Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 18 Oca 2019, 02:30

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 137 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 10 Oca 2018, 15:00 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim GEL dim.!.


Resim CXVI ŞİİR


Resim


Nâdânıl terk etmeden yârânı arzularsın
Hayvanı sen geçmeden insânı arzularsın..


Câhilliğin olan haddini bilmezliğini geçmeden Nazlı YÂRe yârân/sâdık dostlarından sevgili olmayı arzularsın.
Hayvandan da aşağılıktan hayvan seviyesine çıkmadan HAKk TeÂLÂ'nın halifesi İNSÂN OLmayı arzularsın!.


وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim--- “Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi BELHUM eDALLUn ulâike humul gâfilûn(gâfilûne):Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. ONLAR HAYVANLAR GİBİDİR. HATTA DAHA ÇOK DALÂLETTE-dirler-Sapıktırlar.. İşte onlar, onlar gâfillerdir.” (A’râf 7/179)

Resim

“Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehun”
Nefsini sen bilmeden Subhânı arzularsın..


Rahmet Peygamberi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Nefsini tanıyan kimse Rabbini tanımış olur.” Buyurduğu halde sen, NEFSinin KİMlik ve KİŞİLiğini bilmeden, ŞeÂNuLLAHta KÜLLî ŞEYy’i her ÂN yeniden yaratmakta olan Subhân ALLAH celle celâlihu’yu ARZuLarsın!.

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsini
tanıyan kimse Rabbini tanımış olur.”
buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Şe’ÂN: her ÂN YENiden TARATış SeBBehâsı..
Şu ÂN <-> Şe’ÂN -> ŞeHÂDeti..:
SeBBeHa.. TeSBih!. feSEBBih!.:

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---YUSEBBİHU lillâhi mâ fî's- semâvâti ve mâ fî'l- ardıl meliki'l- kuddûsi'l- azîzi'l- hakîm (hakîmi) : Göklerde ne var, yerde ne varsa (HEPSİ) O mülk-ü melekûtun eşsiz hükümrânı, noksaanı mucib herşeyden pâk ve münezzeh, gaalib-i mutlak, yegâne hukûm ve hikmet saahibi ALLÂHI TESBÎH (VE TENZÎH) ETMEKDEDİR.(Cumâ 62/1)

Yusebbihu: tesbih eder.
Sebbaha: yüzmek..

Yerdeki göklerdeki ZeRReler yani ATOMlar vede Kürreler-Galaksiler,
NeşRlerinden HaŞRlerine kadar döndüler, dönmekteler ve dönecekler.
Bu SeBBaHa yüzüş RAKSı hep sürecek her AN yeniden Yaratılan ŞE'ENULLAHta..
Ve ne zamAN AKILLarımız DEVR-ÂNı ANLarsa ve DEVRe İştirak ederse Yusebbuhu Zikr-i Dâimindeyiz inşae ALLAH..
İşte her ZeRReye bahşedilen bu Rüşd Raksı, Yeniden Yartış Hareketi Merkezin DENGE için ÇEKimine karşı Merkezkaç DÜZEN Kuvvetini doğurup VARlığı oluşturmaktadır her ÂN ŞeÂNullahta…[/color]

Resim

Sen bu evin kapusun henüz bulup açmadın
İçindeki kenz-i bîpâyânı arzularsın..


Sen bu AŞKuLLAH EVİnin Kapısını henüz BİLip, BULup, OLup da Açamadığın halde,
Bir de İÇindeki saklı ve sonsuz SIRRuLLAH Hazinesini ELde edip YAŞAmak ARZuLarsın!.

Gufran: Cenab-ı Hakk'ın günahları affedip örtmesi, rahmeti.


Resim

Taşra üfürmek ile yalunlanır mı ocak
Yüzün Hakk'a dönmeden ihsânı arzularsın..


Ağzı yabana dışarıya üfürmekle AŞK Ocağı alevlenip yanar mı ki,
Sen Gönül Kıbleni HAKk TeÂLÂ'ya döndürüp çevirmeden ALLAHU zü’L- CeLÂL’in ihsÂNını UMarsın ARZuLarsın!.


Resim

Dağlar gibi kuşatmış benlik günahı seni
Günahını bilmeden gufranı arzularsın..


Seni, ŞeytÂNî BEN-lik günahların 6 yÖNden dağlar gibi kuşatmışken,
Sen henüz günahlarını bilip çâresini aramadan boş laflarla gufrÂNı/Cenâb-ı HAKk'ın günahlarını affedip örtmesini ve rahmetini UMarsın ARZuLarsın!.

El Gaffâru:
Resim

El Gâfiru:
Resim

El Gâfuru:

Resim

Resim

Cevizin yeşil kabını yemekle tat bulunmaz
Zâhir ile ey fâkih Kur’ânı arzularsın..


Ceviz; en İÇindeki ÖZü, Zarı, Kabuğu ve en DIŞtaki yeşil tetir dış koruyucusundan ibâretttir..
Bu ise;
Şeriat-ı MuhaMMedîYye Zâhiri
Tarikat-ı MuhaMMedîYye Bâtını
Mârifet-i MuhaMMedîYye EvveLi
Hakikat-ı MuhaMMedîYye ÂHiri gibidir..

MuhaMMedî Tâlim ve Terbiyeye tenezzül etmeyen aklı ham sofu;
Ceviz yiyeceksen Özündedir, en dıştaki acı kabuğu yemekle bir tat alamazsın.. hayvanlar bile yememekte..
Ve sen ey Fâkih/şerîatın hukuk yönünde bilgili
Olduğunu söyleyen kişi, ham AKLıyın çürük ZANNıyla bir de kalkıp, NAKLuLLAH olan Kur'ÂN-ı Kerîm’i UMarsın ARZuLarsın!.


Resim

Şarabı sen içmedin sarhoş u mest olmadın
Nice Hakk'ın emrine fermânı arzularsın..


Sen daha bu Şehâdet Âlemi Şe’ÂNuLLAHın Şehâdet Şarabını içip HAKk’ın Şâhidi Sarhoş ve Mesti olmadın ki,
Hangi yüzle nicesine bir de Hakk'ın Emrine Fermân vermeyi, Tebliğ etmeyi UMarsın ARZuLarsın!.


Resim

Gurbetliğe düşmeden mihnete sataşmadan
Kebâb olup pişmeden büryânı arzularsın..


Henüz daha sen, İLLiYyînden indiğin Esfelin Gurbetliğinden habersizsin, bu ÂLemdeki KULLuk Mihnetinde, zahmetinde, eziyetinde, dert ve belâsında denenip sınamadan,
GönüL Fırınında Kebâb olup pişmeden haslar hası büryânı, piryânı UMarsın ARZuLarsın!.


Resim

Yabandasın evin yok bir yanmış ocağın yok
lssız dağın başında mihmânı arzularsın..


Henüz daha senin BEYtü’r RABB olduğundan haberin yok ki AŞK EVin Gönül KÜLhÂNı Ocağın olsun,
Sen kendi başına “Benlik Dağı”yın başına çıkmışsın NÛH aleyhisselâm’ın oğlu gibi.. Bir de RABBu’L- ÂLEMîN’i misâfir beklemektesin, UMarsın ARZuLarsın!.


Resim

Bostânı bağı gezdim hıyârını bulmadım
Sen söğüt ağacından rummanı arzularsın..


Ben yıllardır bu AŞK İKLİMİnin İçinde bostânın bağını gezdim henüz daha bir hıyârını/salatalığını bile bulmadım,
Sen ÇIKmışsın BenLik Söğüt Ağacıyın tepesinde Nar aramaktasın, ve de UMarsın ARZuLarsın!.


Resim

Başsız kabak gibi bir tekerleme söz ile
Yûnus'leyin Niyâzî irfânı arzularsın..


Eyy Niyâzî kaddesallahu sırrahu BaBam sen de, Yûnus Emrem kaddesallahu sırrahu BaBam gibi “çıktım erik dalına” der “Başsız bir Kabak” tekerleme söz ile irfÂNı UMarsın ARZuLarsın!.


Resim

ÇIKTIM ERİK DALINA!.

Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp
Der ne yersin kozumu..

Uğruluk yaptı bana
Bühtan eyledim ona
Çerçi de geldi aydır
Hani aldın gözgünü..

Kerpiç koydum kazana
Poyraz ile kaynattım
Nedir diye sorana
Bandım verdim özünü..

İplik verdim cullaha
Sarıp yumak etmemiş
Becid becid ısmarlar
Gelsin alsın bezini..

Bir serçenin kanadın
Kırk katıra yüklettim
Çift dahi çekemedi
Şöyle kaldı kazını..

Bir sinek bir kartalı
Salladı vurdu yere
Yalan değil gerçektir
Ben de gördüm tozunu..

Bir küt ile güreştim
Elsiz ayağım aldı
Güreşip basamadım
Gövündürdü özümü..

Kafdağı'ndan bir taşı
Şöyle attılar bana
Öylelik yola düştü
Bozayazdı yüzümü..

Balık kavağa çıkmış
Zift turşusun yemeğe
Leylek koduk doğurmuş
Baka şunun sözünü..

Gözsüze fısıldadım
Sağır sözüm işitmiş
Dilsiz çağırıp söyler
Dilimdeki sözümü..

Bir öküz boğazladım
Kakladım sere kodum
Öküz ıssı geldi der
Boğazladım kazımı..

Bundan da kurtulmadım
Nideyim bilemedim
Bir çerçi de geldi der
Kanı aldın gözgümü..

Tosbağaya sataştım
Gözsüz sepek yoldaşı
Sordum sefer nereye
Kayseri'ye âzimi..

Yunus bir söz söylemiş
Hiçbir söze benzemez
Münafıklar elinden
Örter mâ'na yüzünü..


Yûnus EMRE
kaddesallahu sırrahu



Resim

ıs: sahip. "bostan ıssı: bostan sahibi."
kakımak: kızmak, öfkelenmek.
koz: ceviz.
oğrı (uğru): hırsız.
gözüngü, gözgü: ayna.
çul: kıldan yapılmış kaba dokuma.
cullah, çulha: bez dokuyan.
oğrı (uğru): hırsız.
becid becid: acele, derhal.
küt: kötürüm.elsiz ayaksız.
gövündürmek: kavrulmak.
zift: katranın ve benzeri organik maddelerin buharlaşmasından ya da damıtılmasından elde edilen, kolaylıkla kırılabilen, az ısıyla ergiyen, katı, kara renkli ve parlak madde, kara sakız.
koduk: eşek sıpası.
kaklamak: parçalamak. Küçültmek.
Tosbağa: kaplumbağa.
Gözsüz sepek (t): köstebek.

Resim

Nâdân: f. Câhil, bilmez, haddini bilmez.
Yârân (f.): f. Dostlar. Sâdık arkadaşlar. Sevgililer.
Hadis: “Nefsini tanıyan Rabbını tanır.”
Kenz: Define, hazine. Yer altında saklı kalmış kıymetli eşya, para veya altın gibi şeyler.
Bî-pâyân: f. Sonsuz. Payansız.
Gufran: Cenab-ı Hakk'ın günahları affedip örtmesi, rahmeti.
Fâkih (a.): Anlayışlı kimse, şerîatın hukuk yönünde bilgili
olan kişi. Fıkıh ilmini bilen. İslâm hukukçusu. * Zeki, anlayışlı kimse.
Fermân: f. Emir. Tebliğ.
Mihnet: Zahmet. Eziyet. Dert. Belâ. * Mc: Tecrübe, sınamak.
Büryân: Biryan: f. Kebabın bir nev'i. Piran. Pürân
Hıyâr (a.): Hayırlı, seçkin ve üstün olanlar.
Rumman (a.): Nar.
Mihmân: f. Misafir.
İrfân: Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekâdan ileri gelen zihnî kemal. * İkrar.
Yûnusleyin (t.): Yûnus gibi.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Şub 2018, 11:28 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXVII ŞİİR


Resim


Cânını terk etmeden cânânı arzularsın
Zünnârını kesmeden imânı arzularsın..


Sen henüz senin zannettiğin tatlı CÂNına sahib çıkıp, Şahdamarından da AKREB/Yakın akraban olan CÂNÂNI arzularsın ki,
Zünnârını/Yâd ELe tapış bağını kesmeden, BİZ BİR-İZ=>NAHNU İMÂNın arzularsın..


Resim

Şol uşacıklar gibi binersin ağaç ata
Çevkân ile topun yok meydânı arzularsın..


Sen hâlâ ufacık bebeler gibi ağaç dalından ata binersin atçılık oynarsın durmadan,
Oysa senin; KULLuk OYUNUnda ÇiLLe Çevkânın/Sevd Sopan ve de TEVHid TOPUn yok iken AŞKuLLAH MeydÂNına çıkmak istersin!.


Resim

Karıncalar gibi sen ufak ufak yürürsün
Meleklerden ilem seyrânı arzularsın..


Sen gerçekte yerdeki Kara Karıncalar gibi sen ufak ufak yürüyen birisi iken,
Meleklerden de ilerde SUBHÂN ALLAH celle celâlihu seyrÂNın arzularsın..


Resim

Topuğuna çıkmayan suyu deniz sanırsın
Sen katreyi geçmeden ummânı arzularsın..


Sen öylesine ham aklıyın zannına kapılmışsın ki, topuğuna bile çıkmayan suyu deniz sanmaktasın,
Ve sen henüz daha DAMLayı/NEFsini tanımdan UMMânı/RABBını tanımayı arzularsın..


Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu : Nefsini
tanıyan kimse Rabbini tanımış olur.”
buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Resim

Var sen Niyâzî yürü atma okun ileri
Derdiyle kul olmadan sultânı arzularsın..


Ey Nİyazî BaBam kaddesallahu sırrahu var git İŞİne, emel Okunu HududuLLAH’tan ileri hayalen savurma,
KULLuk DERdiyle KUL olmadan Es Sultânı celle celâlihu arzularsın..


Resim

Zünnâr (A.): Papazların beline bağladığı kuşak; küfür ve benlik alâmeti.
Uşacık (T.): Uşakcık, küçük çocuk.
Çevkân: f. Cirit oyunlarında atlıların birbirlerine attıkları değnek. * Baston, ucu eğri değnek..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Şub 2018, 18:21 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXVIII ŞİİR


Resim

Yine firkât nârına yandı cihân
Hasretâ gitti mübârek ramazân
Nûr ile bulmuştu âlem yeni cân
Firkatâ gitti mübârek ramazan..


YiNE Rahmet Ayından ayrılış ateşine yandı cihÂN,
Hasret üstüne hasret ki, gitti mübârek ramazÂN,
Onun geliş NÛRuyla BULmuştu bu ÂLeM yeniden yepyeni CÂN,
Hasret üstüne hasret ki, gitti mübârek ramazÂN..

Şu İŞe BAKar mısın ki, şu Âyet-i CeLîLe’de BÂTINda bir ÂNda inzâl edildiği buyurulan Kur'ÂN-ı Kerîm zâhirde ise, 23 YILda inzâl buyurulmuştur.. Bu ise; Muhteşem, Mübârek, Muazzam ve Mustafavî bir MuHABBettir ki, YAŞA!.mayan ANLA!.yamaz.. ki, RamazÂN Ayından ayrılışhasreti ateşi ile cihÂSN yandı. Hasret üstüne hasret ki, gitti mübârek ramazÂN.. RamazÂN Ayı ile birlikte gelen NÛRuLLAH ile bu CihÂN ÂLeMi yeniden CÂN BULmuştu. Hasret üstüne hasret ki, gitti mübârek ramazÂN..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ramazanda ALLAH'i zikreden magfiret olunur. Ve o ayda ALLAH'DAN dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez.”
buyurmuştur.
(Ramuz El Hadis, Hz. Cābir radiyallahu anhu)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Oruçlarda riyâ yoktur. Azîz ve Celîl olan ALLAH buyurdu ki: "O Benim içindir. Onun mükafatını bizzat Beni veririm. (Çünkü) Oruçlu yemesini, içmesini Benim için bırakır." buyurmuştur.
(Buharî, Ebu Hureyre radiyallahu anhu)

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Resim---Şehru ramadânellezî unzile fîhi’l- kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin mine’l- hudâ ve’l- furkân (furkâni), fe men şehide minkumu’ş- şehra fe’l- yesumh (yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar (uhara) yurîdullâhu bikumu’l- yusra ve lâ yurîdu bikumu’l- usra, ve li tukmilûl iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn (teşkurûne).: Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete erdirici (hidayete erme, Allah’a ulaşma vesilesi) ve beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur’ân, Hüda tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu aya (yetişir de ramazan ayını görüp) şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) Allah’ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.” (Bakara 2/185)

إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ
Resim--- "İnnâ enzelnâhu fî leyleti’l- kadr (kadri).: Muhakkak ki Biz, O’nu (Kur’ân’ı) Kadir Gecesi’nde Biz indirdik.” (Kadr 87/1)

Resim

İndi Kur’ân sende ey nûru güzel
Leyle-i Kadrinde ey kadri güzel
Gitti ey tehlil ü tekbiri g'üzel
Elvedâ gitti mübârek ramazan..


Eyy NÛRuLLAH Güzeli RamazÂN Ayımız, sende indi Kur'ÂN-ı Kerîmimizki
Leyle-i Kadrinde, Kadîr Gecende ey kadri ve kıymeti en güzel.
Sen de getirdiğimiz Tehliller/ “Lâ ilâhe illâllah” demekler ve “ALLAHu EKBER!” Tekbirlerimiz seninle birlikte uçtu gitti.. Hasret üstüne hasret ki, gitti mübârek ramazÂN..


Resim

Gâhi tesbih ü senâ vü zikr ile
Gâhi tahmid ü dua vü şükr ile
Cân bulurdu mürde diller nûr ile
Hasretâ gitti mübârek ramazan..


Bâzen ALLAH celle celâlihuyu Tesbih ve cÂNdan Övgüler ve Zikirler ile,
Hamd etmeler, dualar ve şükretmeler ile,
Ve de bu Yüce bereket NÛRu ile ÖLüLerCÂN BULmaktaydı.
Hasret üstüne hasret ki, gitti mübârek ramazÂN..


Resim

Bu ay içre bağlanır dedi Resûl
Cin ü şeytân etmeye aslâ fuzul
Hep dualar bunda olurdu kabul
Firkatâ gitti mübârek ramazan...


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:”RamazÂN Ayı içinde CİN ve ŞEYtÂN-lar, ÜMMet-iMuhaMMede lüzümsuz-fuzulî zararlar vermesin” diye buyurmuştur.

Ve tÜMM ÜMMetin duâları bu yüce Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem DUÂsında Kabul olmaktaydı hamd olsun. Hasret üstüne hasret ki, gitti mübârek ramazÂN..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin azgınları zincire vurularak bağlanır. Cehennemin kapıları kapatılır, hiçbir kapısı açılmaz. Cennet kapıları ise sonuna kadar açılır, hiçbirisi kapalı tutulmaz..” buyurmuştur.
(Buharî, Savm, 5; Müslim, Sıyâm:2)

Resim

Cem' olup Hakk'a münâcât edelim
Nûr-ı Kur’ân ile doğru gidelim
Bilmedik kadrin Niyâzî nidelim
Diriğâ gitti mübârek ramazan.


Buyurun ey ÜMMet-i MuhaMMed aleyhisselâm CEMM’ OLup HAKk TeÂLÂ’ya KurtuLuş DuÂsı edelim.
Nûr-ı Kur'ÂN-ı Kerîm ile, Sırat-ı Mustakîm üzere dosdoğru RıZÂuLLAH’a gidelim.
Geçen RamazÂN Ayı Günlerimizin kadir kıymetini bilmedik ne edelim artık..
Yazık ve eyvahlar olsun ki, gitti mübârek ramazÂN..


Resim

Hasretâ (a.): Nice hasretler!
Hasret (a.): Elden çıkan ve¬ya Özlenen bir şeye karşı üzüntü duyma.
Firkâta (a.): Nice aynlıklar!
Tehlil (a.): “Lâ ilâhe illâllah” demek. İslâmiyetin tevhid akidesini hülâsa eden, ancak bir İlâh bulunduğunu, Onun da ancak ve ancak Allah (cc) olduğunu ifade eden "Lâilâhe illâllâh" sözünü tekrar etmek.
Tekbir (a.): “Allahu ekber” demek. "Allahü ekber" demek. Allah'ın her hususta en yüksek ve en büyük olduğu ifâde etmek
Senâ (a.): Övme.
Tesbih (a.): ”Sübhânllah” diyerek Al¬lah'ın noksan sıfatlardan münezzeh ve kemâl sıfatlarma sahip oldugunu anmak.
Tahmid (a.): “Elhamdü lillâh” diyerek nimet sâhibini büyüklemek. (Hamd. den) Hamdetmek. * Medhetmek, övmek. * Elhamdülillâh" kelâmının mânasını ifade etmek.
Teşbih: Sübhânallah demek. Cenab-ı Hakk'ı (cc) şânına lâyık ifadelerle yâdetmek. Yâni: Allah'ın zâtında, sıfâtında ve ef'âlinde cemi' nekaisten münezzeh olduğunu ifade etmektir.
Fuzul (A.Y: Boş şeyler. (Fazl. c.) Fazla şey. Lüzumsuz söz.
Mürde: (Mürd) f. Ölmüş, ölü.
Müâcât (a.): Yalvarıp yakarış.
Dirigâ (f.): Yazık, eyvahlar olsun!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 19 Mar 2018, 21:36 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXIX ŞİİR


Resim

Elâ ey mürşid-i âlem
Haber ver ilm-i Mevlâ’dân
Elâ ey mânâ-yı âdem
Haber ver remz-i esmâdan..


ÂLEMLerin MutLak Mürşidi Rahmetenli’l- ÂLEMîN Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemdir ve bu kesindir..
Sen Eyy MuhaMMedî Hasbî Hizmetçi Mürşid-i KâmiL şimdi, bilmiş ol ve, el MevLâ ALLAH celle celâlihu İLMuLLAHından bize haber ver!.
Sen Eyy Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in ŞAHSında ÂDEMin MâNâsı olan MuhaMMedî Hasbî Hizmetçi, bize;
ZÂT =>Sıfat =>ESmâ =>EŞyâ Sisteminde ESMÂuLLAH’ın Fiilen HAYYatımızdaki MisâL ÂLEMinden haber ver!.


Resim

Ne sırdır Âdem ü Havvâ
Ne sırdır alleme'l-esmâ
Ne sırdır Sidret vü Tûbâ
Haber ver Arş-ı âlâdan..


ALLAHu zü’L- CeLÂL’in NEFSinden Yarattığı ÂDEM aleyhisselâm ve o’nun Nfsinden HAVVA aleyhasselâm’ın SIRRLarı nedir?.
“Alleme'l-esmâ” âyetinin içerdiği, TÜMM Esmâların ÂDEM aleyhisselâmda Zâhir olmasındaki SIRR nedir?.
Sidretü’l- münteha nedir?. CeNNetteki KÖKü Gökte DALLarı yerde Tûbâ Ağacında Tûbâ
Ve bize Arş-ı âlâdan haber ver!.

El Muhit ALLAH celle celâlihu İsminin mazharı ARŞ, İsaâfil aleyhisselâm makamı.
Eş Şekûr ALLAH celle celâlihu İsminin mazharı KÜRSî, Mikâil aleyhisselâm makamı.
El Ganîyy ALLAH celle celâlihu İsminin mazharı FELEKler, İsaâfil aleyhisselâm makamı.
El Kâdir ALLAH celle celâlihu İsminin mazharı SİDRe, Mikâil aleyhisselâm makamı..


وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Resim--- "Ve alleme âdeme’l- esmâe kullehâ summe aradahum ale’l- melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn (sadikîne).: Ve (Allah), Âdem’e, (Allah’ın) isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).” (Bakra 2/31)

El Muhit.: Yarattığı küllî şeyi ihata eden, etrafını kuşatan, çeviren ALLAH celle celâlihu..

Eş Şekûru:
Resim

El Ganiyyü:
Resim

El Kâdiru:

Resim

Resim

Nedir dillerdeki ilmeyn
Nedir hem remz-ı Zülkarneyn
G Ne yerdir mecmau'l-bahreyn
Haber ver Hızr u Musâ’dân..


İnsanların dillerinde dolaşıp durmakta olan İKİ İLMin CEM’ Makamı nedir?.
Kur'ÂN-ı Kerîmdeki Zülkarneyn işâreti de nedir?.
Mecmau'l-bahreyn nasıl bir yerdir ve bize Hızır ve Musâ aleyhumusselâm’dân haber ver!.
HAVVa ANA karnındaki İKİLik.. İKİ İLM Sahibi OLuş.. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin NÛR-u MuhaMMed Mecmau'l-bahreyni, BAHR-i İmkÂNu’l- VüCÛ MAHALLi..
Ve NÛR-u MuhaMMed/Eşyâ =>EsmâuLLAH => SIFatuLLAH =>ZÂTuLLAH.. CEMMü’l- CEMM ÜMMü..


Resim

Ne yerdir merkez-i ednâ
Nedir ya halka-i vustâ
Bilinmez zerre-i kübrâ
Haber ver sen bu sugradan..


Şu, KULLuk İmtihÂNı ÂLEMinde MMerkez-i Ednâ ki, EsFeL-i SâfiLin ki, EsMâ topu olan AKLını Naklen kullanmayanların hayvanlardan da aşağı alçaklıkta kalışları..

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Resim--- “Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi BELHUM eDALLUn ulâike humul gâfilûn(gâfilûne):Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. ONLAR HAYVANLAR GİBİDİR. HATTA DAHA ÇOK DALÂLETTE-dirler-Sapıktırlar.. İşte onlar, onlar gâfillerdir.” (A’râf 7/179)

Orta Halkası olan Halka-i Vustâ vardırki TÜMM İnsÂLık ve ÜMMet-i MuhaMed..

Bu Pramidin TEPE noktası ise NÛR-u MuhaMMed MUSTAFA aleyhisselâmZİRVESidir.. ve en UÇta ve de sonUÇta ZeRRE zannedilen KÜRRenin ANSı..ndan haber ver!.


Resim

Kimindir feyz u hem ihyâ
Ne sırdır hem dem-i İsâ
Nedir Meryem'deki deryâ
Haber ver dürr-i yektadan..


İnsan aklının eremediği muazzam mânâ berketi COŞkunluğu içinde ÖLÜLeri DİRİLtmek kudsîliği kimindir?
Nasıl bir zamÂN DİLimidir ve ne SIRRdır İsâ aleyhisselâm HAYYatı.
Ve MERYEM aleyhasselâm’ınTAHtından/RAHMinden FIŞKıran bu Mârifet-i MuhaMMed DERYÂsı nedir ve bu DERYâdaki TEKe TEK DÜRR.. RububiYyet-RusûLiYyet DÂimiYYeti ASLı fASLı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemden Haber ver..


وَرَسُولاً إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُم بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُم مِّنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللّهِ وَأُبْرِئُ الأكْمَهَ والأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَى بِإِذْنِ اللّهِ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Resim--- "Ve resûlen ilâ benî isrâîle ennî kad ci’tukum bi âyetin min rabbikum, ennî ehluku lekum minet tîni ke heyetit tayri fe enfuhu fîhi fe yekûnu tayran bi iznillâh(iznillâhi), ve ubriul ekmehe vel ebrasa ve uhyîl mevtâ bi iznillâh(iznillâhi), ve unebbiukum bi mâ te’kulûne ve mâ teddehırûne, fî buyûtikum inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîn: Ve onu (Meryem oğlu Îsâ Mesih'i ), "Benî İsrâîl'e (İsrailoğulları'na)" resûl olarak gönderecek. (Onlara şöyle diyecek): "Muhakkak ki ben size Rabbiniz'den âyet (mucizeler) getirdim. Ben gerçekten size nemli topraktan kuş heykeli yaparım, sonra onun içine üflerim. O zaman o, Allah'ın izniyle kuş olur. Doğuştan kör olanı ve abraş hastalığını iyileştiririm. Ve Allah'ın izniyle ölüyü diriltirim. Yediğiniz şeyleri ve evlerinizde biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Eğer siz mü'minler iseniz muhakkak ki bunlarda sizin için elbette âyetler (deliller) vardır.” (Âl-i İmrân 3/49)

فَنَادَاهَا مِن تَحْتِهَا أَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا
Resim---"Fe nâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ceale rabbuki tahteki seriyyâ (seriyyen).: O zaman onun (Hz. Meryem’in) alt yanından, ona “mahzun olma (üzülme)” diye bir nida (geldi): “Rabbin, senin alt yanından bir su yolu kıldı (oluşturdu).” (Meryem 19/24)

Resim

Nedir Kur’ânın esrârı
Nedir esrârın envârı
Nedir Mehdi'nin etvârı
Haber ver sırr-ı esrâ’dân..


ALLAHu zü’L- CeLÂL’in SIRRLarı =>Semavî Kitalarda =>Kur'ÂN-ı Kerîmde =>FÂtihada =>BESMELede => BESMELenin “Be” Harfinde => “Be” Harfinin NOKtasında.. dır ki, Nokta boyutsuz sonsuz sınırsız İLK ŞEYYdir..
Bu SIRLarın Kâinâtta/Hayatta MevCÛD OLuşu ELbette N’Ur-u MuhaMMeddir..
Kıyametten önce geleceği bildirilen Mehdi aleyhisselâm'ın yapacağı işler ve hareketlerinden ve de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin esrâ’sının sırrı’ndân haber ver!.


سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Resim--- "Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel’- mescidil’- harâmi ilâl’- mescidil’- aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves’- semîul’- basîr (basîru).: Âyetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah, Sübhan’dır (bütün noksanlıklardan münezzehtir). Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir.” (İsrâ 17/1)

Resim

Nedir Mısrî nedir Ken'ân
Selim kimdir ya kimdir ân
Haber verdi bunu Kur’ân
Haber ver seb'-i kurradan..


Mısır nedir kimdir Mısrî/Mısırlı ve de Niyazî Mısrî kaddesallahu sırrahu kimdir?. Ve Kenân İLi neresidir?.
Bütün bunları Kur'ÂN-ı Kerîm haber vermektedir..
Sen de bize yaedimakamda Kur'ÂN-ı Kerîm okuyan HabibuLLAH Hafızlarından haberver!.


Yedi Kari’ (Kurra-i Sab’a):

Kari’: (Kari'e) (A, uzun okunur) Okuyucu. Okuyan. * Âbid ve zâhid olan. * Kur'anı tecvide göre okuyan.
Kari’ler arasında kuranın kıraati bazı yerlerde ihtilaflı idi ve kari’lerin sayısı yıllarca git gide fazlalaşıyordu ta ki Mücahit geliyor var olan kıraatlerden yedisini seçip resmileştiriyor:[4] [4] Ceziri ebul Hayr Muhammed b. Muhammed, “Tahbiru et Teysir fil Kıraat”, baskı 1, Ürdün: darul fukan, 1421 kameri, s. 8.
1-) İbni Amir: Abdullah b. Amır Yahsebî (vefâtı 118 k), Şam kari’si,
2-) İbni Kesir; Abdullah b. Kesir Daremî, (vefât 120 k.) Mekke kari’si,
3-) Asım: Asım b. Ebi en – Necut Esedi (vefât 28 k.) Küfe kari’si. Hafs, bu kari’ler arasından Asım’ın kıraatini daha dakik ve daha kurallı olduğunu kabul ediyordu. Bu nedenle Hafs, vesilesiyle Asım’ın kıraati müslümanlar arasında yayılıyor ve günümüze dek yaygınlığını korudu. İşte bu kıraattir ki İslami ülkelerin çoğunda yayılmış durumdadır.
4-) Ebu Amru: Zabban Ebu Amru b. Alai Mazeni (vefâtı 154 k.), Basra kari’si,
5-) Hamze: Hamze b. Habib Ziyyat (vefâtı 156 k.), Küfe kari’si,
6-) Nafii: Nafii b. Abdurrahman el-Leysi (vefâtı 169 k.), Medine kari’si, günümüzde islam dünyasının mağribinin Araplar arasında yaygın olan kıraat bu kıraattir.
7-) Kessai: Ali b. Hamze Kesaii (vefâtı 189) Küfe kari’si.

Resim

Elâ ey (A.): Şimdi, bilmiş ol ki! Arabçada söze başlarken kullanılır. İstiftah harfi tâbir edilir. Beş vecih üzere bulunur: 1 - Tevbih ve tenbih, 2 - İnkâr, 3 - İstifham-ı anin-nefiy, 4 - Arz, 5 - Teşvik ve rağbet ettirme, makamlarında.
Remz: İşaret. İşaretle anlatmak. * Güç anlaşılır. * Gizli ve kapalı söyleme.
Mânâ-yı âdem (A.): İnsân-ı kâmil.
Âyet: “Ve âlleme'l-âdeme esmâe küllaha - Allah, Âdem'e esmasının hepsini bildirdi.”
Südre (A.): Cebrâil'in dolaştığı alan.
Sidretü’l- münteha: Mahlukat ilminin ve amelinin kendisinde nihayet bulup kevn âlemini hududlandıran bir işaret. Yedinci kat gökte olduğu rivayet edilen ve Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ulaştığı en son makam.
Tûbâ (A.): Cennette bir ağacın adı. Ne hoş. Ne iyi. Her şeyin iyisi ve efdali. * İyilik, güzellik. Baht. * Cennette bulunan ve kökü göklerde dalları aşağıda olan ağaç ismi. * Çok berrak ve saf olan. * Saâdet. Hayır. Devlet.
Zülkarneyn (A.): Kur’ânda geçen nebî. İki boynuzlu. Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen ve Peygamber olup olmadığı tam bilinmeyen büyük bir hükümdar ismi. İki zülüflü yahut da şark ve garbın hakimi olduğu için böyle denilir. Eski Yemen Padişahlarından birisidir. Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm zamanında bulunup Hazret-i Hızır'dan ders almıştır. Bazıları yanlış olarak bunu İskender-i Rumî ile karıştırır. İskender-i Rumî Milâddan 300 sene evvel yaşamış ve Aristo'dan ders almıştır. Yemen'li İskender'e İskender-i Kebir de denir.
Karn: Zaman, devre. * Bir insanın ortalama ömrü olan altmış sene. * Yüz yıllık zaman. Asır. * Boynuz. Hayvanda başın boynuz yerleri, boynuz yerinden sarkan saç.
Dürr-i yektâ: f. Benzeri olmayan, tek inci. * Mc: Hz. Peygamber (A.S.M.)
Esrâr: (Sır. C.) Sırlar. Gizli hikmetler ve mânalar. Bilinmeyen şeyler.
Envâr: (Nur. C.) Nurlar, ışıklar, aydınlıklar. Maddi veya mânevi karanlıktan kurtarmaya vâsıta olanlar.
Etvâr: (Tavır. C.) Tavırlar, haller, davranışlar.
Mehdi: Hidâyete eren veya hidayete vesile olan. Sâhib-üz-zaman. "Hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine mazhar olan, kendisine Cenâb-ı Hak tarafından yol gösterilen" mânasınadır. Bu kelime ihtida etmiş olanlar için de kullanılmıştır. Mehdi-yi Resul, Mehdi-yi muntazır da denir. Ahir zamanda gelip bütün müslümanları Hakaik-ı imâniye ve Kur'âniyeyi câmi' eserleri ile uyandıracak, dinlerini takviye ve imânlarını tecdit edecek olan ve Peygamberimizin (A.S.M.) Al'inden bir Zâttır. Hz. Peygamberimizin Mehdi hakkındaki tavsiflerinden anlaşılıyor ki; "Cenab-ı Hak kemâl-i kereminden Din-i Muhammedinin (A.S.M.) ebediyyetine bir alâmet olarak her asırda, her fitne zamanında Mehdi mânâsında bir zâtı gönderip onunla Din-i İslâmı te'yid buyurmuştur." Mehdi-misâl zâtlar gelmişlerdir. Deccâl ismiyle tâbir edilen dehşetli bir şahsın, Müslümanları İslâmiyetten uzaklaştırmak ve sefâhet ve dalâlete ve dinsizliğe sevk etmeğe çalışmasına karşı, İslâmiyyeti, Kur'ânî eserleriyle müdafaa eden ve Kur'ânın ve imânın hakikatlarını izah ve isbat ile müslümanların imânlarını kuvvetlendiren, taklidi imânları tahkiki imân kuvvetine tebdil eden ve ehl-i imânı ikâz edip uyandıran ve her hâliyle Hz. Peygambere (A.S.M.) tâbi olan evliyaullahtan, mücâhid, ferid ve cadde-i Kübra-i Kur'âniye yolunda giden ve bu cadde-i kübrayı gösteren rehber-i zaman, yüksek bir zâttır. (Bak: Deccâl)(Suâl : Ahir zamanda Hz. Mehdi geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslâh edeceğine dâir müteaddid rivâyât-ı sahiha var. Halbuki, şu zaman, cemaat zamanıdır; şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dâhi derecesinde olsa bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevisini temsil etmezse; muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevisine karşı mağlubdur. Şu zamanda kuvvet-i velâyeti ne kadar yüksek olursa olsun böyle bir cemaat-i beşeriyenin ifsâdat-ı azimesi içinde nasıl ıslâh eder? Eğer Mehdinin bütün işleri harika olsa, şu dünyada Hikmet-i İlâhiyyeye ve Kavânin-i Adetullâha muhalif düşer. Bu Mehdi mes'elesinin sırrını anlamak istiyoruz?Elcevab: Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, Şeriat-ı İslâmiyyenin ebediyyetine bir eser-i himâyet olarak, her bir fesâd-ı ümmet zamanında bir müslih veya bir müceddid veya bir halife-i zişân veya bir kutb-u a'zâm veya bir mürşid-i ekmel veyahud bir nevi Mehdi hükmünde mübârek zâtları göndermiş, fesadı izâle edip milleti ıslâh etmiş. Din-i Ahmediyi (A.S.M.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mühdi, hem mürşid, hem kutb-u a'zâm olarak bir zât-ı nurâniyi gönderecek; ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebeviden olacaktır. Cenâb-ı Hak, bir dakika zarfında beynes-semâ ve-l arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelâl, Mehdi ile de Alem-i İslâmın zulumatını dağıtabilir ve vâdetmiştir, vâdini elbette yapacaktır. Kudret-i İlâhiyye noktasında bakılsa, gâyet kolaydır. Eğer dâire-i esbâb ve Hikmet-i Rabbâniye noktasında düşünülse, yine o kadar ma'kul ve vuku'a lâyıktır ki; "Eğer Muhbir-i Sâdıktan rivâyet olmazsa dahi, her hâlde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır", diye ehl-i tefekkür hükmeder. M.)
Esrâ: Daha çabuk. Pek çabuk. Çok sür'atli. Çok seri.
Ken'ân: Filistin. Hz. Yâkub'un (A.S.) memleketi.
Bahreyn (A.): İki deniz.
Mecma' (A.): Toplanma yeri.
Mecmau'l-bahreyn: Acı ve tatlı denizin birleştiği yer. (Tasavvuf terimi).
Edna (A.): En alçak yer. Pek aşağı, en alçak. Pek az, pek cüz'i. * Çok yakın.
Vustâ (A.): Orta. (Müe.) Orta. Ortası. * Orta parmak.
Halka (T.): Bilinen yuvarlak şey.
Zerre (A.): Pek ufak parça.
Kübrâ (A.): En büyük. (Ekber'in müennesi) Büyük, daha büyük, en büyük. * Man: İkinci kaziye (İkinci önerme). Yâni, hadd-i ekberin bulunduğu cümle (Bak: Hadd-i ekber).
Sugra (A.): En küçük. (Suğra) Daha küçük, pek küçük. * Man: Hadd-i asgarın bulunduğu cümle. Birinci kaziyye. Küçük önerme. (Bak: Hadd-i asgar)
Esrâ (A.): Kur’ân'da mi’rac sûresi olan âyet.
Selim (A.): Selâmet bulan. (Selâmet. den) Sağlam, kusursuz. Refâh ve selâmet üzere bulunan.
Seb' (A.): Yedi.
Kurra (A.): Okuyanlar.
ÂN: En kısa bir zaman. Lahza. Dem. Cüz'i bir zaman.
Ân: f. Uzağı gösteren işâret ismi. Şu. Bu. O. * Güzellik câzibesi. Melâhat. Güzellik. * Cemi edâtı. Kelimenin sonuna getirilerek cemi' yapılır. Meselâ: Âlimân: Âlimler. Anân: Onlar. Merdân: Adamlar. İnsanlar. Zenân: Kadınlar.Kelimenin sonuna getirilerek sıfat edatı yapılır: Ters: Korku. Tersân: Korkak.Kelimeyi zarf yapar. Güyân: Söyliyerek.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 May 2018, 23:08 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXX ŞİİR


Resim

Ey bu cümle kâinâtın aslını bir cân eden
Âdem'i kudretle ol câna sevip Cânân eden..


KÛN EMRinin feyeKÛNu Kâinâtın ASLın fASLı NÛR-u MuhaMMed aleyhisselâmdır. Şu Kâinât Tafsilidir Âdem aleyhisselâm.
KULLuk İmtihÂNına Kâinâta gelen her NEFS, AZMedip KudretULLAH ile; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, İRSAL ile getirci SALL ile götürücü Resûlullah’ı CÂNdan SEVip CÂNını CÂNÂN edip RESÛLden ALLAH’a vUSLat eden..


Resim

Allame'l-esmâ ile hem tâc-ı kerremnâ ile
Arş-ı âlâda melekler cem'ine sultân eden..


ALLAHu zü’L- CeLÂL, Âdem aleyhisselâm’a isimlerinin hepsini öğretince, “En Mükerrem” kılınmak.. Tevhid TÂCıyla RÛHen yücelttilen-mükerrem kılanandır.
İnsÂNoğLunu, ARŞ-ı ÂLâda melekler’in CEM'ine SuLtÂN eden..

HAMELE-i ARŞ.. Arşı Taşıyan Melekler..
Arşı taşıyan melekler. ALLAHu TEÂLÂ'nın Arş'ı taşımakla vazifelendirdiği sekiz müvekkel melek. Arşın mahiyetini bilmediğimiz gibi bu meleklerin arşı taşıma keyfiyetini de bilemiyoruz.:


وَانشَقَّتِ السَّمَاء فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ
Resim---"Venşakkatis semâu fe hiye yevme izin vâhiyetun.: Ve semâ yarılmıştır. Artık o, izin günü zaafa uğramıştır (dengesi bozulmuştur).” (Hâkka 69/16) (İsrâ 17/85)

وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ
Resim---"Vel meleku alâ ercâihâ, ve yahmilu arşe rabbike fevkahum yevme izin semâniyetun.: Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır.” (Hâkka 69/17)

Âyette anlatılan olay müteşâbihdir/Mânası açık olmayan âyettir. Nasıllığı hakkında izâhlar, sahih rivâyetlerin ötesinde fazla bir kıymet taşımaz.
Bu melekler "Subhanallahi ve bihamdihi" diyerek Arş'ı tavaf ederler.


Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Size arşı taşıyan meleklerden bahsetmem konusunda bana izin verildi. Onlardan her birisinin kulak memesi ile boynunun arasındaki mesafe yedi yüz yıldır" buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd Sünne,18)

Bu meleklere ALLAHu TEÂLÂ'ya yakın/KARiB olmalarından dolayı “Kerûbiyyûn” melekleri denilir. (İbn Kesîr, Tefsiru'l-Kur'âni'l- Azîm, VIII, 239).

الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Resim---"Ellezîne yahmilûne’l- arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm (cahîmi).: ARŞ'ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar RABBlerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler ve iman edenler için mağfiret dilerler: “RABBimiz! Rahmet ve ilim yönünden her şeyi kuşattın. Tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.!” (Mü'min 40/7)

Bu âyetin tefsirinde İbn Kesîr "Allahu Teâla, Arş'ı taşıyan dört mukarrebûn melek ile onların çevresindeki "Kerûbiyyûn melekleri'nin ALLAH'ı tesbihle RABBlerine hamdettiklerini haber verir" der. Bu âyete dayanılarak meleklerin sayısının dört olduğu iddia edilmiştir. (İbn Kesîr, a.g.e. VII, 120).
Sa'lebî'nin rivâyet ettiği bir hadiste;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Hamele-i Arş, şu anda dörttür, Kıyamet günü Allah onları bir dört melekle daha kuvvetlendirir, böylece sekiz olur" buyurmuştur.
(Kurtubî, el-Cami'u fî-Ahkâmi'l-Kur'ân, XII, 266)

وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Resim---"Ve alleme âdeme’l- esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn (sadikîne).: Ve (Allah), Âdem’e, (Allah’ın) isimlerinin hepsini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile bana haber verin (söyleyin).” (Bakara 2/31)

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً
Resim---“Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fî’l- berri ve’l- bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ: Andolsun, biz Âdemoğlunu yücelttik-mükerrem kıldık; onları karada ve denizde (çeşitli araçlarla) taşıdık, temiz, güzel şeylerden rızıklandırdık ve yarattıklarımızın bir çoğundan üstün kıldık.” (İsrâ 17/70)

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Resim---"Ve yes’elûneke anir rûhı, kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).: Sana ruh'tan sorarlar; de ki: "Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir." (İsrâ 17/85)

Resim

Vech-i âdemle cihân fânûsunu tenvir edip
Künh-ü zâtına o vechi hüccet ü bürhân eden..


Şu CihÂN Fanusunu ÂDEM’in NÛRuyla NÛRlandırıp,
Sonra İmtihÂNı sonUÇunda, ZÂTuLLAH’ın Hakikatının zuhuru oaln Hakikat-ı MuhaMMedîyye VECHini ULAŞın NOKTAsı VAKtini, yarattığı KULLarının RÜCÛ’/ASLa DÖNüşte SALL delili ve isbat vasıtası eden..


Resim

Evvelin Âdem sonun Hâtem kılup bu âlemin
Hâtem'i Mahmud Âdem'i zübde-i insân eden..


Bu Şehâdet ki, Zuhurat Âleminde insânoğlunun ilki Âdem aleyhisselâm iken bu Âlem için Hâtemi’n- Nebî, Hâtem'i Mahmud ki, Âdemoğlu olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i insanoğlunun ZÜBDesi/Neticesi, sonuçu, hülâsası eden..

مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Resim---"Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâteme’n- nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ (alîmen).: Muhammed (aleyhisselâm), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.” (Ahzâb 33/41)

Bu âyet-i kerime sunulup her çeşit peygamberliğin sona erdiği iddia ediliyor. Ama Kurân-ı Kerim’de “hatem” kelimesinin ALLAH celle celâlihu tarafından kesr ile değil fetha ile kullanıldığı unutulmaktadır. Yani ilâhî metinde kullanılan kelime “hâtim” değil “hâtem”dir ve hâtem mühür demektir. Hâtim ise son şahıs veya sonuncu manasına gelir. Şimdi hâtem, yani mührün vazifesi tasdik etmektir. Nitekim söz konusu âyet-i kerime “Muhammed (aleyhisselâm) peygamberlerin mührüdür”, manasını kapsamaktadır. Büyük hadis bilgini İmam Buharî (radiyallahu anhu) bu âyeti tefsir ederken, peygamberin mübârek vücudu üzerindeki bir nişandan bahseden hadisleri yazmıştır..
(Buharî, Kitabü’l- Menâkib, Bâb Hâtemü’n- Nübüvvet)


وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا
Resim---"Ve mine’l- leyli fe tehecced bihî nâfileten lek (leke), asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâ (mahmûden).: Gecenin bir kısmında uyan ve sana özel nafile (ilâve) olarak O’nunla (Kur’ân’la) teheccüd namazı kıl! Rabbinin seni Makam-ı Mahmut’a beas etmesi (ulaştırması) yakındır.” (İsrâ 17/79)

Resim

Nokta-i pergâr-ı âlem Ahmed'in zâtın kılup
Sırrını kutb-ı hakîkat mazhar-ı Rahmân eden..


KÛN feyeKÛN Pergelinin İğne UCU, Şehâdet Âlemi’nin MERKEZinde ve AHMED aleyhisselâm’ın bizzât ZÂT’dır.. Kalem UCUndaysa Hakikat-ı MuhaMmed aleyhisselâm NÛRu vardır.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in SIRRInı, HAKİKATın TEK-BİRi ki, Er Rahmân İsm-i Şerifinin Tecellî Mazharı/zuhur ki, mevCÛD OLuş yeri eden..


Resim

Enbiyâ vü evliyâ hep mazhar-ı envâr-ı Hakk
Mustafâ’da her şuunun cem’ edüp bir şân eden..


YEDuLLAH =>Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ELi => TÜMM NEBÎLer ELi =>EhL-i Beyt aleyhumusselâm ELi => EVLiYÂuLLAH ELi hepsi deHAK TeÂLÂ’nın NÛRLarının zuhur ediş yeridir..
Şe’ÂNuLLahta her ÂN, Mustafâ aleyhisselâm NÛRunda, TÜMM ŞUUNları/FİİLLeri CEM’ ederek bir Şehâdet Şerefi Şânı eden..


إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
Resim---''İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh (yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsihî, ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecran azîmâ (azîmen).: Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah’a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir)." (Fetih 48/10)

Resim

İsmi resmi mahv iken bu âciz u bîçârenin
Namını Mısrî verup dillerde ad u san eden.


Yâ RABBenâ!.
Ben ki, Mânâ ismi ilemadde resmi mah volmuş âciz/ beceriksiz, eli ermez, kabiliyetsiz, gücü yetmez ve çâresiz iken,
Âlemlerde MuhaMMedî Namımı, Ünümü, Şanımı “Mısrî” vererek; dillerde adım/ismim ve san/ ün, şan, şöhret sahbi sayğı derğer eden..
SENsin SEN Yâ RABBen ALLAH celle celâlihu…


Resim

Tâc-ı kerremna (A.): Tasavvuf terimi, mânâ itibariyle kabul edilmiş bir taç.
Tenvir (A.): (C.: Tenvirât) Aydınlatma. * Bir şey hakkında bilgi verme. Bir şeyi münevver kılma.
Hüccet: Senet. Vesika. Delil. Bir iddiânın doğruluğunu isbat için gösterilen resmi vesika. * Şâhid.
Bürhân: Delil, hüccet, isbat vasıtası. * Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. * Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.
Künh-ü zât (A.): Allah'ın görünmeyen varlığı.
Hâtem (A.) : Sonuncu.
Mahmud (A.): Kendisine hamd edilen.
Zübde (A.) : Hulasa, öz. (C.: Zübüd) Netice, sonuç, hülâsa. * Bir şeyin en mühim kısmı. * Kaymak. * Her nesnenin iyisi ve hâlisi.
Pergâr (F.): Perge!.. f. Pergel. Dâire çizmeğe mahsus âlet.
Mazhar (A.): Zuhûr yeri..
Şuun (A.): Şenler, görünüşler, olaylar. (Şe'n. C.) İşler, fiiller. Havadis.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 06 Haz 2018, 23:29 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXXI ŞİİR


Resim


Aldın mı gönül hüsn ile yektâ haberin sen
Duydun mu hem ol Yusuf-ı Zibâ haberin sen..


Ey gönül sen muhteşem güzelliği ile eşsiz olanın haberini aldın mı sen,
Sen o en yakışıklı güzellikte tek olan Yusuf’un haberini duydun mu sen..


Resim

Ya’kub'veş ol dîdelerin görmez olunca
Ağladı mı tâ sorsan ol bîna haberin sen..


Senin de Yusuf’un hasretiyle gözlerin görmez olunca Babası Ya’kub gibi,
Sen de Yusuf’un haberini herkeslere sorup da sonuçsuz kalınca tüm kâinât senle beraber ağladı mı?.


Resim

Yusuf yoluna ağlayan ancak deme Ya’kub
İşittin anın oldu Züleyhâ haberin sen..


Sen, sakın Yusuf’un hasret yolunda ve uzaklarda ağlayanın sadece Ya’kub idi demeyesin.
Sen, Züleyhâ’nın, Yusuf yanıbaşında ve sevdâ zinÂNındayken hasret ateşiyle yanış haberini duydun mu?.


Resim

Kays'ı nice yıl ağladıp' inletmedi mi aşk
Alsan n'ola bir doğruca Leylâ haberin sen..


Gönlünü elinden alan bu AŞK, Kays'ı Kerbelâ ÇÖLünde nice yıl ağlayıp, inletmedi mi ki,
Keşke, Kerbelâ ÇÖLünün Aşk Çiçeği Leylâ’sının AŞK Haberini doğru dürüst ALaBİLseydin!.


Resim

Dağlar dahî dayanmaz anın yüzüne karşı
âlemlere sor Tûr ile Musâ haberin sen..


Sen Musâ aleyhisselâm’ın Tûr-i Sînâ Dağına çıkışında çektiği maddî manevî dağlar bile dayanmaz sıkıntı haberlerini âlemler sor!.

Resim

Her kan de anın zerre-i hüsnün görene sor
Ola duyasın hasret ile tâ haberin sen..


Her ne zaman ki O’nun güzelliğinin zerresini görene sor,
Olur ki sana hasreti hakkında bir haber veren olur da duyabilesin.


Resim

Sular gibi yüzün yere sür kalma yolunda
Alçakta alursun yürü deryâ haberin sen..


Sakın sakın burnun göğe dikip kibirlenme de, sen de SUar gibi yüzü yerde hep alçaklara ak,
Çünkü sen kavuşman gereken ve dileğin olan DERYÂnın haberini bu tevazu yolunda alırsın..


Resim

Âlemde nice yüz bin olur aşka giriftâr
Gel sorma o mecnûnlara dânâ haberin sen..


Bu Âlemde nice nice yüzbinlerce kişi AŞKuLLAH DERdine düşüp yakalandılar,
Sen Bilen bilgili âlimlarin İLİM Haberini ÇÖLde Tek Başına dolaşan mecnûnlara sorma..


Resim

Bülbüllere sorma yürü var hâlet-i aşkı
Pervâneden al gizlice tenhâ haberin sen..


Sen var yürü git, seherlerde öten Bülbüllere sorma AŞKın HÂLLerini,
Sen tenhada TEKe TEK YÂR AŞKının haberini AŞK ATEŞİne can atan Pervâneye sor..


Resim

Tevhîd sanur lâ ile isbat-ı vücûdu
Sorma güzelim anlara illâ haberin sen..


Ham aklıyla taklid-i Tevhid’in “L” sözüyle Vâcibu’l- VüCÛDu anladığını sanır.
Sorma güzelim onlara “İLL” haberin senki Tahkik Tevhidden anlamazlar..


Resim

Her kim bu yola sıdk ile girmezse yoğ olmaz
Yoğ olmayıcak Yusuf'un umma haberin sen..


Her kim ki bu AŞKuLLAH YOLUna sadakat ile girip izafî ölümlü “ben”liğini yok etmezse
Sakın onlardan Yusuf'un yedi gömlek yırttırma haberini
ve de Beden Kuyusunda RUH Yusuf haberini alacağını umup beklemeyesin!.


Resim

Lâhût ile nâsûtu gönül anladı ise
Mısrî anâ sor Kaf ile Anka haberin sen..


Eğer gönül, Lâhût/Ruhanî, Manevî Uluhiyet âlemi ile Nâsûtu/isanlıkla iligili âlemi ANLAdı ise, eyy Mısrî kaddesallahu sırrahu o zaman işte ona sor Kaf Dağı ile Zümrüd-ü Anka haberini sen..


Resim

Hüsn: (Hüsün) Güzellik. İyilik. Eksiksizlik. Cemal ile kemal.
Yektâ: Tek, yalnız, eşsiz.
Zibâ: f. Güzel, süslü, yakışıklı. ziynetli.
..veş: f. Gibi (mânâsına teşbih edatı.) Mah-veş $ : Ay gibi.
Yusuf (a.): Hz. Yakub'un (aleyhisselâm) oniki oğlundan en küçüğü idi. Babası kendisini çok severdi. Gördüğü bir rüyayı babası tabir ederek peygamber olacağını ve bütün kardeşlerinin kendisine itaat edeceklerini söyledi. Kardeşleri kendisini kıskandıkları için bir hile ile izini kaybetmek istediler ve bir kuyuya attılar. Oradan Mısır'a giden kervancılar aldılar. Mısır'da köle diye sattılar. Sarayda Mısır Maliye Nâzırı'nın yanında hizmet ederdi. Güzelliği, temizliği dillere destan oldu. Mısır Azizi'nin karısı Zeliha'nın iftirasına uğrayarak bir müddet hapiste, zindanda kaldı. Orada peygamberlikle müşerref oldu. Mısır Meliki'nin gördüğü rüyayı en sahih olarak Hz. Yusuf (aleyhisselâm) tabir ederek bir müddet sonra hapisten çıktı. Rüyadaki tabir gibi yedi sene bolluk oldu. Ve ondan sonra da yedi sene kıtlık başlamıştı. Hz. Yusuf da Hazine Nâzırı tayin edildi. Her taraftan mahsul, yiyecek almağa gelirlerdi. Kenan illerinde hasta ve Yusufuna ağlamakla gözleri görmez olan Hz. Yakub'un evlâdları da mahsul almak için geldiler. Hz. Yusuf evvelâ onları tanımazdan geldi, sonra onlara iyilik etti ve babalarını da Mısır'a davet etti. Yusuf'un gömleğini gözüne sürmekle Hz. Yakub'un gözleri de açılmıştı. Yusuf (aleyhisselâm) Mısır'a aziz oldu, Zeliha ile evlendi. Kardeşleri, babası da Mısır'a davet edildi ve mes'udane bir hayata kavuştular. Kısas-ı Enbiya)(Hz. Yusuf (kendisi) Cenab-ı Hak'tan vefatını istedi ve vefat etti. O saadete mazhar oldu. Demek o dünyevî lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet, kabrin arkasında vardır ki, Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi hakikatbîn bir zat, o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde, gayet acı olan mevti istedi, tâ öteki saadete mazhar olsun...İşte Kur'an-ı Hakîm'in şu belâgatına bak ki, Kıssa-i Yusuf'un hâtimesini ne suretle haber verdi. O haberde dinleyenlere elem ve teessüf değil, belki bir müjde ve bir sürur ilâve ediyor. Hem irşad ediyor ki; kabrin arkası için çalışınız, hakiki saadet ve lezzet ondadır... Hem Hz. Yusuf'un âlî sıddıkiyyetini gösteriyor ve diyor: Dünyanın en parlak ve en sürurlu hâleti dahi ona gaflet vermiyor, onu meftun etmiyor, yine âhireti istiyor. M.)
Züleyhâ: Kur'ân-ı Kerîm'de Yûsuf sûresinde anlatılan Yusuf kıssasında (hikâyesinde) söz konusu edilen kadın.
Züleyhâ kelimesi, Farsça bir isimdir. Arapça şekli ise, Zelihâ'dır. Kelime olarak her iki şekilde de okunabilir ve her iki şekildeki okunuş da doğrudur. Farklılık, hareke değişikliğine dayanmaktadır. Bazı kaynaklara göre onun gerçek adı, Râîl'dir (et-Taberî, Tarih, Beyrut, t.y., I, 337).
Kur'ân'da Züleyha ismen geçmemektedir. Ancak, Yusuf kıssasında, baştan sona Yusuf (a.s) ile beraber anılmıştır. Kur'ân'daki Yusuf ile Züleyha'nın hikâyesi, Yüce Allah tarafından hikayelerin en güzeli olarak haber verilmiştir.
Ya’kub: Kur'an-ı Kerim'de adı geçen peygamberlerdendir. Yusuf Aleyhisselâm'ın babası ve İshak Aleyhisselâm'ın oğludur. Bir adı da İsrail olduğundan bu sülâleden gelenlere İsrail oğulları mânasına, Benî İsrail denilmektedir. Büyük oğlunun adı Yehud olduğundan sonradan bunlara Yahudi denilmiştir.
[b]Bîna (f.):[/b] Gören.
Züleyhâ (a.): Mısır maliye nazınnın eşi.
Kays: (a.) : Leylâ ile Mecnûn kıssasında Leylâ'nın sevgilisi olan Mecnûn'un asıl adı.
Leylâ: Leylâ ile Mecnun hikâyesinin kadın kahramânı.
Tûr-i Sinâ: Musâ Peygamberin (aleyhisselâm) Allah (celle celâlihu) kelâmına nâil olduğu, Süveyş ile Akabe Körfezi arasındaki bir yer ve bir dağ ismi. Cebel-i Musa veya Tur-u Sinâ da denir. * İbn-i Sinâ'nın ceddinin ismi.
Musâ: Beni İsrâil peygamberlerinden Hz. Musa'nın (aleyhisselâm) ismi. Dört büyük kitaptan birisi olan Tevrat, vahiy yoluyla kendisine gelmiştir. Yahudilerin en büyük peygamberidir. Şeriatı, İsa'ya (aleyhisselâm) kadar devam etti. Yusuf'un (aleyhisselâm) soyundan Yuşa nâmındaki peygamberi yerine tâyin ederek vefat etmiştir. Mısır firavununa karşı mücadele etti. Harun (aleyhisselâm) kardeşi ve kendi veziri hükmünde idi.(Mısır Kıt'ası, kumistan olan Sahra-yı Kebir'in bir parçası olduğundan Nil-i Mübarek'in feyziyle gâyet mahsuldâr bir tarla hükmüne geçtiğinden, o cehennem-nümun sahra komşuluğunda şöyle cennet-misal bir mevki-i mübarekin bulunması, felâhat ve ziraatı, ahalisinde pek mergub bir surete getirmiş ve o sekenenin seciyesine öyle tesbit etmiş ki ziraatı, kudsiye; ve vasıta-ı ziraat olan "Bakar"ı ve "Sevr"i mukaddes, belki mâbud derecesine çıkarmış. Hattâ o zamandaki Mısır milleti, sevr'e, bakar'a ibadet etmek derecesinde bir kudsiyet vermişler. İşte o zamanda Benî-İsrail dahi, o kıt'ada neş'et ediyordu ve o terbiyeden bir hisse aldıkları, "İcl" mes'elesinden anlaşılıyor.İşte Kur'an-ı Hakîm, Hazret-i Musa Aleyhisselâm'ın risaletiyle, o milletin seciyelerine girmiş ve istidatlarına işlemiş olan o bakar-perestlik mefkuresini kesip öldürdüğünü, bir bakar'ın zebhi ile ifham ediyor. S.)
Giriftâr: f. Tutulmuş. Yakalanmış.
Dânâ: f. Bilgili, bilen, malûmatlı, âlim.
Hâlet (a.): Suret. Hâl. Keyfiyet.
Pervâne: Geceleri ışığın etrafında dönen küçük kelebek.
Tenhâ: f. Boş yer. Kimsesiz yer. * Yalnız, tek.
Tevhîd (a.): Birleme.
Sıdk (a.): Doğruluk. gerçeklik.
Lâhût: İlâhî âlem. Uluhiyet âlemi. Ruhanî, manevî alem.
Nâsût: İnsanlık. İnsanlar ve onlarla alâkalı şeyler.
Nâsût (a.): Lâhûtun zıddı, insânlık âlemi.
Kaf: Bir dağ adı.
Anka: İsmi olup cismi bilinmeyen bir kuş. Çok büyük olduğu anlatılır. Zümrüd-ü Anka ve Simurg gibi isimlerle de anılır..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 07 Tem 2018, 00:07 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXXII ŞİİR


Resim


Gül müdür bülbül müdür şol zâr u efgân eyleyen
Ten midir ya cân mıdır hem Arşı seyrân eyleyen..


Şu AŞKı Meşk Âleminde gerçekten inleyip feryad eyleyen seven Bülbül müdür yoksa sevilen Gül müdür?.
İnsan AkıL ÂLeMinde ve bu Bâtın Hayatta ARŞuLLAH’ı seyrÂN eyleyen Beden/Ten midir yoksa ÖZündeki CÂN/RûH mudur?.


Resim

Nâr u bâd u âb u hâkin gel haber ver aslını
Kim buların her birini emre fermân eyleyen..


Mevcûdatın Temel Unsurları olan; Ateş, Hava, Su ve Toprak’ın “ASL”ından bir haber ver.
Bunların herbirine EMRini FermÂN eyleyen ve uygulatan KİMdir?.

Kâinâtta 4 Tabia Unsuru olan; Hararet/Ateş, Soğukluk/Hava, Rutubet/Su ve Kuraklık/Topraktır..
HAKk’ın EMRiyle Hükmünü uygulayan bu 4 Unsur netice olarak, NÛR-u MuhaMMedî’nin Tafsilidir..


Resim

Ateşin germiyetinin sırrını duygur bize
Ki hilaf üzre anı kimdir gülistân eyleyen..


ATEŞin Sıcaklık, Yakıcılık ve Yutuculuk SIRRını BİZe DUYur.
Ki olmaz sanılırken KİMdir onu İBRAHİMî gülistân eyleyen KİMdir?.


İBRAHîMî NÂR’ın -> “BERdEN SeLÂM-ÂN”-ı.:

İBRAHîMî “Berden seLÂM” et..

قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Resim ---Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm (ibrahîme): "Ey ateş!. İbrâhim için serinlik ve esenlik ol!." dedik.” (Enbiyâ 21/69)

hER cÂN =>CeheNNeM İÇİnde!.:

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Resim ---“Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ (makdıyyen).: Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19/71)

Resim

Yelde kimdir geh nesim ü geh sabâ zevkin veren
Gâhi hışm ile nice beldânı virân eyleyen..


Şu Havada esen Rüzgârda bâzen nesim/hoşa giden, hafif ve lâtif esen rüzgâr ve bâzen sabâ/gün doğusundan esen hoş ve lâtif rüzgâr ZEVkini YAŞAtan KİMdir?.
Ve bâzen de hışm ile/hiddet ve gazabla nice beldeleri virân eyleyen kimdir?. Elbette HAKk TeÂLÂdır..

Lût aleyhisselâm ve Sâlih aleyhisselâm kavimlerini yerlebir eden ve virÂN KILan Fırtınalar..


Resim

Kimdir anı bana göster şol sularda durmayıp
Rûz u şeb yüz üstüne aşk ile cevlân eyleyen..


Şu SU-lar ki, dâimâ tevazu’ ile baş aşağı aktıran ve de bir yere dökülse her damlası yere secde ettiren KİMdir?.
Gündüz Gece dâimâ yüz üstü DERYÂsına AŞK ile KOŞturan KİMdir?.


Resim

Hâk ne mâdendir biter andan mâadin geh nebât
Kimdir anı gâhi hayvan gâhi insân eyleyen..


Şu TOPRAK nasıl bir mâdendir ki, ondan nice madenler çıkar ve nice bitkiler yetişmekte.
Ve o topraktan, bâzen hayvan bâzen de insÂN yaratan KİMdir?.


Kur'ÂN-ı Kerîm de;
Âdem aleyhisselâm çamurdan yaratılmıştır.: İsrâ 17/61; A'râf 7/12; Sad 38/76; Secde 32/7..
Âdem aleyhisselâm cıvık çamurdan yaratılmıştır.: Saffat 37/11..
Âdem aleyhisselâm çamurdan süzülmüş bir hulâsadan yaratılmıştır.: Mü’minu, 23/12..
Âdem aleyhisselâm kuru çamurdan sûretlenmiş balçıktan yaratılmıştır.: Hicr 15/27; Rahmân 55/4.. (Çantay, H.B.: Kur'ân-ı Hakim ve Meâl-i Kerim.)


Resim

Ay u gün yıldızları kim döndürür ver gel haber
Hem ne seyr için dönerler bunca devrân eyleyen..


Gel BİZe bir haber ver ki, Güneşi, Ayı ve Yıldızları döndürüp duran KİMdir?.
Ve hiç durmadan DevrÂNda devr edip dönenler kimlere ne ibret ve hikmet seyri için döndüren KİMdir?.


Resim

Bâde birdir saki bir meclisdeki yârân da bir
Bâdenin keyfiyyetini kimdir elvân eyleyen..


O meşhur Bezm-i Elest Meclisinde, şehâdet şarabını sunan Sâki bir, Şarab Kadehi bir İçen CÂN Dostları Yâr YÂRanları da bir.
Bu BELÂ Bâdesinin Keyfiyyetini/Niteliğini, İç yüzünü, Esâsını, Enfüsünü ÂFâkta/Dış Dünyada binbir renkte AÇtırıp, çeşitli GÖRünüşlerde fiilen YAŞAtan KİMdir?.


Resim

Kiminin mescidde boynun eğdirip zâhid kılan
Kimini meyhânede sarhoş u sekrân eyleyen..


Bu İmkÂNla KULLuk İmtihÂNı SAHnesinde, Kimi KULLarını mescidlerde boynun eğdirip zâhid kılan/dünyadan el çektirip hep ibâdet ettiren KİMdir?.
Kimi KULLarını ise meyhÂNelerde mest edip, zilzurna sarhoş eyleyen KİMdir?.


Resim

Zâhidin benzin sarartıp ağlatan kim hem nedir
Kâfirin küfrün dahî fâsıkta isyan eyleyen..


Zühd ü Takvâ içindegce gündüz RABBsı TeÂLÂ’ya ibâdetle ağlatıp yüzünü kuru sarı GÜLLer gibi eden KİMdir?.
Hem nedir ve nedendir ki, Kâfirin Ömrünü küfür, Fâsıkın Ömrünü isyÂN eyleyen KİMdir?.


Resim

Halktan ayırmış gözünü pünhâne çekmiş özünü
Ne arar kendini halktan böyle pünhân eyleyen..


Ve Nice KULLarı ki, HALK İÇİnde HAKk TeÂLÂ ile her dâim GÖZünü Halktan ayırmış, ÖZünü Halktan gizlemiş ve saklamış.
Ve kendisini bu şekilde Halktan gizlemiş ve saklamış olan ÖZündeki ÖZ AKRABasını ANLAmışsa, daha ne arayacak dışarda halk içinde..


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim ---"Ve lekad halaknâ’l- insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuhu, ve nahnu akrabu ileyhi min habli’l- verîd (verîdi).: Ve andolsun ki insanı Biz yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler vereceğini biliriz. Ve Biz, ona şah damarından daha yakınız.”(Kaf 50/16)

Resim

Görse mahbubu gönül bîihtiyâr mâil olur
Ehl-i derd uşşakı kimdir zâr u giryân eyleyen..


Elbette insÂNoğlunun GÖNLü, muhabbet ettiği sevgilisini GÖRse kendi elinde olmadan O’na yönelir.
Bu DERd Ehli MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLarı inleten ve gözyaşı döktüren KİMdir?.


Resim

Kim bu sırdan kimini mahrum edip câhil eden
Kimini mahrem edinip ehl-i irfân eyleyen..


Bu İlahî Hakiat-ı MuhaMMedîyye SIRRından kimi KULLarını mahrum edip câhil eden KİMdir?.
Kimi KULLarını ise kendi Mahreminde hususi hâllerine ait Gizli SıRR Sahibi İrfÂN Ehli eyleyen KİMdir?.


Resim

Vahdet ehli cümlede bir yüzü seyrân ettiler
Lîk görmez ol yüzü kesrette tuğyân eyleyen..


ALLAHu zü’L- CeLÂL’in zâhir/sureti, Azamet VahdÂNiYyetini ANLamış YAŞamakta olanlar, bu YOKLuk-ÇOKLuk KESReti YÜZünde TEK-BİR CEMÂLuLLAH seyrÂN ettiler..
Ki yine ALLAHu zü’L- CeLÂL’in bâtın/sîreti, Kudret AHADiYyetini ANLamış YAŞamakta olanlar, bu TEKe TEK-Lik Vahdeti ÖZünde TEK-BİR CEMÂLuLLAH seyrÂN ettiler..
Ancak ne varki, AKLı ki NEFsi bu ÇOKLukÂleminde Tagutluk/Azgınlık eyleyip binlere İlâhlar edinenler O TEK-BİR CEMÂLuLLAH’ı asla göremezler..


Resim

Ey Niyâzî kim vücûdun terk ederse ol dürür
Cümle yüzler içre ol bir yüzü Seyrân eyleyen..


Ey Niyâzî Mısrî BaBam kaddesallahu sırrahu, kim ki; şu geçici, iğreti ve sonUÇta ölümlü ama, şu ÂNda MevCÛD gözüken Vücûdunu terk ederse ki, ÖLmeden ÖNce ÖLür DİRİLirse herÂN işte o HAKk ÂŞIKLardır,
Şu Kânâtta var gözüken sayısız YÜZLer içinde EZEL-EBED TEK-BİR OLAN VÂCiBu’l VüCÛD CEMÂLuLLAH’ı Seyrân eyleyen..


Resim ---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Mutü kable en temutü: ÖLmeden önce ÖLünüz!” buyurdu.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II-291-2669)


Resim

Efgân.: f. Acı ile bağırıp çağırmalar. Feryatlar ve istimdat.
Bâd (F.): Hava. f. Yel. Rüzgâr. Soluk. Nefes.
Âb.: f. Su. * Mc : Yağmur. * Letâfet, güzellik.
Hâk.: f. Toprak. Turab
Fermân.: f. Emir. Tebliğ.
Germiyet (F.): Sıcaklık, yakıcılık. Sıcaklık, hararet. Ateşli ve hızlı çalışma.
Hilaf (A.): Aykırı. Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek.
Nesim.: Hoşa giden, hafif ve lâtif esen rüzgâr.
Sabâ.: Gün doğusundan esen hoş ve lâtif rüzgâr.
Hışm (A.): Öfke. f. Öfke, hiddet, gazap, kızgınlık.
Beldân (A.): Beldeler, şehirler.
Rûz (F.): Gündüz.
Şeb (F.): Gece.
Cevlân, cevelân (A.): Gezme, dolaşma.
Mâadin (A.): Mâdenler.
Nebât: (C: Nebatât) Topraktan yetişen, biten her çeşit şey. Bitki
Devrân.: Devir, felek, zaman, deveran, dünya.
Bâde (F.): İçki. f. şarap, içki. Kadeh.
Sâki.: (Saky. dan) Sulayan, içecek su veren, sucu. * Kadeh sunan. İçki sunan.SAKİ'
Yârân.: f. Dostlar. Sâdık arkadaşlar. Sevgililer.
Keyfiyet (A.): Nitelik. Bir şeyin esâsı ve iç yüzü. Nasıl olduğu ciheti. * Kalite. Madde. (Kemmiyetin zıddıdır.)
Kemmiyet.: (Kemiyet) Miktar, sayı, nice oluş. Az veya çok oluş.
Elvân.: (Levn. C.) Renkler. Muhtelif görünüşler.
Zâhid.: (Zühd. den) Tas: Borç olan ibadetlerden, aslî vazifelerden başka dünya süs ve makamlarından feragat eden kimse. Sofi. Müttaki. Zühd ve perhizkârlıkla muttasıf.
Sekrân.: Sarhoş, mest olan adam.
Fâsık.: (Fısk. dan) Günahkâr. Hak yolundan hâriç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günahı işleyen veya küçük günahta ısrar eden kimse.
Pünhân.: f. Gizli, saklı, hafi, mahfi, mestur, müstetir.
Mâil.: Eğik. Bir tarafa eğilmiş. Eğri. * Meyilli. Hevesli. İstekli. * Düşkün.
Mahrem.: Gizli. * Dince ve şer'an müsaade olunmayan. * Birisinin hususi hâllerine ait gizli sır.
Lîk.: f. Lâkin, amma, ancak, fakat.
Kâfir (A.): Küfürde olan.
Küfür (A.): Hakk’ı inkâr etmek.
Bî-ihtiyâr (A.): Elinde olmaksızın.
Mahrum (A.): Nasibsiz..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Ağu 2018, 22:42 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXXIII ŞİİR


Resim


Kim ki cândan geçmez ise deyin bize yâr olmasın
Âr u ırz ile gelip âşıklara bâr olmasın..


Her kim ki, çok sevdiğini söylediği Yaratanı CÂNÂN’ı için CÂNını fed3a edip vaz geçmez ise, okimseye söyleyin ki bizede yâr OLmasın.
Bu âlemin kendinde geçerli ar namus temizliğiyle gelip de MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLara manevî yük olmasınlar..


Resim

Gam yükün âşık olan dâim çeke gelmişdürür
Doymayan dost derdine aşka giriftar olmasın..


HAKk ÂŞIK olanlar, İLahî AŞK’ın Dünyadaki Gam-Keder YÜKünü ezelberi çeke gelmişlerdir..
Bu HÂL ise onlar için Dost derdinin lezzetli zevkidir ki, bundan bıkmaan doya doya zevklenmeyenler gelip de AŞK Tuzağına gönüllü düşmesinler..


Resim

Derd uyutmaz rahat etmez gece gündüz âşıkı
Şol ki bülbüldür güle karşı nice zâr olmasın..


İLahî AŞK Derdi, HAKk ÂŞIK’a gece gündüz bu ÂLemde asla rahat vermez.
Elbette sevdalı olduğu Gonca GÜLüyse Bülbül nasıl olur da ZÂR etmez ayrılık derdiyle..


Resim

Zevk-i tâatle kimesne hâl-i aşkı anlamaz
Tâlib-i sâdık isen belinde zünnâr olmasın..


Belinde gizli ŞİRk Zünnarı ile zâhirde HAKk’a İtâatten bahseden bâtından habersiz kimseye BİZ ANLAtsak da İLahî AŞK’ın HAYYat HÂLini Anlayamamz..

Resim

Remz-i Hakk’a mahrem olmak değmenin kârı değil
Kim dilerse aşk ile yâr olsun ağyâr olmasın..


HAKk’ı manevî kalbî işâretle ANLAtılanı ANLAma SıRRına sahib olmak sıradan kimsenin kârı değildir.
Ama kimbu HÂLi Yaşamak dilerse İLahî AŞKile YÂR/BİZ BİR-İZ OLsunda, Ağyâr/Yabancı lafazan olmasın..


Resim

Zerrece aşk odı kimde olsa yakar varlığın
Aşk odı ister ki Hakk'dan gayri hiç var olmasın..


Kaldı ki, kimde zerrece İLahî AŞK Ateşi olsa, ham Akıl VARLığını yakar kül eder.
İLahî AŞK Ateşi ister ki kendisine düşenin, HAKk'dan gayri hiç bir VARLığı var olmasın..


Resim

Cümle efkârın hurufun cem' edip tevhîd eyle
Nokta-i vahdette haşr ol gayri efkâr olmasın..


Şu Dış-Afakî ÂLEM dediğimiz Akıl Harflerini TEK-BİR VAHDet NOKTasında BİZ BİR-İZ NAHNu TEVHİDinde CEM’ Edip bundan başka fikirler olmasın!.

Resim

Ey Niyâzî hâl-i aşkı herkese fâş eyleme
Sırr-ı Hakk'dır anâ bî-gâne haberdâr olmasın..


Ey Niyâzî Mısrî BaBam kaddesallahu sırrahu, İLahî AŞK’ın HÂLini açığa vurma ki,
O, SIRR-ı HAKk TeÂLÂdır ona ilgisiz olanlar haberli olmasınlar..


Resim

Irz: Namus. Temizlik. Cinsî haysiyet. * Ehil ve ıyal. İnsanın korumağa mükellef olduğu nefsi, hasebi, şerefi ve mahremleri, zemmedilecek veya medhedilebilecek durumları.
Bâr (F.): f. Yük. Zahmet. Eziyet. Sıkıntı. * Def'a. Kerre. * Yemiş, meyve. * Sebeb-i masraf ve ıztırab olan şey. Kale duvarı. * İzin.
Giriftar (F.): Tutulmuş, yakalanmış.
Zâr: f. İnleyen, sesle ağlayan. * Zayıf, dermansız.
Zünnâr: İp. * Hristiyan rahiplerinin veya puta tapanların, papazların bellerine bağladıkları örme kuşak.
Fâş (F.): Açığa vurma, dile verme.
Remz: İşaret. İşaretle anlatmak. * Güç anlaşılır. * Gizli ve kapalı söyleme.
Efkâr: (Fikir. C.) Fikirler. Düşünceler.
Huruf: (Harf. C.) Harfler. İsim ve fiil olmayan kelimeler.
Haşr: (Haşir) Toplanmak, bir yere birikmek. * Toplama, cem'etmek.
Bî-gâne: Kayıtsız. Alâkasız. * Aldırışsız. Yabancı. Dünya ile alâkayı kesmiş olan.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 27 Eyl 2018, 21:53 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXXIV ŞİİR


Resim


İlim bahri vücûd esdâfının dürdânesiyim ben
Maârif kenzi dil vessâfının virânesiyim ben..


Ben İLMuLLAH DERyâsının VüCÛD Sedeflerinden birisinde TEKBiR İNCisiyim.
Ben Gönüldekinin vasıflarını dillendiren Mârifet-i MuhaMMed Definesinin-Hazinesinin saklayanı virânesiyim ben..


Resim

Benim ilmim katında müctehidler âciz oldular
Velî ilm-i ilâhînin deli divânesiyim ben..


Benim İlmim dilden dile aktarılan bir ilim değildir ki, doğrudan-kaynaktan alındığı için, şu ÂNdaki toplumda, İctihad eden, ihtiyaç hâsıl olduğunda âyet ve hadislerden hüküm çıkaran önderler çâresiz-âciz kalırlar.
Dostum, ben İLMuLLAH’ın vurgunu deli divânesiyim ben..


Resim

Birer hâle cihânın halkı bir bir râzı oldular
Benim bir hâle meylim yok Hakk'ın bilmem nesiyim ben..


Şu CihÂNda yaşamakta olan HAKK TeÂLÂ’nın KULLarı nefislerinin beğenip tercih ettiği bir İş meşgalesi HÂLine bire bir râzı oldular ve bir ömür peşinde koşmaktalar..
Benim ise onlar gibi YÂRsiz bir hÂL İÇİnde yaşamaya asla meylim yok!. Bu HÂLimle kendime bir yer bulamam ve ben de bilmem nesiyim HAKK TeÂLÂ’nın ben..


Resim

Bikülli âlemin halkı bilirler bende bir dert var
Bilinmez sevdiğim kimdir nenin mestânesiyim ben..


Zerre Kürre CÜMMle Âlemlerin halkı bilirler ki gözükür de benim bir garip derdim var ki,
Beni bu derde düşüren sevgilim kimdir bilinmez ve ben kimin mestÂNesi, zilzurna sarhoşuyum bilinmez..


Resim

Eğerçi sûret-i âharda geldim âlem-i mülke
Ne mâziyim ne müstakbel her ânın ânesiyim ben..


Diyelim ki ben şu ÂNdaki Şehâdet ve Mülk Âlemine geldim,
Ben ne GEÇmişim ne de GELecek ÂNLarın RÛH BİZliğinde ANNEsiyim ben..


Resim

Yitürdüm benliği benlik bana Hak benliğindendir
Tekellümde hitâb-ı giybetin kârhânesiyinı ben..


Ben bana KULLuk İmtihânı için verilmiş olan izafî iğreti “bEN” liğimi kaybettim ve ENE’L-HAKk TAMMlığında damlam, DENİZde NAHNU Oldu HAKk TeÂLÂ’nın Mutlak BENliğindedir..
Ancak şu Halk Âleminde konuşmalarımda söylediklerim kendi adıma anlaşıldığından dolayı, kendimi HAKk TeÂLÂ’nın/OLduğu HALde GÖzükmeyenin adına konuşma yapan birisi olarak görmekteyim ve bunu bilerek yaşayan birisiyim bu kârhÂNede ben..


Resim

Ne Mısrî’yim ne Mehdiyim ne İsâyım ne insânım
Bu yanan dâimî şem’in velî pervânesiyim ben..


Gerçek MuhaMmedî TEVHİD TEKEMMÜLünde ne Mısrî’yim, ne İnsÂNım, ne Mehdi’yim ne de İsâ’yım..
Bu ezel ebed yanmakta olan Şehâdet Şe’ÂNuLLAHında sürekli YANan MUMa tatlı CÂNını atan CÂN-CÂNÂN KELEbeğiyim ben..


Resim

Esdâf (A.): Sedefler. Sadefler, inci kabukları. * Midye ve isridye gibi deniz mahluklarının şeffaf, parlak kabukları.
Dürdânesi (F.): İnci tanesi.
Kenz.: Define, hazine. Yer altında saklı kalmış kıymetli eşya, para veya altın gibi şeyler.
Mestâne.: Sarhoşcasına. Sarhoş bir kimseye yakışır surette.
Âhar.: (Aher) Gayrı, başkası. Diğeri.
Vessâf (A.): Vasıflandıran.
Vasf (A.): Nitelik.
Müctehid (A.): Âyet ve hadislerden şer'i hükümler çıkaran yüksek din âlimi.
Âlem-i mülk (A.): Tasavvuf terimi; yaşanan bu Âlem.
Mâzi (A.): Geçmiş zaman.
Müstakbel (A.): Gelecek zaman. Karşılanan, istikbâl edilen, önde bulunan. İlerdeki, gelecek. * Gelecek zaman.
Mâzi.: Geçmiş zaman. Geçen, geçmiş olan.
Müctehid.: İctihad eden. İhtiyaç hâsıl olduğunda âyet ve hadislerden hüküm çıkarmış büyük İslâm allâmeleri ve önderleri. İmam-ı A'zam, İmam-ı Şâfiî... gibi
Âne (T.): Anâ, anne.
Yitürmek (T.): Yitirmek, kaybetmek.
Tekellüm (A.): Konuşma.
Hitâb (A.): Bir tek kişiye veya bir topluma karşı söz söyleme.
Gıybet (A.): Kaybolma.
Hitâb-ı gıybet: Tasavvufi terim; Hakk’ın kitabı.
[b]Kâr (A.): İş..
Hâne (F.):[/b] Ev:
Şem’.: Mum, ışık.
Pervâne.: Geceleri ışığın etrafında dönen küçük kelebek. * Haberci, kılavuz.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 29 Eki 2018, 21:01 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXXV ŞİİR


Resim


Ey bu gönlüm şehrini bin kahr ile virân eden
Bîduhân odlar yakup bu sînemi külhân eden..


Ey benim gönl şehrimi kulluk haddimi bildirmek için binlerce zorlukların tecellisi ile mahvedip virân eden.
SÎNemi dumansız ateşlerle yakıp hamam ocağına çeviren..


Resim


Ehl-i âlem derdinin mislin görür rahat bulur
Cins ü misli olmayan derde beni dükkân eden..


Bu dünya insanları dertlerinin birbenzerini görür de bir çâresini arar bulur rahat eder.
Oysa ben gibi gerçek MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLarı, bir benzeri bir cinsi olmayan çâresiz dertler dükkanı eden..


Resim

Bir bâhirdir sahili yok mevci olmaz münkesir
Leylinin fecrin getirmez gökteki devrân eden..


Öylesine bir AzametuLLAH ve KudretuLLah ÂLemi ki, dalgaları bitip tükenmeyen arkası gelmeyen, sahili de olmayan sonsuz sınırsız deniz olan.. KULLuk Karanlığı gecesinin sabah tan yeri fecrini getirmeden gökleri DEVRÂN eden..

Resim

Akl u fikrim zevrâkı yollarda kaldı ser-nigûn
Belki cümle akl u fikri bende ser-gerdan eden..


Bu müthiş ULLuk Fıtınasında Akıl Fikir Kayığım başağı devrildi yollarda kaldım.
Belki de bendeki tüm Aklı Fikirimi; başı dönmüş, şaşkın, perişân ve serhoş eden..


Resim

Kimine meydân eden bu âlemin her köşesin
Mısrî’ye uçtan uca her köşeyi zından eden..


Kimilerine bu yalan dünyanın kralı kaftanını giydirip bu âlemin her köşesini sanki ebedî mülküymüş gibi meydân yeri eden..
Ben Mısrî kaddesallahu sırrahu kulunaysa her bir köşesini uçtan uca zindan eden...


Resim

Duhân (A.): Duman.
Od.: Ateş.
Bîduhân: Dumansız.
Kahr.: Zorlama. Cebir. * Ezme. Mahvetme. * Fazlaca üzüntü. Keder içine işleme. * Cenâb-ı Hakkın şiddetli ve azab verici vasıflarının tecellisi.
Külhân.: Hamamın ateş ocağı.
Misl (A.): Eş. karşılık, benzer.
Münkesir (A.): Kırılmış, kesihniş.
Münkesir olmaz: Arkası kesilmez.
Zevrak (A.): Kayık.
Ser-nigûn (F.): Baş aşağı.
Ser-gerdan (F.): Başı dönmüş, şaşkın, perişân..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 06 Ara 2018, 21:00 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXXVI ŞİİR


Resim


Sevdim seni hep varım
Yağmadır alan alsın
Gördüm seni efkârım
Yağmadır alan alsın..


Ey Sevgili ben seni o kadar candan sevdim ki, senden başka her neyim varsa yağmaya verdim kim isterse alsın.
Ben seni gördükten sonra aklım fikrimi yağmaya verdim kim isterse alsın..


Resim

Aldın çü beni benden
Geçtim bu cân u tenden
Aldın dahî her varım
Yağmadır alan alsın..


Sen beni benden aldın ki ben, canımdan tenimden vaz geçtim. Sen her varımı elimden aldın kalan nem varsa yağmaya verdim kim isterse alsın..

Resim

Ben varlığımı attım
Dost varlığına yettim
Her usluya bâzârım
Yağmadır alan alsın..


Ben bu sanal her şey âleminden varlığımı attım. CÂNda CÂNÂN OLan DOStun VARLığına ULAŞtım, CEM’ OLdum..
Aklı başında kalana herkese Hayat Bazarım yağmadır yağmaya verdim kim isterse alsın..


Resim

Geçtim ben ad u sandan
Çıktım ben o dükkândan
Hep ırz ile vekarım
Yağmadır alan alsın..


Bu Belâ Bâzârındaki kimlik ve kişilik adından sanından geçtim ve ben bu Dünya Dükkanından çıktım..
Artık namus, arımı, ırzımı, ifetimi yağmaya verdim kim isterse alsın..


Resim

Geldi dile dildârım
Buldum gül ü gülzârım
Şimden geru hep varım
Yağmadır alan alsın..


Gönlümü hükmü altında tutan SultÂNım Dile gelip gel etti el etti ve bendeÖZümden de ÖZde, GÜLümü GÜLZÂRımı BULdum.
Bundan sonra tüm VARımı yağmaya verdim kim isterse alsın..


Resim

Sen gaib u hâzırsın
Her hâlime nâzırsın
Ahvâ ile etvârım
Yağmadır alan alsın..


SEN ki Yâ RABBî!. OLduğu halde GÖZükmeyen ama her ÂN Hazır ve her HÂLime nâzır OLansın.
En gizlim/Merkezdeki ve etvârım/Muhittekidavranışlarım yağmaya verdim kim isterse alsın..


Resim

Çün buldu gönül yârım
Terk eyledim ağyârım
İman ile zünnârım
Yağmadır alan alsın..


Çünkü GÖNLüm YÂRini BULdu ve AGYÂRını terk etti.
Bundan sonra dışardaki kuru laftan ibâret İkrâr İMANım da İnkâr zünnârım da yağmaya verdim kim isterse alsın..


Resim

Mısrî’ye vücubî imkân
Bir oldu kamû âyân
Tâat ile ezkârım
Yağmadır alan alsın..


Mısrî Babam kaddesallahu sırrahu’ya mutlaka Lüzumlu ve Lâyık olan imkân CÂNda CÂNÂNıyla BİZ BİR-İZ OLunca, DıŞarda kalan herbir şey beni ilgilendirmez Oldu..
Bundan sonra zikirlerim ile ibâdetlerimi de yağmaya verdim kim isterse alsın..


Resim

Efkâr.: (Fikir. c.) Fikirler. Düşünceler.
Vekar.: Ağırbaşlılık. Halim ve heybetli oluş. Nâmusu muhafazayı mucib haslet. Temkinlilik. Azamet ve izzet.
Dildâr.: f. Kalbi hükmü altında tutan. Sevgili, mâşuk.
Etvâr.: (Tavır. c.) Tavırlar, haller, davranışlar.
Zünnâr.: İp. * Hristiyan rahiplerinin veya puta tapanların, papazların bellerine bağladıkları örme kuşak.
Tâat.: İbadet etmek. Allah'ın (c.c.) emirlerini yerine getirmek. İtaat etmek.
Vücub (a.): Lüzumlu ve bırakılması mümkün olmayan.
İmkan (a.): Varlığı mümkün olan.
Âyân (a.): Görünüşler.
Ezkâr (a.): Zikirler, anmalar..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 12 Oca 2019, 13:19 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10929
Resim GEL dim.!.


Resim CXXVII ŞİİR


Resim

Fâilâtün fâilâtün fâilâtün failin..


Teşne-i bahr-ı muhit olan dile reş n'eylesin
Tûti-i sükker-feşân üftadeye keş n'eylesin..


Şu KULluğun Şehâdet Âlemi olan engin Muhit Denizinde susayıp ciğeri yanan TevhidEHLininin GÖNÜLüne, dışardaki Resimle ÂLeminin su serpintisi ne yapaBİLir.
Şekere alışkın Yârene tutkun ÂŞık Dudu Kuşu’na yağsız çökelek peyniri ne yapaBİLir. Ne gerek..


Resim

Cür'a-i sahbâ-yı zâtı nûş edip temkin bulan
Âfitâb olan gönül telvin-i meh-veş n'eylesin..


ZâtuLLah’ın AŞKuLLAH Şarabından bir yudum içip HAKk’ın Boyasını boyanıp huzur ve sükûna kavuşan CEM' Makamına kavuşan Temkin Ehli,
AŞKın Güneşi olan gönül AY gibi başkasının boyasıyla boyanmasını neylesin ve ne gerek var!.


Resim

Ârifin esrârı settar olduğun etme aceb
Tâneder zâhid denilen div-i serkeş n'eylesin..


MuhaMMedî Ârifin İlahî Sırrları “Yâr olan ayân ağyâra gizli” sözünce örtücü olduğuna sakın şaşma.
Gerçi bu HÂLini, halk içinde “zikir çokça olan zâhid” denilen; dik kafalı, inatçının yapacağı tek şey onu ayıplamaktır ki elinden başka bir şey gelmez neylesin!.


Resim

Âdemin vechinde Hakk'ı görmedi iblis lâin
Sûretâ gördüğü bir şekl-i münakkaş n'eylesin..


ALLAHu zü’L- CELÂL’in tüm İsimleri AKIL olarak yüklenmiş olan Âdem’in zâtında/yüzünde El HAKk Tecellîsini görmedi lânetlenmiş İblis.
Onun gördüğ;, nakışlı, türlü boyalarla işlenmiş şekilleridr ki başak ne yapsın zavallı!.


Resim

Cân Niyâzî ehl-i aşka nâzikâne va'zeder
EHL-i nefs olan işitmez dil müşevveş n'eylesin..


Azîz CÂN Niyâzî kaddesallahu sırrahu BaBam, Gerçek MuhaMMedî HAKk ÂŞIKLara bu İlahî SIRRLarı anlaşılır inceliklerle ANLAtır.
Ne çâre ki, bedenen nefsen bu gelip geçici Dünyâya bağlanmış olan ve gönülleri karmakarışık gâfil olanlarasla işitip, Kur'ÂN-ı Kerîmi DUYUp Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e Uyamazlar..


Resim

Tuti.: Dudu kuşu. Papağan.
Teşne (F.): Susamış.
Reş (A.): Su serpintisi.
Sükker-feşân (F.): Şeker saçan.
Üftade (F.): Âşık, tutkun.
Feşan.: f. Saçma. Neşretme. * Yayıcı. Serpici olan
Keş (T.): Yağsız ve tuzlu peynir.
Cür'a (A.): Yudum.
Sahbâ (A.): İçki.
Nûş (F.): İçki içme.
Temkin (A.): Mekân tutma, yerleşme. Tasavvuf terimi ola¬rak, boyalardan arınıp renksizlik hâlinin huzur ve sükununa kavuş¬ma.
Âfitâb (F.): Güneş.
Telvin (A.): Boyanma.
Meh-veş (F.): Ay gibi.
Settar (A.): Örtücü.
Tân (A.): Yerme, ayıplama.
Div (F.): Dev.
Serkeş (F.): Dik kafalı, inatçı.
Münakkaş (A.): Nakışlı, türlü boyalarla işlenmiş.
Nâzikâne (F.): İncelikle.
Müşevveş (A.): Karmakarışık edilmiş.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 137 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye