Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 11 Ara 2018, 18:29

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 216 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 5, 6, 7, 8, 9
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 16 Eki 2017, 10:19 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

208-)ZÂKİR sallallahu aleyhi vesellem.

ZÂKİR sallallahu aleyhi vesellem: Hafızası fıtraten kuvvetli ve özel. ALLAHu zü’L- CeLÂL’i çokça anan. Zikreden, zikredici. Hatırlayan, hatırlatıcı. Çok çok duâ ve Esmâ-i İlâhiyeyi okuyan/okutan. Nefsi Hevâ ve Hevesinden yüz çevirip/çevirten. Şu ÂN, ÖZün ÖZÜnde MERKEZde Her ÂN ŞE’ÂNda OLÂN, Rububiyyet-Rusûliyyet Kevniyyetinin ALLAHu zü’L- CeLÂL ADIna Sahibi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

EYy İnsÂNoğLu!.

ŞuÂN->ŞE’ÂN ->ŞÂKİRi BİL!
BİZ BİR-İZ BİL!->BÂKİRi BİL!
->RUBuBiYyet->RUSûLiYyet
KÛN feyeKÛN -->ZÂKİRi BİL!.


ZEVK 8477

KUL İhvÂNim ->İŞin ZORu ->ELini MuhaMMedî EYyLe!
NESL-i NECîB ASLın KORu ->BELini MuhaMMedî EYyLe!
ÂLEMde RABBıma>İBÂDet
>RASÛLüme HASBî HİZMet
ÖZde CevÂB ->SÖZde SORu ->DİLini MuhaMMedî EYyLe!.


celle celâlihu..
sallallahu aleyhi vesellem..

16.10.17 09:16
26 muharrem 1439
kozyatğısümersitealperiLyzLdıistANbuL


Resim

BİKR: (Bikir) Bozulmamış. Temiz. Bekâr. El sürülmemiş. Her şeyin evveli. Eşi benzeri görülmemiş, daha önceden misli geçmemiş her amel ve vaziyet.
BÂKİR: Tâze. El sürülmemiş. Bozulmamış. Erken..
ŞÜKR: (Şükür) ALLAH celle celâlihunun ni’metlerine karşı memnunluk göstermek. ALLAH celle celâlihu'ya teşekkür.
ŞÂKİR: Allaha şükreden. Hâlinden memnuniyetini bildiren.
ZİKR: (Zikir) Anmak, hatırlamak. Anılmak. ALLAH celle celâlihu'yu çok çok anıp azametini düşünmek ve esmâ-i hüsnâsını okuyup tefekkür etmek. Kur'ân-ı Kerim'in bir ismi.
ZÂKİR: Zikreden, zikredici. Hafızası kuvvetli. İlâhiler okuyan. Çok çok duâ ve Esmâ-i İlâhiyeyi okuyan. Tekrar eden.


Resim
ZİKİR; ALLAHu zü’L- CeLÂL SÖZünün, KELÂMuLLAH NEFESi ve RESÛLuLLAH SESidir..

Zikir, kafaya yerleştirilip kullanıma hazır tutulan BİLgidir. Onu akla ve dile getirmeye de ZİKİR denir.
(Ragıb el-İsfahânî, Müfredât, zikr mad.)


فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ
Resim --- Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn(tekfurûni).: Öyle ise Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Ve Bana şükredin ve Beni inkâr etmeyin.” (Bakara 2/152)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا لَقِيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُواْ وَاذْكُرُواْ اللّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلَحُونَ
Resim ---Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ lekîtum fieten fesbutû vezkurullâhe kesîran leallekum tuflihûn(tuflihûne).: Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklık gösterin ve Allah'ı çokca zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız.” (Enfal 8/45)

الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
Resim ---Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).: Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain/tatmin olur.” (Ra’d 13/28)

إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ وَاذْكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ وَقُلْ عَسَى أَن يَهْدِيَنِ رَبِّي لِأَقْرَبَ مِنْ هَذَا رَشَدًا
Resim ---İllâ en yeşâallâhu vezkur rabbeke izâ nesîte ve kul asâ en yehdiyeni rabbî li akrabe min hâzâ raşedâ(raşeden).: Ancak Allah’ın dilemesiyle (yapacağım de). Ve unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: “Rabbimin beni (Allah’a) bundan daha yakın (daha üstün) bir irşad seviyesine ulaştırmasını umarım.” (Kehf 18/24)

Rüşd: Doğru yol bulup bağlanmak. Hak yolunda salabet, metanet ve kemal-i isabetle dosdoğru gitmek. Hayra isabet etmek. Büluğa ermek. İstikamette olmak. Dinine ve malına zarar gelecek şeyi bilmek, doğru düşünmek. Kişinin akıl ve idraki kavi ve tedbiri metin olmak. (Bak: İrşâd)
İrşâd: Doğru yolu göstermek. Akli ve kalbi, mukni ve te'sirli eserler veya sözlerle gafletten uyandırıp hidâyet yolunu göstermek. Cadde-i kübrâ-yı Kur'ÂNiye yolunda selâmetle devam ettirmek. Allah'a ibadet ve itaata kavuşturmak. Velî bir zâtın, bir kimsenin hidâyete ermesine vesile olması…


فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذِي أُوحِيَ إِلَيْكَ إِنَّكَ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Resim ---Festemsik billezî ûhıye ileyke, inneke alâ sırâtın mustakîm (mustakîmin).: (Yâ MuhaMMed) Artık sana vahyedilene sarıl. Muhakkak ki sen, Sıratı Mustakîm üzerindesin.” (Zuhrûf 43/43)

وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ
Resim ---Ve innehu le zikrun leke ve li kavmike, ve sevfe tus’elûn (tus’elûne).: Muhakkak ki O (Kur’ân), senin için ve senin kavmin için mutlaka bir zikirdir (öğüttür). Ve siz, (Kur’ân’dan) sorumlu olacaksınız.” (Zuhrûf 43/44)

وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Resim ---Ve ekımi’s- salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyl (leyli), inne’l- hasenâti yuzhibne’s- seyyiât (seyyiâti), zâlike zikrâ li’z- zâkirîn (zâkirîne).: Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.” (Hûd 11/114)

إِنَّ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعِينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّائِمِينَ وَالصَّائِمَاتِ وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
Resim ---İnne’l- muslimîne ve’l- muslimâti ve’l- mu’minîne ve’l- mu’minâti vel kânitîne ve’l- kânitâti ve’s- sâdikîne ve’s- sâdikâti ve’s- sâbirîne ve’s- sâbirâti ve’l- hâşiîne ve’l- hâşiâti ve’l- mutesaddikîne ve’l- mutesaddikâti ves sâimîne ves sâimâti ve’l- hâfızîne furûcehum ve’l- hâfızâti ve’z- zâkirînallâhe kesîran ve’z- zâkirâti eaddallâhu lehum magfiraten ve ecran azîmâ (azîmen).: Gerçekten İslâm olan (Allah’a teslim olan) erkekler ve İslâm olan kadınlar ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, kanitin olan erkekler ve kanitin olan kadınlar, sadık erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (Rabbine) huşû duyan erkekler ve huşû duyan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar ve Allah’ı çok zikreden erkekler ve (çok) zikreden kadınlar! Allah, onlar için mağfiret ve azîm bir ecir (mükâfat) hazırladı.” (Ahzâb 33/35)

ZİKİR;
İnsÂNoğlunun Enfüsünde-İÇinde NAHNU-BİZliğinin Âfaka-DIŞa Yanan bir yürek kokusu gibi İÇten İçli, Sessiz Sesli, Sabah Akşam O’nun BİZ BİR-İZ BİZliğimizi SALL EDen/Ettiren ALLAHu zü’L- CELÂL’imizLe CÂN-CÂNÂN CEM’Liğimizi fiilen YAŞAmakrır Hamd OLsun!.


وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَدُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ وَلاَ تَكُن مِّنَ الْغَافِلِينَ
Resim ---Vezku’r- rabbeke fî nefsike tedarruan ve hîfeten ve dûne’l- cehri mine’l- kavli bi’l- guduvvi ve’l- âsâli ve lâ tekun mine’l- gâfilîn (gâfilîne).: Ve sabah ve akşam vakitlerinde Rabbini kendi kendine, korkarak ve yalvararak, sözün sesli olmayanı ile zikret. Ve gâfillerden olma.” (A’râf 7/205)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا
Resim ---Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurûllâhe zikran kesîrâ (kesîran).: Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin.” (Ahzâb 33/41)

وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
Resim ---Ve sebbihûhu bukraten ve asîlâ (asîlen).: Ve O’nu, sabah akşam tesbih edin.” (Ahzâb 33/42)

هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
Resim [color=red]---
Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum mine’z- zulumâti ilâ’n- nûr, ve kâne bi’l- mu’minîne rahîmâ (rahîmen).: Sizi (nefsinizin kalbini), karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize salâvât (vasıtasıyla nur) gönderen, O ve O’nun melekleridir ki O, mü’minlere Rahîm(dir).” (Ahzâb 33/43)

فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Resim ---Fe izâ kudiyetı’s- salâtu fenteşirû fî’l- ardı vebtegû min fadlillâhi vezkurûllâhe kesîran leallekum tuflihûn (tuflihûne).: Artık namazı kaza ettiğiniz (kılıp bitirdiğiniz) zaman yeryüzüne yayılın ve Allah’ın fazlından isteyin ve Allah’ı çok zikredin. Umulur ki, böylece siz felâha (kurtuluşa) erersiniz.” (Cuma 62/10)


ZİKR; NÛRundan/VARından VAR EDen ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Keremli KULu OLarak;
Her Yerde, Her ZamÂN, Her HÂLde ve Her NEFESte ALLAHu zü’L- CeLÂL’i Unutmamak ve Unutursa Hatırlayıp SILAsına SALLa devam edİŞ MuhaMMedî DERVİŞLiğidir..

ZİKİR; Taklidî Tevhid Ehlinde SÖZde ve Tahkikî Tevhid Ehlinde ÖZdedir..
ASL OLan ise, Kalbî Dâimî ZİKRin TercümÂNı olan Lisanî ZİKRin de Sürekliliğidir ki, ALLAH celle celâlihu o kimseleri ÖVmektedir;


رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
Resim ---Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun ve lâ bey’un an zikrillâhi ve ikâmis salâti ve îtâiz zekâti yehâfûne yevmen tetekallebu fîhil kulûbu vel ebsâr(ebsâru).: Ticaretin ve alışverişin, onları Allah’ın zikrinden, namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar ki (onlar), kalplerin ve gözlerin (dehşetten) döneceği günden korkarlar.” (Nûr 24/37)

ZİKİR;
MuhaMMedî Evrensel EDEB İÇinde, HAKkı BİLme HAYRı BULma İLMidir.
MuhaMMedî Evrensel İLİM İÇinde, HAKkı BULma HAYRda OLma İRADEsidir.
MuhaMMedî Evrensel İRFÂN İÇinde, HAKkta OLma HAYRı YAŞAma İDRAKıdır.
MuhaMMedî Evrensel ERKÂN İÇinde; HAKk’tan, HAKk’ta, HAYR’a İŞTİRAKı ve, HAKk’La, HAKk'a İSTİGRAKı/GARK OLuş "BİZ BİR-İZ"-Liğidir... ELHamdulillahi RABBu'L- ÂLEMîn..
ve’s- SELÂMmm!. Yâ HAYyu’L- HUuu!. celle celâlihu..


İşte böylesi saff bir Kalb İÇinde SİLM İMÂN Sahibi MuhaMMedî Mü’minlerin;
DIŞı ->Sahra-yı KESRETte ki, YOKLuk-ÇOKLuk ÇÖLünde bir Muamma..
İÇi ->Umman-ı VAHDETte ki, TEKe TEK-BİR DERyâsında Bir DAMLa..


ReSûLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem BUYrukLarında ZİKRuLLAH.:

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bir kimse her gün yüz defa: “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.” derse, on köle âzâd etmiş kadar sevab kazanır; ona yüz iyilik sevabı yazılır; yüz günahı bağışlanır; bu zikir o gün akşama kadar o kimsenin şeytandan korunmasını sağlar. Bu zikri ondan daha fazla tekrarlayan kimse dışında hiç kimse daha faziletli bir iş yapmamış olur.”
Resûl–i Ekrem aleyhisselâm sözüne şöyle devam etti: “Bir kimse günde yüz defa: “sübhânallâhi ve bi–hamdihî” derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.”

(Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan; Buhârî, Bed’ü’l–halk 11; Daavât 64, 65; Müslim, Zikir 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 59, 62; İbni Mâce, Duâ 14)


Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Temizlik imanın yarısıdır. el–Hamdü lillâh duası mizanı, sübhânallahi ve’l–hamdü lillâhi zikri ise yer ile göklerin arasını sevap ile doldurur.” buyurdu.
(Ebû Mâlik el–Eş’arî radıyallahu anh'den; Müslim, Tahâret 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 86.)

Resim ---Sa‘d İbni Ebû Vakkâs radıyallahu anh şöyle dedi: “Bir bedevî Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Bana söyleyeceğim bir zikir öğret” dedi.
Resûl–i Ekrem ona şu zikri okumasını tavsiye etti: “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, Allâhü ekber kebîran ve’l–hamdü lillâhi kesîrâ ve sübhânallâhi Rabbi’l–âlemîn, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l- Azîzi’l- Hakîm: Tek olan Allah’tan başka ilâh ve O’nun bir eşi ve benzeri de yoktur. Kudreti ve saltanatıyla Allah en büyüktür. Bitip tükenmeyen hamd O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”
Bedevî: “Bunlar Rabbim için söyleyeceğim dua ve zikirlerdir. Kendim için ne söylemeliyim? dedi.
Resûl–i Ekrem aleyhisselâm:“Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî verzuknî: Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver, de.” buyurdu.
(Müslim, Zikir 33–36.)

Resim ---Muâz radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun elinden tuttu ve: “Muâz! Vallahi seni gerçekten seviyorum.” buyurdu. Sonra sözüne şöyle devam etti: “Muâz! Her namazdan sonra şu duayı mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: Allâhümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik: Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!” buyurdu.
(Ebû Dâvûd, Vitir 26. Ayrıca bk. Nesâî, Sehv 60)

Resim ---Ebû Mûsâ el–Eş‘arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” buyurdu.
(Buhârî, Daavât 66)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” buyurdu.
(Müslim, Müsâfirîn 211)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız anarım. Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.” buyurdu.
(Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan; Buhârî, Tevhîd 15; Müslim, Zikir 2, 19, 50; Tevbe 1. Ayrıca bk. Tirmizî)

Resim ---Câbir radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi: “Zikrin en faziletlisi lâ ilâhe illallah’tır.” buyurdu.
(Tirmizî, Daavât 9. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 55)

Resim ---Abdullah İbni Büsr radıyallahu anh şöyle dedi: “Bir adam Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e hitâben: "Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle." dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de: “Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurdu.
(Tirmizî, Daavât 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53)

Resim ---Ebü’d–Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına: “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” diye sordu.
Onlar da: "Evet, söyle." dediler.
Resûl–i Ekrem aleyhisselâm da: “Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu.
(Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dile hafif, mîzana konduğunda ağır gelen ve Rahmân olan Allah’ı hoşnut eden iki cümle vardır: Sübhânallahi ve bi–hamdihî sübhânallahi’l–azîm: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Ben Yüce Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tekrar tenzih ederim” buyurdu.
(Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den; Buhârî, Daavât 65, Eymân 19, Tevhîd 58; Müslim, Zikir 31. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 60; İbni Mâce, Edeb 56.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber.' demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir.” buyurdu.
(Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den; Müslim, Zikir 32. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 128)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bir kimse on defa, lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr, derse, İsmâil aleyhisselâm’ın soyundan dört kimseyi hürriyetine kavuşturmuş gibi sevap kazanır.” buyurdu.
(Ebû Eyyûb el–Ensârî radıyallahu anh'den; Buhârî, Daavât 64; Müslim, Zikir 30. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 103)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana bildireyim mi? Allah’ın en çok hoşlandığı söz, sübhânallahi ve bi–hamdihî demektir.” buyurdu.
(Ebû Zer radıyallahu anh’dan; Müslim, Zikir 85)

Resim ---Sevbân radıyallahu anh şöyle dedi: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem selâm verip namazdan çıkınca üç defa istiğfâr eder ve “Allâhümme ente’s–selâm ve minke’s–selâm tebârekte yâ ze’l–celâli ve’l–ikrâm: Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın” derdi.
Hadisin râvilerinden biri olan Evzâî’ye: “İstiğfâr nasıl yapılır?” diye sorulunca: “ Estağfirullah, estağfirullah” demektir, dedi.
(Müslim, Mesâcid 135, 136. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 25; Tirmizî, Salât 108; Nesâî, Sehv 81, 82; İbni Mâce, İkame 32)

Resim ---Muğîre İbni Şu‘be radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem selâm verip namazdan çıkınca şu duayı okurdu: “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l–mülkü ve lehü'l–hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Allâhümme lâ mâni‘a li–mâ a‘tayte ve lâ mu‘tıye li–mâ mena‘te velâ yenfeu ze’l–ceddi minke’l–ceddü: Allah’tan başka ilâh yoktur, yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. Allahım! Senin verdiğine engel olacak, vermediğini de verecek bir kimse yoktur. Senin lutfun olmadan hiçbir zengine serveti fayda vermez.”
(Muğîre İbni Şu‘be radıyallahu anh’den; Buhârî, Ezân 155, İ‘tisâm 3, Kader 12, Daavât 18; Müslim, Mesâcid 137, 138. Ayrıca bk. Müslim, Salât 194, 205, 206; Ebû Dâvûd, Salât 140, Vitir 25; Tirmizî, Salât 108; Nesâî, Tatbîk 25, Sehv 85, 89)

Resim ---Abdullah İbni’z–Zübeyr radıyallahu anh namazdan sonra selâm verince her defasında şöyle derdi: “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l–mülkü ve lehü'l–hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr; lâ havle velâ kuvvete illâ billâh; lâ ilâhe illallahu velâ na‘büdü illâ iyyâh; lehü’n–ni‘metü ve lehü’l–fazlu ve lehü’s–senâü’l–hasen; lâ ilâhe illallahu muhlisîne lehü’d–dîne velev kerihe’l–kâfirûn: Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir. Allah’tan başka ibadete lâyık bir ilâh yoktur. Biz yalnız O’na ibadet ederiz. Sahip olduğumuz nimet ve lutuf O’nundur. En güzel medh ü senâ O’na yakışır. Kâfirler hoşlanmasa bile, bütün samimiyetimizle, Allah’tan başka ilâh yoktur, deriz.”
Abdullah İbni’z–Zübeyr, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in her namazdan sonra bu sözlerle zikrettiğini söyledi.
(Müslim, Mesâcid 139, 140. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 25; Nesâî, Sehv 34.)

Resim ---Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Mekke'den Medine'ye hicret eden Müslümanların fakirleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek: “Varlıklı Müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.” dediler.

Resim ---Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onlara: "Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?" diye sordu.
"Evet, söyle yâ Resûlallah!" dediler.
Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”
Hadisi Ebû Hüreyre’den rivayet eden Ebû Sâlih’in söylediğine göre, sahâbîler bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her birinden otuz üçer defa olmak üzere sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz." Buyurdu.
(Buhârî, Ezân 155; Daavât 18; Müslim, Mesâcid 142. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 24.)

Resim ---Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:
Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e tekrar gelerek: "Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar." dediler.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Ne yapalım! Artık bu Allah'ın bir lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir." buyurdu.
(Müslim, Mesâcid 142)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her namazdan sonra kim otuz üç defa sübhânallah, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz üç defa Allâhü ekber der, yüze tamamlamak için de lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr: Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter.” derse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.” buyurdu.
(Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den; Müslim, Mesâcid 146. Ayrıca bk. Nesâî, Sehv 96.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Farz namazların ardından okunan zikirleri okuyan –veya bunları yapan– kimse hiçbir zaman zarara uğramaz. Bunlar otuz üç defa sübhânallah, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz dört defa Allâhü ekber demektir.” buyurdu.
(Kâ‘b İbni Ucre radıyallahu anh’den ; Müslim, Mesâcid 144, 145. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 25; Nesâî, Sehv 92)

Resim ---Sa‘d İbni Ebû Vakkas radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazlardan sonra şu duayı okuyarak Allah’a sığınırdı: “Allâhümme innî eûzü bike mine’l- cübni ve’l- buhl, ve eûzü bike min en uredde ilâ erzeli’l- ömr, ve eûzü bike min fitneti’d- dünyâ, ve eûzü bike min fitneti’l- kabr: Allahım! Korkaklıktan, cimrilikten sana sığınırım. Erzel–i ömürden sana sığınırım. Dünya fitnesinden sana sığınırım. Kabir fitnesinden sana sığınırım.” buyurdu.
(Buhârî, Cihâd 25, Daavât 37, 41, 44. Ayrıca bk. Müslim, Zikir 50, 52; Nesâî, İstiâze 5, 6, 27, 39; İbni Mâce, Duâ 3)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Biriniz namazda tahiyyâtı bitirdiği zaman, dört şeyden Allah’a sığınarak şöyle desin: Allâhümme innî eûzü bike min azâbi cehennem ve min azâbi’l- kabr ve min fitneti’l- mahyâ ve’l- memât ve min şerri fitneti’l- mesîhi’d- deccâl: Allahım, cehennem azâbından ve kabir azâbından, hayat ve ölüm fitnesinden, kör deccâlin fitnesine uğramaktan sana sığınırım.”
(Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den; Müslim, Mesâcid 128. Ayrıca bk. Müslim, Mesâcid 130–134; Ebû Dâvûd, Salât 149, 179; Nesâî, Sehv 64)

Resim ---Ali kerremallahu vechehu şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazda, teşehhüd ile selâm arasında yaptığı duayı şöyle diyerek bitirirdi: “Allâhümmağfirlî mâ kaddemtü vemâ ahhartü, vemâ esrartü vemâ a‘lentü, vemâ esraftü, vemâ ente a‘lemü bihî minnî, ente’l–mukaddimü ve ente’l- muahhir, lâ ilâhe illâ ente: Allahım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle! Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Senden başka ilâh yoktur.”
(Müslim, Müsâfirîn 201, Zikir 70. Ayrıca bk. Buhârî, Teheccüd 1, Daavât 10, Tevhîd 8, 24; Ebû Dâvûd, Salât 119, Vitir 25; Tirmizî, Daavât 32)

Resim ---Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem rükû ve secdede şu duayı çok okurdu: “Sübhâneke’llâhümme rabbenâ ve bi-hamdik. Allâhümm’ağfir lî: Allahım! Yüce Rabbimiz! Seni ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim. Allahım! Beni bağışla.”
(Buhârî, Ezân 123, 139; Megâzî 5, Tefsîru sûre (110), 1; Müslim, Salât 217. Ayrıca bk. Müslim, Salât 218–220; Ebû Dâvûd, Salât 148, 151; Nesâî, Tatbîk, 64, 65)

Resim ---Yine Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem rükû ve secdede iken: “Sübbûhün kuddûsün Rabbü’l- melâiketi ve’r- rûh: Allahım! Sen ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tamamıyla münezzehsin. Sen bütün kusurlardan ve noksanlardan tamamıyla arınmışsın, mukaddessin. Sen meleklerin ve Rûh’un Rabbisin” derdi.
(Müslim, Salât 223. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 147; Nesâî, Tatbîk 11, 75)

Resim ---İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Rükûda âlemlerin Rabbine tâzim ediniz. Secdede ise dua etmeye çalışınız; çünkü oradaki duanızın kabul olma şansı daha fazladır.” buyurdu.
(Müslim, Salât 207. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 148; Nesâî, Tatbîk 8, 62)

Resim ---Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!” buyurdu.
(Müslim, Salât 215. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 148; Nesâî, Tatbîk 78.)

Resim ---Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem secdede şöyle dua ederdi: “Allâhümmağfirlî zenbî küllehû, dikkahû ve cillehû, ve evvelehû ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrehû:
Allahım! Günahımın hepsini, küçüğünü, büyüğünü, öncesini, sonrasını, açığını, gizlisini bana bağışla!” buyurdu.
(Müslim, Salât 219. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 148.)

Resim ---Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: “Bir gece Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in yanımda olmadığını farkettim, karanlıkta el yordamıyla bakınmaya çalıştım. Bir de baktım ki, rükûda (veya secde halinde): “Sübhâneke ve bi–hamdik, lâ ilâhe illâ ente: Ben seni ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve sana hamdederim. Senden başka ibadete lâyık ilâh yoktur.” diye zikrediyor.
(Müslim, Salât 221.)

Resim ---Diğer bir rivayete göre şöyle dedi: “(Onu araştırırken) elim ayağının tabanına temas etti. Secde vaziyetinde iki ayağını da dikmiş şöyle diyordu: “Allâhümme innî eûzü bi–rızâke min sahatik, ve bi–muâfâtike min ukûbetik, ve eûzü bike minke, lâ uhsî senâen aleyke, ente kemâ esneyte alâ nefsike: Allahım! Senin gazabından rızâna, azâbından affına sığınırım. Ben senden sana sığınırım. Ben seni lâyık olduğun şekilde medh ü senâ edemem. Sen kendini nasıl medh ü senâ etmişsen öylesin.”
(Müslim, Salât 222. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 148; Nesâî, Tatbîk 71, İsti‘âze 62)

Resim ---Sa‘d İbni Ebû Vakkâs radıyallahu anh şöyle dedi: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında bulunuyorduk. Bize: “Sizden biri her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?” diye sordu.
Yanında oturanlardan biri: "Bir kimse her gün bin sevabı nasıl kazanır?" diye sordu.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yüz defa sübhânallah der, ona bin iyilik yazılır veya bin günahı bağışlanır.” buyurdu.
(Müslim, Zikir 37. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 58)

Resim ---Ebû Zer radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem: "Her birinizin her bir eklemi için günde bir sadaka vermesi gerekir. İşte bu sebeple her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlîl (lâ ilâhe illallah demek) bir sadaka, her tekbîr bir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rek`at namaz bunların yerini tutar." buyurdu.
(Müslim, Müsâfirîn 84, Zekât 56. Ayrıca bk. Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72, 128; Ebû Dâvûd, Tatavvu` 12, Edeb 160)

Resim ---Mü’minlerin annesi Cüveyriye Binti’l–Hâris radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre: Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, Hazret–i Cüveyriye namaz kıldığı yerde oturmakta iken erkenden evden çıktı. Kuşluk vakti tekrar eve döndü. Cüveyriye radıyallahu anhâ’nın hâlâ yerinde oturmakta olduğunu görünce: “Yanından ayrıldığımdan beri hep burada oturup zikirle mi meşgul oldun?” diye sordu.
O da: "Evet!.." diye cevap verdi.
Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu: “Senin yanından ayrıldıktan sonra üç defa söylediğim şu dört cümle, senin sabahtan beri söylediğin zikirlerle tartılacak olsa, sevap bakımından onlara eşit olur: Sübhânallâhi ve bi–hamdihî adede halkihî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî: Yarattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim.” buyurdu.
(Müslim, Zikir 79. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 24)

Resim ---Müslim’in diğer bir rivayeti şöyledir: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Sübhânallâhi adede halkıhî, sübhânallâhi rızâ nefsihî, sübhânallâhi zinete arşihî, sübhânallâhi midâde kelimâtihî." buyurdu.
(Müslim, Zikir 79. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 56.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Sana okuyacağın bir zikir öğreteyim mi? Sübhânallâhi adede halkıhî, sübhânallâhi adede halkıhî, sübhânallâhi adede halkıhî; sübhânallahi rızâ nefsihî, sübhânallahi rızâ nefsihî, sübhânallahi rızâ nefsihî; sübhânallahi zinete arşihî, sübhânallahi zinete arşihî, sübhânallahi zinete arşihî; sübhânallahi midâde kelimâtihî, sübhânallahi midâde kelimâtihî, sübhânallahi midâde kelimâtihî, dersin.” buyurdu.
(Tirmizî, Daavât 104. Ayrıca bk. Nesâî, Sehv 9.)

Resim ---Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim. Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Eğer beni yalnız başına anarsa, ben de onu yalnız anarım. Şayet beni bir toplulukla beraber anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.” buyurdu.
(Buhârî, Tevhîd 15; Müslim, Zikir 2, 19, 50; Tevbe 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 131; İbni Mâce, Edeb 58)

Resim ---Câbir radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem: “Bir kimse sübhânallahi ve bi–hamdihî: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim, derse, cennette onun için bir hurma ağacı dikilir.” buyurdu.
(Tirmizî, Daavât 60. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 56)

Resim ---İbni Mes’ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İsrâ gecesinde İbrâhim aleyhisselâm’a rastladım. Bana şunu söyledi: “Yâ Muhammed! Ümmetine benden selâm söyle ve onlara cennetin toprağının çok güzel, suyunun tatlı, arazisinin son derece geniş ve dümdüz, ağaçlarının da sübhânallahi ve’l–hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber’den ibaret olduğunu haber ver.” buyurdu.
(Tirmizî, Daavât 59)

Resim ---Ebü’d–Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına: “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” diye sordu.
Onlar da: "Evet, söyle." dediler.
Resûl–i Ekrem de: “Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu.
(Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)

Resim ---Sa’d İbni Ebû Vakkâs radıyallahu anh’in rivayet ettiğine göre: Kendisi bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber, önündeki hurma çekirdekleriyle veya çakıl taşlarıyla tesbih çeken bir kadının yanına girdi. Peygamber aleyhisselâm kadına: “Bundan daha kolayını –veya daha faziletlisini– sana haber vereyim mi?” diye sorduktan sonra şöyle buyurdu: “Sübhânallahi adede mâ halaka fi’s- semâi ve sübhânallahi adede mâ halaka fi’l- ard ve sübhânallahi adede mâ beyne zâlike ve sübhânallahi adede mâ hüve hâlik: Ben Allah’ı gökyüzünde yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı yeryüzünde yarattıkları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı yerle gök arasında yarattıkları sayısınca ulûhiyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim. Ben Allah’ı bundan sonra yaratacakları sayısınca ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan tenzîh ederim” de. Allahü ekber’i de böyle, elhamdülillâh’ı da böyle, lâ ilâhe illallah’ı da böyle, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh’ı da böyle söylersin.” buyurdu.
(Tirmizî, Daavât 113. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 24.)

Resim ---Ebû Mûsâ radıyallahu anh şöyle dedi: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana hitâben: “Cennet hazinelerinden bir hazineyi sana bildireyim mi?” buyurdu.
Ben de: "Evet, Yâ Resûlallah, bildir." dedim. Şöyle buyurdu: “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh: Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.”
(Buhârî, Megâzî 38, Daavât 50, Kader 7, Tevhîd 9; Müslim, Zikir 44–46. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 26; Tirmizî, Daavât 3, 58; İbni Mâce, Edeb 59)



YÂ RESÛLuLLAH!.Resim
sallallahu aleyhi ve sellem..

TEK-BİR’in HAYy BİZ-BİR’in DOst!
->ŞÂHım ÂLİ ->HAYy PÎR’in DOst!
->SANA ->Es SELÂM -->SALLıYOR!
-->KUL İhvÂNi KITMÎR’in -->DOst!.

kerremallahu vechehu..



2. SALÂVÂT-I ŞERÎFE :
Hakikatı hârika bir salâvât
Okunmasında büyük faydalar olduğu bildirilmiştir.


Resim

TÜRKÇESİ: Allahümme salli ve sellim ve bârik ve terahham ve tehannen alâ Seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin Resim Kemâ yelîku biazîmi şânı şerefihi Resim Ve kemâlihi ve rızâke anhu ve mâ tuhibbu ve terzâ lehu dâimen ebeden Resim Bi adedi ma’lûmâtike Resim Ve midâde kelimâtike Resim Ve rızâe nefsike vezinete Arşike Resim Efdale salâtin ve ekmeleha ve etemmehâ Resim Küllemâ zekereke ve zekerehu’z-zâkirûn Resim Ve kullemâ gafele an zikrike ve zikrihi’l-gâfilûn Resim Ve sellim teslîmen kesîren kezâlike Resim Ve alâ cemî’il-Enbiyâi ve’l-murselîn Resim Ve alâ melâiketike’l-mukarrebîn Resim Ve alâ sâdâtina ve’l-enbiyâi ve’ş-şuhedâi ve’s-sâlihîn Resim Ve aleynâ mâahum ve’l-mü’minîne ve’l-mü’minâti ve’l-müslimîne ve’l-müslümât ecmaîn Âmîn!

MÂNÂSI : “ALLAH’ım! ALLAH’ım! Sahibimiz ve Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e salât ve selâm et ve bereket ihsân buyur ve rahmet, merhamet ve şefkat et! Şerefinin-şanının azameti ve kemâlinin lâyıkınca... Ebeden-dâimen onun için seveceğin ve razı olacağın şekilde ondan razı ol! Ma’lûmatının adedince... Sözlerini yazacak kelimelerinin boyasınca (mürekkeb miktarınca) ... Nefsinin rızasınca ve Arş’ının ağırlığınca! Salâtın; en fazîletlisi en mükemmeli ve en tam (eksiksiz) olanınca! Seni zikreden zâkirler zikirlerine devâm ettikçe, Senin zikrinden gafil olanlar zikrinden gaflet ettiği sürece! Ve işte böylece, çokça ve gerçek teslimiyetle kâmil olan selâmımızı ilet! Selâmet ver! Bütün nebîlere ve mürsellere de! Yakın meleklere de! Sâdâtlarımıza (seyyidlerimize) ve evliyâlara ve şehîdlere ve sâlihlere de! Onlarla beraber bizlere ve mü’minlerin ve mü’min hanımların ve müslümanların ve müslüman hanımların cümlesine de! Bizden kabul buyur! (Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ulaşımımıza ve sılamıza izin, inâyet ve hidâyet buyur!)”

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 08 Kas 2017, 14:03 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

209-)ZEKÎ sallallahu aleyhi vesellem.

ZEKÎ sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CeLÂL katında Günahsız. Mâsum. Hâlis. Temiz. Akıllı. Zekâ sahibi. Çabuk anlayışlı. Kavrama yeteneğien üst düzeyde olan ve en kolay kavrayan.. Kevniyyet AYNAsı olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

210-)MÜZEKKÂ sallallahu aleyhi vesellem.

MÜZEKKÂ sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CeLÂL katında Temizlenmiş, tezkiye edilmiş, pâk edilmiş, ıslâh edilmiş olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

211-)MÜZEKKÎ sallallahu aleyhi vesellem.

MÜZEKKÎ sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CeLÂL’in verdiği Resûliyyet göreviyle kullarının nefislerini Temizleyen, tezkiye eden, pâk eden, ıslâh eden Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

Yâ RESÛLULLAH!.
sallallahu aleyhi vesellem..



ZEVK 8503

RAHMetenLi’L- ÂLEMîNsin ->MuhaMMedü’L- MUSTAFÂsın
->ZıTLar ÂLeMi ->NÛRundan ->ZEVK-i ZEKÂsın EFeNDim!
HAYy MuhaMMedü’L- EMîNsin->SIRR-ı SıFır SIRF SAFÂsın
-->“İRCİÎ!.” EMRin ->Mİ’RÂCı ->VASL-ı BEKÂsın EFeNDim!.

sallallahu aleyhi vesellem..

08.11.17 13:52
brsbrsm..tktktrstkkmdhacerLe..


Şefâat ŞifÂNa Muhtaç!
Şehâdet ŞeReFin Mecbur!
RABBımın KULLuğun Me’mur!
->ZEKÂyu’l- BEKÂ’ya Mahkum!
Kırat-Kıtmîr-KuL İhvÂNi'n MeDeD EYyLe!.
Yâ RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem!.



Resim

Zekî: Günahsız. Mâsum. Hâlis. Temiz. Akıllı. Zekâ sahibi. Çabuk anlayışlı. Kavrama yeteneğien üst düzeyde olan ve en kolay kavrayan.. Kevniyyet AYNAsı olan..
Müzekkâ: Temizlenmiş, tezkiye edilmiş, pâk edilmiş, ıslâh edilmiş..
Müzekkî: Temizleyen, tezkiye eden, pâk eden, ıslâh eden..
Zekiye: Hâlis. Temiz. Hâli temiz olan.
Tezekki: Mânevi temizlenme. Ahlâken yükselme.
Zekâ: Saflık, duruluk. Hâl düzgünlüğü.
Zekâ: Çabuk anlama ve bilme kabiliyyeti. Fehim ve idrakte çabuk olma. Ateşin alevlenmesi. Güzel koku alma.
Zekâ: Sebeb ile netice arasındaki bağlılıkları anlama ve düşünebilme kabiliyetidir..
Zekâ: Bir şey artmak, fazlalaşmak.
Zekât: Bereket. Fazlalık. Salâh. Her şeyin halis ve pâk olanı.Kişinin kendi malından infak ettiği zekât.
Zekâvet: Zeki oluş. Zeyreklik. Çabuk anlama ve kavrama. Keskin anlayış.
Tezekkâ: tezkiye oldu, nefsi âfetlerden temizlendi.
Tezkiye: Doğruluğuna şehadet etmek. Zekât vermek. Zekât almak. Pak ve temiz etmek. Övmek, medhetmek. Birisinin durumu hakkında soruşturmak.
Tezkiye: Tamam etmek. Boğazlamak. İhtiyarlamak. Ref'etmek. (Lügatta zebhetmek, yani boğazlamak mânasınadır. Bu maddenin aslı, lügatta bir tamamlanmak mânâsıyla beyân olunuyor. Nitekim ateşin parlamasına "zeku-zekâ-zekâ'" denilir ki, tamam iştial etmektir. Kezâlik fehme "zekâ" denilir ki, tamam-ı fehim demektir. Sonra sinnin "yaşın" kemâline zekâ denilir ki, şebâbın-gençliğin nihayetine gelip tamam olması demektir. İşte hayvanı boğazlamak da kanını akıtarak ve hararet-i gariziyesini teskin ederek olduğundan zekâ ve zekât tesmiye olunmuştur. İşte kelimenin lügat mânası ve esası budur.) (E.T.)


Resim

BEDENimiz Terbiyede,
NEFSimizi Tezkiyede,
Kalbimizi Tasfiyede,
RÛHumuz Tecliyede,
NÛRundan yaratıldığımız Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi DUYuş ve UYuşta Kur'ÂN-ı Kerîmde EMRuLLAH;


قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى
Resim ---Kad efleha men tezekkâ.: Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir.” (A'lâ 87/14)

جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاء مَن تَزَكَّى
Resim ---Cennâtu adnin tecrî min tahtihâ’l- enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâu men tezekkâ.: İçinde ebedî kalacakları, altından nehirler akan adn cennetleri vardır. Ve işte bu, tezkiye olanların (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yapanların) mükâfatıdır.” (TâHâ 20/76)

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَإِن تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى إِنَّمَا تُنذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَمَن تَزَكَّى فَإِنَّمَا يَتَزَكَّى لِنَفْسِهِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
Resim ---Ve lâ tezirû vâziratun vizra uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bi’l- gaybi ve ekâmû’s- salât (salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhi’l- masîr (masîru).: Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).” (Fâtır 35/18)

فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَى أَن تَزَكَّى
Resim ---Fe kul hel leke ilâ en tezekkâ.: Ve de ona de ki: “Sen tezkiye olmak (nefsini temizlemek) ister misin?” (NÂziât 79/18)

قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى
Resim ---Kad efleha men tezekkâ.: Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir.” (A'lâ 87/14)

الَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكَّى
Resim ---Ellezî yu’tî mâlehu yetezekkâ.: O ki (en üst seviyede takva sahibi olan), malını verir, temizlenir.” (Leyl /18)

فَانطَلَقَا حَتَّى إِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُ قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَّقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُّكْرًا
Resim ---Fentalekâ, hattâ izâ lekıyâ gulâmen fe katelehu kâle e katelte nefsen zekiyyeten bi gayri nefsin, lekad ci’te şey’en nukrâ (nukren).: Böylece bir (erkek) çocuğa rastlayıncaya kadar gittiler. (Hızır A.S), onu (çocuğu) öldürdü. (Musa A.S): “Sen, temiz (masum) bir kişiyi (başka) bir nefse karşılık olmaksızın mı öldürdün? Andolsun ki sen, kötü (şeriate uymayan) bir şey yaptın.” dedi.” (Kehf 18/74)

قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا
Resim ---Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekiyyâ (zekiyyen).: “Ben sadece sana zeki (temiz) bir erkek çocuk bağışlamak için senin Rabbinin bir resûlüyüm.” dedi.” (Meryem 19/19)

Akıl mahrûmiyetinin aksine olarak, aklın ileri derecede işlerliğine ve aktivitesine, kuvvetli hâfıza gücüne ve güçlü muhâkeme kabiliyetine de “zekâ veya dehâ” denmiştir.
“Zekî insan” dendiğinde iyi düşünen, aklını iyi çalıştıran, aklı kuvvetli olan, derinliğine akıl erdiren, basîret ve ferâset sahibi, düşünceli, ince kavrayışlı, idrâkli ve sağlıklı muhâkeme gücüne sahip kimseler kast edilir.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem akıllı kimseyi şöyle tanımlar;


Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz kimse ise, nefsini hevâsına tâbi kılan ve ALLAH’tan bâtıl şeyler taleb edendir. (Olmayacak şeyler isteyendir.)” buyurdu.(Riyâzü’s- Sâlihîn, 66)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Akıl, Hak ile Bâtılı birbirinden ayırt edebilmek içinkalbde tecelli eden bir nurdur” buyurdu.
(Suyutî, Câmiu’s- Sagir)


İşte bu ANLAyış NÛRUnun adıdır ZEKÂ..

ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur'ÂN-ı Kerîmde akıl erdirmemizi, iyi düşünmemizi ve akıllı olmamızı, İKİLik Hizbuşşeytânlığı’ndan TEKLik Hizbullah’ına koşmamızı pek çok âyette emreder;


أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Resim ---E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budû’ş- şeytân (şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn (mubinun).: Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.” (YâSîn 36/60)

وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ
Resim ---Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustakîm (mustakîmun).: Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.” (YâSîn 36/61)

وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ
Resim ---Ve lekad edalle minkum cibillen kesîran, e fe lem tekûnû ta’kılûn(ta’kılûne).: Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz?” (YâSîn 36/60)

اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Resim ---İ’lemû ennellâhe yuhyi’l- arda ba’de mevtihâ, kad beyyennâ lekumul âyâti leallekum ta’kılûn (ta’kılûne).: ALLAH’ın, arzı, ölümünden sonra ona hayat vererek dirilttiğini bilin. (Böylece) âyetleri size açıklamış olduk. Umulur ki, böylece siz akıl edersiniz.” (Hadîd 57/17)



YÂ RESÛLuLLAH!.Resim
sallallahu aleyhi ve sellem..

TEK-BİR’in HAYy BİZ-BİR’in DOst!
->ŞÂHım ÂLİ ->HAYy PÎR’in DOst!
->SANA ->Es SELÂM -->SALLıYOR!
-->KUL İhvÂNi KITMÎR’in -->DOst!.

kerremallahu vechehu..



5. SALÂVÂT-I ŞERÎFE :

Hadis Hafızı Celâleddin Suyutî "Amelü’l- leyli ve’l- leyl" isimli eserinde
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)in :
Her kim bu salâvât-ı şerîfeyi devamlı olarak okursa rüyasında beni görür.”
buyurduğunu bildirmiştir. Bu hususta başka hadisler de mevcûddur.


Resim

TÜRKÇESİ: Allahümme salli ve sellim alâ ruhi Seyyidinâ Muhammedin fil-ervâhi Resim Ve salli ve sellim alâ cesedi seyyidinâ Muhammedin fil-ecsâdi Resim Ve salli ve sellim alâ kabri seyyidinâ Muhammedin fil-kubûri.

MÂNÂSI: ALLAHım! Ruhlar içinde (arasında) Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ruhuna salât-ü-selâm eyle! Cesedler (cisimler) içinde Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in cesedine salât-ü-selâm eyle! Kabirler içinde Efendimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kabrine salât-ü-selâm eyle!”

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 27 Kas 2017, 00:38 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

212-)EDİB sallallahu aleyhi vesellem.

EDİB sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CeLÂL’in verdiği Resûliyyet İlahî Edebiyatı ile mücehhez, güzel ve san'atlı söz söyleyen, en edebli ve en terbiyeli olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

213-)MÜEDDEB sallallahu aleyhi vesellem.

MÜEDDEB sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CeLÂL tarafından edeblendirilmiş, terbiye edilmiş ve edebi ilahî olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

214-)MÜEDDİB: sallallahu aleyhi vesellem.

MÜEDDİB sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kullarını, Tâlim ve Terbiye ile görevlendirdiği, terbiye eden, edeblendiren, bu hususta bilgi ve görgü verip ÜMMetine örnek olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

RABBu’L- ÂLeM=>MÜEDDEBi
HAŞR-ü-NEŞRin=>MÜEDDİBi
HÂL-i HAZıR =>MUHAMMEDi
EZEL <=ü=> EBED =>EDİBi!.

BiR DAMLa GÖZ YAŞı OLsam
->HABÎBuLLAH HAVZAsı-nda
GÖNLüMLe GÖNLüne DOLsam
--->RASÛuLLAH RAVZAsı-nda!.


ZEVK 8560

RABBu’L- ÂLEMîN’e KULLuk ->NÂZ-NiYÂZ NEFS TEZKİYEsi
RAZîYyeten<-> MERZîYyeten =>RASÛLî ->RÛH TECLİYEsi
MEŞK-i MuHaMMeD MENBAĞı ->MUTMÂiN KALB TASFİYEsi
TEŞEKKüLü ->TEKEMMüLü =>TEVHiD =>TÂLİM-TERBİYEsi!.


27.11.17 01:01
brsbrsm..tktktrstkkmdTEKeTEKkk..


Resim

HAVZA: SıRRuLLAH Sınırı İçinde OLan O’na Mahsus Hakikat-ı MuhaMMedîyye CEMÂ’sı..
RAVZA: RAZîYyeten<-> MERZîYyeten Rıza BAHçesi..
RAZîYyeten: ALLAHu zü’L- CeLÂL’den Razı olarak.
MERZîYyeten: ALLAHu zü’L- CeLÂL’in rızasını kazanmış olarak.
MEŞK: AŞKuLLAHın MuHaMMeDî UYgulanışı.
MENBAĞ: RaHMetuLLAH Ni’metinin ÇIKış Kaynağı.
MUTMÂiN: İtmi'nanlı. İçi rahat. Müsterih. Şüphesi kalmamış. Emin..
TEŞEKKüL: MuHaMMeDî Şeriat Şekillenmesi ve meydanaçıkması.
TEKEMMüL: MuHaMMeDî İmânın ikmâli, kemâli ve Mükemmelleşmesi..
TERBİYE: ALLAHu zü’L- CeLÂL’in emirlerine itaat ederek ruhen ve cismen yükselmeye ve yükseltmeye çalışmak. Kemâle ermeğe, nizam ve emirleri dinlemeğe çalışmak. Allah rızası yolunda gitmeyi öğrenmek.
TASFİYE: Kalbi Saflaştırmak. Olduğundan daha temiz bir hâle getirmek. Temizlemek.
TECLİYE: RÛHu Cilâlama, cilâ verme. Ruşen etmek, parlatmak..
TEZKİYE: NEFsin, HAKkın ve HAYRın Doğruluğuna şehadet etmesi. Pâk ve temiz olması..


Resim

KuLLuk İmtihânında MuhaMMedî MeLÂMet YOLUmuzda;
BEDENin TERBİYEsi
NEFSin TESVİYEsi
KALBin TASFİYEsi
RÛHun TECLİYEsi Temel ESAStır..

BEDEN-NEFSin ->FaSILAsı
TEMiz KALBin>RÛH CİLÂsı.:

BEDENin Terbiyesi: BUZun erimesi gibi olup bedenin, Emrullahı işleyecek kıvâma getirilmesidir.
NEFSin Tezkiyesi: SUyun süzülmesi gibi olup nefsin; Emrullahı, kendini ve RABB'ini bilmesidir.
KALBin Tasfiyesi: SUyun arındırılması/buharlaşma gibi olup kalbin; Emrullahı işleyip, Ahlâkullah'la boyanmasıdır.
RÛHun Tecliyesi: Saf SU BULUTu gibi sırf rahmet olup rûhun, MuhaMMedî Merhâmet ve MuhaBBetle HAKk'ın Halkına Hasbî Hizmete Hazır OLmasıdır...

BEDENlerimiz MuhaMMedî Gayretin İLİMiyleTerbiye edildiğini BİLdikçe,
NEFİSlerimiz PîR ELİnde MuhaMMedî Merhametin EDEBiyle Tezkiye edildiğini BULdukça,
KALBlerimiz MuhaMMedî Muhabbetin İRFÂNıyla Tasfiye edilişin içinde OLdukça,
RUHlarımız MuhaMMedî Hakikatın ERKÂNıyla TecLiye edilişi YAŞAdıkça, İNŞİRAH bulacaktır!.

İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..


Resim


ALLAHu zü’L- CeLÂL'in, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi DUYup-Uymamız için EMRuLLAH;

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
"Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe ve’l- yevme’l- âhıra ve zekerallâhe kesîrâ (kesîran).: Andolsun ki, sizin için ve Allah’a ve ahiret gününe ulaşmayı dileyen ve Allah’ı çok zikredenler için, Allah’ın Resûl’ünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb 33/21)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “اَدَّبَنِي رَبِّي فَاَحْسَنَ تَاْدِيبِي Eddebenî RaBBî fe ahsene te’dibî: RaBBim beni EDEBLendirdi de ne güzel EDEBLendirdi” buyurdu.
(Munavî, Feyzu’l- Kadîr I,225; Kurtubî, el Câmiu’l- Ahkâmil Kur'ân, 18:228; İbnu’l- Cevzî Sıafatu’s- Safve I:201)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: بُعِثْتُ لِاُتَمِّمَ مَكَارِمَ الْاَخْلاَقِ : Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere peygamber ba’s olundum (gönderildim).” buyurmuştur.
(Buhârî, Müslim, Mâlik, el-Muvatta, Hüsnü’l-Huluk, 8, II, 903)

ALLAHu zü’l- CeLâL, Kur'ân-ı Kerim’inde tasdik buyurdu:

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
"Ve inneke le alâ hulukın azîm (azîmin).: Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 68/4)

MuhaMmedî İRFÂN EDEBi, işte böyle muhteşem bir Ahlâk Sistemidir.
Huluk sistemidir. Huluku’l- Azîmdir!
MuhaMMed aleyhissalâtü vesselâm yüce ahlâklıdır. Azim ahlâklıdır.
Nass içinde, Ahlâkullah geçmektedir. Huluku’l- Azim geçmektedir.
Huluk ne demek halkedişin içinden gelen Allah ahlâkıyla ahlâklanmaktır.
Huluk, Huy. Tabiat. Ahlâktır ki CEM’ini Uygulanışı EDEB-i MuhaMMedî dir ki Temeli Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm EDEBine dayanır!.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Huluku’l- Azim’dir!
Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm yüce ahlâklıdır.Azim ahlâklıdır.
Huluk ne demek halk edişin içinden gelen Allah ahlâkıyla ahlâklanmaktır.
Huluk: Huy. Tabiat. Ahlâktır.

Resûllullah sallallahu aleyhi vesellem için ahlâkı nasıldır sorusuna Ayşe vâlidemiz diyor ki: “Siz Kur'ânı okumuyor musunuz? İşte ahlâkı Kur'ân Ahlâkı idi.!”

Aişe radiallahu anha validemiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ahlâkını soran kişilere: “Siz Kur’ân-ı Kerîm’i okumuyor musunuz? Onun ahlâkı tamamen Kur'ândı!'' buyurmuştur.
(Buhârî ; Müslim, Müsafirun 139; Ebu Dâvud, Sünen II 2/56 no: 1342)

Aişe radiallahu anha annemiz: “Mü’minun sûresinin ilk 10 âyetini oku !” demiştir.

أُوْلَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ
"Ülaike humu’l- vârisun: İşte onlardır o vârisler '' (Mü’minûn 23/10)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Tâ halluku bi ahlâkillahi: ALLAH’ın ahlâkıyla ahlâklanınız.” buyurmuştur.
(Fahrü’r-Râzi, VII-73)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in zâtını bize bildiren hadis kitabları;

Şemâilu'n- Nübüvve.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, Beşerî-ABDuLLAH-lık yönüyle ilgili hadisler olarak isimledirilmiştir..

Genellikle Delâilu'n- Nübüvve ya da bâzen Hasâisü'n-Nübüvve.:Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, Peygamberî- RESÛLuLLAH-lık yönüyle ilgili hadisler olarak telif edilmiştir..

Örnek olarak;
İmam Beyhakî’nin, Delâilü'n- Nübüvve I, VII..
İmam Suyûtî’nin, el-Hasîsu'l- Kübrâ I-II cilt olarak tabedilmiştir..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in faziletleri dünyevî ve uhrevî olmak üzere iki kısımdır .
Dünyevî faziletlerinin bazıları şunlardır; Kanaatkâr oluşu, âilesinin kendisine yardımcı olması, âlemlere rahmet olarak gönderilmesi, güzel isimlerle çağrılması, kalbinin İslâm nuru ile nurlandırılması, günahlardan korunması, nâm ve şânının yükseltilmesi, ebedî mucize olan Kur'ÂN-ı Kerîm'in kendisine verilmesi, Mi’racla taltif edilmesi, ruhunun yaratılması itibâriyle varlıkların ilki, dünyaya teşrifi itibâriyle de peygamberlerin sonuncusu olmasıdır..

Uhrevî bazı faziletleri de şunlardır; Kıyamet günü her yerde önder olup ilk sırayı alması, havz-ı kevserin kendisi ve ümmetine tahsisi, şefâat hakkına sahib olması ve şefaat etmesi, Makam-ı Mahmud'a yükseltilmesi vs dir O'nun diğer insanlara daha birçok üstünlükleri vardır
(et-Tirmizî, ez-Zühd, IV, 571 h no: 2341; Bayraktar, İ Hz Peygamber'in Şemâili, s 107, İstanbul 1991)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bütün insanlar ve varlıkların Peygamber'i olmuştur. Her şey O'nun gelişiyle kemâlini bulmuş ve rahmet oluşundan istifade etmiştir Bunun için de bütün insanlar ve varlıkların Peygamber'i olmuştur.
(Ebu Dâvud, el-Menâsik, II, 520 h no: 2017)

مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
"Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ (alîmen).: Muhammed (aleyhisselâm), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.” (Ahzâb 33/40)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Benim beş ismim vardır Ben MuhaMMed'im, AhMed'im, ve Mâhî'yim, Allah benimle küfrü yok etmiştir Ben Haşir'im Halk kıyamet günü benim etrafımda toplanacaktır Ben Akib'im Yâni Peygamberlerin sonuncusuyum" buyurmuştur.
(el-Hakim'den naklen El-Kâdî İyâz, a g e, I, 449)

Merhamet Peygamberi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yâ Resûlullah! Müşriklere beddua etsen” diye kendisine gelindiğinde: “Ben lânetçi olarak gönderilmedim, ben Rahmet Peygamberi olarak gönderildim.” buyurmuştur.
(Müslim, Birr, 87)

Taif’e İslam Dinin tebliği etmeye gittiği zaman kendisini dinlemeyip, atılan taşlardan dolayı yaralandığında dahi;
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah’ım! Kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar, bilmiyorlar” diye dua etmişti..
(İbn Hıbbân, Ed’ıye, 973)

ALLAHu zü’L- CeLÂL'in Bize son-UÇta kesin EMRi;

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
"Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).: De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.” (Âl-i İmrân 3/31)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Ara 2017, 16:49 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

215-)RAFİU’r- RÜTEB sallallahu aleyhi vesellem.

RAFİU’r- RÜTEB sallallahu aleyhi vesellem: İLLiYyîn’den Esfelin’e indirilmiş olan, her nefse evvelinde yüklenmiş olan akıl-esmâ ni’metiyle, yaratanı RABBu’L- ÂLeMîn’e KULLuk yapmaya Bezm-i Elest’te söz vermiş olan İnsanoğlunu, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in verdiği Resûliyyet İlahî Göreviyle, imkÂNla İmtihÂN Sahasından RABB’ısı TeÂLÂ’ya tedricen/derece derece, yavaş yavaş, tekrar geri döndürüp götürmeye/İRSÂL etmeye RESÛLuLLAH/ALLAHu zü’L- CeLÂL’in görevli ResûLü ve Er Râfiu ve Er Refiu celle celâlihu esmâlarının MAZHARı olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resim

Her Akl-ı SİLM MuhaMMedî MüsLim BİLir ve İNANır ki;
Yaratanı ALLAHu zü’L- CeLÂL, KULLuk İmkÂNları tanıdığı her İnsanoğlunu, İLLiYyîn’den Esfelin’e;
Lâ İLâhe İnKÂRından İLLâ ALLAH İkrârına, Gübreden GüLe, CeheNNemden CeNNete YÜKSELiş ki, kısacası KULLuk KemÂLi için, İNdirmiştir ve “Raziyyeten Merziyyeten RABB'ine geri DÖN!.” EMRini vermiştir..

İşte bu TEVHİD TEKEMMÜLü OLuşumunda, Nefislerin Latâif AŞamalarında tıpkı bir Bebeğin =>Çocuk, Delikanlı, Ergin, Baba ve Dede OLuşumu gibi tedricen/derece derece, yavaş yavaş zamÂN İÇinde Yükselmesinde =>RESÛLî REHBERi, Mutlak Mürşidi; Edeb, İlim, İrfÂN ve ErkÂNıyla RAFİU’r-RÜTEB OLAN MuhaMMed ReSûLuLLaH sallallahu aleyhi vesellemdir..


RÜTEB.: (Rütbe. c.) Rütbeler, dereceler..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, Er Râfiu ve Er Er Refiu celle celâlihu esmâlarının TeceLLî/Mazhar Menbağıdır..


Resim


Er Râfiu celle celâluhu:



Resim


Resim

Er Râfiu : Zâtî itibâriyle kadr ü kıymeti yüksek, yüce, alî, bülend olan, Velîlerini, Dostlarını yüceltip Azîz kılan ALLAHu zü’l- CELÂL.. Hak edeni ref' eden, yükselten, saygın, şerefli ve değerli kılan... Mutlak kaldırıcı, yükseltici, kemâlâtı tamamlatıcı, hâlden hâle yükseltme kudretinin sahbi olan ALLAHu zü’l- CELÂL..



Resim



Er Refiu celle celâluhu:



Resim
Resim

Er Refiu : Nûr gönderen, nûrun mutlak sahibi olan, Nûrlandıran; varlıkları aydınlatan ve nûr veren; Nûr'un kendisi ALLAHu zü’l- CELÂL. Hak edeni ref' eden, yükselten, saygın, şerefli ve değerli kılan... Mutlak kaldırıcı, yükseltici, kemâlâtı tamamlatıcı, hâlden hâle yükseltme kudretinin sahbi olan ALLAHu zü’l- CELÂL...


Sözlükte; “yukaru kaldırmak, yükseltmek, yüceltmek” anlamına gelen ref’-rifâ’ kökünden türeyen Râfi’ ve Refi’kelimesi, yükselten derece ve değerini artıran demektir.
Âl-i İmrân 3/55 Âyetinde Er Râfi’u celle celâlihu:

إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Resim---"İz kâlellâhu yâ îsâ innî muteveffîke ve râfiuke ileyye ve mutahhiruke minellezîne keferû ve câilullezînettebeûke fevkallezîne keferû ilâ yevmil kıyâmeh (kıyâmeti), summe ileyye merciukum fe ahkumu beynekum fîmâ kuntum fîhi tahtelifûn (tahtelifûne).: Allah, şöyle buyurmuştu: “Ey Îsâ! Muhakkak ki seni vefat ettirecek olan ve seni Kendime (katıma) yükseltecek olan ve kâfirlerden temizleyecek olan Benim. Sana tâbî olanları kıyâmet gününe kadar, kâfirlerden üstün kılacak olan Benim. Sonra sizin merciiniz Benim (dönüşünüz Bana’dır). O zaman sizin ihtilâf etmiş olduğunuz şeyler hakkında aranızda hüküm vereceğim.”
(Âl-i İmrân 3/55)

Mü’min 40/15 Âyetinde Er Refîu celle celâlihu şeklinde yer alır.:

رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ
Resim---"Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk(telâkı).: Dereceleri yükselten Arş'ın sahibi (Allah), 'toplanma ve buluşma' günü ile uyarıp korkutmak için, kendi emrinden olan ruhu kullarından dilediğine indirir.”
(Mü’min 40/15)

Alçaltıcı anlamındaki El Hâfıd ismiyle zıt anlamlıdır.
Er Râfi’ ismi, El Hâfıd ismiyle karşıt içerikte kullanıldığında; El Muiz, El Mugnî, El Muakddim, El Bâsıt, El nâfî.. isimleriyle anlamdaş olur.
Er Râfi’ ismi, isim ve sifâttır.
Er Refî’ismi, sıfatları yüce anlamında Zâtî olur..


Resim---Abdullah ibni Abbas (radiyallahu anhu) Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem teheccüd namazının iki secdesi arasında şu duâyı okurdu :
“Rabbim!
Günahlarımı bağışla!
Bana merhmet et!
Eksikliğimi giderip hâlimi iyileştir!
Beni mânen yücelt, rızıklandır!
Doğru yoldan ayırma!”

(Müsned, I-371; İbn Mâce, ikâme-23)

Er Refiu : Hakedeni ref' eden, yükselten, saygın, şerefli ve değerli kılan... Mutlak kaldırıcı, yükseltici, kemâlâtı tamamlatıcı, hâlden hâle yükseltme kudretinin sahbi olan ALLAHu zü’l- CELÂL.

Er Râfiu : Zâtî itibâriyle kadr ü kıymeti yüksek, yüce, alî, bülend olan ALLAHu zü’l- CELÂL.

Ref’:
Kaldırma, yüceltme, yukarı kaldırma
Refi’: Yüksek, bülend, âli, yüce.
Rafi’: Yükseltici. Hâmil. Sâhib. Kaldırıcı, kaldıran
Rafia: Yükselten. Kaldırmak için destek.
Rafea : Kaldırmak.
Rafeahu : Şerefini artırmak.
Rafua : Kadr ü şerefi çok yüksek olmak.
Rif'at : Kadri yüce ve şerefli olmak. Yükseklik. Yüksek ve büyük rütbe sahibi olmak, âlişan olmak.
Mirfeu : Kriko.

El-Hâfıd ve er-Râfi isimleriyle müzdevicedir, yâni zıt anlamlıdır.
Er Râfiu celle celâlihu, El Hâfıd celle celâlihu ismi celîlini dengeleyen “yükselten, üst makam ve mertebelere çıkaran” mânâsına gelen bir ismi şeriftir.

ALLAHu zü’l- CELÂL, gökleri yere nisbetle yükseltmiş, cenneti cehenneme nisbetle üstün kılmış, insanı diğer varlıklardan daha üst dereceye çıkarmıştır. Âhireti dünyaya göre yüceltmiştir. İnsanların da bazılarını türlü türlü sebeblerle mertebede üste çıkarmıştır. Kimi insanları ilim bakımından yükseltirken, kimi insanları yüksek manevî mevkilere ve makamlara kaldırmıştır. Manevî makamlarını yüceltip makamdan makama iletmiştir. Kimine peygamberlik verir en üst makama ulaştırır. Kimi peygamberleri de kiminden üstün kılar, peygamberliğin daha üst derecelerine yükseltir. Elhasıl hikmetinden sual olunmaz, kiminden dünya hırsını, şehvetini, şiddetini yok ederek kişiyi yükseltir. Kiminden tamahı, cimriliği, düşmanlığı, kini, nefreti yok ederek üstün ahlakî derecelere yükseltir.

ALLAHu zü’l- CELÂL dilediği kimseyi dilediği yönden yükseltir.
“Ref” kelimesinden türetilen er-Râfî ismi; maddî veya manevî bir şeyi kaldırmak, yüceltmek ve yükseltmek anlamlarına gelir. Kur’ÂN’da Rabbimizin özel ismi olarak değil, fiil olarak kullanılmaktadır. el-Hâfıd isminin zıt anlamlısıdır..

Râfî; dilediğine peygamberlik vererek onları yükseltendir.
Râfî; iman edenleri yüceltendir.
Râfî; ilim ehlini yüceltendir.
Râfî; kelime-i tayyibeyi, yâni güzel kelimeyi yüceltendir.
Râfî; salih amelleri yüceltendir.
Râfî; saliha kadınları yüceltendir.
Râfî; dilediği ve dileyen kimseleri derecelerle diğer insanlardan üstün kılandır.
Râfî; Kur’ÂN ezberleyen ve Kur’ÂN’a uyanları yücelten, yükseltendir.

Bu ismi şerifi vird edinenlerde güven duygusu kuvvetlenir, manevî derecelere aid yüksek duygular gelişir. Her bakımdan yükselme gerçekleştirilir..

Kur'ÂN-ı Kerîm âyetler ışığında ALLAHu zü’l- CELÂL, Râfî’u ve Refî’u celle celâlihu isimlerininin alâkalı olduğu hususları inceleyelim.
Kur’ÂN-ı Kerîm de Er Refiu celle celâlihu, “Ref” kökünden türemiş çeşitli sigalardaki kelimeler 25 yerde kullanılmıştır.
Bunlardan 8 tanesi doğrudan ALLAHu zü’l- CELÂL’in yüceltmesi ile ilgilidir. Bir âyette Râfî olarak, başka bir âyette Refî’ olarak aynı mânâya kullanılmıştır..


viewtopic.php?f=81&t=8172&start=325

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Oca 2018, 20:46 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

216-)İKLİL sallallahu aleyhi vesellem.

İKLİL sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CeLÂL’in, Şe’ÂNuLLAHtaki Her ÂN, yENidEN yaratış SeBBehâ SAHNesinde HaLifetuLLAH olan İnsANoğLunun; MuhaMMedî MücevherLi Müzeyyen TEVHiD TÂCI’nın ilkin-sonUÇ Sahibi ve SuLtÂNı olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resim


Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin TEVhid TÂCı anlamındaki İsm-i Şerifi; Davûd aleyhisselâm’a nâzil olan, vahiy ile gelen mukaddes kitab Zebur'da geçen bir ismidir. Müzeyyen tâç manâsına da gelir.
Bu isim, TÂC mânâsınadır. İ K L İ L; Kıymetli cevherlerden dizilip baş kenarına, bir bağ gibi konur. Bu çeşitten yapılı taç, padişahların başlarına giydikleri mücevherli başlık.
Hükümdarlar, bunu başlarına koydukları zaman, “padişah” oldukları anlaşılır. Onu gören herkes, vereceği emre itaat eder. O tacı taşıyana muhalefet etmekten sakınır.
Resûl-ü Kibriyâ aleyhisselâm Efendimiz, bütün mahlûkatın efendisi olup cümle insanlara peygamber olarak gönderilmiştir.. Bu sebeple, cümle mahlûkat Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem teslim olup, imân etmeye, tâbi olup itaat etmeye Muhtaçtır, Mecburdur, Me’murdur ve de Mahkumdur.. Onun emrine itaat etmek BİZ BİR-İZ SULTÂNLığına UYmak farz olup, emrine aykırı hareket etmek, haramdır.:


مَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim---"Mâ efâallâhu alâ resûlihî min ehlil kurâ fe lillâhi ve li’r- resûli ve li zî’l- kurbâ vel yetâmâ ve’l- mesâkîni vebni’s- sebîli key lâ yekûne dûleten beyne’l- agniyâi minkum, ve mâ âtâkumu’r- resûlu fe huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû, vettekûllâh (vettekûllâhe), innallâhe şedîdu’l ikâb (ikâbi).: ALLAH’ın o şehir halkının (malından), resûlüne fey olarak verdiği şey (savaşsız elde edilen ganimet), artık ALLAH’ın, resûlünün (peygamberinin), ona yakınlığı olanların, yetimlerin ve yoksulların ve yolcularındır. (bu) içinizden zengin olanların arasında elden ele dolaşan bir mal (servet) olmaması içindir. Ve resûl, size ne verdiyse o zaman onu alın. ve o, sizi neden nehyetti ise o taktirde ondan vazgeçin. ALLAH’a karşı takva sahibi olun. muhakkak ki ALLAH, ikabı (azabı) şiddetli olandır.” (Haşr 59/7)


Resim

RASÛLuLLAH sallallahu aleyhi ve selleme SALÂVÂT:


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla ->Her YERde ->Her ÂNda ->Her HÂLde->Her NEFeste ->HABLi'L- VERiD->LüBBü'L- LÜBBümüzde LûTFet -> CÂNda CÂNÂNımız İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 12 Şub 2018, 19:07 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

217-)HARÎSun sallallahu aleyhi vesellem.

HARÎSun sallallahu aleyhi vesellem: İlahî EMRuLLAH gereği Hakka ve Hayra dâvet ettiği ÜMMetinin cÜMMLesinin ALLAHuu zü’L- CeLÂL’in inâyet ve hidayetiyle SeLÂMuLLAH SeLÂMetine SALLini/ULAŞımını BULsunlar, İrşad olup İslâm Şehâdet Şerefi ve Şefâat Şifâsıyla Şerefyâb olsunlar, imân nuru ile de nurlansınlar, daimâ salâh ve takvâ üzere olup RABBımız TeÂLÂ’nın rızasına ersinler isteğinde kendisine icâbet eden ÜMMetine aşırı/hırslı düşkün olan, bu kâmil bir sıfatın ve bu güzel bir huyun sahibi olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resûlüllah Aleyhisselâm Efendimiz, bu ismiyle Kur’ÂN-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Resim---"Lekad câekum resûlun min enfusikum azîz (azîzun), aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bi’l- mu’minîne raûfun rahîm (rahîmun).: Andolsun ki; size, sizin içinizden azîz bir Resûl geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O'na ağır gelir (O'nu üzer). Size çok düşkün, mü’minlere şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)


Resim

RASÛLuLLAH sallallahu aleyhi ve selleme SALÂVÂT:


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla ->Her YERde ->Her ÂNda ->Her HÂLde->Her NEFeste ->HABLi'L- VERiD->LüBBü'L- LÜBBümüzde LûTFet -> CÂNda CÂNÂNımız İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 15 Mar 2018, 20:15 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

218-)MA’LUMun sallallahu aleyhi vesellem.

MA’LUMun sallallahu aleyhi vesellem: NÛRuLLAH’an ->NûR-u MuhaMMed’den ->Yaratılan Maddî-Manevî KüLLî ŞEYyin, kendi ÖZünde Yakinen Tanıyıp BİLdiği RAHMetuLLAH Kaynağı olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Bu Vücûd Âlemi Kâinâtını cismen şereflendirmeden evvel; yedi kat göklerde, sidre, kürsî ve arşta; hatta cehennemde ve cennette kerrûbîn melekleri ve mukarrebîn melekleri; bütün peygamberler ve resûller katında: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin nübüvvet ve risâleti, mübârek vücudunun âlemlere rahmet olduğu ma’lumdu.
Anlatılanların hepsi, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin risâletini ve nübüvvetini ikrar, itiraf tâzim ederlerdi. Bu mânâ icâbı olarak, onun güzel isimlerinden birine de: “MA’LUM” denildi.

Ma’lum: Resul-i Ekrem aleyhisselâm’ın bir nâmıdır. Onun geleceği, melekler, resuller ve nebîler tarafından mâlum olduğundan ve dünyaya teşriflerinden evvel kendilerinin ta'zim edilmesi ve ona intisab dileklerinden dolayı bu isim verilmiştir. Bilinen, belli olandır..
Ma’lumiyyet: Ma'lumluk. Bilinme, belli olma. * Bilinen ve belli olan şeyin hâl ve sıfâtı..


Resim

RASÛLuLLAH sallallahu aleyhi ve selleme SALÂVÂT:


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla ->Her YERde ->Her ÂNda ->Her HÂLde->Her NEFeste ->HABLi'L- VERiD->LüBBü'L- LÜBBümüzde LûTFet -> CÂNda CÂNÂNımız İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 08 Nis 2018, 12:21 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

219-)MEŞHURun sallallahu aleyhi vesellem.

MA’LUMun sallallahu aleyhi vesellem: Şu ÂNda Şe’ÂNuLLAHta, KüLLî ŞEYy’in NÛRundan yeniden yaratılıp durduğu, yakinen tanıyıp bildiği ve Şehâdet Şerefi ve Şefâat Şifâsı Sahibi, ÂLEMLerin RAHMet Meşhuru olan ReSûLuLLaH sallallahu aleyhi vesellem..

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Yartış Sistemi gereği; bütün meleklerin, nebîlerin, resûllerin, ulvî ve süflî bütün yaratılmışların ma’lumu/O’nun geleceğini bilip, dünyaya teşriflerinden evvel kendisine ta'zim etmeleri ve ona intisab dileklerinden dolayı bu isim verilmiştir. O kadar ki: İsmi, resmi ve sıfatı dahi ma’lum ve meşhur idi.
Aynı şekilde, üstün nesebi de meşhur ve malumdu. O kadar ki; Resûlüllah Âleyhisselâm efendimizin bu âlemi şereflendirmesi yakın olunca, babası Abdullah doğdu. O doğunca: “MuhaMMed Mustafa’nın babası doğdu” dediler. Ki bu; Ehl-i kitab arasında ma’lum bir şeydi.
Bu meşhur olma durumu o kadar ileri idi ki: “Mekke halkı, bilhassa Kureyş ve Haşim soyları Resûlullah aleyhisselâm’ın akrabasıdır.” Diyerek, kendilerine tazim ederlerdi; onlara ikramlarda bulunurlardı. Bu meşhur olma durumu bütün insanlar arasında olduğu için, İsm-i Şeriflerine “ŞEHİR” denildi. sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

39. SALÂVÂT-I ŞERÎFE :
Gavsu'l-Azam Abdülkadîr Geylânî (kaddasallahu sırrehu)'nun salâvâtı (4)


Resim

TÜRKÇESİ: Allahümme innâ nes'eluke bicâhi nebîyyike Muhammedin sallallahu Teâla aleyhi ve sellem el mağfirete verrizâ Resim Vel kabule kabulen tâmmen Resim La tekilnâ fihi ilâ enfüsinâ tarfete aynîn yâ ni'mel Mevlâ veya ni'mel Mûcîb Resim Yâ Azîzu yâ Gaffâr Resim Fe inne gufrâne zünûbil halki bi ecmâ'ihim Resim Evvelihim ve âhirihim Resim Ve birrihim ve fâcirihim kekatretin fi bahri cûdikel vasi'illezi la sâhile lehu Resim Fekad kulte ve kavlukel hakkul Mûbin Resim Vemâ erselnâke illâ rahmaten lil âlemîn Resim Ve sallallahu ve selleme alâ seyyidinâ ve Mevlânâ ResimMuhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ve Ehl-i Beytihi ettayyibînettâhirîn Resim Ve alâ sâdâtinâ ve aleynâ mâahum vel mü'minîne vel mü'minâti ecmâine. Âmîn.

MÂNÂSI: ALLAH'ım! Senin Peygamberin Muhammed Sallallahu Tealâ Aleyhi Vessellem hürmetine (katındaki i'tibarını vesile edinip) Senden mağfiret (bağışlanma) ve rıza istiyoruz. (diliyoruz)! Ve tam bir kabülünü; O nun hakkında (bu hususunda) nefislerimize göz açıp kapayıncaya kadar çabalama yorgunluğu verme! Ey güzel Sahibimiz ve ey dualarımıza güzel icâbed edenimiz (icâbını yerine getiren RABB'ımız)! EY AZÎZ (gücü yeten, değeri olan) EY GAFFÂR (çokça affeden) Celle Celâluhu! Muhakkak ki cümle halkıyın, evvelkilerin, sonrakilerin, iyilerin, kötülerin günâhını gufran (bağışlama, yarlıgama), Senin sahilsiz genişlikteki (yaygınlıktaki) cömertlik denizinde bir damla değildir! Açık seçik hakk olan sözünle buyurmuştun :
"(Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ 21/107)
Ve ALLAH; Efendimiz, Sahibimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e, ailesine, ehl-i beytine ve ashabına tertemiz ve en güzelinden (ayıblardan arınmış) salât-ü-selâm eylesin (salâtımızı O'na ve onlara sılaya vesile kılsın)! Sadatlarımıza (seyitlerimize) ve onlarla beraber bizlere ve mü'min erkeklere ve mü'min kadınların cümlesine de salât-ü-selâm eylesin!. Âmin!

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Nis 2018, 23:35 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

219-)ŞEHîDun sallallahu aleyhi vesellem.

ŞEHîDun sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’l- CELÂL’in Eş Şehîd İsminin Mazharı ve TeceLLî Havz-ı Kevseri, TAMM Şehâdet Şerefi ve Şefâat Şifâsı Şehîdi olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resim

220-)ŞÂHiDun sallallahu aleyhi vesellem.

ŞÂHiDun sallallahu aleyhi vesellem: her ÂN, Şe’ÂNuLLAHta KüLLî ŞeYyin Şâhidi olan olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resim

221-)MEŞHÛDun sallallahu aleyhi vesellem.

MEŞHÛDun sallallahu aleyhi vesellem: Güvenilir ve Emîn olduğuna dost düşmanın şehâdet ettiği MEŞHÛD/Kendisi için şahâdet olunmuş olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Eş Şehîdü: Halkettiği küllî şey için olmuş, olan ve olacakta mutlak Şâhid olan ALLAHu zü’l- CELÂL . Herkese ve herşeye; her zaman, her yerde ve her hâlde zâhire mutlak şâhid olan. Kendisinden hiç bir şey saklanamayan. Âdil, hakça, samimî ve i'tibar edilir Şâhid... Hakkı isbatta ilmen ve şühûden hükme beyyine olan. İlminden asla bir şey kaybolmayan, herşey ilminde hazır olan ALLAHu zü’l- CELÂL..

ALLAHu zü’l- CELÂL’in Eş Şehîd İsminin Mazharı ve TeceLLî Havz-ı Kevseri, TAMM Şehâdet Şerefi ve Şefâat Şifâsı Şehîdi olan, her ÂN Şe’ÂNuLLAHta KüLLî ŞeYyin Şâhidi olan, Emîn olduğuna dost düşmanın şehâdet ettiği MEŞHÛD/Kendisi için şahâdet olunmuş olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

“Şuhûd” ve “şehâdet” masdarı asılda, “huzur/hazırlanma” demektir. ŞEHÂDET bir nesnenin hakikatine müttâli/haberli ki, bilgisi olan ve kesin şekilde bilmek mânâsınadır.
“Kafa Gözüyle AzametuLLAHı Basar ve Kalb GÖZüyle KudretuLLAHı Basîretle müşahede etmek” demek olur ki, bu Tahkik İLİMdir. Şuhûd ise, bir yerde hazır olmaktır ki, orada bulunmamak karşıtıdır.

“Şehîd”, kelime olarak ya ism-i fâilin mübâlağası ya da ism-i mef’uldür. ALLAHu TeÂLÂ’nın her şeyi gözleyip bildiğini, “Şâhid” olduğunu, hiçbir şeyin kendisinden gizli kalmadığını, “Meşhûd” olduğunu belirtir.

Şehîd, bir olayın vukuu sırasında orada bulunup gerçekleşmesine bizzat tanık olan kimse anlamındaki şâhid’in mübalağa şeklidir. Bir olaya şâhid olmak öncelikle olayın gerçekleştiği mekânda hazır bulunma düşüncesini akla getirir. Şâhidliği diğer bilme türlerinden ayıran özellik de esasen bu olayın gerçekleştiği yerde bulunma/huzurda HAZIR OLma ÖZelliğidir. Bilmek mutlak olarak düşünüldüğünde ALLAHu zü’L- CeLÂL, El Alîm, gaybla ilgili olarak düşünüldüğünde Habîr, zâhirî durumlarıyla ilgili düşünüldüğündeyse de Şehîd olarak nitelendirilir..

“ALLAH celle celâlihu, Her yerde, Her zaman, Her HÂLde ve Her Nefeste hâzır ve nâzırdır” ifâdesi bu hazır bulunmayı ve O’nun her şeye yakınlığının aynı, eşit olduğunu beyan eder. Bu AKREB/yakınlıktan ötürü yapılan her işi görmekte ve her sözü işitmektedir..

Şâhid, bir hakkı isbatla şehâdetine yani orada hazır bulunmaktan hasıl olan bir yolla edindiği bilgisi dolayısıyla vereceği habere müracaat olunan ve hükme beyyine/delil kabul edilen kimsedir. Şâhid, âdil ve hakkı söyler, sözü dinlenilir ve muteber bir kimse olur. Bu münâsebet dolayısıyla fiil ve hal itibariyle örnek kabul edilen, kendisine uyulan ve önde giden kimselere de “şâhid” denilir.

Göz ile BAKmak ve Kalb ile GÖRmek/BİLmek arasında sıkı bir bağlantı vardır. Bir şeye delâlet de o şeye şâhidlik olarak adlandırılır. Çünkü bu delâlet kendisiyle şâhidin, şâhid vasfını kazandığı bir şeydir. Bir şeyi haber veren, durumunu ortaya koyan o şeyin delili sayıldığı için bu şeyi haber veren kişi de “şâhid” diye adlandırılır.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in şâhid olmadığı şehâdet bulunamaz. ALLAHu TeÂLÂ şâhid tutulmadan hiçbir şehâdet yapılamaz. ALLAH celle celâlihudan büyük şâhid tasavvur olunamaz. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in şehâdeti de bahşettiği yakinî ilimle zâhir olur. Bu İlm-i Yakîn de HAKk TeÂLÂ’nın her yerde hâzır ve nâzır olduğudur. Şâhidliğin edâsı, yerinegetirilmesi de aslında bu ilmi/bilgiyi haber vermekten ibarettir..

Şâhid, bir başkasının diğeri aleyhine hakkını ihbar edene denir. Başkasının kendi aleyhindeki hakkını haber vermeye ikrâr, kendisin diğeri aleyhindeki hakkını haber vermeye, taleb etmeye “davâ” denilir.

Şehâdet huzurî bir ilimle, orada olmaktan kaynaklanan yakînen bildiği bir şeyi HAKk TeÂLÂ’nın huzurunda bulunduğu kanaatiyle dosdoğru haber vermektir. Bundan dolayı fâkihler: “Şehâdet, yemin mânâsını da içine alan çok özel bir haber vermektir” demişlerdir.
Şehîd, fî-SebiluLLAH/Karşılıksız ve sadece Allah rızası için savaşırken katledilen kimseye de “Şehîd” denilir.
Bunlara “Şehîd” ismi verilmesi şu sebebler dolayısıyla olabilir:

1-) Onların gaslinde veya naklinde rahmet melekleri hazır bulunurlar.. meşhûd..
2-) HAKk TeÂLÂ ve melekler onun cennet ile ni’metlenmesi hususunda şâhid olmuşlardır.. meşhûd..
3-) Kıyamet günü geçmiş ümmetler hakkında şâhidlikleri istenecek ümmettendirler.. meşhûd..
4-) Mütessir olarak arz üzerine düşerler..şâhid..
5-) Vefât etmeyip Huzur-ı İlâhide HerÂN HAYY/DİRİ ve hazır bulunurlar..şâhid..
6-) Mülk ve Melekût Âlemini müşâhede ederler..şâhid..

Sufîlere göre şuhûd, KULun Nefsini; Her yerde, Her zaman, Her HÂLde ve Her Nefeste Şahdamarından da AKRABa olan RABBısıTeÂLÂ’nı HUZURunda HAZıR BİLip, BULup, OLup vede YAŞAmasıdır.. CihÂNda, CÜMLLe İle CEMMü’L- CEMde KULLuk BİZ BİR-İzliğini HAZZetmesidir..
Bu MuhaMMedî ÖZELLik ve GÜZELLik ise ÜMMet-i MuhaMMed’e bahşedilen bir LutfuLLAH ve İhsÂNuLLAHtır ki, onlar;
HAKk’ın Halkı İçinde HAKk TeÂLÂ İLe-BİLedirler. Hak söyler, âdil, müstakîm, ahlâkının güzelliğiyle ilim ve irfânıyla mümtaz, şâhid kabul edilmeye lâyık, merkezi bir câzibe/Merkez Çekiş önderliğine haiz, kendilerine uyulan, önde giden bir CÂNda CÂNÂN Cemaatı ve tam mânâsıyla âdil bir ümmettir.. Diğer ümmetler arasında ÜMMet-i MuhaMMed’in ayrıca böyle bir görevi de vardır. Bu görev unutulmamalıdır. Çünkü onun Peygamberi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, harekât ve sekenâtında MutLak Şâhid ve MutLakİmam ve Numune-yi İmtisâ eşsizl bir örnek oldunu BİLerek DUYup Uyması şarttır..


وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُواْ شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنتَ عَلَيْهَا إِلاَّ لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلاَّ عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللّهُ وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
Resim ---Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li tekûnû şuhedâe ale’n- nâsi ve yekûne’r- resûlu aleykum şehîdâ (şehîden), ve mâ cealnâ’l- kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men yettebiu’r- resûle mimmen yenkalibu alâ akibeyh (akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ alellezîne hedallâh (hedallâhu) ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bi’n- nâsi le raûfun rahîm (rahîmun).: Ve işte böylece insanların üzerine (hak) şâhidler olmanız için Biz, sizi vasat (ikisi arasında) (hayırlı ve faziletli) bir ümmet kıldık. Resûl de sizin üzerinize ŞÂHİD olsun.Ve Biz, sadece Resûl’e uyanı, topukları üzerinde geriye dönenden ayırıp bilmemiz (belirtmemiz) için, halen o üzerine (yönelmekte) olduğunuz (Kâbe’yi) kıble yaptık. Ve bu, elbette zor bir iştir, ancak Allah’ın hidâyete erdirdiği kimseler hariç (bu onlara zor gelmez). Ve Allah sizin îmânınızı zayi edecek değildir. Muhakkak ki Allah, insanlara çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Bakara 2/143)

MuhaMMedî ŞûuRu BİLen,
MuhaMMedî NûuRu BULan,
MuhaMMedî SüRûRda OLan
MuhaMMedî o-NûRu YAŞAyıp da,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi DUYup UYan Tahkik MuhaMMedî Mü’minler için ŞEHÂDetin ÖNemini;
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yalan şehâdet ALLAH celle celâlihu’ya şirk koşmakla denk tutulmuştur” buyurdu ve şu âyeti okudu.:


ذَلِكَ وَمَن يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ عِندَ رَبِّهِ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الْأَنْعَامُ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ
Resim ---Zâlike ve men yuazzım hurumâtillâhi fe huve hayrun lehu inde rabbihî, ve uhıllet lekumu’l- en’âmu illâ mâ yutlâ aleykum fectenibû’r- ricse mine’l- evsâni vectenibû kavle’z- zûr (zûri).: İşte böyle, kim Allah’ın haramlarına (yasaklarına) hürmet ederse, o zaman bu, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Ve size okunanlar (yasak olduğu bildirilen hayvanlar) hariç, hayvanlar size helâl kılındı. Artık putların pisliğinden ve yalan sözden içtinâb edin (kaçının).” (Hac 22/30)

حُنَفَاء لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ وَمَن يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاء فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ
Resim ---Hunefâe lillâhi gayra muşrikîne bihî, ve men yuşrik billâhi fe ke ennemâ harra mine’s- semâi fe tahtafuhut tayru ev tehvî bihi’r- rîhu fî mekânin sahîk (sahîkın).: Hanifler (tek Allah’a teslim olan kullar), onunla (putlarla), O’na şirk koşmayanlardır. Ve kim Allah’a şirk koşarsa o taktirde sanki o, gökyüzünden düşmüş de böylece onu, kuş kapmış gibi veya rüzgâr, onu uzak bir mekâna (yere) atmış gibidir.” (Hac 22/31)

Resim--- Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem devamla: "Pis putlardan kaçının, yalan sözden kaçının. ALLAH celle celâlihu’ya ortak koşmaksızın O’nu birleyenler olun!.” buyurmuştur.
(Kütübü Sitte Tercümesi, 14/112)

NûR-u MuhaMMed Şûuruyla; Kafa Gözüyle AzametuLLAHı Basar ve Kalb GÖZüyle KudretuLLAHı Basîretle müşahede etmek Tahkik İLİMdir. Şuhûd ise, bir yerde hazır olmaktır ki, orada bulunmamak karşıtıdır..
MuhaMMedî ŞûuRu BİLen,
MuhaMMedî NûuRu BULan,
MuhaMMedî SüRûRda OLan
MuhaMMedî o-NûRu YAŞAyıp da,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi DUYup UYan Tahkik MuhaMMedî Mü’minler için ŞEHÂDetin ÖNemini;

Eş Şehîd celle celâlihu İsm-i Şerîfin Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemde NÛR-u MuhaMMed Yanasıma Nâsibi;

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de “ŞEHîD” sıfatıyla anılmaktadır. Çünkü O, hem kendi ÜMMeti için, hem bütün insanlar için bir “ŞÂHiD” olarak görevli kılınmıştır. O’na inanan mü’minler de insanlar üzerin “ŞEHîD” olmaktadırlar.:


فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أمَّةٍ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَى هَؤُلاء شَهِيدًا
Resim ---Fe keyfe izâ ci’nâ min kulli ummetin bi şehîdin ve ci’nâ bike alâ hâulâi şehîdâ (şehîden).: Artık her ümmetten bir ŞÂHİD (resûl) getirdiğimiz zaman ve seni de onların üzerine ŞÂHİD olarak getirdiğimiz zaman (halleri) nasıl olacak?” (Nisâ 4/41)

وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاء عَلَى النَّاسِ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ فَنِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
Resim ---Ve câhidû fîllâhi hakka cihâdihî, huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fîd dîni min haracin, millete ebîkum ibrâhîm (ibrâhîme), huve semmâkumu’l- muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûne’r- resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alâ’n- nâsi, fe ekîmû’s- salâte ve âtu’z- zekâte va’tesımû billâhi, huve mevlâkum, fe ni’me’l- mevlâ ve ni’me’n- nasîr (nasîru).: Ve Allah'da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (aleyhisselâm)’ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah’a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur’ân-ı Kerim’de de), RESÛL size ŞÂHİD olsun ve siz de insanlara ŞÂHİDler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı.” (Hacc 22/78)

إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim ---İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiran ve nezîrâ (nezîren).: Muhakkak ki Biz, seni ŞÂHİD, müjdeleyen ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Fetih 48/8)

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim ---Yâ eyyuhân nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiran ve nezîrâ (nezîran).: Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, seni ŞÂHİD, Müjdeleyici ve Nezîr (uyarıcı) olarak gönderdik.” (Ahzâb 33/45)

Resim

Eş Şehîd celle celâlihu İsm-i Şerîfin Biz HAKk TeÂLÂ’nın KULLarı ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin ÜMMetlerinde KULLuk İmtihÂNı HAYyatımızda YAŞAma Nâsibimizde Eş Şehîd isminin bize yüklediği MuhaMMedî Mü’min görev ve sorumluluklar VARdır;

Maddî Manevî Her HÂLimizle, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in şâhidleri olduğumuzu unutmamak ve göstermek. Ve biz bir kimseye görüldüğümüzde ALLAH celle celâlihunun anılacağı bir insan olmak MuhaMMedî Hedefimizdir..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Allah’ın kullarından en hayırlı olanları, görüldükleri zaman Allah hatıra gelir. Allah’ın kullarından en kötüleri ise, fitnecilik için söz gezdiren, birbirini seven kimselerin arasını açan ve masum insanları günaha ve sıkıntıya sokmak isteyen kimselerdir." buyurmuştur.
(Mecmau’z- Zevâid, h. no: 13140)

Resim---Ashabı, Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme: "Hangi kimselerle beraber olmak daha hayırlıdır?" diye sordular. Peygamberimiz aleyhisselâm: "Görülmesi Allah'ı hatırlatan kimselerle."buyurmuştur.
(Mecmeu’z- Zavâid, 1/226)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ümmetimin en hayırlıları, görüldüklerinde Allah hatırlanan kimselerdir. En şerlileri ise, söz götürüp getiren, birbirini seven insanla¬rın arasını açan, suçsuz ve masumlara sıkıntı vermeyi meslek edinen kimselerdir." buyurmuştur.
(İ. Ahmed, Müsned, IV/277)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e: "Allah’ın velî kulları kimlerdir?" diye sorulduğunda Peygamberimiz aleyhisselâm: "Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah Celle Celaluhü Hazretleri hatıra gelir." buyurmuştur.
(Taberî, 4/2731)

Resim---Ashabı Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme: "Kendileriyle oturduklarımızın hangisi daha hayırlıdır, yâ Rasûlallah?" diye soruldu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Görüldüklerinde size Allah'ı hatırlatan, konuştuğunda ilminizi arttıran ve ameli size ahireti hatırlatan kimselerdir." buyurmuştur.
(Abd b. Humeyd, İbn-i Hacer el-Askalanî, Metalibu Aliye, Tevhid Yayınları: 3/123)



Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla ->Her YERde ->Her ÂNda ->Her HÂLde->Her NEFeste ->HABLi'L- VERiD->LüBBü'L- LÜBBümüzde LûTFet -> CÂNda CÂNÂNımız İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..



Resim

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 21 May 2018, 20:19 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

222-)BEŞİRun sallallahu aleyhi vesellem.

BEŞİRun sallallahu aleyhi vesellem: : El HAKk TeÂLÂ’nın; KULLarına, Saadet-i EbedîYyeyi müjdeleyen, müjde haberi getiren, Rahmet-i İlâhiYye’nin Kâşifi ve İlâncısı ve yarattığı KüLLî ŞEYy’inde ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in İlâhî İMZAsını Göstericisi, HabîBuLLAH'ı olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resim

223-)MÜBEŞŞİRun sallallahu aleyhi vesellem.

BEŞŞİRun sallallahu aleyhi vesellem: El HAKk TeÂLÂ’nın; KULLarına, içinde yaşamakta olduğumuz dertller diyârı şu cihÂNda, SALÂH ve FELÂH haberini verip, ÜMMetinin KULLuk YOLLarını YAŞAyarak SÜNNetinde gösteren Hakkın ve Hayrın lâzım ve lâyık haberlerini müjdeleyici olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in BEŞİR ve MÜBEŞŞİR isimleri, “Beşâret” kökünden gelmektedir.
Mânâsı: İşitildiği zaman sürûr verecek haberi vermek veyâ veren, insanlar için Lâzım ve Lâyık Salâh ve Felâh Müjdesini Mânâsı ile veren Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resûl-ü Ekrem ve Nebîyy-i Muhterem Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Uluhiyette AhadiYyet ve Vâhdaniyetini, Kendisinin Nübüvvet ve Risâletini ikrâr ile, KelâmuLLAH ve Sünnet-i ResûLuLLAH’ı DUYup UYmayı EMR edip, Fiilen Uygulayan İlahî Görevli bir RESÛL ve BEŞERdir. HAKkı DUYup HAYRa UYANLarı Müjdeleyen MüBeŞŞiR aleyhisselâmdır.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in İSLÂM DİNİne GİRiş ANAhtarı OLan Kelime-yi Şehâdet:


"Eşhedü en La îLahe iLLaLLah ve eşhedü enne MuhaMMeden abduhü ve resulühu.: Şâhidlik ederim ki, Allah'tan başka hiçbir İlâh yoktur, ve yine şâhidlik ederim ki MuhaMMed, O'nun kulu ve elçisidir.."

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hadis-i Şerif BUYruklarında RESÛL/ELÇİ Oluşu ve herkes gibi BEŞER/KUL OLuşunu açık seçik beyân buyurmuştur.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben hikmetin şehriyim.” buyurmuştur.
(Feyzu’l-Kadir, II, 46, nr. 2804)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hac konusundaki Hadis-i Şerifinde: “…Vallahi mutlaka ben, Allah katında onlardan (Müslümanlardan) daha hayrı bol ve daha müttakiyim.” buyurmuştur.
(Sahihu’l-Buharî, III, 114. İştira, 15)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Nübüvvet Zincirideki konumunda kendisini “Asdak =>En Sâdık” olarak tanıtmıştır. Dört özelliğinden biri olarak sıdkını zikretmiştir:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Siz kat’i biliyorsunuz ki, gerçekten ben, (Allah’a karşı) sizin… en sadıkınızım.” buyurmuştur.
(Sahihu’l-Buharî, VIII, 162, I‘tisâm, 27)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben; nebî, ümmî, sadık ve zekîyim. Yazıklar olsun beni yalanlayana, benden yüz çevirene ve benimle vuruşuna!. Ayrıca, hayırların hepsi; bana kucak açan, bana yardım eden, inanan, benim sözümü doğrulayan ve benimle mücahede edene aittir.”buyurmuştur.
(et-Tabakât I, 334)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Benden önceki nebîlere göre benim durumum, bir binâ yapıp onu süsleyen ve güzelleştiren adamın meseli/durumu gibidir. Ancak onun köşelerinden birinde, bir kerpiç (taş ve tuğla) yeri hariç; (o buraya tuğlasını koymamıştı). İnsanlardan binâya uğrayan herkes ona bakmaya, beğenmeye ve şöyle demeye başladılar: “Keşke şu (boşluğu dolduracak kerpiç de konulsa!.” İşte o kerpiç benim. Ve ben nebîlerin sonuncusuyum.” buyurmuştur.
(Sahihu’l-Buhari, IV, 162- 163)

Şu yanılgıya asla düşmemeliyiz ki, “Taş” dediğimizde binlerce taş vardır.. Ancak Elmas ve Yakut gibi Tevhid Kristali de taştır..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, İnsÂN ve KuL olarak ALLAHu TeÂLÂ katındaki mertebesini/değerini şöyle açıklamıştır:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben kıyamet gününde içinizden, ecri (ücreti, ödülü ve sevâbı) en büyük olanınızım. Çünkü hem kendi amellerinin karşılığında, hem bana uyanların amelleri karşılığında ecir alacağım." buyurmuştur.
(Darimî, Abdullah b. Abdurrahman, Sünenü’d- Dârimiî I-II, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992, I, 131; Kendi Dilinden, s. 151)

Ancak Nübüvvet ve RusûLiYyet vasıflarını taşımış olmasından dolayı asla bir BEŞER gibi övünmeye girmemiştir.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben peygamberlerin kâidiyim, ama övünmek (fahr) yok. Ayrıca ben Hâtemü’n-Nebîyyîn'im, ama övünmek yok. Ve ben (kıyamette) ilk şefaat eden ve şefaat isteği ilk kabul edilenim, ama övünmek yok!.” buyurmuştur.
(Feyzu’l-Kadîr, II, 43, nr. 2694)

Kâid.: (A, uzun okunur) Süren. Sevkeden. Koyunların önünden giden ve "Küsem" denilen koyun. Yedeğine alıp çeken. Serasker, kumandan..

ALLAHu zü’L- CeLÂL, İnsÂNoğluna, kendileri gibibir BEŞER olan, Kâinâtın göz bebeği Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi göndermiştir ki, kendisinden mucize isteyen müşriklere Kur'ÂN-ı Kerîm DİLiyle meredilen.:


أَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِّن زُخْرُفٍ أَوْ تَرْقَى فِي السَّمَاء وَلَن نُّؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَّقْرَؤُهُ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّي هَلْ كُنتُ إَلاَّ بَشَرًا رَّسُولاً
Resim ---"Ev yekûne leke beytun min zuhrufin ev terkâ fîs semâi, ve len nu’mine li rukıyyike hattâ tunezzile aleynâ kitâben nakrauhu, kul subhâne rabbî hel kuntu illâ beşeren resûlâ (resûlen).: Veya senin altından bir evin olsun veya semaya yüksel. Bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin yükselişine (miracına) asla inanmayız. De ki: “Benim Rabbim, Sübhan’dır (O, noksan sıfatlardan münezzehtir). Ben, beşer/insan resûlden başka bir şey miyim?” (İsrâ 17/93)

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ أَن يُؤْمِنُواْ إِذْ جَاءهُمُ الْهُدَى إِلاَّ أَن قَالُواْ أَبَعَثَ اللّهُ بَشَرًا رَّسُولاً
Resim ---"Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humu’l- hudâ illâ en kâlû e beasallâhu beşeren resûlâ (resûlen).: Onlara hidayet geldiği zaman insanların inanmalarına, “Allah, insan resûl mü gönderdi?” demelerinden başka bir şey mani olmadı.” (İsrâ 17/94)

قُل لَّوْ كَانَ فِي الأَرْضِ مَلآئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ السَّمَاء مَلَكًا رَّسُولاً
Resim ---"Kul lev kâne fî’l- ardı melâiketun yemşûne mutmainnîne le nezzelnâ aleyhim mine’s- semâi meleken resûlâ (resûlen).: De ki: “Eğer yeryüzünde mutmain olarak yürüyenler melekler olsaydı, elbette onlara semadan melek resûl indirirdik.” (İsrâ 17/95)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ALLAHu TeÂLÂ’nın izni olmaksızın kendi irâdesiyle mûcize meydana getiremeyeceğini, zîrâ kendisinin de diğerinsanlar gibi bir insan olduğunu bildirmiştir.
ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur'ÂN-ı Kerîmde birçok âyet-i kerîmede:


قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا
Resim ---"Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun, fe men kâne yercû likâe rabbihî felya’me’l- amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ (ehaden).: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.” (Kehf 18/110)

Kur'ÂN-ı Kerîmde diğer âyet-i kerîmelerde;

قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِن نَّحْنُ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ يَمُنُّ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَمَا كَانَ لَنَا أَن نَّأْتِيَكُم بِسُلْطَانٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَعلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Resim ---"Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu min ibâdihî, ve mâ kâne lenâ en ne’tiyekum bi sultânin illâ bi iznillâh (iznillâhi), ve alâllâhi felyetevekkeli’l- mu’minûn (mu’minûne).: Onlara resûlleri şöyle dedi: “Biz de ancak sizin gibi beşeriz (insanız). Fakat Allah, kullarından dilediğini ni'metlendirir. Bizim, Allah’ın izni olmaksızın, bir sultan (mucize, delil) getirmemiz olamaz. Artık mü’minler Allah’a tevekkül etsinler.” (İbrâhîm 14/11)

مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مَّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ
Resim ---"Mâ ye’tîhim min zikrin min rabbihim muhdesin illâstemeûhu ve hum yel’abûn (yel’abûne).: Rabbinden, yeni bir zikir (uyarı) gelmeye görsün. Onu, ancak oynayarak (alay ederek) dinlerler.” (Enbiyâ 21/2)

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّواْ النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ
Resim ---"Lâhiyeten kulûbuhum ve eserrûn necvellezîne zalemû hel hâzâ illâ beşerun mislukum, e fe te’tûnes sihre ve entum tubsırûn (tubsırûne).: Onların kalpleri, (Allah’ın söylediklerine) önem vermemekte. Ve zulmedenler, gizlice (şöyle) fısıldaştılar: “Bu (Hz. Muhammed S.A.V), sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey mi? Yoksa siz, görerek (göz göre göre) sihre mi kapılıyorsunuz?” (Enbiyâ 21/2)

Kendi YAPtıkları PUTLarına TAPan Müşrikler bir BEŞERden bir RESÛL gelmesini ANLAyamadılar ve inkâr ettiler.:

فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن قَوْمِهِ مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَائِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ
Resim ---"Fe kâle’l- meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâiketen, mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâine’l- evvelîn (evvelîne).: Onun kavminden kâfir olanların ileri gelenleri: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Size üstün gelmek (hükmetmek) istiyor. Ve eğer Allah dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Atalarımızdan bunun hakkında bir şey işitmedik.” dediler.” (Mü’minûn 23/24)

وَقَالَ الْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاء الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
Resim ---"Ve kâle’l- meleu min kavmihillezîne keferû ve kezzebû bi likâi’l- âhırati ve etrafnâhum fî’l- hayâtid dunyâ mâ hâzâ illâ beşerun mislukum ye’kulu mimmâ te’kulûne minhu yeşrabu mimmâ teşrabûn (teşrabûne).: Ve onun kavminden kâfirlerin ileri gelenleri, ahirete mülâki olmayı (Allah’a mülâki olmayı) yalanlayanlar ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kimseler: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, sizin içtiğiniz şeylerden içiyor.” dediler.” (Mü’minûn 23/33)

Netice olarak, KELÂMuLLAH DİLiyle RESÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem, kendisinin de bir BEŞER OLduğunu VAHYuLLAHı RESÛLü OLarak tebliğ ettiğini BUYurmuştur.:

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ
Resim ---"Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun festekîmû ileyhi vestagfirûhu, ve veylun li’l- muşrikîn (muşrikîne).: De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. Bana sizin ilâhınızın, tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Öyleyse O’na yönelin (O’na doğru istikamet alın) ve O’ndan mağfiret dileyin. Ve müşriklerin vay haline!” (Fussilet 41/6)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem kendi Beşerî Devrinde insanların içinde yaşarken BŞER OLarak herkes gibi olduğunu buyurmaktadır.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben de sizin gibi bir insanım. Siz dâvâlarınızın halli için bana geliyorsunuz. Bâzınızın hüccet yönüyle, diğer bâzısından daha iknâ edici olması sebebiyle ben, dinlediğime istinâden onun lehine hükmedebilirim. Kimin lehine kardeşinin hakkından bir şey hükmetmişsem (bilsin ki), onun için cehennemden bir ateş parçası kesmiş olurum.” buyurmuştur.
(Buhârî, Şehâdât 27, Mezâlim 16; Müslim, Akdiye 5)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, sâdece vahyi teblîğ etmek için değil, aynı zamanda EMRediLeni, ona uygun bir hayat tarzı içinde; KELÂMuLLAHı Amelî-Fiilî olarak yaşamıştır DİRİ RESÛLuLLAH aleyhisselâm.. TÜMM ÜMMetine TEK Örnektir.:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Resim ---"Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe ve’l- yevme’l- âhıra ve zekerallâhe kesîrâ (kesîran).: Andolsun ki, sizin için ve Allah’a ve ahiret gününe (Allah’a ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah’ı çok zikredenler için, Allah’ın Resûl’ünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb 33/21)

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim ---"Yâ eyyuhân nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiran ve nezîrâ (nezîran).: Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, seni şahit, müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik.” (Ahzâb 33/45)

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا
Resim ---"Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ (munîran).: Ve O’nun (Allah’ın) izni ile Allah’a davet eden ve nurlandırıcı sirac (kandil) olarak (gönderdik).” (Ahzâb 33/46)

Unutmamalıyız ki Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem NÜBÜVveti TÜMM Kînâtı kapsar ve UMUMîdir .:

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Resim ---"Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li’n- nâsi beşîran ve nezîran ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Ve Biz, seni (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe 34/28)

Kur'ÂN-ı Kerîm’de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ibir BEŞER Oluşunun üzerinde bu kadar önemle durulmasının ana sebebi önceki kavimlerin insan olan peygamberleri İLÂH kabul etme küfürleridir ki,

Resim---Hazret-i Ömer radıyallâhu anh, Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hakkımda, hristiyanların Meryem oğlu Îsâ’ya yaptıkları aşırı övgülerde bulunmayın. Şurası muhakkak ki ben, Allâh’ın bir kuluyum. Benim için: «Allâh’ın kulu ve elçisi» deyin.” buyurmuştur.
(Ömer radıyallâhu anh’dan; Buhârî, Enbiyâ, 48)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Siz beni, hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyiniz! Çünkü ALLAHu TeÂLÂ beni rasûl edinmeden önce kul edinmişti.”
buyurmuştur.
(Hâkim, III, 197/4825; Heysemî, IX, 21)

Ondandır ki, eşsiz Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, asla ÖVÜNMek YOLUnu seçmemiştir..:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben peygamberlerin kâidiyim, ama övünmek (fahr) yok. Ayrıca ben Hâtemü’n-Nebîyyîn'im, ama övünmek yok. Ve ben (kıyamette) ilk şefaat eden ve şefaat isteği ilk kabul edilenim, ama övünmek yok!.” buyurmuştur.
(Feyzu’l-Kadîr, II, 43, nr. 2694)

Kâidi.: (A, uzun okunur) Süren. Sevkeden. Koyunların önünden giden ve "Küsem" denilen koyun. Yedeğine alıp çeken. Serasker, kumandan..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben kıyamet günü Âdemoğulları’nın efendisiyim ancak övünmek yok! O gün elimde Hamd Sancağı olacak ancak övünmek yok! O gün bütün peygamberler, Hz. Âdem ve diğerlerinin hepsi benim sancağım altında olacak. Ve ben, kabri ilk açılan kişi olacağım, ancak övünmek yok!” buyurmuştur.
(Tirmizî, Menâkıb, 1/3615; Ahmed, I, 281, 295)

Resim---Abdullâh bin Cübeyr -adıyallâhu anh anlatıyor: “Birgün Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir grup sahâbî ile yolda yürürken, onlardan birisi örtü ile Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i güneşten korumak istedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir kimsenin kendisine gölgelik yapmakta olduğunu fark edince ona hemen bırakmasını söyledi ve örtüyü alıp yere koydu. Ardından da: “Ben de sizin gibi bir insanım!.” buyurmuştur.
(Heysemî, IX, 21)


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ÜMMetihi...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 20 Haz 2018, 21:15 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

222-)BEŞİRun sallallahu aleyhi vesellem.

BEŞİRun sallallahu aleyhi vesellem: : El HAKk TeÂLÂ’nın; KULLarına, Saadet-i EbedîYyeyi müjdeleyen, müjde haberi getiren, Rahmet-i İlâhiYye’nin Kâşifi ve İlâncısı ve yarattığı KüLLî ŞEYy’inde ALLAHu Zü’L- CeLÂL’in İlâhî İMZAsını Göstericisi, HabîBuLLAH'ı olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resim

223-)MÜBEŞŞİRun sallallahu aleyhi vesellem.

BEŞŞİRun sallallahu aleyhi vesellem: El HAKk TeÂLÂ’nın; KULLarına, içinde yaşamakta olduğumuz dertller diyârı şu cihÂNda, SALÂH ve FELÂH haberini verip, ÜMMetinin KULLuk YOLLarını YAŞAyarak SÜNNetinde gösteren Hakkın ve Hayrın lâzım ve lâyık haberlerini müjdeleyici olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resim

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in BEŞİR ve MÜBEŞŞİR isimleri, “Beşâret” kökünden gelmektedir.
Mânâsı: İşitildiği zaman sürûr verecek haberi vermek veyâ veren, insanlar için Lâzım ve Lâyık Salâh ve Felâh Müjdesini Mânâsı ile veren Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resûl-ü Ekrem ve Nebîyy-i Muhterem Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz; ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Uluhiyette AhadiYyet ve Vâhdaniyetini, Kendisinin Nübüvvet ve Risâletini ikrâr ile, KelâmuLLAH ve Sünnet-i ResûLuLLAH’ı DUYup UYmayı EMR edip, Fiilen Uygulayan İlahî Görevli bir RESÛL ve BEŞERdir. HAKkı DUYup HAYRa UYANLarı Müjdeleyen MüBeŞŞiR aleyhisselâmdır.

ALLAHu zü’L- CeLÂL’in İSLÂM DİNİne GİRiş ANAhtarı OLan Kelime-yi Şehâdet:


"Eşhedü en La îLahe iLLaLLah ve eşhedü enne MuhaMMeden abduhü ve resulühu.: Şâhidlik ederim ki, Allah'tan başka hiçbir İlâh yoktur, ve yine şâhidlik ederim ki MuhaMMed, O'nun kulu ve elçisidir.."

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hadis-i Şerif BUYruklarında RESÛL/ELÇİ Oluşu ve herkes gibi BEŞER/KUL OLuşunu açık seçik beyân buyurmuştur.:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben hikmetin şehriyim.” buyurmuştur.
(Feyzu’l-Kadir, II, 46, nr. 2804)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem hac konusundaki Hadis-i Şerifinde: “…Vallahi mutlaka ben, Allah katında onlardan (Müslümanlardan) daha hayrı bol ve daha müttakiyim.” buyurmuştur.
(Sahihu’l-Buharî, III, 114. İştira, 15)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Nübüvvet Zincirideki konumunda kendisini “Asdak =>En Sâdık” olarak tanıtmıştır. Dört özelliğinden biri olarak sıdkını zikretmiştir:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Siz kat’i biliyorsunuz ki, gerçekten ben, (Allah’a karşı) sizin… en sadıkınızım.” buyurmuştur.
(Sahihu’l-Buharî, VIII, 162, I‘tisâm, 27)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben; nebî, ümmî, sadık ve zekîyim. Yazıklar olsun beni yalanlayana, benden yüz çevirene ve benimle vuruşuna!. Ayrıca, hayırların hepsi; bana kucak açan, bana yardım eden, inanan, benim sözümü doğrulayan ve benimle mücahede edene aittir.”buyurmuştur.
(et-Tabakât I, 334)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Benden önceki nebîlere göre benim durumum, bir binâ yapıp onu süsleyen ve güzelleştiren adamın meseli/durumu gibidir. Ancak onun köşelerinden birinde, bir kerpiç (taş ve tuğla) yeri hariç; (o buraya tuğlasını koymamıştı). İnsanlardan binâya uğrayan herkes ona bakmaya, beğenmeye ve şöyle demeye başladılar: “Keşke şu (boşluğu dolduracak kerpiç de konulsa!.” İşte o kerpiç benim. Ve ben nebîlerin sonuncusuyum.” buyurmuştur.
(Sahihu’l-Buhari, IV, 162- 163)

Şu yanılgıya asla düşmemeliyiz ki, “Taş” dediğimizde binlerce taş vardır.. Ancak Elmas ve Yakut gibi Tevhid Kristali de taştır..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, İnsÂN ve KuL olarak ALLAHu TeÂLÂ katındaki mertebesini/değerini şöyle açıklamıştır:


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben kıyamet gününde içinizden, ecri (ücreti, ödülü ve sevâbı) en büyük olanınızım. Çünkü hem kendi amellerinin karşılığında, hem bana uyanların amelleri karşılığında ecir alacağım." buyurmuştur.
(Darimî, Abdullah b. Abdurrahman, Sünenü’d- Dârimiî I-II, Çağrı Yayınları, İstanbul, 1992, I, 131; Kendi Dilinden, s. 151)

Ancak Nübüvvet ve RusûLiYyet vasıflarını taşımış olmasından dolayı asla bir BEŞER gibi övünmeye girmemiştir.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben peygamberlerin kâidiyim, ama övünmek (fahr) yok. Ayrıca ben Hâtemü’n-Nebîyyîn'im, ama övünmek yok. Ve ben (kıyamette) ilk şefaat eden ve şefaat isteği ilk kabul edilenim, ama övünmek yok!.” buyurmuştur.
(Feyzu’l-Kadîr, II, 43, nr. 2694)

Kâid.: (A, uzun okunur) Süren. Sevkeden. Koyunların önünden giden ve "Küsem" denilen koyun. Yedeğine alıp çeken. Serasker, kumandan..

ALLAHu zü’L- CeLÂL, İnsÂNoğluna, kendileri gibibir BEŞER olan, Kâinâtın göz bebeği Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemi göndermiştir ki, kendisinden mucize isteyen müşriklere Kur'ÂN-ı Kerîm DİLiyle meredilen.:


أَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِّن زُخْرُفٍ أَوْ تَرْقَى فِي السَّمَاء وَلَن نُّؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَّقْرَؤُهُ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّي هَلْ كُنتُ إَلاَّ بَشَرًا رَّسُولاً
Resim ---"Ev yekûne leke beytun min zuhrufin ev terkâ fîs semâi, ve len nu’mine li rukıyyike hattâ tunezzile aleynâ kitâben nakrauhu, kul subhâne rabbî hel kuntu illâ beşeren resûlâ (resûlen).: Veya senin altından bir evin olsun veya semaya yüksel. Bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin yükselişine (miracına) asla inanmayız. De ki: “Benim Rabbim, Sübhan’dır (O, noksan sıfatlardan münezzehtir). Ben, beşer/insan resûlden başka bir şey miyim?” (İsrâ 17/93)

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ أَن يُؤْمِنُواْ إِذْ جَاءهُمُ الْهُدَى إِلاَّ أَن قَالُواْ أَبَعَثَ اللّهُ بَشَرًا رَّسُولاً
Resim ---"Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humu’l- hudâ illâ en kâlû e beasallâhu beşeren resûlâ (resûlen).: Onlara hidayet geldiği zaman insanların inanmalarına, “Allah, insan resûl mü gönderdi?” demelerinden başka bir şey mani olmadı.” (İsrâ 17/94)

قُل لَّوْ كَانَ فِي الأَرْضِ مَلآئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِم مِّنَ السَّمَاء مَلَكًا رَّسُولاً
Resim ---"Kul lev kâne fî’l- ardı melâiketun yemşûne mutmainnîne le nezzelnâ aleyhim mine’s- semâi meleken resûlâ (resûlen).: De ki: “Eğer yeryüzünde mutmain olarak yürüyenler melekler olsaydı, elbette onlara semadan melek resûl indirirdik.” (İsrâ 17/95)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ALLAHu TeÂLÂ’nın izni olmaksızın kendi irâdesiyle mûcize meydana getiremeyeceğini, zîrâ kendisinin de diğerinsanlar gibi bir insan olduğunu bildirmiştir.
ALLAHu zü’L- CeLÂL, Kur'ÂN-ı Kerîmde birçok âyet-i kerîmede:


قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا
Resim ---"Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun, fe men kâne yercû likâe rabbihî felya’me’l- amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ (ehaden).: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.” (Kehf 18/110)

Kur'ÂN-ı Kerîmde diğer âyet-i kerîmelerde;

قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِن نَّحْنُ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ يَمُنُّ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَمَا كَانَ لَنَا أَن نَّأْتِيَكُم بِسُلْطَانٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَعلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Resim ---"Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu min ibâdihî, ve mâ kâne lenâ en ne’tiyekum bi sultânin illâ bi iznillâh (iznillâhi), ve alâllâhi felyetevekkeli’l- mu’minûn (mu’minûne).: Onlara resûlleri şöyle dedi: “Biz de ancak sizin gibi beşeriz (insanız). Fakat Allah, kullarından dilediğini ni'metlendirir. Bizim, Allah’ın izni olmaksızın, bir sultan (mucize, delil) getirmemiz olamaz. Artık mü’minler Allah’a tevekkül etsinler.” (İbrâhîm 14/11)

مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مَّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ
Resim ---"Mâ ye’tîhim min zikrin min rabbihim muhdesin illâstemeûhu ve hum yel’abûn (yel’abûne).: Rabbinden, yeni bir zikir (uyarı) gelmeye görsün. Onu, ancak oynayarak (alay ederek) dinlerler.” (Enbiyâ 21/2)

لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّواْ النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ
Resim ---"Lâhiyeten kulûbuhum ve eserrûn necvellezîne zalemû hel hâzâ illâ beşerun mislukum, e fe te’tûnes sihre ve entum tubsırûn (tubsırûne).: Onların kalpleri, (Allah’ın söylediklerine) önem vermemekte. Ve zulmedenler, gizlice (şöyle) fısıldaştılar: “Bu (Hz. Muhammed S.A.V), sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey mi? Yoksa siz, görerek (göz göre göre) sihre mi kapılıyorsunuz?” (Enbiyâ 21/2)

Kendi YAPtıkları PUTLarına TAPan Müşrikler bir BEŞERden bir RESÛL gelmesini ANLAyamadılar ve inkâr ettiler.:

فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن قَوْمِهِ مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاء اللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَائِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ
Resim ---"Fe kâle’l- meleullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerun mıslukum yurîdu en yetefaddale aleykum, ve lev şâallâhu le enzele melâiketen, mâ semi’nâ bi hâzâ fî âbâine’l- evvelîn (evvelîne).: Onun kavminden kâfir olanların ileri gelenleri: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Size üstün gelmek (hükmetmek) istiyor. Ve eğer Allah dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Atalarımızdan bunun hakkında bir şey işitmedik.” dediler.” (Mü’minûn 23/24)

وَقَالَ الْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاء الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
Resim ---"Ve kâle’l- meleu min kavmihillezîne keferû ve kezzebû bi likâi’l- âhırati ve etrafnâhum fî’l- hayâtid dunyâ mâ hâzâ illâ beşerun mislukum ye’kulu mimmâ te’kulûne minhu yeşrabu mimmâ teşrabûn (teşrabûne).: Ve onun kavminden kâfirlerin ileri gelenleri, ahirete mülâki olmayı (Allah’a mülâki olmayı) yalanlayanlar ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kimseler: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, sizin içtiğiniz şeylerden içiyor.” dediler.” (Mü’minûn 23/33)

Netice olarak, KELÂMuLLAH DİLiyle RESÛLuLLAH sallallahu aleyhi vesellem, kendisinin de bir BEŞER OLduğunu VAHYuLLAHı RESÛLü OLarak tebliğ ettiğini BUYurmuştur.:

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ
Resim ---"Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun festekîmû ileyhi vestagfirûhu, ve veylun li’l- muşrikîn (muşrikîne).: De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. Bana sizin ilâhınızın, tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Öyleyse O’na yönelin (O’na doğru istikamet alın) ve O’ndan mağfiret dileyin. Ve müşriklerin vay haline!” (Fussilet 41/6)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem kendi Beşerî Devrinde insanların içinde yaşarken BŞER OLarak herkes gibi olduğunu buyurmaktadır.:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben de sizin gibi bir insanım. Siz dâvâlarınızın halli için bana geliyorsunuz. Bâzınızın hüccet yönüyle, diğer bâzısından daha iknâ edici olması sebebiyle ben, dinlediğime istinâden onun lehine hükmedebilirim. Kimin lehine kardeşinin hakkından bir şey hükmetmişsem (bilsin ki), onun için cehennemden bir ateş parçası kesmiş olurum.” buyurmuştur.
(Buhârî, Şehâdât 27, Mezâlim 16; Müslim, Akdiye 5)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, sâdece vahyi teblîğ etmek için değil, aynı zamanda EMRediLeni, ona uygun bir hayat tarzı içinde; KELÂMuLLAHı Amelî-Fiilî olarak yaşamıştır DİRİ RESÛLuLLAH aleyhisselâm.. TÜMM ÜMMetine TEK Örnektir.:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا
Resim ---"Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe ve’l- yevme’l- âhıra ve zekerallâhe kesîrâ (kesîran).: Andolsun ki, sizin için ve Allah’a ve ahiret gününe (Allah’a ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah’ı çok zikredenler için, Allah’ın Resûl’ünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb 33/21)

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim ---"Yâ eyyuhân nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiran ve nezîrâ (nezîran).: Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, seni şahit, müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik.” (Ahzâb 33/45)

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا
Resim ---"Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ (munîran).: Ve O’nun (Allah’ın) izni ile Allah’a davet eden ve nurlandırıcı sirac (kandil) olarak (gönderdik).” (Ahzâb 33/46)

Unutmamalıyız ki Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem NÜBÜVveti TÜMM Kînâtı kapsar ve UMUMîdir .:

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Resim ---"Ve mâ erselnâke illâ kâffeten li’n- nâsi beşîran ve nezîran ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn (ya’lemûne).: Ve Biz, seni (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe 34/28)

Kur'ÂN-ı Kerîm’de Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’ibir BEŞER Oluşunun üzerinde bu kadar önemle durulmasının ana sebebi önceki kavimlerin insan olan peygamberleri İLÂH kabul etme küfürleridir ki,

Resim---Hazret-i Ömer radıyallâhu anh, Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hakkımda, hristiyanların Meryem oğlu Îsâ’ya yaptıkları aşırı övgülerde bulunmayın. Şurası muhakkak ki ben, Allâh’ın bir kuluyum. Benim için: «Allâh’ın kulu ve elçisi» deyin.” buyurmuştur.
(Ömer radıyallâhu anh’dan; Buhârî, Enbiyâ, 48)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Siz beni, hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyiniz! Çünkü ALLAHu TeÂLÂ beni rasûl edinmeden önce kul edinmişti.”
buyurmuştur.
(Hâkim, III, 197/4825; Heysemî, IX, 21)

Ondandır ki, eşsiz Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, asla ÖVÜNMek YOLUnu seçmemiştir..:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben peygamberlerin kâidiyim, ama övünmek (fahr) yok. Ayrıca ben Hâtemü’n-Nebîyyîn'im, ama övünmek yok. Ve ben (kıyamette) ilk şefaat eden ve şefaat isteği ilk kabul edilenim, ama övünmek yok!.” buyurmuştur.
(Feyzu’l-Kadîr, II, 43, nr. 2694)

Kâidi.: (A, uzun okunur) Süren. Sevkeden. Koyunların önünden giden ve "Küsem" denilen koyun. Yedeğine alıp çeken. Serasker, kumandan..

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben kıyamet günü Âdemoğulları’nın efendisiyim ancak övünmek yok! O gün elimde Hamd Sancağı olacak ancak övünmek yok! O gün bütün peygamberler, Hz. Âdem ve diğerlerinin hepsi benim sancağım altında olacak. Ve ben, kabri ilk açılan kişi olacağım, ancak övünmek yok!” buyurmuştur.
(Tirmizî, Menâkıb, 1/3615; Ahmed, I, 281, 295)

Resim---Abdullâh bin Cübeyr -adıyallâhu anh anlatıyor: “Birgün Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir grup sahâbî ile yolda yürürken, onlardan birisi örtü ile Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i güneşten korumak istedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bir kimsenin kendisine gölgelik yapmakta olduğunu fark edince ona hemen bırakmasını söyledi ve örtüyü alıp yere koydu. Ardından da: “Ben de sizin gibi bir insanım!.” buyurmuştur.
(Heysemî, IX, 21)


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ÜMMetihi...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 20 Haz 2018, 21:16 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

224-)İKLÎLun sallallahu aleyhi vesellem.

İKLÎLun sallallahu aleyhi vesellem: Peygamberimiz Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Zebur'da geçen bir ismidir. Ezelden Ebede Başındaki Müzeyyen ve Muhteşem Tevhid Tâcının Sâhibi olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

İklîl.: Çiçekten taç. Serlevha. Taç esfer. Küre Tacı.
İklil-i Şimalî.: astr. El-avvâ Burcunun yakınında bulunan, parlak yıldızlardan meydana gelen bir küme, lât. corona Borealis; fr. couronne Baurial; ing. Corona.



Resim

225-)MUHYîyun sallallahu aleyhi vesellem.

MUHYîyun sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’l- CeLÂL’in izniyle; EL HAYYU celle celâluhu ve EL MUHYÎ celle celâluhu İsimlerinin Mazharı Tekvin NÛRuyla; Tüm MevCÛDatı, ResûLî İrşad ve İman Nûru ile dirilmelerine ve o mânevî ölümden/sürekli CehNNemden kurtulmalarına Tek ve Eşsiz Sebebi olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

EL HAYYU celle celâluhu..
EL MUHYÎ celle celâluhu…

Resim
Resim

Bu HaYYatta ->"KÛN"u DUYan "HAYY"a Uyan küLLî ŞEY Hayat Sahibidir.
HaYYat -> her ÂN yENiden Yaratış Şe'ÂNuLLahının "KüLLî ŞEYyin AYNı"nı yENiden "İHYÂ"sıdır ..
El HaYy celle celâluhu =>el Muhyî =>İLâhî Feyz =>HaYyat..


MUHYî.: Maddî mânevî hayat veren. HAYyatı, HAYy/Dirilten, canlandıran, can ve ruh veren mânâlarında ALLAHu zü’l- CeLÂL’in bir ismidir.
İhYÂ: Diriltmek. Yeniden hayata kavuşturmak. Canlandırmak. Şenlendirmek. Uyandırmak..


ResimResimResim

Hayy ismi Arapça Dilbilgisinde “yaşamak, diri ve canlı olmak” anlamlarına gelen; hayât, hayevân (diri ve canlı olmak, yaşamak) kökünden bir sıfat isimdir.

Hayiye: Diri, canlı ve gelişir olmak.
Hayy: Diri, canlı ve hayat sahibi.
Ehyâ: Diri kılmak, diriltmek.
Hayyahullah: ALLAHu zü’l- CELÂL için, yaşatmak.
Hayya: Selâm vermek. Bir şey'e çok yaklaşmak.
Haya: Bolluk, verimlilik, yağmur, tevbe.
Hayat: Hayat, doğum-ölüm arası merhâle, ölümün zıttı.


Hayy, Hayatta olan.. Mutlak Hayat, ALLAH celle celâluhu’ya mahsus, târifsiz ve mutlak sıfat ve fiillerin akla görünümüdür ve anlayışıdır.
Kullarındaki hayat ise, Kulluk İmtihanı için izâfi, iğreti, gelip geçici, gölge ve ölümlü olarak verilen, Esma-i Hüsnânın Tecellîleri olan/dayalı beslenme, çoğalma, hareket etmek özelliğinde olan yarım nefeslik HAYyattır..
Üstelik diğer bütün isimlerin çıkış yeri, bütün yaratma ve yaşatma tecellîlerin kaynağı Hayy ismi, Kayyum ile birlikte İsm-i Azam sayılmıştır.
ALLAHu zü’l- CeLÂL, El HAYy’dır, mutlak HAYyat Sâhibidir. O’nun VARlığı Hayata muhtaç değildir ve O, HAYyatı her ÂN yENidEN Yaratmakta olan Mutlak EBEddir!.


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ÜMMetihi...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Tem 2018, 17:58 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

226-)NÛR sallallahu aleyhi vesellem.

NÛR sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CeLÂL’in NÛRUndan yaratılan, tüm Kâinâtın NÛRundan Yaratıldığı ANA NÛR Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resim

106-)MİSBaH sallallahu aleyhi vesellem.

MİSBaH sallallahu aleyhi vesellem: Hidayet Nuru, NÛR-u MuhaMMed ÂLemi Güneş gibi parlatan Letâfet Lambamız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.. MuhaMMedî Sabah Güneşimiz Ahmed aleyhi's-selâm olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..


Resim


227-)SİRAC sallallahu aleyhi vesellem.

SİRAC sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CelÂL’in NÛRUndan ebedîyyen Kâinât NÛRunu SAÇan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

NÛR.: Aydınlık. Parıltı. Parlaklık. Her çeşit zulmetin zıddı. Işık. Kur'ân-ı Kerim. İman. İslâmiyet. Peygamber. Zulmeti def eden, şule, ışık.
Misbah.: Kandil. Çıra. Meş'ale. Lâmba. Aya, güneşe, yıldızlara ve mecâzen de Resul-i Ekrem aleyhisselâm'a bu isim verilmiştir.
Sabah ve sabahat maddesinden ism-i âlettir ki; sabah gibi lâtif ve kuvvetli aydınlık veren lâmba demektir..
Sirac.: Işık. Lâmba. Fener. Mum. Kandil. Şevk veren şey. *Güneş ve ay mânâsına veya Resul-i Ekrem aleyhisselâm'a "Nur saçan" meâlinde verilen bir isimdir. Hem o Bürhan-ı Hak ve Sirac-ı Hakikat öyle bir din ve şeriat göstermiştir ki, iki cihanın saadetini te'min edecek desatiri câmi'dir..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in bu ÜÇ İSMi ŞERîFinin Temeli NÛR İsmidir ki; KüLLî Kâinât, NÛR-u MuhaMMed aleyhisselâmdır..

KÜLLî ŞEyyi-Kâinâtı NÛRundan/NÛRuLLAHtan Yaratan ALLAHu zü’L- CeLÂL elbette NÛRunun Sâhiidir ve Koruyucusudur.:


يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
Resim ---"Yurîdûne li yutfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhu mutimmu nûrihî ve lev kerihel kâfirûn (kâfirûne).: Onlar, ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacak olandır.”(Saff 61/)

NÛRuLLAHtan İLK-ANA-NÛR OLan ALLAHu zü’L- CelÂL’in Peygamberi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in NÛRu, Kâinâtın TemeL UNSURU olan GÜNEŞ ve AY da, ALLAHu zü’L- CelÂL’in NÛRu KILınmıştır.:

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Resim ---"Yâ eyyuhân nebiyyu innâ erselnâke şâhiden ve mubeşşirân ve nezîrâ (nezîran).: Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, seni şahit, müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik.” (Ahzâb 33/45)

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا
Resim ---"Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ (munîran)..: Ve O’nun (Allah’ın) izni ile Allah’a dâvet eden ve nurlandırıcı sirac (kandil) olarak (gönderdik)..” (Ahzâb 33/46)

وَجَعَلَ الْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا
Resim ---"Ve ceale’l- kamera fîhinne nûran ve ceale’ş- şemse sirâcâ (sirâcen).: Ve Ay’ı, onların arasında (semâlarda) bir nur kıldı ve Güneş’i de bir sirac (çırağ) kıldı.” (Nûh 71/16)

تَبَارَكَ الَّذِي جَعَلَ فِي السَّمَاء بُرُوجًا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُّنِيرًا
Resim ---"Tebârakellezî ceâle fî’s- semâi burûcen ve ceale fîhâ sirâcen ve kameran munîrâ (munîren).: Gökte burçlar kılan O (Allah), mübârek’tir (şanı yüce). Ve orada Ay’ı, aydınlatıcı bir kandil kıldı.” (Furkân 25/61)

وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا
Resim ---"Ve cealnâ sirâcen vehhâcâ (vehhâcen).: Parıldadıkça parıldayan bir kandil (güneş) kıldık.” (Nebe 78/13)

Kur'ÂN-ı Kerîm de,
Kur'ÂN-ı Kerîmde =>Şe’ÂNuLLAHta =>ALLAHu zü’L- CeLÂL’in NÛRu OLarak BİLdirilmişitir.:


يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءكُم بُرْهَانٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُّبِينًا
Resim ---"Yâ eyyuhâ’n- nâsû kad câekum burhânun min rabbikum ve enzelnâ ileykum nûran mubîn (mubînen).: Ey insanlar Rabbinizden size “kesin bir kanıt (burhan)” geldi ve size apaçık bir nur (Kur'ân) indirdik.” (Nisâ 4/174)

يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ قَدْ جَاءكُم مِّنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُّبِينٌ
Resim ---"Yâ ehle’l- kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum kesîran mimmâ kuntum tuhfûne mine’l- kitâbi ve ya’fû an kesîr (kesîrin) kad câekum minallâhi nûrun ve kitâbun mubîn (mubînun).: Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi.” (Mâide 5/15)

يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ قَدْ جَاءكُم مِّنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُّبِينٌ
Resim ---"Yâ ehle’l- kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum kesîran mimmâ kuntum tuhfûne mine’l- kitâbi ve ya’fû an kesîr (kesîrin) kad câekum minallâhi nûrun ve kitâbun mubîn (mubînun).: Ey Kitap Ehli, Kitaptan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve bir çoğundan geçiveren elçimiz geldi. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi.” (Hadîd 57/19)


Resim

106- MİSBaH sallallahu aleyhi ve sellem..

MİSBaH sallallahu aleyhi ve sellem: Hidayet Nuru, NÛR-u MuhaMMedi âlemi güneş gibi parlatan Letâfet Lambamız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.. MuhaMMedî Sabah Güneşimiz Ahmed aleyhi's-selâm..
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin mevCÛD gözüken Maddî-Manevî tüm Âlemlerin ki, küllî ŞEY’in ÜMMmü-ANAsı NÛRuLLAH’tan NÛR-u- MuhaMMed İLK NOKTa OLuşu..
İzafî VARLığın NÛRu OLuşu, gözükmekten münezzeh OLANın görünür OLduğu ilk/son NÛR ANAlığı açıktır AKL-ı SİLMi olnalara.
Misbah; SıfatuLLAH olan NÛRuLlahın ESMÂ’dan EŞYÂlaşmış KABıdır..


Resim---Câbir radiyallâhu anhu: "Babam anam sana feda olsun ya Resulullah, Allah'ın eşyâdan önce yarattığı ilk şeyin ne olduğunu bana haber ver" dedim: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: Ey Câbir! ALLAH TeâLâ, eşyâyı yaratmadan evvel kendi nûrundan senin nebînin nûrunu yarattı. Bu nur, ALLAH'ın dilediği şekilde onun kudretiyle deverÂN ediyordu. Bu vakitte, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem, Mülk, Semâ, Yer, Güneş, Ay, Cin ve İnsan ortalarda yoktu. Ne zaman ki ALLAH, mahlûkatı yaratmayı diledi; bu nûru dört parçaya böldü. Birinci bölümden kalemi, ikincisinden levh'i, üçüncüsünden de Arş'ı yarattı. Sonra da dördüncü bölümü tekrar dört parçaya ayırdı. Bunun ilk parçasından Hameletu'l- Arş'ı, ikincisinden Kürsî'yi, üçüncüsünden de kalan Melekleri yarattı. Sonra da dördüncü parçayı tekrar dört kısma ayırdı. Bunların ilkinden Gökleri, ikincisinden Yerleri; üçüncüsünden de Cennet'i ve Cehennem'i yarattı. Dördüncü kısmı tekrar dörde böldü. Birinci bölümle Mü’minlerin Gözlerinin Nûrunu, ikincisiyle Ma'rifetullah (ALLAH bilgisi) olan Kalblerin Nûrunu, üçüncüsüyle de Kelime-i Tevhîdi yarattı" buyurdu.

(Aclûnî'nin Keşful-Hafâ’da naklettiği bu hadisi Abdurrezzak, İbn Câbir'den rivâyet etmiştir. Aclûnî, Mevâhib'de de hadisin aynı şekilde rivâyet edildiğini kaydetmektedir.)

Biraz daha detaylı incelersek ve düşünürsek;


Euzübillahimineşşeytânirracîm!
Bismillâhirrahmânirrahîm!


Şefâat Yâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem!.
Allahümme salli âlâ seyyidinâ ve mevlânâ MuhaMMedîn abdike ve nebîyyike ve resûlüke ve nebîyyü’l-ümmîyyi ve âlâ âlihi ve ehl-i beytihi ve ashabihi!. Bi rahmetike Yâ erhame’r- rahîmin!. İrhamnâ!.

Subhâneke Allahümme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke! Estağfirruke veetevbileyke! El hamdü lillahi rabbilâlemîn!.

Salât, Selâm, Teslimiyet Rasûlullah sallallahu aleyhi vesselleme olsun İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem, Rasûlullah derken zâten biz ALLAH celle celâlihu’dan başlamayız. Rasûlden başlarız Rasûlullah’tan yani.
RaSûL, İRSALL eden demektir. İrsaliye kesilir, nakliyelerde, nakledilen malzemeler için.
Barajlardan Suyu ilk alan üyük su kanallarına, en büyüklerine ya da Keban’dan elektrik getiren Ana Hatlara da İsale Hatları denir. Elektirik taşıyan ana hatlara da NÛR Taşıyıcı İsale Hatları denir, SALL Hatları yani. Oradan başkaları ayrılır çünkü Ana Damar anlamındadır..
SALL; bir şeyi, bütün özellikleriyle bir yere taşıyorsa o SALLdır. Yani o aldığını EYNen verecek. Faturalardan önce kesilen irsaliye de yol için verilir zâten.. Yolda kaçak vs. olmadığı tespit edilsin diye “irsaliye” kesilir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem, ALLAHu zü’L- CeLÂL’e İRSAL edici görevlisidir.
GELişte, her bakımdan aldığını aynen verici getirici.. Ve DÖNüşte/Rücu’da da tekrar götürücü anlamında İRSAL REHBERimizdir.. Türkçedeki gibi basit bir şey değil “elçi” değil yani devletin elçisi gibi elçi değil..
O işte yetkili ve etkili Tebliğ Edici..
Belağatle Açıklayarak Tatbikat Yaparak Sorunları Çözerek Tebliğ Edici, Tenzir Edici, İnzar Edici, Uyarıcı, Uyandırıcı, Ayıktırıcıdır Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..
Tebşir Edici böyle bir Teslimiyet ve İstikamet üzere yaşandığın da nasıl bir hayatta nihâyet bulacak bitmeyen bu hayat nasıl bir şekle dönüşecek?. İşte bunu müjdeleyen, iyilere iyi, kötülere kötü haber veren yani müjde veren sonuçları bildiren anlamında Tebşir Edicidir Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..
Bir âyette birkaç âyette de şâhid olucu. “Onlara şâhid olasın!.” diye.
İşte burada insanların bir kısmıyla şey yapamıyoruz.
Onlar Abdullah aleyhisselâm ile bedeni olar bir zaman Arabistan’da doğan Rasûlullahlığın en mükemmeli olan beden içerisinde her türlü en son aşamayı da yaparak..
Bir İnsan beşer bir şekilde yaşayan Abdullah Aleyhisselâm ile kâinatın yaratıldığı gün ilk yaratılan, ve Yaraatan MevCÛDLuktan münezzeh Vâcibu’l- VüCÛD ALLAH celle celâlihu’nun Yarattığı İlk Şey olan..
“Mâsivâ/O’ndan gayrısı ki, Allah'tan başkası” dediğimiz Ana Tohum ondan Madde ve Mânânın TEVHİD TarLası.. DOĞanLarı DOĞuran NebiYyî’l- ÜMMî aleyhisselâm.. Yaratılan her ŞeYy’in VARLık BAĞı..
O ise, “NÛR-u MîM”dir yani “RaSûLuLLaH-Lık NÛRu”dur O NÛR..
PRİZ NEdir Şu Hayatta..
MERKEZden ALıp, MUHİTe TAŞıyan.. Evimizdeki/GÖNLümüzdeki PRİZe kadar getiren İRSALL Hakkı olan, bu hususta yetkisi ve etkisi olan, görevli olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..
RaSûLuLLaH sallallahu aleyhi vesellem, ALLAHu zü’L- CelÂL’in RaSûLü/ İRSALL edicisi anlamındadır.
O’na sonsuz SaLât ve SeLâm OLsun İRSALL!.
Bu DEmek NE DEmek?.
“SALL OLsun!.” demek..
İnsanlar yazıyorlar “SALL ettik yani Peygamber Efendimize dua ettik.” diyorlar..
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in kendisi Rahmetenli’l- Âlemin zâten..
Biz SALL ve SALÂVât ile ‘na dua etmedik kendimiz için Teslimiyyet-İstikâmet SALL ımız SILA DUÂmızı ettik..
Biz de, bize verilen bu Akıl Ni’meti, VAR Olup da, YAŞAdığı sürece O’nu TANIsın, DUYsun ve UYsun istedik..
BİZ BİR-İZ NAHNU BİLE-liğinde; BİLsin, BULsun, OLsun YAŞAsın da, Gerçek Şâhidi Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem OLsun İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..
“Eşhedu enlâ ilâhe illallah ve eşhedu enne MuhaMMeden Rasûlullah” sözü yerini BULsun İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..
Yalıncı Şâhidi olmasın, Hakikat Şâhidi OLsun İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!..
Yaşasın!. Çünkü. =>“Yaşanmayan Yalandır!." Bu ÂLeMde!.
AKL-ı SİLM Sâhibi MuhaMMedî Mü’min bir KUL, şu içinde YAŞAmakta OLduğumuz İmkanla KULLuk İmtihÂNI Dünyâmızda;
BİLmeye Muhtaç,
BULmaya Mecbur,
OLmaya Me’mur ve,
YAŞAmaya da Mahkumdur SüNNetuLLAHta EMRuLLAHımızı!.
Onun için dir ki, SALL =>Zâhirde ve Bâtındaki Lütfullahın Sahipliğidir.
Zâhir ve Bâtın ALLAHu zü’L- CeLÂL’in ni’metlerini, ikramlarını, güzelliklerini yaşamaktır ve çok önemlidir. Çünkü zaman çok hızlı akan bir şeydir.
Çabuk geçer!. Ve insanlar ki hepimiz, bir sürü kargaşanın içinde beklemediğimiz bir zamanda beklemediğimiz bir şekilde geçeriz öbür tarafa!. ÖLmüş oluruz. Bu ise çok ağır bir zarar verir.
Bu bakımdan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi SeLâmla Saygıyla ANarız.
Bu aynı zamanda ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Kur'ÂN-ı Kerîmdeki EMRidir.
ALLAHu zü’L- CeLÂL, kullarını kulluğa mecbur etmiştir. KULLuk için yaratılmıştır ve KULLuk yapmak zorundadır..


وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Resim ---"Ve mâ halaktu’l- cinne ve’l- inse illâ li ya'budûni.:: Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.”(Zâriyât 51/56)

KUL, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in KULu OLmaya;
Muhtaçtır. Kulluk yapması ihtiyacı vardır zâten. Başka bir şeylikler yaparsa bunun ağır bedelini öder.
Mecburdur. Kulluk yapmaya zorlanmıştır.
Me’murdur. Kulluk yapması EMRedilmiştir ve,
Mahkumdur.. ALLAHu zü’L- CeLÂL’in kesin HÜKMü KULLuk yapmasıdır..
Çünkü insan, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in TÜMM Esmâları yükenmiş bir bilgisayar ana diski gibidir. Bütün esmâlar yüklenmiştir..

ALLAH, Âdeme ESMÂyı öğretti âyeti vardır..


وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَـؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Resim ---“Ve alleme ademe'l- esmâe külleha sümme aradahüm ale'l- melaiketi fe kale embiuni bi esmâi haülai in küntüm sadikiyn: Allah Âdem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: "Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.” (Bakara 2/31)

Esmâdan kasdım bütün esmâlar öğretilmiştir. Neden Esmâ?
Çünkü, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Zâtı kendine mahsustur. AHADî Bilinemezliktedir. Nasıldır, nicedir, ne olmuştur filan yoktur. O, O dur. Sıfatları O’na çok yakındır. Sanki güneş diyelim ki güneş var, güneş en yakın sıfatları. Güneşi olan Isı, Işık vs. geldiği için onları görüyoruz ama neler geliyor ALLAH celle celâlihu bilir. Ultra geliyor başka şeyler. Bir sürü daha bilinmeyen şeyler geliyor. Bu Sıfatlar aşama geçirip Esmâ ve Eşyâ halinde yoğuşmaya başlar..
Bu esmâlar tecellî içerisinde takdir içerisinde maddeye dönüştüğünde, madde olarak gözüktüğünde “EŞY” ismini alır. Bu tıpkı bir integral ile türev gibidir.
Eşyâ =>Esmâdan, Esmâ =>Sıfattan, Sıfat =>ZÂT’tan yaratılmıştır.
Bu doğru mudur?. Doğrudur!. “EŞY” dediğimiz Zâhir ÂLeM ki, yerler ve göklerdir. Ve böyle âyet vardır.
Allahu nuru’s- semâvati ve’l- ard..


اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“Allâhu nûru’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ MISBÂHun, el mısbâhu fî zucâcetin, ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durriyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr (nârun), NÛRUN ALÂ NÛR (nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle li’n- nâsi, vallâhu bi kulli şey’in alîm (alîmun).:: Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde MİSBAH (lâmba) bulunan kandil (ışık saçan bir kaynak) gibidir. Misbah, sırça (cam) içindedir. Sırça (cam), inci gibi (parlayan) yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna hidâyet eder (ulaştırır). Ve Allah, insanlara örnekler verir. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir..”(Nur 24/35)

ALLAH celle celâlihu, Semâların ve Yerin Nurudur..: Allahu nuru’s semâvati vel ard..
ALLAH celle celâlihu, Göklerde ve Yerde ne görüyorsanız tümü bunların tümü ALLAHu zü’L- CeLÂL’in Nurudur.. ALLAH celle celâlihudur bunların Nuru..
ALLAHu zü’L- CelÂL, Yaratmakta olduğu bütün halk edilenleri yutmuştur. İhate etmiştir.
İşte Bu NÛRun, gözükür/EŞyâ KILınışı HÂLi ise Misbahu’l- MuhaMMeddir.. aleyhisselâm..

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim ---“Ve lillahi ma fi’s- semâvati ve ma fi’l- ard ve kanellahü bi külli şey'im mühiyta: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır. (Hiçbir şey O'nun ilim ve kudretinin dışında kalamaz..” (Nisâ 98/126)

ALLAHu zü’L- CeLÂL, her şeye muhittir yani kapsar.
Yutmuştur. Çünkü bütün resimler, RESSAM’ın her bakımından kontrolundadır.
Böyle bir ALLAHu zü’L- CeLÂL, SubhÂNî Sistemin Merkezindede böyledir.
Yani Şah damarınızdan yakınım/AKREB OLanımdır..


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ
Resim--- “Ve le kad halakne’l- insane ve na'lemu ma tuvesvisu bihi nefsuh ve nahnu akrabu ileyhi min habli’l- verîd: Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız!.” (Kaf 50/16)

Bakınız, “Yakınım-Akrabım-Akrabayım” buyuruyor.
Ama “oradayım” buyurmuyor.
Çünkü “ordayım” buyursa, Eşyâlaşır, putlaşır ve uzanımı olur..
“Yakinim” buyuruyor.. Habli’l- Verîd. Tek İpiniz k,i her KULun ÖZündeki Hakikat-ı MuhaMMedîyye BAĞIdır..
“Habl”, İp demektir. “Verid”, Tek demektir ki: “Tek İpinizden de size YAKîNim!.” buyuruyor.
“İnsÂNı =>“İNSÂN” YAPan Tek İp nedir?.” diye mesela düşünüyoruz.
“Şah Damarı” diye tercüme edilmiştir.
Ama Arapça’da “Şahdamarı” yok!..
Bir Arap Doktor “Habli’l- Verîd” demez ona.. Onun adı vardır.
Ama “Habli’l- Verîd”i özellikle bizim İslam Türk Tefsircileri düşünmüşler ki, insanın en kıymetli yeri neresidir?.
Şah damarıdır!. O zaman buna “şah damarı” diyelim diye tercüme etmişlerdir.
Habl, ip demektir.. Verid de “varid” ise, Toplar damar dense de “varidat/OLuş. OLan, OLay demektir..
Her şeyin olduğu İP YARım NefesLik HAYyat TUTanagımız. Şah damarımız..
Ben de esskiden “AKIL” diyorum meselâ. Bu şah damarı “AKIL” diyorum..
Çünkü AKILı çektiğiniz zaman hiçbir şey kalmıyor ortada. Ne Yaratan ne de Yaratılan kalıyor. AKIL sıfırlanıVERiYORr!. Şah damarı/Toplar damarımız hâlâ yerinde durduğu halde..



Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
Rasûlike ve
Nebîyyi'l- Ummîyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ÜMMetihi...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Ağu 2018, 00:51 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

228-)HÜDÂ sallallahu aleyhi vesellem.

HÜDÂ sallallahu aleyhi vesellem: ALLAHu zü’L- CelÂL’in El HâDî celle celâlihu isminin mutlak mazharı, Hakta ve Hayrda Kullarını/ÜMMetini Hidâyete sevk eden Tevhid Kılavuzu olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

HÜDÂ; Arapça asıllı olup “Hidayet” kökünden; Doğru yol göstermek. Doğruluk. Hidâyet.
HÜDÂ; Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin, Kur'ân-ı Kerimin ve Kâbe’nin bir Sıfat İsmidir..


El Hâdî: İnsan sûretinde halkedilip, aklı olup, hür olup da özgür iradesini kullanma rüşdüne (bedenî, aklî, nefsî, kalbî ve de ruhî) eren kullarına nebîler gönderip, nakli sunup, açıklatıp ve uygulatıp, salahı ve felahı emredip, sapıklıktan sakındırıp, hakkı ve hayrı ilham edip öğreten, inanmayı tercih edenler için hidâyetini halkeden-, lütufla ve güzellikle yol gösteren, hayra erdiren, murâda yaklaştıran, doğru yola davet eden, her mahluku, kemâlâtı, bekâsı ve vücudunun idâmesi hususunda gerekli olan hususlara yönelten ve ömür boyunca hakta ve hayırda kılavuzluk eden ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL..


Resim

229-)MEHDÎ sallallahu aleyhi vesellem.

MEHDÎ sallallahu aleyhi vesellem: Hidâyete eren ve tüm Kâinât için hidâyete vesile olan ve rüşde erdiren, Sâhib-üz-zaman, hususî ve şahsî bir tarzda ALLAHu zü’L- CelÂL’in hidâyetine mazhar olan, kendisine Cenâb-ı HAKk TeÂLÂ tarafından yol gösterilen ve ALLAHu zü’L- CelÂL’in kullarına Sırat-ı Mustakîmi gösteren Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

اتَّبِعُوا مَن لاَّ يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ
Resim---"İttebiû men lâ yes’elukum ecran ve hum muhtedûn (muhtedûne).: (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdîlerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir).” (YâSîn 36/21)

Hüdâ, hedy, hidâyet (doğru yolu bulmak, yol göstermek, rehberlik etmek) kökünden türeyen sıfat isimdir.
Hâde: Dalâletten uzaklaşmak ve hidâyete gelmek.
Tehevvede: Hidâyete gelip salih amel işlemek..


El Hâdî: Hidâyet yolunu gösteren ve hidâyete doğruluğa eriştiren. Kullarını; Emrullahla Muradullaha ulaştıran. Kullarına kulluk imtihanında gerekli, lâzım ve lâyık olan maddî-mânevî imkanlar bahşedip sıla yollarını da gösteren, dalâletten uzaklaştırıp hidâyette kılıcı olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL..

Resim

Genel olarak, “Hüdâ” lafzı (sonu çekerek), yani “he-dal-ye” maddelerinden müteşekkil Arapça bir isimdir ve doğru yol gösterme mânâsınadır.

Resûlullah sallallahu aleyhi veselleme sıfat olmuştur.:


وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْلآ أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
Resim---"Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihî, innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd (hâdin).: İnkâr edenler derler ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya." Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir HİDÂYET önderisin.” (Ra’d 13/7)

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ أَن يُؤْمِنُواْ إِذْ جَاءهُمُ الْهُدَى إِلاَّ أَن قَالُواْ أَبَعَثَ اللّهُ بَشَرًا رَّسُولاً
Resim---"Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humu’l- hudâ illâ en kâlû e beasallâhu beşeren resûlâ (resûlen).: Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: "Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demelerinden başkası değildir.” (İsrâ 17/94)

Kur’ÂN-ı Kerim’e de, sıfat olmuştur.:

ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---"Zâlike’l- kitâbu lâ reybe fîh (fîhi), huden li’l- muttekîn (muttekîne).: İşte bu Kitap ki, O’nda hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.” (Bakara 2/2)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Resim---"Yâ eyyuhân nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fî’s- sudûri ve huden ve rahmetun li’l- mu'minîn (mu'minîne).: Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi.” (Yûnus 10/57)

أَوْ تَقُولُواْ لَوْ أَنَّا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن كَذَّبَ بِآيَاتِ اللّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ آيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُواْ يَصْدِفُونَ
Resim---"Ev tekûlû lev ennâ unzile aleynâ’l- kitâbu le kunnâ ehdâ minhum, fe kad câekum beyyinetun min rabbikum ve huden ve rahmetun, fe men azlemu mimmen kezzebe bi âyâtillâhi ve sadefe anhâ, se neczîllezîne yasdifûne an âyâtinâ sûe’l- azâbi bimâ kânû yasdifûn (yasdifûne).: Ya da: "Kitap bize de indirilseydi, elbette onlardan daha çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup çevirenlere, bu 'engelleme ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık vereceğiz.” (En'âm 6/157)

هَذَا بَيَانٌ لِّلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
Resim---"Hâzâ beyânun li’n- nâsi ve huden ve mev’ızatun li’l* muttekîn (muttekîne).: Bu (Kur'an) insanlar için bir beyan sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.” (Âl-i İmrân 3/138)

هَذَا بَصَائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّقَوْمِ يُوقِنُونَ
Resim---"Hâzâ basâiru li’n- nâsi ve huden ve rahmetun li kavmin yûkınûn (yûkınûne).: İşte bu (Kur’ân), insanlar için basirettir. Ve yakîn hasıl eden kavim için hidayettir, rahmettir.” (Câsiye 45/20)

KâBEtuLLAH’a da, sıfat olmuştur.:

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ
Resim---"İnne evvele beytin vudia li’n- nâsi lellezî bi bekkete mubâreken ve huden li’l- âlemin (âlemîne).: Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (alemler) için hidayet olan (Ka'be)dir.” (Âl-i İmrân 3/96)

Resim

ÖZEL OLarak ise;
Aynı “he-dal-ye” mastarından müştak/türemiş olan “el-Hâdî/hidâyet eden, doğru yolu gösteren” Sıfat İsmi ise, Cenâb-ı HAKk TeÂLÂ’nın 99 Esmâ-i Hüsnâsı’ndan biridir..


El Hâdî:

Resim

Resim

nOt.:
“Hudâ”, yani “hı-dal ve elif” harfleriyle yazılıp gene sonu uzun okunan kelime Farsçadır ve “İlâh-Tanrı” anlamlamında kullanılır, “sahip-mâlik” mânâlarında “ALLAH celle celâlihu” demektir. Osmanlıcamızda kullanılışı yaygındır.

Resim

Resim---Sehl bin Sa’d radiyallahu anhu: "Hayber gazvesi günü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bu sancağı yarın öyle bir kimseye vereceğim ki, Allah fethi onun iki eliyle müyesser kılacaktır. O kimse, Allah’ı ve Rasulünü sever, Allah ve Rasulü de onu sever.”
Ravi dedi ki: “Bunun üzerine insanlar sancak kime verilecek diye geceyi konuşarak geçirdiler. Sabah olunca sancağın kendisine verileceği ümidi ile bütün sahabeler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna koştular.
Fakat Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ali bin Ebu Talib nerededir? diye sordu.
Sahabeler: “Yâ Rasûlullah! Onun iki gözü ağrıyor!” dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ona haber gönderin de onu bana getirin!” buyurdu.
Ali kerremullahi veche gelince, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, onun gözlerine tükürdü ve dua etti. Akabinde Ali kerremullahi veche’nin gözleri iyileşti. Hatta onda hiçbir ağrı yokmuş gibi oldu. Hemen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sancağı Ali kerremullahi veche’ye verdi.

Ali kerremullahi veche: “Yâ Rasûlallah! Onlar da bizim gibi oluncaya kadar mı savaşacağım?” dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Tâ Hayberlilerin sahasına ininceye kadar hey’etin üzere sükunetle yürü! Sonra onları, İslam’a girmeye davet et! Ve onlara, İslam’da üzerlerine vâcib olacak Allah’ın haklarını haber ver! Allah’a yemin ederim ki, senin sayende Allah’ın bir tek kişiye HİDÂYET vermesi senin için, kırmızı develerin olmasından daha hayırlıdır.” buyurdu.

(Buharî, 7/3468; Müslim, 2406/34)

Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebîyyike ve
Rasûlike ve
Nebîyyi'l- Ummîyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve ÜMMetihi...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Eki 2018, 16:31 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

230-)AFÜVV sallallahu aleyhi vesellem.

AFÜVV sallallahu aleyhi vesellem: NAHNu/BİZ BİR-İZ SIRRının Menbağı ve Mazaharı, Rahmetenli’l- âlemin, ALLAHu zü’L- CELÂL’in yarattıklarına ve KULLarına RAHMet NEBÎsi, sonsuz merhametli, alçak gönüllü davranıcı ve afvedici/AFÜVv olan Resûlullah h sallallahu aleyhi vesellem..


O Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem ki;
Rahmetenli’l- âlemin ki, CÜMMLe ÂLEMLerin RAHMet Kaynağı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ALLAHu zü’L- CELÂL’in yarattıklarına ve KULLarına RAHMet NEBÎsi aleyhisselâm sonsuz merhametli, alçak gönüllü davranıcı ve afvedicidir/AFÜVvdür.. ALLAH celle celâlihu’muza Hamd OLsun!.

RAHMet NEBÎsi olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, AFÜVv İsm-i ŞERîfi gereğini bildirirken;


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sadaka hiçbir zaman malı eksiltmez. Allah, kişinin affetmesi sebebiyle ancak şerefini arttırır. Allah için alçak gönüllü davranan kimseyi Allah mutlaka yükseltir. " buyurmuştur.
(İmam Malik Muvatta Sadaka, 12; Tirmizî, Birr, 81)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kendi isimlerinden bahseder ve şöyle buyururdu: "Ben MuhaMMed, AhMed, Mukaffi, Haşir, Nebiyyü't-Tevbe, Nebiyyü'l-Melhame, Nebiyyu'r- Rahme'yim..." " buyurmuştur.
(Müslim)

AFV.: Bağışlamak. Kusur ve günâhı affetmek.
AFÜVV.: Affeden, Merhametli..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz'in esmâü’l- hüsnâdan olan sıafatlarla sıfatlanmış ve isimlenmiştir ki, Afüvv İsmi de bunlardandır ve bu isimlerin çoğu bugün Ravza-i Nebî aleyhisselâm’ın kıble duvarını nefis ve mükemmel hatlarla süsleyen bu mübârek isim ve sıfatlarındır ki, bir kısmı şöyledir:

Ra'ûf, Rahîm, Afüvv, Nûr, Mahmûd, Hâmid, Hamîd, Hâk, Şâhid, Şehîd, Şekûr, Kerim, Ekrem, Azîm, Azîz, Cebbâr, Habîr, Fettâh, Şekûr, Âlim, Alîm, Allâm, Mübeşşir, Mübîn, Evvelu ve'l-Âhiru, Kavi ve Zu’l- Kuvveti'l- Metîn, Sâdık, Velîyyü ve'l- Mevlâ, Hâdi, Tâhir, Mü’min, Muheymînu, Kuddûs, Hâdî, Yâ-Sîn. gibi..



Resim


Azîz Kardeşlerim;
ALLAHu zü’L- CELÂL’in El AFÜVV celle celâluhu İsm-i Şerîfinin Mutlak Mazharı/Zuhur Yeri, Menbağı/TeCeLLî KAYNAğımız OLuşuyLa, NÛRundan Yaratılmakta ve KULLuk İmtihÂNı YERimiz OLan şu ÂLemde EŞsiz MEŞHEDi/Şehâdet yeri OLuşunu en Ahsen ANLAyışımız için ALLAHu zü’L- CELÂL’in El AFÜVV celle celâluhu İsm-i Şerîfini bir daha MuhaMMedî ŞÛUR İLe İNCELEyeLim İnşâe ALLAHu Teâlâ!.



Resim




8- EL AFÜVVÜ ALLAH celle celâluhu

Resim


El Afüvvü : Afv'dan feûl babında bir kelimedir. Bu bâb mübalağa ifâde eder. Günahları çokça bağışlayan, Hiçbir sorumluluk kalmaksızın, çok affedici olan, affı seven, affeden, suç işlememiş gibi yapan. Çok afveden, bağışlayan ve kullarının hata, kusur ve günahlarını silip gideren ALLAHU ZÜ'L-CELÂL.

Resim

Afv (silmek, gidermek, yok etmek, bağışlamak, kusur ve günahı affetmek) kökünden mübâlâğa ifâde eden sıfat isim.
Kur'ân-ı Kerîm'de 5 âyette Afüvvü'l-Gafûr olarak, 1 âyette ise Afüvvü'l- Kâdir ismiyle geçmektedir.
Bu ikili geçişler ise Affetmenin önemini pekiştirir.


El Afüvvü : Hiçbir sorumluluk kalmaksızın, çok affedici olan, affı seven, affeden, suç işlememiş gibi yapan. Çok afveden, bağışlayan ve kullarının hata, kusur ve günahlarını silip gideren ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL.

Afâ: Silinmek. Gizlenmek. Günahını afvetmek, bağışlamak.
Afiyet: Afiyet. Sıhhat. Selâmet. Kuvvet.
Affû: Nafakadan arta kalan. Lütûf. Mâruf. Fazilet.
İffet: İffet. Adi şehvetleri terketme. Cesedin temizliği.
Afîfe: İffetli kadın.

El Afüvvü celle celâluhu’nun, Kur'ân-ı Kerimimizde toplam beş yerde Allah Teâlâ’yı niteleyen bir isim olarak geçtiği âyet-i celîler:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَقْرَبُواْ الصَّلاَةَ وَأَنتُمْ سُكَارَى حَتَّىَ تَعْلَمُواْ مَا تَقُولُونَ وَلاَ جُنُبًا إِلاَّ عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّىَ تَغْتَسِلُواْ وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاء أَحَدٌ مِّنكُم مِّن الْغَآئِطِ أَوْ لاَمَسْتُمُ النِّسَاء فَلَمْ تَجِدُواْ مَاء فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا
Resim---“Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ takrabûs salâte ve entum sukârâ hattâ ta’lemû mâ tekûlûne ve lâ cunuben illâ âbirî sebîlin hattâ tagtesilû. Ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câe ehadun minkum minel gâiti ev lâmestumun nisâe fe lem tecidû mâen fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi vucûhikum ve eydîkum. İnnallâhe kâne afuvven gafûrâ(gafûran) : Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nisâ 4/43)

فَأُوْلَئِكَ عَسَى اللّهُ أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللّهُ عَفُوًّا غَفُورًا
Resim---“Fe ulâike asâllâhu en ya’fuve anhum. Ve kânallâhu afuvven gafûrâ(gafûran) : İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır.” (Nisâ 4/99)

إِن تُبْدُواْ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُواْ عَن سُوَءٍ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا
Resim---“İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev ta’fû an sûin fe innallâhe kâne afuvven kadîrâ(kadîran) : Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir.” (Nisâ 4/149)

ذَلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنصُرَنَّهُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ
Resim---“Zâlik(zâlike), ve men âkabe bi misli mâ ûkıbe bihî summe bugıye aleyhi le yansurennehullâh(yansurennehullâhu), innallâhe le afuvvun gafûr(gafûrun) : İşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine 'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.” (Hac 22/60)

الَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنكُم مِّن نِّسَائِهِم مَّا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ إِنْ أُمَّهَاتُهُمْ إِلَّا اللَّائِي وَلَدْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنكَرًا مِّنَ الْقَوْلِ وَزُورًا وَإِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ
Resim---“Ellezîne yuzâhirûne minkum min nisâihim mâ hunne ummehâtihim, in ummehâtuhum illellâî velednehum, ve innehum le yekûlûne munkeren minel kavli ve zûrâ(zûren), ve innellâhe le afuvvun gafûr(gafûrun) : İçinizden zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır.” (Mücadele 58/2)


Resim

Afüvv: Yok etmek, silmek, gidermek, bağışlamak, kusur ve günahı affetmek, fazlalık, artık, çoğalmak, temiz ve helâl mal anlamlarına gelen AFV masdarından mübalağa ifade eden bir isimdir.
Rabbul-âlemin tüm kullarına karşı, El Afüvvü olan ALLAH celle celâluhudur.
KûN! Rububiyyet- feyeKûN Ubudiyyet HaYYatı içinde;
Kullarına ihsan ettiği takat
-güç-kuvvet ölçüsünde yükümlülük getirmiştir.
Faydalarına olanları helal, zararlarına olanları yasak kılması..
Hayat şartları gereği kesin hükümler olmasına rağmen kulun lehine ruhsat edip hafifletme ve kolaylaştırmalar buyurması.. ölmeyecek kadar domuz eti yemek vs.
Kalblerimize her hata ve kusurumuzdan sonra pişmanlık hissi vermesi, tevbeye yöneltip istiğfar talebi doğurması..
Kulluk hâli, hatalarımızı-günahlarımız görmezden gelip, gizleyip, örtmesi ve hatta hataya gidişimizi engellemesi..
Kötülüklerimize kefaret olacak nice iyilikler yapmamızı kalblerimize ilham etmesi.
Kulları için ZÂTen, Keremen ve Lutfen ZORluk istememesi:

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Resim---“Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân(furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh(yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara) yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra, ve li tukmilûl iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn(teşkurûne) : Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.” (Bakara 2/185)


Nesfsimizi israf edip kendimiz zulmetsek dahi, ALLAH celle celâluhu’nun rahmetinden asla ümit kesmememizi emreder:

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim---“Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu) : (Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer 39/53)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “ALLAH Teâlâ: “Rahmetim gazabımı geçmiştir!” buyurdu” buyurdu.
(Buhârî, Tevhîd, 22, 28; Müslim, Tevbe, 15.)


İşte bunların tümü de ALLAH celle celâluhunun El Afüvvü Esması tecellîlerindendir.
Burada bir inceliğe dikkat çakmeliyiz ki;

Mağfiret; günahın , hatanın, kusurun cezasının örtülmesidir ki kendileri örtü altında bekler bu ise Abd ile RABBı Teâlâ arasında yine de bir perdedir.
Aff da ise; günah, hata, kusur ya silinir yok edilir veya hayrlar ile değiştirilip tebdil edilir..[/b]

Kur'ân-ı Kerimde Afv kökünden bazı fiiller de Allah Teâlâ’ya isnad edilmiştir:
Bakara 2/52; Ali İmran 3/152,155; Nîsâ 4/153; Mâide 5/95,101; Tevbe 9/43


Yine Kur'ân-ı Kerimde Afv kökünden bazı fiillerin insanlara da isnad edilmiştir:
Bakara 2/109,237; Âl-i İmrân 3/134, 159; Nisâ 4/149; Maide 5/13; Teğabün 64/14..[/b]


Resim

Hadis-i Şeriflerde de çokça geçmektedir El Afüvv celle celâluhu Esması:

Resim---Ebu Bekri’s- Sıddk radıyallahu anh: “Yâ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, namazın âhirinde okumak üzere bana bir dua tâlim buyur!” dediğinde:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şöyle dua et:
“Yâ Rabb! Muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günah işledim. Günahları ise ancak sen afvv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafur ve rahim ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afvv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhamet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halas edip cennet ve cemaline kavuştur!”
(Buharî, Ezan, 149, Deavat, 16)

Resim

Resim---Kadir Gecesinde nasıl duâ edeceğini soran Âişe Annemize Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’ım Sen Afüv’sün, affı seversin. Beni affet!” de” buyurmuştur.
(Riyâzü’s-Sâlihîn, 1192)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah, Afüvvdür (affedicidir) affı sever!" buyurdu.
(Müslim, Birr, 157)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah'ım! Şüphesiz Sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni affet" diye dua etmiştir
(Tirmizî, Deavat, 85).

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah'ım! Beni affet. Çünkü sen Afüvv'sün, Kerîmsin!” buyurdu.
(Taberânî)

El Afüvvü'l-Gafûrul-Kadîr olan ALLAH celle celâluhu akl-ı silm sahibi Müminlere de, affetmeyi EMR etmektedir.

İslamda Affetmek, bir kötülüğe aynıyla-eşitiyle cevab vermek değil de dinî bir fazilet ve izzet olduğu din kardeşliği esasıdır.
Kötülük yapana kötülük yapması hakkı ve gücü var iken onun islahına ve iflahına kapı açarak affetmek o kulun ÖZündeki Hakikat-ı Muhammediyye Sırrına ermişliği ölçüsüdür:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şahsî kin, garaz, düşmanlık, düşmanlık, öç almak hislerinden tamamen uzak daima affedici olmuştur.

Taif’te taş yağmuruna tutanları, Baba Yurdu Mekke’den süren Kureyşlileri tüm kötülük edenleri affedip onlarahayr dua etmiştir:


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’ım! Kavmimi bağışla! Onlar bilmiyorlar!”
(Riyazü’s- Sâlihîn, 640.)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’ım, ümmetimi affet, çünkü onlar bilmiyorlar!”
(İbn-i Mâce)

Çünkü AFFı ALLAH celle celâluhu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e EMR etti:

خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ
Resim---“Huzil afve ve’mur bil urfi ve a’rıd anil câhilîn(câhilîne) : Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (A’râf 7/199)

AFFı, MuhaMMedî Şuur Sahibi Müslümanlara da EMRetmiştir:

وَجَزَاء سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِّثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَأَصْلَحَ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
Resim---Ve cezâu seyyietin, seyyietun misluhâ, fe men afâ ve asleha fe ecruhu alâllâh(alâllâhi), innehu lâ yuhıbbuz zâlimîn(zâlimîne) : Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup sağlarsa) artık onun ecri Allah'a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez.” (Şûrâ 42/40)

وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---Ve lâ ye’teli ulul fadlı minkum ves seati en yu’tû ulil kurbâ vel mesâkîne vel muhâcirîne fî sebîlillâh(sebîlillâhi), vel ya’fû vel yasfehû, e lâ tuhıbbûne en yagfirallâhu lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun) : İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (Nur 24/22)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---Yâ eyhuhellezîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum aduvven lekum fahzerûhum, ve in ta’fû ve tasfehû ve tagfirû fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun) : Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür (kusurlarını yüzlerine vurmaz) ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Teğabün 64/14)

وَدَّ كَثِيرٌ مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّن بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّاراً حَسَدًا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُواْ وَاصْفَحُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Resim---Vedde kesîrun min ehlil kitâbi lev yeruddûnekum min ba’di îmânikum kuffârâ(kuffâran), haseden min indi enfusihim min ba’di mâ tebeyyene lehumul hakk(hakku), fa’fû vasfehû hattâ ye’tiyallâhu bi emrih(emrihî), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun) : Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” (Bakara 2/109)

الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Resim---Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne) : O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Âl-i İmrân 3/134)

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ
Resim---Fe bimâ rahmetin minallâhi linte lehum, ve lev kunte fazzan galîzal kalbi lenfaddû min havlik(havlike), fa’fu anhum vestagfir lehum ve şâvirhum fîl emr(emri), fe izâ azamte fe tevekkel alâllâh(alâllâhi), innallâhe yuhibbul mutevekkilîn(mutevekkilîne) : O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şâyet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân 3/159)


AFVın, affedilence istismarını iyice düşünmek de müslümanın feraset ve basiretidir.
AFV, affedilen ve affedenin Hayatlarında, Hayrın ve Hikmetin Kemâline sebeb olmalı ve asla Şerre devam kapısı da olmamalıdır.
ALLAH celle celâluhu Şirk sebeb olan günah dışında her günahı AFFeder:


إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا
Resim---İnnallâhe lâ yagfiru en yuşrake bihî ve yagfiru mâ dûne zâlike li men yeşâu ve men yuşrik billâhi fe kadifterâ ismen azîmâ(azîmen) : Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

Çünkü şirk, ALLAH celle celâluhu’ya yarattığı varlıklardan birini ya da Nefsin HEVÂsın ortak kılıp, Mevcudaatın ve KULluk İmtihanının Temli olan Ulûhiyete Şehadeti ortadan kaldıran çirkin bir ZULMdür:

وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ
Resim---Ve iz kâle lukmânu libnihî ve huve yaızuhu yâ buneyye lâ tuşrik billâh(billâhi), inneş şirke le zulmun azîm(azîmun) : Hani Lukman oğluna -öğüt vererek- demişti ki; "Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." (Lokman 31/13)

AFVV.. Afv de A’yana-ı Sabite AKLının Fuadında Vücûda geliş Sırınâ eriş Yusufîliği vardır…
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kanı, canı ve İmanının Kıyamete kadar İçinde Kur'ân-ı Kerim NAKLeden, Tevhid Kablosu Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm’ın 4 ünden BİRi Hasan aleyhi's-selâm kölesinin elindeki tabağı devirerek elbisesini kirletmesi üzerine yıllarca Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâm Edeb AŞI yiyen bu zâtı deneme GeRGeFine GERdi:

Neden Dikkat etmedin!” buyurdu.

Keremden ikram almış olan Köle
:

الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Resim---“Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi ve’l- kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn (muhsinîne) : O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Âl-i İmrân 3/134)

Âyet-i celîlesinin ve’l- kâzımînel gayza: ve öfkelerini yutarlar kısmını okudu.
İmam hasan aleyhi's-selâm
: Öfkemi yendim! buyurdu.
Köle
: vel âfîne anin nâs: ve insanları affederler kısmını da okuyunca;
İmam hasan aleyhi's-selâm
: Bağışladım! Affettim!! buyurdu.
Bu sefer köle âyetin kalan
: vallâhu yuhibbul muhsinîn: Allah da güzel davranışta bulunanları sever! sonunu da okuyunca İmam Hasan aleyhi's-selâm: Vallahi ben de seni azad ettim! buyurdu.
Ve kırılan bir tabakla yapılan ALLAH Köşkü Kalb şerefine, azadlısına 400 dirhem de gümüş verdi..

EDEB Ocağı İmam hasan aleyhi's-selâm DeDesi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi çok iyi
DUYup-UYmuştu:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Sadaka vermekle elde mal eksilmez, Allah Teâlâ affeden kulunun değerini artırır Allah rızası için alçakgönüllü olanı Allah yüceltir" buyurdu.
(Riyazü’s- Salihin 604)

Buyuran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i her husuta olduğu gibi AFVV husunda da iyice ANlamalıyızki;
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
ALLAH celle celâluhunun kullarına EMRettiği KULluk yapma ÜSUL-Edebini târif eden İrfan Yaşayışında;
Kulluk görevlerinin; takatlarının, zor şartlarda izin demek olan ruhsatların, KEFÂLETİN, VEKÂLETİN, Hasbi hizmetin sınırlarının, belirlenmesinde kendisinde daima El AFüVV celle celâluhu Esmasın Tecellî Mazhar Kaynağı olmuştur.
Ümmetini Tevbe istiğfara çağırıp Aff-ü İlahîyeye kavuşmalarını istemiştir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hakku’l-HaKK celle celâluhu yani ALLAH celle celâluhunu Şeriat-ı GARRA Hakkı söz konusu olunca ÖZ Kızı Fatıma aleyha's-selâm da olsa AFFetmezdi:
Mekke Eşrafından birisinin hırsızlık yapan kızına göz yumulması istendiğinde:


Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kızım Fatıma da olsa muhakkak elini keserdim” buyurdu.
(Ebû Davud, Hudûd: 15; Tirmizî, Hudud: 6)


Resim

Müslümanlara sınırsız-sorumsuz bir suçsuzluk bahşeden El Afuvvü celle celâluhu Esmâsının Mutlak Mazharı MuhaMMed Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi her nefeste, Tevbe İstiğfarda da “BİZ BİR-İZ” MuhaMMedî Şuuru içinde OKUyalım-ANLAyalım İnşâallah;

Resim---Enes radiyallahu anhu: “Ben, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle buyururken işittim: “Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve mağfiret umduğun müddetçe senden ortaya çıkan günahının üzerini mağfiretimle örterim, hiç aldırış etmem. Ey Âdemoğlu! Şâyet senin günahın bulutlara ulaşacak olsa, sonra bana istiğfar etsen, seni yarlığarım. İsyanının çokluğuna aldırış etmem. Ey Âdemoğlu! Sen bana yer dolusu hatalar getirip sonra bana bir şeyi eş tutmadan kavuşacak olursan, ben de sana yer dolusu mağfiret ederim!” buyurdu.
(Tirmizî, Deavât, 106; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 172.)

İslam Dinimizde Niyetin İhlası Amelin sadakatı esastır ve ALLAH celle celâluhu nun mutla AFFedici oluduğuna kesin iman şarttır:

Resim--- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Kulum, hakkımda nasıl bir zan yürütürse ben öyleyimdir...” buyurdu.
(Ebû Hüreyre radiyallahu anhu ‘dan; Buhârî, Tevhîd, 15; Müslim, Zikr, 2, (2675); Tirmizî, Deavât, 142, (3598).

Resim---Ebû Hüreyre (r.a)’den rivâyetle Nebi (s.a.s.) şöyle buyurdular: “Faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.”
(Buhârî, Îmân, 25, Salâtü’t-Terâvîh, 2; Müslim, Müsâfirîn, 175; Ebû Dâvûd, Ramazan, 1.)

Öz Kızının bile Şeriat-ı Garra dışı fiilini cezalandıran Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin Şeriat-ı İNŞA’ Olurken, Nûr Sûresinin nâzil sebebi de olan İFK Olayında HAKK Teâlâyı DUYup-UYunca AFFedişi seyredelim:

Âişe Annemize yapılan iftira İFK Olayı fitnesinde, Ebu Bekir radıyallahu anh’ın azatlısı ve geçimini de sağladığı Mistah b. Üsâse de münafıklara uyup ileri geri konuşunca Ebu Bekir radıyallahu anh Mistah’a artık ekmek bile vermemeye yemin etmişti.
Mistah’ın annesi ise Ebu Bekir radıyallahu anhın teyzesinin kızı ve karabası idi.


وَلَا يَأْتَلِ أُوْلُوا الْفَضْلِ مِنكُمْ وَالسَّعَةِ أَن يُؤْتُوا أُوْلِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---“Ve lâ ye’teli ulul fadlı minkum ves seati en yu’tû ulil kurbâ vel mesâkîne vel muhâcirîne fî sebîlillâh(sebîlillâhi), vel ya’fû vel yasfehû, e lâ tuhıbbûne en yagfirallâhu lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun) : Bir de, içinizde fazilet ve servet sahibi olanlar, akrabalara, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermemek (yedirmemek) üzere yemin etmesinler; (kusurlarını) bağışlasınlar, aldırmasınlar. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah Gafûr’dur= çok bağışlayıcıdır, Rahîm’dir = çok merhametlidir.” (Nûr 24/22)

Âyet-i kerîmesi nazil olunca, Ebu Bekir radıyallahu anh: "Allah’a yemin ederim ki Allah’ın günahımı bağışlamasını severim!" deyip, Mistah’ı görüp gözetmeye devam etti.

(Sahih bir hadis olup, İfk hadisesi ile ilgili hadisin bir bölümüdür. Bunu da Buharî, Şehâdât, İ’tisam ve Tevhid; Müslim’de, Tevbe, Hadisu’l-İfk’de (Nevevî, XVII, 108); Tirmizî; Nesaî)


El AFüVV celle celâluhu Esmasının Tecellî Tahtası, Tevbedir insan Kalbinde;
Evb: Dönülmesi lâzım gelen yere dönmek. Kasd. İstikamet.
Tevbe: (Tövbe) Yaptığı fenalığa pişman olmak. Allah'dan afv dilemek. Bir daha işlememeye azmetmek. Estağfirullah deyip, pişmanlık duymak.
Afv: Bağışlamak. Kusur ve günâhı affetmek.

Zincirinde Tevbe temeldir ve bu günahtan İÇten dönüşte:
Pişman olmak, Günahtan kesin kopmak ve birdah günaha dönmemeye tamm azmatmek olmalıdır ki El Afüvv celle celâluhu Esmasının Sırrı Tecellî eylesi kalblerimizde İnşâallah..
Şunu da sla unutmamalıyı ki, tevbe edilen günah içinde kul hakkı varsa ANA ŞART Kul hakkı olanla HELÂLleşmektir..
İnsan Nefsi-AKLıyla insan sûretinde gelen için günah işlememek imkansızdır.
Günah işlemek de ALLAH celle celâluhunun SÜNNETullahındandır ve kaçınılmaz Kulluk imtihanı ana soru kaynağıdır:


ـ4141 ـ1ـ عن أبي أيوب رَضِيَ اللَّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولَ اللَّهِ #: لَوَْ أنَّكُمْ تُذْنِبُونَ لَذَهَبَ اللَّهُ تَعالى بِكُمْ وَخَلَقَ خَلْقاً يُذْنِبُونَ فَيَغْفِرُ لَهُمْ[. أخرجه مسلم والترمذي
Resim---Ebu Eyyub radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâlâ Hazretleri sizi helâk eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı."
(Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizî, Da'avât 105, (3533)

ـ4142 ـ2ـ ولمسلم عن أبي هريرة قال: ]قَالَ رَسُولُ اللَّهِ #: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ لَمْ تُذْنِبُوا لَخَشِيتُ عَلَيْكُمْ مَا هُوَ أشَدُّ منْهُ، وَهُوَ الْعُجْبُ«
Resim---Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zat'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi."
(Müslim, Tevbe 9, (2748)

Rezîn şu ziyadede bulundu: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Nefsim elinde bulunan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb'e düşeceğinizden korkarım!."
(Bu rivâyet, Münzirî'nin et-Terğîb ve't-Terhîb'inde kaydedilmiştir (4, 20)


Ucb: Ucub, Kibir, gurur. Kendini beğenmişlik. Ameline, yaptıkları işe güvenmektir.
Buradaki ÖZ mânâ; Kulun, Yaratanından kaçamadığını ve affedici olduğunu ANlayıp YAŞAması kuralıdır:

وعن أبي هريرة رَضِيَ اللَّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللَّهِ #: فىمَا يَحْكِي عَنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ. قَالَ أذْنَبَ عَبْدٌ فقَالَ: اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي. فقَالَ اللَّهُ تَعالى: أذْنَبَ عَبْدِي ذَنْباً، فَعَلِمَ أنَّ لَهُ رَبّاً يَغْفِرُ الذَّنْبَ وَيَأخُذُ بِالذَّنْبِ. ثُمَّ عَادَ فَأذْنَبَ. فقَالَ: أيْ رَبِّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي. فقَالَ اللَّهُ تَعالى: أذْنَبَ عَبْدِى ذَنْباً، فَعَلِمَ أنَّ لَهُ ربّاً يَغْفِرُ الذَّنْبَ وَيَأخُذُ بِالذَّنْبِ. ثُمَّ عَادَ فَأذْنَبَ فقَالَ: يَا رَبِّ اغْفِرْ لِي. فقَالَ اللَّهُ تَعالى: أذْنَبَ عَبْدِي، فَعَلِمَ أنَّ لَهُ رَبّاً يَغْفِرُ الذَّنْبَ وَيَأخُذُ بِالذّنْبِ. اعْمَلْ مَا شِئْتَ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكَ[. أخرجه الشيخان
Resim---Ebu Hüreyre radıyallahu anhu: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm Rabb’inden naklen buyururlar ki: "Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi.
Hak Teâlâ da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der.
Allah Teâlâ Hazretleri de:
"Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."
Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teâlâ da:
"Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâheze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."

(Buhârî, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29, (2758)

KULunun Kirlenip-Temizlenme HAZZını ise;

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem : “Muhakkak Allah Teala Hazretleri kulunun tevbesinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini içeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış, yahud Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış, aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan takati kesilmiş, ümidi tükenmiş, böyle bir halde tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı ucunda bulur. “İşte bu adam ne derece ferahlanır ise Cenab-ı Hakk -celle ve ala- da bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı ucunda bulan adamdan ziyade ferahlanır. Yani razı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nail eyler, demektir.” Buyurdu.
(Abdullah ibn Mes`ud radıyallahu anh ‘dan; Buharî, Deavat, 4)

Aziz kardeşlerim!.

ALLAHu zü’l- CeLÂL’in, KULLuk İmtihanı gereği Nefislere yüklenmiş olan gaflet, cehâlet, dalalet ve ihânet zilleti karanlığı PASını, Keremiyle AFFedip, İzzetiyle SİLmesi ve Rahmet Kapılarını UMuMa AÇması el Afüvv celle celâluhu tecellîsidir:


قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Resim---"Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh (rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm (rahîmu).: (Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer 39/53)

Yüceler Yücesi ALLAH celle celâluhumuz,
El AFüVV celle celâluhu Esmasının Tecellîsinde TeK-İlK NOKTamız MuhaMMed Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme buyurduğu,
Kur'ân-ı Kerimde tek, MuhaMMed Sûresinde ve de 19.uncu âyetindeki MuhaMMedî TEVBE-İSTİĞFAR “BİZ-BİR-İZ” Cemmul- CeMMM CeNNetine İŞTİRAKı, CüMMMlemize Nasib ve Müyesser buyrusun inşae ALLAH!..

فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ
Resim---Fa’lem ennehu lâ ilâhe illâllâhu vestagfir li zenbike ve lil mu’minîne vel mu’minât(mû’minâti), vallâ hu ya’lemu mutekallebekum ve mesvâkum: Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. (Habibim!) Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.” (MuhaMMed 47/19)



Âmin! Yâ Latîf ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Rahîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Fettâh ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Settâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin! Yâ Muîn ALLAH ALLAH celle celâluhu!


YÂ HAYyu’L- HUuu!. ALLAH celle celâlihuu!.


Resim


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-SeLâmet
İZZet-i İhsÂNınLa LûTFet-CEM’ et =>MuhaMMedî HAKİKAtımıza İnşae ALLAH!..


Resim

MuhaMMedi MuHABBEtLerimİZLe!..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 17 Kas 2018, 18:21 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

231-)VELÎ sallallahu aleyhi vesellem.

VELÎ sallallahu aleyhi vesellem: Rahmetenli’l- âlemin ki, CÜMMLe ÂLEMLerin RAHMet Kaynağı Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, ALLAHu zü’L- CELÂL’in EL VELî İsminin Mazharı, Yarattıklarına, KULLarına ve ÜMMEtine karşı RAHMet ve MuHABBEt NEBÎsi, sonsuz merhametli, alçak gönüllü, yâri, yardımcısı, sahibi ve en yakın VELÎsi/DOStu olan Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in, Velâyeti tıpkı bir CERYÂN Kablosu gibi TENi, KANı, CÂNı ve İMÂNın Devamı olan EhL-i Beyt aleyhumusselâm ile devam edecektir kıyamete kadar.. Ve Hitam bulan Nübüvveti ise bu kablunun içindeki HAYy CERYÂNı gibi OLAN, Fâilin Mazharı NÛR-u MuhaMMeddir hamdolsun..

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in VELî aleyhisselâm İsmini daha iyi ANLAmamız için ALLAHu zü’L- CELÂL’in EL VELî celle celâlihu İsm-i Şerîfini inceleyelim İnşâe ALLAHu TeÂLÂ!.



Resim

146- EL VELî celle celâluhu:

EL VeLî:
Resim


Resim

VELî: Sahib, mâlik, nâsir, mûin/yardımcı, dost/seven ve yardım eden, mütevelli/herşey O'nunla yürüyen. Her şeye her şeyden daha yakîn olup her işlerini üzerine alıp icrasını yüklenen, muhafaza eden, kullarının dostu, yâri, yardımcısı, sahibi ve velîsi olan ALLAHu zü’l- CELÂL..


“Veliye” veya “velâyet” kökünden türemiş olan Velî İsmi çok geniş ve kapsamlıdır:

1-) Yakını olmak, yanında olmak.
2-) Şzlemek, takib etmek, kontrol etmek.
3-) Birinin işini üzerine almak, üstlenmek.
4-) Birinin işini ıslah etmek, düzene koymak.
5-) Birinin işini programlamak.
6-) Maddî ve mânevî her türlü yardımda bulunmak.
7-) Karşısındakine güzel vasıflarıyla övgüde bulunmak.
8-.) Ni’met vermek, ihsan etmek.
9-) Birinin iŞini takip etmek.
10-) Araplar ilkbaharda yağan ilk yağmurun ardından gelen ikinci yağmura, ihsan ve lütfun devamı olduğu için "Velî" derler. Kur'ân'da Velî kelimesi Allah'ın dışında, yetimlerin, kimsesizlerin işlerini ve bakımlarını üstlenenlere de verilir.

Velî; iman eden kullarına yakın olan ve onlarla dost olandır.
Velî; kullarının işlerini üstlenen, takib eden, yöneten ve programlayandır.
Velî; kullarına maddî ve mânevî yardımlarda bulunandır.
Velî; kullarına ni’met ve ihsanda bulunandır.
Velî; ni’meti sürekli, art arda ve kesintisiz olandır.
Velî; kullarını güzel hasletleriyle övendir..


Velâ: Bir şeye yaklaşmak.
Veliye: İdare etmek. Düzenlemek. İşini üzerine almak. Yardım etmek. Sevmek.
Vellâ: Birisini bir işe idareci kılmak.
Tevellâ: Geri dönmek, yüz çevirip terketmek.
Evlâ: Daha lâyık, daha uygun, daha yakın.
Veliyyullah: ALLAH'dan korkan, sayan, seven, temiz, pâk olup amel-i salih işleyen ALLAH'a dosd olan ALLAH'ın dosdları.
Evliyâ: Velîler.


EL- VELÎYYu celle celâlihu İsm-i Şerifi; Tirmizî listesindeki 99 esmâü'l- hüsnâ ve İbni Mâce'nin listesindeki 100 esmâü'l-hüsnâ içinde geçmektedir.

EL- VELÎYYu celle celâlihu İsm-i Şerifi; Kur'ÂN-ı Kerîm’de.:


اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Resim--- "Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum mine’z- zulumâti ilâ’n- nûr (nûri), vellezîne keferû evliyâuhumu’t- tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâ’z- zulumât (zulumâti), ulâike ashâbu’n- nâr (nâri), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).: Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkâr edenlerin velileri ise tağut'tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır.” (Bakara 2/257)

إِنَّ أَوْلَى النَّاسِ بِإِبْرَاهِيمَ لَلَّذِينَ اتَّبَعُوهُ وَهَذَا النَّبِيُّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَاللّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ
Resim--- "İnne evle’n- nâsi bi ibrâhîme lellezînettebeûhu ve hâza’n- nebiyyu vellezîne âmenû vallâhu veliyyu’l-mu’minîn (mu’minîne).: Doğrusu, insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah, mü'minlerin velisidir.” (Âl-i İmrân 3/68)

وَاللّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ وَكَفَى بِاللّهِ وَلِيًّا وَكَفَى بِاللّهِ نَصِيرًا
Resim--- "Vallâhu a’lemu bi a’dâikum. Ve kefâ billâhi veliyyen, ve kefâ billâhi nasîrâ (nasîran).: Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter.” (Nisâ 4/45)

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
Resim--- “İnnemâ veliyyukumullâhu ve resûluhu vellezîne âmenûllezîne yukîmûne’s- salâte ve yu’tûne’z- zekâte ve hum râkıûn (râkıûne).: Sizin velîniz (dostunuz) sadece Allah ve O’nun Resûl'ü ve âmenû olup namazı kılan, zekâtı veren kimselerdir ve onlar rükû edenlerdir.” (Mâide 5/55)

قُلْ أَغَيْرَ اللّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلاَ يُطْعَمُ قُلْ إِنِّيَ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكَينَ
Resim--- "Kul e gayrallâhi ettehızu veliyyen fâtırı’s- semâvâti ve’l- ardı ve huve yut’ımu ve lâ yut’am (yut’amu), kul innî umirtu en ekûne evvele men esleme ve lâ tekûnenne mine’l- muşrikîn (muşrikîne).: De ki: “Semaları ve arzı yaratan Allah’tan başka bir velî (dost) edinir miyim? Ve doyuran (yediren) ve Kendisi doyurulmayan (yedirilmeyen) O’dur.” “Muhakkak ki ben, teslim olanların ilki olmakla ve müşriklerden olmamakla emrolundum.” de.” (En’âm 6/14)

لَهُمْ دَارُ السَّلاَمِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Resim--- "Lehum dâru’s- selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne).: Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur. “ (En’âm 6/127)

وَاخْتَارَ مُوسَى قَوْمَهُ سَبْعِينَ رَجُلاً لِّمِيقَاتِنَا فَلَمَّا أَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُم مِّن قَبْلُ وَإِيَّايَ أَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاء مِنَّا إِنْ هِيَ إِلاَّ فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَاء وَتَهْدِي مَن تَشَاء أَنتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ
Resim--- "Vahtâra mûsâ kavmehu seb’îne raculen li mîkâtinâ, fe lemmâ ehazet humu’r- recfetu kâle rabbi lev şi’te ehlektehum min kablu ve iyyâye, e tuhlikunâ bi mâ feale’s- sufehâu minnâ, in hiye illâ fitnetuke, tudıllu bihâ men teşâu ve tehdî men teşâu ente veliyyunâ fagfir lenâ verhamnâ ve ente hayru’l- gâfirîn (gâfirîne).: Ve Musâ (aleyhisselâm), Bizim belirlediğimiz buluşma zamanımız için kavminden yetmiş adam seçti. Onları, şiddetli bir sarsıntı yakalayınca şöyle dedi: “Rabbim, şâyet dileseydin daha önce onları ve beni helâk ederdin. İçimizden sefihlerin yaptıklarından dolayı, bizi helâk mı edeceksin? O ancak Senin bir imtihanındır. Onunla dilediğini dalâlette bırakırsın ve dilediğini hidayete erdirirsin. Sen, bizim dostumuzsun. Artık bizi mağfiret et ve bize rahmet (merhamet) et. Sen, mağfiret edenlerin en hayırlısısın.” (A’râf 7/155)

إِنَّ وَلِيِّيَ اللّهُ الَّذِي نَزَّلَ الْكِتَابَ وَهُوَ يَتَوَلَّى الصَّالِحِينَ
Resim--- "İnne veliyyiyallâhullezî nezzele’l- kitâbe ve huve yetevelle’s- sâlihîn (sâlihîne).: Muhakkak ki; Kitab'ı (Kur’ân-ı Kerim’i) indiren Allah benim dostumdur. Ve O, salihlere velîlik yapar (dosttur).” (A’râf 7/196)

رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Resim--- "Rabbi kad âteytenî mine’l- mulki ve allemtenî min te’vîli’l- ehâdîs (ehâdîsi), fâtıra’s- semâvâti ve’l- ardı ente veliyyî fî’d- dunyâ ve’l- âhırati, teveffenî muslimen ve elhıknî bi’s- sâlihîn (sâlihîne).: “Rabbim bana mülk verdin. Ve olayların (sözlerin, rüyaların) tevîlini (yorumunu) bana öğrettin. Semaları ve yeryüzünü yaratan, Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin (dostumsun). Beni müslüman (Allah’a teslim-i küllî ile teslim olan) olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat.” (Yûsuf 12/101)

أَمِ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء فَاللَّهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْيِي المَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Resim--- "Emittehazû min dûnihî evliyâe, fallâhu huve’l- velîyyu ve huve yuhyî’l- mevtâ ve huve alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).: Yoksa O’ndan başka dostlar mı edindiler? İşte Allah; O, dosttur. Ve O, ölüleri diriltir. Ve O, herşeye kaadirdir.” (Şurâ 42/9) (Şurâ 42/9)

وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِن بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ
Resim--- "Ve huvellezî yunezzilu’l- gayse min ba’di mâ kanetû ve yenşuru rahmetehu, ve huve’l- velîyyu’l- hamîd (hamîdu).: (Onların) ümit kesmelerinden sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayan, O’dur. Ve O, Velî’dir (dost), Hamîd’dir (hamdedilen).” (Şurâ 42/28)

وَمَا أَنتُم بِمُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللَّهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
Resim--- "Ve mâ entum bi mu’cizîne fî’l- ard (ardı), ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr (nasîrin).: Yeryüzünde siz, aciz bırakabilecek olanlar değilsiniz. Ve sizin için Allah’tan başka bir dost ve yardımcı yoktur.” (Şurâ 42/31)

إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا عَنكَ مِنَ اللَّهِ شَيئًا وإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ
Resim--- "İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â (şey’en), ve inne’z- zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’din, vallâhu veliyyu’l- muttakîn (muttakîne).: Muhakkak ki onlar, Allah’tan bir şey (emir) konusunda asla sana fayda veremezler. Muhakkak ki zalimler birbirinin dostudurlar. Ve Allah, takva sahiplerinin dostudur.” (Câsiye 45/19)

“O’dan başka DOSt yoktur” âyetleri.: Bakara 2/107; Nisâ 4/123,173; En’âm 6/51,70; Tevbe 9/116; Hûd 11/13,20; Ra’d 13/37;
Kehf 18/26; Ankebût 29/22,41; Secde 32/4; Ahzâb 33/17; Şurâ 42/6,31; Câsiye 45/10..


أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ
Resim--- "E lem ta’lem ennellâhe lehu mulku’s- semâvâti ve’l- ard (ardı), ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr (nasîrin).: (Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.” (Bakara 2/107)

Velî; Mutlak Velî olan ALLAH celle celâlihu için kullanılan bir ism-i şeriftir.
Velî; ALLAH celle celâlihu’ya itâat edip O’na sığınan, O’nun sevgisini, dostluğunu kendinde toplamış kullarına da verilen ve çoğulu “Evliyâ” olan bir isimdir..


أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
Resim--- "E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne).: Muhakkak ki ALLAH’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?” (Yûnus 10/62)

Şu âyet-i celîleleri anlayarak okur da anlarsak, ALLAHu zü’L- CeLÂL’in El Velî celle celâlihu isminin BİZ KULLarına yüklediği görev ve sorumlulukları görürüz:

وَاللّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَائِكُمْ وَكَفَى بِاللّهِ وَلِيًّا وَكَفَى بِاللّهِ نَصِيرًا
Resim--- "Vallâhu a’lemu bi a’dâikum. Ve kefâ billâhi veliyyen, ve kefâ billâhi nasîrâ (nasîran).: Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter.” (Nisâ 4/45)

وَدُّواْ لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُواْ فَتَكُونُونَ سَوَاء فَلاَ تَتَّخِذُواْ مِنْهُمْ أَوْلِيَاء حَتَّىَ يُهَاجِرُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدتَّمُوهُمْ وَلاَ تَتَّخِذُواْ مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلاَ نَصِيرًا
Resim--- "Veddû lev tekfurûne kemâ keferû fe tekûnûne sevâen fe lâ tettehızû minhum evliyâe hattâ yuhâcirû fî sebîlillâh (sebîlillâhi). Fe in tevellev fe huzûhum vaktulûhum haysu vecedtumûhum, ve lâ tettehızû minhum veliyyen ve lâ nasîrâ (nasîran).: Onlar, kendileri gibi inkâr etmenizi (kâfir olmanızı) ve böylece onlarla bir (aynı seviyede) olmanızı istediler. Artık Allah’ın yolunda hicret edinceye kadar onlardan dost edinmeyin. Bundan sonra eğer yüz çevirirlerse o taktirde onları nerede bulursanız yakalayın ve onları öldürün. Ve onlardan dost ve yardımcı edinmeyin.” (Nisâ 4/89)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Resim--- "Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû’l- yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d (ba’din) ve men yetevellehum minkum fe innehu minhum innallâhe lâ yehdî’l- kavme’z- zâlimîn (zâlimîne).: Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (Mâide 5/51)

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
Resim--- “İnnemâ veliyyukumullâhu ve resûluhu vellezîne âmenûllezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûne’z- zekâte ve hum râkıûn (râkıûne).: Sizin velîniz (dostunuz) sadece Allah ve O’nun Resûl'ü ve âmenû olup namazı kılan, zekâtı veren kimselerdir ve onlar rükû edenlerdir.” (Mâide 5/55)

وَمَن يَتَوَلَّ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ فَإِنَّ حِزْبَ اللّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ
Resim--- "Ve men yetevellallâhe ve resûlehu vellezîne âmenû fe inne hızbellâhi humu’l- gâlibûn (gâlibûne).: Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” (Mâide 5/56)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الَّذِينَ اتَّخَذُواْ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِّنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Resim--- "Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûllezînettehazû dînekum huzuven ve leiben min ellezîne ûtû’l- kitâbe min kablikum ve’l- kuffâra evliyâe, vettekûllâhe in kuntum mu’minîn (mu’minîne).: Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup sakının.” (Mâide 5/57)

لَهُمْ دَارُ السَّلاَمِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
Resim--- "Lehum dâru’s- selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne).: Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur. “ (En’âm 6/127)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ آبَاءكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاء إَنِ اسْتَحَبُّواْ الْكُفْرَ عَلَى الإِيمَانِ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Resim--- "Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû âbâekum ve ihvânekum evliyâe inistehabbû’l- kufre alâ’l- îmâni, ve men yetevellehum minkum fe ulâike humu’z- zâlimûn (zâlimûne).: Ey iman edenler, eğer imana karşı inkârı sevip tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir.” (Tevbe 9/23)

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim--- "Ve’l- mu’minûne ve’l- mu’minâtu ba’duhum evlîyâu ba’din, ye’murûne bi’l- ma’rûfi ve yenhevne ani’l- munkeri ve yukîmûne’s- salâte ve yu’tûne’z- zekâte ve yutîûnallâhe ve resûlehu, ulâike se yerhamuhumullâh (yerhamuhumullâhu), innallâhe azîzun hakîm (hakîmun).: Ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır. Ma’ruf ile emreder ve münkerden nehyederler (yasaklarlar) ve namazı ikâme ederler ve zekâtı verirler. Allah ve O’nun Resûl'üne itaat ederler. İşte onlar, Allah, onlara rahmet edecek. Muhakkak ki Allah; Azîz’dir, Hakîm’dir.” (Tevbe 9/71)

أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
Resim--- "E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne).: Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?” (Yûnus 10/62)

الَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ
Resim--- "Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn (yettekûne).: Onlar iman edenler ve (Allah'tan) sakınanlardır.” (Yûnus 10/63)

Resim---esûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e: "Allah’ın velî kulları kimlerdir?" diye sorulduğunda Peygamberimiz aleyhisselâm: "Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah Celle Celaluhü Hazretleri hatıra gelir." buyurmuştur.
(Taberî, 4/2731)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem de bir kudsî hadiste:

Resim---esûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAH celle celâlihu: “Kim benim dostuma düşmanlık yaparsa ben de ona harp ilan ederim. Kulum bana en güzel, kendisine farz kıldığım şeyleri yerine getirerek yaklaşır. Bundan sonra farzların dışındaki nafilelerle sürekli bana yaklaşmaya devam eder. Sonunda ben onu severim. Onu sevdiğimde ise onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse istediğini kendisine veririm. Bir şeyden bana sığınırsa sığındığı şeyden onu korurum. Mü’min kulumun canını almak dışında yapacağım hiçbir işte tereddüt etmedim. Çünkü kulum ölümden hoşlanmıyor, ben de onun haşlanmadığı şeyi istemiyorum.” buyurmuştur.
(Buharî, öğütler 2114.)

EL VELÎ celle celâluhu ZEVKi:
Mazhar olan, El Velî celle celâlu)'nun Velîsi, Evliyâullahı olur. Tüm sevgililerinden ayırıp, o kimseye ebedî sevgili ve gerçek Dost/El Velî celle celâluhu olur. O'ndan gayrısına meyil verip gönül bağlamaz ve bağlayamaz. Sevgilimden ayıran oldu bana Sevgili!...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 216 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 5, 6, 7, 8, 9

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye