Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 17 Ara 2018, 08:32

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 16 May 2018, 18:11 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

ALLAH DOSTU
Münir DERMAN (ks)

SOHBET MD-09

RAMAZAN

Aziz Cemaat insanların yüzü gülmeye başladığı zaman bu gece!
Allah nasip ederse Ramazanın ilk günü için müslümanlar Resûlullah’a bağlı olanlar, âhiret gününe inananlar, ALLAHu Lem Yezel’in kadiri mutlak olduğuna inananlar yarın için niyet edeceklerdir.
Bu niyet ALLAH rızası için yemiyeceğim, bu yemiyeceğimin kelimesinin altında mideyi boş bırakmak, pehriz mânâsına değildir.
İnsanlar yemekle hayatlarını devam ettirmezler, bu bir âlettir, bir vesiledir.
Cenâb-ı Allah, Er-Rezzak olduğunu anlatmak için yemeği vesile etmiştir.
Çünkü doğrudan doğruya ancak insanın derdine derman eden Cenâb-ı Lemyezeldir.
İnsanlar ekmekten ziyade güzel sözlerle de yaşarlar. Onun için mide bir vesiledir.
İnsanlar mide ile dünyaya bağlı olduklarından ilk iş mide kapısını kapamaktır.
Efendim aç durmakla insan ölür.
Evet ölür.
O ölenler hayvanlar ölür.
Sen Allah’a sığın, aç dur, seni hava ile bile Cenâbı Allah besler. İş buna inanmadadır.
Amma şüpheli inanma olursa bu işten ne gelir…

Ramazan orucunu herkes bilir, onu Salı günü Ramazanın ikinci günü burda öğlenden akşama kadar inşallahurahmân anlatacağız.
Biz daha Pazar günü öğlenden ikindiye kadar Kurşunlu Câmisinde, ikindiden akşama kadar Çarşı Câmisinde..
Onun için biz bu Câminin birbirimize ahbabı olduk! Bir birimize hukukumuz geçti!
Onun için bu hukuktan istifade ederek Ramazan gününü Pazar günü burayı bırakıyoruz.
Onlara da bıraz lakırdı edelim söz söyleyelim çünkü onlarda bıraz israr ettiler.
Salı günü öğleden akşama kadar dayanabilen gelir…
Eğer dayanamaz da miden karışırsa, evdeki tavuknan böreği düşünürsün biraz daha tahammül edersin.
Mamfih ben sizi burada lakırdılarla, Resûlullah’ın sözleriyle doyururum.
ALLAHUURAHMAAAN, inşaallah ALLAH müsaade ederse.

Yalınız, dabak daima kendi postunu döver, yine bazı bu câminin secdeye başını koyan müslümanlardan, imamdan evvel secdeye gidenler var ön saflardaaa.
Aman efendim dikkat edin!. Aman efendim dikkat edin!.
İmaam burdaki asakirin kumandanıdır.
ALLAH’ın huzuruna Kâbeyi o çeviriyooor.
Onuun töhmeti altındayııız.O, "ALLAHu Ekber" demeden kafanı yavaş yavaş eğmeee.
Görünmeyen direğe carparsın. Görünenden herkes korkar, kaçırır. Asıl, görünmeyen direkten korkmaktır.
Onun için imam ALLAHUEKBER demedikten sonra başınızı kıpırdatmayın.
Secdeden de aynı öyle, rüku’dan kalktıktan sonra amaan imama uyuun. Bütün yükü imam efendiye bırakın.
Bakınız bedava namaz kılıyorsunuz, siz sadece bir: “Rabbenalekel Hamd! Subhane Rabbiyal âlâ! Subhane Rabbiyal Aziym! Es Selamün aleyküm ve rahmetullaah!.”
İmam bütün mesuliyeti alıyor, Kur’ân-ı Kerimi sizin için okuyor.
Buna hürmeten imama uyun efendim. İmama uyun!.
Namaz bir mektebdir, orta mektebi bitiren tekrar ilk mektepten başlamaz.
Namazda her gün bir bir ibret alır insan, bir bir bu namaz mektebını bitiren velî oluuur.
Ben söylemiyorum bunuu. Resûlullah sallallahu aleyhi vessellem söylüyor.
Amma kırk sene gidip gelmek, haaa yok!
Çok dikkat buyurun!. Hiç olmazsa bu mübârek ayda.
Ramazanda yalnız: "Efendim ben tuzuna baktım şeyin, abdestim namazım bozuldumu? Koku verdiler bana bozuldumu? İşe giderken şu!”."
Ulan bunlar bozmaz oğlum senin niyetine bak!
"“Efendim sakız çiğni…”yom!."
Eee o kadarda edepsizlik edip de sakız da çiğneme!
“"Burnuma su çektim de genzime kaçtı!”."
Kaçar bir şey olmaz, asıl namazı bozan orucu bozan, abdestsiz gezmeyiniz efendiiim!
Namaz abdesti ile burnun oruçtadır, yalan söylemeyiniz.
Bu söylediklerim uydurma formule edilmiş lakırdılar değil, hadisi Resûlullah’tandır.
Abdestli geziniz!. Yalan söylemeyiniz!. Giybet etmeyiniz!. Kimsenin hakkinda fena bir söz söylemeyiniz!.
“
"Efendim, Ramazan geldi islamlar çoğaldı!”."
Yok efendim böyle iş yoktur. Bunları bel kemiğinlen düşünen ve onunlan karar veren insanlar söyler.
Secde-i Rahmân’a bir defa başını koyan, ind-i İlahîde makbuuul ve Cenâb-i Peygamberin yüzünu güldürmüştür.
Belki hasbel beşer gelmemiştir herhangi bir sebeple!.
Ne gülüyorsun!.
Bunların içinde ALLAH dostu vardır, bir velî vardır, onun kalbını kırarsın!.

Geçende Müftü Efendi anlattı.
Siirt’te bir Sinan Câmii varmış demişti, çok eski büyük bir câmii....
“Câmiinin üstünde, düz yerde dedi Doktor bey, büyük bööyle kan lekesi var!” dedi.
Kendisi Siirtli olduğu için bizzat görmüş.
"“Hatta bıçaklan bile kazıya bilirsin!"” dedi.
Hikayesını anlattı, burayı bir Sinan isminde belki ismini unuttum belki başka bir şey söylüyorum fakat vaka’yı aynen söyluyorum, bir zat bir ağa yaptırmış bu câmiyi bundan 200 sene evvel, 150 sene evvel, Siirt o zaman ülemâ merkezi idi.
Bu zât beş vakit namazına gelirmiş, orucunu tutarmış, hacca gitmiş gelmiş.
Cuma namazına gelmezmiş, Hocalarda bir lakırdı:
“Üç Cuma namazına gelmedin mi kâfir oldun gittiiii!”.
Evet var öyle hadis ama, kime var?
Velîyullah’a var, biz daha namaz kılmasını bilmiyoruz!
Eğer o hadisleri bu gün söylersek insanın deli olması lâzım gelir.
Sahabe için bir hadis var diyor ki: "Enterekesselaat fekad kefertu : kim ki namazı terketti kâfirdir!”." diyor.
Bugünkü zamana şey edersek hepimiz yandık gittik.
O sahabe-yi kirama ait, bu zamana değil.
Bu zaman içinde diyor ki: "“Kul La ilahe İllallaaah dehaltul cenneh: Kim ki La ilahe ilallah der cennete girer!”."
Hepsini uçup gidiyordu, o halde bu asir için değildir bunlar.
Öyle şey yoktur!
Secde-i Rahmân’a kaybolmak!
Tokmağı eline al: "Sen cennete, ben cehenneme!”." Öyle bir iş yok islâmiyette.
Bu zâtı toplanmışlar o zaman, bu üç defa Cuma namazına gelmemişse katline ferman, herifin kafasını kesmişler. Olmuş bu.
Gömleğini de senin câmin bilmem nedir diye şaak diye duvara vurmuşlar.
Bugünkü kan, Müftü Efendinin anlattığına göre oymuş. Aradan bir müddet geçmiş.
Hiçaz’dan 30-40 kişi Siirt’e gelmişler.
Demişler: "“Burada bir Sinan effendi vardır o nerededir?"” demişler.
"“Efendim o böyle böyle, böyle böyle oldu!”"
"Ha Sinan effendi, Cuma günleri atına biner, Siirt’ten böyle ovaya doğru dışarı çıkar gidermiş namaz vaktinde. Biz onu böyle böyle yaptık!"”
“"Yahu demiş, o bizim Mekke’de arkadaşımızdır!”" demiş,
"“Her Cuma burda gelir namaz kılardı, kaç aydır gelmiyor!”" demiş.

Onun için kimseye lakırdı etmeyiiniiiiz!
Bugünde velîyullah vardır! Belki içinizde vardır! Belki içimizde vardır, hiç insan belli olmaz.
Adımını atarken velî olur insan, adımını atarken kâfir olur, içinden şekki şüpheyi götüüür!
Hem kimseye giybet etmeee!. Aza kanaat et! Verdiği rızka “ELhamdulillah!” de, öp de başına koy!

Onun için “"Ramazan geldi islamlar coğald!”" demee.
İçinizde ne nurlu insanlar vaaar. Ne okumuş insanlar vaar. Ne saaf, temiz insanlar vaar.
Onun için temizliğinizi gizleyin. Gizleyin!.
Gece vakti yapayalınız iken, Cenâb-i ALLAH’ın huzurundasınız daimâ.
O'’nunlan senli benli konuşmağa başlayın.
Diyor ki: “"İşte benden kulum, gece vakti"” diyor.
“"Gece vakti BENİ bula bilirsin, duan kabul edilir.”."
Onun için gecelerde çok işler vardııır.
Gece yıldızlar görülür, acaba yıldızlar gece mi görülür, yoksa gecemi kendini gösterirler?
Bu meseledir, bunun halledilmesi için.
Onun için hiç olmazsa Ramazan’da mışıl mışıl uyumayın! Gecenin bir saatında kalkın ALLAH’ınızla senli benli konuşun. İçinizin muhasebesini yapın: "Ben şöyle fenalık yaptım, böyle yaptım, Ya İlahî tartıyorum, şu iyiliği yaptım, şu elimde değildi, şunu da hasbel beşer yaptım, sen bunları mağfiret suyu ile yıka, hepsini def’ eyle beni temizle Ya Rabbi!."” de.
Kafanı da böyle yukarı doğru kibirle kaldırma!. Daima kafan yerde olsun!.
Hz.Davud, ömründe bir defa başını yukarı kaldırmamıştır. Utanmasından.
Ama ALLAH yukarda mı?.
Hayııır, her yerde hazır ve nazırdır, biz göğe bakarız elimizi kaldırırız, ALLAH gökte mi?
Kalbde ALLAAAH.
Niye göğe bakarız?
Ona en temiz, en güzel, munâsib yer ora bulduğumuz için o maviliğin içine bakarız.
O maviliğin içine baktıkca, içinde hissedersin, bak güneş 4000 ışık yılı uzakta olduğu halde, gözümüzün içinde duyarsınız, sıcaklığını elinizde duyarsınız.
Cenâb-ı ALLAH ANLAYANA göre, sıcaklık gibi elindedir, Güneşe bakamayana göre, milyonlarca sene uzaktadır.
Eski bir söz vardır.
"Hakk’'ı Bâtın, Hakk’'ı Zâhir, Hakk’'ı Dâim, Hakk'’ı Kâim görmeyen,
Ol ne bilsin Hakk'ın Âdem, Âdemin Hakk olduğun!."
İşte böyle!..

Hz.Mevlanâ Şemsü’l- Hakaik’inde der ki :
"“Eeeey müslümanlar!
Ben ne olduğumu bilmiyorum.
Ben ne yahudiyim, ne nasran'i, ne müslümanım!
Hiç bir şey değilim!.
Ne yerim, ne göğum, ne şuyum,
……..
Benim mekanım yoktur!
Ben CÂNÂN’ın canının canının içiyim!."” diyor.

Bakın bu büyük velîler nerelere gitmişler ve herkese velî olmak vâcibtir. Allah bu kudreti insana vermiştir.
Bir takım insanlarda aslî fikirler vardır ki, bunların insanın kendisiyle birlikte var, bazı fikirleri vardır insanoğlunun ki doğduğu zaman bu da onunla beraber doğar.
Mesela tomurcuk açtığı zaman, açmadan evvel içinde koku vardııır, gülun rengi vardır, hepisi vardır ve altında da dikeni vardır oğlum!. Korumak için onu.
Allah ve din fikri de insanlan beraber doğmuştur.
Bir insan dinsiz midir?.
O sonradan dinsiz olmuştur.
İnsan, ALLAH ve din fikri ile doğar, onun içun: "İnsanlar mü’'min doğarlar, mü’'min ölürler!”." diyor Sallallahu Aleyhi Vessellem bir hadislerinde.

"“Efendim herif kâfir, ölürken mü'’min ölür, nasıl bu islam mı?”."
Mü'’min demek inanmış.
“"Kella iza beleğatitterakiye.
Ve kiyle men rakin.”."
Buraya can nefes geldiği zaman “"Ve kiyle men rakin"” doktor aranır, doktor nerede bulunur, doktor gelir şırıngalar mırıngalar falan.
"“Ve zanne ennehulfiraku."” Hasta anlar ki artık ben gidiyorum.
"“Velteffetissaku bissaki.."” Bu ayak kemikleri birbirine dolaşmaya başlar.
“"İlâ rabbike yevmeizinilmesaku”." O artık Allah’ına gidiyor, onda dönüş yok!
İşte o anda, o anda gözün perdeleri açıldığı için kâfiri bile, dinsizi bile, Nemrudu bile:
"“Haaaaaa demek ki hakikat buymuş! Âhiret varmış!"” diye inanır. Fakat bu inanma fayda etmez.
Onun için herkes inanarak ölür, mü’min Ölür.
Firavun bile Fütuhat-ı Mekkiye’de Şeyh Muhyiddin Arabî anlatır, boğulurken:
"“Musa’nın dediği doğrudur!”" demiş. O korktuğundan, boğulacağından değiil. Gözü açıldığı için hakikati gördü, onu ikrâr ediyor.
Onun için insanlar mü’'min doğarlar mü'’min ölürler.
Amma aşağıda, o hesap başka, yaptığı edepsizliği, küfrü müfrü, orda artık haddeler vaar, insan dilinde anlatılmaz, kazan diyelim, bilmem makinalar, falanlar, şişler, işte fırınlar neyi varsa var artık onu bilmem!..
Onun için insanlar daima Allah fikri ile doğarlar, ölürken de. Fıtrat bozulmamış olan, ruhu hasta olmayan her insaaan bunu bulur ve hayatında anlar.
Allah’ın varlığını anlamak için insaan, insanın iç âleminde mükemmel bir makina bir cihaz vardır. Allah onu o yolda yaratmıştır bu makineyi.
Nasıl ki bir mıknatıs, şu mıknatıs olsun. Demirleri, demirlere, mıknatıs ile demirleri birbirine yanaştırdığınız zaman, mıknatıs demiri hemen çekiverir yanına! Çünkü bu mıknatısın yaratılış fıtratında vardır.
Sen hakiki mıknatıslığı bulursan seni çeker, mıknatıslığı görende!
Mıknatısa şöyle bir şey sür, o da muhakkak mıknatıs olur.

Onun için gül gibi adamları bul konuuuuş!
Kile sormuşlar: “"Ne güzel kokun var?”."
“"Efendim koku benden değil, üç beş gün gül ile arkadaşlık ettim de o koku ondan bana sindi." demiş...”
Onun için mıknatıslı adamları bulun da onlan konuşun.
Vakiti makiti geçin, tırıltıyı, boş lakırdıyı bırakın aziz cemaat.
O kabiliyet mıknatısta bozulmadıkça, fıtratının çekme icâplarını daima yapacaktır.
İşte insan da böyledir..

Peygamberler insandaki bu fıtratın inkişafına calışmışlardır. Sende bu hassa vardır, onu harekete getir.
Onun için: "“Efendim filan adam velîyullah!”"
"Nerden bildin?"
"“Efendim bizim evdeki pişmiş hindi, hindi dolması, pilavı bildi, sizde bu akşam pilav var!”" dedi.
"Eeee."
“"İki de misafirim var, halbuki ben iki kilometre uzakta oturuyorum, dünde şunu yedin!"” dedi.
Ulan onu sen de biliyorsun. Bunda velîlik yok.
Asıl velîlik, sende olup da haberin olmadığını sana bildirip de seni yola getiren adamdır.
İşte peygamberler, bu fıtratı insanda meknuz olan bu fıtratı ortaya çıkarmıştır.
Buna da biliyorsunuz "Nur-u MuhaMMedî" derler.
"Nur-u MuhaMMedî"nin, "Cesed-i Resûlullah" ile alâkası yoktur.
Cenâb-ı Allah Kur’ân’ında diyor ki: "“Kâinâtı yaratmadan evvel bir Nur yarattım, bu Nurun ismine Hamdedici Nur, "MuhaMMed" ismini verdim.”
Peygamberle alâkası yok bunun.
Bütün Kâinât herkesteki bu Nurun içinden Hayy Esması geçti, geldi senin kalbine girdi. Hayy işliyor.
İşte bu NUR sende de vardır. "Nur-u MuhaMMedî", dinsizinde de imansızında da herkeste vardır.
Bunun sende bulunduğunu bildiren adam velîdir ve bunun bulunduğunu ilk ilan eden de Sallallahu Aleyhi Vessellemdir ve bütün peygamberler âli izâmdır.
Onun için biz peygambere Salâtu Selâm getiririz bilirsiniz.
"“Allahümme Salli Alâ MuhaMMedin ve Alâ Âl-i MuhaMMed.”"
Ne demek bu?
Allahümme: Yâ İlahiii!.
Salli: Mağfiret et!.
Alâ MuhaMMed: MuhaMMed’'e mağfiret et!.

"Peki cenâbı peygamber mağfirete muhtaçsa biz ne yapalım?"
Haaaa, simdi iş değişti.
“"İnnallahu ve melaiketihu yüsallune alennebiyyi ya eyyuhellezine amenu salli aleyhi ve sellimu teslima!.:”
Ben Allaaah ve melaikelerim nebiyi zîşana selâvatu serife getiriyoruz, ey inanan KULlaaaar.
Siz de selâvat-ı serife getirin."
Onun için Rahmet-i İlahîye, Sallallahu Aleyhi Vessellemin kalb-i mübârekine inmeden bize gelemez.
Niçiiiin?
Gelemez ya!.
Biz, şuradaki 220 voltluk ampulüz.
Teeee, barajdan gelen elektrik 16 000 Volt.
Transformatörde iniyor, bizim tahammül hududumuza geliyor.
Onun için bu feyz, Cenâb-ı peygamberin kalb-i mübareğine geliyor voltajı iniyor, bizim tahammül hududumuza kadar geliyor.
"“Lev enzelna haze'-l kur'âne 'alâ cebelin lereeytehu haşi'an mutesaddi 'an min haşyetillahi"
: “Biz eğer o Kur’ân’ı dağa indirseydik dağ onun haşyetinden param parça olurdu!"” diyor.
O yüzden Cenâb-ı Resûlullah’ın vücûdunun yaradılış kudretine bakalım.
Ona bile, insan olmayan Cebâail alıp getiriyor, o da, o da indiriyor bir noktada.
Onun için insanlar meleklerden daha efdaldır.
Melekler insanları kıskanırlar...


Resim

Vesile: (Vâsile) Bahane, sebeb. * Fırsat. * Elverişli durum. * Vasıta. Yol. * Pâye, rütbe. * Baba. * Kurbiyet. * Kendisi ile başkasına yaklaşılan şey. * Cennet'te bir menzil adı. (El-Vesiletü menziletün fi-l Cenneti hadis-i şerifi bunu te'yid ediyor.)
Er Rezzak: Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyaçları karşılayan. (Allah)
Lemyezel: sonu olmayan Hakk cc.
Töhmet: Birisine isnad edilen, fakat kat'iyyetle işleyip işlemediği belirsiz olan suç, kabahat. * İtham altında olma.
Giybet: Arkadan çekiştirmek. Hazır olmayan birisinin aleyhine konuşmak. Birisinin gıyabında hoşuna gitmeyen bir şeyi söylemek. (Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerâhet edip darılacaktı. Eğer doğru dese; zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır. M.)
İnd-i İlahî: Allah'ın indinde. Allah'ın nazarında.
Hasbel beşer: İnsanlık icabı, elde olmadan.
Katline ferman: Ölümüne emir.
Şekk: (C.: Şükuk) Şüphe, zan. Bir şeyin varlığı ile yokluğu arasında tereddüt etmek.
Kanaat: Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek. Kısmetinden fazlasına göz dikmemek. Helâl ile yetinip haramı istememek. Az şeyi de olsa kısmetine razı olmak.(Semere-i sa'yine ve kısmetine rıza kanaattir, meyl-i sa'yi kuvvetlendirir. Mevcuda iktifa dûnhimmetliktir. M.) (Bak: Himmet)
Mağfiret: (Mağfiret) Cenab-ı Hakk'ın kullarının günahlarını örtmesi, affetmesi, rahmeti ile lütfu.
Nazır: (C.: Nüzzâr) Nazar eden, bakan. * Bir idarenin veya dairenin umur ve işlerine bakan en büyük memur. Bir işin idaresine memur reis. * Kabine azalarından herbiri. Nâzır. Vekil. Bakan.
Âli: Üstün. Yüce. Çok büyük. Meşhur. Necib.
Izam : (Azim. C.) Büyükler. Büyük kimseler. * (Azm. C.) Kemikler.
Feyz: (C.: Füyuz) Bolluk, bereket. * İlim, irfan. Mübareklik. * Şan, şöhret. * İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak. * Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su. * Bir haberi fâş etmek. * İçindeki düşüncesini izhar etmek.(Hakaik-ı imaniye ve esasat-ı Kur'aniye, resmî bir şekilde ve ücret mukabilinde dünya muamelâtı suretine sokulmaz. Belki bir mevhibe-i İlâhiye olan o esrar, hâlis bir niyet ile ve dünyadan ve huzuzat-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir. M.)



Resim

كَلَّا إِذَا بَلَغَتْ التَّرَاقِيَ
Resim---"Kella iza beleğatitterakiye: Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır.” (Kıyâmet 75/26)

وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ
Resim---“Ve kiyle men rakin : «Tedavi edebilecek kimdir?» denir.” (Kıyâmet 75/27)

وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ
Resim---“Ve zanne ennehulfraku : (Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.” (Kıyâmet 75/28)

وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ
“Velteffetissaku bissaki : Ve bacak bacağa dolaşır.” (Kıyâmet 75/29)

إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ
Resim---“İla rabbike yevmeizinilmesaku : İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.” (Kıyâmet 75/30)


إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Resim---"İnnellahe ve melaiketehu yüsallune alen nebiyy ya eyyühellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslima : Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin." (Ahzâb 33/56)

لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُّتَصَدِّعًا مِّنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Resim---“Lev enzelna hazelkur'ane 'ala cebelin lereeytehu haşi'an mutesaddi 'an min haşyetillahi ve tilkel'emsalu nadribuha linnasi le'allehum yetefekkerune : Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 59/21)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 22 May 2018, 19:17 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10893
Resim Melekler insanları kıskanırlar. En güzel mahluk insandır.
Hatta Cenâb-ı Cibril, Huzur-u Risâlet penahiye geldiği zaman sahabelerin en güzeli olan Dihye rahdiyallahuanh şeklinde gelirmiş.
Onu severmiş de
“bu ne güzel insan”, onun şeklinde Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin ’in yanına gelirmiş.
Onun için
Nur-u MuhaMMedinizin kıymetini bilin! O zaman Melekler size secde eder.
Sen ne kadar edebsiz de olsan. İyi de olsan…. Burada teypler var. Alıyor senin sesini.
“Efendin nasıl teyp ben görmem?””
Yakında bu tozun dumanın sonu gelir. Mezara gittiğimiz zaman hakikat ortaya çıkar.
Kimin atlı kimin yaya olduğu ortaya çıkar. Allah, o tarafta alın açıklığı versin.
Onun için, salâvat-ı şerife kendimizedir.
Kendi Nur-u MuhaMMediyenize yardım!
Mağfiret bize! diye.
Yalınız deminki âyete göre.

İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîm⠔
Âyetine göre salâvat-ı şerife getirmek ömründe bir defa insana farzdır, farzdır!.

Birisi: “Alâ Resûlüna salâvaaaat!” dedi.
Allahümme salli alâ MuhaMMedin ve alâ âli MuhaMMed! dersiniz.
Yalınız bir ses vardır onu işitti mi o vakit salâvat-ı şerife getirmek farz olur insana, dikkat buyurun.
Yarın bu akşam teravihe gideceksiniz.

Müezzin efendi: “Sallu alâaa MuhaMMed!” dedi.
Emirdir o, derhal içinden salâvat-ı şerife getireceksin.
Onu işiten adama farzdır. Dikkat buyurun, dikkat buyurun efendim!.
Bu kitabta yoktur. Kulağa söylenir!.
“Nerden biliyorsun?””
Benimde kulağıma birisi söyledi, yalan söylemiyorum, âyetnen sabittir.


Sallu alâ MuhaMMed kelimesini işittiğin zaman, içinden: Allahümme salla alâ muhaMMedin ve alâ âli MuhaMMed!
Çünkiii o sana aid değildir, Cenâb-ı Resûledir o.
İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyi” âyetinin şümuluna göre.
Ötekiler: “Allahümme alâ Resûlune salâvat” deyip kendine getiriyor.
Salâvat-ı Şerife getire getire getire içindeki Nur-u MuhaMMediy inkişaf eder.
Ammaaa, beli aklında olanlar: “Bu saçmadır der benim mantığıma girmiyor!” der.
Zâten mantığa giren işte, iş yok!.

İslamiyet, yuminûne bil gaybi gaybe inananların dinidir.

Anlamak istemeyene, nefsinin zincirlerine cilâ sürüp onları terbiye etmek istemeyene, bel kemiğiyle düşünüp, geçmişini unutup kendi boş kafası ile hareket edenlere bunları izaha kalkmak gölgelerin derinliğini kulaç ile ölçmeye benzer, delilik olur.
Bu günkü dünya sakinleri ve medeniyet, tıpkı bacaklarından biri alabildiğine 30 metre uzamış diğeri böyle kısa kalmış topal bir yolcuya benzemiştir.
Bu gün bunalan dünya hakiki saadeti, mâneviyat mihrabında asılı olan anahtarla açabilir. Gerisi beyhudedir.
Kafasında Hakk bilgisi olmayan, câhildiiiir.
Velev ki dehrî gibi bilgilisi bilsin: “Ben yüz bin cilt kitab okudum.” desin.
Gönlünde Hakk Aşkı olmayan da gâfildir. Velev ki dirâyeti ile karşısındakine parmak ısırtsın.
İşindeee Allah rızası gözetmeyen de zâlimdir. Velev ki dünyalar kadar iyi.
“İşinde Allah rızası gözetmek ne demektir?””
“Yalan yok!. Gıybet yok!. Birinin peşinden zınbırtı, mınbırtı yok!.
Midene helâl ekmek sokmak!.”
İşte bu Allah rızası, Allah rızası denilen budur. Boş kelime değildir bu.


Onun için dünyada güzel sözlerin müsabakasını yapsa bir insana söyleyeceğiniz kuru lakırtı: Allah razı olsun! kelimesinden güzel kelime bulamazsınız.
Türkçemizde çok güzel kelimeler vardııır:

Allah razı olsun!”
Su kadar aziz ol!
Bunlar ne güzel kelimeler…
Bunları, aziz cemâat kullanırsanız ağzınızın içi gül kokmağa başlar, gül kokmağa başlar.

Onun için, işinde Allah rızası gözetmeyen zâlimdir.
Birine ezmek, kafasını almak. Parasını almak, bu zülüm bu başka zülümdür. Buna “hayvanî zülum” derler, bu değil.
İslamiyette zülüm dediğim budur.

Onun için âyeti kerimede: lâ'netullâhi ale’z- zâlimîn demiştir.
Çünki Allah rızası gözetmeyen “Allah’ın el Rezzâk olduğunu inkar ediyor” demek, “tahammül etmeyen kadere su sıçratıyor” demek. Efendim kış gelir: “Aman donduk efendim!” Yaz geldi: “Yandık!””
Burnun akar: “Aman ölsüm de kurtulsam!.””
Bu ne biçim iştir efendiler. Geldi, sabredeceksin.
“Men sabere zafere” Sabreden derviş muradına ermiş” demek değildir.
Sabır bir haslettir zâten. Kim ki sabır içindedir o, sultan gibi olmuştur.
Onun için sabırlı olmak lâzımdır. Sabrın sonunda bir şey beklememek lâzımdır.
Ben sabredeyim de sonunda bunları alt edeyim.
O sabır değil efendim. O sabır değildir o başka türlü bir şeydir.
Onu herkes kendi baytarî lügatından mânâ çıkarır isim verir. Öyle sabır yoktur.

Sabır Kaza-Kader zincirine: baş üstüne!” demektir!.
Onun için, bunlara inanmayan taş kesilmiş kalbler vardır.
Bunları yumuşatmak, hava gibi yapmak. Örümcekli kafaları ayıklamak.
Şaşkın iradeleri yola getirmek. Gaflet içinde olanları uyandırmak.
Uyanık olanları şevki gayrete getirmek için bu, çok güç bir iştir.
Bu işe girişmek için, büyük ve temiz insanları arayıp bulmak lâzımdır.
Demin de dediğim gül kokulu insanlar.
Adi hayatın. Hepimizin bir hayatı vardır. Adi hayatın olurundaki olmazı sezen, “şu olur-şu olmaz!”ı sezen, olmazlardaki oluru bulan ve bilen hakikatin en mahrem tecellîsi etrafında toplamış kimselerdir.
“Bir şey olmaz!” diye dersin fakat onun bir olur ciheti vardır.
Onun olurunu sezen adamı bulmak lâzım. Bu kimseler vardır bu dünya yüzünde.
Bu gibilerle arkadaşlık edersen, aslanla yan yana yürümek gibi insana emniyet ve hazz verir.
Bu hazzı duyan insanın yanında küçük bir inhiraf o adamı pecmürde perişan eder.
Bir insan 30 kilo taşır. Bir insan 1 kilodan rahatsız olur.
Bir insana bir iğne sokarsın sesi çıkmaz. Ötekini sinek ısırır tahammül edemez.
Onun için herkesin kendine göre bir derdi vardır. Bir acısı vardır. Bir ızdırabı vardır.
Onu, o tahamül hududunda o dayanabilir, belki sen dayanamazsın. Belki sen dayanabilirsin, o dayanamaz.
Onun için herkesin derd ve ızdırabına da Mü’min insan destek olmak mecburiyetindedir.
Onun için: “Efendim falan adam çok yüksek adam!””
“Neee?”
“Yüksek?”
“Nasıl?””
“Efendim apartumanı var! İstanbulda yalısı var. 8 tâne otomobili var. Bilmem Nis’te oturuyor. Bilmem ne idiyor. Paraynan!””
Şimdi paran var mı fazilet diploması alıyorsun.
Amma parası çok olup da fazilet dağıtan insanda var.


Eskiden İngilterede Cambridge Şehri vardır. Orda Üniversite kurulmuş bundan 250 sene evvel. Üniversiteye para toplamak için o şovalyeler, atlar, kontlar montlar câhil adamlar geliyorlar.
Rektörün önüne, reisin önüne bir kese altın bırakıyor:
“Ver bana bir diploma!” diyor alıyor. O da, bi diploma yazıyor veriyor..
Biri gelmiş atından inmiş, o zaman:
“Baş üstüne efendim!” demiş diplomayı yazmış vermişler.
İnmiş atına binerken:
“Ulan demiş geldim ben bir de atıma alayım!” demiş. Çıkmış şeyin önüne bir kese daha şey vermiş.
Efendim demiş bir tane daha diploma alacağım” demiş.
“Demin verdik ya!” demiş.
“Verdinde bi de atıma alacağım!” demiş.
“Efendi demiş al keseni biz demiş atlara vermiyoruz” demiş. “Eşeklere veriyoruz!” demiş.

Onun için efendileeeer!
Faziletli, ahlâklı, doğru dürüst insanların arkasında Allah’ın büyük âdil direği böyle durur, onu hiç kimse yerinden oynatamaz. Dâima ahlâklı, dürüst şakadan bile olsun yalancılık yapmayın!.
Bu nurlu Allah Dostları bir bakışta, insana batkı mı küflü ve rutubetli kalb hazinelerinizi ışığa kavuştururlar. Bu bambaşka bir yoldur.
Bu insanlar hakiki Bahar Rüzgarı gibidirler. Bir yerde durmazlar. Fırtına yapmazlar. Bütün gülistanı dolaşırlar.
Bunlar beşeriyet içinde giyim-kuşam dersi de söylemezler. Haykırmazlar.
İç ve bâtın ma’murluğunu insanda meknuz kıymeti ortaya çıkarmaya çalışırlar.

Bunların görünmeyen taraflarını nasib olup da görebilen, nura dalaaar.
Onlar Hakla olunca mahluklardan hiç birini görmezler.
Eğer mahluklar beşeriyet icâbı öyle insanların önlerine geçerlerse onları küçük toz zerreleri gibi görürler.
Onlara dikkatle bakarlarsa o adamlar yerlerinde hiçbir şey göremezler.
Çünkü her yerde Allah’ın hazır ve nazır olduğunu sezmiş, nurlu büyük insanlardır.

Evliyâ-yi tahtet gubâbî la yarifu gayri.

Bu bir sırdır İslam Dininde, o kadar.
Görüleni zâten görmede hüner yoktur. Asıl hüner görülmeyeni görmeye çalışmadadır.
Bu gibi insanlar, Allah dostlarından, hakiki Mü’minden, ne balık kaçar, ne gökteki kuş kaçar, ne serçe kaçar, sokulur yanına, 40 yıllık dostmuş gibi.
Allah cümlemize bu kabil insan kılığına sokulmak nasib-i müyesser eyleye!.


Onun için bu büyükler derki: Dil keskin bir kılıçtır.
Nasıl keseceği bilinmez. Söz geri dönderilmesi mümkün olmayan bir ok gibidir.
Dil harekete geçmeden evvel, sözü söylemeden evvel dikkat edin Aziz cemâat.
Belki bir dostu üzersin. Belki bir Allah adamının kalbini kırarsın.
Cenâb-ı Peygamber Sallallahu aleyhi vesellemin hadislerine böyle bir teraziye doldursanız milyarlarca hadis içinden tek bir hadisi vardır. Alın bu tarafa koyun hepisinden ağır gelir. Nedir o hadis?

Din kardeşliktir buyuruyor.
Kardeş kardeşe bıçak çekmez.
Kardeş kardeşin ardından fenâ lakırtı söylemez.
Kardeş kardeşe yardım eder…

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 02 Haz 2018, 23:22 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4725
3 sene evvel burda akademide ben hocalık yapıyorum.
Bir Fransız Rumiye isminde bir şey geldi oraya, maliye profosörü geldi.
Çağırdılar beni de gittim. Tercüme ettim Türkçeye.

Adam dediki: “Hazreti Peygamberin kurduğu sistemi İslam Âlemi devam ettirseydi, zekat İslam Âlemine diyor bundan biz istifade edecektik. Çünkü bu para verilmekle sizin diyârda İslam Âleminde fakir kalmayacaktı. İllâ da vermesi için bize gönderecektiler!.” diyor.
Buyurun efendim!.
“Damla damla göl oluuuuur!” Dedemizden kalma sözdür.
“Damla damla göl olur!.” Dededen niye kalıyor da, bu gün yok.
Eskiden gölüdü bu. Sahavet, hudutlarımızın haricine kadar giderdi.
Onu ata ata, yonta yonta nihâyet bir kelime kaldı onu da atamadık.
O demir leblebi halinde haaaa!.
Darb-ı meseller budur. Dedelerimiz zamanında tatbik edilip, gide gide yontula yontula yontula bize gelip de yok edemediğimiz en son lakırtısıdır. “Damla damla göl olur!.” hikaye budur.
Darb-ı meseller, atasözleri bu demektir. Zamanında çâreydi bunlar..


Sultan Mahmud zamanında, Mısır Çarşısına gelmiş Sultan Mahmud.
Tebdil-i kıyafetle uğramış sabahtan.
Eskiden zenbillerde Mısır pirinçleri gelirdi.
“Zenbil pirinci” derdik.
“Hacı Efendi ”demiş. “Bana 5 okka ordan prinç ver!””
“Emredersiniz efendim!” demiş.
Bilmiyor ya Padişah olduğunu tebdilîdir. Tartmış 3 okka vermiş, eskiden.

“Ağa demiş ben 5 okka istiyorum!” demiş.
“Efendi biliyorum, duydum!” demiş.
“Aynı pirinç karşıdaki Hacı Ömer Efendi de var!” demiş. “Ben sabahtan siftah ettim” demiş. “Hacı Ömer Efendi siftah etmedi git 2 okkasını da ordan al!.” demiş.

Bizde şimdiki Hacı Ömer Efendiye git.
“Efendi al 2 okkyı da sen öğleden sonra gel!.””
“Hacı Efendi işte ben bir misafir dâvet ettim de, 5 kilo prinç lâzım ver bana pişirecek miyim.””
“Efendim başka yerde yoktur!” Halbuki karşısındakinde var.
İşte bu gıybet efendim.
Böyle yapanın orucu sahih değildir. İstediği kadar 30 gün aç dursun. Oruç olmaz o efendim. O eşşek orucu olur. Hakikaten eşşek orucu olur.
Oruçlu insan, abdestlidir.
Oruçlu insan, yalan söylemez.
Oruçlu insan, gıybet etmez.
Oruçlu insan kimsenin peşinde lakırtı etmez!.
Kimseye fenâ nazarla bakmaz oruçlu!.
Bunları yapmadıktan sonra akşama kadar: “Ben oruçluydum!” de çık!.
Böyle iş olmaz!.


Hiçbir şeyi hor görmemede şefaat gizlidir!”Cenâb-ı Peygamber buyuruyor..

Bir gün sahabelernen Mekke’ye giderken ölü bir köpek, şişmiş böyle sıcaktan kokuyor.
Hazreti Ebu Bekir önüne geçmiş:
“Ya Resûlullah bu taraftan gidelim!” demiş: “Çok fenâ koku var!””
O mübârek kokuyu bile duymuyor kendisindeki merhametten. Yanaşmış yanına da mübârek asâsıyla: “Ya Ebu Bekir demiş bak ne güzel dişleri var!.” demiş.
Orda bile Cenâb-ı Allah’ın kudretini görüyor.
Onun için hiçbir şeyi hor görmeyiniz!.
“püff!..” demeyiniz. “püff!..” İslam işi değildir.
Dâima güler yüzlü olunuz!.
Dünya da her şeyin kendine göre bir güzelliği vardır.
Fakat her göz bu güzelliği göremez.
Bak koskoca Ebubekir Sıddık bile burnunu tutmuş, Resûlullah’ı o taraftan çevirmeye.
Fakat Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin iki âlemi gören o mübârek gözleri ile:
Bak yâ Ebu Bekir demiş ne güzel dişleri var! demiş.

Siz, insan karnını açıp görmediniz.
İnsanın karnını ameliyat yaparken bir koku gelir ordan, aman Allaaaah!.
Hani koyun kestiğiniz zaman sıcak bir bağırsak kokusu gelir, tahammül edemezsiniz.
Biz, ameliyat yaparken kokuyu duymayız.
İlk defalar alışamamıştık.
Şimdi çünkü kurtarmak için uğraştığımız için koku moku bize vız geliyor hiç almıyoruz bile kokuyu.
Sallallahu aleyhi vesellemin de âlemlere rahmet olduğu için bütün merhamet ve şefkat halinde olduğu için koku moku bilmem ne ona gelmiyor.


Onun için aziz Müslümanlar, bunun mukallidi olmaya çalışmak yine bir şeydir.
Bu güzellikleri görene Resûlullah’ın şu hadisi müjde eder.

Dinin direği biliyorsunuz namazdır.
Yine namaza geldik. Hani evvel yatmak evvel kakmak hikayeleri.
Bir hadiste buyuruyor Cenâb-ı Peygamber ki:
“Bir namazı kılıp, diğerini kılmak için vaktın duhulunu bekleyen, gelmesini bekleyen kimse dâima namaz içerisinde demektir.”
Kıldı öğleyi, dışarda mütekaid adam, işi yok gücü yok, kahve köşelerinde.
İkide bir, saati de yok: “Saatt ne kadar, ezan oldu mu, olmadı mı?”” O, dâima namaz içindedir.
Amma bu işi görmeyenlere ne kadar namaz kılan vardır ki yine Resûlullah’ın hadisi namazdan elde ettiği ancak yorgunluk ve meşakatten ibarettir.

En hayırsızlar namazdan çalanlardır! diyor. Namazından çalanlardır.”
Ya Resûlullah namazdan nasıl çalınır? diye Übeyde İbni Cerrah sormuş Cenâb-ı Peygambere.
Ya Cerrah demiş. Namazdan nasıl çalınır biliyor musun? demiş.
Rukuyu, sücudu tamamen yapmayanlar! demiş.
İşte Hadis-i Peygamberi. Hadis-i Peygamberi ortada.

Belinde kuvvet varsa imamdan evvel secdeye gidin cemâat!!. Buyurunn. Buyurun gidin!.
Belki bu dünyada kolun kırılmaz, belin kırılmaz amma öteki dünyada beline insanın payanda çakarlar.
Bu dünyada da çakarlar amma sen farkında değilsin.
Her gün bir tuğlanı alırlar, her gün bir tuğlanı alırlar.
Onun için ya namazı kıl adamakıllı, veyahut kılma!.
Eğer öyle kılarsan!.
Allahu lem-yezel’in huzurundasın. Alay etmiş oluyorsun O’nnan, alay etmiş oluyorsun.
Yâ hasreten ale’l- ıbâd, mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn
Her gün okuduğumuz âyet-i kerime Yâsîn dedir. Alay yok istihza yok içinde.
İşte hadis-i Peygamberi. İşte Allah’ın evi. İşte de siz. Mihrab da burda!.


En kolay, bir nüfus müdürünün yanına bile bir edeb ile gireriz, toplanırız da gireriz.
Allah’ın huzuru bu. En kolay giriyorsun.
Bir “Allahuekber!” dedi mi hemen giriyorsun Huzur-u İlahîye.
Girer girmez de çıkman bir oluyor.
“Allahuekber.!” Subhânekeyi okuduktan sonra haydii Bit Pazarına gidiyor aklın.
Ulan aklını götürme arkaya. Girmenle çıkman bir oluyor.
Gir hele bir defa adam akıllı. Buna çalışın. Bunun yolları.
“Efendim benim aklım gidiyor!””
Senin aklın daha kafanın içine bel kemiğinden çıkmamış. Bunu biraz sıvazla da yukarı çıkar.
“Nasıl sıvazlanır efendim? Bunu masaj eden, tedavi eden doktor var mı?””
Var yahu “doğru ol, yalan söyleme, şunu et!” işte bunlar.”
“Nasıl?””
Sen yap bak düzelirsin be birader. Yap bunu, bak düzelirsin.”

Onun için Cenâb-ı Allah bir hadis-i kudsîsinde buyuruyor ki.

Kelime-i Şehadet Benim Kalamdır!” buyuruyor.
“Kalam. Kal’ama giren azabımdan emin olur!”

“İzzetime, Celâl ve Rahmetime yemin ederim ki!” diyor Cenâb-ı Allah.
Hadis-i kudsîde.
İzzetime, Celâlime ve Rahmetime yemin ederim ki “Lâ İlâhe İllâllah’ı hakiki söyleyen hiçbir kimseyi cehennemde bırakmayacağım! diyor.
İşte kulum!””bakın ne diyor.
Gece karanlığında Beni bulabilirsiniz. İstediğini o anda veririm.” Hadis-i Kudsîsi vardır.
Başa gelen belâlara tahammül ediniz aziz cemâat.
Sabırlı olanın gönlünde felâket katiyen yara açmaz!. Sabırlı olanın gönlünde felâket katiyen yara açmaz.
Ne olursa olsun, ister kâfir, ister dinsiz, ister imansız.
Ne olursa olsun, sabredenin felâket içinde yara açmaz.
Eğer bu Mü’min ise o yaranın üzerinde güller biter.
Mü’minin tabiî ki, dinsizden, tabi ki münkirden İnd-i İlahîde büyük farkı vardır.

Onun için kendi kendine geç aynanın karşısına şöyle bir bak kendine.
Bir muhaSebe’yap, kendinlen konuş: “Allah’a, Peygamber’e, âhiret gününe ben hakiki inanıyor muyum?” de.
“İnanıyor musun?” “Evet!” diyebiliyor musun şeksiz!”
Allah mübârek etsin!.
Eğer şüpheli ise, onun ismini kendin koy!.
Kendiliğinden içimize sinen kokusu vardır bu
Lâ İlâhe İllâllahın, “Resûlullah”ın.
Her köşede, her bayırda eskiden bir yatır varıdı bilirsiniz.
Türbeler vardı, felan Padişahın, felan bilmem neyin.
“Efendim felan mahallede bir türbe varıdı.”
Bu, bunlar “Velîyullahdır” türbeleriydi.
Bir Velî, bir mahallede varısa Velî türbesi, o mahallenin sakinleri mahalleyi temiz tutardı.
Belediye çavuşu o idi. Cömerttiler bunlar. İyilik severdiler. Yalan bilmezdiler. Cesaretli idiler.
“Bu Velî burada yatıyor diye, bizim mahalleyi yangın almaz!” diye emniyet içindeydiler.
Her sandukanın altında bilinmeyen bir Velînin kudreti gizlidir.
Asırlarca bu yatırlara, bu türbelere beyhude bel bağlanmamıştır.
Ecdada hürmet, ölülere hürmetle kaimdir.
Onun için Resûlullah Efendimizin bir mevzu’ hadisi vardır.

İzâ tahayyertüm fil- umuri, festaînu min ehlil- kuburî! “
Başınız sıkıldığı zaman kabirlerden yardım isteyiniz!”
“Ölüden ne yardım istenir?”
İstenmez evettt!. Bu, geçmişteki dedeleriniz ne yapmış ise onlardan ibret alarak, onlara bir nevi yardım taleb etmiş olursunuz” demektir.
Bunu yanlış anlamayın!. Gidip yatıra bel bağlamak değildir. Gidip orda kurban kesmek değildir. Bunlar İslam dininde yoktur.
“Efendim bez bağlayacağım! felana kurban keseceğim!. felana bilmem horoz keseceğim!”
Yok! Yok! Yokkkk! Böyle İslam dininde yok. Böyle iş yok müslümanlar.
İslam dininde; mihrabda, Kâbeye Allah’ın huzuruna dönmek vardır. Umumi hayatta da Rasululah’ın demesini: “Yalan söylememek, adâletten ayrılmamak, doğru olmak, hileli, desiseli olmamak” vardır!…

“Falan türbeye bilmem şunu bağladım! Felan yatıra gittim! Böyle oldu da, şöyle oldu!””
Felan yatıra matıra gideceğine Resûlullah’a salavat-ı şerife getir.
En yakın mihraba dön! Allah’ın huzuruna dön!
Bu safsatalara uymayın efendim!. Bu safsataları zaten dinimizin içine soktukları için bu hale geldik. Bunları bırakın efendim!.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Haz 2018, 11:20 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4725

Mezarları ziyâret ediniz. Bu size akibetiniz hakkında çok şeyler söyler hadisi mezarlara hürmet edelim ki bir gün bizde oraya gideceğiz.
Bir Arap mezarının üstünde yazar:
Ben de sizin gibiydim. Bir gün siz de benim gibi olacaksınız!.”
Dünyada kim kalmış. Ne Fatihler. Ne Yavuzlar. Ne Süleymanlar. Ne Peygamberler. Ne Atatürkler. Hiç kimse kalmadı.
Nerede dedelerimiz? Nerede geçen sene beraber kol kola gezdiğimiz arkadaşlarımız? Geçen sene burda bir hacı arkadaşımız varıdı. Bu zamanlar vefat etmişti. Nerede?
“Yarın Salı günü burada vaaz edeceğiz!” diyoruz hangimiz bulunacağız? Allah bilir!.
Onun için dâima şey etmemiz lâzım.
Bir insan, bir insana inandığı zaman, onu tartmıştır, ölçmüştür, kokusunu almıştır. Yalan söylemediğini, kendi sînesine yedirttikten sonra ona iltifat eder. Ona hürmet eder ve mukabil ondan hürmet görür. Onun için şüpheli olanlara tekme vururlar!.
Bir gün meşhur Hazreti Adviyye biliyorsunuz kadın Velîlerin en büyüğü. Hasanü’l- Basrî ile bunlar ahbab idiler.
Bir gün gidiyorlar böyle Kâbeye doğru Hasanü’l- Basrî ile hacca gidecekler. Yürüyerek gidiyorlar. Sanki buradan şeye Tekke Mahallesine gidiyorlar.
Hasanü’l- Basrî demiş ki:
“Adviyye” demiş.
Hazreti Adviyyenin, 78 yaşına kadar yaşamıştır. Yüzünün bunu kitablar yazıyor. Yüzünün teni hiçbir kırışıklık olmamış. Cenâb-ı Allah 14 yaşındaki kadın yüzünü vermiş ona. O, öyle bir kadın, mübârek bir kadınmış.

“Adviyye” demiş. “Ben diyor seni çok seviyorum!” demiş. “Bennen evlen!.” demiş.
Adviyye demiş ki:
“Ben” demiş “yaşlandım artık Hasan!” demiş “yaşlandım.” “Benden daha güzel. Benden 40 yaş daha genç. Benim bir kız kardeşim var onu sana vereyim!” demiş. “Onu al!” demiş. “Arkadan geliyor!” demiş.
Hasanü’l- Basrî arkaya döndüğü gibi Hasanü’l- Basrîye Adviyye bir tokat indirmiş:
Ulan seni yalancı Velî!” demiş.
Halbuki kardeşi yok Adviyyenin.

“Hani demiş beni seviyordun. Daha gencini dedim de döndün o tarafa!””

Onun için insan: “Ben secde ediyorum. Oruç tutuyorum. Felanca oruç tutmuyor! Secde etmiyor!” diye insan insanı kınamasıııın!. İslamda kınamak yoktur. Allah’a havale etmek vardır.
Sana bir zulüm gelirse “Cenâb-ı Allaha havale ediyorum, Yâ İlahî!”
Çünkü bir insan bir insana kızar, ona mukabele gösterirse kendinde tecellî eden kadere itiraz eder, Allah’a bırakırsa Allah kaderi bile değiştirir. Sen değiştiremezsin. Onun için İslamda dâima şey vardır
A’râf Sûresinde, Hazreti Musa biliyorsunuz, Tûra çıkardı. Tûr da kelimullahtır.
Tûr da âyet-i kerime de şudur:
Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu rabbuhu
”Vaktaki zaman geldi. Musa Cenâb-ı Allah’la konuşmak istedi.
ve kellemehu rabbuhu
Söylüyor kale Musa söylüyor: Yâ İlahî! diyor.
Kâle rabbi erinî enzur ileyk(ileyke), kâle len terânî ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minîn

“erinî enzur ileyk: Bana Kendini göster.
Cevap geliyor ki: “len terânî” diyor. Beni göremezsin Ya Musa!.
“İnne hu len yeranî” demiyor. Ey Musa sen Beni göremezsin!
Niçin “len terânî” demiş Cenâb-ı Allah Kur’ân da “len terânî.””
“Len eraaa” demiyor. “Len eraaa: Ben görünmem!” demiyor
“Len eraa” dersen “Ben görülmem.”” Len teranî” dersen “Beni göremezsin.””
“Ben görülmem” demiyor Cenâb-ı Allah orda. O halde görülmesi câizdir Allah’ın demektir.
Bir gün göreceğiz Allah’ı.
“Vucûhun yevme izin nâdıreh. İlâ rabbihâ nâzıreh”
Alnı temiz olanlar Cennetten göreceklerdir.”Cennette değil. Cennetten.
“Ya Musa Beni göremezsin!. Zira Beni gören göööz behemehal ölüür.
Cemâdat dağlar taşlar görürse çürür. Yaş bir şey görürse kurur.
Beni ancak gözleri ölmeyecek. Cesedleri çürümeyecek olan cennet halkı görebilir!” diyor
Musa ısrar ediyor.

“Ya ilahî “enzur ileyk!””
len teranî! “Mâdem ki benim Habibimsin istiyorsun.” diyor.
”ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî” ”
“Madem ki istiyorsun karşıki dağa bak Ya Musa!””ve lakininzur ilel cebeli”
Enzur: bak!. İlel cebeli: dağa doğru bak!
fe inistekarre mekânehu: Orada mekansız olarak bir nur-i ilahî tecellî eder.
fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu: Vaktaki Cenâb-ı Allah Nuruynan dağda tecellî ediyor.
lil cebeli cealehu dekkan: Cebel an-i vahitte yok oluyor. Ve harra musa saika: Musa da aşağı devriliyor.
Onun için bu dünya gözümüzle Onu görmeye imkan yoktur. Nasıl ki O’nun yarattığı mikrobu daha göremiyoruz.

Onun için aziz cemâat insan aklının, çok dikkat buyurun insan aklının âlemdeki mânevî ve fizikî olayları idrak ve anlaması için muayyen bir ölçü sistemi vardır insanda. Bütün kâinatı anlaması için insanda bir sistem vardır. Bu ölçü hududuna giren hadiseleri biz idrak eder anlarız, kavrarız.
Bu ölçünün dışında kalanları, ya anlar, ya çözer veya şüphe içinde inkar eder ve yahutta tepinerek inkar ederiz!. Bundan başkası olmaz.
Mesela zamanı ele alalım. Gözün tespit edebileceği en küçükten ve gözün tahammül edeceği en büyüğüne kadarlarını idrak ederiz diğerlerini kavrayamayız.
Dakikayı idrak ederiz, saniyeyi idrak ederiz, saniyenin atmışta biri olan saliseyi idrak ederiz.
Onun atmışta biri olan rabiayı şey ederiz. Ondan sonra yok!..

Bakın bu elektrik bir saniye de 60 defa yanıp sönüyor. Alternatif ceryandır buna derler.
60 defa yanıp sönüyor. Fakat biz onu dâimi yanıyor görüyoruz. Kavrama hududumuz dışındadır o.
Anlaşıldı mı?
60 defa yanıp söndüğü için bizim göz kavramımız hududu haricindedir.
Dünya da, idrak hududumuza giremeyecek derecede süratli dönüyor dünya da.
Biz onu duruyor hissediyoruz dünyayı amma dünya dönmekte devam ediyor. Hâlâ da dönüyor.
Trende bulunun, oturun trende. Yanınıza da bir tren gelsin. Birden kalksın öteki tren. Siz şaşırırsınız o mu kalktı ben mi kalktım?.
Kalktığınız bir an siz mi acaba hareket ediyorsunuz, o mu hareket ediyor? Tespit edemezsiniz.
Dünya da döndüğü için biz güneşi yürür görürüz, o sabittir. Halbuki biz dönüyoruz...

Veş şemsu tecrî li mustekarrin lehâ, zâlike takdîrul azîzil alîm. Vel kamere kaddernâhu menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm. Leş şemsu yenbegî lehâ en tudrikel kamere ve lel leylu sâbikun nehâr(nehâri), ve kullun fî felekin yesbehûn
İşte âyet-i kerimesi. O sabittir biz dönüyoruz.
Trende sizin gittiğinizi zannedersiniz gördüğünüz halda aklınız yanılıyor.
Onun için bir âyet-i kerime vardır.
E fe ayînâ bil halkıl evveli, bel hum fî lebsin min halkın cedîd.”
“Bir şey halk olur. Derhal yok olur ve derhal halk olur” diyor âyet-i kerime.
Bu halk oluş o kadar çabuktur ki bizim göz hududumuza, idrak hududumuza girmez.
Bu halk oluş yenidir. Evvelkinin tekrarı değildir.
Çünkü tekrarı olursa Allah’ın Kadîr Esmâsının da aczi ortaya çıkar.
İşte bu idrak hududunun dışındaki hadiseleri akıl alamaz.
Bu hadiseleri insanın idrak hududuna sokan ve insana anlatan, büyük Velîlerin işleridir ki bu anlatma işlerine kerâmet denir. Kerâmet budur.
Kerâmet; Allah tarafından halk edilmiş bir hadiseyi idrak hududumuza sokma işine derler.
Bu işi bilen adama da Velî derler.
”


Bir gün Hazreti Abdulkadir Geylanî’ye zamanın emiri gelmiş.
Gusülsüz gelmiş demek ki.
Abdulkadir Geylanî’nin huzuruna gelmiş. Demiş ki:
“Bana Mi’racı, Turfetu’l- Ayn içre oldu!” demiş. Yani bu kadar.
Bu nasıl olur?” demiş Geylanîye. “Bana anlat!” demiş. Koca Emirel Mü’minün.
Abdulkadir Geylanî demiş ki:
“Sen bir git!” demiş. “Abdest al da ondan sonra gel!” demiş.
Onun önüne girilir mi? Emir olursan, ol. Ne olursan ol. O Allah’ın Velîsi!.
Projöktörleri var, telsizleri var, radarları var, telsiz-telgrafları var, televizyonları var. Anlamış.
Utanmış emir dönmüş. Döner dönmez bir gölün kenarında bulmuş kendisini.
Bu laf çarpma marpma lakırtı değil. Masal da değil. Bu ancak inananın kafasına girer.
Öteki: “Haa haa haa masal!” der. Evet masal masal nasıl kabul edersen.
Soyunmuş göle girmiş. Gusül etmiş, abdest almış. Tam çıkmış dışarıda ki emir kendini kadın görmüş. Kendisi kadın!.
Vay anasına derken. Ordan bir çoban gelmiş. Bunu sevmiş mevmiş felan. Çobannan evlenmişler.
İki tâne çocuğu olmuş emirin. Kadın, kadın olmuş!..
“Efendim bu nasıl oluyor?”” Tahammül ederseniz ben şimdi burda bende yaparım.
Ben Velî değilim. Hokkabaz da değilim. Allah’ın âyetlerine inanınız cemâat şüphe etmeyiniz. Şüphe etmeyiniz!.
Çocukları olmuş, geçinip gidiyorlar felan derken. Yürümüş adam, çocuklarını bırakmış ordaki kulübesinde de yürümüş. Kadın yani emir kadın oldu.
Derken ayağı şey etmiş, şöyle bir düşerken bir toplanmış bakmış ki Abdulkadir Geylanî’nin huzurunda.
Abdulkadir Geylanî bakmış demiş ki:
“İnandın mı” demiş. “Bir AN içinde olduğuna” demiş. “Yanaş buraya!” demiş.
Şöyle bir cübbesini kaldırdığı gibi doğurduğu iki çocuğu da göstermiş ona.
Zaman içinde zaman vardır efendiler. Zaman içinde zaman vardır.
Bunu akılla çözmek güçtür. Israrla söylüyorum.
Benim aklıma onu kurşun eritip de kulağa döker gibi döktüler. Ve ondan söylüyorum.
İnanın, inanın vardır böyle şeyler. Böyle şeyler vardır.

Tevrat’ta ve Kur’ân’da:
Dünya 7 günde yaratıldı! der.
Bu da, bizim aklımıza sokmak için genişletilmiş bir târiftir.
Yoksa “Kûn!” lafzıyla hepsi yaratılmıştır. Kafamıza girmeyeceği için 7 güne onu.
Tevrat yazar. Yedi günde halk etmiştir.
Çünkü İslam Dininde bir kaide vardır. “El emru iza dayke’t- tesia ve’t- tesia ed dayk.
“Mesele ne kadar daralırsa o kadar genişler. Ne kadar genişlerse o kadar daralır!””
Leblebi gibi olur. Demir leblebi gibi.

Mesela şu ziyâ. Güneş ziyâsı ve elektrik. Bunlar fende sabittir.
Saniye de yani “höh!” dediğiniz zaman 300.000 kilometre süratle gider.
300.000 kilometre.
Buradan “”tık!” dediğiniz zaman Amerika’da “tık!””300.000 kilometre.
Bunların hareketlerini biz göremeyiz. Devamlı olduğunu zannederiz. Böyle vır vır vır 300.000 kilometre süratle.
Ses öyle değildir. Saniye de 352 metre gider ses. Burdan bağırdım mı 352 metre. Saniye de “”höh!” dedi mi 352 metre gider.
Gök gürlediği zaman, şimşek evvelce düşmüştür. Şimşeği hemen görürsünüz çünkü 300.000 kilometre ziyâ şey ettiği için bir müddet sonra da gürültüsü kulağınıza gelir.

İnsanların en doğru idraki o halde gözle değildir. Kulakladır. Kulak, görmeden afdaldır.
Çünkü Kur’ân-ı Kerimde
““Es Semi’ü’l- Basîr” diyor.
Semi’’i evvel almış Basîr’i sonradan getirmiştir.
Peygamberler arasında görmeyen âmâ olanlar var idi. Fakat sağır olanlar yoktu.
Görmede ışığa ihtiyaç vardır. Karanlıkta görme yoktur. Tek taraflıdır.
Fakat işitmede ışığa ihtiyaç yoktur. Ve her taraftan duyarsınız.
Onun için âyet-i kerimede:
Ya Habibim Sana bakıyorlar fakat seni göremiyorlar”” âyet-i kerimesi vardır.
Demin ki Musa’nın:
Len teranî: Ben göremezsin!””
Len yeraaani: Ben görünmem! diyor.
O halde O’nu görmek hassamız yoktur. Ancak o hassa bize verildiği zaman görebiliriz.
Fotoğrafa film çekersiniz, film çekilir, fakat görünmez. Karanlık oda da kırmızı ziyânın altında açarsın görünmez. Banyoya sokarsın, banyoda böyle sallaya sallaya sallaya bir de bakarsınız fotoğraf ortaya çıkar.


İnsanlar da ölüm hududundan geçtikten sonra cennet banyosuna girdikleri zaman bunu görebilirler. Nedir o cennet banyosu?
““Vucûhun yevme izin nâdıreh. İlâ rabbihâ nâzıreh.””
Alnı temiz olarak kollarını sallaya sallaya:
Dünyada ulan ne insandı. Ne yalan söyledi. Aza kanat etti. Kimsenin peşinden koşmadı. Baklava yemedi ama, peynir ekmeknen ömrünü şey etti geçti!”
Ve ahrette de bu insanlar:
““Vucûhun yevme izin nâdıreh. İlâ rabbihâ nâzıreh.””

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 05 Tem 2018, 21:21 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 03:00
Mesajlar: 4725
Onun için aziz cemâat!
“Allah izzet perdesi arkasında gizlidir!”” Âyettir bu.
Demek O’nu görmek hassamız yoktur bu dünyada demektir.
Halbuki O, dünyada her AN görünmektedir.
Fakat biz O’nu görme hassasına mâlik değiliz demektir.
Allah insandan gizlenmemiştir. Bizde onu görme kabiliyeti yoktur.
Yanlış anlamayın. Allah bütün şiddetiyle ortadadır.
“Ben bir gizli hazine idim. Görünmek için kâinatı yarattım!””
Allah insandan gizlenmemiştir. Bizde O’nu görme kabiliyeti yoktur.
Bir çiçeğe bakan, onun renginden Allah’ın el Velî Esmâsını seyreder. Ama nerde o kafa nerde göz.
“Görünmede hüner yoktur” dedik. “Görünmeyeni görmede, anlamada hüner vardır.”
Bu hüner gayba ihlas ile inanmada gizlidir. İnandın mı gayba bu hüneri elde edebilirsin.

Mikrobu hiç biriniz görmemişsinizdir.
Amma biz gördük okurken mikrobu böyle. Mikroskopta 5.000 defa.
4.000 defa koyulan mikrobu okuduk, gördük bunu gözümüzle
O halde siz biriniz görmediğiniz halde görenlerin sözüne inandığınız için var olduğuna inanıyorsunuz mikrobun.
Görmeyi bile isbat için söylemek lâzımdır.
Görenin ikrarında, sözündedir kıymet.
Söz, söylemezsen kıymet kazanmaz.
Gözü görmeyen karşısında bir sürü kadın olsa, gözü yumuk.
Arasındaki annesini tanıyamaz bu adam. Kokuynan mokuynan.
Fakat annesinin sesini işitirse hemen tanır.
O halde insanlar sesle alırlar, onun için iki kulak vardır.
Dikkat buyurursanız İslamiyette kulağa, göze sövmek en büyük küfürlerdendir.
Çünkü Cenâb-ı Allah diyor ki: “Ben kulumla görürüm, Kulumla işitirim.””

Aziz cemâat bana dikkat edin, ben burdayım.
Fakat beni burda görüyorsunuz o halde gören başkası, sana gösteren başkasıdır.
Hakiki O’nnan gördüğünüz zaman beni yok görürsünüz.
Benim sesimi işitiyorsunuz. Ses dalgaları havada teee kulağınıza kadar geliyor. Amma sesimi kulağınızda işitmiyorsunuz.
Bakın dikkat edin. Ağzımın içinde sesi işitiyorsunuz
O halde işiten başkası efendiler. İş, bunu anlamadadır hüner.
Bunu anladığınız dakikada Amerika’yı da görürsünüz burdan.
Amerika’daki adamın sesini de işitirsiniz.
Bir küçücük insan yapması âlet bunu yapıyor da sen nasıl yapamayacaksın!


Cenâb-ı Sallallahu aleyhi vessellem bir gün Medine’den:
İnni liecüdü nefeser- Rahmân min kıbelil- Yemen demiş.”
İnni liecüdü: Ben alıyorum demek.
Nefese’r- Rahmân: Rahmânî güzel bir nefes alıyorum.
Min kıbeli’l- Yemen: Yemen tarafından.
480 kilometre Medine’ye uzak.
Veysel Karanî Hazretleri şey ediyor.
Cenâb-ı Peygamberi görmemiştir.
Dua ediyor:

İlahî!
Entel- Halik, ene mahluk,
Entel- Rezzâk, ene mazruk.
Entel- Ganiy, ene zaif! diye meşhur duası vardır onu yapıyor.
Bu sesi, Cenâb-ı Sallallahu aleyhi vessellem alıyor Medine’den.
O halde sende onun ümmetisin sende O’nun gibi olmalısın.
“Nasıl olurum?””
Yalan söyleme. Helâl lokma ye. Kimsenin aleyhinde söyleme. Yalancı olma! Âdil ol. Doğru ol!
İşte bu!.. Başka artık kuyruk çıkarmaz insan.
Ama bu üç dört kelimeyi yapabilmek güçtür.
Öğüt dinlenir ama yapması güçtür. Öğüt dinlenir ama yapması güçtür.

Onun için Aziz Cemâat, sabretmek lâzımdır.
Bir gün Hazreti Musa Tûr’a gidiyormuş.
Vahiy almak için.
Zengin bir adamın çiftliğine uğramış. Milyoner herif o zamanın Kârunu.
Varmış Hazreti Musa.
“Buyur Ya Resûlallah!” demiş.
İkram etmiş o zaman sütü mü neyiyse işte.
O zamanda fruko nerde fruko?………

“Ya Resûlallah” demiş. “Tûra çıkıyorsun. Benim için demiş dua et” demiş.
“Ben çok zenginim demiş o kadar zenginim ki dağıta, dağıta, dağıta bitiremiyorum” demiş. “Ve şükrünü yerine getiremiyorum bunun.
Ne kadar 1 gelirse 100 dağıtıyorum. Cenâb-ı Allah’a sen peygambersin dua et”
demiş. “Benim zenginliğimi biraz frenlesin, kıssın!” demiş.
““Peki!””
Biraz ileride bakmış ki bir adam. Çırçıplak yarı beline kadar toprağın içinde: “Ya Resûlallah demiş Tûr’a gidiyorsun. Ben bir senedir setr-i avret yapacak bir bez bulamadım” demiş. “Cenab-ı Allah’a benim için sen dua ette sen Resûlsun seninki kabul olur. Bana demiş bir örtülük bişey nasib-i müyesser etsin!””
“Peki!” demiş.
Vahiy alıyor bilmem ne oluyor. Soruyor:
“O ikinci kuluma söyle ona demiş her şeyi vereceğim. Biraz daha sabretsin!” demiş.
Ötekisine gelmiş:
“Ona da söyle onun istediği ayarda zenginliğini indireceğim yalnız, Bana biraz isyan etsin!” demiş.
İnmiş Tûr’dan o toprak içinde bekleyen adama demiş ki:
“Sana istediğini verecek yalnız demiş biraz daha sabrını istiyor””
“Ya Resûlallah artık bende sabır mabır kaldı mı demiş baksana ben çırılçıplağım.””

Yer yarıldığı gibi “cuuup!” herif aşağıya.
Ötekisine gelmiş:
“Senin şeyini indirecek aşağıya, servetini. Yalnız biraz küfretmeni istiyor.” demiş.
“Ya Resûlallah demiş ben bu kadar ni’meti vermiş ben hamdını yapamıyorum. Allah’a nasıl küfrederim!” demiş.
Adamları koşmuş demiş ki:
“ Efendim koyunlar 3 doğurdu. İnekler bilmem ne oldu. Kazanda kaynayanlar pirinçler altın oldu” demiş.
Onun için aziz cemâat sabrediniz! Sabrediniz!..

İnsanlar dinî bakımdan da 3 kıratta yaratılmıştır tiynet bakımından.
Hazreti Musa Tûr’a giderken gelmiş, birisi çıkmış:
“Ya Musa demiş. Tûr’a gidiyorsun
Benim için dua et! demiş. 40 senedir odunculuk yaparım” demiş.
Dağdan odun keser gelip pazarda satar bunnan şey ederim.””
Çoluk çocuğum yok. Fakat artık yaşlandım” demiş.
“Çok yaşlandım. Taşıyamıyorum odunu sırtımda” demiş.
“Allah’a dua et de demiş bana bir eşşek versin” demiş.
O zaman Resûllerinen bir olduğu için Resûlunun şeyine dua ederdi.
Kendisi kul yapmazdı. Edeben yapmazlardı.
Hazreti Resûlşey o zamanın peygamberleri sağ idi.
Peki” demiş.”
Tam Tûr’a çıkıyor.
Bakmış bir mağara kovuğunun yanında dev gibi bir adam.
Bir ok çekmiş şöyle durmuş.
Hazreti Musa gelmiş, Musa da iri yarı.
“Selâmün aleyküm” demiş.
O şöyle gözüynen: “Aleykümüsselâm yâ Resûlullah!” demiş.
“Ne arıyorsun burada?”
“Valla Ya Resûlallah” demiş.
Allah’ı bekliyorum vuracağım!” demiş.
“Sen Tûr’a çıkıyorsun” demiş.
“Ateş görünüyor ya” demiş.
“Buranın içinde görünüyor. Sen konuşurken ben Allah’ı vuracağım!” demiş.
“Peki demiş. Ne yaptı Allah sana?” demiş.
“Yahu” demiş. O gine öyle duruyor.
“Ben Cenâb-ı Allah’tan on senedir üç tâne deve istiyorum” demiş. “”Üç tâne deve!” demiş.
“Vermiyor” demiş. “Artık burama geldi” demiş.
“Yerleştirip öldüreceğim” demiş.
“Hele hele sen dur” demiş. “”Yapma! Ben dua edeyim” demiş.
“Yok Musa demiş sen duanı yap!” demiş.
“Ben bekleyeceğim” demiş. Hazreti Musa gitmiş.
“Bunlar olur mu?” Olsun, olmasın içindeki sen tortuya bak!
Suyun içinde şeker erimiştir. Şekeri bulamazsın. Diline vurduğun zaman şekerli olduğunu anlarsın.

“(-Daha var mı vakit efendim dalıp gitmeyelim?” -Yedi Sekiz dakika var efendim Akşam Namazına!
“
-İyi şimdi bitiyor!)


Gitmiş başka birini görmüş. O da ibâdet halinde. Bir seccade Üstünde.
“Ya Resûlullah” demiş. “Bana” demiş.
“Cenâb-ı Allah’a söyle” demiş.
Acaba ben cennetlik miyim?” demiş.

“Ezan okundu mu kılalım namazı?”
“Peki” demiş.

O üçüncü kula için demiş ki.
“Ona söyle” demiş “Ben şimdi” demiş
“Başka diyarlara gidiyorum. Dünyayı bir kıla astım.3 ay dünya ile meşgul değilim.
Döndüğüm zaman onun hesabını yapar ben ona şey ederim. md kaset 2_2 28:50 kesinti
Öteki kula da söyle yine ben dünyayı bir kıla astım.
Başka diyarlara gidiyorum 3 ay, döndüğüm zaman onun devesini vereceğim demiş.
Ötekine de söyle demiş.
“Onun bir komşusunun katırı var. Onun ölmesi için dua ediyor demiş. Beddua etmesin vereceğim!” demiş.

Birinci adama gelmiş demiş ki. Allah bir kılınan dünyayı astı.
3 ay başka bir diyara gidiyor geldiği zaman!”
“Ya Musa demiş hiç dünya kıla asılır mı?” demiş.
“Sen cehennemliksin!” demiş. Asarsa asar!..

Ötekine gelmiş demiş.
O yine duruyor.
Demiş ki: “Cenâb-ı Allah bir kıla astı dünyayı 3 ay bir yere gitti” demiş.
“Döndüğünde sana verecek” demiş.
“Ya Musa Allah kıla değil, böyle havada bile durdurur.
O Allah yalan söylemez!” demiş.
“Ben 3 ay daha beklerim!” demiş. İndirmiş.
İndiği zaman dağdan 30 tâne bembeyaz deve adamı bekliyormuş.

Gitmiş öteki adama. Öteki adama demiş ki: “Sana eşşeğini verecek” demiş.
“Yalınız komşunun şu katırı için beddua ediyormuşsun, etme!” demiş.
“Ya Musa!” demiş.
“Allah bana 500 tâne de eşşek verse ben o katır için hep beddua edeceğim!” demiş.
Onun için böyle İslam, böyle ilginç olur.

Lillahil Fatiha!

Resim

Vesile: (Vâsile) Bahâne, sebeb. * Fırsat. * Elverişli durum. * Vasıta. Yol. * Pâye, rütbe. * Baba. * Kurbiyet. * Kendisi ile başkasına yaklaşılan şey. * Cennet'te bir menzil adı. (El-Vesiletü menziletün fi-l Cenneti hadis-i şerifi bunu te'yid ediyor.)
Er Rezzâk: Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyaçları karşılayan. (Allah)
Lemyezel: sonu olmayan Hakk cc.
Töhmet: Birisine isnad edilen, fakat kat'iyyetle işleyip işlemediği belirsiz olan suç, kabahat. * İtham altında olma.
Giybet: Arkadan çekiştirmek. Hazır olmayan birisinin aleyhine konuşmak. Birisinin gıyabında hoşuna gitmeyen bir şeyi söylemek. (Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerâhet edip darılacaktı. Eğer doğru dese; zâten gıybettir. Eğer yalan dese; hem gıybet, hem iftiradır. İki katlı çirkin bir günahtır. M.)
İnd-i İlahî: Allah'ın indinde. Allah'ın nazarında.
Hasbel beşer: İnsanlık icabı, elde olmadan.
Katline ferman: Ölümüne emir.
Şekk: (C.: Şükuk) Şüphe, zan. Bir şeyin varlığı ile yokluğu arasında tereddüt etmek.
Kanaat: Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek. Kısmetinden fazlasına göz dikmemek. Helâl ile yetinip haramı istememek. Az şeyi de olsa kısmetine razı olmak.(Semere-i sa'yine ve kısmetine rıza kanaattir, meyl-i sa'yi kuvvetlendirir. Mevcuda iktifa dûnhimmetliktir. M.) (Bak: Himmet)
Mağfiret: (Mağfiret) Cenab-ı Hakk'ın kullarının günahlarını örtmesi, affetmesi, rahmeti ile lütfu.
Nazır: (C.: Nüzzâr) Nazar eden, bakan. * Bir idarenin veya dairenin umur ve işlerine bakan en büyük me’mur. Bir işin idaresine me’mur reis. * Kabine azalarından herbiri. Nâzır. Vekil. Bakan.
Âli: Üstün. Yüce. Çok büyük. Meşhur. Necib.
Izam: (Azim. C.) Büyükler. Büyük kimseler. * (Azm. C.) Kemikler.
Feyz: (C.: Füyuz) Bolluk, bereket. * İlim, irfan. Mübâreklik. * Şan, şöhret. * İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak. * Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su. * Bir haberi fâş etmek. * İçindeki düşüncesini izhar etmek.(Hakaik-ı imaniye ve esasat-ı Kur'aniye, resmî bir şekilde ve ücret mukabilinde dünya muamelâtı sûretine sokulmaz. Belki bir mevhibe-i İlâhiye olan o esrar, hâlis bir niyet ile ve dünyadan ve huzuzat-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir. M.)
Penahî: f. Sığınma.
Mihrab: Câmide imamın namaz kılarken cemâatin önünde durduğu yer. * Şiddetli harbeden cengâver. Bahadır. * Evin şerefli yüksek yeri, çardak. * Meclisin sadrı ve ekrem mevzii. * Mc: Harb âleti. * Orman. * Melikin hususi makamı. * Mc: Şeytan ve hevâ ile muharebe edecek yer. * Ümit bağlanan yer.
Beyhude: f. Boşuna. Boş yere. Faydasız.
Şümul: Kaplamak. İhtivâ etmek. İçine almak. * Hükmü altına almak.
Dehri: (Dehrî. C.) Dehriye fırkasından olanlar.
Dirâyet: Zekâ, bilgi. Kuvvetli tecrübe sahibi olmak. * Fetânet. Temkin ve tecrübeye dayanan akıl.
Velev: Eğer, gerçi, her ne kadar da, hatta, ister, isterse.
Cihet: (C: Cihât) Yan, yön, taraf. * Sebeb, mucib. * Vesile, bahâne. * Evkafça olan vazife, maaş. * Yer, mahâl, semt.
İnhiraf: Doğru yoldan sapma. * Dönme. * Bozulma. Değişme. * Kırıklık. * Tecvidde: Harf okunduğu zaman o harfde, dil ucuna veya dil arkasına doğru bir meyli bulunmasına denir. İnhirâf sıfatının harfleri Lâm ve Ra harfleridir. Bunlara Münhârif denir.
Ma’mur: İ'mar edilen, tamir edilmiş.
Meknuz: Gömülü define, örtülü, gizli. Hıfzedilmiş, mahfuz.
Zenbil: İçine öteberi konulup elde taşımaya mahsus, sazdan örülmüş ve üst tarafında yine sazdan kulpları olan, ağzı geniş kap.
Tebdil: Değiştirmek. Tağyir etmek. Bir şeyi başka bir hâle veya şeye değiştirmek.
Duhul: İçeri girme. İçeri dahil oluş.
Mütekaid: Tekaüd olan. Emekli.
Meşakkat: Zahmet. Sıkıntı. Güçlük. Zorluk. (Bak: Himmet)
Lem-yezel: Zâil olmaz, bâki, zeval bulmaz. Dâimî olan.
İstihza: Alay etmek, birisi ile eğlenmek. * Birisini gülünç duruma düşürmek, maskara etmek
Kal’a: Kale. Eskiden yapılan büyük merkezlerin ve şehirlerin bulunduğu etrafı duvarlarla çevrili ve düşmanın hücumundan muhafaza edilen yüksek yerlerde inşa edilmiş yapı.
Muhasebe: Hesablaşmak. Hesab görmek. Hesab işi ile uğraşmak. Hesab işini gören resmi makam.
Safsata: Hezeyan, yalan, uydurma. Zâhirde doğru, hakikatte yanlış ve yalan olan kıyas. (Bak: Dimağ)
Akibet: Bir şeyin sonu. Nihâyet. Netice, sonuç.
Rabiatü’l- Adviyye: (Hi: 95 - 185) Basra'lı bir hatun. Bütün hayatını dine hizmet için vakfetmiş, zengin kimseler evlenmek teklifinde bulundukları halde; "Allah'ı anmaktan, dine hizmetten beni alıkor" fikri ile reddetmiş, fakirliği ve istiğnayı kabul edip dine hizmetten vaz geçmemiştir. Talebe okutmuş meşhur bir velîyedir. (R. Aleyha)
Hasanü’l- Basrî: (Hi: 21-110) En ileri Tâbiînden olup hadis ve fıkıhta büyük âlimlerdendir. Basra'da medfundur. Mezheb sahibi bir müçtehiddir. Sahabe-i Kiram'dan 130 zât ile görüşmüş, Buharî, Müslim, Ebu Davûd, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mace kendisinden hadis nakletmişlerdir.

Vaktaki: f. Ne vakit ki, o zaman ki, olduğu vakit.
Mukabele: Karşılık, karşılamak. * Mücadele. * Karşılaştırmak. Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma. * Câmide Kur'ân-ı Kerimi okuyup halka dinletmek.* Yüz yüze olmak. * Düşmanın şerrinden kurtulmak ve onun şiddetini kaldırmak için onu yıldıracak tedbirde bulunmak.
Behemehal: f. İster istemez. Mutlaka. Her halde.
An-ı vahitte: Bir anda.
İdrak: Anlayış. Kavrayış. Akıl erdirmek. Fehim. Yetiştirmek.(Maalesef insanlar teâvün sırrını idrak edememişler, hiç olmazsa taşlar arasındaki yardım vaziyetinden ders alsınlar! İ.İ.)
Kadîr: Mukaddir. Muktedir. Kudreti mutlak olan ve her hususa muktedir olan. Nihâyetsiz kudret sahibi.
Kerâmet: Allah (celle celâlihu) indinde makbul bir velî abdin (yâni, âdi beşeriyyetten bir derece tecerrüd edebilen zâtların) lütf-u İlâhî ile gösterdiği büyük mârifet. Velâyet mertebelerinde yükselen bir abdin hilaf-ı âdet hâli. * Bağış, kerem. * İkram, ağırlama.

Hassa: (C.: Havass) İnsanın kendisine tahsis ettiği şey. Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan şey. Bir şeye mahsus kuvvet.
Gayb: Gizli olan. Görünmeyen. Belirsiz. * Güman. Hislerle veya akıl ile bilinmeyen şey.
Halik: halk eden Allah cc.
Mahluk: Yaratılmış. Yoktan var edilmiş olan.
Rezzâk: Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyaçları karşılayan. (Allah)
Mezruk: Rızıklanan.
Ene: Ben.
Ente: Sen.
Zaif: (Za'f. dan) Güçsüz, iktidarsız, kuvveti az, kuvvetsiz, tâkatsız. Kansız. Gevşek, tenbel.
Kârun: (A, uzun okunur) Peygamber Musâ (A.S.) devrinde yaşamış, malı ile mağrur olarak haddini aşmış ve Cenab-ı Hakkın zekât emrini dinlemediğinden Musa'nın (A.S.) duâsından sonra malı ile birlikte yere batmış olan dünya zengini. Cenab-ı Hakkın lütuf ve ihsanını kendine mâlederek nankörlük ve enaniyetinden dolayı bu fenâ sıfatı ile meşhur olmuştur.
Setr-i avret: Başkalarına gösterilmesi haram olan yerleri örtmek. Şer'an örtülmesi lâzım gelen yerlerini örtmek. (Bak: Avret-Tesettür)
Müyesser: (Yüsr. den) Kolaylıkla olan, kolay gelen, âsân olan, nasib.
Kırat: Ayar, sınıf.
Tiynet: Huy. Yaradılış.


Resim

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : "Men tereke’s- salate mutaammiden fekad kefere: Kim namazı terkederse "kâfir" olur" buyurdu.
(İbnu Mes'ud (ra)'dan; Taberâni Kebir de (8939) ve Âcurri Şeria da (133) sahiholarak)

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : "Şübhesiz ki, kişi ile "şirk ve küfür"arasındaki şey sâdece namazı terketmektir."
(Câbir (ra)'dan; Müslim (82) Ebû Davut (4678) Tirmizî (2619) Nesei (465) ve ibnuMâce (1078)

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : "Her kim ki, kasten "namazı" terkederse"açıkça küfre" düşmüştür."
(Enes İbnu Mâlik (ra)'dan; Taberâni Evsat; Heysemi Mecmau-Zevaid'de (1/295)

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : "Her kim ki namaz'ı kılmazsa o kâfirdir."
(Ali İbnu Ebi Talib (Ali kerremullahi veche) den; MuhaMMed İbnu Nasr, Kitabus- Salat'ta (933) Acurri Şeria'da (135) İbnu Ebi Şeybe Musannaf da (10485)ve İman'da (126) Beyhaki Şuabu’l- İman'da (41) ve Buhâri Tarihu’l- Kebir'de sahih olarak rivayet etmişlerdir.)

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : İhlâs ile Eşhedü en Lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne MuhaMMeden abdühü ve Resulühü diyen Cennete girer.” Buyurdu.
(Taberanî, Deylemî)

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : Lâ ilâhe illallah, MuhaMMedün Resulullah diyene Cehennem ateşi haramdır.” Buyurdu.
(Müslim)

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : Allah'tan başka ilah olmadığına Allah'ın bir ve ortağı olmadığına ve MuhaMMed'in Onun kulu ve Resulü olduğuna, keza Cennet ve Cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, Allahü teâlâ onu Cennetine koyar.” Buyurdu.
(Buharî, Müslim, Tirmizî)

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı, Resul olarak MuhaMMed'i seçen yani kabul edip beğenene Cennet vacip olur.” Buyurdu.
(Ebu Davûd)

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : “Kitab ehli olan bir kavme (İsevi veya Musevilere) görevle gidince, önce, Lâ ilâhe illallah MuhaMMedün Resulullah demeye dâvet et. Bunu kabul ederlerse, günde beş vakit namazın farz olduğunu bildir. Bunu da kabul ederlerse, Allah’ın Müslümanların zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen zekâtı farz kıldığını söyle.” Buyurdu.
(Buharî, Müslim, Ebu Davûd)

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : “Size şu beş şeyi emrediyorum. Birincisi Allah’a imandır. Allah’a iman nedir biliyor musunuz? Allah’tan başka mâbud olmadığına ve benim son Peygamber olduğuma şehadet etmektir.” Buyurdu.
(Buharî, Müslim, Tirmizî, Nesai, Ebu Davûd, İbni Hibban, Taberanî)

İnsanlar Mümin doğarlar:

Resim---Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemin : “İnsanlar, mü’min olarak doğar, mü’min olarak yaşar, kâfir olarak ölür. Veya kâfir olarak doğar, mü’min olarak yaşar, kâfir olarak ölür.” Buyurdu.
(Tirmizî, fiten 26; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/19)

Resim---Kudsî Hadisinde Cenâb-ı ALLAH buyuruyor:
“Evliyâi tahte kubâbi lâ ya’rifuhum ğayri : Benim gök kubbemin altında öyle dostlarım vardır ki onları benden başka kimseler bilmez!

Din kardeşliktir:
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamette onun bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslüman’ın ayıbını örterse, Allah da kıyamette onun bir ayıbını örter.
(Buhâri, Mezâlim, 3.)

Dinin direği biliyorsunuz namazdır.:

Es-salâtü imâdü’d-dîn: Namaz dinin direğidir..
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Namaz dinin direğidir, kim onu terkederse dinini yıkmıştır."
(Acluni, Keşful Hafa, II/31)

Hz. Ali'den (radiyallahu anhu) rivayetle Resûlullah Efendimiz (aleyhisselâm) şöyle buyurmuşlardır:
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Namaz îmanın direğidir. Cihad amelin zirvesidir. Zekât ise, bu ikisinin arasında yer alır."
(Ali kerremullahi vecheden; Deylemînin Müsnedü'l'Firdevs"inden.)

Resim---Muaz İbnu Cebel radiyallahu anhu rivayet ediyor: "Bir seferde Resulullah (sav)'la beraberdik. Bir gün yakınına tesadüf ettim ve beraber yürüdük.
"Ya Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem , beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!" dedim.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Mühim bir şey sordun. Bu, Allah'ın kolaylık nasib ettiği kimseye kolaydır; Allah'a ibâdet eder, Ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekat verirsin, Ramazan orucunu tutarsın[color=#008000], Beytullah'a hacc yaparsın!" buyurdu ve devamla: "Sana hayır kapılarını göstereyim mi?" dediler.
"Evet Ya Resûlullah!." dedim.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Oruç (cehenneme) perdedir; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin şiarıdır." buyurdular ve şu ayeti okudular. (Mealen):

تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
Tetecâfâ cunûbuhum anil medâcıi yed’ûne rabbehum havfen ve tamaan ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne): "Onlar ibâdet etmek için gece vakti yataklarından kalkar, Rabblerinin azabından korkarak ve rahmetini ümid ederek O'na dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden de bağışta bulunurlar." (Secde, 32/16).
Sonra sordu:
"Bu (din) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?"
"Evet, Ya Resûlullah!"
dedim.
"Dinle öyleyse" buyurdu ve açıkladı: "Bu dinin başı İslam'dır, direği namazdır, zirvesi cihaddır!" Sonra şöyle devam buyurdu:
"Sana bütün bunları (tamamlayan) baş amili haber vereyim mi?"
"Evet Ya Resûlullah!"
dedim.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Şuna sahib ol!" dedi ve eliyle diline işaret etti. Ben tekrar sordum:
" Ya Resûlullah! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?"
"Anasız kalasıca Muaz! İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne dedi- ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?" buyurdu.
(Tirmizi, İman 8, (2619)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Size, Allah'ın kendisiyle günahları yok edip, dereceleri yükselteceği hayırları haber vereyim mi?" buyurdu. Ashâb: “Evet, yâ Resûlallah!” dediler.
Resûl-i Ekrem: "Güçlükler de olsa abdesti güzelce almak, mescidlere doğru çok adım atmak, bir namazı kıldıktan sonra öteki namazı beklemek. İşte ribâtınız, işte bağlanmanız gereken budur" buyurdu.

(Müslim, Tahâret 41. Ayrıca bk. Tirmizî, Tahâret 39; Nesâî, Tahâret 180; İbni Mâce, Tahâret 49, Cihâd 41)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Nice kâim (namaz kılan) vardır ki namazından nasibi, sadece yorgunluktur!” buyurmuştur.
(Nesâî, İbn Mâce, Ebu Hüreyre'den; hasen bir senedle)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “namaz kılan rabbine münacaat etmiş olur” buyurmuştur.
Buhârî ve Müslim, (Enes'den)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kul bazan namaz kılar; fakat namazın altıda biri, hatta onda biri kendisi için yazılmaz. Kişinin namazından ancak anlayıp idrak ettiği kadarı kendisi için yazılır.”
(Ebu Dâvud, Nesâî ve İbn Hibban, (Ammar b. Yâsir'den)

ـ2ـ وعن النعمان بن مُرَّةَ: ]أنَّ رسولَ اللَّهِ # قالَ: مَا تَرَوْنَ في الشّارِبِ والزَّانِى وَالسَّارِقِ، وَذَلِكَ قَبْلَ أنْ يُنْزِلَ فِيهِمُ الحدودُ؟ قاَلُوا: اللَّه وَرَسُولُهُ أعْلَمُ. قَالَ: هُنَّ فَوَاحِشُ وَفِيهِنَّ عُقُوبَةٌ، وَأسْوَأُ السَّرِقَةِ الَّذِى يَسْرِقُ صََتَهُ قَالُوا: وَكَيْفَ يَسْرِقُ صََتَهُ يَا رَسُولُ اللَّهِ؟ قالَ: َ يُتِمُّ رُكُوعَهَا وََ سُجُودَهَا[. أخرجه مالك .2. (2578)-
Resim---Nu'mân İbnu Mürre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "İçki içen, zinâ yapan ve hırsızlıkta bulunan kimse hakkında ne dersiniz?" diye sordu.
Bu sual, bunlar hakkında henüz hadd cezâsı gelmezden önce sorulmuştu.
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" diye cevap verdiler. Aleyhissalâtu vesselâm: "Bu fiiller ağır suçtur, onlar hakkında cezâ vardır. Hırsızlığın en kötüsü de namazını çalmaktır" buyurdu.
Bunun üzerine: "Ya Resûlullah, kişi namazını nasıl çalar?" diye sordular.
Şu cevabı verdi:
"Rükûsunu ve secdelerini tamamlamaz."

(İ. Mâlik, Muvatta, Kasru's-Salât 72, (1, 167)

Lâ İlâhe İllâllahı hakiki söyleyen hiçbir kimseyi cehennemde bırakmayacağım!:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “La ilahe illallah diyen kimse ateşe (cehenneme) girmez.”
(Buhari, İlim: 105; Müslim, İman: 10.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kalbinde arpa miktarı hayır bulunup da ‘lâ ilahe illallah’ diyen kimse cehennemden çıkar. Kalbinde bir buğday miktarı hayır olup da ‘la ilahe illallah’ diyen kimse de cehennemden çıkar. Kalbinde bir zerre miktarı dahi hayır olup da ‘la ilahe illallah’ diyen de cehennemden çıkar.”
(Muaz b. Cebel radiyallau anuhu’dan; Buhari, İman 32)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah kendi rızasını kazanmak için ‘La ilahe illallah’ diyen kimseye Cehennemi haram kıldı.”
(İtban radiyallau anuhu’dan; Buhari, Rikaak: 6; İstitabe: 9; Müslim, İman: 47; Tirmizi, İman: 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 4/44.)

Resim---Muaz b. Cebel radiyallau anuhu binek üzerinde yolculukta Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme arkadaşlık ettiğinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: “Ya Muaz!” diye nida etti.
Muaz b. Cebel: “Buyur Ya Rasulullah! Hazırım” dedi.
Rasulullah (s.a.v.): “Allah, Allah’tan başka ibâdete layık ilah olmadığına ve MuhaMMed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet eden her kula muhakkak ateşi (Cehennemi) haram kılmıştır.”

(Buhari, Cihad: 46; Rikaak: 36; Müslim, İman: 49.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Her kim La ilahe illallah ve enne MuhaMMedun Rasulullah şehadetini getirirse Allah ona ateşi (Cehennemi) haram eder.”
(Ubade b.Samit radiyallau anuhu’dan; Buhari, Enbiya: 47; Tefsir: 5/17; Müslim, İman: 46; Tirmizi, Kıyame: 10; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 2/436, 5/292.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Farz namazdan sonra en faziletli namaz gece namazıdır. Geceyi iki kısma bölersen son kısmı namaz için en faziletli vakittir. Eğer geceyi üçe bölersen ortası en faziletli vakittir."
(Ebû Hureyreradiyallau anuhu’dan; Sahih-i Müslim; Tecrid-i Sarih Terc. IV, 16).

Resim---Hz. Âişe vâlidemizin şöyle dediği rivâyet edilmiştir: "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Gece namazını terketme. Çünkü Resulullah (s.a.s) onu terketmezdi. Hasta ve yorgun olduğun zaman oturarak kılardı."
(Âişe radiyallau anuha’dan; Ebû Davûd, Salatu't-Tatavvu', 18)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem teheccüd namazını kılmağa devam eder, bu namaz için kalktığında da şöyle dua ederdi: "Ya Rab! Her hamd Senin içindir. Sen, göklerin ve her yerin ve bunlardaki her şeyin dâimi müdebbirisin. Yine her hamd senin içindir. Sen, göklerin ve her yerin ve bunlardaki her şeyin nurusun, (bunları aydınlatırsın). Yine her hamd senin içindir. Sen göklerin ve her yerin ve bunlarda bulunan her şeyin sahibisin. Yine her hamd senin içindir. Sen haksın, senin vaadin de haktır. (Âhirette) seni görmek de haktır. Sözün haktır. Cennetin de haktır, Cehennemin de haktır. Peygamberinde haktır, MuhaMMed aleyhi's-selâm da haktır. Kıyamet günü de haktır. Ya Râb! Ancak sana itaat ettim. Sana inandım, sana güvendim, sana yöneldim, yalnız senin (burhanlarına) dayanarak (düşmanlarla) mücadele ettim. Aramızda yalnız seni hakem kıldım. Ya Râb! Önce işlediğim ve sonra işlerim sandığım, gizli yaptığım ve aşikâra işlediğim (bütün) günahlarımı bağışla! (Âhiret hayatımda beni) takdim eden, (dünya tarihinde nübüvvetimi) tehir eden ancak sensin. (Allahım!) ibâdete layık ilah yoktur, yalnız sen varsın, yahut, senden başka ibâdete layık ilah yoktur. Hakîmâne tasarruf da, tam kuvvet de Allah ile kaimdir."
(Tecrid-i Sarih Tercemesi, IV, 12).

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İzâ tahayyertüm fi’l umuri, festaînu min ehli’l - kuburî! Başınız sıkıldığı-Hayrette kaldığınız zaman kabirlerden yardım isteyiniz”
(Ziynetü'l-Gulub, Sayfa: 73)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Biriniz herhangi bir yerde yolunuzu, şaşarsanız bir şeyde yahut yardımcı, muhafaza edici arayıp bulamadığınız zaman, hiç kimsenin size yoldaş, arkadaş olmadığı, naçar (çaresiz) kaldığınız yerde deyiniz ki: «Ey Allah'u Teâlâ'nın has kulları! Beni muhafaza ediniz. Ey Allah'u Teâlâ'nın has kulları! bana yardım ediniz.» Çünkü Allah'u Teâlâ'nın öyle kulları var ki onlara yardıma gelirler. Görünmezler.”
(Utbe ibn-i Gazvan ve an Abdulaziz radiyallahu anhudan; Râmûzu'l-Ehâdîs; Ziynetü'l-Gulub, s. 73)

Resim

كَلَّا إِذَا بَلَغَتْ التَّرَاقِيَ
Resim---“Kellâ izâ belegatit terâkıy(terâkıye): Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır.”
(Kıyâmet 75/26)

وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ
Resim---“Ve kîle men râk(râkın): Tedavi edebilecek kimdir?» denir.”
(Kıyâmet 75/2)

وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ
Resim---“Ve zanne ennehul firâk: (Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.”
(Kıyâmet 75/28)

وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ
“ وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ

Resim---“Velteffetis sâku bis sâk(sâkı): Ve bacak bacağa dolaşır.”
(Kıyâmet 75/29)

إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ
Resim---“İlâ rabbike yevme izinil mesâk: İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.”
(Kıyâmet 75/30)

Firavun bile Fütuhat-ı Mekkiyede Şeyh Muhyiddin Arabî anlatır, boğulurken: Musanın dediği doğrudur! demiş:

وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ آمَنتُ أَنَّهُ لا إِلِهَ إِلاَّ الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَ وَأَنَاْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ
Resim---“Ve câveznâ bi benî isrâîlel bahre fe etbeahum fir’avnu ve cunûduhu bagyen ve advâ(adven), hattâ izâ edrekehul gareku kâle âmentu ennehu lâ ilâhe illellezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene minel muslimîn: Biz, İsrâiloğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrâiloğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım" dedi.”
(Yûnus 10/90)

آلآنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنتَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ
Resim---Âl’âne ve kad asayte kablu ve kunte minel mufsidîn: Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.”
(Yûnus 10/91)

فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ آيَةً وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ عَنْ آيَاتِنَا لَغَافِلُونَ
Resim---Fel yevme nuneccîke bi bedenike li tekûne limen halfeke âyeh(âyeten), ve inne kesîren minen nâsi an âyâtinâ le gâfilûn: Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdirler.”
(Yûnus 10/92)

MUHYİDDİN-İ ARABİ’YE GÖRE FİRAVUN MÜSLÜMAN OLARAK ÖLDÜ:
Nasıl ki firavun suda boğulurken Allah’ın kendisine verdiği iman sayesinde Musa onun için de göz nuru oldu. Şu halde Allah, (bu yüzden) Firavun’u pak ve temiz öldürdü. Çirkin ve fena amellerinden onda bir şey kalmadı. Çünkü Allah onun ruhunu yeni bir günah işlemeden önce ve imana geldiği anda kabz etti. Hâlbuki İslam (yani Hakk’a teslim ve onu tasdik) evvelce geçmiş olan günahları ortadan kaldırdı. Allah bu ilim ve mazhariyeti dilediği kimse için ayet ve alâmet kıldı. Ta ki hiç kimse ilahî rahmetten umutsuzluğa düşmesin. Çünkü kâfirlerden başka hiç kimse tanrı rahmetinden umut kesmez. Şu halde firavun eğer umutsuzlardan olsaydı imana yanaşmazdı.
(Fusus-ül- Hikem Muhyiddin-i Arabî. Sayfa 301. Çeviren Nuri Gencosman M.E.B İstanbul 1992 Ayrıca bkz. (El-Futûhât El-Mekkiyye, Muhyiddin İbn’ül Arabi, sayfa 99)

Muhyiddîn İbn Arabî bu ifadelerini Fütûhâtta 198. bâbda kendisi tefsir ederek şöyle buyurur:
“Muhakkak Allah Teâlâ Firavun’un îmânını kabul etti. “Şimdi , îmân mı ediyorsun, daha önce isyan etmiştin…” (Yunus, 10/91] âyet-i kerimesi onun îmânının ihlâsına delildir. Eğer îmânında ihlâslı olmasaydı, Allah Teâlâ onun hakkında “a’râb” hakkında buyurduğu gibi; ‘A’râb [bedeviler) îmân ettik dediler. De ki: siz îmân etmediniz, lâkin İslam olduk, size inkıyad ettik deyiniz. Zira îmân henüz kalblerinize girmiş değildir…” (Hucurât 49/14) dedi. Allah Teâlâ, muhakkak Firavun’un îmânına şehâdet eyledi. Hâlbuki cevaz olmadıkça Allah Teâlâ hiçbir kimsenin tevhidinde doğruluğuna şehâdet eylemez. Şu halde Allah onu temiz olduğu halde kabz eyledi.Bir kâfir Müslüman olduğu vakit onun üzerine gusül vâcip olur Firavunun denizde boğulması onun için gusül anlamına gelir. Allah Teâlâ’nm onu bu halde öldürmesi âhiret ve dünya azabından kurtuluşudur. Ve bunu haşyet sahibleri için ibret kıldı. Ve onun îmânı gargara halinde ölen bir kimsenin îmânına benzemedi. Çünkü gargara halinde olan kimse öleceğine yüzde yüz emindir. Hâlbuki burada böyle değildir; çünkü Firavun deryayı mü’minler için kuru bir yol halinde gördü, bu onlann îmânları sebebiyle idi. Böyle olunca Firavun öleceğine kanî değildi ve belki yaşayacağını (ve oradan geçebileceğini) düşündü. Ve Firavun kâfir olduğu halde ölen kimselerden değildir. İmdi onun işi Allah Teâlâ’ya kalmıştır.”
(İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, c. II, s. 410)

Muhyiddîn İbn Arabî bu ifadelerini devam ediyor:
Firavun da kendisinde iman bulunmakla beraber öldürüldü. Bu, hayatta son demine yaklaşmış olan kimsenin âhirette göçmesi halidir. Halbuki hal karinesi, muhakkak Firavun’un ölümünü yakınolarak beklemediğini gösterir. Çünkü o Musa Aleyhisselam’ın asasıyla denize vurmasından meydana çıkan kuru yol üzerinde mü’minlerin yürüdüklerini gördü. Firavun iman ettiği sırada can çekişen bir insanın aksine olarak helak olacağını bilmedi. Bundan dolayı onu can çekişen kimseler arasında saymak uygun olmaz. Şu halde Firavun, ölümü değil kurtuluşu beklediği ve buna inandığı halde İsrâil oğullarının iman ettiği Allah’a inanmış oldu. Onun inandığı şey gerçekleşti. Fakat beklediği şeyin aksine çıktı. Bu sebeple Allah ona kendi nefsi hakkında AHİRET AZABINDA KURTULMAYI İHSAN ETTİ VE BEDENİNİ KURTARDI.
(Fusus-ül- Hikem Muhyiddin-i Arabî. Sayfa 318.319 Çeviren Nuri Gencosman M.E.B İstanbul 1992)

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Resim---“İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ: Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey mü’minler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin."
(Ahzâb 33/56)

لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَّرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُّتَصَدِّعًا مِّنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Resim---Lev enzelnâ hâzel kur’âne alâ cebelin le reeytehu hâşian mutesaddian min haşyetillâh(haşyetillâhi), ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâsi leallehum yetefekkerûn: Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.”
(Haşr 59/21)

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا
Resim--- " İnnellahe ve melaiketehu yüsallune alen nebiyy ya eyyühellezine amenu sallu aleyhi ve sellimu teslima: Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey mü’minler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.”
(Ahzab 333/56)

Müminine bil gayb:

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
Resim---Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn: Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.”
(Bakara 2/3)

lânetulullahi alez zâlimin:

وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَن قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُواْ نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَن لَّعْنَةُ اللّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
Resim---Ve nâdâ ashâbul cenneti ashâben nâri en kad vecednâ mâ vâadenâ rabbunâ hakka(hakkan) fe hel vecedtum mâ vaade rabbukum hakka(hakkan) kâlû neam fe ezzene muezzinun beynehum en lâ'netullâhi alez zâlimîn: Cennet ehli cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. «Evet!» derler. Ve aralarından bir çağrıcı, Allah'ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun! diye bağırır.”
(A’raf 7/44)

Ya hasretil alel ibad mâyetihim mir rusuli illa kanu bihi yestehziun:

يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلاَّ كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُون
Resim---Yâ hasreten alel ıbâd(ıbâdi), mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn: Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, ille de onunla alay etmeye kalkışırlar.”
(YâSîn 36/30)

Din kardeşliktir:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Resim---“İnnemel mû’minûne ihvetun fe aslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûn: Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.”
(Hucurat 49/10)

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَكِنِ انظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا وَخَرَّ موسَى صَعِقًا فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu rabbuhu kâle rabbi erinî enzur ileyk(ileyke), kâle len terânî ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minîn: Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca «Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!» dedi. (Rabbi): «Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!» buyurdu. Rabbi o dağa tecellî edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.””
(A’raf 7/143)

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ
Resim---“Vucûhun yevme izin nâdıreh: O gün yüzler ışıl ışıl parlar.”
(Kıyâmet 75/22)

إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ
Resim---“İlâ rabbihâ nâzıreh: Rablerine bakacaklardır (O'nu göreceklerdir).”
(Kıyâmet 75/23)

وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
Resim---“Veş şemsu tecrî li mustekarrin lehâ, zâlike takdîrul azîzil alîm: Güneş de, kendisi için (tesbit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir.”
(Yâ Sîn 36/38)

وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ
Resim---“Vel kamere kaddernâhu menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm: Ay'a gelince, biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner).”
(Yâ Sîn 36/39)

لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
Resim---“Leş şemsu yenbegî lehâ en tudrikel kamere ve lel leylu sâbikun nehâr(nehâri), ve kullun fî felekin yesbehûn: Ne güneşin aya erişip yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.
(Yâ Sîn 36/40)

أَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
Resim---“E fe ayînâ bil halkıl evvel(evveli), bel hum fî lebsin min halkın cedîd: İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik ki (yeniden yaratamayalım)? Doğrusu onlar, yeniden yaratılış konusunda şüphe içindedirler.”
(Kaf 50/15)

Dünya yedi günde yaratıldı:

إِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim---İnne rabbekumu’l-lâhullezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arşı, yugşîl leylen nehâre yatlubuhu hasîsen veş şemse vel kamere ven nucûme musahharâtin bi emrih(emrihi), e lâ lehul halku vel emr(emru), tebârekallâhu rabbulâlemîn: Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.”
(A’râf 7/54)

قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الْأَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ أَندَادًا ذَلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Kul e innekum le tekfurûne billezî halakal arda fî yevmeyni ve tec’alûne lehû endâdâ(endâden), zâlike rabbul âlemîn: De ki: "Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O'na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir."
(Fussilet 41/9)

وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِن فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا أَقْوَاتَهَا فِي أَرْبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَاء لِّلسَّائِلِينَ
Resim---“Ve ceale fîhâ revâsiye min fevkıhâ ve bâreke fîhâ ve kaddere fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm(eyyâmin), sevâen lis sâilîn: Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti.”
(Fussilet 41/10)

فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاء أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
Resim---“Fe kadâhunne seb’a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrehâ ve zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve hıfzâ(hıfzen), zâlike takdîrul azîzil alîm: Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)'ın takdiridir.”
(Fussilet 41/12)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye