Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 08 Ara 2019, 18:55

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: DEvr-i DEmm!.
MesajGönderilme zamanı: 12 Kas 2012, 12:13 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 928
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

DEvr-i DEmm!.

Bugün AVUC’dayım. AV-UC’u (NûN) içindeyim.
AYA’yım.
AYA’dayım.
Aya kadar yukarı (aç’ık’ım).
Aya gibi açık, ve AY gibi seçik.
İÇin İÇinde İÇ benim.
“Ben” dediysem Şahs-ı Zaman’daki gölgemi kastetmiştim.
yokum.
İÇ-İÇ’re- İÇ’im.
Hangi yerden söz ediyoruz ki, yer de yok.
Ama söz mânâ ve madde dilde yansıyacak,
Bir isimde resmekten başka çâre yok.
Ve yer dediğimizde, dil gücenmesin diye denilmiş olacak…

Resim

Burada renk yok.
Acı yok.
Zevk yok.
Seyir yok.
Sarhoş bile olamamak.
Ol(a)mamak.
Ol’mamak.
O derece Hiç’im.
İÇ’im.
Söz olmayan,söze gelmeyen.
ÖZ’üm.
neyi “DE”rim?
Ne ederim?
“nûn” … “be” oldu.
Bu noktanın eseriydi.
Yoksa ne “nûn” nede “be” vardı.
Harf de yok ama.
Dedik ya bir kere; maksat dil gücenmesin.
Nokta yerini seçti.
Noktaya yer mi yok.
“Gâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi,
Gâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni”
Nesimî..
Yay’ın Kâbe’kavseyn’in altına geçti.
Orası AYN’adan bakıldığında ters göründüğü için alt sanıldı.
Yoksa ne yer, nede seçmek vardı.
Görüntünün algıda seçiciliğine daldık gidiyoruz.
Biz’i hangi görüntü ele geçirirse, o AN,
O DEM’den hâlini arz etmekte seyir.
Yoksa seyreden, seyrettiğini ve ne seyrettiğini bilmekte.
Seyredilenler kendisini seyir sahibi sanmakta.
Yoksa yer YOK.
ALT yok. ÜST yok!.
VAR olan sadece “Hazret-i NOKTA”
Yeri ise “KûN” da “fe” farkıyla “ye KûN” deryâsı rakshânesi…

Resim

Musa aleyhisselam, Hızır aleyhisselam’a itiraz etti.
RIZA’nın AYN’asında, AYN’ı ters görüntüden yansıdı.
Adı i’tiraz oldu bu hamlenin.
Oysa … oysa… oysa…
Madde’nin sözün içerisindeki tılsımdan (mânâ) dan yansımasına hangi isim verilecekti ki şimdi.
İtiraz uymadı, ama anlatmak lâzımdı.
RAZ’da “Kâmet” getirseydi eğer,
Ne gökkuşağı belirecekti:
Ne sÖZ bıçak gibi kesebilir olabilecekti.
Oysa!! kesmesi lâzımdı sÖZ’ün rakshânede her değdiğini.

Resim

Hız arttıkça kütle artar.
Normalde değdiği nesneyi hiç etkileyemeyecek bir diğer nesne,
Diyelim kurşun hadi.
Yanında durur da delemez ciğeri, teni,
Elle atarsak azıcık acıtır, taş gibi.
Ama belli bir sürati deneyimlersek eğer, deler de geçer karşı tarafa.
Deler geçer söz bu yüzden, geldiği yerin uzaklığına göre.
Ya da gelme şiddetine ve hızına göre.
Söz deler geçer o zaman...
Kütlesinin artmasına “şiddet” (şeddeli, çok fazla (et)ki edebilme kuvveti) sebeptir.
Ve Celâl işte böyle tecellî eder ÂLEMde, ÂDEM’de.
Şimdi ben sözleri çiğnemeden nasıl yürürüm.
Yürümek elimden gitti hadi,
Sözler neden bunca batar oldu kalbimdeki AYaklarıma.
AYaklarım neydi ki?
adım’ım ne?.
“Yol yürünmeden geçilmez” demek tuhaf şimdi.
Asıl şimdi yürümenin olmadığını anlamak ve
Öylece durmak sırası.
ZÂT’en ve ASL’ında başka da seçenek yok..

Resim

Ağlayanların sesinden kulaklarım parçalanmakta.
Her ağlayan benim kalbime ağlıyor artık.
Su-su-n demek çâre değil k!..
“Ben ağlarım size ne oluyor?” desem,
herkes kendi ağlama merasimini kurmuş cevelÂN etmekte.
Bu tiryakilikten kimse vazgeçmez ama biliyorum.
Bu öylesi bir “CEZB” ki,
Ona düşen iflah olmayacak artık.
Dün dediğimiz de dün değil, geçmedi ve gitmedi.
Yarından bahs etmekte abes, ne gelsin diye beklenen, ne de gelebilmeye kuvveti olan.
Sayıları unutalım hadi.
Renklerin olmadığı bu yerde, bu gün sayacak bir şeyde bulamayız zÂten.
Sen- ben-o-biz, her ne kadar şahıs zamiri varsa silelim sözlüklerden,
Olmayanları neden yazdı bu koca kalem bilmem.
Yazması lâzımdı da, nokta deyip bitirse ayıp kaçacaktı da,
Kalem kalemliğine laf getirmemek için yazdı desem.
Olmayacak tabi.
Olacak mı yoksa?.
Bugün bana kimse artık ne “AŞK”tan.. Ne “AH”tan sakın bahsetmesin.
Alnıma bir söz değdi, yüzüme süzülen bu kan damlası oradan hediye.
Bıçak kesti,
Kılıç kında kesmezdi, kördü ya.
Ama kın’ında nasıl kılıçlık yapacak değil mi?
Söz ağızdan çıkar, tıpkı ve aynı kılıç’ın kın’ından çıkması gibi.
Ve sonra durduğu yerde durmaz, deverÂNsız nokta raksedemez.
Ve sonra!
Kesmek şiddeti isabet etmeye görsün.
İsabetler yara açar hep.
İZ bırakır.
Her temas muhakkak bir İZ bırakır.
Hangi asırda, hangi dilde, hangi KALBde olduğuna bakılmaz.
ZÂten ne zamandan, ne de varlıkların kesretinden bahsedemeyecek kadar ayıksak bir de!.
Yüzümün üzerindeki gözleri nasıl ayırabileceğim, başka yüzlerin üzerindeki gözlerden akan “yaş” lardan.
Bütün gözyaşları benimmiş desem, bendenmiş desem, nasıl? Nasıl?
“KûN” URBâ’dan URBâ’ya değişiklik göstermeksizin AN’da….
O zaman. Bu asıl kURB-ÂNım Mübârek olsun!.

Resim

Her şey ve aslında O TEK “şey” olmayan “ŞEY”.
Hala AYN’ı şey.
“ben” lerdeki “BEN” …!
Var git zaman maSALLarı anlat aklımın çocukluğuna bulabilirsen yerinde.
Şimdi, kabul görmüş halde boy gösteren, olağan denilen (aslında olmayışı ile kâim) olan
Hangi fikir’e güvenebilirim.
Hangi Tanrı inancı peşine takabilir ruhumu.

Nasıl tensel ve maddesel bakabilirim,
Bu bakışa nasıl bir kılıf bulabilirim.
ÜryÂN kaldım şu âlemde, gömlek yok sırtıma.
Ten elbisesini de k-URBÂ-N ettik sonunda.
Nesimî gel gör halimizi, sözden bıçaklarla yüzülmekte derimiz.
Kan sızıyor alnımızdan yüzümüze.
Bütün gözyaşları yüzüm dediğim şu VECHin üzerindeki iki kara delik gibi olan âlemden akıyor her yana.
DEmek, söylemek, bunlar hep çâresizliğin taa kendisiymiş.
Bunca sözü küllîbahçelerintutsakları olarak dil’imizsiz demişiz.
DEmez olaymışız ama DEmiş bulunmuşuz.
Vur kırık omurgana ve sırtına cümle yokluğu Ruhum,
Bu yük küllî yokluk hEY-BE-siymiş,
“ÇEKemezsin!” de DEmişlerdi üstelik.
Hadi ÇEKemeye ÇEKemeye SÜRÜkleyelim şimdi.
Sürüklesin kendisini. Yük de O’nun. Sırt da O’nun.
Sen neyin telaşındasın ki sızlanmaktasın!.
Bahçeyi kavanoz ya da saksı mı sanmıştın da,
Yer yok diye umutsuzlukla küsmüştün.
Küll Bahçesi işte. Adı üstünde.
Hem en iyi güller, odun ateşi kül’ünde yetişirmiş.
Yanmayan bir şey gübrelik bile yapamayacakmış bak gör, bu çÖLde!.
kalbimİZin ceheNNeminde bunca gözyaşı bundan işte.
Yaş odunda ateşte gözyaşı DÖKer.
Hatta ağlar da duyarız.
Hem bütün tohumlardan dinlenen o “ah!” sesi de çatlamak acısından gelmekte.
Çiçeğinde serüveni acı İÇİnde, mahvolan bir tohumun içinden başlar hep!.

Resim

Ve. ve.. başka yok!..
“Ben ÖLüyorum kimse seyretmesin!” demiş şair.
Eksik demiş ama!
ÖLememiş çünkü.
Çünkü;
Bir ÖLümü, ancak daha evvel ÖLmüş ve YAŞAmış OLanlar tanırmış gÖZünden.
ARA KES-itte!...

25.06.12..smrg...


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: DEvr-i DEmm!.
MesajGönderilme zamanı: 12 Kas 2012, 13:20 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Mesajlar: 8839
Konum: BURSA
MuhaMMedî KADINların YETİŞmesi için Kul İhvÂNi Hocamızın senelerdir büyük gayretlerini yakınen izliyoruz.

simurg yazdı:
maksat dil gücenmesin.

Diyorsun ya gerçekten ''DİL!''imiz gücenmesin.

SEVgili kardÇEYİZiM simurg,
Böyle bir MuhaMMedî güzELliği BİZlere SUnduğun için, MELEKler Öpsün Resimini!
ELine-DİLine-BELine bereket إِن شَاء اللَّهُ

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 2 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye