Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 23 Eyl 2019, 11:27

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 27 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 30 May 2019, 20:46 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4759
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

Müşriklerin, Haşim Oğulları Ve Muttalib Oğullarını Boykot Etmek İçin Yazdıkları Yazı.:

Haşimoğulları ve Muttalib oğulları Rasûlullah'ı sallallahu aleyhi vesellem korumağa karar verince, Kureyşliler toplanıp içinde, Haşimoğullarma kız vermemek, onlardan kız almamak, onlara birşey satmamak ve onlardan birşey satın almamak üzere andlaştıkları bir belge yazdılar.
Bu olay, Rasûlullah'ın peygamberliğinin yedinci yılında oldu.
İşi sağlama bağlamak için o belgeyi Kâbe'nin içine astılar. Onlar böyle yapınca, Haşimoğullarıyla Muttalib oğulları toplanıp Ebu Talib'e gittiler ve onun Şı'binâ (mahallesine) girdiler. Ebu Leheb onların arasından çıkıp müşriklere destek oldu.
Üç yıl bu halde kaldılar. Müşrikler onlardan erzak ve katığı kestiler. Onlar oradan ancak hac mevsiminden hac mevsimine çıkabiliyorlardı. Artık dayanacak güçleri kalmamıştı.
Hişâm İbn Amr İbn Rabia yiyecek yüklerini onların yanına sokuyor ve bunu gizliyordu.
Daha sonra yazılan sayfanın hükmü bozuldu.
Hükmün bozulma sebebi hakkında iki görüş vardır:

1-) ALLAHu zü’L- CELÂL Peygamberine sayfanın durumunu bildirdi. Güve, o sayfada zulüm ve haksızlık ifade eden şeyleri yemiş, Allah'ı zikirle ilgili olan yerler kalmıştı. Bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ebu Talib'e söyledi. Ebu Talib:
- “Yeğenim! Bana haber verdiğin şey, gerçek midir?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- “Evet, Vallahi gerçektir, amca!” dedi. Ebu Talib bunu kardeşlerine anlattı ve:
- “Vallahi, o bana, hiçbir zaman yalan söylememiştir” dedi. Onlar:
- “Peki senin bu husustaki görüşün nedir?” dediler. Ebu Talib:
- “En güzel elbiselerinizi giyip Kureyşlilerin yanına gitmenizi ve bu haber onlara ulaşmadan önce bu meseleyi onlara hatırlatmayı uygun görüyorum” dedi.
Gidip mescide girdiler. Ebu Talib:
- “Biz kabul edeceğiniz bir iş için gelmiş bulunuyoruz” dedi. Kureyşliler:
- “Hoşgeldiniz, safa geldiniz” dediler. Ebu Talib:
- “Hiçbir zaman yalan söylememiş olan yeğenim bana haber verdi ki: Sizin yazmış olduğunuz sayfaya Allah güve Musâllat etmiş o da sayfanın içindeki, zulüm, haksızlık ve akrabalarla ilişkiyi kesme gibi herşeyi yemiştir. Onda, ALLAHu TeÂLÂ'nın zikredildiği herşey kalmıştır. Eğer yeğenim doğru söylüyorsa, artık sizde kötü görüşünüzden vazgeçersiniz. Eğer o, yalan söylüyorsa onu size teslim ederim. Siz de onu, ister öldürürsünüz, ister sağ bırakırsınız” dedi. Kureyşliler:
- “Sen bize insaflı davrandın” dediler.
Sayfayı getirmek üzere adam gönderdiler. Sayfayı açınca, onu Rasûlullah’ın dediği gibi buldular. Hepsi de şaşırdılar. Bildiklerinden vazgeçtiler. Ebu Talib:
- “Asıl zulmedenin ve akrabayla ilgiyi kesenin kendiniz olduğunu anladınız mı?” dedi.
Hiçbir kimse ona cevab vermedi.
Bunu, MuhaMMed İbn Sa'd bazı şeyhlerinden rivâyet etmiştir.

2-) Hişâm İbn Amr İbn el-Haris el-Amri, Zuheyr İbn Ebi Umeyye İbn el-Mugire'ye gidip şöyle dedi:
- “Zuheyr! Sen dayılarının; birşey satmaktan, birşey almaktan, evlenmekten ve evlendirmekten mahrum edildiklerini bildiğin halde, kendin, istediğini yemeğe, giymeğe ve istediğin kadınla evlenmeğe mi razı oluyorsun, yani gönlün nasıl razı oluyor? Allah'a yemin ederim! Ebu'l- Hakem İbn Hişâm'ın seni dayıların aleyhinde andlaşmaya dâvet ettiği gibi, sen de onu, kendi aleyhinde böyle bir andlaşmaya dâvet etmiş olsaydın, senin dâvetine, hiçbir zaman icâbet etmezdi.” Zuheyr:
- “Yazıklar olsun sana Hişâm! Ben ne yapayım! Ben, bir tek kişiyim. Vallahi, yanımda başka bir kişi daha olsaydı, o andlaşma sayfasını bozmaya kalkardım” dedi. Hişâm:
-“Ben birisini buldum,”dedi. Zuheyr:
- “Kimmiş o?” dedi. Hişâm:
- “Ben” dedi. Zuheyr:
- “Bize üçüncü bir adam ara” dedi. Hişâm, El-Mut'ım İbn Adiyy'e gidip:
- “Mut'ım! Abdumenâf oğullarında iki batnın (Haşimoğullarıyla Muttalib oğullarının) helâk olmasına gönlün razı oluyor mu? Bu konuda, sen de Kureyş'i tasvip ediyor musun?” dedi. Mut'ım:
- “Yazık sana! Ben ne yapabilirim. Ben, tek kişiyim” dedi. Hişâm:
- “Ben üçüncü kişiyi buldum” dedi. Mut'ım:
- “Kim o?” dedi. Hişâm:
- “Zuheyr İbn Umeyye” dedi. Mut'ım:
- “Bize dördüncü bir kişi ara” dedi.
Hişâm, Ebu'l-Bahteri İbn Hişâm'ın yanına gitti. El-Mut'ım İbn Adiyy'e söylediklerinin aynısını ona da söyledi. Ebu'l-Bahteri:
- “Bu hususta, yardım edecek birisi var mı?” dedi. Hişâm:
- “Evet var. Zuheyr, Mut'un... Ben de yanındayım” dedi. Bunun üzerine Ebu'l-Bahteri:
- “Bize beşinci bir adam ara” dedi.
Hişâm, Zem'a İbnu'l Esved'e gidip onunla konuştu. Zem'a:
- “Bu iş üzerinde duran kimseler var mı?” diye sordu. Hişâm:
- “Evet var” dedi ve diğerlerinin adlarını saydı.
Sözleşip toplandılar. Hükmünü bozuncaya kadar sahife meselesiyle uğraşmak üzere andlaştılar.
Ertesi gün sabahleyin Zuheyr gidip Kâbe'yi tavaf ettikten sonra:
- “ Ey Mekke halkı! Biz istediğimiz gibi yeyip içelim, giyinip kuşanalım da, Haşim oğulları ise açlıktan helâk olsunlar, bu doğru mudur? Vallahi, akrabalık bağlarını kesen şu zâlim sayfa yırtılmcaya kadar yerime oturmayacağım” dedi. Ebu Cehil:
- “Sen yalan söylüyorsun. Vallahi, o sayfa yırtılamaz” dedi. Zem'a:
- “Asıl sen yalan söylüyorsun. Yazıldığı sırada, biz onun yazılmasına razı değildik” dedi. Ebu'l-Bahteri:
- “Zem'a doğru soyuyor. Biz onda yazılı olan şeyleri ne kabul ediyoruz, ne de ikrar ediyoruz” dedi. El-Mut'ım:
- “Her ikiniz de doğru söylüyorsunuz, bunun aksini söyleyen yalan söyler. Biz o sayfadan ve içinde yazılı olanlardan Allah'a sığınırız.”
Hişâm İbn Amr da el-Mut'ını'inkine yakın sözler söyledi. Ebu Cehil:
- “Bu, buradan başka bir yerde, geceleyin konuşulup üzerinde karara varılmış bir iş?” dedi.
El-Mut'ım kalkıp yırtmak için sayfanın yanına gitti. Güvenin, "Bismike'llahumme" sözü dışındaki bütün yazıları yediğini gördü.
Sayfanın yazıcısı, Mansur İbn Ikrime İbn Haşim'di. Sonra onun eli çolak oldu.


271-) Ebu Hureyre şöyle söyledi: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Nahr günü (kurban kesme günü), Minâ'dayken şöyle dedi:
"Yarın biz Kinane oğullarının Hayfinâ, küfür üzere sözleşip yemin ettikleri yere ineceğiz." [78]
Hayf dan maksad; El-Muhassab denilen yerdir. Kureyş'le Kinane, Haşim oğulları ve Muttalib oğulları, Rasûlullah'ı sallallahu aleyhi vesellem kendilerine teslim etmedikçe kız alıp vermemek ve ahş-verişte buluninâmak üzere orada andlaştılar. [79]


RaSûLuLLaH'ın, Elçi Dımad El-Ezdiyle Aralarında Geçenler.:

272-) İbn Abbas anlatmıştır:
“Dımad Mekke'ye geldi. O, Ezduşenue kabilesindendi. O, delilere okurdu. Mekkeli sefihlerin (beyinsizlerin): MuhaMMed delidir, dediklerini duyunca şöyle dedi:
- “O zâtı görseydim, belki Allah ona benim vasıtamla şifâ verirdi. Dımad kendisi şöyle anlatır: “Peygambere gelip:
- MuhaMMed! Ben deliliği tedâvi ederim. Allah, benim vasıtamla dilediğine şifâ verir. İster misin?” dedim.
Rasûlullah ona şu cevabı verdi:
- "Hamd Allah'adır. Biz O'na hamdeder ve O'ndan yardım isteriz.
Allah'ın doğru yola eriştirdiğini, saptıracak yoktur. Saptırdığını da doğru yola eriştirecek yoktur. Ben, tek ve ortaksız olan Allah'tan başka ilâh olmadığına, MuhaMMed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim, dedi. Dımad:
- “Şu sözlerini bana tekrarlar mısın?” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem sözlerini ona, üç defâ tekrarladı. Dımad:
- “Ben kâhinlerin, sihirbazların ve şâirlerin sözlerini dinledim. Ama, senin şu sözlerin gibisini duymadım. Bunlar, denizin dibine kadar varmiştir. Ver elini, sana, müslüman olmak üzere beyat edeyim” dedi ve Rasûlullah'a beyat etti. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Bu beyat kavmin adına da mı?” dedi. Dımad:
- “Kavmim adinâ da” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir seriyye gönderdi. Bunlar Dımad’ın kavmine uğradılar. Seriyyenin komutanı:
- “Bunlardan birşey aldınız mı?” dedi. Birisi:
- “Ben onlardan bir matara aldım” dedi. Komutan:
- “Onu geri ver, çünkü bunlar Dımad'ın kavmidir” dedi. [80]


RaSûLuLLaH İLe Utbe İbn Rabia Arasında Geçenler.:

273-) Câbir İbn Abdillah anlatmıştır: Kureyşliler bir gün toplanıp:
“Sihirde, kâhinlikte ve şiirde en bilgiliniz kimse, araştırsanız da, topluluğumuzu dağıtan, işimizi karıştıran, dinimizi ayıplayan şu adama gidip konuşsa ve ona vereceği cevabın ne olduğunu düşünse” dediler. .Sonunda:
- “Bu işe uygun, Utbe İbn Rabia'dan başka hiç kimseyi bilmiyoruz” dediler.
- “Ebu'l-Velid! Onun yanına sen git” dediler. Utbe, Rasûlullah'ın yanına gelip:
- “MuhaMMed! Sen mi daha hayırlısın? Yoksa Abdullah mı?” dedi. Rasûlullah cevab vermedi. Utbe: “Sen mi daha hayırlısın? Yoksa Abdulmuttalib mi?” dedi.
Rasûlulllah sallallahu aleyhi vesellem cevab vermeyip sustu. Utbe: “Eğer, bunların senden daha hayırlı olduklarını söylüyorsan, onlar, senin, ayıplamakta olduğun ilâhlara tapıyorlardı. Eğer, kendinin onlardan, daha hayırlı olduğunu iddia ediyorsan, konuş! Sözünü dinleyelim. Biz, kavmine senden daha uğursuz olan (birşey) görmedik. Sen bizim topluluğumuzu dağıttın. İşimizi karıştırdın. Araplar içinde bizi rezil ettin. Kureyşliler içinde bir büyücü, bir kâhin türemiş dedirttin. Vallahi, biz, kılıçlarımızla birbirimizi yok etmeğe kalkacağımız hamilenin attığı çığlık anından başkasını beklemiyoruz. Ey adam! Eğer kadinâ düşkünsen, Kureyş kadınlarından dilediğini seç. Sana on tane hanım alalım. Eğer mala ihtiyacın varsa, Kureyş'in en zengini oluncaya kadar, sana, mallarımız-dan toplayalım, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- “Söyleyeceklerin bitti mi?” dedi. Utbe:
- “Evet, bitti” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- “Hâ,Mîm, (Kur’ÂN) Rahmân ve Rahîm olan Allah katından peyderpey indirilmiştir. (Bu,) âyetleri, bilen bir kavim için arapça bir okunuşla açıklanmış bir kitabtır. (Onu getiren elçi) müjdeleyici ve uyarıcıdır" dedi ve "Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: “İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgayla uyardım" âyetine kadar Fussilet Sûresini okudu. [81]


حم
Resim---“Hâ mîm.: Hâ, mîm.” (Fussilet 41/1)

تَنزِيلٌ مِّنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Resim---“Tenzîlun mine’r- rahmânir rahîm (rahîmi).: Rahmân ve Rahîm (olan Allah) tarafından indirilmiştir.” (Fussilet 41/2)

كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Resim---“Kitâbun fussilet âyâtuhu kur’ânen arabiyyen li kavmin ya’lemûn (ya’lemûne).: (O), bilen bir kavim için, âyetleri tafsil edilmiş (fasıl fasıl açıklanmış) bir Kitap olan Arapça Kur’ân’dır.” (Fussilet 41/3)

بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Resim---“Beşîran ve nezîrâ (nezîren), fe a’rada ekseruhum fehum lâ yesmeûn (yesmeûne).: Müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Fakat onların çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar işitmezler.” (Fussilet 41/4)

وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِي أَكِنَّةٍ مِّمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ وَفِي آذَانِنَا وَقْرٌ وَمِن بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ إِنَّنَا عَامِلُونَ
Resim---“Ve kâlû kulûbunâ fî ekinnetin mimmâ ted’ûnâ ileyhi ve fî âzâninâ vakrun ve min beyninâ ve beynike hicâbun fa’mel innenâ âmilûn (âmilûne).: Ve dediler ki: “Bizi kendisine davet ettiğin şeye karşı, kalplerimizde (idrak etmeyi önleyen) ekinnet, kulaklarımızda (işitmeyi engelleyen) vakra ve seninle bizim aramızda bir perde var. Artık (sen dilediğini) yap! Muhakkak ki biz de dilediğimizi yapacak olanlarız.” (Fussilet 41/5)

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ
Resim---“Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun festekîmû ileyhi vestagfirûhu, ve veylun li’l- muşrikîn (muşrikîne).: De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. Bana sizin ilâhınızın, tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Öyleyse O’na yönelin (O’na doğru istikamet alın) ve O’ndan mağfiret dileyin. Ve müşriklerin vay haline!” (Fussilet 41/6)

الَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
Resim---“Ellezîne lâ yu’tûne’z- zekâte ve hum bil âhirati hum kâfirûn (kâfirûne). : Onlar zekât vermezler. Ve onlar, onlar âhireti (ruhun hayattayken Allah’a ulaştırılmasını) inkâr edenlerdir.” (Fussilet 41/7)

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
Resim---“İnnellezîne âmenû ve amilû’s- sâlihâti lehum ecrun gayru memnûn (memnûnin).: Şüphesiz, iman edip salih amellerde bulunanlar; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.” (Fussilet 41/8)

قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الْأَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ أَندَادًا ذَلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Kul e innekum le tekfurûne billezî halakal arda fî yevmeyni ve tec’alûne lehû endâdâ (endâden), zâlike rabbu’l- âlemîn (âlemîne).: De ki: “Gerçekten siz, arzı iki günde halkedeni mi inkâr ediyorsunuz? Ve O’na eşler mi kılıyorsunuz? İşte O, âlemlerin Rabbidir.” (Fussilet 41/9)

وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِن فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا أَقْوَاتَهَا فِي أَرْبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَاء لِّلسَّائِلِينَ
Resim---“Ve ceale fîhâ ravâsiye min fevkıhâ ve bârake fîhâ ve kaddera fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm (eyyâmin), sevâen li’s- sâilîn (sâilîne).: Ve orada, onun üzerinde sabit dağlar oluşturdu. Ve orayı bereketli kıldı. Orada (arzda) bulunanların besinlerini (rızıklarını), dileyenler için eşit olarak dört günde takdir etti.” (Fussilet 41/10)

ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ
Resim---“Summestevâ ilâ’s- semâi ve hiye duhânun fe kâle lehâ ve lil ardı’tiyâ tav’an ev kerhâ (kerhen), kâletâ eteynâ tâiîn (tâiîne).: Sonra duman halinde olan semaya yöneldi. Sonra da ona (semaya) ve arza: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” dedi. İkisi de: “İsteyerek geldik.” dediler.” (Fussilet 41/11)

فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاء أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
Resim---“Fe kadâhunne seb’a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrehâ ve zeyyennâ’s- semâed dunyâ bi mesâbîha ve hıfzâ (hıfzen), zâlike takdîru’l- azîzi’l- alîm (alîmi).: Böylece onları iki günde yedi kat gök olarak kaza etti (yarattı, tamamladı). Her gök katına kendi emrini vahyetti. Ve dünya semasını kandillerle muhafaza ederek süsledik. İşte bu, Azîz ve Alîm olan (Allah’ın) takdiridir.” (Fussilet 41/12)

فَإِنْ أَعْرَضُوا فَقُلْ أَنذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِّثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ
Resim---“Fe in a’radû fe kul enzertukum sâıkaten misle sâıkati âdin ve semûd(semûde).: Eğer hâlâ yüz çevirirlerse, o taktirde de ki: “Adn ve Semud’un yıldırımı gibi bir yıldırımla sizi uyardım.” (Fussilet 41/13)

Utbe ona:
-“Yeter. Sende olan bundan başkası mıdır?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- “Hayır” dedi. Utbe, Kureyş'in yanına dönünce, Kureyşliler:
- “Geride ne var? Ne haber getirdin?” dediler. Utbe:
- “Hiçbir şey yok. Sizin kendisiyle konuşmanızı uygun görüyorum. Yoksa onunla ben konuşurum” dedi. Kureyşliler:
- “Sana cevab verdi mi?” dediler. Utbe:
- “Evet, dedi. Hayır, Kâbe'yi diken kimseye yemin olsun! Onun söylediklerinden sadece şunu anladım:
"İşte sizi Ad ve Semud'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgayla uyardım" dedi. Onlar:
- “Yazıklar olsun sana! Seninle arapça konuşuyor ve sen onun dediğini anlamıyorsun!” dediler. Utbe:
- “Vallahi, söyledikleri arasında kasırga lafından başka birşey anlamadım” dedi. [82]


Resim

NOTLar.:
[78] Buharî, Sahih 2/186; İbn Mace, Sünen, 2942; Ebu Davûd, Sünen, 2011; İmam Ahmed, Musned, 2/237; Beyhakî, Sünenu'i-Kubra, 5/160, 6/218; İbn Huzeyme, Sahih, 2981, 2985; Abdurrezzak, S ı ,n, 9851, Tarihu'l-Hatib, 9/93; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 5/ 204
[79] AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi:
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 172-175.
[80] Müslim, Sahih, kitabu'l-cumua, 46; Beyhakî, Delailu'n-Nübuvve, 2/223, 224; Ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/214 (Beyhakî'den naklen)
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 175-176.
[81] Fussilet Suresi, 1-13.
[82] Taberanî, Mucemu'l-Kebir, 9/160; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 1/75; Hey«-semî, Mecmau'z-Zevaid, 6/20. Heysem? şöyle demişdır: "Bunu, Ebu Ya'la rivayet etti. Ravüeri arasında el-Eclah el-Kindi vardır. İbn Main ve başkaları onu sika (güvenilir) kabul etmiştir. Nesaî ile başkaları İse zayıf saymıştır. Diğer ravileri sika (güvenilir) dir."
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 176-177.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 11 Eyl 2019, 18:06 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4759
Resim

El-Velid'in Rasûlullahın Durumu Hakkında Kureyşe Yaptığı Tavsiyeler.:

275-) Said İbn Cubeyr'den rivâyet edilmiştir:
“Kureyşli bir grup el-Velid'in yanında toplandı. El-Velid, onların arasında yaşlı birisiydi. Hac zamanı gelmişti. El-Velid Kureyşlilere:
- “Ey Kureyş topluluğu! İşte hac zamanı geldi. Bu yılda Arap heyetleri sizin yanınıza gelecekler. Onlar, şu adamınızın meselesini işitmiş durumdalar. Siz onun hakkında bir tek görüşte birleşin. Birbirinizi yalanlayıp birbirinizin sözünü reddedip de anlaşmazlığa düşmeyin” dedi. Onlar:
- “Ey Ebu Abdişems! Sen, bizim için birşey söyle ve bir görüş ileri sür, biz de onu söyleyelim” dediler. El-Velid:
- “Hayır, siz söyleyin, ben dinleyeyim” dedi. Kureyşliler:
- “Onun kâhin olduğunu söyleyelim” dediler. El-Velid:
-“Hayır, o bir kâhin değildir. Biz kâhinleri gördük. Onun okuduğu şeyler, ne kâhin mırıldanışıdır ne de kâhinin sesidir” dedi. Kureyşliler:
- “Onun deli olduğunu söyleyelim” dediler. El-Velid:
- “Hayır, o bir deli değildir. Biz deliliği gördük ve onu öğrendik. Onun, ne boğulması, ne çırpınıp titremesi ve ne de evhamlanınası vardır” dedi. Kureyşliler:
- “Büyücü diyelim” dediler. El-Velid:
- “Hayır, o bir büyücü değildir. Biz büyücüleri ve yaptıkları büyüleri gördük. Onun okudukları, ne büyücülerin okuyup üfledikleridir ne de düğümleyip bağladıklarıdır” dedi. Kureyşliler:
- “Peki ne diyelim?” dediler. El-Velid:
- “Vallahi, onun sözünde bir tatlılık var. Onun kökü hurma ağacıdır. Dalı ise toplanmış meyvelerdir.
Siz onun hakkında, bu söylediklerinizden hangisini söyleseniz, boş ve yersiz olduğu anlaşılır. Onun hakkında: Büyücü, demeniz akla en yakın olandır. Çünkü onun sözü babayla oğulun arasım açıyor, kardeşlerin arasını açıyor, karıyla kocanın arasını açıyor ve kişinin kabilesiyle arasını açıyor.”
El-Velid'in yanından bu şekilde ayrıldılar. [83]


275-) Amr'dan rivâyet edilmiştir. El-Velid İbnu'l-Mugire:
- “Ben şiirin her çeşidini, Recezini ve Karidâsını dinledim. Ama bunun gibisini yani Kur'ÂN gibisini dinlemedim. Onun okudukları şiir değildir. Onda bir güzellik ve parlaklık var. Onun bir nuru var. O, her şeye üstün gelir fakat ona, hiç üstün gelinemez.”


276-) İkrime anlatmıştır:
“El-Velid İbnu'l-Mugire, peygamber'in sallallahu aleyhi vesellem yanına gitti. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ona Kur’ÂN okuyunca, el-Velid yumuşar gibi olmuştu. Ebu Cehil bunu duyunca, el-Velid'in yanına geldi ve:
- “Amca! Kavmin senin için mal toplamak istiyor” dedi. El-Velid:
- “Niye?” dedi. Ebu Cehil:
- “Sana vermek için. Çünkü sen, bizim söylediklerimize aldırmayıp MuhaMMed'e gitmişsin” dedi. El-Velid:
- “Kureyşliler, benim onlardan daha zengin olduğumu bilirler” dedi. Ebu Cehil:
- “Öyleyse, ona öyle bir söz söyle ki, onun söylediğini inkar ettiğin ve onu sevmediğin kavmine ulaşsın” dedi. El-Velid:
- “Onun hakkında ne söyleyeyim? Vallahi aranızda şiirleri benden daha iyi bileniniz yoktur. Vallahi, onun söyledikleri, bunlardan hiçbirine benzemiyor. Vallahi', onun sözünde bir tatlılık ve parlaklık vardır. Sanki, o tepesi meyveli, dibi sulak bir hurma ağacı gibidir. O, altındakini ezer. O, her şeye üstün gelir, fakat ona hiç üstün gelinemez” dedi. Ebu Cehil:
- “Vallahi, sen onun hakkında birşey söylemedikçe, kavmin hoşnut olmayacak” dedi. El-Velid:
-“Öyleyse, bırak beni de bu konuda birşeyler düşüneyim” dedi. El-Velid düşündükten sonra:
- “Bu, (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir, dedi ve onun hakkında: "Tek olarak yaratıp, kendisine geniş servet ve gözü önünde duran oğullar verdiğim, kendisi için (ni’ınetleri) ayaklar altinâ serdiğim o kimseyi bana bırak" [84] âyeti indi. [85]


ذَرْنِي وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
Resim---“Zernî ve men halaktu vahîdâ (vahîden).: Tek başına yarattığım kişiyi Bana bırak.” (Müddessir 74/11)

وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَّمْدُودًا
Resim---“Ve cealtu lehu mâlen memdûdâ (memdûden).: Ve onu, devamlı çoğaltarak mal sahibi yaptım.” (Müddessir 74/12)

وَبَنِينَ شُهُودًا
Resim---“Ve benîne şuhûdâ (şuhûden).: Ve her zaman yanında olan oğullar (verdim).” (Müddessir 74/13)

وَمَهَّدتُّ لَهُ تَمْهِيدًا
Resim---“Ve mehhedtu lehu temhîdâ (temhîden).: Ve ona bol bol (ni’metler) vererek geniş imkânlar sağladım” (Müddessir 74/14)


Rasûlullahla Tufeyl İbn Amr Arasında Geçenler.:

277-) MuhaMMed İbn İshak anlattı:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem kavminden gördüğü he türlü kötülük v.s. ye rağmen onlara öğüt vermekten, içinde bulundukları şeyden (delâletten) kurtuluşa dâvet etmekten geri durmuyordu. Allah, Rasûlullah'ı Kureyşlilerden koruduğunda, onlar halkı ve yanlarına gelen Arapları Peygamberden sakmdırmağa çalıştılar.
Tufeyl İbn Amr ed-Devsi şunu anlatırdı:
-“Tufeyl, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Mekke'deyken oraya gelmişti. Kureyşli bazı kimseler onun yanına geldiler. Tufeyl, şerefli, şâir ve akıllı bir kimseydi. Kureyşliler ona:
-“Tufeyl! Sen bizim memleketimize geldin. Ama aramızdaki şu adam bizi sıkıntıya soktu. O, bizim topluluğumuzu dağıttı. Onun sözü büyü gibi. Kişinin babasıyle, kardeşiyle ve hanımıyla arasım açıyor. Bizim başımıza gelenin, senin ve kavminin başına gelmesinden korkuyoruz. Sakın onunla konuşma ve ondan birşey dinleme” dediler.
Tufeyl kendisi şöyle der:
- “Vallahi, onlar bunu bana o kadar çok söylediler ki, nihâyet kendi kendime, ondan hiçbir şey dinlememeğe ve onunla konuşmamağa karar verdim. Hatta, ertesi gün sabah Mescid'e gittiğimde, onun söylediklerini duymayayım diye kulaklarıma pamuk tıkadım. Onu, dinlemek de istemiyordum.
Ertesi gün sabah Mescid'e gittim. Rasûlullah'ı Kâbe'nin yanında ayakta namaz kılarken gördüm. Ona yakın bir yerde durdum. Allah nasib etti. Onun bazı sözlerini duydum. Güzel bir söz işitmiştim. Kendi kendime şöyle dedim: Anam çocuğunu kaybetsin! Vallahi, ben akıllı ve şâir bir adamım. Bana, sözün güzel olanı da çirkin olanı da gizli değildir. Şu adamın söylediğini dinlememe engel olan ne var? Eğer onun getirdiği şey, güzelse, onu kabul ederim, çirkinse onu bırakırım.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem evine donünceye kadar orada kaldım. Evine girinceye kadar onu takip ettim. Evine girince ben de girdim ve:
- “Muhamed! Kavmin bana şöyle şöyle dedi. Vallahi, senin işinden, beni o kadar korkuttular ki, sözünü duymayayım diye kulaklarıma pamuk bile tıkadım. Sonra Allah'tan olacak senden birşeyler duydum. Hem de güzel bir söz duydum. Bana işini (dinini) arzet” dedim.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bana, İslam'ı arzetti. Bana Kur’ÂN okudu. Vallahi, hiçbir zaman ondan daha güzel bir söz, ondan (İslamdan) da daha adil bir iş duymamıştım.
Hemen müslüman oldum. Kelime-i Şehâdeti getirdim.
- “Ey Allah'ın peygamberi! Ben kavmim içinde sözü dinlenilir birisiyim. Ben yanlarına döneceğim ve onları İslam'a dâvet edeceğim. Allah'a dua et de, dâvetimde, bana yardımcı olacak bir keramet versin.” Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Allah'ım! Ona bir keramet ihsan et" diye dua etti.
Kavmime gitmek üzere yola çıktım. Kavmimin oturduğu yere bakan yokuştayken iki gözümün arasında (alnımda) lamba gibi bir, ışık belirdi.
- “Allah'ım! Bu yüzümden başka bir yerde olsun! Çünkü dinlerinden ayrıldığım için, kabile halkımın, onu, benim yüzümde meydana gelen bir cezânın eseri gibi zannetmelerinden korkuyorum” dedim.
Bunun üzerine ışık, yer değiştirip kırbacımın ucuna geldi.
Ben yokuştan inerken, orada bulunanlar kırbacımın ucundaki bu ışığı asılı kandil gibi görüyorlardı. Yanlarına vardım ve onların arasına katıldım.
Oraya varınca, babam yanıma geldi. Kendisi çok yaşlıydı,
- “Baba! Benden uzak dur! Be" artık senden değilim, sen de benden değilsin” dedim. Babam:
- “Niye yavrum?” dedi.
- “Ben müslüman oldum ve MuhaMMed'e beyat ettim” dedim. “Yavrum! Senin dinin, benim de dinimdir” dedi.
- “(Öyleyse, git, yıkan ve elbiselerim temizle, gel. Böylece, öğrendiklerimi sana öğreteyim” dedim. Babam gidip) yıkandı, elbiselerini temizledi. Gelince ona İslam'ı anlattım. O da müslüman oldu.
Daha sonra yanıma hanımım geldi. Ona:
- “Benden uzak dur. Artık ben senden değilim, sen de benden değilsin” dedim. Hanımım:
- “Niye? Babam, anam sana fedâ olsun!” dedi.
- “İslam, bizi ayırdı” dedim. O da müslüman oldu.
Daha sonra Devs kabilesini İslam'a dâvet ettim. Onlar dâvetime hemen icâbet etmeyip ağırdan aldılar. Bunun üzerine Mekke'ye Rasûlullah'a gidip:
- “Ey Allah'ın Peygamberi! Devs kabilesi bana üstün geldi. Onlar için beddua et, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Allah'ım Devs'e hidâyet ihsan et!” diyerek dua etti. Bana da:
- "Kavminin yanına dön. Onları, İslam'a dâvete devam et. Onlara yumuşak davran" dedi.
Kavmimin yanına döndüm. Rasûlullah Medine'ye hicret edinceye kadar Devs toprağından ayrılmaksızm, onları devamlı İslam'a dâvet ettim. Bedir, Ühud ve Hendek savaşları geçtikten sonra, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hayber'deyken, kavmimden müslüman olan kimselerle birlikte Medine'ye geldim. Medine'ye yetmiş veya seksen hâne Devs'li getirmiş oldum.” [86]


Ebu Talibin Ölürken, Rasûlullah'la Aralarında Geçenler.:

278-) Saîd İbnu'l Museyyeb anlattı:
Ebu Talib'in ölümü yaklaştığında, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onun yanına geldi. Abdullah İbn Ebi Umeyye'yle Ebu Cehil İbn Hişâm, Ebu Talib'in yanındaydı. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ona:
- "Amcacığım! Üzerimde en çok hakkı olan ve bana yardım elini, en güzel şekilde uzatan insan sensin. Şüphesiz üzerimde, babamdan daha çok hakkı olan sensin. Sen bir kelime söyle ki, kıyamet gününde sana, onunla, şefâatim gerekli olsun. Lâ ilâhe illallah, de" dedi.
Abdullah İbn Ebi Umeyye'yle Ebu Cehil:
- “Sen, Abdulmuttalib'in dininden dönmek mi istiyorsun?” dediler. Ebu Talib:
- “Ben, Abdulmuttalib'in dini üzereyim” dedi ve öldü. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Vallahi, senin hakkında dua etmekten mene dilmediğim sürece, senin için istiğfar edecek, bağışlanınanı dileyeceğim” dedi.
Bunun üzerine ALLAHu TeÂLÂ: "(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara. Çünkü Allah müşrikleri bağışlamaz). İbrahîm'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Yoksa onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, (af dilemekten vazgeçip) ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki ibrahîm çok yumuşak huylu ve pek sabırlıydı" [87] âyetlerini indirdi. [88]


مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَن يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُواْ أُوْلِي قُرْبَى مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Resim---“Mâ kâne lin nebiyyi vellezîne âmenû en yestagfirû li’l- muşrikîne ve lev kânû ulî kurbâ min ba’di mâ tebeyyene lehum ennehum ashâbu’l- cahîm (cahîmi).: Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanına dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.” (Tevbe 9/113)

وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ إِلاَّ عَن مَّوْعِدَةٍ وَعَدَهَا إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ أَنَّهُ عَدُوٌّ لِلّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لأوَّاهٌ حَلِيمٌ
Resim---“Ve mâ kânestigfâru ibrâhîme li ebîhi illâ an mev’ıdetin vaadehâ iyyâhu, fe lemmâ tebeyyene lehû ennehu aduvvun lillâhi teberree minhu, inne ibrâhîme le evvâhun halîm (halîmun).: Ve İbrâhîm’in babası için mağfiret dilemesi olamaz (olmaz). Yalnız ona vaadettiği vaad hariç. Fakat onun (babasının), Allah’ın düşmanı olduğu, ona belli olduğu (beyan edildiği) zaman, ondan uzaklaştı. İbrâhîm muhakkak ki evvah (yüreği çok sızlayan)tır, halîm (çok merhametli)dir.” (Tevbe 9/114)

278-) Ebu Hüreyre anlattı: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem amcasına:
- "Lâ ilâhe illallah, de. Kıyamet gününde, Allah katında, onunla senin lehine şehâdet edeyim" dedi. [89] Ebu Talib de:
- “Kureyşlilerin beni ayıplayarak: Ebu Talib'i buna ancak korku şevketti demeseler seni mutlaka memnun ederdim” dedi.
Bunun üzerine Azîz ve Celü olan Allah: "Sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin" âyetini indirdi. [90]]


إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Resim---“İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâu, ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn (muhtedîne).: Muhakkak ki sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin (onun ruhunu Allah’a ulaştıramazsın). Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Ve O, muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi bilir.” (Kasas 28/56)

Böylece bize (el-ceze'u )=korku rivâyet edildi. Dilciler bunu inkar etmektedirler. Sa'leb: O, (el-hara'u ) dir. Bu da zayıflık ve gevşeklik anlamlarına gelir.

280-) Abdullah İbn Salebe İbn Su'ayr el-Uzrî şunu anlattı: “Ebu Talib şöyle dedi:
- “Yeğenim! Benden sonra sana ve senin babanın oğullarına sövüleceği ve Kureyşlilerin, bunu, benim ölümden korkarak söylediğimi sanınaları korkusu olmasaydı, söylediğini yapar ve teşekkürüne, bana olan sevgine ve bana yaptığın nasihata karşılık seni memnun ederdim.”
Daha sonra Ebu Talib, Abdulmuttalib oğullarını çağırdı ve:
- “MuhaMMed'den dinlediğiniz ve onun işine (dinine) uyduğunuz sürece daima iyi olacaksınız. Ona uyun ve yardım edin ki doğru yolda olasınız” dedi. Rasûlulllah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Kendin için terkettiğin halde, niye onlara bu şeyleri emrediyorsun!" dedi. Ebu Talib:
- “O kelimeyi benden sağlamken isteseydin, söylediğin şey üzere sana beyat ederdim. Fakat ölüm anında korkmaktan hoşlanınıyorum. Çünkü Kureyşliler, sağlamken reddettiğim halde şimdi korktuğum için o kelimeyi kabul ettiğimi zannederler” dedi. [91]


281-) Hz. Ali şöyle dedi:
“Rasûlullah'a sallallahu aleyhi vesellem Ebu Talib'in ölümünü haber verince ağladı. Sonra:
- "Git, onu yıka, kefenle ve defnet. Allah onu bağışlasın ve ona rahmet etsin" dedi. [92]
Ben de dediğini yaptım.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, evinden çıkmaksızın, birkaç gün, onun için af diledi. Sonunda Cebrâil ona şu âyeti indirdi: "(Kâfir olarak ölüp) Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara. (Çünkü Allah müşrikleri bağışlamaz)." [93]


مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَن يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُواْ أُوْلِي قُرْبَى مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Resim---"Mâ kâne lin nebiyyi vellezîne âmenû en yestagfirû lil muşrikîne ve lev kânû ulî kurbâ min ba’di mâ tebeyyene lehum ennehum ashâbul cahîm(cahîmi)..: Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.” (Tevbe 9/113)

Hz. Ali şöyle der: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bana emretti, yıkadım.”

282-) Hz. Ali anlatmıştır: Peygamber'e sallallahu aleyhi vesellem gelip:
- “Dalalet (sapıklık) içindeki yaşlı amcan öldü” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: ,
- "Git, onu göm ve dönüp yanıma gelinceye kadar hiçbir şey yapma" dedi. [94]


283-) İbn Abbas şöyle dedi:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ebu Talib'in cenâzesine katıldı ve:
- "Amca! Akrabalığımızın hakkı sana ulaştı. Allah sana iyilik versin" dedi. [95]


284-) El-Abbas İbn Abdilmuttalib anlattı: “Rasûlullah'a gidip:
- “Ya Rasûlallah! Amcan Ebu Talib, senin namına (düşmanlarına) kızar ve seni korurdu. Bu davranışı ona fayda verir mi?” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Evet. O, cehennemin sığ bir yerindedir. Eğer ben olmasaydım, cehennemin en derin yerinde olurdu" dedi. [96]


285-) MuhaMMed İbn Ka'b El-Kurazî anlattı:
“Ben şunu duydum: “Ebu Talih ölmeden önce hastalandığında Kureyşliler şöyle dediler:
- “Ebu Talib! Yeğenine haber gönder de sana söylediği şu cennetten, şifâ verecek birşeyler göndersin.
Kureyşlilerin adamı gitti ve Rasûlullah'ı Ebu Bekr'le birlikte otururken buldu. Şöyle dedi:
- “MuhaMMed! Amcan sana şöyle diyor: “Yeğenim! Ben yaşlıyım, zayıfım ve hastayım. Bahsettiğin şu cennetinin yiyecek ve içeceklerinden bana, şifâ verecek birşeyler gönder” Ebu Bekr:
- “Allah onlan kâfirlere haram kıldı” dedi. Adam Kureyşlilere dönüp:
- “Beni kendisine gönderdiğiniz MuhaMMed'e haberi ulaştırdım. Bana hiçbir şey vermedi. Ebu Bekr Allah onları kâfirlere haram kıldı” dedi. MuhaMMed ise sustu.
Ebu Talib'i kendi tarafından bir adam göndermeğe teşvik ettiler. Ebu Talib'in adamı Rasûlullah'ı sallallahu aleyhi vesellem oturduğu yerde buldu.
- "Allah cennetin yiyecek ve içeceklerini kâfirlere haram kıldı" cevabını verdi. [97]
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem gelen adamın arkasından hemen kalktı. 0-nunla birlikte eve girdi. Evin insan dolu olduğunu görünce:
- "Amcamın yanından çekilin" dedi.
- “Biz birşey yapmıyoruz. Sen ona bizden daha çok hak sahibi değilsin. Eğer senin onunla akrabalığın varsa bizim de senin kadar akrabalığımız var” dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem amcasının yanına oturup:
- "Amca! Sana iyilikle mukabele edilsin. Küçükken bana bakıp besledin. Büyüyünce de beni koruyup gözettin. Amcacığım! Benim namıma sana iyilikle mukabele edilsin. Kendine karşı bir tek kelimeyle bana yardımcı ol ki, kıyamet gününde, Allah katında, onunla, senin lehine şefâatçi olayım" dedi. Ebu Talib:
- “Yeğenim! O kelime nedir?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Lâ ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh=Allah'tan başka ilâh yoktur. O tektir ve ortağı yoktur, de" dedi. Ebu Talib:
- “Sen bana öğüt veriyorsun. Vallahi, sen benden sonra bununla ayıplanın asaydın ve ölüm anında amcan korktu denilmeseydi, seni bunu söyleyerek memnun ederdim” dedi. Oradakiler:
- “Ebu Talib! Sen, şeyhlerin dini olan Hanifliğin başısın” diye haykırdılar. Ebu Talib:
- “Ben şeyhlerin dinindeyim, Kureyş, amcan ölüm anında korktu demesin” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Beni menetmedikçe, Rabbime devamlı senin için istiğfarda bulunacağım" dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ebu Talib öldükten sonra onun için istiğfarda bulundu. Müslümanlar: ibrahîm (aleyhisselâm) babası için istiğfarda bulunınuşken, MuhaMMed sallallahu aleyhi vesellem amcası için istiğfarda bulunurken, bizi, atalarımız ve akrabalarımız için istiğfarda buluninâktan engelleyen nedir? dediler ve müşrikler için istiğfarda bulundular. Sonunda: "(Kâfir olarak Ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara. (Çünkü Allah müşrikleri bağışlamaz)" âyeti geldi. [98] (Tevbe 9/113)


مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَن يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُواْ أُوْلِي قُرْبَى مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Resim---"Mâ kâne lin nebiyyi vellezîne âmenû en yestagfirû lil muşrikîne ve lev kânû ulî kurbâ min ba’di mâ tebeyyene lehum ennehum ashâbul cahîm(cahîmi)..: Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.” (Tevbe 9/113)


Ebu Talible Hadice'nın Ölümünden Sonra Rasûlullahın Başından Geçenler.:

286-) (Abdullah İbn) Sa'lebe İbn Sukayr anlattı:
“Ebu Talib'le Hadice vefât ettiğinde -ki ikisinin vefâtı arasında bir ay beş gün vardı- Rasûlullah'ın üzerinde iki musibet bir araya gelmişti. Bundan dolayı evine çekildi ve pek az dışarı çıktı. Kureyşliler ona, yapamadıkları ve istedikleri hakaretleri yaptılar.
Ebu Leheb bunu duyunca, Rasûlullah’ın yanına geldi ve:
-“MuhaMMedi Git, ne istiyorsan, Ebu Talib'in sağlığında ne yapar idiysen, yine yap. Lafa yemin olsun! Ben ölünceye kadar sana kimse dokunamaz” dedi.
İbnu'l- Gaytala, Peygamber'e sallallahu aleyhi vesellem sövdü. Ebu Leheb peygamber'in yanına geldi ve İbnu'l- Gaytala1 ya hakaret etti. İbnu'l-Gaytala:
- “Ey Kureyş topluluğu! Ebu Utbe dininden döndü” diye bağırarak geri gitti.
Kureyşliler gelip Ebu Leheb'in tepesine dikildiler. Ebu Leheb:
- “Ben Abdulmuttalib'in dininden ayrılmadım. Fakat ben yeğenime, yapmak istediğini yapıncaya kadar haksızlık edilmesini Önlüyorum” dedi. Kureyşliler:
- “İyi ettin, sen akrabalık hakkını gözettin” dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ebu Leheb'ten korkulduğu için kendisine Kureyş'ten hiç kimse sataşamadan birkaç gün böyle gider gelir oldu. Bir gün, Ukbe İbn Ebi Muayt'la Ebu Cehil, Ebu Leheb'in yanına geldiler. Ona:
- “Yeğenin sana, babanın nereye girdiğini haber verdi mi?” dediler. Ebu Leheb Rasûlullah'a sallallahu aleyhi vesellem:
- “MuhaMMed! Abdulmuttalib'in girdiği yer neresidir?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Kavmiyle birliktedir" dedi. Ebu Leheb onların yanına gidip:
- “Ona sordum. Kavmiyle birliktedir diye cevab verdi” dedi. O ikisi: “Onun cehennemde olduğunu iddia ediyor” dediler. Ebu Leheb:
- “MuhaMMed! Abdulmuttalib cehenneme girecek mi?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Evet. Abdulmuttalib gibi Ölen herkes cehenneme girer" dedi. [99]
Bunun üzerine Ebu Leheb:
- “Demek sen Abdulnıuttalib'in ateşte olduğunu iddia ediyorsun, öyle mi, vallahi, artık sana ebedîyyen düşmanlık yapacağım” dedi.
Böylece Ebu Leheb'in ve diğer Kureyşlilerin Rasûlullah'a düşmanlık ve zulümleri arttı.


287-) MuhaMMed İbn Cubeyr İbn Mut'un şöyle dedi:
“Ebu Talib ölünce Kureyşlüer Rasûlullah'a hakaret ettiler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Taife gitti.” [100]



Resim

NOTLar.:

[82] Taberani, Mucemu'l-Kebir, 9/160; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 1/75; Hey«-semî, Mecmau'z-Zevaid, 6/20. Heysem? şöyle demişdır: "Bunu, Ebu Ya'la rivayet etti. Ravüeri arasında el-Eclah el-Kindi vardır. İbn Main ve başkaları onu sika (güvenilir) kabul etmiştir. Nesaî ile başkaları İse zayıf saymıştır. Diğer ravileri sika (güvenilir) dir."
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 176-177.
[83] İbn Hışam, Siretu'n-Nebeviyye; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 2/199, 200, 201. Bundan daha uzun olarak.
[84] Müddessir Suresi, 11-14.
[85] Hakim, Mustedrek, 2/506. Hakim şöyle demiştir: "Bu Buhari'nin şartinâ göre İsnadı sahih bir hadistir. Ancak Buhari ile Müslim rivayet etmemişlerdir."
Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 2/198,199; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/61.
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 178-179.
[86] Devslilerin ve Tufeyl İbn Amr'ın hikayesi aşağıdaki kaynaklarda geçmektedir: Tarihu Ibn Asakır, 7/65; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/361; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 4/76; ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 2/24; Salihı, Sirelu'ş-Şamiyye, 6/511.
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 179-181.
[87] Tevbe Suresi, 113-114
[88] Buharî, Sahih, kitabu't-tefsir, tefsiru surati'l-Kasas, babu; inneke la tehdi men ahbebte;-Müslim, Sahih, kıtabu'l-ıman, 39; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1 /77; Tefsiru İbn Kesir, 6/256; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/342, 343; Ebu Avane, Musned, 1/15; Tefsiru'l-Kurtubi, 8/27^
[89] Yukardaki dipnota bakınız Ayrıca Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/344; Müslim, Sah*1,;, kitabu'l-iman, 39
[90] Kasas Suresi, 56.
[91] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/346; İbn Hışam, Sıretu'n-Nebevıyye, 2/27; İbn Kesir, el-Bıdaye ve'n-Nihaye, 3/123
[92] İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1/78; ibn Hacer, Nasbu'r-Raye, 2/281
[93] Tevbe Suresı, 113
[94] Nesaî, Sünen, 4/79; Ebu Davûd, Sünen, 3214; Abdurrezzak, 9936, Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/348, 349; Tefsıru İbn Kesir 4/161: İmam Ahmed, Musned, 1/130, 304, 305; 3/358, 398; 7/67
[95] Tarihu'l-Hatib, 8/116; İbn Kesir,'el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/125; el-Hindî, Ken-zu'l-Ümmal, 3443; İbnu'l-Cevzi, el-llelu'l-Mutenahıye, 2/422
[96] İmam Ahmed, Musned, 1/206, 210; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 10/592, İbn Sa'd, Tab.-katu'l-Kubra, 1/79; Buharî, Sahih, 5/65, 8/57 ("Evet" lafzı olmaksızın); Müslim, Sahih, kıtal j'l-tman 357; Abdurrezak, Musanneî, 9939; Ebu Avane, Musned, 1/96; İbn Asakir, Tarih, 3/1C7; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye'3/125; el-Hindî, Kenzul-Ummal, 34093
[97] Vahidi, Esbabu'n-Nuzul s. 178
[98] Tevbe Suresi, 113.
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 183-185.
[99] İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1/41; ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/134
[100] AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 186-187.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 27 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 7 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye