Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 23 Eyl 2018, 02:26

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: ANALİZ
MesajGönderilme zamanı: 05 Mar 2009, 15:58 
Çevrimdışı
Üye
Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 04 Eyl 2007, 03:00
Mesajlar: 24
Bu konuyu facebook'ta paylan!
“By The Stream of Zemzem under Zig-Zag Hill”

Zig-Zag Tepesi’nin altından akan Zemzem Suyu

bu ne demek acaba!! ilgimi çekti paylaşmak istedim
yorumlarınızı merakla bekliyorum


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 05 Mar 2009, 17:00 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07 Şub 2008, 03:00
Mesajlar: 2416
Konum: BURSA
dikkatimi çekti bilgim yoktu nette araştırma yaptım bilmediğim bir şey öğrendim yüreğine selamet kardeşim sağol var ol!

Alıntı:
Ziğ Zağ Öğretisi (zamanda Yolculuk)


ZİĞ-ZAĞ ÖĞRETİSİ’NİN KURULUŞU

Hazreti Hızır’ın “Fatihat-ı Fukara” duası ile belirlediği ve her bir katını Fatiha Suresi’nin bir ayeti ile denkleştirdiği “Yedi Gök” katmanından en alttakinin cifir ismi “Zeğ-Zağ”dır. “Arş”ın bu en alt katında “Levh-i Mahfuz” bulunmaktadır. “Zeğ-Zağ” sözcüğünün Kur’an’daki karşılığı, “Zil-Zal” olup; anlamı, “dalgasal oluşumlar, gel-gitler, zig-zag çizen dinamizmler” demektir. Aslında, Fatiha Suresi’nin son ayeti ve Batı alfabelerinin son harfi olan “Z”, Hazreti Hızır’ın simgesidir.

Hazreti Hızır, “Arş”ın “Zeğ-Zağ” katının ilmini almış ve bu sırrı Bağdadi’ye vermiştir. İrşadda, hem Abdülkadir Geylani’ye, hem de Hazreti Hızır’a bağlı olan Bağdadi, Doğulu öğrencilerine “Kadiriliği” ve “Halidiliği”, Batılı öğrencilerine ise “Hızırıliği”, yani “Zig-Zag Öğretisi”ni bırakmıştır. Aslı “Zeğ-Zağ” olarak bilinen bu öğretinin adı, Batı dillerindeki kullanım kolaylığı bakımından “Zig-Zag Öğretisi” olarak değiştirilmiştir.

“Allah katından büyük bir bilimin sahibi olduğu” Kur’an’da belirtilen zaman gezmeni Hazreti Hızır’ın “Hızır Tezkiresi” aracılığıyla Bağdadi’ye dikte ettirdiği eşsiz bilgilerin (Zig-Zag Öğretisi’nin), bugünkü resmi bilimin ne kadar üstünde olduğunu ve çağdaş bilim adamlarına nasıl harika ipuçları sağladığını bu yazı dizisinde sunacağız. Örneğin, geçtiğimiz yüzyıl içersinde, tüm evreni tek başına kapsayan en genel kuram olan kuantum fiziğinin (111) tamamına yakın bulguları, Zig-Zag mensuplarınca başarılmıştır. İlerde göreceğimiz gibi, 11 boyutlu kuantum fiziği (D15), birleşik alanlar (D19), dört temel kuvvet birimleri (K57), karadelikler (K39, S22), parelel evrenler (K156, D8) ve bu konular kapsamındaki bir çok buluş, Bağdadi’nin önderliğindeki Zig-Zag mensuplarınca yapılmış ve Zig-Zag Öğretisi, bugüne kadarki sayısız buluşlarıyla çağdaş bilime öncülük etmiştir.

Vasiyetinde, Hazreti Hızır’dan aldığı bilgileri Batı toplumuna bıraktığını bildiren Bağdadi, ölümünden önce, tezkirelerinin tamamını, ikinci kuşaktan öğrencisi olan Türk asıllı “Hekim Bey”e (bazı kaynaklara göre, “Ekim Bey”), öğretisinin Doğu Ekolü’nü sürdürmesi ve Batı Ekolü’nün kurulması amacıyla bırakmıştır. Hekim Bey, Bağdadi’nin vasiyeti gereği, Hızır Tezkiresi’nin ilk emanetçisi ve koordinatörüdür.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 05 Mar 2009, 17:09 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 07 Şub 2008, 03:00
Mesajlar: 2416
Konum: BURSA
Alıntı:
HIZIR TEZKİRESİ, AL-İ İMRAN SURESİ’NİN 114. AYETİNİ AÇIKLIYOR

Eğer Bağdadi ve Zig-Zag Öğretisi olmasaydı, Al-i İmran Suresi’nde bildirilen “Batı-114 Cemaati” ortaya çıkmaz ve günümüz dünyası, ileri fizik, kozmoloji ve kozmogoni bilimlerinden mahrum kalırdı. Bakınız, Bağdadi, Hızır Tezkiresi’nde, Hazreti Hızır ile yaptığı bir görüşmede “114. ayetin sırrını” nasıl açıklıyor:

“Alim olmanın, Cennet’i hak etmekten daha zor olduğunu bana öğreten mürşidim Hızır ile çıktığımız “alemlerin seyranı” esnasında gördüğüm “aciplerin” ne manaya geldiğini sordum. Mübarek dedi ki: “Siz arifler, hem manacı geçinir, hem de manasını bilmezsiniz. Bana değil, alimlere sor”. Dedim ki: “Hani alim var mı?” Hızır: “Var” dedi. Ben: “Neredeler?” dedim. Hızır: “Onlar, Al-i İmran Suresi’nin 114. ayetindedirler. “Ehl-i Kehf” gibi zamanlarını beklemekteler” dedi. Ezberimde olan ayeti okudumsa da, bir mana veremedim. Hızır dedi ki: “Sen “Zemzem”in kaynadığı yeri (Al-i İmran-104) okudun; maksadım on ayet sonra!”. Her ikisini de okuyup bir mana veremeyince, Hızır mutadı vechiyle celallendi: “Çok soru sorulması bana göre değildir. Arifsen anla. Zemzem ve 104 Doğu’da, Zeğ-Zağ ve 114 Batı’dadır. Eğer Doğu’nun ve Batı’nın Rabb’inden, Zülkarneyn gibi, ilmini arttırmasını dilersen, ilim için Doğu’da “Sin”e (Çin’e), Batı’da Antiliyye’ye (Amerika’ya) ilmi aramak üzere gitmek zorunda kalırsın. Eğer, “Rabb’im, ilmini arttırdıklarının sayısını arttır” diye salat edersen , o zaman, iki Doğu ve iki Batı’nın Rabbi, mümin alimleri çoğaltır; onlar kalkıp ayağına gelirler. Onlar, senden, din-i İslam’ı, sen de onlardan, bana merak edip sorduklarının cevabı olan ilmi öğrenmiş olursun.”

Burada, daha önce belirttiğimiz gibi, James Joyce’un kitabındaki, “By The Stream of Zemzem Under Zig-Zag Hill” (Zig-Zag Tepesi’nin Altından Akan Zemzem Suyu İle) sözünü tekrar anımsayalım. Hızır Tezkiresi’ne kaldığımız yerden devam ediyoruz:

“İnsanlık, “Ehl-i Kehf”in mağarada zaman aşırttığı yıl (300 Güneş yılı) kadar sonra, kevni ilimlerin tamamını öğrenecektir. Daha sonra, ilim kalkacaktır. Kıyamet ise, cahillerin üzerinde kopar. Her yıl için, bir alim, “Rakim” ehlinin mağarasında kuluçkada gibidir. Bir alim, insanlığa; 300 alim Kainat’a yeter. O 300 alimden başka, “dokuzu”, “309” (Kehf mağarasında geçen 309 Ay yılı) olup, “310”uncusu, “Mehdi Resul”e yetişir. “311”incisi, “Resulullah İsa”ya yetişir. İsa, “Deccal”e yetişir. Deccal ise, bir adım önünde olan “312”inci “bana” yetişir. Ben, o zaman, “El-Alim” Hakk’a ve tüm alimlerin hem başı, hem de sonu olan “Resulullah Muhammed”e erişirim. Böylece, “313 mürselin” tamamlanır.”

“Onlar ilme azmedip, ilmi Allah’tan istemeyi akıl edecek kadar alimliğe layık akılda olanlardı. Resulullah Musa ilmi benden istemekle yanıldı, ilimsiz kaldı ve onu azarladım. Çünkü, ben ilmimi “Allah katından” istedim, aldım. O da, Rabb’inden isteyip almalıydı.”

“Resulullah İsa, insan olarak ilimsizdi, başaramadı. Kitabı, Resulullah Musa’nınki gibi muharref oldu. Aynı zamanda, “Ruh-ül Kudüs” vasfı onun alim olmasını gerektirdiğinden, göğe alındı, ilim verildi. İkinci gelişinde, ilmi ile amel edilecek. O, bu haliyle “yarı alim” sayıldı.”


“Resulullah Muhammed, Mir’aç’a ümmi gidip, Rabb’in katından alimlik istedi, aldı. Bu nedenle, Resulullah Muhammed’in ümmetinden bir alim, bir Yahudi peygamber ile “eşdeğer” sayılmıştır. Hazreti Muhammed’in ümmetinden ilim ehli olanlar, alimler, Resul’e uyarak, İslam’ın tüm kaidelerini yaşayarak takva elbisesini çıkarmamak üzere giydiklerinden, onlar, din-i mübini yaşatacak olan önderlerdir. Bu önderler, adalet-i ilahiyi tesis etmek üzere sorumluluk yüklenmişlerdir. Alimlik payesini kazanmak kolay değildir. O payeyi kazananlar, Yahudiler’in “peygamberlik mertebesine” erişmiş sayılırlar. O zaman, onların yüklendikleri sorumlulukları da yüklenmeleri gerekir. Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar gelen Muhammed ümmeti, bu din-i mübini, alimler sayesinde öğrenmişlerdir. Onun için, İslam alimlerinin yüklendiği sorumluluk çok ağırdır. Bu yükü hakkıyla yerine getirebilmek için, onların, Peygamberimiz gibi, İslam’ın bütün prensiplerini yaşamaları ve mücadele etmeleri şarttır. Bundan dolayı, Peygamberimiz, “Alimler peygamberlerin varisleridir. Benim ümmetimin alimleri, İsrailoğulları’nın peygamberleri mertebesindedir” buyurmuştur. Önderimiz, Allah Resulu olduğuna göre, kötülüklerin kalkması, güzelliğin her şeye hakim olması için ahad etmemiz şarttır.”

Kur’an’ın bir bilim kitabı olduğu, Ra’d Suresi’nin 37. ayetinde açıkça bildirilmiştir:

“Ve işte biz onu Arapça bir hüküm olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra nefsinin arzularına uyarsan, artık sen Allah’tan ne bir veli, ne de bir koruyucu bekleme.”

Kur’an’ı en iyi alimlerin anlayacağı da, Ankebut Suresi’nin 43. ayetinde belirtilmiştir

“Biz misalleri tüm insanlar için veriyoruz. Buna rağmen, onda olana ancak alimler akıl erdirirler.”

Alimlerin Kur’an’ı okuması, Kur’an’ın içerdiği “misallerin” okunması, anlaşılması anlamındadır. Çünkü, Kur’an’ın en güçlü ve gizli okunuş biçimi, bu misallerin yorumlanmasıdır.

Ankebut Suresi’nin 47. ayetinde ise, Al-i İmran Suresi’nin 114. ayetinde bildirilen, “sonradan Müslüman olanlar” bir daha zikrediliyor:

“Kur’an’ı, önceki kitapları indirdiğimiz gibi indirdik. Kendilerine kitap verdiğimiz kimselerin inandığı gibi, “ötekilerden” de inananlar var. Ayetlerimizi, yalnızca ateistler inkar ederler.”

Bu ayetteki “ötekiler” sözünden, sonradan Müslüman olanların kastedildiğini anlıyoruz. Bu kapsamda, en başta, tabii ki “Batı-114 Cemaati”, yani Batılı Müslüman bilim adamlarının oluşturduğu “Zig-Zag Grubu” bulunmaktadır.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 6 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye