğinde yerli yerince anlamayı ve sistemi çözmeyi cümlemize nasib etsin İnşallah…


Muhammedi Muhabbetler …

_________________
Resim


En son aNKa tarafından 21 May 2008, 21:54 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 21 May 2008, 20:38 
Çevrimdışı
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 12 May 2008, 03:00
Mesajlar: 546
Konum: HEP O'NUNLA İNŞALLAH
BİZ için iyi bir hikaye ama BİZ şu ana uyarlayalım inşallah...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 21 May 2008, 22:48 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 03:00
Mesajlar: 3843
Böyle mişleri muşları görünce Sevgili Anka Kuşu kardeşim... canım hikaye çekti... Ben de şimdilik bir tane ekleyeyim istedim... Belki başka hikayeler bulursam onları da eklerim...

Her şey göründüğü gibi değildir

İki melek yeryüzünü dolaşmaya çıkmışlar, tabii insan kılığında. Akşam olmuş, kentin en zengin semtinde lüks bir villanın kapısını Tanrı misafiri olarak çalmışlar. Ev sahipleri somurtarak buyur etmişler onları. Yemek falan teklif etmemişler. Sıcacık misafir odaları yerine, buz gibi ve nemli bodruma iki şilte atıp "Geceyi burada geçirebilirsiniz" demişler.

Şilteleri betona sererken, yaşlı melek duvarda bir çatlak görmüş. Elini uzatmış. Şöyle bir sürmüş yarığa, duvar eskisinden sağlam olmuş. Genç melek, "Niya yaptın bunu?" diye sormuş merakla.
"Her şey her zaman göründüğü gibi değildir" demiş yaşlı melek yavaşça.

Ertesi akşam melekler bir köy evinde çok fakir, ama çok iyiliksever bir aileye misafir olmuşlar. Her şeyleri bir tanecik inekleri imiş. Onun sütünü satıp geçiniyorlarmış. Ev sahipleri mütevazi sofraların almış onları. Allah ne verdiyse beraber yemişler. Yatma zamanı gelince kadın "Siz uzun yoldan geliyorsunuz, yorgun olmalısınız" demiş. "Bizim yatakta siz yatın, bir rahat uyuyun. Biz şu divanda idare ederiz."

Güneş doğarken uyanan melekler, zavallı adamla karısını iki gözleri iki çeşme ağlar bulmuşlar. Hayattaki tek servetleri inekleri bahçede ölü yatıyormuş. Genç melek öfkeden deliye dönmüş. "Bunu nasıl yaparsın? Bu kadar iyi insanların yegane servertinin ölmesine nasıl izin verirsin? Önceki gece gittiğimiz villada herşey vardı ama kötü ev sahipleri bize hiçbir şey vermediler. Sen onların bodrumlarını tamir ettin. Bu fakir insanlar bizimle herşeylerini paylaştılar. İneklerinin ölmesine göz yumdun?"
"Her şey her zaman göründüğü gibi değildir evlat" demiş yaşlı melek gene.
"Nasıl yani?" diye daha da öfkeyle yinelemiş sorusunu genç melek.
"Her şey her zaman göründüğü gibi değildir evlat" demiş yaşlı melek bir daha. Ve anlatmış:
"İlk gittiğimiz zengin evinin o duvar çatlağının içinde yıllar önceden saklanmış bir hazine vardı. Ev sahipleri zenginlikleri ile çok mağrur, ama hiç paylaşmayı sevmeyen insanlar oldukları için bu defineyi bulmayı haketmemişlerdi. Çatlağı kapayıp onları bu hazineden ebediyen mahrum ettim.. Dün gece fakir köylünün yatağında yatarken ölüm meleği adamın karısını almaya geldi. Kadının hayatını bağışlamasına karşılık ona ineği verdim. Her şey her zaman göründüğü gibi değildir. İşler bazen istendiği gibi gitmez göründüğünde, aslında olan budur. Eğer inançlı isen, her işte bir hayır olduğunu düşünürsün. O hayrın ne olduğunu da, bir süre sonra anlarsın."


***

Sen kendi eklediğin hikayeden nasıl bir sonuç çıkardın kendine göre bunu bizimle paylaşmamışsın ama ben bu hikayeden nasıl bir sonuç çıkardığımı söyleyeyim .

Bu hikayeden çıkardığım sonuç şu ki; Herşey göründüğü gibi değildir... gördüğü ve anladığı kendine çok doğru gibi görünse de... hikayedeki genç melek gibi... olanı doğru değerlendirmek için USTA oluncaya kadar beklemek lazım... ya da USTA'ya sormak lazım bir şey söylemeden önce...

Keşke hikayeler gerçek olsa da senin hikayendeki HOCA'ya bir sorsaydık o ne düşünüyor bu durum ile ilgili... Allah bile yarattığı kulunu emrettiği gibi olmaya zorlamaz ona günah işleme fırsatı verirken, Allah'ın lütfu olan ilmininin sadakasını veren Hoca'nın seçtiği dilencilerden birisinin, hoca adına dilencilere; Hepiniz benim gibi davranmalısınız ki sadakayı alabilesiniz diyerek... disiplin getirmeye çalışmasını nasıl değerlendirmek lazım... Kaldı ki böyle bakan biri o dilencilerle nasıl BİR ve BİZ olduğunu söyleyebilir... BİZ-lik nasıl anlaşılmaktadır bu HOCA'nın sınıfında? BİZİM gibi olur bizim gibi davranırsan bizdensindir şeklinde mi? Ya da başka türlü mü... Hoca önce buna herkesin anlayacağı bir açıklama getirmeli ki öğrenciler birbirine düşmesin... Evet bir disiplin şarttır... Ama bu herkesin kendin kadar hak sahibi olduğunu bilerek BİZ-lik şartları içinde mümkün olur...

Bir de şunu sorardım SAV olsa bu durumda kime ne söylerdi... O hangi meclisten kimi kovalamıştır? Herkesin kendisi kadar ilim, ahlâk sahibi olmasını beklemiş, öyle olmayanı kınamış mıdır? BİZ-den değilsin mi demiştir... Bilmiyorum ki ne söylemek istediğime daha uygun bir hikaye bulursam onu da eklerim inşallah... şimdilik bu hikayeden anladıklarımı paylaştım sizinle... İnşallah başkaları da paylaşır da belki daha iyi anlamam nasip olur...

Selamlar...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 21 May 2008, 23:42 
Çevrimdışı
Üye
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 10 Mar 2008, 03:00
Mesajlar: 49
Ve aleykümüsselâm ve rahmetullah halim kök kardeşimiz...
Hikayeyi yorumunuzdan anladığımız kadarı ile diyorsunuz ki; olayları ve insanları oldukları gibi değil, olduğumuz gibi görürüz... Ne zaman ki, oluşumuzun dışına, ardına çıkabilmeyi beceririz o zaman değerlendirmelerimiz değişir, olaylara bakış ve görüş acımız da değişir biiznillah...
Buyurun bir hikaye de bizden olsun inşaAllah...;
İki melek konuşuyorlarmış...Biri demiş ki;
"Allah Celle CelaliHu bana bir görev verdi ama neden beni neden bununla görevlendirdi anlamadım ve hiç istemeye istemeye yaptım" demiş ikinci meleğe..
"Bu yakınlarda çok iyi bir müslüman vardı.. Ölüm döşeğinde canı zeytinyağlı yaprak sarması çekti ve komşusu da bu yemeği Rabbımız razı olsun diye sardı, pişirdi . Tam getirecekken tencereyi komşusuna, bana hepsini dökmeyi emretti Allahu Teala... Ben de bunu yaptım ve adamcağız yiyemeden öldü.. Anlamadım böyle iyi bir müslümanın son arzusunu neden yerine getirtmedi Hüda"

İkinci melek ise şunları söylemiş;
"O da bir şey mi,şu yakınlarda yaşayan bir yahudi vardı.. Kimseye iyilik etmeyi sevmez, vurdumduymaz yaşardı.. Ölüm döşeğinde canı bir balık çekti...Ama o mevsimde, yaşadığı yerde o balık çıkmazdı.. O balığın bulunduğu denizlerden getirdim onun bulunduğu yere koydum Allah'ın Celle CelaliHu emri ile ve komşusu onun için pişirdi ve yedi öldu" demiş...

İki meleği duyan üçüncü melek ise her iki meleğin de kafasındaki soru işaretlerini siler;
" Anlaşılmayacak bir şey yok, sizler üzerinize düşeni yaptıktan sonra neden görevlendirildiğinizin üzerinde bu kadar kafa yormayın.. Olayların ardındaki hikmetleri Bir bilen var elbet... Sen demiş üçüncü melek, birinci meleğe;Neden Rabbımızın o iyi müslümanın canının çektiği yemeği yedirtmediğini düşünüyordun.. O müslüman kişi çok iyi bir kul olmaya çalıştı hayatı boyunca ancak bir ufak günahından dolayı cezalandırılması gerekiyordu ve Rabbimiz bunu Ahirete bırakmak istemedi, cezasını ölmeden bu dünyada verdi...
Sonra dönmüş ikinci meleğe; Senin balığı yiyen yahudi de hayatı boyunca kimseye iyilik etmemiş, kimseye faydada bulunmamıştı.. Ancak bir gün bir müslümanı darda kalmaktan kurtarmıştı.. Bu nedenle Yaradan onun mükafatını Ahirette vermek yerine bu dünyada vermeyi takdir etti ve canının çektiği balığı yedikten sonra vefat etti..."

Olaylar hiçbir zaman bizlerin değerlendirdiği gibi değildir, sebeplerin ardında her daim hikmetleri vardır...
Bizlere düşen,üzerinde düşünüyor da olsak sabretmektir... düşünme yetimizi teffeküre dönüştürebildiğimiz anda , ardında saklanan sebebi ve hikmetini de görebileceğizdir biiznillah....

Ilk hikayemizdeki sabırsız, iyi ve edepli öğrencimiz de sabretmeyi öğrendiği takdirde ve Yaradan'a sığınarak herşeyin düzelmesini dileyebilirdi .. Yani olaya el koyma gayretini, sözünü duaya zihnini tefekküre daldırdığı takdirde ve olaya hükmetmenin asil Başkan'dan, Öğretmen'den, Başöğretmen'den geleceğini fehim edebildiği takdirde, olaylara farklı şekilde bakabilecek, değişebileceğini görebilecekti .. Bunlar acizane fikrimizdir, zira fehmimiz ancak bu kadardır... Sizlerle fehmimizin ilmimizin artması duası ile insaAllah!


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 22 May 2008, 00:27 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 09 Ağu 2007, 03:00
Mesajlar: 3843

Su kardeşimin hikayesi de çok güzel, dua ve temennileri de... Allah razı olsun...

Selamlar...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 22 May 2008, 01:21 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
sevgili canlarımız bir masal da bendenizden,

ZEVK 3198

Bir tutam ot imiş sözler, deve hendek atlatırmış
Kızgın sacda mısır gibi, cisimde CAN patlatırmış
Orta yolmuş en iyisi, ifrat-tefrit noksanlıkmış
Sıfır altında donan SU, testisini çatlatırmış!…


22.05.08 01:16
A n t a l y a


Bawa Baba hasbî hizmet yoluna "Zor Yol" der ki haktır, zorun zevke dönüş fomülü de Muhammedîdir :

Resim --- Ömer İbn Hattab (radiyallahu anhu)’dan, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“ALLAH’ın öyle kulları vardır ki onlar ne peygamberdir ne de şehîddirler. Ancak, ALLAH katındaki derecelerinin yüksekliğinden dolayı kıyâmet gününde peygamberler ve şehîdler onlara imrenirler.” buyurunca Ashab:
“Yâ Resûlullah! Onların kim olduklarını bize bildir!” dediler. Resûlullah (sav):
“Onlar aralarında ne neseb ne de maddî bir bağ olmamasına rağmen birbirlerini ALLAH için sevenlerdir. ALLAH’a yemin olsun ki onların yüzleri nurludur ve onlar nur üzeredirler. İnsanların korktuğu zaman onlar korkmazlar, insanların üzüldüğü zaman onlar üzülmezler.” buyurmuştur.
(Ebu Dâvud, Büyû’ 76/3527)

Muhammedi Muhabbeti kaynağından duyduk uyalım İnşâallah..

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “ALLAH’ın kullarından birtakım insanlar vardır ki enbiyâ değiller, şehîdler de değiller amma kıyâmet gününde ALLAH katındaki makamlarından dolayı onlara nebîler ve şehîdler, imrenerek bakacaklardır.” buyurunca ashab:
“Bunlar kimler? ve ne gibi hayırlı ameller yapmışlardır? Bize bildir de biz de onlara sevgi ve yakınlık gösterelim yâ Resûlallah?” dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Bunlar bir kavimdirler ki, aralarında ne akrabalık ne ticaret ve ne de iş ilişkisi olmaksızın ALLAH ruhu ile ALLAH’ta sevişirler. Vallahi yüzleri bir nur ve kendileri de nurdan birer minber üzerindedirler. İnsanlar korktukları zaman bunlar korkmazlar, insanlar mahzun oldukları zaman bunlar hüzünlenmezler buyurdu ve: “Bilesiniz ki, ALLAH’ın dosdlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de(Yûnus 10/62) âyetini okudu”
(Hâkîm,El Müstedrek IV-170)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 22 May 2008, 10:21 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8712
Konum: BURSA
DOSTLAR…

El ver Âşık Yâr yaranı yararım
Özün bilmeyene var mı zararım?
Derdinden deliyim Yâr’im ararım
Sevmişim ezelden birini Dostlar…


Sevdâlılar içsin söz pınarımdan
Tevhid kaynağımdan öz pınarımdan
Yanar dağlar gibi göz pınarımdan
Fışkıran Ferhad’ın Şirin’i Dostlar…


Gam değil aşkıyla bahar solsa da
Kara göze kanlı yaşlar dolsa da
Kovmazlar âşığı Kıtmir olsa da
Erenler, Ehl-i Beyt Eri’ni Dostlar…


Âşık aşk bülbülü konmuş güllere
Yürek delmiş diken düşmüş dillere
Sevgiliye hasret sermiş yollara
Sevdâ sahrasında serini Dostlar…


Seyranda Subhân’ı seyret, yeridir
Halkta HAKK’ı bulup hayret yeridir
Bu âlem âşığın gayret yeridir
Akıtır alnının terini Dostlar…


Susar çağlayanlar, “coş” ta kalan yok
Cefâyı bulmayan, “hoş” ta kalan yok
Yokluk yok, boşlukta “boş” ta kalan yok
Her şey arar bulur yerini Dostlar…


Güzellere boyun büktüren aşktır
Bahtımıza çile ektiren aşktır
Çeken aşk-çekilen- çektiren aşktır
Ağyâre Mansur’un dârini Dostlar…


Sevenlere sevgi Cennetü Nâim
Kalbin diriliği HAYY ile kâim
Dostların dergâhta devranı dâim
Âşık unutur mu Yâr’ini Dostlar…


Âşıksan Tevhidin ülküsün ünle!
Döndür değirmenin derdiyle inle!
Kulak ver zerrenin zikrini dinle!
Gülşende bülbülün zârini Dostlar…


Ne Cihana Sultan!.. Altın – akçam var
Ne bülbül yatağı bağım bahçam var
Dört ucu düğümlü boş bir bohçam var
Bilmez Kul İhvâni kârini Dostlar…

05.06.1989 12:20
Yşlyyla yolu…

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 22 May 2008, 10:28 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 8712
Konum: BURSA
…..MİŞ!..

Esti melâmet meltemi
Harab etti Yâr bahçemi
Dostun Dosta Dostluk demi
Birlik Bâdesinde “Mey” miş!..


Âlemi aşka ünleyen Yâr
Üfleyen Yâr - dinleyen Yâr
İnleten Yâr - inleyen Yâr
Âşığın sînesi “Ney” miş!..


Câhil ömrü eyvah ki vay
Dünya Kâmillere saray
HAKK hâlinde hakikat Hayy
Halkın zâhir hükmü “Hey” miş!..

Kemâlâtta Kâmil olmak
Âşık her an aşk yaşamak
Gören gözde her zerre HAKK
Câhilin dilinde “Şey” miş!..


Cümle cihan çul İhvâni l
HAKK’ı özünde bul İhvâni
Bâtın dilde Kul İhvâni
Zahirinde Paşa - “Bey” miş!..

16.10.1989 16:32 dr.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 10 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye