Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 21 Ağu 2019, 03:40

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 54 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 12 Haz 2009, 00:34 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Kas 2007, 02:00
Mesajlar: 142
Konum: İZMİR
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim


KUL İHVANÎ CUMÂ SOHBETLERİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLAHİRRÂHMANÎRRAHİM

(6 Nisan 2008 Tarihli Sohbetin Devamı)

وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الحِسَابِ

"Vellezine yesilune ma emerallahü bihi ey yusale ve yahşevne rabbehüm ve yehafune suel hisab: Onlar, Allah’ın riâyet edilmesini emrettiği haklara riâyet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır.” (Ra’d 13/21)

Bakın, neden haşyet duyarlarmış?
“yehafune suel hisab”
Kötü bir hesaptan korkarlar çünkü bilirler ki İslam inancı âhiret esasına dayanan bir inanıştır.
Âhiret esasını kaldırdınız mı İslam esası kalkar.
Hayat istenilen şekilde yaşanır hale dönüşür.
Bütün İslam’ın temeli, olduğu halde gözükmeyen gaybî inanış sistemine bağlıdır ve âhiret hesabına bağlıdır.
İslam bunun üzerine kuruludur.
“Vellezine yesilune ma emerallahü bihi ey yusale ve yahşevne rabbehüm ve yehafune suel hisab”
İşte onlar öyle yüce Muhammedî İnsanlardır ki, Muhammed’den kastım, Muhammed Aleyhisselatü vesselâmı bilen, bulan, olan ve yaşayan Kur’ânî İnsanlardır.
Aynı şekilde Kur’ân’ı bilen, bulan, olan ve yaşayan Rabbanî İnsanlardır.
Şah damarından yakın olan Rablarını bizzât bilirler. Bizzât .
Ondan bundan duyarak değil.
Kendilerinden yakın olanı bilirler, bulurlar, olurlar ve yaşarlar ve şâhid olurlar.
İşte böyle bir kişi için Allahu zü’l celâl ne buyuruyor,
“Vellezine yesilune ma emerallahü bihi ey yusale”
İşte bununla bağlanın, nereye bağlanalım?
Valla bütün insanların hepsini çekiverdiğiniz anda Âdem Anamızın karnındadır.
İşte bağlan, buyurun.
Çekiverdiğiniz anda tümü oraya toplanıverir iğne ucu gibi.
İşte bu bağ, sıla-yı rahim bağını, daha çekiverseniz tüm kâinâtı Muhammed Aleyhisselatü vesselâm’ın Nur-u Mim Noktasında buluşuverirler.
Allahu zü’l celâlin Nurunda kaybolurlar.
İşte bu bağ, bununla bağlanın dediği bağla bağlanırlarlar, teslim olurlar.
Kime?
Allah’a ve Resûlü’ne.
Ee ondan sonra, araştırırlar, bilirler ki bulmak için iman etmeleri lâzım yani.
İman da ettiler, olmaları lâzım, tabii olacaklar, uygulayacaklar, yapacaklar, geliştirecekler. Yaptılar, sonra?
Yaşamak için itaat etmeleri gerekir.
İşte bütün bu dörtlükler
“Lâ ilâhe illâllah”dır.
Bilmeyen insan “L┠yı bilmiyor, “fa”yı bilmiyor, müzikte nota sanıyor, söylüyor.
“L┠yı bilecek, “ilâheyi” yı bulacak, Firavun gibi bir nefisle karşılaşacak. “Lâ ilâhe ” diyecek duracak artık.
“Benden başka ilâh yok!” diyecek yani.
Sonra, bir şey olacak bir şey!..
“Ancakkk !” diyecek şah damarından yakın olan bir ses, Muhammed Aleyhisselatü vesselâmın sesinde Allah’ın lafzı, Allah’ın kelâmı Resûllullah sallallahu vessellem’in dudaklarından dökülecek yüreğinde.
“İlla” diyecek, “Bir dakka yani, nasıl oluyor sen resimken ressamım diyorsun. Herhangi bir yapısın ustayım!” diyorsun, bir dur.
Mârifet başlamıştır çünkü.
Âriflik başlamıştır.
Fiilen hazım başlamıştır.
Doğruyu oluş başlamıştır.
Hikaye falan değildir, yani çayı adam içmiştir ağzındadır ağzında.
Daha ona çayı anlatmanın falan mantığı yoktur.
“Tuzlu muydu, acı mıydı, ekşi miydi, tatlı mıydı kardeşim?” demeye gerek yok.
Ağzında, dilinin içinde demek istiyorum.
Ama yutmamıştır,
Sonra ruhunun sesini duyacaktır “Allahhh!” diye.
Ve
“Lâ ilâhe illâ ALLAH” tamamlanmıştır.
Yani içtiği her ne ise, çaysa her hücresi çay olmuştur.
Çay da her hücresi olmuştur.
İçtiği çay biraz sonra sesi olacaktır.
Bedenin de ısı olacaktır, her şey olacaktır.
HAYY olacak HAYY…
Allahu zü’l celâlin El-Hayy İsmi tecellîsi olacaktır.
Doğan çocuğu olacaktır.
Kıyamete kadar gelecek torunları olacaktır.
Sistem muhteşemdir. Tek kelime ile muhteşemdir.
Allahu zü’l celâl ve eserleri hakikaten Rabbülâlemin’dir.
“Ve rahmetellilâlemin”dir Muhammed Aleyhisselâm.
Çok iyi anlamamız lâzım. İyi bilmemiz lâzım hepimizin.
Bu bağı korumak zorundayız.
Bu bağı bilmek zorundayız.
Mutlaka olmak zorundayız vicdanlarımızda, şah damarımızdan yakın pirizlerimize bize emânet edilen fişi takmamız lâzım.
O zaman “Eşhedü en Lâ ilâhe illâallah” ı söyleyenin
“Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” olduğunu anlayacağız.
Muhammeder Resûllullah’ın buyurduğu “Eşhedü enLâ ilâhe ilallah” a iştirak edeceğiz.
Biz canımızın istediği gibi söylediğimiz için hiçbir zaman yerine uymuyor tabi.
Çünkü kelimeyi söylüyor içi boş.
“Boş bir bardakla 1000 bardak çay içtim” diyor, ağzına götürüp getirip duruyor.
Barbaros’un küçücük kızı görse yani: “Baba ne yapıyorsun sen, dalga mı geçiyorsun Bardağı boş içiyorsun, çay içtim diyorsun, olmaz öyle şey!” der yani.


وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ

" Vellezine yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi ve yaktaune ma emarallahü bihi ey yusale ve yüfidune fil erdi ülaike lehümül la'netü ve lehüm suüd dar: Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.” (Ra’d 13/25)

“Vellezine yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi ve yaktaune”
Ra’d 25 te aynen daha önce geçen âyet gibidir, yani Bakara 27 gibi. Aynı aşağı yukarı çünkü, belli bir yere kadar aynı gidiyor.
“Velleyzine”; onlar ki,
“yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi”;
Fıtratları gereği, Mecbur oldukları için, Me’mur oldukları için, Mahkum oldukları için, yaratılan mahluk oldukları için, dışına çıkamayacakları için, kendilerini yapan ustanın yaptığı yarattığı bir şey oldukları için Misak’ı imzalamışlardır.
Akıl verildiği için Allah’ın neyi nasıl yarattığını bilmektedirler kendileri.
Onun için bir tavuktan horozdan farklı, bir çınar ağacından farklı, insan olmanın ne demek olduğunu bilmekte zâten herkes akıl olduğu için.
İşte bu misaklarından sonra Allah’a olan ahdlerini enkaz haline getirenler, yerle bir edenler, onlar ki ediyorlar, ederler, ettiler!..
“Vellezine yesilune ma emerallahü bihi ey yusale” işte bununla bağlanın diye Allah’ın emrettiğini katledenler, kesenler, Keban hattını kesip karanlıkta kalanlar, Gaflette, Cehalette, Dalalette ve İhanette kalanlar, ne demek?
Allah korusun.
Yani dörtlü sistemdeGaflette ifrat ediyor yani, biraz daha büyüyor, gelişiyor, gaflet büyüyor Cehalete dönüşüyor.
Biraz sonra Dalalete dönüşüyor.
Biraz sonra İhanete dönüşüyor.
Ne diyor ?
“İlah milâh yok! Allah var!” diyor.
Kur’ân’ı- Kerim’deki El-İlâh ne olacak?
“Lâ ilâhe ” ne olacak?
Şunu demek istiyorum.
Bir çıban Gaflet gibi gözüküyor.
Gelişiyor Cehalete dönüşüyor,
Gelişiyor Dalalete, sapıklığa dönüşüyor.
Kalmıyor orada İhanete dönüşüyor.
Onun için Haşr Sûresinde sanıyorum, şeytan insana küfretmeyi emreder.
Küfretti mi “ben senden uzağım, âlemlerin Rabbı olan Allah’tan korkarım” der.


كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ

"Kemeselişşeytani iz kale lil'insanikfur felemma kefere kale inniy beriy'un minke inniy ehafullahe rabbel'alemiyne.: Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, “İnkâr et” der; insan inkâr edince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der.” (Haşr 59/16)

Kim diyor bunu?
Şeytan diyor.
İşi bitirdikten sonra: “Sen benden uzaklaş. Sen Rabbini inkar etmiş bir adamsın. Ben ondan korkarım, sen korkmadın, çekil bakalım şöyle!” der.
Der mi?
Der çünkü onun için yaratılmıştır. Merhametsizliktir. Merhameti asla olamaz.
“Ey ateş beni yakma!” diyorsan sorarım: “İbrahim as. misin, Luta as. mısın birader?”
Yok eğer Nemrutsan Nemrut’un ateşi yakar,
Aama İbrahim’sen hiçbir ateş İbrahim’i yakmaz. Bunu doğru anlamamız lâzım.
“Vellezine yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi ve yaktaune”
Onlar bütün bunları niye yapıyorlar?
Şeytana uşaklık yaptıkları, ona yem oldukları için, tuzağa düştükleri, şeytanlaşmış oldukları için yapıyorlar.
Çünkü niye, neden bu karanlıkta kaldı bunlar?
Allah’ın kesmeyin dediği bağı kestiler.
Keban Hattını kestiler, elektrik sıfır.
Cehennem oldu. Nere mutfak ne tuvalet belli değil.
Baba kim, ana kim, çoluk kim, çocuk kim, zerre gözükmüyor zerre zerre…
Kör döğüşü. Ses duyuyorum bağırıyor, çağırıyor, namaz kılıyor, hangi namazı kılıyor?
Nerde kıble? Yön nere, yöntem nere, yer nere, yerde ne var?
Hiçbir şey yok hiiççç!..
İşte bu âyet can kardeşlerim bu âyet.

Sürekli söylüyoruz biz kimseye kendi öz oğlumuz kendi canımız da dahil olmak üzere hiçbir şey vermeye çalışmayız.
Muhammed Aleyhisselatı ve sellam’ın Edebinden aldığımız budur çünkü.
Herkeste olanı açığa çıkarmaya çalışırız.
Hizmet budur.
Kimseye bir şey vermek hâşâ..
Onda olanı onun hizmetine çıkarmak ta hizmet etmektir.
“Haa benim de kulağım varmış, ben de duyuyorum!” demesini sağlamaktır.
Ayağındaki uyuşukluğu kaldırıp yürümesini sağlamaktır ayak olmak değil.
Ve bunun için bir teşekkür bile beklemek bizim yolumuzda aklı erenler için ağır suçtur.
Teşekkür edilecek Muhammed Aleyhisselâm’dır, şükredilecek Allah’tır.
Muhammedî hizmetçiler neyi niçin yaptıklarını sahipleri tarafından bilirler.

Türkçe ve açıkca söylüyorum, bir kervan köpeği kervanın başındaki tarafından gözetilir.
Herkes aç bırakılsa da aç bırakılmaz. Kimsenin başını okşamaz, onun başını okşar ıslık çaldığı yere gittiği için.
Her zaman şeytan ve şeytanlaşmışlara karşı kervanı koruduğu için.
Öyle sadık olduğu için.
Öyle vardır hani biliyorsunuz 12 tane özellik tespit etmiştik köpeklerde:


Köpekteki 12 haslet, güzellik ve özellikler..

1-Sadakâtkârdır : sahibine dâimâ sadıktır.
2-İtâatkârdır : sahibine dâimâ itâat eder.
3-Hamiyetkârdır : sahibini dâimâ korur.
4-Sebâtkârdır : bağlılığına güvenilir.
5-Kanâatkârdır : sahibi ne verirse kanâat eder.
6-Vefâkârdır : asla nankörlük etmez,başkasının peşine düşmez.
7-Fedâkârdır : sahibi için canını bile fedâ eder.
8-Tevâzu’kârdır : sahibine dâima başın eğer, yaltaklanır.
9-Muhabbetkârdır : sahibini çok sever,ayrılırsa o özler ve yolunu gözler.
10-Cefâkârdır : sahibinin sıkıntılarına katlanır ve terkedip gitmez.
11-Hizmetkârdır : emeğini esirgemez, üşenip usanmaz.
12- Hürmetkârdır : sahibine ve ev halkına saygılıdır. Evden bir çocuk başına vursa çeniler de saldırmaz... diyorum...
(koku alma-hissiyat)


İşte bu Muhammed Aleyhisselatü vesselâm’ın bu zor yolundaki zevktir.
Onun için bu kâhir çekilir bu acılar, çileler, bu zorluklar çekilir.
Alkışlanalım diye değil hâşâ.
Işıklanalım diye.
Milletin başına belâ olalım, karanlık olalım diye değil.
Nurullah’ın ve Nur-u Mim’in Hattının başımızdan geçtiği elektrik direkleri olalım diye.
Yıkılmayalım 24 saat, karda, tipide, soğukta, sıcakta adam gibi duralım, bize güvenilsin, emreden Muradullah yerine gelsin, kıyamete kadar gelecek nesillerimiz sâlih olsun, yüreklerimizden geçecek Nur-u Muhammed onlara ulaşsın diye!.
Biz de bir emredileni yapmış olmanın şerefiyle Resûllullah Sallallahu vessellemin karşısına varalım, alnımızdan öpsün. Budur.

Üç günlük dünyada yarım nefesle yaşayan insanların, her yediği pislik olan insanların sadece haram girmesin, yalan çıkmasın denilen ağız ile, hiçbir şey söylemeye gerek kalmayan boşaltım organı arasındaki pislik borusu değildir insan!
İnsan Allahu zü’l celâlin halifesidir.
İnsanın yüzünü Allah en güzel sûretinde halk etmiştir.
Sadece başta 90 küsür esma tecellîsi vardır.
Onun için yüze vurulmaz, yüze tükürülmez, yüze hakaret edilmez, kim olursa olsun.
Vechullah’tır.
İşte bu bağları kese kese, kese kese, her gün bir evin elektriği kesile kesile koca şehir karanlıklar içinde kaldı.

Kaç senesiydi hatırlamıyorum 1990 gibi, Hacı Osman Efendinin geldiği, bir gün balkona çıktı deniz kenarındaki lojmandayız.
Geceydi, böyle hayretler içinde, gece saat 2–3 gibiydi geçti yani.
O geldiği zamanlar hep sohbetler olurdu sabaha kadar.
Hiç yatmak yoktu.
“Uykusu gelenler gitsin yatsın!” derdi.
Giderdi mecbur kalanlar yan odaya şöyle bir iki saat uzanır sonra kalkar tekrar gelir başlar.
İşte böyle döner bir sistem.
İşte o zaman ellerini açtı dedi ki: “Hayyallesselah! Ben böyle çıplak bir şehir görmedim evlad!” dedi.
“Çırılçıplak bir şehir görmedim böyle!”
İşte bu Antalya ve göz meselesi, görmek meselesi.
Bütün çılgınlıkların, şeytanın şaşırtan, akıl fikir ermez şehvet pisliklerinin yani yani Allah’ın Er-Rahim esmasını şeytan uşaklarının yetiştiği bir çukur haline getiren bir sistem, bir vahşet, enkaz enkaz!
Yerle bir olmuş yok edilmiş tarlalar ve tohumlar.
Oğullarımız kızlarımız Allah bizleri korusun!
Allah bize merhamet etsin!

Kendi nefsimizin günlük karnı toksa, sırtı pekse, işi iyiyse ne gerek ümmetimmiş, imtihanmış, öyle olmuş, açmış!..
Açsa açsa sen toksun ya ne gerekvar ilgilenmye!
Yerle bir olmuş insanlığı.
Hayvandan da aşağılara inmiş bir zâlim.
Bu ne bu? Bu ne bu? Hiç bir şey hiiççç.
Sadece bizleri Allah korusun, onları da islah etsin!.
Allah korusun bizi, Allah bizi bağışlasın!
Böyle söylüyorum diye, biz de akıllı değiliz, biz de bunların içindeyiz.
Ne diyelim, Allah bizi bağışlasın.
Başka ne diyeceğiz.
Öyleyiz diyemeyiz. Öyleyiz dersek Resûllullah Sallallahu vesselem üzülür yani.
Biz Resûllullah Sallallahu vesselem’i tercih ediyoruz.
Cidden ediyoruz. Gerçekten ediyoruz.
Böyle ne bileyim ben yani, ben bakıyorum şimdi diyorum ki:
“Hakan diyorum sen nasıl Muhammedîsin oğlum?”
O da diyor ki: “Valla dayı işte ben böyle eli yüzü kara bir Muhammedîyim, sen de yardım et de şu yüzümü yıka yani!” diyor.
Ne yapsın, ne yapacak?
Şeytana mı gidecek? Karanlığa mı kaçacak?
Onun için biz, Ben – Sen - O dediğimiz,
BİZ gerçekten Muhammedî’yiz, hamdolsun!
Kur’âni ve Rabbani’yiz. Açık seçik yani.
Birbirimizin oyun arkadaşı değiliz.
Birbirimizin tuzağı değiliz.
Birbirimizin yol keseni değiliz.
Birbirimizin eşkiyâsı değiliz.
Birbirimizin evliyâsıyız, velisiyiz, valisiyiz, dostuyuz.
Ruh kardeşiyiz. İşte bu.

“Vellezine yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi ve yaktaune ma emarallahü bihi ey yusale ve yüfidune fil erdi ülaike lehümül la'netü ve lehüm suüd dar”

Allah korusun ya Rabbi!
İşte bunlar yok mu bunlar, Allah’ın kendilerinin verdiği sözlerin enkaz haline getirip yerle bir edenler, verdikleri Misak’tan sonra bunu böyle yok edenler, işte bununla birbirinize sıkı sıkı bağlanın, işte bununla âlemlere rahmet olan Muhammed Aleyhisselatü vesselâm’a bağlanın!
Sonra dudaklarından öpülen Allah’ın Kelâmullahına bağlanın.
Ve Kelâmullahın buyurmuş olduğu, ve VAR olduğu halde gözükmeyen Allahu zü’l celâl’e bağlanın dediği bağları cahilce, sapıkça, haince kesenler yok mu?
Ve yeryüzünü böyle fesada, karanlığa boğanlar yok mu?
Allah’ın kullarını böyle yemyeşil ekinken tırpalayanlar yok mu?
Damlaların denize gidişini engelleyenler yok mu?
Kendi benliklerine, kendi nefsi şaşkınlıklarına, taşkınlıklarına, şeytanlıklarına hizmet ettirenler yok mu?
Hülasa, açık herkes anlar …
“ülaike lehümül la'netü ve lehüm suüd dar”
İşte onlar için lânet var.
Ne demek lânet?
Lânet; Lâ Nur’dur; Nursuzluktur.
Lâ ; ayırıktır
Lâne : Nurullahsızlıktır. Korkunç bir şeydir. Dahası yoktur.
Ne olurmuş öyle olursa?
“lehüm suüd dar”
Onların dari diyarı var ya, çok kötü çok, bu anlatılamaz.
Ancak yaşandığında anlaşılır.
Varınca ne olduğu belli olan Darülselâm vardır hani bizim cennet, işte bunlarda da zıttı..
En kötü Yurttur.
Ebedi kalacakları vatan, hiç çıkamayacakları dar, “dar ağacı” diyorlar ya, işte bu…
Onlar için lânet vardır.
Nedir bu diye sormayın diyor?
O dur ki , en kötü dar’dır.
Selâmsızlıktır, nursuzluktur, lânettir, Allah korusun!
Rad Sûresinin 25. âyeti de işte bu.

Bu soruyu bir kızımız sormuştu.
“Hiçbir bilgi, bulgu olmaksızın, Newyork Sokaklarında, caddelerinde, başım açık, kıbleyi de doğru dürüst bulamayarak, bilemeyerek: “Allahu ekber” diyerek namazlar kıldım demiştir.
Şunun için söyledim, işte kıbleyi bulmak için bile hiçbir çarenin, yolun, yöntemin, bilginin, belgenin olmadığı yerde “Allahu ekber!” diyen önündeki Muhammed Aleyhisselâm’ı duyan ve uyanlar Peygamber Aleyhisselâm’ın yüce şefâatına şifâ edilenlerdir.
Bu yoldan ayrılmadıklarında Resûllullah Sallallahu ve sellem, onlar için, Fatmatü’z- Zehrâ as. için ne yaptıysa onlar için de onları yapacaktır.
Bu bir inanç meselesidir, tercih meselesidir.
Ne diyordu Siirtli Hoca? ;
“Vallahi billâhi sokaktaki bu ayyaşları, şu bir kucak sakalla, şununla bununla caminin önünde, orda burada her türlü türlü dedi-kodu ve iftirayı yapan insanlardan milyonlarca kere fazla seviyorum çünkü onlara bir şey desen boyun eğer, öbürlerine bir şey desen yılan gibi kaldırıverir kafayı!”


(6 Nisan 2008 Tarihli Sohbetin Devam ed ecek)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 19 Haz 2009, 00:26 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Kas 2007, 02:00
Mesajlar: 142
Konum: İZMİR
Ne diyordu Siirtli Hoca? ;
“Vallahi billahi sokaktaki bu ayyaşları, şu bir kucak sakalla, şununla bununla caminin önünde, orda burda her türlü türlü dedikodu-iftirayı yapan insanlardan milyonlarca kerre daha fazla seviyorum!
Çünkü onlara bir şey desen boyun eğer, öbürlerine bir şey desen yılan gibi kaldırıverir kafayı.
Bunları zor islah edersin zor.
İslah edemezsin çünkü o kendine güveniyor, alışkanlık haline getirdiği ibadetleri var, uyumadığını söylüyor öyle bir uyuyor ki rüyasında konuşuyor ama uyandıramazsınız.
Ama bunun yerinde ne bileyim hiç ele alınmaz gibi gözüken birine dönersiniz bir uyanır ki: “Özür dilerim eğer sizi rahatsız ettiysem uykudayken. Olur ya uyku hali, yellenmişizdir, dellenmişizdir, bir şey demişizdir ne dediğimizi fark etmiyoruz. Belki de size kötü bir şey söylemişizdir, özür dileriz!” der.
Ama öbürü, öbürü zaten ağzından değil başka yerinden konuşur.
Ve konuşursa ağzından yellenir.
Demek istiyorum ki, insanlık kuralına uymaz .
İşte bütün bunlar neden oluyor neden efendim?
Cereyansızlıktan oluyor.
Cereyan yok.
Ne olmuş cereyana?
Yüzyıllardır kesile kesile , kesile kesile işte geldik geldik yine geldik şu ANki halimiz ortada. Onun için sanki bir yangın var, içerde çocuklarımız, analarımız, babalarımız kalmış Allahu zü’l celâlin merhametiyle, Resûllullah Sallallahi aleyhi vesselem’in merhametiyle ne yapsak ta kendi canımızı da ateşin içine atarak şurdan birkaç can kurtarsak.
Ve Resûllullah sallallahu aleyhi vesellem’i duysa ve uysa, hasbi hizmetini yüreklerimizde öyle duymamız lâzım.
Bizi alkışlasınlar, bize desinler ki, ne desinler?
Alkışladılar da ne oldu yani.
Niceleri, milyonları alkışladılar yani milyonlar öldürüldü. 30 milyon can ölmüştü iki cihan savaşında.
En çok alkışlanan insan Hitler’dir. Ne olmuş?
Ya da diğerleridir ne fark eder.
Bir rüya, bir masal anlatılıyor, bunlar bir imtihan safhalarıdır. Her insan, her şey denenerek yaşanır, denenerek yaşatılır.
İşte bütün bu arza çalıştığım şeyler, belki bazı kardeşlerimiz derler ki: “Ya hep aynı şeyleri mi tekrar ediyoruz?”
Hayır, aynı şeyleri tekrar etmiyoruz.
Biz neyin ilk nokta ve önemli olduğunu söylüyoruz.
O noktayı bulmadığımız takdirde üzerine hiçbir şey kuramayacağımızı göreceğiz.
Yani Allah korusun, “göreceğiz” derken, “görülür” demek istiyorum.
Teknik arkadaşlarımız var içimizde bilirler, uzaydaki bir nokta, kâğıt üzerinde 3 adla adlandırılır, koordinatlandırılır; x – y – z diye.
Bizde analitik geometriye Ahmet Saka girerdi.
6-7 dil bilen bir insandı. Müthiş zekiydi.
İşte başlarken dedi ki: “Ey millet, şimdi havada asılı olan şu noktayı kağıt üzerinde 3 isimle göstereceğiz. x – y- z dersek bunun yerini buluruz. Anladınız mı?”
“Anladık!”.
Bir yıl geçti, okulumuz kapanacak Osman Atmaca adlı bir arkadaşımız var, kalktı:
“Hocam bir şey sormak istiyorum. Neden bir noktayı üç nokta ile gösterdik? ” dedi.
Bir yıl sonra yani.
Hoca da saçlarını yoldu:
“Ulan Osman dedi, bir yıldır anlatıyorum oğlum, ben bir şey anlatamamışım ki sana …
Çünkü uzay geometrinin B harfi, Bismillah derken başlayan noktası: “Bir nokta üç nokta ile gösterilir.” Bunun üzerine inşa edilir bütün sistem. Bunu es geçemezsiniz!”
Onun için Allahu zü’l celâl durmadan bakın ne buyuruyor: “Anladık ya Rabbi, anladık, bir kere söylesen anlardık. Bağı kesmeyin dedin ya!”
Kesmeyin dedi ya, onun için milyonlar kesiyor, milyarlar kesiyor da bu hallere kesile kesile geldik. İşte bütün sebep bu.
Biz bunu kendi vicdanlarımızda, akıllarımız, nefislerimiz tatmin oluncaya kadar, gerçekten anlayıncaya kadar, bilinceye kadar, buluncaya kadar, oluncaya kadar anlarız, anlatırız inşallah hep beraber.
Bunu böyle bilmemiz gerekir.
Aksi taktirde, son adımı atıyorsun, dördüncü adımı atıyor, vakit bitti.
İmtihan zamanın doldu arkadaşım. Son sözünü söyle.
Ha, derler ki, adamı idam edecekler, gerçi Laz diye anlatıyorlar ama ben Lazları seviyorum. Efendim, dar ağacını görmüş: “Son sözünü söyle!” diyorlar.
O da diyor ki: “Bu bana ders olsun!”
Dar ağacını gördü ya: “Bu bana ders olsun!” diyor, bu yanlış bir şeydir.
Ders olacak bir hayat kalmadı artık.
Ders zamanında alınır. Ya da zamanında alınmaz.
Bunun için bizler, ben şahsen, kendim için hep söylüyorum
“Biz erenlerin kapı köpeğiyiz.
Lâzım ve lâyıkız, onu da söyleyeyim.
Bu bir kader meselesidir.
Tercih olmuşsa da kader meselesidir.
Olabilir ki tercih eden olur ama kaderi yoktur olamaz yani.
Şunu demek istiyorum, Allah’a giden Erenler yolu asla içerden kapanmaz!
Resûllullah sallallahu aleyhi vesellamdışında asla!
Bir yanlışa düşmemek gerekir.
Hepimiz Peygamber aleyhisselatü vesselam’ın Kevser Havuzunda inşallahurahmân zem zeminde damlalar oluruz.
Ne demek zem zem?
Muhammedi dilde, Z daima sahipliktir Arapça’da.
Zişan, şan sahibi demektir.
Zülcelâl , celâl sahibi demektir.
Zulkadîr, kadir sahibi demektir.
Zem zem de böyledir. Nuru mim sahibi olandır zem olan yani.
İşte hepimiz böyle Kevser Havuzunda nur-u mim damlaları olmalıyız.
Allahu zü’l celâlimizin dünyayı yaratış muradıdır ve emrettiği şeydir.
Öyle kendimizi basitten alamayız.
Kendimizi değersiz kıldık diye değersiz değiliz.
Tam tersine eğer değersizsek bunu fırsat bilip
“Ben de bu gül tarlasından güller sultanına eğer şöyle arşa kadar çıkan güller yetiştirmesem yuh olsun!’ diyecek yürek lâzım.
“Bu eksikliklerimi, noksanlıklarımı, bilemediklerimi, olamadıklarımı geçen zamanlarımın tümünü gözyaşımla sulayıp da en muhteşem gülleri üretmesem bana da yuh!” diyecek yürek lâzım.
Yoksa şaşkınlar gibi, taşkınlar gibi: “Eh işte bizde bir şeyler yaptık canım!” deyip kendi afedersiniz pisliklerinin içerisine gül tohumu deyip işte âyette buyurulduğu gibi şeytan tohumu ekerse ne biçer?
Hüsran biçer.
Ve en kötü yönü seçer, lânet seçer.
İşte bütün bunlar Nur-u Mimsizliktir.
İlahi bağın, vuslat bağının, Allahu zü’l celâle salat bağının, Resûllullah salavat bağının, birbirimize gönülden gönüle geçen Allah yolu olan muhabbet bağlarımızın, sılalarımızın kesilmesi gerekir.
Bu bir ihanettir Allah korusun!


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 19 Haz 2009, 08:45 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 Ağu 2007, 02:00
Mesajlar: 724
Konum: Gelsenkirchen Almanya
CUMA CEM-İN YANSIMASI
HAK BAYRAMDIR DOSTA BUGÜN
KITMİR OLMUŞ ÇÖL AŞIĞI
GÜL KOKUSU YAYDI BUGÜN

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 26 Haz 2009, 00:59 
Çevrimdışı
Aktif Üye
Aktif Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Kas 2007, 02:00
Mesajlar: 142
Konum: İZMİR
Ne yapacağız yani şimdi. Halimcan’ın baldırından yarım kilo et alıp ta kavurma mı yapacağız?
Gönül güzelliklerimizden, Muhammedi özelliklerimizden başka ne var paylaşacağımız bu âlemde. Ne fark eder. Ahsen’den ne farkı var İrem’in?
Kim birbirinden ayrıymış?
Hangisi daha kutsalmış, böyle şeyler hiç birşey değil.
Onun için biz Resûllullah Efendimizin kadir ve kıymetini bilmeliyiz.
Bir gün inşâallah denkleştiririm


مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ

"Ma kaderullahe hakka kadrih innellahe fe kavviyyün aziz: Allahın kadrini gereği gibi takdir edemediler, hakıkat Allah, yegâne kaviy, yegâne azîzdir “ (Hac 22/74)

Allahu zü’l celâl o kadar kahrediyor ki, o da Allah’ın kadir ve kıymetini bilemediler buyuruyor. Kendisi buyuruyor!.
Benim çok hoşuma gitmişti bu âyetler. Ağlamıştım resmen yani.
Allah’ın kadir ve kıymetini bilemedi insanlar. Resûllullah Sallallahu aleyhi vessellem’in, Kur’ân’ı Kerim’in kadir ve kıymetini bilemediler.
Bir gün karşılaşacağımız mahşerde bir insan gibi dirilip
“Ya Rabbi bana karşı sevgisi, saygısı vardı. Noksanlarına karşı şefaat diliyorum” diye bir insan gibi yalvaracağını anlayamadı. Ya da tersine,
“Beni okuduğu anda terk etti, bildiği halde hiçbir kuralıma uymadı, çiğnedi geçti, davacıyım!” diyeceği gün sanki göz açıp kapayıncaya kadar sonra olacak!
İnanmayanlar, inanamayanlar gitsinler mezar taşlarına sorsunlar, ola ki birisi bir şey söyler!
Yani biz Resûllullah Sallallahu aleyhi vessellem’in hakikaten Muhteşemliği, Mubarekliği, Mukaddesliği, Muaazzamalığı, hesaba kitaba gelmez güzellikleri çünkü Allahu zü’l celâli yansıtan O’dur. Halife O’dur.
Allah’ın halifesi O’dur.
Nur-u Mim’dir,
Resûllullah’tır yani.
Yanlış anlamayın Abdullah Aleyhisselam’tan bahsetmiyorum.
Abdullah Aleyhisselam kuldur.
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resûluhu”
Abduhu ve Resûluhu;
Abduhu : Abdullah Aleyhisselam’dır.
Resûluhu: Resûllullah Aleyhisselam’dır.
Abdullah Aleyhisselam; İşte 1400 yıl önce Arabistan’da doğmuştur, neler yaşamıştır neler
Kur’ân’ı Kerim’i bize bildirmiştir.
Allah razı olsun her şeyi yapmıştır.
Döğülmüş, kovulmuş, övülmüştür. Neler olmuştur neler.
Ama Resûllullah Sallallahi Aleyhi vessellem sistemin varoluşundaki ilk noktadır.
Allah’ın ilk yarattığı şeydir ve son çekilecek olan şeydir.
Âlemleri de onun yüzü suyu hürmetine yarattı Allahu zü’l celâl.
İşte bütün bu anlatmaya çalıştığım şeylerin tümü inşâallah anlatmayı becerebilmişimdir. Çünkü ben irticalen konuşan bir insanım.
Yani bir şeye bakarak, okuyarak pek konuşamam. Yapım gereği öyledir.
Ama kendim için ne diliyorsam çok fazlasını can ü gönülden karşımdaki için dilerim.
Çünkü çocukluğumdan beri Resûllullah Salllahi vesselem’den aldığım bir terbiyedir bu. Allah dostlarından aldığım terbiyedir.
Bu benim güzel bir tarafım değil, onların güzel tarafıdır, ben de bunu uygulamaya çalışan bir insanım.
Onun için de hamd ü senâ olsun hayatımda Allah’a sonsuz şükür olsun bütün ömrümde yüreğime zerre kadar bir bina girmemiştir, araba girmemiştir, daha doğrusu hiçbir şey girmemiştir.
Sanki biraz sonra çıkıp gideceğim bir misafir gibi anlamışımdır dünyayı. Ve yaşayıp gidiyorum.
Allah celle celâluhu çoluk çocuğumuzu ve bizleri cimrilere muhtaç etmesin ve asla
Cahillere karşı mahçup etmesin. Bizi korusun!
Allahu zü’l celâl, celle celâluhu kendisine, emrettiği bağla bağlananları, Nurullah ve Nur-u Mim kadir ve kıymetini bilenlere hiç kimse şeytan ve şeytanlaşmışlara muhtaç etmesin, korusun Allahu zü’l celâl!
Biz duamızı can u gönülden yaparız ve inşallah hep beraber: “Âmin!” deriz.
Halimin söylediği türkü ne güzel bakınız!
“Ben sana aldanamam yârim ben sana dayanamam!”
Hem aldanamam, hem dayanamam bu çifte vuruş var ya, öyle güzel bir şey ki.
İki ağız gibi yani. Ve usturanın ağzında dans etmek gibi çok hoş bir şey.
Hani bizim âşıklar var ya, âşıkların atışması , herkes kendi yüreğindekini olduğu ortaya koyarak, düşünmeden, taşınmadan şöyle kısa bir şekilde aktarmalar, bunlar gerçekten çok güzel şeyler.
Çünkü bazı şeyler içerden gözükmez, dışarıdan bakıldığında gözükür.
Kendi çocuğunun büyüdüğünü fark etmez.
Başkası gördüğünde: “Aaa ne kadar büyümüş!” diye şaşar.
Kemâlâtta böyledir,
Hepimiz yolcuyuz, aynı yolu yürümekteyiz.
Hepimiz gelişiyoruz.
Gelişmekte bize emredilendir yani.
Gelişmemiz lâzımdır yoksa ters gidiyoruz demektir yani. Çok kötüdür.
Bugün Barbaros kardeşimin yazdığı Bawa’nın yazısında, ben o tarafa hiç inmezdim zâten. Hani yukarıdaki 7 yi hep işlemişimdir.
Ama bir de nefsin aşağısı vardır yani.
Aşağıya doğru indiğin zaman Nefsi Emare, nefsinden gafil olur.
Nefsi câhil olur.
Nefsinden de aşağı indi mi hayvan olur, daha aşağıda sapık olur, daha aşağıda lânet olur yani. İşte bugün âyetlerde okuduğumuz gibi daha indikçe iner, indikçe iner aşağıya.
Yukarıya çıktıkça da Nefs-i Emmâre, Nef-si Levvame: “Yavv biz ne yapıyoruz?” demeye başlar.
Sonra “Mülhimme” olur, gönül âleminden, Allah âleminden mesajlar, Muhammed Aleyhisslam’ın gönlünden haber almaya, ilham almaya başlar.
Mülhime yani.
Sonra bu duyuşları, ses yaklaşır iyice sesi söyleyen de yaklaşır bilme “Mutmaine” olur. “Tamam işte burasıtatmin yeridir.” der yani. “Bu” demektir yani.
Sonra Nefs-i Raziye olur.
Allah’tan razı olmaya başlar, razı olur yani.
Olsun olmasın derdini bir kenara atar.
“Olan Allah’tan oldu!” der.
Daha “Olsun! Olmasın!” tedbir bakımından düşünülür önceden, olduktan sonra Allah Celle celâluhu’nun Hükm-ü Hakktır..
Allah’tan razı olan kişilerden Allah razıdır.
Nefs-i Marziyye olur.
Sonra Nefs-i Safiye olur!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 54 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye