Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 23 Eyl 2018, 01:37

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 12 Oca 2011, 10:31 
Çevrimdışı
Admin
Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 27 Şub 2010, 03:00
Mesajlar: 916
Konum: BURSA
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Rasulu Ekrem(SAV) sevgisini böyle üzerine çekmek...
Bugün Burada Ölen Bir Çinli Var Mı?

Bundan altı yedi ay önce Çin'in değişik bölgelerinden on kişi İstanbul'a gelir. Bu on kişi sıradan insanlar değildir.
Bunların ortak özelikleri yeni Müslüman olmalarıdır. Umre için İstanbul üzerinden Arabistan'a gideceklerdi. Hepsi de yeni Müslüman olmuş. Kimi yirmi gün önce kimi bir ay en uzağı iki ay önce Müslüman olmuştu. Ne yeterince İslâmî bilgileri vardı ne de yapacakları umre ile ilgili bir bilgileri.

Yanlarına kendilerine yardımcı olacak hem Çince'yi hem Arapça'yı iyi bilen hem de İslâmî bilgisi olan birini rehber olarak alacaklardı.
Mevlâ'mızın takdiri Türkistan'daki Çin zulmünden kaçıp İstanbul'a yerleşmiş bir Uygur kardeşimiz bu on Çinliye rehber oldu. Bundan sonra hâdiseyi bu kardeşimizden dinleyelim.

Bahsi geçen kardeşimiz şu anda bizim yanımızda bulunmaktadır:
"Yeni Müslüman olmuş bu on Çinli ile birlikte yola çıktık. Kısa zamanda aramızda iyi bir dostluk kuruldu. Yeni mü'min olmuş bu insanlar büyük bir heyecan yaşıyorlardı.
Hiçbirinin İslâmî bilgisi yoktu. Hatta namazda okuyacakları sûreleri bilmedikleri gibi Fatiha'yı bile bilmiyorlardı. Bazı zikirleri yaptırmaya çalışıyor ancak Çince telâffuz zor olduğu için zikirleri tam okuyamıyorlardı.
Namazlarda sadece
"Elhamdülillah Allahu Ekber" diyebiliyorlardı. Bana sormuşlardı "Ne yapalım?" diye.
Ben de onların kimine "Elhamdülillah" kimine
"Lâ ilâhe illallah" ve benzeri zikirleri öğretmeye çalışıyordum. Onlar da namazlarda bunları söylüyorlardı.
Önce Mekke'ye gittik. Kâbe'de onların hâli görülmeye değerdi. Yeni doğmuş çocuklar misali heyecan ve neşe içinde kâh ağlıyor kâh gülüyorlardı.
İsimlerini değiştirmiştik: Muhammed (Çan Çing) Hasan (Çun Fang) gibi her biri yeni ismi ile çağırılıyordu. On Çinli kardeşimizden biri olan Muhammed de bir farklılık vardı. Bu durum dikkatimi çekmişti. Her namazını gözleri yaşlı olarak bitiriyordu. İyice dikkat ettim. Evet Muhammed namazlarında ağlıyordu. Bana da sürekli sorular soruyorlar İslâm hakkında bilgi ediniyorlardı. Ben de bildiğim kadarıyla onlara bilgiler veriyordum.
Bir gün Muhammed sordu:
-
İçki nedir içkiye dinimiz nasıl bakar?
- Rabbimiz içkiyi kesin olarak yasaklamıştır içilmesi yapılması taşınması satılması yasaktır.
Kaldığımız otele gelmiştik. Muhammed bir telefon edeceğini söyledi ve ona memleketine telefon etme imkânı sağladık. Çin'deki kardeşini arıyordu kardeşine aynen şöyle diyordu:

- İçki fabrikamızı kapat Allah'ımız öyle emretmiş. Bize bu emre uymak düşer.
Kardeşi bunu yapamayacağını birçok bağlantısının olduğunu durup dururken kapatırlarsa yüz binlerce dolar zarar edeceklerini hiç olmazsa kendisine biraz zaman vermesini söyler. Fakat Muhammed kararlıdır:

- Allah emretmiş bize uymak düşer. Fabrikayı hemen kapat ben gelince borçları hallederim.
İçki fabrikası kapanıyor. Mekke'deki ibadetlerimize devam ediyoruz.
Yine bir gün bana sordukları sorularda çıkardıkları bir neticeyi açıklarlar:

- Kadın modası kadınları yarı çıplak resmetmek gibi faaliyetler de dinimizde yasak mıdır?
- Evet yasaktır. Aynı gün otele geldiğimizde yine Çin'i aradı ve bu sefer de kardeşine moda evinin kapatılması emrini verdi. Kardeşi yine itiraz etti ancak Muhammed ne itiraz dinledi ne de kararından vazgeçti.
- Rabbimiz emretti ise bize bu emre uymak düşer.
Mekke'deki ziyaretimizi bitirdik ve Medine'ye gittik.
Medine'de bir sabah namazı. Efendimiz (a.s.m)'in "
Burası cennet bahçesidir." buyurduğu yerde sabah namazının farzını kılıyoruz.
Muhammed benim yanımda. Diğer Çinli kardeşlerimizle aynı saftayız. İlk secdeye varıyoruz secdeden kalkıyoruz ikinci secdeye varıyoruz sonra kıyama kalkıyoruz. O da ne?
Muhammed hâlâ secdede kalkmadı. Tekrar secde ediyoruz ettahiyyatı okuyoruz ve selâm veriyoruz. Muhammed hâlâ secdede. Düşündüm ki yorgunluktan ve uykusuzluktan bazen insana bir geçkinlik geliyor Muhammed'e de secdede böyle bir şey oldu uyudu. Elimi uzattım omzuna dokundum ve hafifçe çekeyim dedim ki sağ tarafının üzerine yuvarlandı. Muhammed'in ölmüş olabileceğini düşündüm. Olay duyulmuştu. Görevliler müdahalede bulundular dışarı çıkardılar bir ambulansa koyarak hastaneye götürdüler. Biz de gittik. Hastanedeki ilk muayenede çoktan vefat ettiğini söylediler. Muhammed'i hastanenin morguna kaldırdılar.
Çinli kardeşlerimle birlikte hastanenin önünde ne yapacağımızı bilemez bir hâlde üzüntü içinde bulunuyorduk. O sırada bir araba ile makam mevki sahibi bir zat geldi. Herkes onu hürmetle karşıladı sonradan öğrendik ki bu zat Medine'nin ileri gelen yöneticilerinden biri idi. Hastane yetkililerine sordu:[color=darkblue]
- "
Bugün burada ölen bir Çinli var mı?" "Evet" cevabını alınca şu açıklamada bulundu:
- "
Dün gece Efendimiz rüyamda bana göründü ve buyurdular ki
- "Yarın burada bir Çinli kardeşim vefat edecek onun cenazesi ile ilgilenin."
Bir anda her şey değişti. Muhammed'i morgdan aldılar bir devlet yetkilisine yapılanlardan daha fazlasını yaptılar. Cennetü'l Bakî'ye defnettiler.
Bu hâdiseyi bizzat yaşayan ve onlara rehberlik yapan Doğu Türkistanlı kardeşimiz hâdiseyi bu şekilde anlattı.
Teslimiyeti gördük değil mi? "
Rabbim emrettiyse bize uygulamak düşer." Zararmış ziyanmış önemi yok. Rabbimiz emretmiş ve iş bitmiştir. İşte sahabe inancı.
Bu Çinli kardeşimiz de o inanca ulaştı ulaşmasına; ancak dünyada fazla kalamadı. Çünkü bu dünya pisliğinin içinde fazla kalamazdı ve kalmadı da. Efendimizin de ilgisine mazhar oldu. Ne mutlu bu Çinli kardeşimize ruhu için el-fatiha.

Bakın teslimiyete. "
Emir Mevlâ'dan ise bize uymak düşer."

Çinli Muhammedimize bak!

O bir anda koskoca bir fabrikayı nasıl feda etti?!


Madem ölüm tek bir defa gelecek o da neden Allah için olmasın!!!

Alıntı

_________________
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 12 Oca 2011, 11:10 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 1059
nur-ye yazdı:
Resim
ERce!
ERENce!


GÜL kOKUları yayıldıkça hANelere
O diYÂRdan nelenir GÖNÜLler!
YİĞİTse YÜREK, her ÇİLEyi çekmeli Ki!
SEVmeyi BİLmeli, BULdukça,
SEVmede OLmalı , YAŞAdıkça ERce!
SEVgili EKREM cANında!
MuHABBEt ERENlerin AY-AK İZinde!

NUR-ye


18:52
9.9.2010

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 12 Oca 2011, 14:53 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 Eki 2008, 03:00
Mesajlar: 1059
Resim

Bir göçebe Hz. Peygamber’e gelerek bir hususta yardım istedi. Zannedersem bir diyet hakkında istekte bulunuyordu. Hz. Peygamber ona birşeyler verdi. Sonra

-“Sana iyilik yaptım mı?” diye sordu. Göçebe:

- “Hayır, yapmadın! Bana verdiğin nedir ki, bundan memnun olayım” deyince müslümanların bir kısmı öfkelendi. Kalkıp göçebeyi dövmek istediler. Fakat Hz. Peygamber onlara

-“Sakın ellerinizi uzatmayınız” diye işaret etti. Rasûlullah kalkıp giderken o göçebeyi de evine davet etti. Göçebeye “Sen geldin, bizden istedin. Biz de sana birşeyler verdik ve dediğini de dedin!” dedikten sonra ona birşeyler daha vererek

-“Sana iyilik yaptım mı?” diye sordu. Göçebe :

-“Evet, Allah sana ecirler versin. Çoluk çocuğunun ömürlerine bereket ihsan etsin” dedi. Hz. Peygamber:

- “Sen biraz önce bana karşı sarfettiğin o sözle arkadaşlarımı kızdırdın. Sana karşı şimdi kin duyuyorlar. Onların yanına döndüğümde, tekrar gel ve bu sözünü orada da söyle ki kalplerindeki kin silinsin” dedi. Göçebe buna “Peki” dedi. Göçebe gelince Hz. Peygamber :

-“Sizin bu arkadaşınız bize geldi, istedi. Biz verdik. Dediklerini dedi. Sonra biz onu çağırdık yine verdik. Şimdi artık razı olmuştur. Öyle değil midir ey göçebe?” dedi. Göçebe :

-“Evet, Allah sana mükafaatlar versin. Seninle çoluk çocuğunun ömürlerini bereketlendirsin” dedi. Hz. Peygâmber de:

-“Benimle bu göçebenin meselesi, devesi olup da ürken bir kişinin meselesine benzer. O deveyi tutmak için halk arka arkaya dizilmiştir. Fakat onlar koştukça deve daha da hızlanıyor. Deve sahibi onlara “Benimle devemin arasından çekiliniz, Ben ona karşı sizden daha şefkatliyim. Onu daha iyi tanırım” der. Böylece deve sahibi devesine doğru gider, yerden bir hurma dalı alır ve deveyi çağırır. Deve sahibinin yanına gelir. Ona yükünü yükler ve kendisi de sırtına biner. Eğer bedevî o sözleri söylediği zaman sizi dinleseydim, bu adam cehenneme yuvarlanırdı” buyurdu
(ibn-i Kesir).



teşekkür ederim nur-ye abla (nedenini sen biliyon) :)

ALLAH razı olsun...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Tem 2011, 00:06 
Çevrimdışı
Admin
Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 27 Şub 2010, 03:00
Mesajlar: 916
Konum: BURSA
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi ve ehl-i beytini sevmek

Mürid Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme ve ehli beyte muhabbeti an be an O'na uymadaki hali artırmak hakkında
"De ki: Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin."[ Âl-i İmran, 31] âyeti kerimesi gelmiştir.
Hattâ Veyse'l-Karânî radiyallâhü anh Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme kemâl manada muhabbet ve uyduğundan,
Uhud Harbinde dişi kırıldığını duyunca hangisi olduğunu bilemediğinden otuz iki dişini birden söküp bir ipliğe dizip Efendimize gönderdiler.
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem bu yüksek hal karşısında kendi dişinide ilave ederek ashâb-ı kirâma radiyallâhü anhüme gösterdiklerinde
bir kısmı hayret makamında kalarak "sübhânallâh"
bir kısmı şükürde "elhamdülillâh" ve
bir kısmıda sevincinin çokluğu ve hayretinden "Al- lah-u Ekber" dediler.
Her tesbihin otuz üç olması buna işâret olduğu rivayet edilir.

İlk dönemlerde Veysiyye tarikatına biri intisâb edecek olsa önce dişlerini söktürürdü.
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi sevmeye en güzel örneklerden biridir.

Ehl-i beyti sevmek hakkında;
"De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden baska bir ücret istemem." [Şûrâ, 23] âyet-i kerimesi nâzil olmuşken
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemi sevindirmek iki cihan saadeti iken ehl-i beyti sevmeyi rafizilikle
suçlamak ve "müntec-i fakirdir" diyerek seven insanları zâhirî fakirlikle ürküterek ağızlardan çıkan sözü bilmezlikden ve
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin şefatinden mahrûmiyeti istemekden başka bir şey değildir.

Bu muhabbetin farz olduğuna İmam-ı Şâfiî rahmetüllahi aleyh buyurmuştur ki;
"Eğer Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ehlini sevmemden dolayı Rafizî olmuşsam insanlar ve cinler şahit olsun ki ben bir Rafizîyim."
Rafizilik: Şia'nın kollarından bir dini mezhebdir. Lügatte; terk eden, ayrılan, bırakan kimse manaları-na gelen Rafizi veya rafızilik, birinci halife Hz. Ebubekir ve ikinci halife Hz. Ömer radiyallâhü anhümayı sevmeyenlere denir.

"Ey ehl-i beyt-i rasûlülah! Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de indirdiği ile size sevgi farzdır, Bu sizin yüce faziletiniz için yeterlidir, Size salât etmeyenin namazı yoktur"(Suyûti, Celalüddin Abdurrahman b. Ebibekir, Îhyâü'l-Meyyit fî Fedâili Âli'l-Beyt)

"Sevdiginiz şeylerden infak etmediğiniz müddetçe iyiliğe ulaşamazsınız." [Âl-i İmran, 92]

âyet-i kerimesinin manası üzere bu yolda mal şöyle dursun onlar için canı dahi vermelidir.

Hak yolunda kim verir bin bâş ve bin cân
Bir pula aşk pazarında böyle çağırır dellallar

Zahir ve batın edebine dikkat etmek
Müride lâzım olan dil ve gönlünü hiçbir şeye bağlamayıp yalnız mürşidinin emrettiği her ne ise ondan bir adım dışarı hareket etmemelidir.

"Zahir olan gizlinin göstergesidir."

Düsturuna göre mürid mürşidinden batınî terbiye görebileceği gibi zâhiren de terbiye görmelidir.
Yalnız batınen terbiye olup, zahiren terbiye olunmazsa bu bir nev'i noksanlıktır.
Her iki tarafı beraber terbiye etmek güzeldir.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin;

"Beni rabbim terbiye etti. Terbiyemi de güzel yaptı." (Serrac, el-Luma, 31, 134. Hadis için bkz. Aclûnî, c. I, s. 70)

buyurdukları hadîs zâhir ve bâtını kapsamaktadır.

Her şeyi buna göre kıyâs etmelidir. Hazret-i Pîr Efendimiz; Kelâmından olur belli olur kişinin kendi durumu
"Yetim babası ölen değil, ilim ve edepten mahrum olandır.
Güzellik süslü elbiseler giymekle değil, ilim ve edeple güzelleşmektir."

buyurdukları bu manâyı çağrıştırır.

Sohbet dolayısıyla olsun fiil ve hareket cihetiyle olsun kişi söylediği söze dahi dikkat edip çok ve boş söz söylemekten kaçınmalıdır.
Hazret-i Pîr Efendimiz fukarâ ve bendegânına zahiri edebide emir buyururlardı.


TA'RÎFÜ'S-SÜLÛK (İlâhi Âleme Dönüş Bilgisi) - NAZİF HASAN DEDE

_________________
***"En Kötü KÖRlük, gÖZünü GÖRmeyiştir!.." Kul İhvani


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Tem 2011, 01:02 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 928
Burada yazılanları okumak şu saatte çok iyi geldi bana,
gün bitti diye düşünüyordum tam, aslında biten şeyin gün olmadığı
sadece günlük işlerin dinlenmeye çekilmiş olduğunu farkettim.

Ne çok şeye bitti bitmedi, oldu olmadı diyoruz.
Aslında ne çok şeyi bilmeden konuşup yaşıyoruz.
Bu bilmeleri aklımızda daima canlı tutmamız gerekiyor bu sebepten,
daha yavaş, yani teenni ile hareket edip
önce düşünmek sonra uygulamak gerekiyor.
Ancak bu şekilde ilim-irade-idrak-iştirak mekanizmamızı çalışır hale getirebileceğiz.
Çalışmayan hiçbir mekanizmanın, sadece bilinmeside bize fayda sağlamayacak çünkü.

Kuran-ı Kerimimizi de "tertil" ile yavaş ve anlayarak okumamız gerektiğini öğrenmiştim,
ve bunu denediğimde hiç anlamadığım Arapça diline ait kelimelerin
okunurken çıkan sesinden, tınısından kaynaklanan bir duygu ve manalar ile bana yakınlaştığını farketmiştim.

Kuşlar bile sustu şu saatlerde,
hiç ses yok. sessizliğin duygusuda ayrı güzel.
Cenneti tasvir ederiz hepimiz aklımızda,
benim cennet tasvirimin belki yegane ögesi bu sessizliktir.

Bazen çok karışıklıklar ile karşılaştığımda elim ayağım dolaştığında
içimde çok yoğun sessizlik isteği duyarım,
ve çoğu zaman bu sessizliğin,
insanın hayatın içinde kendisini kaybetmemesi için en gerekli şey olduğunu düşünürüm.

İnsan tamamen sessiz kalamıyor, ne yapsa bu olmuyor.
En derin sessizliklerde bile içimizde hiç susmayan birisi var.
Neler söylemiyor ki,
bu akşam Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Efendimizin
sevgisini üzerimize çekmeyi nasıl başarabileceğimizi kendince anlatıyor mesela.
Bu yazıyı okuyunca konu belli oldu.
Taa uyuyana kadar konuşup duracak eminim.
Uyumaya gitmeden önce burada birşeyler yazmak ve öyle çekilmek istemiştim.
Başlangıç cümlelerini paylaşayım sizlerle

Kar yağmaya başlayınca ilk işim yüzümü gökyüzüne döndürmek olur.
imkan varsa dışarı çıkar öyle yukarıya bakarak seyrederim
Bu şekilde ne uzak yollardan geldiklerini düşünür ve her tanenin kendi döne döne aşağı süzülüşünü
hepimizin ayrı ayrı ahenklerde olan hayat serüvenlerine benzetirim.
Bazısı dümdüze yakın sukunetle kayar yukarıdan aşağı,
bazısı biribirine tutunur daha büyük görünür, daha hızlı düşer
bazısı dolaşır durur uçar gibi,
daha sayısız yolculuk serüveni,
her seyredişte biribirine benzeyen resimlere baksamda
gördülerimi manalandırmalarım farklı olur,
o sıradaki duygu halime göre değişir mesela.

Sonra toprakta birikmeye başlayan kar örtüsünü seyrederkenki düşündüklerim
onlar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin sevgisi hakkında hissettiklerimle örtüştü
Nasıl ki kar taneleri gökyüzünden eşit bir şekilde yağıp
yere düştüklerinde farklı kapsıyorlarsa eşyayı

Efendimizin Rahmetenlilalemin olan sonsuz güzellikteki rahmeti de öyle kaplıyor hepimizi.
Kar önce derin oyuk ve çukurluklara birikmeye başlar,
sonra oralar doldukça daha yukarıdaki yerleri örter.
en sonunda baktığımızda heryer dümdüz beyaz örtüye bürünüvermiş olur.

Herşeyi kapsamış seviyelemiş bir beyaz örtü.
Rabbülaleminimiz olan Allah Celle Celaluhu El-Settar ve El-Kuddüs ismi şeriflerini bize böyle resmeder.
Ve Rahmetenlilalemin olan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin nasıl rahmetinin alemleri kapsadığını da bize bu resim gösteriverir.

Ve bir şekilde öğrenmiş olduğum şu sözü hiç unutmam ben.
Teveccüh daima en alttakinden başlar. çünkü ençok onun ihtiyacı vardır.

Burada kendime dönersem eğer,
ben bu Nurunala nur sitemize gelmeden önce Efendimizi böylesine ne bilebiliyor nede sevmeyi başarabiliyordum.
Gözüyaşlı peygamber aşıklarına bir imkansıza bakar gibi bakıyordum.
Bu mucizenin nasıl gerçekleşeceğine dairse hiçbir fikrim yoktu.

Daima duacısıyım canım Kulihvani Hocamız, Salavat-ı Şerifelerimizi şerh ettiği derslerinde bunun imkansız olmadığını öğretti,
Muhabbet kelimesi bile zaten Efendimizin adı ile biribirine bağlı.
O Resul-i Ekrem ki karşılıksız ve sonsuz bir sevgi ve muhabbet kaynağı.
Alemlerin rahmeti. Kesintisiz sevginin tek adı.

Ve O bizi zaten çok sevdiği için, bizim O'nu sevebilmemiz mümkün oluyor.

Yani teveccüh O'ndan bize akıyor. Muhabbet O'ndan bize yol buluyor.

Bize kalan sadece sadakat-samimiyyet-sabır-selamet inşaallah.

Biz çok sevilen çok bahtlı olanlarız.
Sevilmek ve sevmek için yaratılmışız.

Hep rahmet ve hep şükür işte.
Bu sonsuz rahmetin şükrünü nasıl edâ edebiliriz bilemiyorum.

Ya Rabbim, Sen Âlemlerin gözbebeği Habibullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin gönlünde BİZ BİR-İZ olmamızı nasib ve ihsan eyle.

Çünkü bundan başka cennet yok.

Sana sonsuz hamd ve şükürler olsun Allah'ım. Âmin Ecmain.


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye