Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 21 Ağu 2019, 03:18

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2012, 23:36 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim


KUL İHVANÎ CUMÂ SOHBETLERİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLAHİRRÂHMANÎRRAHİM

(6 Nisan 2008 Tarihli Sohbet)

Nakşî Tarikatı kollarının kemâl kavşağı olan, Şam'da Salihiye Tepesinde medfûn bulunan ve maddî ve mânevî tahsilini Bağdad'da yaptığı için Bağdadî diye anılan Muhammedî Mürşid Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerinin bir salâvâtı vardır:

“Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedîn ve alâ âli seyyidinâ Muhammedîn bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîra.”
(Ücüncüsünde kesîran ile okunur)
“Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedîn ve alâ âli Seyyidinâ Muhammedîn bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîran kesîra.”

MÂNÂSI: ALLAH'ım! Efendimiz MUHAMMED (salallahu aleyhi ve sellem)'e ve Efendimiz Muhammed (salallahu aleyhi ve sellem)'in ailesine; dert çekenlerin (devâ dileyen çağırıcıların) ve devâ (çâre) lerinin tümü adedince salât-ü-selâm et. O'na ve onlara çok çok (çokça) bereket ver ve selâmlar et!.

Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerinin istigasesi
(ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e sığınması):


Bismillâhirrahmânirrahîm

“Yâ Hayyu Yâ Kayyûm Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm Yâ ALLAHu bike tâhassentü ve bi abdike ve Resûlîke Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedîn Sallallahu Tealâ aleyhi ve sellime istecertü Allahümme innî eselûke Yâ RAHMÂNu Yâ RAHÎMu bi esmâike'l-izâmi ve melâiketike'l-kirâmi ve Resûlîke aleyhim eftalü's-salavâti ve etemmü's-selâmi Ente'l-mahnî bilemhati ehl-i Bedrin velâ mâhatihim ve tenfahni bi nefâhatihim bi hakkihim aleyke Y RABB!”

MÂNÂSI: Yâ Hayyu Yâ Kayyum! Yâ Ze'l-celâlî ve'l-ikrâm! Yâ ALLAH! Sana sığındım (siper edindim) ve Senin kulun ve Resûlün Seyidimiz ve Efendimiz Muhammed Sallallahu Tealâ Aleyhi Vesselleme (teslim ve tâbi' olup) boyun eğdim! ALLAH'ım! Yâ Rahmân yâ Rahîm Senden Azîm isimlerin, keremli meleklerin ve Salâvâtların en fazîletlisi ve selâmların en tamı kendisine olan Resûlün ile (yüzü suyu hürmetine) istiyorum! (ki) Beni imtihan eden (deneyici-sınayıcı) Sensin, Bedir Ehlini bir lemhada (göz açıp kapayıncaya kadarlık sürede) bir üfürüşle (merhametle hayat verişle) mahvolmaktan (silinip yok olup gitmekten) kurtardığın gibi; onların Senin üzerindeki (hatırı) hakları hakkı için, onlara olan rahmet üfürüşünle (imdat edişinle) bana da üfür ve hayat ver (meded kıl) Yâ RABBi!

Yâ Rabbülâlemin!
O Bedir gününde göz açıp kapayıncaya kadar bütün umutları kesilmiş, her şeyin mahvolduğu bir an gibi gelen zamanda, göz açıp kapayıncaya kadar yaptığın bir anlık uyanışı, dirilişi ve zaferi bize de nasip et diyen Bağdadî Hazretlerinin meşhur yalvarışıdır bu.
İstigasesidir.
Veba hastalığından kendisi ve torunları dahil ölmüştür, şehid olmuş bir zâttır.
Pek çok tarikat kendisini oraya bağlar, doğru ya da değil bilemiyorum ama, kendisi çok yüce birisidir.
Abdulkadir Geylanî Efendimizin torunları Şeyü’l-Hazin Hazretleri, Şeyh Hüsameddin Hazretleri gibi 1900 ların en büyük veliyullahlarıyla birlikte olmuş, birbirinden ders alıp, ders vermiş çok yüce bir zâttır.
Büyük bir veliyullahtır.
Kendisinin sitemizde salavatı ve yalvarışı vardır.


Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedîn ve alâ âli seyyidinâ Muhammedîn bi adedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesîra

Salavatı onundur Doğu-Güney Anadoluda ve Hacı Bayram Camii gibi camilerimizde sabah namazından sonra okunmaktadır.
Allahıım, şimdi seni ne kadar nida eden varsa , derdine devâ dileyen varsa, ben de onların sayısınca sana yalvarıyorum yakarıyorum, candan yürekten bağlantı istiyorum.
Hakkı ve hayrı yaşamam için, kendi kulluğumu ispat etmek için, elimden gelen Muhammedî gayreti, Muhammedî Merhameti, Muhabbeti, Hasbi Hizmeti sunmak için Resûllullah Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz adına, hesabına ve şerefine, sadece ve sadece senin rızan için yaşayan bir insan olarak, yaşayan bir kulun olarak azmediyorum, demektir.


Euzubillahiminaşeytanirracim min hemezetihi ve nefhahi ve nefsihi !
Bismillahirrahmânirrahim
Şeytanın iç dürtüşlerinden, dış sokuşturmalarından bizzât kendisinden Allaha sığnırım!
Ramânve Rahîm olan Allahın adıyla..
Açık seçik düşman olan ikiliğin, tevhidsizliğin, şehâdete eremeyişin, kendi benlik batağında yok oluşun, hakkı ve hayrı göremeyişin, çılgınca ve hayvandan da aşağı bir hayatı sürüşün şerrinden, şirkinden ve ikiliğinden sana sığınırım ya Rabbi!


وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ

"Ve kur rabbi euzü bike min hemezatiş şeyatiyn: Ve de ki: «Ey Rabbim, şeytanların dürtüştürmelerinden (kışkırtmalarından) sana sığınırım!”
(Mi’minûn 23/97)


وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ

“Ve euzü bike rabbi ey yahdurun: Ve sana sığınırım rabbım! huzuruma gelmelerinden”
(Mi’minûn 23/98)

O denli sığınırım ki huzurumda şeytanın civarımda yani benim etrafımda olmasından da sana sığınırım.

“Euzubillahimineşeytanirracim”

Nasıl ki, Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem merhametin ta kendisiyse, merhametsizliğin ta kendisi olan, recm edilen şeytandan san sığınırım!
Recm şu demektir, hiçbir zaman hakkı ve hayrı görmeyen, hasret kalan demektir.
Muhammedsizliğin, hakikatsizliğin ve merhametsizliğin taa kendisi olan recm edilen yani Hakk rızası bulamayan, daima yalnız kalan, aykırı kalış.
Kulluk imtihanının iki kefesinin karşı tarafına konulan iki şeylik, birlik ve bizliğe hasret kalan bu hallerden sana sığınırım ki bu her insan içindir.
Öyle buyuruyor Ayşe validemiz;
“Ben bir gün Resûllullah sallallahu aleyhi ve sellem’le münakaşa ettim
O denli aşırı gittim ki Resûllullah sallallahu aleyhi ve sellem çıktı dışarıya.
Ve bahçeye, dışarıya oturdu, sırtını döndü.
Ben içerde evden çıkıp çok hızlı bir şekilde yürüyordum.
Öyle yürüyordum ki yerler zangırdıyordu.
Yani zelzele dilini kullanıyor. Zelzele olmuş gibi yer sarsılıyordu.
Resûllullah sallallahu aleyhi ve sellem hiç bana dönmeden
“Ya Ayşe, şeytanını da beraber mi getiriyorsun?” buyurdu.
O zaman o çok zeki olan annemiz, İslam fıkhının üçte birinin kurulmasına sebep olan, özellikle kadınla ilgili ve iç hayatla ilgili pek çok hadisin râvisi olan, âyetin açıklayıcısı olan annemiz:
“Kavgayı bıraktım ve dedim ki: “Ya Resûllulah herkesin bir şeytanı mı vardır?
Cevap verdi: “evet, herkesin bir şeytanı vardır”
O zaman kendisine: “Senin de bir şeytanın var mı Ya Resûllullah” dedim.
Bunun üzerin gülümsedi: “Evet ya Ayşe, benim de bir şeytanım var idi, ben onu Müslüman ettim!” buyurdu.
Bu hadis bütün hadis kitaplarımızda mevcuttur.
Meâlen arz ettim.
Ne anlıyoruz?
İkilik her insan için vardır, şeytan.
Çünkü bununla imtihan olmaktadır insanlar ve böyle yaratılmışlardır.
Açlık, tokluk, şehvet ve diğer özellikler kendi beden, nefis, kalb ve ruhuna program olarak yüklenmiştir.
Bunun dışında melekler ya da altındaki hayvanlar, bitkiler ve cansız maddeler imtihan için gelmemiştir.
İmtihan ancak AKIL verilen, beden verilen, nefsi, kalb ve ruhu normal çalışan insan içindir.
Bu nedenle tercih etmek, aklını, vicdanını kullanarak bir tercih yapmak durumunda kalmıştır insanoğlu, kalmaktadır, kalacaktır son nefese kadar.
İşte bu kulluk imtihanı dediğimiz, acaba biz ne yapıyoruz bu âlemde?
Niye geldik?
Hiçbir şey maksadsız ve gayesiz yapılmazken, iplik takılan bir iğne kırılınca çöpe atılırken, kırılan bir bardağı çöpe atarken, kopan bir parmağı çöp kutusuna atarken bütün bu olanlar içerisinde bizim var edilişimiz, muhteşem ve muazzam var edilişimiz neden olmuş?
Bunu düşünmek zorundayız, düşünmediğimiz takdirde akla ihanet etmiş oluruz.
Çok yazık olur.
Yani bir kişi çıldırıp evini yaksa, komşuları ona derler ki: “Yazık oldu!”
Çünkü onların aklı yerindedir.
Çıldıranın değildir fakat onların aklı yerindedir.
Fakat onlar gerçekten candan yürekten üzülürler çünkü akılları bunu emreder.
Öteki çok sarhoştur, dağıtabilir.
Aklını kaybetmiştir daha başka şeyler de yapabilir.
Cinnet getirmiştir fakat akıllı olan komşular candan yürekten yanarlar.
Buna sebep AKILlarıdır.
Çünkü aklı selimdir onların, normal düşünürler.
İşte insan bu hayatta bir tercih yapmak zorunda kalıyor.
Bütün hayatı yaşıyor, uzun bir zaman yaşıyor, birçok şeyi biliyor, görüyor, şahidi oluyor.
Neticede son söze hazırlanıyor. En son söze.
O öyle bir söz ki, artık o sözden sonra her zaman kullandığı ellerini kullanamıyor, ayaklarını kullanamıyor, eşyalarını kullanamıyor, dünyayı kullanamıyor artık çekip gidiyor.
İşte bu sevdiklerinin yüzüne bakmaya kıyamadığı, çok muhabbetleri olduğu, onsuz olmayı düşünemedikleri, bu denli sevdikleri bir insanın içerisindeki Nurullah ; Nur-u Mim, El-Hayy, dirilik, tevhid uzantısı çekildiği anda, cereyan kesildiği anda; bir saat sonra kokan, bir gün sonra yanına yaklaşılamayan, bir hafta sonra ise paramparça olmuş bir leş-beden vardır yani, nefs vardır.
İşte bu Lâ ilahe’dir yani.
“İllallah”ı gitmiştir çünkü.
İşte bu hayat hepimiz için bir tuzaktır.
Tuzaktan kastım, haber verilen, kuralları belirtilen bir oyundur.
Bir tiyatro oyunu gibi kaderlerimiz çeşitli yerlerde çeşitli zamanlarda ve çeşitli hallerde, çeşitli rollerde geçer.
Her şey senaryoyu yazan tarafından yazılmıştır.
Alın yazılarımızı akıllarımızla okur, avuçlarımıza parmak izlerimizle yazarız. Kader Kitaplarımızı okur da Hayat Defterlerimize yazarız.
Hayatımız bittiğinde, roller bitip tiyatro sahnesi kapandığında herkes iki omzunda taşıdığı hayır ve şer videoları ile tespit edilmiş ömrünü çok seri, hızlı bir hesapla, zaman bile denilemeyecek sürede A’dan Z’ye , en ufak zerrelere varıncaya kadar.


Bismillahirrahmanirrahim


فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ

"Ve mey ya'mel miskale zerratin hayray yerah: Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür.”
(Zilzâl 99/7)


وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

"Ve mey ya'mel miskale zerratin şerray yerah: Kim de zerre miktarı şerr işlemişse onu görür.” (Zilzâl 99/8)

“Kim o ki, zerre kadar, tütün tohumu kadar, ışıktaki güneşten bir karaltı kadar hayrettiyse onu görecektir”
“Kim de şer işlemişse iğne ucu kadar dahi olsa onu mutlaka görecektir.”
Bu sistem kesin ve doğrudur.
Bundan kaçış yoktur.
İşte Allahu zü’l celâlin Halifesi , bütün sistemin Anası, Rahmetellilâlemin, aslı nur olan, nur-u mim olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellembu yüzden kendisinin canını, kanını, her şeyini kıyamete kadar taşıyacak Ehl-i Beytin anası, tevhid tahtası, hepimizin başımızın tacı anamız Fatmatü’z- Zehra Annemiz’e sağ elinin iki parmağını, işaret parmağı ile yanındaki parmağı göstererek: “Fatma Fatma eğer iki rekat sabah namazını kılmadıysan vallahi baban Muhammed’e güvenme!” diyecek kadar çook kesin mutlaka olacak bir şeyi haber vermiştir.
Bu söz Muhammed Aleyhisselatı Vesselamın birliğinde hâşâ ayrılık olamaz. Kim ki bu denize girmişse, o denizdendir!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2012, 23:38 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Resim


KUL İHVANÎ CUMÂ SOHBETLERİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLAHİRRÂHMANÎRRAHİM

(6 Nisan 2008 Tarihli Sohbetin Devamı)

Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın birliğinde hâşâ ayrılık olamaz.
Kim ki bu denize girmişse, o denizdendir.
O denize katılan her hanım, Fatmatü’z- Zehra’dır.
Her erkek Hz.Hasan, Hz.Hüseyin Aleyhissalâtü Vesselâm Efendilerimizdir.
Aksini düşünmek bir yere varamayıştır, onu bilemeyiştir, bulamayıştır, öyle olamayıştır ve ne acı ki öyle olamayıştır.
Her şeyin öbür tarafta olmasını arzu ediştir.
Bu tarafta hiç bir şey yok sanıştır!.
Bir isim koyup, “Yalan Dünya” diye yaşanan bir hayatı, hayalî bir Rabb, hayalî bir din , hayalî bir uygulama içerisinde herc ü merç ediştir.
Harcayıp, şeytan ve şeytanlaşmışlara uşaklık ederek, şakşakçılık ederek, onların oyunlarına yoldaşlık ederek harcar, sonra da geberir gider!
İşte bu korkunç bir acıdır. Bu hüsrandır.
Ne demek hüsran?
Kâr etsin diye çocuğunuza sermaye verirsiniz, ya da kendinize sermaye ile iş açarsınız.
Kar beklersiniz ama ne kârı, anayı da yerse hüsran olur!
Allah bizi korusun!.

Onun için Allahu zü’l- celâl, Kur’ân-ı Kerim’in son bölümleri hep Hakikat-i Muhammedîye’dir.
İlk başları şeriatı Muhammedîye’dir.
Sonra Tarikat-ı Muhammedîye gelir. Tâ-Hâ, Meryem ve civarlarında.
Sonra Marifet-i Muhammedîye gelir, Hâ-Mim’lerde vesairede.
Sonra Hakikat-ı Muhammedîye gelir.
Böyledir demyorum içindekilerin son kısımlarda çok düşünülmesi gerekir.
Bir İhlas Sûresinde Kur’ân-ı Kerim’in üçte bir hakikatı anlatılır.
Bunlar hep hakikattir.

Ne gerekir ki, gönüllerimiz Kur’ân-ı Kerim okusun, Kur’anı Kerim de bizi okusun da her sûresini şehirler gibi, diyarlar gibi gezelim.
Her beldesine uğrayâlim, her âyetini bir sokak gibi gezelim ve her harfinde bir ayrı âlemler seyredebilelim.
Bütün bunlar ulaşım meselesidir.
Adres biliş meselesidir.
Yolu buluş meselesidir.
Buna lâyık oluş meselesidir.
Ve hayatı yaşayış meselesidir.
Çünkü yaşanmayan yalandır.
Yaşanmayan aşk bir yalandır, bir oyundur, şeytan tuzağıdır.
Şunu demek istiyorum, ölçü içerisinde, şer’i ölçüler içerisinde, Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem’in izlediği İZ üzerinde HAKKı inanarak, bilmek, bulmak, olmak ve yaşamak, HAYRı bizzât tatbik etmek, işte bütün bu anlatmaya çalıştığım şeyler bizi İKİlik Şeytanlığından, Vahdet Muhammedîliği’ne getirir. TEVHİD Ehli eder.

“Euzubillahîmineşeytanirracim Bismillâhirrahmânirrahîm!” diyen bir kişi de bunu bilerek, bularak, gerçekten öyle olarak ve yaşayarak söylüyorsa onlar için korku ve hüzün yoktur.
Onlar açık seçik sözüne güvenilir İlk Söz Ehlidirler.
Yani sözleri özlerindedir elest bezmindeki SÖZlerini şimdi isbat etmekteler!

Elbette bu hayatta herkes yemek tabakları gibidir.
Buna mecburdur, onun için
Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellembuyuruyor: “Benim de gönlümü sizler gibi bir bulut kaplar, ben de günde 70 kere tövbe istiğfar ederim”
Kim?
Abdullah Aleyhisselâm olarak, beşer yönüyle buyurmakta.
Resûllullullah sallallahu aleyhi vesellem olarak değil bu.
Beşerî insan olarak, bizim gibi insan olarak, seven sevilen, üzülürken canı sıkılabilen aynen bizim gibi, mutfağa gidebilen, tuvalete gidebilen, her şeyi olabilen bir insan olarak demekte ki bize tatbikatı göstermiştir.
Yaşamayı öğretmiştir bütün hayatıyla.
İşte bu özellikler ve güzellikler bizim için Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem ayak izleridir.
Biz bu mayınlı tarlanın herkesin her tür yöne at koşturduğu, 360 derecelik dairede 359 tane kıbleye döndüğü yerde, sanki Muhammedî bir mıknatıs varmışcasına illâ ve illâ kalbimizi Kabe’ye kitleyen bir dosdoğru şehâdet şehri, Şuunullah Şehâdetiyle İmam-ı Mutlak Muhammed Aleyhisselat-ı vesellam’ın arkasında durduğumuz namazda hep beraber “Allah’u Ekber!” diyebilmek şehâdet şerefini, şifasını,
Allahu zü’l- celâlin bize merhameti, inâyeti ve hidâyeti ile yaşayabilmek bütün meselenin aslı astarı budur.

İşte bu son sözdeki, son varoluştaki oyun sahnesinden çıkarken, sahne kapanırken en son söz olarak
“Eşhedü :
Ben 60 sene yada 70 sene yaşadım, bu şehri baştan başa gezdim, bütün eserleri izledim, gerçek ustayı gördüm.
Tüm resimleri izledim bir resim olarak, Ressamı olması gerektiğini gördüm, saygı duydum. Ve onun Uluhiyetine ve “Allah” lığına gerçekten şehâdet ediyorum!
Yaratılmış hiçbir şeyden yaratan olmayacağını anladım!
Ve bu hususta Allahu zü’l- celâlin emri gereği, Allah ve Resûlune teslim olunuz emri gereğince teslim oldum, hamdolsun Müslümanım!
Allah ve Resûlune iman edinizi duydum ve uydum, Hamdolsun mü’minim!
Allah ve Resûlune tâbi olunuz emrini duydum ve uydum . Şeytan Dostluğundan vazgeçip de Allah’ın Dostu oldum. Yani Veliyullah oldum!
Allah ve Resûlune itaat ediniz emrini duydum ve uydum, Ehlullah oldum!
Ben de Allah’ın ailesinden oldum!
Hizbüş’- Şeytandan ayrıldım, Hizbullah’a katıldım!
Yüceliğin en yüceliğine emredilen noktaya geldim.
Çok yüksek bir insan olmadım, normal bir insan oldum.
Alçaklıktan kurtuldum!
Muhammedî Sırat-ı Müstakîm Seviyesinde sıfırladım AKLımı ve vicdanımı!
Yani ben Resûllullah Sallallahi vesellem’e “Allahu Ekber!” dedikten sonra hiçbir şey yapmayıp sadece böyle kalmaya sabrettim!
Hakta ve Hayırda olmaya sabrettim!..
Sadece ve sadece dârüs’- Selâm Selâmeti diledim!
Dünyamda, Dinimde Âhiretimde!..

İşte bütün bu güzellikler ve özellikler burada ispat edilirse doğrudur.
İnşallah kardeşlerimizin gönülleri huzur içindedir.
İşleri, eşleri, aşları ve başları Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem Emniyeti içindedir inşallah. Eminliği içerisindedir.
Bu kaypak, her yer yağlı, delinin de velinin de kayabileceği kadar yağlı bir ortamda biz ancak ve ancak, sadece ve sadece Kur’ân-ı Kerim’in mutlak olarak emrettiği ve Allahu zü’l- celâlin Muradı olan;
Muhammed Aleyhissâlatü Vesselâm’ın bir harfinden dahi vazgeçmeksizin, O’nun ebedî yüreğinde OLuş ve KALış azmimiz ve arzumuzu inşallah,
Muhammedî bir Gayretle kendi Canlarımızla,
Muhammedî bir Muhabbetle Yakın kardeşlerimizle,
Muhammedî bir Merhametle İnsanlıkta ve
Muhammedî bir Hakikatle, Muhammed Aleyhisselatı vessellam’ın kendisinde BİZ olmayı ve BİR olmayı,
Rabbımız celle celâlihudan tercih olarak diliyoruz!
Yani biz böyle dua ediyoruz.
Bunu talep ediyoruz emredildiği gibi.
Kendimizden bir şey düzmüyoruz, yakıştırmıyoruz, takıştırmıyoruz.
Bir şeyler sokuşturmuyoruz, doğrudan doğruya Kur’ânı Kerim’in ve Resûllullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin emrettiği şekilde bir kulluk yapmayı arzu ediyoruz.

İşte bunun için BİZ, birbirimizin ne altındayız ne üstündeyiz, ne önün de ne de arkasındayız.
Tıpkı namaz kılar gibi, sıkı sıkı omuz omuzayız saf safayız, yan yanayız.
Önde oluş, arkada oluş hiç önemi yoktur, kader gereğidir.
Gariban İngiltere’dedir, öbürü Almanya’dadır, birisi Amerika’dadır, birisi Türkiye’dedir, kaderleri neredeyse.
Fakat duyduğumuz ve uyduğumuz Muhammed Aleyhissâlatü Vesselâm İLK NOKTAdır, Nur-u Mim dir. Allah’ın Nurudur.

İşte bu, gerisi senaryoyu yazanın işi.
Nerede, ne zaman, nasıl duyacak ve uyacak hep herkesin kendi yazısında vardır.
Soru: Duyuyor, uyuyor mu?

“semi'na ve eta'na” (Bakara2/285) derler ki:
“Şimdi duyduk daha!
60 yıldır ezan okunuyordu ama duymamışım şimdi yeni duyuyorum daha!
Yüreğimde ilk defa Muhammed Aleyhissâlatü Vesselâm Kur’ân okuyor, Ezan okuyor!
İşte bu “semi'na ve eta'na” şimdi itaat ederim artık!
Yani cehenneme koysan dahi Muhammedî olarak itiat ederim.
Cennete de konsam itaat ederim, çünkü bunun yolunu yordamını anladım!” derler..

Bu bir varsayım değildir.
Ancak içinde bulunduğumuz toplumda, yüzyıllardır yıprana yıprana şahsîleşmiş, kişileşmiş, şirketleşmiş, aile malı haline gelmiş, yedi göbek bir saltanak haline dönüşmüş edebsiz, ilahî ilimsiz Muhammedî edepsiz, âlim olsun zâlim olsun yeter ki görüntüsü iyi olsun!
Bir şeyler söylesin, bir şeyler yapsın.
Tıpkı bir balon gibi şiştikçe şişen, ama sonunda mutlaka patlayan ya da çatlayan, hüsrana göçen, pek çok masum insanın da manevî katili olan bir tarikat veya cemaat oluşmuş bir sistemden de Allah’a sığınırız!

Hep söyleyip duruyoruz, Resûllullah sallallahu aleyhi vesellem, Abdullah aleyhisselâm olarak Arabistan’da zuhur etmiştir, kaderini yaşamıştır. Kur’ânı Kerim’i Resûllullah Sallallahi vessellem getirmiş Abdullah Aleyhissâlatü Vesselâm olarak ve yaşayarak uygulamıştır.
İşte biz Resûllullah Sallallahi vessellem’i duyarız, Abdullah Aleyhisselâm’a uyarız.
Ne yap derse yaparız?
Bunun dışında bir kimlik, kişilik, ad, san, herhangi bir vasıf taşımayız!
Bu vasıfları taşırız dersek biliriz ki bu Resûllullah Sallallahi vessellem’e ihanet olur hâşâ!
Konuşursak onun adına konuşmalıyız, onun hesabına hayır işlemeliyiz.
Kötülüklerimiz zâten elimizin yüzümüzün karasıdır.
İşte bu BİZ’lik Muhammed Aleyhissalatı Vesselâmın gönül denizinde Hakk ve Hayr Damlası oluşlar, bütün bunlar buradayken, yaşarken olması gereken hususlardır.

Bize yanlış öğretilmiştir.
Rabbımız celle celâlihu elbette El Kerîmdir.
Rabbımız celle celâlihu El Kerîm olduğu için zâten; Resûllullah Sallallahi vessellem Fatıma Validemize en ağır yemini ediyor!

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), sabah namazına kalkamadılar sanıpta Alî (keremullahi veche) ile Fatımatü’z-Zehra validemiz’in başucuna oturup ve iki parmağı ile işaret ederek:

“Ey Fatıma! İki rekat sabah namazını kılmadın ise vallahi baban Muhammed (sav)’e güvenme.!” buyuruyor...

Ve yine:
Ebu Hureyre (radiyallahu anhu): “(Önce) en yakın akrabanı uyar!”(Şuarâ 26/214) âyeti celîlesi inince Resûlullah (sav) Kureyş’i dâvet etti ve (konuşmasının bir yerinde):
“Yâ Fatmâ! Nefsini ateşten kurtar! Ben sizin için ALLAH yanında hiçbir şeye sahib değilim!” buyurmuştur.

(Müslim, Îmân 348)

“Allah üzerine yemin ederim ki baban Muhammede güvenme” buyuruyor.
“Neden? “
Allahu zü’l- celâl El Kerîmdir, El Adildir çünkü sözünü yerine getirir.
Emin olamayız, kimse emin olamaz!
Bu düzmece işlerde; hiç Allah’tan korkmadan Resûllullah Sallallahi vessellem’den utanmadan ve insanlara acımadan:
“Bize uyanlarkurtuldu! Ya da benim şeyhim gelir Münkir Nekir Meleğine karşı çıkar, şöyle der böyle der, tutuverir, kaldırıverir!” diyenler

“Beni size Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki yarın mahşerde bana ne yapılacak bilmiyorum umarım ki merhametine garkeder!” buyuran Muhammed Aleyhisselatı vessellam’ı duyamamışlardır.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem); Ümmü A’lâ (radiyallahu anhu)’nun, Osman İbni Maz’un’un ölümünden sonra onu tezkiye için söylediği:
“ALLAH (bu imânlı, tâatli kuluna ikrâm etmez de) ya kime ikrâm eder?” demesi üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “ALLAH’a yemin ederim ki Ben ALLAH’ın bir peygamberi iken, Bana (ve size yarın) ALLAH tarafından ne muamele yapılacağını bilemem!” buyurdu.

(Buhârî, Cenâiz 3, Tâbir 13)

Ve gerçek bu iken Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i dinlemezler ise, istedikleri gibi konuşsunlar...
Ve istediklerini de yapsınlar!...

Onlar başka şey peşinde koşmuşlardır bilerek bilmeyerek.
Çünkü onlar Muhammedî Melâmeti bilmezler.
Onların bildiği nefislerine uymuş akıllarının uydurduğu bir uydurmaca inanç sistemidir.
Tenkit için söylemiyorum tehlike için söylüyorum.
Hiç umurumuzda değil, isteyen istediğini yapsın, zâten de yapıyor.
Ancak Hakkı BİLip, BULup, Hak ehli OLup, hayrı YAŞAmak isteyenlere Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem adına hesabına söylemek zorundayız.
Bizim işimiz bu çünkü, tercihimizi böyle kullanıyoruz.
Ben bir kervan kıtmiri olarak böyle düşünüyorum!
Şu anda iki tane sınıf arkadaşım bakan. Siyaset benim için de var idi.
Şunu söylemek istiyorum; ben Resûllullah Sallallahi Vessellem’i tercih ettim.
Üstün olduğumdan değil, iyi olduğumdan da değil, inancım böyle.
Bu devirde Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem inancına, şerefine, tarikatına, hakikatine ve marifetine geçen köprü olalım, yol olalım.
Bütün insanlar üzerimize basarak geçsinler yeter ki Resûllullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize ulaşsınlar.

Bu Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem’e bir vefâ borcumuzdur.


Allahümme salli ve sellim ve bârik allâ seyyidinâ Muhammedîn Abdike ve Nebîyyike, ve Rasülûke ve Nebîyyi'l-Ümmiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi vessahbihi ve ümmetihi...
Salâten tekuni lirızaen ve lihakkıhi edâen!


“Ben tüm bu SALL ları senin rızan için yapıyorum Yâ RABBî celle celâlihu!.
Ve Muhammed Aleyhissâlatü Vesselâmın hakkını edâ etmek için yapıyorum Yâ RABBî celle celâlihu!.”
Demektir son söylediğimiz. Bir haktır, hukuktur!
Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem’in üzerimizdeki hakkıdır, hukukudur.
Kâinâtın VAR-OLuş sebebidir çünkü.
Tümünün, tüm sistemin kuruluş sebebidir.


“Ya Resûllullah, Allaha var iken hiç bir şey yok iken neyi halk etti ?” diyen Muaz Radiyallahuanhu’ya:
“Nur-u Nebîyyike Yâ Muaz!..”
“Nebinin nurunu yaratmıştır Yâ Muaz!” buyurmuştur.


Câbir B. Abdillah (radiyallahu anhu)’dan: “Yâ Resûlullah! Anam, babam Sana fedâ olsun, ALLAH’ın en evvel yaratığı şeyi bana söyler misin?”dedim. Resûlullah (sav) buyurdu ki: “Yâ Câbir! Eşyâdan önce kendi nurundan (Nurullah) senin peygamberiyin nurunu yarattı ve şöyle buyurdu: “O nur ALLAH’ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin, ne ins var idi.” Ondan sonra buyurdu ki: “ALLAH Teâlâ mahlûkatı yaratmak istediği zamanda o nuru taksim edip 4 parça yaptı: İlk parçadan kâlemi yarattı. İkinci parçadan levhi yarattı. Üçüncü parçadan Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı taksim edip 4 parça yaptı: İlkinden gökleri yarattı. İkincisinden yeri yarattı. Üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip 4 parçaya ayırdı. Birincisinden mü’minlerin gözlerinin nurunu yarattı. İkincisinden kalblerinin nurunu yarattı ki o, ALLAH’ı bilmedir. Üçüncüsünden dillerinin nurunu yarattı ki o da Kelime-i Tevhiddir.......” buyurmuştur.
(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175;İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadisi kudsîde: “ALLAH: “Seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım.”buyurdu” buyurmuştur.
(Îmân Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Aclûnî, Keşfü’l-Hâfâ I-265/827)


وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
" Ve ma erselnake illa rahmetel lil alemin: (Resûlüm!) Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.” (Enbiyâ 21/107)

Rahmetellil Âlemin’ âyeti budur.

Bir şey var olamaz o noktadan doğmadan!
Firavun dahi o noktadan doğmuştur.
Firavunluğu çok sonradandır, 18 yaşından sonra başlamıştır.
Bebekken aynen Musa Aleyhisselâm gibi annesinin rahmân ve rahîm memelerini emmiştir.
Annesinin rahîminde büyümüştür.
Er Rahîm esmasının olduğu yerde!
Şeytanların Şehvet Çukurunda değil!
Rahmân ve Rahîm olan Allahu zü’l- celâl’in, Er Rahîm esmasını verdiği ana karnında büyümüştür.
Firavunluğu çok sonradır ve: “Ben sizin yüce Rabbınızım!” dediği için firavundur!


فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
"Fekale ene rabbukumul'a'la.: Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi.” (Nâziât 79/24)

Yanlış tercih kullandığı için firavundur.
Emre uymadığı için firavundur.
Firavun yaratıldığı için firavun değildir!
Kimse firavun yaratılmamıştır
Allahu zü’l- celâl kendi yaratır kendi suçlamaz.
Herkese akıl, vicdan cüz’i irade ve her şeyi verilmiştir.
Aklı kadar imtihan olur.
Bir gözü olan bir gözden imtihan olur. Gözleri olmayan gözden imtihan olur mu?
Neden olsun? Nasıl olsun? Adalet mi bu?..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2012, 23:39 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Resim


KUL İHVANÎ CUMÂ SOHBETLERİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLAHİRRÂHMANÎRRAHİM

(6 Nisan 2008 Tarihli Sohbetin Devamı)

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM

Bir gözü olan bir gözden imtihan olur.
Gözleri olmayan gözden imtihan olur mu?
Neden olsun? Nasıl olsun? Adalet mi?
İşte bütün bu her şeyi yerindeyken kör gibi davranan, sadece kendini kandırır.
“Güneş yok!” der kendi körlüğünü kabul etmez.
Bütün bunlardan şunu söylemek istiyorum;
Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem; çok iyi BİLinmesi, mutlaka BULunması, illâ ve illâ yanında OLunması, yüreğinde olunması, tercihen YAŞAnması gereken Allahu zü’l celâlin Nurudur, Nur-u Mim’dir.
“BİZ” kelimesini ham sofunun kullandığı anlamda kullanmıyoruz!
“İyyake na'büdü ve iyyake nestaîn”
Ve iyyake nestaîn: “ Ve ancak senden isteriz.” diyen yine Muhammed Aleyhisselâm’dır,
Tek başıma şimdi ben namaz kılarken: “Biz sana kulluk ederiz, yalnız senden isteriz” diye ne diye diyeyim.
Sonra benimle ne ilgisi var bunun?
Bundan murad Muhammed Aleyhisselam’dır, İmam-ı Mutlak O’dur çünkü.
Ebedi İmam O’dur, ezeli imam O’dur, Muhammed Aleyhissalatüvesellem’dir.
DUYmamız ve Uymamız FARZ olan O’dur.
İşte bu Muazzamlık, Muhteşemlik, Mübareklik, Mukaddeslik bu denli Muhammed Aleyhissalatüvesellem’de “Mim” olmuştur, “CiM” olmuştur, “CeM” olmuştur.
Şiir gibi konuşuyor değiliz, hakikattir bu, doğru olan budur.
Eğer BİLmezsek nasıl BULacağız?
Bulmasak nasıl OLacak mışız?
Olmasak neyi YAŞAyacak mışız?
Rüyada mı yaşayacağız, hayalen mi yaşayacağız?
Çocuk bile bilir yani.
Şeker yedin mi desen, çocuk güler: “Ne şekeri?” der.
Yaz oraya, çocuğa okut bakalım “Şekeri yedin mi?’ diye,
Sana der ki: “Nerde bu şeker?”
Hiçbir şey demeden şeker yedirsen, gözünle işaret etsen:
“Nasıl?” diye, eliyle işaret eder sana: “Çok harikaydı” diye…
Neden?
Yaşamıştır, hayalci değildir.
Satılık, kiralık Rabb yoktur.
Çok özür dilerim, şah damarından yakın olan Rabb’isiyle tanışır, dosdoğru adamdır çünkü. Böyle bir inancın sahibidir.

Onun içindir ki, hased gibi hiç insan şerefine yakışmayan, Allahu zü’l celâlin tüm kaderini alt üst etmeye yönelik basitliklere boyun eğmez.
Kibir gibi, yalan gibi, kin gibi, garaz gibi, iftira gibi bin bir türlü pisliklerin içerisine batma edebsizliğine kalkışmaz.
İnandığı gibi yaşar.
Yani duyduğu gibi uyar Muhammed Aleyhisselam’a.
Onun için meyhâneye gitseler de Allah’ın Güneşi olarak giderler, onlar olmadı mı Kâbe karanlıkta kalır, Kâbe yok olur.
Kâbe’yi bulamaz.
Çünkü onlar elele, gönül gönüle Muhammed Aleyhissalatüvesellem’e DİRİden DİRİye bağlıdırlar, hayalen değil!
Birbirlerine Allah’ın Nurunu aktarırlar.
Gönülden gönüle giden yolla Hakk’a giderler.
Ve ellerinin üzerinde Allah’ın eli vardır.
Yani Nurullah’ın eli Nur-u Mim’in üzerindedir,
Nur-u Mim YÜREKlerimizdedir, ÖZümüzde, SÖZümüzde, GÖZümüzde, İZimizdedir.
Bunlar çok doğaldır.
Onun için bizim toplumumuz yanlış eğitilmiştir.
Birisine Allah dostu, velîyullah deseniz, “hâşâ!” diyor.
Ama akşama kadar şeytanın dostu olmaya, uşaklık yapmaya “hâşâ!”demiyor.
Kendisine Allah’ın Dostu olduğunu söyleseniz şaşıyor.
Neden? Düşmanı mı?
Çünkü ütopik yapıldı, korkutuldu, uzaklaştırıldı.
İllâ birilerinin uydusu olacak, illâ birilerinden bekleyecek, sanki Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem ölmüş gitmiş gibi.
İşi bırakmış başkalarına, şimdi onlar oyun oynuyorlar.
Hâşâ yani, bunlar uydurma şeylerdir, asla doğru değildir.
Buradaki kardeşlerimiz bizim yakınlarımız, canlarımız, belli bir amaç, hizmet, gayeye doğru yönlenmiş, Allah’ın ve Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem’in hasbi hizmetini seçmiş, hiç yansız, yönsüz, dosdoğru bir yolda, birbirimize yardımcı olmaya çalışıyoruz.
Bildiklerimizi paylaşmaya çalışıyoruz.
Hepimiz, hiç birimizin birbirimizden farkı yoktur, câminin cemaati gibi, “Allah-u ekber!” dedin mi, arkadaki kim, kim biliyor, kim bilmiyor biter.
Muhammed Aleyhisselam konuşuyor, çünkü İmam-ı Mutlak O!.
Hizmet ayrı şeydir, çok bilen çok hizmet etmesi lâzım.
İNSAN yetiştirmesi lâzım.
Hepsini Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin memnun olacağı şekle getirmesi lâzım.
Eğer bilinç içindeyse, vicdanlıysa, Allah’tan korkuyorsa, seviyor ve sayıyorsa, muhakkak bu işi çok doğru yapması lâzım.

Ama bugün şu içinde bulunduğumuz ortamda başka bir şey var, bir sıkıntı var.
İnsanlar, çok değerli insanlar, Allah için olan insanlar bile yanlış yere, davul sesine gitmektedir.
Oysa Dostun sesi Kur’ân-ı Kerim’in sesidir.
Bizim sesimiz değildir.
Biz Kur’ân-ı Kerim’i söylüyoruz, Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem’i söylüyoruz.
Kendi adımıza, hesabımıza ve şerefimize söylersek o zaman biliriz ki, bu bahsettiğimiz şey şeytana aittir.
“BİZ” olarak söylediğimiz zaman Muhammed Aleyhissalatüvesellem’a aittir.
Bundan zerre kadar tâviz veremeyiz.
Hayalimizden geçiremeyiz.
“Ben böyle diyorum ama sen şöyle anla!” yı şeytanlık anlarız.
Dediğimiz gibi anlayacaksın, anlamalısın!
Çünkü Resûllullah Sallallahu ve sellem öyle buyurmuştur sahabelerimiz ra. öyle DUYmuş ve öyle UYmuştur.
Bizi başkası ilgilendirmez.
Kimin ne yaptığını, ne yapacağını kendileri hesabını verecektir.
Bizim onlarla bir derdimiz yok yani.
Ama biz, bizimle kader birliği yapmış insanları yanıltamayız.
Yanlışa düşüremeyiz, yani hata yapamayız.
Çünkü diyelim ki, Zahidcan: “Ben de varım” diyor, “Allah için ben de varım, Resûllullah Sallallahu ve sellem için ben de varım!” diyor.
Ne demek?
Şu demek: “Ben bu kervandayım!” dedi mi bu kervandan geriye saç teli kalamaz!
Çocuk ta gider, öteki de gider, beriki de gider.
Bir yayla göçü gibidir âdeta.
Herkes kendi haliyle gider ama mutlaka gider, hasta da gider, sağlam da gider, temiz de gider, kirli de gider ama yol boyunca bunlar çözülür!
Çözülür, çözülür neticede herkes Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem’in oğlu ve kızı olarak huzuruna varır.
Bu bir hayattır. Bunun için yaşamaktayız. Bunun için ömürler çürütmekteyiz.
İbadetler, itaatlar, bunca imanlar, ihsanlar, bu olanlar, olmuşlar ve olacaklar hepsi tümü sadece “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammedü’r- Resûllullah” kelimesi içindir.
Bu kelimeyi bulmayan her iş, başkası için yapılmıştır.
Daha Türkçe’si Şeytan için yapılmıştır.
Çünkü aklı olan için iki şey vardır.
Ya HİZBULLAH ya da HİZBUŞŞEYTAN .
Yani Allah tarafında, Şeytan tarafında olan diye ikiye ayrılmıştır.
Ya Cennet ya Ateş, ya Nur ya Nar.
Âyetleri biliyorsunuz çok açıktır. İkisinden birisidir.

İşte bütün bu anlamaya ve anlatmaya çalıştığımız hususlara dikkat edilmesi gerekir.
Kader çift çalışır dâima, İnsan aklı ve cüz’i iradesiyel tercihine göre.
Her şeyi yapıp yapıp haşâ Allah’ın üzerine atmak gafillerin, cahillerin, sapıkların ve hayinlerin işidir.
Allahu zü’l celâl ne yapılması-yapılmaması gerektiğini açıkça emretmiştir Kelâmullahında.
Kendisi tetiğe basıp, aklı, fikri, vicdanı yerindeyken, -akıl hastası değilken demek istiyorum - birinin canına kıyıyorsa, bunun karşılığının ne olduğunu bilmekte, görmektedir.
Ha bilmiyorsa, bilmediği için, sorumlu olup da öğretmeyenler Allah’ın katında hesap verecektir.
Yeni doğurduğunuz bir çocuğu balkona koyarsanız, Er Rahmân ve Er Rahîm olan Allah Teâlâ dondurur ve öldürür.
Ama sizi merhametsizlikten cehennemin zümerâsına sokar!
Bu bir imtihan sorusudur.
Çünkü Allahu zü’l celâl için, ne çocuğun, ne senin, ne de cehennemin bir önemi yoktur.
Tıpkı bir resim gibi. Yırtar yenisini yapar demek istiyorum.

Çok doğru olmamız lâzım, onun için bizler çok değerli kardeşlerimizle çalışıyoruz.
Allahu zü’l celâl, Resûllullah sallallahu ve sellem yardımı için hep dua ediyorum.
Çünkü yürekten anlayışla böyle, bilerek, inanarak, tercih ederek, gece gündüz çalışan kardeşlerimiz var.
Çoluğu çocuğu var, işi gücü var, hayatının çeşitli aşamaları var.
Fakat var gücüyle kendine verilen tüm imkânlarla insanları Hakka ve Hayra çağırmak için bütün yollar kullanılarak, ömrünü emredildiği gibi murad edildiği yolda kullanmaktadır.
Bu yüce bir tercihtir.Biz tercihlerden mesûluz.
İşleyen kaderden değil.
Çünkü, şu bardağı biz kıracaksak mutlaka kırarız. Kaderi değişteremeyiz.
Ancak bardağı alıp televizyona çarparsak işte bardağı da kırdık televizyonu da kırdık
Ama, Elimiz takılır kırılırsa: “Canımız sağ olsun kaza oldu!” deriz.
İkisini de biz kırmış olduk fakat birin de suçlu birin de suçsuz çünkü TERCİH meselesi.
Şunu söylemeye çalışıyorum.
Siz eğer Bursa’dan çıkıp İstanbul’a doğru gidiyorsanız İstanbul Kaderi çalışacaktır. Yolda görecekleriniz İstanbul kaderidir.
Yani diyelim ki Hayr Kaderi içinse, hayrı tercih etmişseniz hep hayır göreceksiniz
Ama İstanbul diye Çanakkale tarafına döndüyseniz ve orası da şerse, Şer Kaderiniz çalışacaktır sizi cehenneme götürecektir zâten.
Siz tercihinizi bilerek yapmaktasınız.
Bir oyun oynanmamakta yani bir tuzak kurulmamakta, hile yapılmamakta hâşâ Allah tarafından.
Onun için Allahu zü’l celâl ve Resûllullah sallallahu ve sellem bildirmiştir.
Hükümler vardır, “Ey müminler siz kafirlerin cennetteki yerlerine varissiniz, onlar da sizin cehennemde ki yerlerinize varistir”
Bu ne demek?
Şu demek, bir insan için cennette ve cehennemdeki yerleri kader olarak tayin edilmiştir.
İşte bu insan kendi tercih ettiği zaman cehennemi başkasına kalır artık.
Öbürünü tercih ettiğiniz zaman maalesef bu taraf kalır.
Bu âdil bir imtihandır, doğru bir imtihandır, açık bir imtihandır.
Kurallarını herkesin aklı kadar anlayacağı bir imtihandır zâten aklından fazlası sorulmayacaktır.
Dudu Ebem, çok kıymetli insan, o kıtlık dönemlerinde iki şinik arpaya bir dönüm tarla verilen dönemlerde dahi yetimlere ekmek dağıttığı için SIKMACI EBE denilmiş muhterem bir annedir.
Rahmetli hoca amcam, Ali’nin babasının dedesi olan bizim en büyük amcamız, babalarımızı büyüten amcamız söylemişti bana:
“Bir gün dedim ki anama: “Ana Allah kara Tepe’nin oraya gelmiş!” dedimde: “Ha Mehmedim beni bir götürsen ya!” demişti.”
Bu kadar saf bir inancı olan bir insan yani.
“Ha beni götürsen ya!” çünkü o denli bilmekte ve o denli inanmakta.
Onun için Resûllullah sallallahu ve selem: “Âhir vakitte imanlarınız acuze -yaşlı kadınlarınkine dönsün” buyurmuştur.
O denli basitleşsin ki artık, Âlleme-yi cihan fakat, Şeytanın âllame-yi cihanı, çünkü edebsiz bir ilim sahibi, İblis gibi bilmediği yok yani .
İblis, Allahu zü’l celâl ile çok konuşmuştur. Cenneti görmüştür. Bilmediği hiçbir şey yoktur.
Kanlarımıza girer, canlarımıza girer. Âyetler vardır: “Çocuklarına ortak olacağım!” yarısının babası ben olacağım, yarısı onun olacak gibi.
Seb’e Suresinde bir tek âyet vardır, lütfen bakın, Allahu zü’l celâl buyuruyor;
“Şeytan davasında haklı çıktı, çoğunuzu kandırdı” diye.


وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ

"Ve le kad saddeka aleyhim iblisü zannehu fettebeuhü illa ferikam minel mü'minin: Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. İnanan bir zümrenin dışında hepsi ona uydular.” (Sebe’ 34/20)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2012, 23:40 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Resim


KUL İHVANÎ CUMÂ SOHBETLERİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLAHİRRÂHMANÎRRAHİM

(6 Nisan 2008 Tarihli Sohbetin Devamı)

BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM

Bu basit bir oyun değildir. Ciddi bir oyundur, illâ ve illâ son nefeste gırtlağa gelip de hırlayacağımızda Allah’la karşı karşıya kalacağımızda mı uyanırız?
Bunun için Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor,
“Herkes uykudadır öldüğünde uyanır.”
Onun için Muhammedi Şuura,Nura, Sürura, Onura ulaşanlar ölmeden önce ölürler.
Yani Ebu Cehil’de ölürler, Muhammed Aleyhisselâm’da dirilirler.
Cehalette ölürler, Kemâlatta dirilirler.
Onun için uyanırlar zâten.
“Muti kable en temuti: ölmeden önce öl!” budur.
Böyle süslü laflı, caf caflı bir şekilde deyip, internet ortamında tırnak kadar yere her şeyi bildirip, bütün Fenâ fi’n- Nefs, Fenâ fi’ş- Şeyh, Fenâ fi’r- Resûl, Fenâfillah’ı bir çırpıda kanat takıp uçuvereceğiz sananlar, sadece şeytan şaşkınlığı ve taşkınlığı içinde kalır.
Neden?
Öyle değildir de ondan. Bu bir hazırlık meselesidir. Doğru bir meseledir. Hayalen, böyle varsayıma dayalı olarak Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem bulunamaz.
Zâten bilinmez, bulunmaz, olunmaz demek istiyorum.
İşte bütün bu arzetmeye çalıştığım şeyler, tümü:
“Niye yapmalıyız bunları, neden yapmamız gerekiyor? Nerden başlayalım?” diyen akıllar içindir.
Çünkü Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem ’i bilmeyen, bulmayan, olmayan ve yaşamayan bir kişi Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem ’in getirdiği Kur’ân’ın neresine inanıyormuş?
Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem ’in bize bildirdiği Allahu zü’l celâlin neyini duyuyormuş ta uyacakmış?
Vicdanlarınıza sorun, akıllarınıza sorun cevap versinler.
İşte bütün bu arzetmeye çalıştığım şeyler, Kur’ân’ı Kerim’in ve Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem ’in gerçeğidir.
Elbette manevî kaderlerimizle yürür.
Öyle şeylerle karşılaşıyoruz ki dehşet içinde kalıyoruz.
Yani şunu demek istiyorum, bu böyle insanın kendisinin olacağı bir şey değildir.
Doğrudan doğruya Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem ’in direk adres tayin ederek, kişi tayin ederek, bilgisayarın “B” sini dahi bilmeyen bir kişi, ben sonradan rica ettim de yazdı oraya Münir Derman diye, sonra bir isim söyledi “var mı” diye, “var” dedi de denizde bir damla halinde iken buluşmalar, bilişmeler tüm bunlar Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin gönül âlemindeki güzellikleri, özellikleri, tecellisidir.
Hepimiz Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem ’in hizmetçileriyiz.
Bir bardaktaki suların hangisi kudsaldır?
Hepsi kudsaldır.
Hangisi güzeldir, hepsi güzeldir. Hepsi de özeldir ayrıca.
Alttaymış, yukardaymış, ordaymış bunlar komik şeylerdir.
İhtiyaçta yoktur zâten.

Benim bugün esas gireceğim konu bu değildi, ama böyle bir şey gelişti. Bugün bana bir soru sorulmuştu.
Kur’ân’ı Kerim’de birkaç âyette,
“Allahu zü’l celâlin birleştirmek istediğini kesmeye çalışırlar. Onlar zarara uğrayanlardır. onlar zalimlerdir.” gibi âyetler vardır dedi.
Bu konuda biraz bir kardeşimizle beraber olmuştuk.
Ama güzel bir konu idi, ondan bahsedelim istiyordum.
Yine de kısaca bahsedelim. Kardeşimizin bir engeli çıktı, onun da katılmasını istemiştim ama katılamadı sanıyorum.
Ama yine görüşürüz biz onunla.
Şu âyetler, bu çok önemli bir husustur.
Bakara Suresi 27. âyet, bizim Kur’ân’ı- Kerim’i tefsir etmemize gerek yok, edilmiş zâten, meâlleri de verilmiş.
Biz, tıpkı bir arı gibi bize lâzım olan bir şeyi almaya çalışıyoruz, çalışmalıyız zâten.


Euzubillahimineşeytanirracim

Bismillâhirrahmânirrahîm


الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُولَـئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

"Ellezine yenkudune ahdellahi mim ba'di misakih, ve yaktaune ma emerallahü bihi ey yusale ve yüfsidune fil ard, ülaike hümül hasirun: Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara 2/27)

Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra enkaz haline getirirler, getirmek isterler Allah’ın ahdini.
Kendileri bir misak, sözleşme imzaladıkları halde Allah’ın ahdini, kesin sözünü enkaz haline getirirler, yıkarlar. Yani sözlerinden dönerler.
“yaktaune” keserler
“Me emaraullahu” Allah’ın emrettiğini keserler.
“Bi” Allah onunla
“ en yusale” bağlanmayı emrediyordu işte onu keserler. Yani Allah’ın bağlanmayı emrettiği bağı keserler. Türkçesi bu.
Bu bir sall dilidir biliyorsunuz sallı.
Risale, vuslat, sila, silah-yi rahim,ana karnı, göbek bağı, babalık, tüm tüm, salavat, selâm, salat, namaz, tüm sall, risâlet, eserler
“yüfsidune fil ard” yeryüzünde taşkınlık çıkarırlar,
“ülaike hümül hasirun” Onlar yok mu onlar gerçekten hasidirler yani kârı zararı bırak, her şeyi bırakmış hain insanlardır yani.
Onlar akıllarının hainidirler.
“yaktaune ma emerallahü bihi” Allah’ın emrini bağladığı bu ip, bağ, sal işte bunu kesmeye çalışanlar yok mu işte bunlar bu kadar mahvolmuş insanlardır.
Daha dünyada iken mahvolmuşlardır.
Burada dikkatinizi çekmek istediğim şey, “Risal” dir.
Risale: Sall dilidir.
Risal; her türlü bağlatıyı içerir.
Risale hattı dediğimizde Keban’dan bize elektrik getiren hattır.
İsale kanalı dediğimizde barajdan çıkan ana kanallardır ondan sonra dallara ayrılır.
Analardır saller, işte bu ana’yı kesenler, Nur-u Mim’i kesenler burada her insan, çeşitli şekillerde, çeşitli kılıklar altında, çeşitli şeylere soyunanlar, önderlik, liderlik, şeyhlik, mürşitlik, ötelik, bötelik yapmak isteyenler bence şapkalarını değil, kellelerini önlerine koyup ne yapmakta pdukarını iyi anlamaları gerekir.
Allahu zü’l celâlin kitabına imanı olanlar, doğru bakmalılar, doğru bilmeliler, doğru durmalılar, doğru olmalılar ve Resûllullah Sallallahu aleyhi vesellem ’i doğru yaşamalılar.
İşte bunlar elektriği keserek, ana bağı keserek yeryüzünü karanlığa bırakırlar, zarar, fesad çıkarırlar.
“yüfsidune” Fesad ederler, ifsad ederler, her doğruyu eğriye, her güzeli çirkine, her hakkı bâtıla, her hayrı şerre yorarlar.
İblis gibi, en çirkine en güzel elbiseyi giydirirler.
İblis, telbis kökünden gelir elbise, giydirmek kökünden gelir.
Yani iblis batıla ve şerre öyle bir eşbise giydirir ki göreni hayrette bırakır ve işte bu cennet diye cehenneme gider.
İşte bu şekilde insanları doğru yoldan çıkarırlar.
Bakara’nın 27. âyeti dikkat edilmesi gereken bir âyettir.
Buradaki fesad tüm topluam yayılan ve başkalarına da geçen fesaddır.
Bundan da daha açık alan şey, Hz.Peygamber (s.a.s)'e itaat etmekten insanları alıkoymalarının kastedilmesidir.
Çünkü yeryüzündeki sulh ve nizam ancak Allah ve peygamberine itaatla olur.
Bu ise ancak Muradullahın uygulaması olan Emrullah işlenerek temin edilir.
Karşılıklı zulmü ve haksızlıkları terketmek de bununladır.
Zulmün ortadan kaldırılmasında ise, yerlerin ve göklerin kendisiyle ayakta durduğu ADALET bulunmaktadır.

Ve bu kardeşimiz sormuştu:
“Bu gün toplumumuzda rahatça kesilen bu manevî bağ ne bağıdır?” diye
Bu bağ, Sıla-yı Rahim bağıdır.
Sıla kelimesi "vasl" kökünden masdar bir kelime olup, ulaşmak, kavuşmak, bağ gibi anlamlara gelir.
Rahim ise, acıma, koruma, şefkat manalarına gelmektedir
Sıla-yı Rahim, kişinin baba, anne, dede, nine, kardeşler, amcalar, halalar, kardeş çocukları, dayılar, teyzeler sonra da yakınlık derecesine göre nesep bağı olan akrabalarına karşı, imkan nispetinde maddi ve manevi anlamda faydalı olmak, hizmet etmek, ilgi ve alaka göstermek işidir.


Bu konuda ki kudsî hadiste "Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: "Ben Allah'ım. Ben Rahman'ım, rahmi (akrabalığı) ben yarattım, kendi ismimden bir isim ona verdim. Artık kim yakınlarıyla ilgi kurup akrabalığın hakkını yerine getirirse ona lütuflarda bulunurum, kim de akraba ile ilişkisini keserse (ilgisiz kalırsa), ben de ondan rahmetimi keserim."
(Tirmizî, Kitabu'l-Birr ve's-Sıla, 9)

Âyet-i Kerimelerdeyse:


وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِين
َ
" Ve enzir aşiratekel akrabin: En yakın hısımlarını uyar.” (Şuara 26/214)

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

" İnnellahe ye'müru bil adli vel ihsani ve itai zil kurba ve yenha anil fahşai vel münkeri vel bağy yeizüküm lealleküm tezekkerun: Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

Bir başka âyette bu hususta:


فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِن تَوَلَّيْتُمْ أَن تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ

"Fe hel aseytüm in tevelletüm en tüfsidu fil erdi ve tükattiu erhameküm: Nasıl döner de Arzı fesâda verir ve rahimlerinizi doğratabilir misiniz? Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?” (Muhammed 47/22)

Demek siz iş başına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaksınız ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız öyle mi?

Bir başka âyet Bakara’nın 205 âyeti:


وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيِهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الفَسَادَ

“Ve iza tevella sea fil erdi li yüfside fiha ve yühlikel harse ven nesl, vallahü la yühibbül fesad: İş başına geçti mi yer yüzünde içine kadar fesad vermek ve hars-ü nesli helâk etmek için sa'yeder Allah da fesadı sevmez.
O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez”. ( Bakara 2/205)


“Ve iza tevella” : Eğer onlar veli olurlarsa, dikkatinizi çekiyorum veli, vâli olduklarında, iş yapan olduklarında, başa geldiklerinde dinde, dünyada, ahrette fark etmez,
“sea” niye çalışırlar?
Şuna çalışırlar,
“Fil ardı” yeryüzünde işleri güçleri fesad yapmak olur.
“Ve yuhlike” helak ederler helak, neyi?
“El harse” tarlayı, Hars: tarla yani kadın “ven nesle” ve nesli helak ederler yani tohumu helak ederler.
“vallahü” Allaha yemin olsun ki,
“la yühibbül fesad:” işte Allah bu fesadları and içiyor, yemin ediyor ki asla sevmez.
İşte bugün yerle bir edilmiş bir kadın, yok edilmiş bir erkek toplumu halinde toplumumuz.
Ne acı, ne yazık ki ne hars-tarla kaldı ne nesi-tohuml kaldı.
Tarla desen ne olacak, tohum desen ne olacak?
Azıcık aklı olan herkes anlar ki,“ yühlikel harse ven nesl,”
Harsı ve nesli yok edenler ekinleri tahrip edip, nesilleri bozmak için eksen ne olacak?
Hangi ekini, hangi nesili kardeşim?
Ne buyuruyor burada? Çok açık. Nedir hars ve nesil?
Nedir Göbek Bağı, Sıla-yı Rahim ?
Göbek bağı, Adem Aleyhisselâm’dan bugüne gelen Allah’ın El-Hayy Esmasının dirilik hattıdır.
Bütün varoluşlar o bağla gelir.
Onun için ana karnına-üreme organına, Rahim ismi verilmiştir.
Onun için El-Settar’dır kadının tecellîsi.
Onun için baş örtülür.
“El- Tekvin” Yaratıcılık sıfatı kadına yüklenmiştir.
Onun için haramdır.
Onun için Kâbe’nin adı Haram’dır Kur’ân’ı Kerim’de.
Onun için kadının adı Haram’dır.
Hürmete değer, saygı gösterilmek mecburiyetinde yaratıktır.
Bu şehvet oyuncakları haline getirilen, mahvedilen hars, bir milletin yok oluşudur.
Yok olan milletlerdir yok olan dinler gibi.
Bu o kadar acı bir şey ki, bırakın şurasını burasını göbeğine küpe takmamış 40 yaşının altında kadın göremiyorsunuz artık sokakta.
Görüntü edepsizliği bu kadar olur.
Tutkudan en pahalı şeylerle elbiselerle bürünmüş, tıpkı rengarenk Afrika böcekleri gibi fakat attığı kahkadan dört sokak ötesi titriyor.
Bu denli hayâdan yoksun bir kadın haline götürmüşüz.
Kimi?
Muhammedi sistemde beş kadın vardır.
YA anamızdır, ya eşimizdir, ya kızımızdır, ya gelinimizdir, ya kız kardeşimizdir. Kim bütün kadınlar
Neden?
Çünkü bize nikah helâl, zina haramdır.
Bu kadar açık, bu kadar nettir.
Altıncı kadın erkeğin kendisidir.
Bunlar yerle bir edilince “yühlike” Helak edilince, helak ne demek?
Zelzelenin geride bıraktığıdır.
“yühlikel harse” Kim ki Allah’ın kendi esmasının tecellisi için, devamlı yaşaması için aktarımı için, halk ettiği harsı helak ederse,
“ven nesl,” Ve tohumu şeytan tohumları haline dönüştürürse,
“vallahü la yühibbül fesad:” Yemin olsun ki , Allah bu bozguncuları asla sevmeyecektir. Gereğini yapacaktır…

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2012, 23:40 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Resim


KUL İHVANÎ CUMÂ SOHBETLERİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLAHİRRÂHMANÎRRAHİM

(6 Nisan 2008 Tarihli Sohbetin Devamı)

“Vallahü la yühibbül fesad”
Yemin olsun ki, Allah bu bozguncuları asla sevmeyecektir. Gereğini yapacaktır.


وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيِهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الفَسَادَ

"Ve iza tevella sea fil erdi li yüfside fiha ve yühlikel harse ven nesl, vallahü la yühibbül fesad: O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.” (Bakara 2/205)

وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ

“Vellezine yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi ve yaktaune ma emarallahü bihi ey yusale ve yüfidune fil erdi ülaike lehümül la'netü ve lehüm suüd dar: Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.” (Ra’d 13/25)

Hangi bağı kesmememizi ?
İşte bu yüzden Sıla-yi Rahimi kesenleri Allahu zü’lcelâl lânet etmiştir.
İşte bu.
Bu kötü bir akraba olabilir, yaramaz olabilir, zarar veren olabilir.
Çare?
Bağı kesemezsin kendini korumak kaydıyla, kötülüğünden korunmak kaydıyla ama bağı kesemezsin.
Dua edersin, bir şey yaparsın.
Çünkü Allahu zü’lcelâl işinin başındadır.
İzlemektedir imtihan olmak için.
İmtihan sorusunun birisi böyle çıktı işte.
Onun için insanlar kendi seçtikleri yerde imtihan olurlar.
Câmide imtihan olacağım der, câmide imtihan olur.
Âşıklar Allahu zü’lcelâlin istedikleri yerde imtihan olurlar.
Kendilerinin hiçbir isteği olamaz, imtihan yeri seçemezler.
Her yerde, her zaman ve her yerde denenir dururlar.
Onlar onun bilincinde oldukları için her zaman Allahu zü’lcelâlin hazırında ve huzurunda olmaya özen gösterirler.
Onun için de dikkat edin, nerede bir Musa görürseniz Firavun o civardadır.
Nerede İbrahim görürseniz Nemrud çok yakındır.
Hep böyledir bu.
Bu kötü müdür?
Hayır değildir.
Çünkü en muhteşem güller, en güzeller güller en kötü gözüken gübreliklerde yetişir.
Gerçi şimdi İstanbul’un çeşitli köylerinde, lüks köylerinde isim vermeyeceğim altın tozunun içerisinde naylon güller yetiştirenler var.
Var da Muhammedî Gül değil. Güller Sultanına ait değil.
Tenkit için söylemiyorum. Ne ederlerse etsinler.
Ama biz, hava gibi, su gibi, yeryüzü gibi, güneş gibi vücudumuzdaki kan gibi bizim olan Muhammed Aleyhisselatı vesselâm’ın bütün özelliklerini ve güzelliklerini ruhumuzda inşallah duyarız, bilir, bulur, olur ve yaşarız.

Onların bu işleri inandığımız Kur’ân-ı Kerim’e aykırıdır, bu bir gerçektir.
Kimseye satacak, alacak, verecek bir işimiz de yoktur.
Hiçte böyle bir yanlışlığa, böyle bir aymazlığa Allah’ın izniyle düşmeyiz yani.
Söylediğimiz onları sadece uyarmak için söylüyorum.
Çünkü onlar zaten dinlemezler yani. Onlar dinlemezler.
Başka bir âyet. Ra’d 13/21


Bismillahirrahmanirrahim,


وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الحِسَابِ

"Vellezine yesilune ma emerallahü bihi ey yusale ve yahşevne rabbehüm ve yehafune suel hisab: Onlar, Allah’ın riâyet edilmesini emrettiği haklara riâyet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır.” (Ra’d 13/21)

Şimdi Allahu zü’lcelâl övdüklerini söylüyor bakın.
“Onlar ki, Allah Teâlâ'nın bitiştirilmesini emrettiği şeyi bitiştirirler ve Rablerinden haşyette bulunurlar ve fena hesaptan korkarlar.”

“Velleziîne” : Onlar ki,
“Yesilune”; bağlarlar,
“Ma emerallahü bihi” ; Onunla bağlanın dediği bağa sahip çıkarlar. Yani Nur-u Mim’e , Nur-u Muhammed’e, hepsine.
Bütün özellikleri, güzelliklere, iyiliklere, hakka, hayra tüm Allah’ın bağına yani.
“Vellezine yesilune” “Sall” bağlanmaktır. Gözetmektir,
Bağlanmaktan kasıt yani bir hayvan bağlanıyor gibi düşünüyorlar.
Hayır , onu demiyor.
Canımız bize nasıl bağlıdır, aklımız bize nasıl bağlıdır?
Çiviledik mi yani.
İşte bu boyutçular, beyinciler, şucuların bucuların dediği şekilde değil.
Olduğu halde gözükmeyen Allah’u zü’lcelâlin şah damarınızda yakın oluşu gibi bağdan bahsediyorum.
“Vellezine yesilune ma emerallahü bihi” Onlar, onunla bağlanılmasını emrettiği bağa bağlanırlar. Bağı korurlar, bağda olurlar yani. Kendileri bağdır zaten.
İşte bununla bağlanın dediği bağı, çözmezler, kopartmazlar, çiğnetmezler, tepeletmezler. Gözlerinden de korurlar.
“Ve yahşevne rabbehüm” ; Ve Rab’lerinden haşyet duyarlar.
Nedir haşyet?
Haşyet, muhteşem bir kelimedir.
Korku değildir.
Yılandan korkmak, aslandan korkmak gibi bir korku değildir.
Bir sevgide değildir. Çok sevdiği için mecbur değildir.
Ya?
Saygı gibidir.
Korkuyu, sevgiyi, saygıyı hepsini içinde tutan bir kelimedir.
Biliyorsunuz şu anda olduğu halde gözükmeyen Rablerinden tüyleri diken diken olur, dizleri titrer, âyetler vardır ya haşyetle ilgili.


الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ وَهُم مِّنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ

" Ellezine yahşevne rabbehüm bil ğaybi ve hüm mines saati müşfikun: Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.” (Enbiyâ 21/49)

Ayrıca da Rabb’larından çekinirler, korkarlar. Neden?
Çok saygı duyarlar, çok sevginin ötesinde de bir saygıları vardır fakat
“Ve yehafune suel hisab” hata yaptıklarında mutlaka cezalandırılacakları yeminle bildirildikleri için yani bilerek, isteyerek, kasten, ısrarla yapılıyor, illâ billâ yapılıyorsa bunun cezasının ne olduğunu bilirler. Onun için de çok korkarlar.
Neden korkuyorlar?
“Ve yehafune suel hisab”
Kötü bir hesaptan korkuyorlarmış!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2012, 23:41 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Resim


KUL İHVANÎ CUMÂ SOHBETLERİ

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLAHİRRÂHMANÎRRAHİM

(6 Nisan 2008 Tarihli Sohbetin Devamı)

وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الحِسَابِ

"Vellezine yesilune ma emerallahü bihi ey yusale ve yahşevne rabbehüm ve yehafune suel hisab: Onlar, Allah’ın riâyet edilmesini emrettiği haklara riâyet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır.” (Ra’d 13/21)

Bakın, neden haşyet duyarlarmış?
“yehafune suel hisab”
Kötü bir hesaptan korkarlar çünkü bilirler ki İslam inancı âhiret esasına dayanan bir inanıştır.
Âhiret esasını kaldırdınız mı İslam esası kalkar.
Hayat istenilen şekilde yaşanır hale dönüşür.
Bütün İslam’ın temeli, olduğu halde gözükmeyen gaybî inanış sistemine bağlıdır ve âhiret hesabına bağlıdır.
İslam bunun üzerine kuruludur.
“Vellezine yesilune ma emerallahü bihi ey yusale ve yahşevne rabbehüm ve yehafune suel hisab”
İşte onlar öyle yüce Muhammedî İnsanlardır ki, Muhammed’den kastım, Muhammed Aleyhisselatü vesselâmı bilen, bulan, olan ve yaşayan Kur’ânî İnsanlardır.
Aynı şekilde Kur’ân’ı bilen, bulan, olan ve yaşayan Rabbanî İnsanlardır.
Şah damarından yakın olan Rablarını bizzât bilirler. Bizzât .
Ondan bundan duyarak değil.
Kendilerinden yakın olanı bilirler, bulurlar, olurlar ve yaşarlar ve şâhid olurlar.
İşte böyle bir kişi için Allahu zü’l celâl ne buyuruyor,
“Vellezine yesilune ma emerallahü bihi ey yusale”
İşte bununla bağlanın, nereye bağlanalım?
Valla bütün insanların hepsini çekiverdiğiniz anda Âdem Anamızın karnındadır.
İşte bağlan, buyurun.
Çekiverdiğiniz anda tümü oraya toplanıverir iğne ucu gibi.
İşte bu bağ, sıla-yı rahim bağını, daha çekiverseniz tüm kâinâtı Muhammed Aleyhisselatü vesselâm’ın Nur-u Mim Noktasında buluşuverirler.
Allahu zü’l celâlin Nurunda kaybolurlar.
İşte bu bağ, bununla bağlanın dediği bağla bağlanırlarlar, teslim olurlar.
Kime?
Allah’a ve Resûlü’ne.
Ee ondan sonra, araştırırlar, bilirler ki bulmak için iman etmeleri lâzım yani.
İman da ettiler, olmaları lâzım, tabii olacaklar, uygulayacaklar, yapacaklar, geliştirecekler. Yaptılar, sonra?
Yaşamak için itaat etmeleri gerekir.
İşte bütün bu dörtlükler
“Lâ ilâhe illâllah”dır.
Bilmeyen insan “L┠yı bilmiyor, “fa”yı bilmiyor, müzikte nota sanıyor, söylüyor.
“L┠yı bilecek, “ilâheyi” yı bulacak, Firavun gibi bir nefisle karşılaşacak. “Lâ ilâhe ” diyecek duracak artık.
“Benden başka ilâh yok!” diyecek yani.
Sonra, bir şey olacak bir şey!..
“Ancakkk !” diyecek şah damarından yakın olan bir ses, Muhammed Aleyhisselatü vesselâmın sesinde Allah’ın lafzı, Allah’ın kelâmı Resûllullah sallallahu vessellem’in dudaklarından dökülecek yüreğinde.
“İlla” diyecek, “Bir dakka yani, nasıl oluyor sen resimken ressamım diyorsun. Herhangi bir yapısın ustayım!” diyorsun, bir dur.
Mârifet başlamıştır çünkü.
Âriflik başlamıştır.
Fiilen hazım başlamıştır.
Doğruyu oluş başlamıştır.
Hikaye falan değildir, yani çayı adam içmiştir ağzındadır ağzında.
Daha ona çayı anlatmanın falan mantığı yoktur.
“Tuzlu muydu, acı mıydı, ekşi miydi, tatlı mıydı kardeşim?” demeye gerek yok.
Ağzında, dilinin içinde demek istiyorum.
Ama yutmamıştır,
Sonra ruhunun sesini duyacaktır “Allahhh!” diye.
Ve
“Lâ ilâhe illâ ALLAH” tamamlanmıştır.
Yani içtiği her ne ise, çaysa her hücresi çay olmuştur.
Çay da her hücresi olmuştur.
İçtiği çay biraz sonra sesi olacaktır.
Bedenin de ısı olacaktır, her şey olacaktır.
HAYY olacak HAYY…
Allahu zü’l celâlin El-Hayy İsmi tecellîsi olacaktır.
Doğan çocuğu olacaktır.
Kıyamete kadar gelecek torunları olacaktır.
Sistem muhteşemdir. Tek kelime ile muhteşemdir.
Allahu zü’l celâl ve eserleri hakikaten Rabbülâlemin’dir.
“Ve rahmetellilâlemin”dir Muhammed Aleyhisselâm.
Çok iyi anlamamız lâzım. İyi bilmemiz lâzım hepimizin.
Bu bağı korumak zorundayız.
Bu bağı bilmek zorundayız.
Mutlaka olmak zorundayız vicdanlarımızda, şah damarımızdan yakın pirizlerimize bize emânet edilen fişi takmamız lâzım.
O zaman “Eşhedü en Lâ ilâhe illâallah” ı söyleyenin
“Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” olduğunu anlayacağız.
Muhammeder Resûllullah’ın buyurduğu “Eşhedü enLâ ilâhe ilallah” a iştirak edeceğiz.
Biz canımızın istediği gibi söylediğimiz için hiçbir zaman yerine uymuyor tabi.
Çünkü kelimeyi söylüyor içi boş.
“Boş bir bardakla 1000 bardak çay içtim” diyor, ağzına götürüp getirip duruyor.
Barbaros’un küçücük kızı görse yani: “Baba ne yapıyorsun sen, dalga mı geçiyorsun Bardağı boş içiyorsun, çay içtim diyorsun, olmaz öyle şey!” der yani.


وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ

" Vellezine yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi ve yaktaune ma emarallahü bihi ey yusale ve yüfidune fil erdi ülaike lehümül la'netü ve lehüm suüd dar: Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.” (Ra’d 13/25)

“Vellezine yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi ve yaktaune”
Ra’d 25 te aynen daha önce geçen âyet gibidir, yani Bakara 27 gibi. Aynı aşağı yukarı çünkü, belli bir yere kadar aynı gidiyor.
“Velleyzine”; onlar ki,
“yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi”;
Fıtratları gereği, Mecbur oldukları için, Me’mur oldukları için, Mahkum oldukları için, yaratılan mahluk oldukları için, dışına çıkamayacakları için, kendilerini yapan ustanın yaptığı yarattığı bir şey oldukları için Misak’ı imzalamışlardır.
Akıl verildiği için Allah’ın neyi nasıl yarattığını bilmektedirler kendileri.
Onun için bir tavuktan horozdan farklı, bir çınar ağacından farklı, insan olmanın ne demek olduğunu bilmekte zâten herkes akıl olduğu için.
İşte bu misaklarından sonra Allah’a olan ahdlerini enkaz haline getirenler, yerle bir edenler, onlar ki ediyorlar, ederler, ettiler!..
“Vellezine yesilune ma emerallahü bihi ey yusale” işte bununla bağlanın diye Allah’ın emrettiğini katledenler, kesenler, Keban hattını kesip karanlıkta kalanlar, Gaflette, Cehalette, Dalalette ve İhanette kalanlar, ne demek?
Allah korusun.
Yani dörtlü sistemdeGaflette ifrat ediyor yani, biraz daha büyüyor, gelişiyor, gaflet büyüyor Cehalete dönüşüyor.
Biraz sonra Dalalete dönüşüyor.
Biraz sonra İhanete dönüşüyor.
Ne diyor ?
“İlah milâh yok! Allah var!” diyor.
Kur’ân’ı- Kerim’deki El-İlâh ne olacak?
“Lâ ilâhe ” ne olacak?
Şunu demek istiyorum.
Bir çıban Gaflet gibi gözüküyor.
Gelişiyor Cehalete dönüşüyor,
Gelişiyor Dalalete, sapıklığa dönüşüyor.
Kalmıyor orada İhanete dönüşüyor.
Onun için Haşr Sûresinde sanıyorum, şeytan insana küfretmeyi emreder.
Küfretti mi “ben senden uzağım, âlemlerin Rabbı olan Allah’tan korkarım” der.


كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ

"Kemeselişşeytani iz kale lil'insanikfur felemma kefere kale inniy beriy'un minke inniy ehafullahe rabbel'alemiyne.: Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, “İnkâr et” der; insan inkâr edince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der.” (Haşr 59/16)

Kim diyor bunu?
Şeytan diyor.
İşi bitirdikten sonra: “Sen benden uzaklaş. Sen Rabbini inkar etmiş bir adamsın. Ben ondan korkarım, sen korkmadın, çekil bakalım şöyle!” der.
Der mi?
Der çünkü onun için yaratılmıştır. Merhametsizliktir. Merhameti asla olamaz.
“Ey ateş beni yakma!” diyorsan sorarım: “İbrahim as. misin, Luta as. mısın birader?”
Yok eğer Nemrutsan Nemrut’un ateşi yakar,
Aama İbrahim’sen hiçbir ateş İbrahim’i yakmaz. Bunu doğru anlamamız lâzım.
“Vellezine yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi ve yaktaune”
Onlar bütün bunları niye yapıyorlar?
Şeytana uşaklık yaptıkları, ona yem oldukları için, tuzağa düştükleri, şeytanlaşmış oldukları için yapıyorlar.
Çünkü niye, neden bu karanlıkta kaldı bunlar?
Allah’ın kesmeyin dediği bağı kestiler.
Keban Hattını kestiler, elektrik sıfır.
Cehennem oldu. Nere mutfak ne tuvalet belli değil.
Baba kim, ana kim, çoluk kim, çocuk kim, zerre gözükmüyor zerre zerre…
Kör döğüşü. Ses duyuyorum bağırıyor, çağırıyor, namaz kılıyor, hangi namazı kılıyor?
Nerde kıble? Yön nere, yöntem nere, yer nere, yerde ne var?
Hiçbir şey yok hiiççç!..
İşte bu âyet can kardeşlerim bu âyet.

Sürekli söylüyoruz biz kimseye kendi öz oğlumuz kendi canımız da dahil olmak üzere hiçbir şey vermeye çalışmayız.
Muhammed Aleyhisselatı ve sellam’ın Edebinden aldığımız budur çünkü.
Herkeste olanı açığa çıkarmaya çalışırız.
Hizmet budur.
Kimseye bir şey vermek hâşâ..
Onda olanı onun hizmetine çıkarmak ta hizmet etmektir.
“Haa benim de kulağım varmış, ben de duyuyorum!” demesini sağlamaktır.
Ayağındaki uyuşukluğu kaldırıp yürümesini sağlamaktır ayak olmak değil.
Ve bunun için bir teşekkür bile beklemek bizim yolumuzda aklı erenler için ağır suçtur.
Teşekkür edilecek Muhammed Aleyhisselâm’dır, şükredilecek Allah’tır.
Muhammedî hizmetçiler neyi niçin yaptıklarını sahipleri tarafından bilirler.

Türkçe ve açıkca söylüyorum, bir kervan köpeği kervanın başındaki tarafından gözetilir.
Herkes aç bırakılsa da aç bırakılmaz. Kimsenin başını okşamaz, onun başını okşar ıslık çaldığı yere gittiği için.
Her zaman şeytan ve şeytanlaşmışlara karşı kervanı koruduğu için.
Öyle sadık olduğu için.
Öyle vardır hani biliyorsunuz 12 tane özellik tespit etmiştik köpeklerde:


Köpekteki 12 haslet, güzellik ve özellikler..

1-Sadakâtkârdır : sahibine dâimâ sadıktır.
2-İtâatkârdır : sahibine dâimâ itâat eder.
3-Hamiyetkârdır : sahibini dâimâ korur.
4-Sebâtkârdır : bağlılığına güvenilir.
5-Kanâatkârdır : sahibi ne verirse kanâat eder.
6-Vefâkârdır : asla nankörlük etmez,başkasının peşine düşmez.
7-Fedâkârdır : sahibi için canını bile fedâ eder.
8-Tevâzu’kârdır : sahibine dâima başın eğer, yaltaklanır.
9-Muhabbetkârdır : sahibini çok sever,ayrılırsa o özler ve yolunu gözler.
10-Cefâkârdır : sahibinin sıkıntılarına katlanır ve terkedip gitmez.
11-Hizmetkârdır : emeğini esirgemez, üşenip usanmaz.
12- Hürmetkârdır : sahibine ve ev halkına saygılıdır. Evden bir çocuk başına vursa çeniler de saldırmaz... diyorum...
(koku alma-hissiyat)


İşte bu Muhammed Aleyhisselatü vesselâm’ın bu zor yolundaki zevktir.
Onun için bu kâhir çekilir bu acılar, çileler, bu zorluklar çekilir.
Alkışlanalım diye değil hâşâ.
Işıklanalım diye.
Milletin başına belâ olalım, karanlık olalım diye değil.
Nurullah’ın ve Nur-u Mim’in Hattının başımızdan geçtiği elektrik direkleri olalım diye.
Yıkılmayalım 24 saat, karda, tipide, soğukta, sıcakta adam gibi duralım, bize güvenilsin, emreden Muradullah yerine gelsin, kıyamete kadar gelecek nesillerimiz sâlih olsun, yüreklerimizden geçecek Nur-u Muhammed onlara ulaşsın diye!.
Biz de bir emredileni yapmış olmanın şerefiyle Resûllullah Sallallahu vessellemin karşısına varalım, alnımızdan öpsün. Budur.

Üç günlük dünyada yarım nefesle yaşayan insanların, her yediği pislik olan insanların sadece haram girmesin, yalan çıkmasın denilen ağız ile, hiçbir şey söylemeye gerek kalmayan boşaltım organı arasındaki pislik borusu değildir insan!
İnsan Allahu zü’l celâlin halifesidir.
İnsanın yüzünü Allah en güzel sûretinde halk etmiştir.
Sadece başta 90 küsür esma tecellîsi vardır.
Onun için yüze vurulmaz, yüze tükürülmez, yüze hakaret edilmez, kim olursa olsun.
Vechullah’tır.
İşte bu bağları kese kese, kese kese, her gün bir evin elektriği kesile kesile koca şehir karanlıklar içinde kaldı.

Kaç senesiydi hatırlamıyorum 1990 gibi, Hacı Osman Efendinin geldiği, bir gün balkona çıktı deniz kenarındaki lojmandayız.
Geceydi, böyle hayretler içinde, gece saat 2–3 gibiydi geçti yani.
O geldiği zamanlar hep sohbetler olurdu sabaha kadar.
Hiç yatmak yoktu.
“Uykusu gelenler gitsin yatsın!” derdi.
Giderdi mecbur kalanlar yan odaya şöyle bir iki saat uzanır sonra kalkar tekrar gelir başlar.
İşte böyle döner bir sistem.
İşte o zaman ellerini açtı dedi ki: “Hayyallesselah! Ben böyle çıplak bir şehir görmedim evlad!” dedi.
“Çırılçıplak bir şehir görmedim böyle!”
İşte bu Antalya ve göz meselesi, görmek meselesi.
Bütün çılgınlıkların, şeytanın şaşırtan, akıl fikir ermez şehvet pisliklerinin yani yani Allah’ın Er-Rahim esmasını şeytan uşaklarının yetiştiği bir çukur haline getiren bir sistem, bir vahşet, enkaz enkaz!
Yerle bir olmuş yok edilmiş tarlalar ve tohumlar.
Oğullarımız kızlarımız Allah bizleri korusun!
Allah bize merhamet etsin!

Kendi nefsimizin günlük karnı toksa, sırtı pekse, işi iyiyse ne gerek ümmetimmiş, imtihanmış, öyle olmuş, açmış!..
Açsa açsa sen toksun ya ne gerekvar ilgilenmye!
Yerle bir olmuş insanlığı.
Hayvandan da aşağılara inmiş bir zâlim.
Bu ne bu? Bu ne bu? Hiç bir şey hiiççç.
Sadece bizleri Allah korusun, onları da islah etsin!.
Allah korusun bizi, Allah bizi bağışlasın!
Böyle söylüyorum diye, biz de akıllı değiliz, biz de bunların içindeyiz.
Ne diyelim, Allah bizi bağışlasın.
Başka ne diyeceğiz.
Öyleyiz diyemeyiz. Öyleyiz dersek Resûllullah Sallallahu vesselem üzülür yani.
Biz Resûllullah Sallallahu vesselem’i tercih ediyoruz.
Cidden ediyoruz. Gerçekten ediyoruz.
Böyle ne bileyim ben yani, ben bakıyorum şimdi diyorum ki:
“Hakan diyorum sen nasıl Muhammedîsin oğlum?”
O da diyor ki: “Valla dayı işte ben böyle eli yüzü kara bir Muhammedîyim, sen de yardım et de şu yüzümü yıka yani!” diyor.
Ne yapsın, ne yapacak?
Şeytana mı gidecek? Karanlığa mı kaçacak?
Onun için biz, Ben – Sen - O dediğimiz,
BİZ gerçekten Muhammedî’yiz, hamdolsun!
Kur’âni ve Rabbani’yiz. Açık seçik yani.
Birbirimizin oyun arkadaşı değiliz.
Birbirimizin tuzağı değiliz.
Birbirimizin yol keseni değiliz.
Birbirimizin eşkiyâsı değiliz.
Birbirimizin evliyâsıyız, velisiyiz, valisiyiz, dostuyuz.
Ruh kardeşiyiz. İşte bu.

“Vellezine yenkudune ahdellahi min ba'di misakihi ve yaktaune ma emarallahü bihi ey yusale ve yüfidune fil erdi ülaike lehümül la'netü ve lehüm suüd dar”

Allah korusun ya Rabbi!
İşte bunlar yok mu bunlar, Allah’ın kendilerinin verdiği sözlerin enkaz haline getirip yerle bir edenler, verdikleri Misak’tan sonra bunu böyle yok edenler, işte bununla birbirinize sıkı sıkı bağlanın, işte bununla âlemlere rahmet olan Muhammed Aleyhisselatü vesselâm’a bağlanın!
Sonra dudaklarından öpülen Allah’ın Kelâmullahına bağlanın.
Ve Kelâmullahın buyurmuş olduğu, ve VAR olduğu halde gözükmeyen Allahu zü’l celâl’e bağlanın dediği bağları cahilce, sapıkça, haince kesenler yok mu?
Ve yeryüzünü böyle fesada, karanlığa boğanlar yok mu?
Allah’ın kullarını böyle yemyeşil ekinken tırpalayanlar yok mu?
Damlaların denize gidişini engelleyenler yok mu?
Kendi benliklerine, kendi nefsi şaşkınlıklarına, taşkınlıklarına, şeytanlıklarına hizmet ettirenler yok mu?
Hülasa, açık herkes anlar …
“ülaike lehümül la'netü ve lehüm suüd dar”
İşte onlar için lânet var.
Ne demek lânet?
Lânet; Lâ Nur’dur; Nursuzluktur.
Lâ ; ayırıktır
Lâne : Nurullahsızlıktır. Korkunç bir şeydir. Dahası yoktur.
Ne olurmuş öyle olursa?
“lehüm suüd dar”
Onların dari diyarı var ya, çok kötü çok, bu anlatılamaz.
Ancak yaşandığında anlaşılır.
Varınca ne olduğu belli olan Darülselâm vardır hani bizim cennet, işte bunlarda da zıttı..
En kötü Yurttur.
Ebedi kalacakları vatan, hiç çıkamayacakları dar, “dar ağacı” diyorlar ya, işte bu…
Onlar için lânet vardır.
Nedir bu diye sormayın diyor?
O dur ki , en kötü dar’dır.
Selâmsızlıktır, nursuzluktur, lânettir, Allah korusun!
Rad Sûresinin 25. âyeti de işte bu.

Bu soruyu bir kızımız sormuştu.
“Hiçbir bilgi, bulgu olmaksızın, Newyork Sokaklarında, caddelerinde, başım açık, kıbleyi de doğru dürüst bulamayarak, bilemeyerek: “Allahu ekber” diyerek namazlar kıldım demiştir.
Şunun için söyledim, işte kıbleyi bulmak için bile hiçbir çarenin, yolun, yöntemin, bilginin, belgenin olmadığı yerde “Allahu ekber!” diyen önündeki Muhammed Aleyhisselâm’ı duyan ve uyanlar Peygamber Aleyhisselâm’ın yüce şefâatına şifâ edilenlerdir.
Bu yoldan ayrılmadıklarında Resûllullah Sallallahu ve sellem, onlar için, Fatmatü’z- Zehrâ as. için ne yaptıysa onlar için de onları yapacaktır.
Bu bir inanç meselesidir, tercih meselesidir.
Ne diyordu Siirtli Hoca? ;
“Vallahi billâhi sokaktaki bu ayyaşları, şu bir kucak sakalla, şununla bununla caminin önünde, orda burada her türlü türlü dedi-kodu ve iftirayı yapan insanlardan milyonlarca kere fazla seviyorum çünkü onlara bir şey desen boyun eğer, öbürlerine bir şey desen yılan gibi kaldırıverir kafayı!”


(6 Nisan 2008 Tarihli Sohbetin Devam ed ecek)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2012, 23:42 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Ne diyordu Siirtli Hoca? ;
“Vallahi billahi sokaktaki bu ayyaşları, şu bir kucak sakalla, şununla bununla caminin önünde, orda burda her türlü türlü dedikodu-iftirayı yapan insanlardan milyonlarca kerre daha fazla seviyorum!
Çünkü onlara bir şey desen boyun eğer, öbürlerine bir şey desen yılan gibi kaldırıverir kafayı.
Bunları zor islah edersin zor.
İslah edemezsin çünkü o kendine güveniyor, alışkanlık haline getirdiği ibadetleri var, uyumadığını söylüyor öyle bir uyuyor ki rüyasında konuşuyor ama uyandıramazsınız.
Ama bunun yerinde ne bileyim hiç ele alınmaz gibi gözüken birine dönersiniz bir uyanır ki: “Özür dilerim eğer sizi rahatsız ettiysem uykudayken. Olur ya uyku hali, yellenmişizdir, dellenmişizdir, bir şey demişizdir ne dediğimizi fark etmiyoruz. Belki de size kötü bir şey söylemişizdir, özür dileriz!” der.
Ama öbürü, öbürü zaten ağzından değil başka yerinden konuşur.
Ve konuşursa ağzından yellenir.
Demek istiyorum ki, insanlık kuralına uymaz .
İşte bütün bunlar neden oluyor neden efendim?
Cereyansızlıktan oluyor.
Cereyan yok.
Ne olmuş cereyana?
Yüzyıllardır kesile kesile , kesile kesile işte geldik geldik yine geldik şu ANki halimiz ortada. Onun için sanki bir yangın var, içerde çocuklarımız, analarımız, babalarımız kalmış Allahu zü’l celâlin merhametiyle, Resûllullah Sallallahi aleyhi vesselem’in merhametiyle ne yapsak ta kendi canımızı da ateşin içine atarak şurdan birkaç can kurtarsak.
Ve Resûllullah sallallahu aleyhi vesellem’i duysa ve uysa, hasbi hizmetini yüreklerimizde öyle duymamız lâzım.
Bizi alkışlasınlar, bize desinler ki, ne desinler?
Alkışladılar da ne oldu yani.
Niceleri, milyonları alkışladılar yani milyonlar öldürüldü. 30 milyon can ölmüştü iki cihan savaşında.
En çok alkışlanan insan Hitler’dir. Ne olmuş?
Ya da diğerleridir ne fark eder.
Bir rüya, bir masal anlatılıyor, bunlar bir imtihan safhalarıdır. Her insan, her şey denenerek yaşanır, denenerek yaşatılır.
İşte bütün bu arza çalıştığım şeyler, belki bazı kardeşlerimiz derler ki: “Ya hep aynı şeyleri mi tekrar ediyoruz?”
Hayır, aynı şeyleri tekrar etmiyoruz.
Biz neyin ilk nokta ve önemli olduğunu söylüyoruz.
O noktayı bulmadığımız takdirde üzerine hiçbir şey kuramayacağımızı göreceğiz.
Yani Allah korusun, “göreceğiz” derken, “görülür” demek istiyorum.
Teknik arkadaşlarımız var içimizde bilirler, uzaydaki bir nokta, kâğıt üzerinde 3 adla adlandırılır, koordinatlandırılır; x – y – z diye.
Bizde analitik geometriye Ahmet Saka girerdi.
6-7 dil bilen bir insandı. Müthiş zekiydi.
İşte başlarken dedi ki: “Ey millet, şimdi havada asılı olan şu noktayı kağıt üzerinde 3 isimle göstereceğiz. x – y- z dersek bunun yerini buluruz. Anladınız mı?”
“Anladık!”.
Bir yıl geçti, okulumuz kapanacak Osman Atmaca adlı bir arkadaşımız var, kalktı:
“Hocam bir şey sormak istiyorum. Neden bir noktayı üç nokta ile gösterdik? ” dedi.
Bir yıl sonra yani.
Hoca da saçlarını yoldu:
“Ulan Osman dedi, bir yıldır anlatıyorum oğlum, ben bir şey anlatamamışım ki sana …
Çünkü uzay geometrinin B harfi, Bismillah derken başlayan noktası: “Bir nokta üç nokta ile gösterilir.” Bunun üzerine inşa edilir bütün sistem. Bunu es geçemezsiniz!”
Onun için Allahu zü’l celâl durmadan bakın ne buyuruyor: “Anladık ya Rabbi, anladık, bir kere söylesen anlardık. Bağı kesmeyin dedin ya!”
Kesmeyin dedi ya, onun için milyonlar kesiyor, milyarlar kesiyor da bu hallere kesile kesile geldik. İşte bütün sebep bu.
Biz bunu kendi vicdanlarımızda, akıllarımız, nefislerimiz tatmin oluncaya kadar, gerçekten anlayıncaya kadar, bilinceye kadar, buluncaya kadar, oluncaya kadar anlarız, anlatırız inşallah hep beraber.
Bunu böyle bilmemiz gerekir.
Aksi taktirde, son adımı atıyorsun, dördüncü adımı atıyor, vakit bitti.
İmtihan zamanın doldu arkadaşım. Son sözünü söyle.
Ha, derler ki, adamı idam edecekler, gerçi Laz diye anlatıyorlar ama ben Lazları seviyorum. Efendim, dar ağacını görmüş: “Son sözünü söyle!” diyorlar.
O da diyor ki: “Bu bana ders olsun!”
Dar ağacını gördü ya: “Bu bana ders olsun!” diyor, bu yanlış bir şeydir.
Ders olacak bir hayat kalmadı artık.
Ders zamanında alınır. Ya da zamanında alınmaz.
Bunun için bizler, ben şahsen, kendim için hep söylüyorum
“Biz erenlerin kapı köpeğiyiz.
Lâzım ve lâyıkız, onu da söyleyeyim.
Bu bir kader meselesidir.
Tercih olmuşsa da kader meselesidir.
Olabilir ki tercih eden olur ama kaderi yoktur olamaz yani.
Şunu demek istiyorum, Allah’a giden Erenler yolu asla içerden kapanmaz!
Resûllullah sallallahu aleyhi vesellamdışında asla!
Bir yanlışa düşmemek gerekir.
Hepimiz Peygamber aleyhisselatü vesselam’ın Kevser Havuzunda inşallahurahmân zem zeminde damlalar oluruz.
Ne demek zem zem?
Muhammedi dilde, Z daima sahipliktir Arapça’da.
Zişan, şan sahibi demektir.
Zülcelâl , celâl sahibi demektir.
Zulkadîr, kadir sahibi demektir.
Zem zem de böyledir. Nuru mim sahibi olandır zem olan yani.
İşte hepimiz böyle Kevser Havuzunda nur-u mim damlaları olmalıyız.
Allahu zü’l celâlimizin dünyayı yaratış muradıdır ve emrettiği şeydir.
Öyle kendimizi basitten alamayız.
Kendimizi değersiz kıldık diye değersiz değiliz.
Tam tersine eğer değersizsek bunu fırsat bilip
“Ben de bu gül tarlasından güller sultanına eğer şöyle arşa kadar çıkan güller yetiştirmesem yuh olsun!’ diyecek yürek lâzım.
“Bu eksikliklerimi, noksanlıklarımı, bilemediklerimi, olamadıklarımı geçen zamanlarımın tümünü gözyaşımla sulayıp da en muhteşem gülleri üretmesem bana da yuh!” diyecek yürek lâzım.
Yoksa şaşkınlar gibi, taşkınlar gibi: “Eh işte bizde bir şeyler yaptık canım!” deyip kendi afedersiniz pisliklerinin içerisine gül tohumu deyip işte âyette buyurulduğu gibi şeytan tohumu ekerse ne biçer?
Hüsran biçer.
Ve en kötü yönü seçer, lânet seçer.
İşte bütün bunlar Nur-u Mimsizliktir.
İlahi bağın, vuslat bağının, Allahu zü’l celâle salat bağının, Resûllullah salavat bağının, birbirimize gönülden gönüle geçen Allah yolu olan muhabbet bağlarımızın, sılalarımızın kesilmesi gerekir.
Bu bir ihanettir Allah korusun!

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Eyl 2012, 23:42 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Mar 2008, 02:00
Mesajlar: 609
Konum: Kalb Dağı
Ne yapacağız yani şimdi. Halimcan’ın baldırından yarım kilo et alıp ta kavurma mı yapacağız?
Gönül güzelliklerimizden, Muhammedi özelliklerimizden başka ne var paylaşacağımız bu âlemde. Ne fark eder. Ahsen’den ne farkı var İrem’in?
Kim birbirinden ayrıymış?
Hangisi daha kutsalmış, böyle şeyler hiç birşey değil.
Onun için biz Resûllullah Efendimizin kadir ve kıymetini bilmeliyiz.
Bir gün inşâallah denkleştiririm


مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ

"Ma kaderullahe hakka kadrih innellahe fe kavviyyün aziz: Allahın kadrini gereği gibi takdir edemediler, hakıkat Allah, yegâne kaviy, yegâne azîzdir “ (Hac 22/74)

Allahu zü’l celâl o kadar kahrediyor ki, o da Allah’ın kadir ve kıymetini bilemediler buyuruyor. Kendisi buyuruyor!.
Benim çok hoşuma gitmişti bu âyetler. Ağlamıştım resmen yani.
Allah’ın kadir ve kıymetini bilemedi insanlar. Resûllullah Sallallahu aleyhi vessellem’in, Kur’ân’ı Kerim’in kadir ve kıymetini bilemediler.
Bir gün karşılaşacağımız mahşerde bir insan gibi dirilip
“Ya Rabbi bana karşı sevgisi, saygısı vardı. Noksanlarına karşı şefaat diliyorum” diye bir insan gibi yalvaracağını anlayamadı. Ya da tersine,
“Beni okuduğu anda terk etti, bildiği halde hiçbir kuralıma uymadı, çiğnedi geçti, davacıyım!” diyeceği gün sanki göz açıp kapayıncaya kadar sonra olacak!
İnanmayanlar, inanamayanlar gitsinler mezar taşlarına sorsunlar, ola ki birisi bir şey söyler!
Yani biz Resûllullah Sallallahu aleyhi vessellem’in hakikaten Muhteşemliği, Mubarekliği, Mukaddesliği, Muaazzamalığı, hesaba kitaba gelmez güzellikleri çünkü Allahu zü’l celâli yansıtan O’dur. Halife O’dur.
Allah’ın halifesi O’dur.
Nur-u Mim’dir,
Resûllullah’tır yani.
Yanlış anlamayın Abdullah Aleyhisselam’tan bahsetmiyorum.
Abdullah Aleyhisselam kuldur.
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resûluhu”
Abduhu ve Resûluhu;
Abduhu : Abdullah Aleyhisselam’dır.
Resûluhu: Resûllullah Aleyhisselam’dır.
Abdullah Aleyhisselam; İşte 1400 yıl önce Arabistan’da doğmuştur, neler yaşamıştır neler
Kur’ân’ı Kerim’i bize bildirmiştir.
Allah razı olsun her şeyi yapmıştır.
Döğülmüş, kovulmuş, övülmüştür. Neler olmuştur neler.
Ama Resûllullah Sallallahi Aleyhi vessellem sistemin varoluşundaki ilk noktadır.
Allah’ın ilk yarattığı şeydir ve son çekilecek olan şeydir.
Âlemleri de onun yüzü suyu hürmetine yarattı Allahu zü’l celâl.
İşte bütün bu anlatmaya çalıştığım şeylerin tümü inşâallah anlatmayı becerebilmişimdir. Çünkü ben irticalen konuşan bir insanım.
Yani bir şeye bakarak, okuyarak pek konuşamam. Yapım gereği öyledir.
Ama kendim için ne diliyorsam çok fazlasını can ü gönülden karşımdaki için dilerim.
Çünkü çocukluğumdan beri Resûllullah Salllahi vesselem’den aldığım bir terbiyedir bu. Allah dostlarından aldığım terbiyedir.
Bu benim güzel bir tarafım değil, onların güzel tarafıdır, ben de bunu uygulamaya çalışan bir insanım.
Onun için de hamd ü senâ olsun hayatımda Allah’a sonsuz şükür olsun bütün ömrümde yüreğime zerre kadar bir bina girmemiştir, araba girmemiştir, daha doğrusu hiçbir şey girmemiştir.
Sanki biraz sonra çıkıp gideceğim bir misafir gibi anlamışımdır dünyayı. Ve yaşayıp gidiyorum.
Allah celle celâluhu çoluk çocuğumuzu ve bizleri cimrilere muhtaç etmesin ve asla
Cahillere karşı mahçup etmesin. Bizi korusun!
Allahu zü’l celâl, celle celâluhu kendisine, emrettiği bağla bağlananları, Nurullah ve Nur-u Mim kadir ve kıymetini bilenlere hiç kimse şeytan ve şeytanlaşmışlara muhtaç etmesin, korusun Allahu zü’l celâl!
Biz duamızı can u gönülden yaparız ve inşallah hep beraber: “Âmin!” deriz.
Halimin söylediği türkü ne güzel bakınız!
“Ben sana aldanamam yârim ben sana dayanamam!”
Hem aldanamam, hem dayanamam bu çifte vuruş var ya, öyle güzel bir şey ki.
İki ağız gibi yani. Ve usturanın ağzında dans etmek gibi çok hoş bir şey.
Hani bizim âşıklar var ya, âşıkların atışması , herkes kendi yüreğindekini olduğu ortaya koyarak, düşünmeden, taşınmadan şöyle kısa bir şekilde aktarmalar, bunlar gerçekten çok güzel şeyler.
Çünkü bazı şeyler içerden gözükmez, dışarıdan bakıldığında gözükür.
Kendi çocuğunun büyüdüğünü fark etmez.
Başkası gördüğünde: “Aaa ne kadar büyümüş!” diye şaşar.
Kemâlâtta böyledir,
Hepimiz yolcuyuz, aynı yolu yürümekteyiz.
Hepimiz gelişiyoruz.
Gelişmekte bize emredilendir yani.
Gelişmemiz lâzımdır yoksa ters gidiyoruz demektir yani. Çok kötüdür.
Bugün Barbaros kardeşimin yazdığı Bawa’nın yazısında, ben o tarafa hiç inmezdim zâten. Hani yukarıdaki 7 yi hep işlemişimdir.
Ama bir de nefsin aşağısı vardır yani.
Aşağıya doğru indiğin zaman Nefsi Emare, nefsinden gafil olur.
Nefsi câhil olur.
Nefsinden de aşağı indi mi hayvan olur, daha aşağıda sapık olur, daha aşağıda lânet olur yani. İşte bugün âyetlerde okuduğumuz gibi daha indikçe iner, indikçe iner aşağıya.
Yukarıya çıktıkça da Nefs-i Emmâre, Nef-si Levvame: “Yavv biz ne yapıyoruz?” demeye başlar.
Sonra “Mülhimme” olur, gönül âleminden, Allah âleminden mesajlar, Muhammed Aleyhisslam’ın gönlünden haber almaya, ilham almaya başlar.
Mülhime yani.
Sonra bu duyuşları, ses yaklaşır iyice sesi söyleyen de yaklaşır bilme “Mutmaine” olur. “Tamam işte burasıtatmin yeridir.” der yani. “Bu” demektir yani.
Sonra Nefs-i Raziye olur.
Allah’tan razı olmaya başlar, razı olur yani.
Olsun olmasın derdini bir kenara atar.
“Olan Allah’tan oldu!” der.
Daha “Olsun! Olmasın!” tedbir bakımından düşünülür önceden, olduktan sonra Allah Celle celâluhu’nun Hükm-ü Hakktır..
Allah’tan razı olan kişilerden Allah razıdır.
Nefs-i Marziyye olur.
Sonra Nefs-i Safiye olur!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 8 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye