Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 19 Kas 2018, 06:50

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 231 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 6, 7, 8, 9, 10
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Re: CuMâ CeM'im-İZ
MesajGönderilme zamanı: 12 Eki 2018, 20:38 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10847
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

OLur!. OLmaz!. =>NEFSin HAKkı
OLAN=>HÜKMü=>HALKın HAKkı
==>KANLı KAFES-in ==>NEFESi
=>HÂL-i HAZIR=>HAKk’ın HAKkı!.


ZEVK 9037

SEBBEHa SIRR-ı SEMÂ’da =>ZEVK-i ZERRe KOŞUsunda
HAZIR-NÂZIR HUZURUnda>NÂZ-NiYÂZ NEZİR CEM’inde
CÜMMLe CihÂNı->CEMÂ’da =>SEVK-i KÜRRe KOŞUsunda
“CÂN ÖZü CÂNÂN CEM”-inde =>VELED-i VEZİR CEM’inde!.


11.10.18 13:14.
brsbrsm..velediveircâmimizz..


BAŞtan OKU!. SonUÇ>ECEL
ÇEKen>KOKu>SEBEB>EMEL
=>CÂNLar CENGi Şu ÂLEMde
YOKu-ÇOKu=>TEVHİD TEMEL!.



YÂ HAYyu’L- HUuu!. ALLAH celle celâlihuu!.


Resim


Resim

Resim---Ebû Hüreyre radiyallahu anhu: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Cum'a Gününün faziletini anlatarak: “Cum'a Günü öyle bir ÂN var ki, müslüman bir kimse o VAKİTte namaz kılar, ALLAH'tan bir şey isterse ALLAH celle celâlihu mutlaka istediği şeyi ona verir.” buyurdu ve Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem eliyle o vaktin kısa bir süre olduğuna işâret etti.” buyurmuştur.
(Buharî, Cum'a, 11/37; Müslim, Cum'a, 7/13)


Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-SeLâmet
İZZet-i İhsÂNınLa LûTFet-CEM’ et CUMÂMIza İnşae ALLAH!..


Resim

MuhaMMedi MuHABBEtLerimİZLe!..



Resim Bir ZamANLar..

VELED-İ VEZİRİ CÂMİsi.:


Veled-i Veziri Câmii.: Vezir tarafından yaptırıldığı için de Veziri Câmii olarak da adlandırılmıştır. Pınarbaşı, Tahtakale ve İvazpaşa mahallelerinden gelen yolların kesiştiği noktada, İnebey Semtinde, Veziri Caddesi üzerinde bulunan bu câmi Sultan II. Murad döneminde yapılmıştır. Câminin banisi II. Murad’ın vezirlerinden Üzeyr Efendi’dir. İnşa tarihi 1421-1451 dönemi olarak belirtilmektedir. Câminin haziresinde bulunan bir mezar taşında “Hamza Bali sene 933 (1526)” ibâresi vardır. 7.90 x7.90 metre iç ölçülerinde kare planlı câminin gövdesi üç sıra tuğla ve bir sıra kesme küfeki taşı ile işlenmiştir. Kirpi saçaklı ve sekizgen kasnaklı kubbesi kurşun kaplanmıştır.
Son cemaat yeri câminin doğu-batı yan duvarları arasında iki ahşap direğin taşıdığı üç sivri kemerlidir. Burası sonradan camekânla kapatılmıştır. İbadet mekanı dıştan sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekanını aydınlatan pencerelerin bazıları örülmüş, bazıları da dolap şekline sokulmuştur. Mihrab beşgen biçiminde olup, üzeri mukarnaslarla süslenmiştir.

3.65 metre derinliğindeki üç gözlü son cemaat yeri camekanla kapatılmış ve câminin saçağından daha alt seviyede ahşap çatı ile örtülmüş durumdadır. Câminin kuzeybatısında yer alan minâreye son cemaat yerinden çıkılmaktadır. Caminin kuzeybatısında yer alan miânareye son cemaat yerinden çıkılmaktadır. Minâre kaidesi sekizgen olup, bunun üzerinde tuğla gövdeli silindirik minâre yükselmektedir.
Minârenin kaidesi üç sıra tuğla ve bir sıra kesme küfeki taşı, petek kısmı moloz taş, gövdesi de tamamen tuğla ile örülmüştür. Yapının içi gayet sadedir. Kubbeye geçiş elemanları olan Türk üçgenleri ve duvarlar beyaz kireç ile badanalıdır. Kubbe eteğinde Barok kalem işi süslemeli bir şerit göze çarpar. Ahşab minber ve mahfil ile alçı mihrabın hiçbir özelliği yoktur.
Câminin haziresinde Sultan II.Murad’ın adamlarından Vezir Üzeyr’e ait 1585 tarihli mezar taşı bulunmaktadır.

(Baykal, Bursa ve Anıtları, 82-83; Bursa Ansiklopedisi, Cilt 4, 1688; Kaplanoğlu, Bursa Anıtlar Ansiklopedisi, 124)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: CuMâ CeM'im-İZ
MesajGönderilme zamanı: 19 Eki 2018, 16:59 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10847
Resim

bEN ATEŞİ”n KAVRULurken
AYNı NOKTAda>VAR-YOKum

->KÜLüm GÖĞE SAVRULurken
HİÇim>HEPim.. AZım>ÇOKum!.


ZEVK 9045

YEVMü’L- CUMÂ CEMÂ’sında =>HAYyeLe’L- İLÂH’ı DUYduk
=>“YUSEBBiHu SEMÂ’sı”nda =>HAYyeLe’s- SELÂH’ı DUYduk
KELÂMuLLAH RESÛLuLLAH
BİZ BİR-İZ-de Bî-İZNiLLAH
KÛN feyeKÛN KEMÂ’sında
KÜLLî ŞEYy’in=>ŞEMÂ’sında=>HAYyeLe’L- FELÂH’a=>UYduk!.


19.10.18 13:24.brsbrsm..yeşilcâmimizzde..


BeN>KARA SEVDÂyı SEVdim
MeCNÛNum LEYyLÂyı SEVdim
MuhaMMedî =>MEŞKte AŞKta
=>BURAsı BURSA’yı=>SEVdim!.



Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla LûTFet-CEM’ et CUMÂMIza İnşae ALLAH!..



Resim

BURSA YEŞİL CÂMİİ:

Bursa’da ilk dönem Osmanlı mimarisinin önemli örnekleri arasında yer alan bir tarihi yapı. Câminin ünü, çini kaplamalarından gelir.
Câmi, adını verdiği Yeşil semtindedir; Yeşil külliyesi yapılarındandır. “Yeşil” adını, bir zamanlar minarelerinde bulunan yeşil renk ağırlıklı süslemelerinden aldığı düşünülür. Halen aktif olarak kullanılan câminin kapasitesi 2000 kişidir.
Kuzey cephe ortasındaki taç kapısında bulunan Arapça kitabeye göre mimarı Hacı İvaz b. Ahî Bayezıt (Hacı İvaz Paşa); bitirildiği tarih Aralık 1419’dur. İç mekanda, hünkar mahfili üzerinde yer alan yazıttan anlaşıldığı kadarıyla yapının nakkaşı, “Nakkaş Ali” olarak da bilinen Ali b. İlyas Ali’dir (ünlü divan şairi Lâmiî Çelebi’nin babası) ; süslemelerinin tamamlandığı tarih 1424'tür. Osmanlı sultanlarından Çelebi Mehmet’in emri ile yapılan câmi; Sultan’ın ölümü üzerine II. Murad devrinde tamamlanmıştır.
Yeşil Câmii, Çelebi Mehmet tarafından aynı zamanda hükümet konağı olarak inşa edilmiş iki katlı, iki kubbeli görkemli bir yapıdır.
Câmi, ters T planlıdır. Kronolojik sıraya göre bu plandaki yapıların, Orhan Gazi Câmii ile Yıldırım Câmii'den sonra üçüncüsüdür. Câminin büyük ve olağanüstü oyma süslemeleri bulunan ana kapısı kuzey cephede yer alır. Kapıdan yan odalara açılan dar bir koridora girilir. Asıl ibadet alanına Bizans başlıklı iki sütunun ortasındaki alçak bir kapıdan girilir.
İbadet mekanın iki yanındaki simetrik odalar, sancaklardan gelenlerin meselelerinin görüşüldüğü yerler olarak yapılmıştı. Doğudaki oda Anadolu Beylerbeyliği’nden gelenler için, batıdaki oda Rumeli Beylerbeyliği’nden gelenler için kullanılıyordu. Daha sonraları bu odalar mahkeme salonu olarak kullanılmıştır. Girişin iki yanındaki merdivenlerle üst kata çıkılır. Yapının üst katında ortada hünkar mahfili, iki tarafında saray daireleri bulunur.
İbadet mekanı, aynı eksen üzerinde üzerli birer kubbe ile örtülü iki ana mekandan oluşur. Kubbelerin çapı 13metre, yerden yüksekliği ise 25metredir. Her iki kubbe büyük bir kemer ve kilit taşı ile birleştirilmiştir.


Mermer İŞçiLiği:

Câminin yapımında Marmara Adası’ndan getirilen mermer kullanılmıştır; eser, Bursa’da yapılan ilk mermer abidedir. Eserin ön yüzü, pencereleri, kapısı, kitabeleri, kapı tavanı mermer işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

ÇiniLeri:

Câmi, mimari özellikleri yanında çini süslemeleri ile de büyük bir öneme sahiptir. Özelikle iç mekânda eyvanlar, müezzin mahfilleri, hünkar mahfili, tabhaneler, şahnişinler ve mihrap çini süslemenin yoğun olarak kullanıldığı bölümlerdir. Bunlar arasında bütünüyle çini ile kaplanmış mihrap zengin süslemeleriyle dikkat çeker.
Mihrap, eserin güney cephe ortasındadır. 1067 cm. yüksekliğinde ve 628 cm. genişliğindedir ve sır tekniğinde çinilerle kaplanmıştır. Erken Osmanlı döneminin ilk çini süslemeli mihrabıdır. Ağırlıklı olarak bitkisel motif ve kompozisyonlara sahip çinilerle kaplanmıştır. Yeşil Câmii’indeki çinileri yapan usta, "Mecnun Mehmet’tir".


AHşap İŞçiLiği:

Yeşil Câmii’nin giriş kapısı ve pencere kapakları, devrin ahşap işçiliğinin güzel örneklerindendir. Mihrabın batısında bulunan, tepesi altıgen külahla örtülü minber de özenli bir ahşap işçiliğinin ürünüdür.

Hat ESeRLeri:

Mihrap eyvanının doğu ve batı pencereleri üzerinde duvara asılmış birbirinin eşi olan daire biçiminde iki yazı levhası bulunur. Levhalarda “Amme suresi” yazılıdır.[4] Biri yeşil, biri kırmızı olan bu yazılardan birinde Bursa’da 19. yüzyılda valilik yapmış Ahmet Vefik Paşa’nın adı geçer.

MinareLeri:

Câminin minarelerinin birisi kuzeybatı, diğeri güneybatı köşesindedir. Minareler yapının 1855 depreminin ardından, 19. yüzyıl sonlarına doğru yapılmıştır. Orijinal minarelerin câmiye adını veren yeşil çinilerle kaplı olduğu düşünülür.

KüLLiye YAPıLarı:

Yeşil Câmii'nin inşasından sonra batısına medrese, doğusuna imaret yapılmıştır. Medrese, “Sultaniye Medresesi” olarak anılırdı. Medrese binası, günümüzde Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılır.
Câminin karşısında Bursa'nın en değerli anıtsal yapılarından biri olan Yeşil Türbe bulunur.
Bursa’daki “Sultan Han” ve “Fidan Han” adlı hanlar, Yeşil Câmii’nin inşasından sonra Çelebi Mehmet’in isteği ile Hacı İvaz Paşa tarafından Yeşil Câmii’ye gelir sağlamak için inşa edilmiştir.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: CuMâ CeM'im-İZ
MesajGönderilme zamanı: 26 Eki 2018, 19:47 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10847
Resim

YERsiz YURtsuz YELLer İLe
BAŞ AYAKsız>BULut BULut
=>UÇURUR İÇİMi =>ÇİLLe
KANatLarım=>KORku UMut!.



ZEVK 9050


Bî-İSMi ALLAH RAHMÂN RAHîM =>SIRR-ı BESMELe>“Be”-sinde
“NOKTA”sı =>EDEB-i EHL-i BEYt =>“İMÂM ALİ =>NEFESi”-nde
İNSÂN =>ASLın>fASLın>ÖZü
KÛN EMRi-n=>feyeKÛN>SÖZü
=>CUMÂ-mızı>CEM’ EYyLedik!. =>“EMİR SULTÂN TÜRBESİ”-nde!.


26.10.18 13:18.
brsbrsm..emirsultÂNcum’acem’ii..


Resim nOt.:
CUMÂ CEM’im için EMiR SuLtÂN CÂMisine azm ettim.. Vakit az ama, niyyetim sağlamdı.. Üç ayakla koşarak EzÂNLa girdim câmiye.. Her yer dopdoluydu.. Aradan yürüdüm.. Türbe kapısına geldim ki, türbeye giriş odası bomboştu.. Bencileyin yamuk, bir kaç cÂN vardı içerde.. TEKBİR aldım.. Tâmirat dolayısıyla hanım kardeşlerimizi almamışlar câmiye.. Namaz İŞimiz bitince, açılan türbeye daldım.. Kıbleye diz çöküp TÜMM ÜMMet-i MuhaMMed aleyhisselâm adına YÂ-SÎnimİZ takdim EYyLedim hamd OLsun CÂN Dostlar!.


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla LûTFet-CEM’ et CUMÂMIza İnşae ALLAH!..

Âmin! Yâ Muîn! YâRabbenâ!..


ResimMuhaMMedi MuhabbetLerimİZle...

Resim



EMİR SuLTÂN kaddesallahu sırrahu..:

(1368 - 1430) Osmanlıların kuruluş devrinde Bursa'da yaşamış İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış düşünce adamı.
Hicri 770
(1368) yılında Buhara'da doğdu. 833 (1430) tarihinde Bursa'da vefât etti. Soyu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in torunu Hüseyin'e dayanır. İsmi, Muhammed bin Ali, lakabı Şemsüddîn'dir. Ona, Buhara'da doğduğu için "Muhammed Buhârî", Seyyid olduğu için "Emîr Buhârî", Yıldırım Bayezid Hanın damadı olduktan sonra da "Emîr Sultan" denilmiştir.
Bursa'ya 1391'de göç etmiş ve Yıldırım Bayezıd'in kızı Hundi Hatun'la evlenmiştir. 1430'da Bursa'da vefat etmiştir. Türbesi Emir Sultan Camii avlusu içindedir..


Resim

EMiR SuLTÂNn CÂMİi.:

Bursa'da, Yıldırım Bayezid'ın kızı Hundi Fatma Hatun tarafından kocası Emir Sultan adına, muhtemelen Çelebi Sultan Mehmed'in hükümdarlığı sırasında (1366 - 1429) inşa ettirilmiştir.
Bursa'nın en önemli mimari yapılarından olan Emir Sultan Camii, Yıldırım ilçesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Bursa'nın doğusunda aynı adı taşıyan mahallede
"Emir Sultan mezarlığı"nın yanında servi ve çınar ağaçlarının arasında yer almaktadır. Cami ilk yapıldığı zaman tek kubbeli iken 1507'de avlu ve üç kubbeli revak eklenmiştir. Camii 1795 yılında tamamıyla yıkılmış, 1804'te III. Selim camiyi aynı plan üzerine yeniden kurmuştur. 1855 depreminde hasar gören cami 19. yüzyıl zarfında tâmir edilerek harap olmaktan kurtarılmıştır.
Cami sekizgen kasnak üzerine oturan tek kubbeye sahiptir. Kuzey cephesinin köşelerinde kesme taştan birer minaresi vardır. Dikdörtgen biçiminde, ahşap kolonlar üzerinde sivri ve yatay kemerli ahşap revaklarla çevrili geniş avlusunun ortasında şadırvan, güneyde cami, kuzeyde türbe ve ahşap odalar yer almaktadır. Camiinin içi gayet aydınlıktır. Kasnakta on iki, beden duvarlarında kırk adet büyük pencere vardır. İznik ve Bursa'da yapılmış dört köşe pencerelerin etrafı çok defa mukarnaslarla işlenmiş ve üstüne Rumi motiflerle süslü alınlıklar yerleştirilmiş olan Emir Sultan Camii’nin mihrabı da, 17. yüzyılda İznik çinileriyle yaptırılmıştır..


ResimCEM' AVLUmuzz..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: CuMâ CeM'im-İZ
MesajGönderilme zamanı: 02 Kas 2018, 16:21 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10847
Resim

BURSA BÂZÂRı=>BURAsı
SIRR-ı SIRF SEFÂsın GÖRdüm!.
BÜLBÜLün ÇİLLe CURÂsı
>YÂD ELLer CEFÂsın GÖRdüm!.
AŞK ZÂRın>YAZı TURAsı
=>ERENLer VEFÂsın GÖRdüm!.


ZEVK 9056

YOKLuk ÇOKLuktan>TEK-Liğe=>ZITLarın ZEVKİnde ZAHMEt
ALLAHu zü’L- CELÂL =>EMRi =>MURADı =>KULuna RAHMEt
AKLım =>İKİ YÜZün->TEKLe
NAKLen Nİ’METULLAH BEKLe
CÂNÂN’ın =>CÂNda CÜNBÜŞü =>CUMÂ CEM’i ABDAL MEHMEt!.


02.11.18 13:14.
brsbrsm.. cumacemmi..abdalmhmdcâmimİZzz..


EBRÂR EBDÂLLa bULuştum
=>AKIL AYNAmızı SİL!.dik!.
AHYÂR AHRÂL-La bULuştum
VAKT-imiz RABB-imiz BİLdik!.


Cura.: Cura, Yörük halk çalgılarından biridir. Akdeniz ozanları tarafından çoklukla kullanılan bu çalgının uzunluğu 55–60 cm. kadardır ve bağlama ailesinin en küçük çalgısıdır. Cura genellikle altı, beş, dört ya da üç tellidir. İki telli curalar da vardır.
Cünbüş.: Cümbüş telli çalgılardan bir tanesidir. Cümbüş bir türk tarafından ilk olarak yapılmış ve yapan kişinin soy ismini almıştır. İlk Cümbüş Zeynel Abidin Cümbüş tarafından yapılmıştır. Türlü renklerin oluşturduğu karışım..


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla LûTFet-CEM’ et CUMÂMIza İnşae ALLAH!..


Resim

bî-RAHMetike yâ erhame'r- Rahîmiyn!
bî-RAHMetike yâ erhame'r- Rahîmiyn!
bî-RAHMetike yâ erhame'r- Rahîmiyn!.
İrhamNÂ yâ RABBBeNâ ceLLe ceLÂLihuu!..


Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.


Resim


Resim


ABDAL MEHMET CÂMİİ

Demirtaşpaşa Mahallesi Cumhuriyet Caddesi Abdal Sokak.. Osmangazi/Bursa

Abdal caddesi, Tahal Caddesi ve Gül Sokak’ın birleştiği kavşakta yer alan câmi, II. Murad devrinin tanınmış sufîlerinden olan Abdal Mehmed’in adına Başçı İbrahim tarafından inşa ettirilmiştir. Dikdörtgen planlı câminin üzeri iki oval kubbe ile örtülüdür. Câminin yanında Türbesi ve çeşmesi de bulunmaktadır.
(Kazım Baykal, Bursa ve Anıtları,113. ;, Bursa Ansiklopedisi, Cilt I, 11.)

Resim

Bursa'da Abdal Mehmed 'in adını taşıyan Câmi; XV. yüzyılın ikinci yansına ait olup bazı kayıtlara göre Başçı İbrahim tarafından tesis edilmiştir. Câmi, çift kubbeli bir harem, üç bölmeli son cemaat yeri ve bir minâreden teşekkül eder. 15.20 m. x 7.70 m. ölçüsündeki çift kubbeli iç mekân enlemesine tertiplenmiş, orta yere büyük bir kemer atılmıştır. Bu yüzden mihrab, kemerin ayağı içinde kalmış, giriş de mihrab mihveri üzerine konulamayıp kemer ayağının yanlarına iki kapı açılmıştır. Kubbelerin örttüğü hacimler kare olmayıp 7.70 m. x 7.00 m. ölçülerinde dikdörtgendir. Dolayısıyla kubbeler hafif beyzîdir. Kubbelere geçiş pandantifler ile yapılmıştır. Son cemaat yerinin üç bölmesi de kubbelidir.

Resim

Üç “B”nin (Buhara-Bursa-Bosna) ortasında bulunan Bursa Şehri Osmanlı’ya başkentlik yapması hasebiyle bünyesinde onlarca tarihi mekan barındırırken aynı zamanda bir hayli “Gönül Mimarı”nı da barındırır. Bu gönül ehli zâtlardan biri de Abdal Mehmed kaddesallahu sırrahu Efendidir. Biz bu yazımızda onun adına yapılan câmiyi ve kısaca da olsa kendisini tanıtmaya çalışacağız.
Bursa Demirtaş Endüstri Meslek Lisesi’nin karşısından giden Tahıl caddesi ile Abdal Caddesi, ve Gül Sokağı’nın kesiştikleri köşedeki câmi, Abdal Mehmed Câmiidir. Kitabesi yoktur. Bazı kaynaklarda, Fatih döneminde yapıldığı, bazı kaynaklarda ise H.854/M.1438 yılında türbeyle beraber II. Murad döneminde yapıldığından bahsedilir. Konuyla ilgili kaynakların verdiği bilgiye göre câmii Abdal Mehmed’in yakın arkadaşı Başçı İbrahim tarafından yaptırılmış.

Câmimizin etrafı taş duvarlarla çevrili. Câminin giriş kapısının da bulunduğu son cemaat yeri, üç kubbeli. Önden bakıldığında iki ayak üzerindeki sivri kemerli üç bölüm, camekanlı. 5,56 metre derinlik, 15,47 metre genişlikteki son cemaat bölümünün yanlarına duvar örülmüş. Her iki yandaki duvarda birer pencere var. Kemer ayakları dikey ve yatay şekilde iki sıra tuğla örgülü kesme taştan yapılmış.
Câminin iç mekanı 8,19 m x 15,34 metre ölçülerinde dikdörtgen planlı. Doğu-batı yönünde dikdörtgen planlı olan bu ana mekân; ortada sivri kemerle birbirinden farklı iki bölüme ayrılır. Bu kemerin son cemaat yerindeki ayağının her iki yanında birer girişi var. Aynı zamanda bu ayak, son cemaat yerinin mihrabı görevini yapan üç köşeli bir mihrap haline getirilmiş. Büyük kemerin ayırdığı her iki bölümün boyutları eşit ve kare olmadığından üzerlerini kaplayan kubbeler de ovaldir. Üzerleri kurşun kaplı olan kubbeler, yan yana köşelerde kürevi üçgenlere oturur. Kubbe kasnağı sekizgendir.
Câminin mihrabı kubbelerin oturduğu kemer ayağına yapıldığından oldukça dar. Etrafındaki ince çerçevede geometrik motifli kalem işleri ve Ayet-el Kürsî hemen gözünüze çarpar. Mihrabın üst kısmında beş dilimli bir tepeliği var. Ufak ve basit olan minberi ise yanlarda büyük geçmelerle süslenmiş. Câmi üç sıra pencereyle aydınlatılır. Bu pencereler duvardan 10 santimetrelik bir girinti içerisinde ve sivri kemerli, kapakları ise düz meşe ağacından yapılmış.

Duvarlar alttan 3 metreye kadar moloz taş; üst kısımlar, kubbe, kasnaklar, ayaklar iki sıra tuğla bir sıra kesme taştır. Araları da dikey tek tuğla örgülü. Batı yönünde, bitişik olan minâreye son cemaat yerindeki bir kapıdan çıkılmakta. 1955 yılında Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu tarafından yapılan onarımda bugünkü şeklini alan câmi, toplam 300 kişilik cemaat kapasitesine sahiptir.

Resim

Abdal Mehmed’in türbesi de Câmii’nin karşısında bulunuyor. Türbenin giriş kapısı üzerinde sülüs yazı ile Arapça yazılmış 80 cmx 50 cm. ölçüsünde tek satırlık bir kitabe var. Bu kitabeden anlaşıldığına göre türbe II. Sultan Murad tarafından 1450 yılında yaptırılmış. Türbeye sivri kemerli, kenarları kapalı bir eyvandan geçilerek girilir. Türbe 6.20x5.85 m. ölçüsünde, kareye yakın planlıdır. Üzeri sekiz köşeli bir kasnağın taşıdığı kubbe ile örtülmüş. Duvarlar 3 sıra tuğla, bir sıra kesme taş ve araları da dikey tek tuğla ile işlenmiş. Girişte kemerin üstündeki tek satır Arapça kitabenin altında, tek sıra ve altı köşe tuğla süsleri vardır. Türbe altta 5, üstte 3 olmak üzere iki sıra pencere ile aydınlanır. İçinde Abdal Mehmed’in sandukası vardır..

Evliya Çelebi burası için: “Ana cadde üzerinde güzel bir türbe vardır. Gelip geçenin dinlendiği ve ibadet ettiği safalı bir yerdir” diye bahseder. Türbenin bahçesinde ufak bir mezarlık bulunmakta. Ayrıca türbenin kuzeyinde Hasırpuş Dede diye birinin kabrinin olduğu söylenir. Döneme ait kaynaklar; burada postnişinliğini şeyh Hasan Halife’nin yaptığı bir Nakşibendî tekkesinden bahseder. 1599 yılında, Yavuz Selim Bursa’ya ilk gelişinde bu tekke ile ilgilenir ve kandiller için 200 akçe verir. Ancak tekke günümüze gelememiş. Bugün mevcut değildir.

Kaynaklarda Abdal Mehmed’in kimliği hakkında değişik bilgiler var. Bazı kaynaklar onun II. Murad devri mutasavvıflarından olduğunu, bazıları ise Emir Sultan âşıklarından bir meczub olup Şeyh Eşref-i Rûmî ile ilgisi olduğundan bahseder. Hayatı hakkında değişik şeyler anlatılsa da, bizim anladığımız Allah Dostu kerâmet ehli muhterem bir zâttır. Bir hayli menkîbesi anlatılır.

Bir ramazan günü, oruçlu ağızla sohbet ederlerken Abdal Mehmed’in canı köfteli çorba ister. Müridi olan Eşref-zâde Abdullah’a: “Molla, canım iftar için köfteli çorba istedi, bak bakalım aşçılarda bulabilecek misin?” der. Genç mürid eline bir tas alır. Bütün aşçıları dolaşır. Fakat günümüzdeki gibi Ramazan ayında bütün aşçı dükkanları açık değil hepsi kapalıdır. Abdullah eli boş olarak tekkeye dönmek zorunda kalır. Bundan sonra Abdal Mehmed, içi çamur dolu bir leğenin önüne oturur ve çamurları köfte şeklinde yuvarlayıp, ocak üzerinde kaynayan suya atar. Aradan biraz zaman geçer.
“Gel bakalım Mollam. Demek ki köfteli çorba bulamadın ha!. Bakalım benim köftelerimi beğenecek misin?. Haydi gel de iftar edelim!." der.
Bundan sonra ne zaman çorbalı köfteden bahsedilse, Molla Eşref-zâde gayri ihtiyâri olarak: “Ah, o cennet taamı, ah o cennet taamı!.” der dururmuş.

Abdal Mehmed’in tekkesine bir gün Anadolu’dan kalabalık bir misafir gurubu gelir. Hazret hiç beklenmedik misafirler karşısında ikramda kusur edeceğim diye kara kara düşünürken bir anda kapı açılır. Gelen Başçı İbrahim’in çırağıdır. Çırak, içi haşlanmış kelle dolu büyükçe bir tepsiyi Abdal Mehmed’e verir. Bundan ziyâdesiyle memnun olan Abdal, o gece bir dua eder ve Başçı İbrahim’in kazanı, kepçesi altın ile dolar. Sabah yatağından kalkan Başçı İbrahim, büyük kazanın ve kepçenin altınla dolu olduğunu görünce: “Pirimiz mürşidimiz, Abdal’ın duası bereketiyledir” diye düşünür. Bundan sonra zengin olan Başçı İbrahim, az önce bahsettiğimiz Abdal Mehmed Câmiini yaptırır.
1940’lı yıllara kadar bayramların ikinci günleri Bursa’nın bütün dervişleri, şeyhleri Abdal Mehmed’in Çatalfırın’daki tekkesinde toplanır, kudüm vurur, ney üfler, köfteli çorba kaynatıp içerlerdi.

RûHu Şâd ve hiMMeti Hâzır OLsun İnşâe ALLAH!.

Resim

Osmanlı Beyliği’nin kuruluş aşamasında, Gâziyân-ı Rûm, Abdalân-ı Rûm ve Bâciyân-ı Rûm dediğimiz manevî şahsiyetlerin önemli rolleri olduğu bilinmektedir. Abdal Musa, Abdal Murat, Doğlu Baba ve Geyikli Baba gibi Abdal Mehmet bunların en meşhurlarıdır. Bunlardan başka Bursa Evliyâsı denilen bu kimselerin içinde daha birçok Hakk ERENLerin de olduğunu unutmamak gerekir, yeri geldikçe onlardan da bahsedilecektir. Baldırzade Selisi Şeyh Mehmet Efendi’nin Ravza-i Evliya adlı eserinde: “Sâhib-i keşf ü kerâmât, menba-ı vecd ü hâlât, meczûb-ı Hak, mahbûb-ı mutlak” şeklinde tarif edilen Abdal Mehmet, Bursa’nın evliyâsındandır.
Emir Sultan hazretlerinin çağdaşıdır ve onun ile çok sohbette bulunmuştur. Bugün, kendi adıyla anılan mahalledeki câminin avlusundaki çınar ağacının dibinde oturur, oradan geçerken elini öperek dua isteyen insanlara dualarda bulunurmuş. Emir Sultan hazretlerinin, haftada bir gün, Yeni Kaplıca yakınlarındaki Akça Hamam’a gitmek âdetleri varmış, Emirsultan Mahallesi’nden kalkıp da Sırameşeler-Sıcaksu bölgesindeki Akça Hamam’a giderken yol üzerindeki Abdal Mehmet’e de uğrar ve onunla derin muhabbet ve sohbet bulunurlarmış. Fakat yanına gelmeden önce bir adam gönderir ve eğer Abdal Mehmet’in cezbe ve istiğrak hali çok fazla ise oraya uğramayıp aşağı yoldan giderlermiş. O mahallede Başçı İbrahim adında bir esnafın başçı dükkânı vardır, Başçı İbrahim aynı zamanda Abdal hazretlerinin müridlerindendir ve ona hergün pişmiş bir kelle verir ve her türlü hizmetini görmektedir. Başçı İbrahim, kendi adına bugün Maksem semtinin alt tarafındaki câmi, zâviye, imâret ve hamamdan oluşan Başçı İbrahim Külliyesi ve çok sevdiği Abdal Mehmet’in adına da bugünkü câmi ile türbeyi inşa ettirmiştir. Başçı İbrahim öldüğünde külliyesinin haziresine defnedilmiştir. Abdal Mehmet Hazretlerinin birçok kerametlerinden bahsedilmektedir. Baldırzâde diye meşhur olan Selisi Mehmet Efendi’nin Bursa’da Bâb Mahkemesi kâtipliği yaparken yaşadığı bir olay kayıtlara geçtiğinden burada bahsetmek gerekmektedir:
“Bir gün adamın biri, mahkemeye gelir ve: “Abdal Mehmet Mahallesi’ndeki bir şahısta alacağım vardır, bana bir yardımcı verin de gidip o adamı alıp mahkemeye getireyim” der ve mahkeme görevlilerinden birini alıp gider. Görevli ile birlikte borçlu adamı evinden alıp mahkemeye gelirlerken, mahkeme görevlisi türbenin önünde durup aziziz ruhuna bir Fâtiha okumak ister, tam o sırada borçlu kişi görevlinin elinden kurtulup türbeye girerek Abdal Mehmet’in sandukasına sarılır ve: “Ey azîzim! Beni kurtar!.” diye feryad ü figân eder. Mahkeme görevlisi içeri girip adamcağızı oradan alıp zorla dışarı çıkararak götürürken orada bulunup da olaya şâhid olanlar, görevliye: “Gel zora baş vurma, zorla götürme, sonra bir zarar görürsün ve nâdim olur yürürsün!” demelerine rağmen görevli, bu uyarılara kulak asmayıp adamı yaka paça mahkemeye götürür ve Kadı Efendinin huzuruna çıkarır. Bursa Kadısı Azmi-zâde Efendi, adamı muhakeme eder ve onu hapse yollar. Bir hafta sonra yine aynı günde Kadı Efendi, âdet olduğu üzere kabir ziyaretlerine çıktığında Abdal Mehmet Türbesine de gelir ve atından inerek dua için türbeye girer. O sırada, mahkeme görevlisi de dışarıda atın yanında onun çıkmasını beklerken, atın bir çiftesiyle yere yığılıp kalır ve evine götürürlerken de yolda ruhunu teslim eder..

Türbe kapısının iki yanında iki küçük odası bulunan genişçe bir türbedir. 5.85 x 6.20 metre boyutlarındaki türbe sekizgen bir kasnağa oturtulmuş kurşun kaptı bir kubbe ile örtülüdür. Duvarlar üç sıra tuğla, bir sıra kesme taş ve aralarında dikey tuğla olacak şekilde örülmüş olup, kirpi saçakla sonlanmaktadır..
Altta beş, üstte üç pencere ile aydınlatılan türbenin içinde Abdal Mehmed’in sandukası bulunmaktadır. Bursa kemerinin altında yer alan sivri kemerli, beşik tonozlu kapalı bir eyvandan türbeye girilir. Türbenin bulunduğu yer eskiden mescit ve dergâh olarak kullanılmıştır. Evliya Çelebi, Abdal Türbesini yoldan geçenlerin dinlenip ibadet ettikleri güzel bir binâ olarak târif eder.

Bir diğeri de şöyledir ki:
“Kutbü’l-ârifîn, gavsü’l-vâsilîn Şeyh Abdullah bin Eşref bin Mehmet el-Mısrî el-Kadirî el-İznikî yani halk arasında bilinen adıyla İznikli Eşrefoğlu Rûmî Hazretleri de bütün cihanda Bursa Sultânîsi diye meşhur olan, Çelebi Mehmet’in inşa ettirdiği külliyenin bir yapısı olan Yeşil Medrese’de öğrenci iken aynı zamanda Abdal Mehmet Efendi’nin müridlerinden imiş. Bir medreseden arkadaşları ile birlikte Mehmet Efendi’nin huzurunda otururken Efendi ona döner ve: “Medreseden danişmendler var, hadi bize köfteli çorba getir!.” demesi üzerine, Eşrefzâde hemen çarşıya gider, her yere sorduğu halde bir türlü köfteyi bulamayıp sadece çorbayı alıp döner. Ortaya konan çorbada köfte olmadığını söylemeleri üzerine Abdal Mehmet hemen yan taraftaki arsadan bir parça toprak alır, balçık haline getirir ve onlardan küçük parçalar halinde köfteler yaparak çorbanın içine atar ve: “Hadi buyurun” demeleri üzerine o yemekten yiyenler nefis bir köfte olduğunu görürler. Emir Sultan Hazretlerinin sağlığı bozulduğunda ve eceli yaklaştığında, yakınları ve sevenleri, Hazret-i Emir’in huzuruna çıkarak: “Sizden sonra biz kime tâbi olalım ve kimin eteğine sarılalım da feyz alalım?” diye sorduklarında: “Ben vefât ettikten ve bu fânî âlemi terk ettikten sonra halifemin kim olacağını Abdal Mehmet Hazretlerine sorup öğrenin ve o Azîz Efendi kimi işâret ederse ve kimi tâyin ederse onun gösterdiği kişiye tâbi olun!..” diye emir vermişlerdir. Emir Sultan hazretlerinin vefâtından sonra da o insanlar Abdal Mehmet’e giderek durumu ve kendilerine sultanın vasiyetini anlatmaları üzerine, Mehmet Efendi, hepsini etrafına toplar, her birine tek tek bakar ve sonunda kendilerine Hasan Hoca’nın halife olması gerektiğini ve ona uymalarını söyler. Hasan Halife, Abdal Mehmet Hazretlerinin manevî işâretiyle Emir Sultan’ın halifesi olmuştur.
Molla Fenârî Hazretleri de, çoğunlukla Abdal Mehmed’in mahallesinden geçer ve onu gördüğün de atından inerek ona hürmet edermiş..


Resim

DÖRt ÂLEMin->BAHt-ı YARı
ŞE’ÂNuLLAH -->ŞEHSUVARı
Resim EBDÂL-EBRÂR
Resim AHYÂR-AHRâR
->AŞK ÂLEMin ->ANAHTARı!.


EBDÂL-Lar: En Bedel olanlar, tebdil olanlar. Büdelâlar. AŞK u CEZBe Ehlidirler.
EBRÂR-Lar: En İyi Olanlar, özü-sözü dosdoğrular.. Birr u Takvâ, ZüHD ü TaKVâ Ehlidirler.
AHYÂR-Lar: En Hayırlılar, En zor yolun Rehberleri. SıDK u HuŞû Ehlidirler.
AHRÂR-Lar: En HüRRler, halka karşı fütursuzlar. HaVF u RECÂ Ehlidirler..



Resim

EBDÂL-Lar: En Bedel olanlar, tebdil olanlar. Büdelâlar. AŞK u CEZBe Ehlidirler.

Ebdâlların ahlâkî ve mânevî kişilikleri hakkında söylenenler, her Müslümanda bulunması gerekli vasıflardır. Buna göre ebdâllar, bütün insanlara karşı iyi, kendilerine kötü muamele edenleri bağışlayan, kaza ve kadere gönül hoşnutluğuyla boyun eğen, haramlardan kaçan, ibâdetlerini ihlâs ve samimiyetle yerine getiren, sevgi, şefkat ve ahlâkî vasıflarla donanmış kişilerdir.
Maneviyat büyüklerinden bir kısmına, bedel kelimesinden türeyen ebdâl denir. “Üçler-Yediler-Kırklar” Ebdâl Tâifesindendir..

Bedel: Bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. İvâz..
Tebdil: Değiştirmek. Tağyir etmek. Bir şeyi başka bir hâle veya şeye değiştirmek.
EBDÂL: (Bedil veya Bedel. c.) Evliyâdan, ziyâde nuraniyyet kazanmış olanlar. Evliyâ zümresinden bir cemâat. Arapçada halkın lüzumlu işlerinin tasarrufuna memur bir cemâata denir. Mâsivâ alâkasından mücerred ve Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetinde fâni ve müstağrak olan zâtlar..
B-D-L: LutfuLLAH daîmiyyeti BiLE-liğidir..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bu ümmet içerisinde kırk kişi İbrahim Meşrebi üzerinde, yedi kişi Musa meşrebi üzerinde, bir kişi de Muhammed Meşrebi üzerinde bulunur. Bunlar mertebelerine göre insanların efendisidir.” buyurdu.
(İmam Ahmed b. Hanbel’in "Kitabu’z Zühd"ünde sahih, hatta mütevâtir olarak belirtilmektedir. Ayrıca bk. Süleyman Ateş, ‘Sülemi ve Tasavvufi Tefsiri’, İstanbul, 1969, s. 200)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Halkın içinde üç yüz kişi Âdem’in kalbi üzere/meşrebi üzerindedir, kırk kişi Musa’nın meşrebi üzerindedir, yedi kişi İbrahim’in meşrebi üzerindedir, beş kişi Cebrail’in meşrebi üzerindedir, üç kişi Mikail’in meşrebi üzerindedir; bir kişi de İsrâfil’in meşrebi üzerindedir.” buyurdu.
(Aclunî, Keşfu’l-hâfâ, 1/26; Suyutî, el-Havî li’l-fetavî, 2/298)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bu ümmetin Ebdâlleri otuzdur. Hepsi de Halilu’r-Rahman gibidir (yani ALLAH’a olan sevgi ve dostluğunda çok samimidirler). Her ne zaman onlardan biri ölse, ALLAH onun yerine bir başkasını getirir.” buyurdu.
(Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z- zevâid, 10/62)

Resim---İmam Ali kerremâllahu vechehu, Irak’ta iken, bir gün yanında Şam halkından bahsedildi. Bazıları, onları lânetlemesini istediler. Bunun üzerine İmam Ali kerremâllahu vechehu, Resûlüllah (aleyhisselâm)’tan şunları işittiğini söyledi: “Ebdâller kırk kişi olup Şam’da ikamet ederler. Onlar sayesinde yağmur yağar, onlar sayesinde düşmana karşı zafer kazanılır ve onlar sayesinde Şam halkından azap uzaklaştırılır.” buyurdu.
(İmam Ahmed b. Hanbel , Müsned, 1/112)

Resim---Şurayh b. Ubeyd el-Hımsî şöyle demiştir: “İmam Ali kerremâllahu vechehu, Irak'ta iken yanında Şam ehlinden bahsedildi. Ona: "Ey mü’minlerin emiri! Onlara lânet et!" denilince şu
cevâbı verdi: “Hayır! Ben Rasûlullâhın (aleyhisselâm) şöyle buyurduğunu işittim: "Abdâl kırk kişidir ve Şam'da bulunurlar. İçlerinden birisi öldüğünde ALLAH onun yerine bir başkasını koyar. Yağmura onlar vasıtasıyla kavuşulur, düşmanlara onlar vasıtasıyla galip gelinir, onlar vesilesiyle Şam ehlinden belâ (başka bir rivâyette azab), uzak tutulur."
Şurayh'tan diğer bir rivâyette bu son kısım: "Yer ehlinden belâ ve boğulma onların (duaları) sebebi ile kaldırılır" buyurulmuştur.

(İ.Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, Tahk. Muhammed Abdulkâdir Atâ, Dâru'l-Kütübi'l-İlmiyye, Beyrut 2008, c. I, s. 320 (hadis no: 908)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ebdâl Şam'da bulunur. Kırk kişidirler. Bunlar yüzünden yağmur görürsünüz. Bunlar yüzünden düşmana galip gelirsiniz. Bunlar yüzünden arzın batmasından, sizlere belâ gelmesinden kurtulursunuz.” buyurdu.
(Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî, Ramuz El-Ehadis, 95/6 Râvi: Hz. Ali kerremâllahu vechehu)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ümmetimin Ebdâlı Cennete amelleriyle girmez. Lâkin onlar, ALLAH'ın rahmeti, nefislerinin cömertliği, göğüslerinin (gönüllerinin) selâmeti ve bütün Müslümanlara merhametleri sebebiyle girerler.” buyurdu..
(Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî, Ramuz El-Ehadis, 110/5, Râvi: Hz. Ebû Said radiyallahu anhu)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bu ümmet içinde Ebdâllar otuz kişidir. Bunların kalbleri İbrahim (aleyhisselâm)'ın kalbi gibidir. Onlardan biri vefât edince ALLAHü Teâlâ, onun yerini başka biriyle doldurur.” buyurdu.
(Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî, Ramuz El-Ehadis, 187/4, Râvi: Ubâde İbni Samit radiyallahu anhu)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ümmetimde Ebdâller otuzdur. Dünya onlar sayesinde ayakta durur. Yine onlar sayesinde yağmur yağdırılır. Ve ALLAH Teâlâ’nın yardımı, onlar sâyesinde gelir.” buyurdu.
(Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî, Ramuz El-Ehadis, 187/5, Râvi: Ubâde İbni Samit radiyallahu anhu)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ebdâllar Şamdadırlar. Kırk kişidirler. Biri vefât ettiğinde ALLAH Teâlâ onun yerine başkasını getirir. Onlar sayesinde yağmur yağdırılır, düşmanlara karşı galip gelinir ve yine onlar sayesinde Şam ehlinden azab kaldırılır.” buyurdu.
(Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî, Ramuz El-Ehadis, 187/6 Râvi: Hz. Ali kerremâllahu vechehu)


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ebdâllar kırk erkek, kırk da kadındır. Bunlardan bir erkek vefât ettiğinde, ALLAH Teâlâ onun yerine bir erkek ve kadın vefât ettiğinde de ALLAH Teâlâ onun yerine bir kadın getirir.” buyurdu.
(Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî, Ramuz El-Ehadis, 187/7, Râvi: Hz. Enes radiyallahu anhu)]


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ebdâllar Şam ehlindendir. Onların sâyesinde yardım görülür; ve onlar sâyesinde rızıklanılır.” buyurdu.
(Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî, Ramuz El-Ehadis, 187/8, Râvi: Avf İbni Mâlik radiyallahu anhu)]


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ebdâllar altmış kişidir. Onlar sözü çok derinleştirmezler. Bid'at sahibi değildirler. Batıl ve günah sözlere dalmazlar. Ve ucub sahibi (kendini beğenmiş) de değildirler. Onlar nail oldukları bu dereceye çok namaz kılmak, çok oruç tutmak ve sadaka vermekle ulaşmamışlardır; lâkin nefislerinin cömertliği, kalblerinin selâmeti/gönüllerinin paklığı, yöneticilerine/insanlara yaptıkları nasihatler sâyesinde elde etmişlerdir. Ey Ali! Onlar ümmetimin içinde kibrit-i ahmerden daha azdır.” buyurdu.
(Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî, Ramuz El-Ehadis, 187/9 Râvi: Hz. Ali kerremâllahu vechehu)]


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Üç şey bir kimsede bulunursa o kimse Ebdâller/kırklardandır. Ki dünya ve dünya halkının kivâmı onlarladır (onların yüzü suyu hürmetine yaşarlar): Kazaya rizâ, ALLAH’ın haram ettiği şeye sabır etmek, ALLAH’ın hakkından ötürü gazab etmek/Nefsin için pireye bile kızmayacaksın.” buyurdu.
(Ahmed Ziyâuddin Gümüşhanevî, Ramuz El-Ehadis, 264/1, Râvi: Muaz radiyallahu anhu)]



Resim

EBRÂR-Lar: En Birr Olanalar, özü-sözü dosdoğrular, en İYİler… Birr u Takvâ, ZüHD ü TaKVâ Ehlidirler.

BiRR: Temizlik. Günahtan çekinmek. Takvâ. İn'âm ve ihsan etme. * Amel-i sâlih, iyi amel. Koyunu sevketmek. Gönül, kalb.
BeRR: (c.: Ebrâr) Va'dinde sâdık. Sözünde duran. Muhsin. Keremkâr. Nimetleri herkese, umuma ihsan eden. Gerçeklik, sıdk. Susuz, kuru yerler. Toprak. Yeryüzü, yer.
EBRÂR: (Berr. c.) Özü sözü doğru olanlar, hamiyetliler. Sâdıklar. İyiler.

ALLAHu zü’L- CeLÂL Kur'ÂN-ı Kerîmde;


رَّبَّنَا إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلإِيمَانِ أَنْ آمِنُواْ بِرَبِّكُمْ فَآمَنَّا رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الأبْرَارِ
Resim ---Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî li’-l îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ mea’l- EBRÂR (ebrâri): Rabbimiz! Muhakkak ki biz, “Rabbiniz’e imân edin” diye îmâna davet eden davetçiyi işittik, böylece îmân ettik. Rabbimiz artık bizim günahlarımızı mağfiret et, seyyiatlarımızı ört ve bizi ebrâr olan (RABBın'a ulaşan ve veli olan cennetlik) kullarınla beraber vefât ettir.”
(ÂL-i İmrân 3/193)

لَكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْاْ رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نُزُلاً مِّنْ عِندِ اللّهِ وَمَا عِندَ اللّهِ خَيْرٌ لِّلأَبْرَارِ
Resim ---Lâkinillezînettekav rabbehum lehum cennâtun tecrî min tahtihâ’l- enhâru hâlidîne fîhâ nuzulen min indillâh (indillâhi), ve mâ indallâhi hayrun li’l- EBRÂR (ebrâri): Fakat Rab'lerine karşı takvâ sahibi olanlar...Onlar için altlarından nehirler akan, içinde ebediyen kalacakları cennetler, Allah tarafından ziyâfet sofraları vardır.Ve Allah’ın katında olan şeyler, ebrâr kullar için daha hayırlıdır.”
(ÂL-i İmrân 3/198)

إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا
Resim ---İnne’l- EBRÂRa yeşrebûne min ke’sin kâne mizâcuhâ kâfûrâ (kâfûren):
Muhakkak ki ebrâr olanlar, içinde kâfur bulunan kadehlerden içecekler.”
(İnsân 76/5)

إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
Resim ---İnne’l- EBRÂRe lefî naîm (naîmin): Muhakkak ki ebrar olanlar, elbette ni’metler içindedir.
(İnfitâr 82/13)

كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الْأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ
Resim ---Kellâ inne kitâbe’l- EBRÂRi le fî illiyyîn (illiyyîne): Hayır, muhakkak ki ebrar olanların kitabları (kayıtları, hayat filmleri) elbette illiyyin’dedir”
(Mutaffifin 83/18)

إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
Resim ---İnne’l- EBRÂRe le fî naîm (naîmi): Muhakkak ki ebrar olanlar, elbette ni’metler içindedir.”
(Mutaffifin 83/22)



Resim

AHYÂR-Lar: En Hayırlılar, En zor yolun Rehberleri. SıDK u HuŞû Ehlidirler.

Hayr: Meşru iş. Faydalı, nurlu ve sevâblı amel. Halkın rağbet ettiği akıl, ilim. İbâdet, adalet, ihsan, mal gibi ni’met. KuLun, enfüsündeki-ÖZündeki RuBubiyyet>Rusûliyyet BİZ BİR-İzliğini YAŞAmak Hakikkatı…
Hayru’l- Beşer: İnsanların en hayırlısı olan Hz. MuhaMMed aleyhisselâm.
Hayru’l- Beriyye: İnsanların en iyisi-seçkini olan Hz. MuhaMMed aleyhisselâm.
Hayru’l- Verâ: (Hayr-ül Enam) Halkın hayırlısı. Mahlukatın en hayırlısı olan Hz. MuhaMMed aleyhisselâm..
AHYÂR: EN Hayırlılar.


وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْأَخْيَارِ
Resim ---Ve innehum ındenâ le mine’l- mustafeyne’l- AHYÂR (ahyâri): Ve muhakkak ki onlar, katımızda, gerçekten "hayırlılardan ve seçilmişlerden"dir.”
(Sâd 38/47)

وَاذْكُرْ إِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ وَكُلٌّ مِّنْ الْأَخْيَارِ
Resim ---Vezkur ismâîle velyesea ve ze’l- kifl (kifli), ve kullun mine’l- AHYÂR (ahyâri): Ve İsmail (aleyhisselâm)’ı ve İlyas (aleyhisselâm)’ı ve Zülkifli (aleyhisselâm)’ı da zikret. Hepsi hayırlı olanlardandır.”
(Sâd 38/48)



Resim

AHRÂR-lar: En HüRRler, halka karşı fütursuzlar. Havf u Recâ Ehlidirler..

HüRR: Kimsenin baskısı, zorlaması olmadan meşru' dairede istediği gibi yaşayabilen. Esir veya köle olmayan. Serbest.
Hürriyyet: Serbestlik, hür oluş. Adalet kanununda ve te'dibte, başka hiç kimse, kimseye taarruz ve tahakküm etmemesi ve herkesin hukukunun meşru' olarak korunması, herkesin meşru' hareketlerinde tam serbest olması
AhRâR: (Hür. c.) EN Hürler. Esir veya köle olmayan kimseler. Silsilesinde esir veya köle bulunmayanlar. Hürriyetçiler.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAHın öyle kulları vardır ki, onlar ne peygamberdir, ne de şehittirler ama, hem peygamberler, hem şehidler onlara gıbta etmektedirler. Kıyamet günü onlarin ALLAH katındaki makamları , bu gıbtaya sebeb olmaktadır.”
Bunun üzerine soruldu: “O bahtiyar kişiler kimlerdir?”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Onlar, aralarında akrabalık ve birbirine mal verme konusu olmaksızın, ALLAH için birbirlerini severler. ALLAH'a and olsun ki onların yüzleri nurdur. Onlar NUR üzerindedirler. İnsanlar korktuğunda, onlar korkmazlar. İnsanlar üzülduğunde, onlar üzülmezler.
Haberiniz olsun ki, ALLAH dostları üzerinde hiçbir korku yoktur. Ve onlar üzülmeyeceklerdir de.....”
buyurdu.

(Ebu Davûd)]


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAH’ın öyle kulları vardır ki, peygamber olmadıkları, şehid olmadıkları halde, kıyamet günü ALLAH’ın katındaki dereceleri sebebiyle; peygamberler de, şehidler de onlara imrenirler. Bunlar öyle bir grup insanlardır ki, aralarında ne bir akrabalık ve ne de bir menfaat alış verişi olmadığı halde, sırf ALLAH rizâsı için birbirilerini severler. ALLAH’a kasem ederim ki; yüzleri nur kaplıdır ve kendileri nurdan bir minber üzerindedirler. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmanzlar, insanlar mahzun oldukları zaman onlar mahzun olmazlar.” buyurdu.
(Ebû Davûd.. Gönül Erleri İstanbul Ve Anadolu Evliyaları 1992 Sabri Yılmaz C1/2 Giriş)]


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Mutlaka ALLAH’ın kullarından, nebilerin ve şehidlerin, kendilerine gıbta edecekleri kullar vardır.” Buyurunca, sahabeler tarafından denildi ki: Onlar kimlerdir Yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bize haber ver ki onları sevelim.”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem onların bu isteği üzerine, şöyle buyurdu: “Onlar öyle bir topluluktur ki, aralarında mal (ticarî ilişki) ve akrabalık olmaksızın birbirlerini severler. Onların yüzleri nurdur. Nurdan minberler üzerindedirler. Halk korktuğu zaman korkmamayı sürdürürler. İnsanlar mahzun oldukları zaman onlar üzülmezler.”
buyurdu
ve sonra:

أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
Resim ---E lâ inne evlîyâallâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn (yahzenûne): Muhakkak ki ALLAH’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil”
(Yûnus 10/62) Âyetini okudu.”
(Tefsiru’l Kurani’l-Azîm II, 422; Hak Dini IV, 2731; Riyazu’s- Sâlihin s. 874)


Bu konuşmayı Ömer radiyallahu anhu’den de rivâyet olarak öğrenmekteyiz. Yani ALLAH dostlarının tanımının doğruluğunu farklı birçok kanattan tesdik etmekteyiz.
(Mecma‘ût-Tefâsîr (Lubâbu’t-Te’vîl) III, 267; Hak Dini IV, 2731; Tefsîru’l-Kurâni’l-Azîm, II, 422-423; III, 291 Nur Sûresi 35. âyeti tefsir edilirken, Nur üzerinde olan kimse hakkında: “kelâmı nurdur, ameli nurdur, medhali nurdur, mahrecleri nurdur, kıyamet gününde dönüşü nura cennetedir” açıklaması yapılır. Ayrca bk. Hak Dini IV, 2730; Yûnus, 64. âyeti ile ilgili olarak yüzleri nur, nurdan mimberler üzerinde olan mü’minlerden, ALLAH’ın evliyasından bahsedilmektedir.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “ALLAH’ın veli kulları öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman ALLAH’ı hatırlatırlar” buyurdu.
(El-Hakim, İbn Abbas radiyallahu anhu’dan)


Resim---Enes İbnu Mâlik radiyallahu anh anlatiyor: "Halası Rubeyyi', bir genç kızın on dişini kırmıştı. Ondan affetmesini taleb ettiler, kabul etmediler; diyet teklif ettiler, bunu da kabul etmediler. Resûlullah aleyhisSalâtu vesselâm'e gittilerse de, kız tarafı kısas talebinde direndiler. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bunun üzerine kısas emretti.
Enes İbnu'n-Nadr: "Rubeyyi'nin dişi kırılır mı? Hayır! Seni hak ile gönderen Zat-i Zu’l- Celâl'e yemin olsun, onun dişi kırılmaz!" dedi.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
"ALLAH'ın öyle kulları var ki, (bir iş için) ALLAH'a yemin etse, ALLAH onu boş çevirmeyip dilediğini yerine getirerek yemininde hanis kılmaz" buyurdu.

(Buharî, Diyat 19, Sulh 8, Tefsir, Bakara 23, Tefsir, Mâide 6; Muslim, Kasame 24, (1675); Ebu Davud, Diyat 39, (4595); Nesaî, Kasame 16, (8, 27)
Hanis: Sinen, dönen.



>AŞK u CEZBe EBDÂLLARına HUu!
ZüHD ü TaKVâ EBRÂRLARına HUu!
>SıDK u HuŞû AHYÂRLAR ına HUu!
->Havf u Recâ AHRâRLaR ına HUu!.. celle celâlihu..


Resim


3. SALÂVÂT-I ŞERÎFEmİZ : İmâm-ı Alî kerremullahi vecheye ait salâvâtı şerîfe:


Resim

TÜRKÇESİ: Lebbeyke Allahümme Rabbiye ve sâ’deyke Resim Salâvâtu’llahi’l-Berri’r-Rahîm Ve’l-melâiketi’l-mukarrebîn Resim Ve’n- nebîyyine ve’s-sıddıkîne ve’ş-şühedâi ve’s-sâlihîn Resim Vemâ sebbiha leke min şey’in yâ Rabbe’l-âlemîne Resim Alâ seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammedin ibni Abdillahi hâtemi’n- nebîyyîne Resim Ve Seyyidi’l-mürselîne ve imâmi’l-mûttâkîne Resim Ve Resûli Rabbü’l-âlemîne’ş-şâhidi’l-beşiri’d- dâi ileyke bi iznike es sirâce’l-münir Resim Ve aleyhi’s- salâtü ve’s- selâmû ve rahmetullahi ve berâkâtuhu.

MÂNÂSI:
“Emret (buyur) ALLAH’ım! Ve başim-gözüm üstüne (emret, saâdetle Senden mutluluk istiyorum), RABB’im, ALLAH’ım! İyilik ve merhamet dolu Salâvâtullahı, gözde (yakîn) meleklerin salâvâtı, peygamberlerin, sıddıkların, şehîdlerin, sâlihlerin; Ey âlemlerin RABBi Seni tesbih (ve tenzih) eden herşeyin salâvâtı, Efendimiz Abdullah oğlu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, Hatemü’l-Enbiyâya (peygamberlerin sonuncusuna), peygamberlerin Efendisine, müttakîlerin (günâhlardan korunup ALLAH'a sığınanların) imâmına; âlemlerin RABBinin, şâhid ve müjdeci Resûlüne, Senin izninde Sana dâvet eden ve aydınlatan kandile (sayısız- sonsuz) selâm (sıla, salâvât, rahmet, istiğfâr, dua, ulaşım) olsun!”


Resim MMM MuHABBetLerimLe..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: CuMâ CeM'im-İZ
MesajGönderilme zamanı: 09 Kas 2018, 15:55 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10847
Resim

Resim

CÂMİLer ŞEHRidir BURSA
ALTı PÂDİŞÂH GÖRmüştür!
HİZMETLer NEHRidir BURSA
HERBİRi BiR CÂMi ÖRmüştür!.


ZEVK 9074

GELECEK’in TEMELidir =>GEÇmiş GİTmiş DEğiL =>MÂZi
İMÂNın İSBAtı AMEL =>EL HAKk =>HAk-HAYıRdan RÂZi
BURSA’mın İLk CÂMİSİnde
CÂNda>CÂNÂN CUMÂ CEM’i
İ'LÂ-yı KELİMETuLLAH ŞÂHı CENNet MekÂN OSMAN GAZİ!.


09.11.18 12:54.
brsbrsm..orhangazicumacem’i..



SARAYsız SULTÂNLar KURdu
OLdu->HAKk ERENLer YURdu
=>Kim KESti YEŞİLin BURSAm
=>BU HÂLin =>İÇİM KAVURdu!.



Resimİ'LÂ-yı KELİMETULLAH.:

İ'LÂ-yı KELİMETULLAH.: Allah Kelâmının, İslâmiyetin Ulvîyetini ve Hakikatlarının kıymetini bildirmek ve yaymak. Hakaik-ı Kur'âniye ve İmâniyenin neşir ve tâmimine cehd ile çalışmaktır. Her bir mü'min her zaman İ'Lâ-yı KeLiMetuLLAH ile mükelleftir..

CİHAD.: (Cehd. den) Düşman ile muharebe. İlim ve imanla, sözle, fiille, malla ve canla bütün kuvvetini sarf etmek. ALLAHu zü’L- CeLÂL YOLunda muharebe. Din için çalışmak. Erkân-ı İmânîyye ve Esasât-ı Dinîyyeyi muhafaza ve imânı takviye için cehd ve gayret etmek. Şeriat-ı Garrâ'nın ahkâmını muhafaza, Kelimetullah'ı i'lâ, küfr-ü mutlakın ve küffarın (süfyân ve deccâlın) fitnelerini def ile hâkimiyet-i HAKkı te'min eylemektir..


ResimCÂMİLer ŞEHRidir BURSA
ALTı PÂDİŞÂH GÖRmüştür!.:


Yeşili katledilmekye devam edilen Bursamız'da 6 padişah, 20 şehzâde yatmaktadır..

1-) OSMANGAZİ.:
Doğum: 1258
Ölüm: 1326
Saltanatı: 1281 - 1326
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi, kalb yetmezliğinden vefât etti.

Türbesi Tophane'de bulunuyor. Türbede ayrıca oğlu İbrahim ile Sultan 1. Murad'ın oğlu Savcı Bey ile Asburçe Hatun'un mezarları yer alıyor.

2-) ORHANGAZİ.:
Doğum: 1281
Ölüm: Mart 1362
Saltanatı: 1326 - 1359
82 yaşında, felç nedeniyle vefât eden 2. Padişah Orhangazi'nin türbesi de Tophane'dedir. Türbede eşi Nilüfer Hatun, oğlu Şehzade Kasım Çelebi, kızı Fatma Sultan, Yıldırım Bayezid'in oğulları Musa Çelebi ve Şehzade Korkut ile Cem Sultan'ın oğlu Şehzade Abdullah'ın mezarı var.

3-) SULTAN I. MURAD.:
Harp sahasında şehid düşmüştür. Birinci Kosova Savaşı’nın sonunda, Sırp Kralı Lazar’ın damadı Miloş Obroneviç, padişahın huzuruna çıktığı sırada göğsünde sakladığı hançeri Sultan I. Murad’a saplayarak şehid etmiştir.
Doğum: 29 Haziran 1326
Ölüm: 28 Haziran 1389
Saltanatı: 1359 - 1389
Sultan I. Murad'ın külliye ve türbesi Çekirge semtinde. Mezarının 2 yanında torunları Süleyman Çelebi ile Musa Çelebi'nin mezarları var. Oğlu Yakup Çelebi, Süleyman Çelebi'nin oğlu Orhan, Sultan II. Bayezid'ın oğlu Şehzâde Mehmet'in mezarı.

4-) YILDIRIM BAYEZİD.:
Doğum: 1360
Ölüm: 8 Mart 1403
Saltanatı: 1389 – 1403
1402 yılında Ankara Savaşı’nda Timur’a esir düşen Bayezid, bu durumu hazmedememiştir. 8 Mart 1403’te yüzüğündeki zehri içerek intihar etti.
Sultan Yıldırım Bayezid'in türbesi, adını da verdiği Yıldırım İlçesi'nde yer alıyor. Türbede padişahın oğulları İsa ve Kasım Çelebi'lerin mezarları bulunuyor.

5-) I. MEHMED.. ÇELEBİ MEHMED.:
Doğum: 1382
Ölüm: 26 Mayıs 1421
Saltanatı: 1413 – 1421
Edirne’de yüksek tansiyon yüzünden beyin kanaması geçirdi ve vefât etti. Osmanlı padişahları içinden ölüm haberi ilk gizlenen padişahtır.
Sultan Çelebi Mehmed'in türbesi Yeşil semtinde bulunuyor. Türbede oğulları şehzâde Mustafa, Mahmud ve Yusuf, kızları Selçuk Hatun, Sitti Hatun ile Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatun'nun cenâzeleri yan yana yatıyor.

6-) SULTAN II. MURAD.:
Şiddetli baş ağrısı ile yatağa düştü ve 3 gün sonra öldü. Ölüm sebebi tümör veya beyin kanaması.
Doğum: Haziran 1404
Ölüm: 3 Şubat 1451
Saltanatı: 1421 – 1451
Sultan II. Murad'ın türbesi Muradiye Külliyesi içinde yer alıyor. Türbesi ziyaretçi akınına uğrayan Şehzâde Mustafa'nın mezarı da bu külliyede bulunuyor. Şehzâde Mustafa'nın oğlu Mehmet'in mezarı da babasının yanında yer alıyor..



Resim


Resim

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınla LûTFet-CEM’ et CUMÂMIza İnşae ALLAH!..





Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.


Resim


Resim

ORHAN GAZİ BEY CÂMİİ:

Orhan külliyesinin içindeki câminin kapısı üzerindeki kitabede binânın 1339 yılında II. Osmanlı Sultanı Orhan Gazi Bey tarafından yaptırıldığı, Karamanoğlu Mehmed Bey tarafından 1413 yılında yaktırıldığı, Çelebi Sultan Mehmed döneminde 1417 yılında onarıldığı belirtilmektedir. Bursa’daki ilk zâviyeli plan şemâlı câmidir. Mihrab ekseninde arka arkaya kubbeyle örtülü iki mekan, yanlarda iki tane eyvan ve son cemaat mahalli ile plan tamamlanmıştır. Câmi’nin ana ibâdet mekanının üzerinde sekizgen kasnağa oturan iki kubbe ile yandaki eyvanların üzerinde daha küçük kubbeler bulunmaktadır. Duvarları değişik biçimlerde bir araya getirilen moloz taşı ve tuğla ile örülen Câmi’nin tek minâresi kuzeydoğudadır. Tuğladan yapılmış kirpi saçaklar ve duvarlardaki rozetler binâya özgünlük kazandırmaktadır. Duvarları üç sıra tuğla ve bir sıra kesme taş ile örülen beş gözlü son cemaat yerinin önünde kesme taştan yapılmış altı adet ayak, sivri tuğla kemerlerle birbirine bağlanmıştır; yan cephelerinde ise ana kemerin ortasında, devşirme Bizans başlıkları olan birer sütun kullanılarak ikişer kemer elde edilmiştir. Son cemaat yerinin üzeri ortada üç kubbe, iki yanda tonozla örtülüdür. 1855 depreminde büyük ölçüde tahrip olan Câmi birkaç kez tamir edilmiş, 1905 yılında Vali Reşid Paşa dönemindeki tâmir sırasında daha önce bulunmayan doğu kapısı açılmıştır.

(Bursa Kültür Varlıkları Envanteri: Anıtsal Eserler, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları,162)

Resim

Osmanlı Devleti'nin ilk devir yapılarından ve "T" planlı câmilerin ilkidir.
Yığma taş, kesme taş ve tuğla örülmüş olan câminin beş bölümlü son cemaat yeri ortada üç küçük kubbe, yanlarda birer aynalı tonoz ile örtülüdür. Cephelerde tuğla rozet, güneş kursu, iki katlı kirpi saçaklar ve iki katın pencerelerle zengin bir görünüm kazandırılmıştır. Bizans sütun ve sütun başlıkları gibi devşirme malzemelerin yer alması, arkaik bir hava verir. Câmide yer alan motifler sadedir. Mihrab üzerinde 14.yy.'ın en güzel alçı süslemeleri vardır. Karamanoğlu II. Mehmed Bey'in 1413 yılında Bursa'yı işgali sırasında büyük ölçüde tahrip gören yapı, Çelebi Sultan Mehmed döneminde 1417 yılında Vezir Beyazıd Paşa tarafından onarılarak ibadete açılmıştır. Cephedeki alt pencereler 1904 yılında, tuğla minâre 1905 yılında onarılmıştır.

Orhan Câmisi'nin han, hamam, aşhane, imâret, zâviye, mekteb, medreseden oluşan külliye halinde olması gerekirken bugün onarılan han ve hamamdan oluşan başka, diğer yapı grupları mevcut değildir.


Resim

Banisi Orhan Gazi olan Bursa Orhan Câmii'nin inşasına kapısındaki kitabeye nazaran H. 740 (1339) tarihinde başlanılmıştır. Câmi XV. yüzyıl başlarında Karamanoğulları tarafından yakılmış, Çelebi Sultan Mehmed 'in emriyle 1417'de Beyazıd Paşa tarafından restore edilmiştir. 1855 depreminde yine tahrip olan binâ, XIX. yüzyılın ikinci yarısında tekrar esaslı bir tamirden geçmiştir.
Orhan Gazi Câmii'ne beş bölmeli bir son cemaat yerinden girilir. Son cemaat yerinin üç orta gözü kubbeli, yan gözleri aynalı çapraz-tonozla örtülüdür. Orta yerdeki kolona oturan ikiz kemerli uçları açıktır. Son cemaat yerinden kubbeli küçük bir giriş sofasına, buradan da yüksek kubbeli bir merkezî hacime geçilir. Burası kubbeli olmakla beraber kare olmayıp dikdörtgen biçimindedir. Kuzey tarafına 1.40 m. eninde bir kemer atılarak kareye yakın bir taban sağlanmıştır. Merkezî hacmin güneyine düşen ve iki basamak ile çıkılan mihrablı hacim de dikdörtgen biçiminde olup 9.30 m. x 8.66 m. ölçülerindedir. Bu yüzden burayı örten kubbe dairevî değil beyzîdir. Orta hacim ile mihrablı kısım arasında büyük bir kemer bulunur. Yanlarda da kemerli boşluklar gerisinde ve orta hacimden bir basamak yüksekte iki eyvan merkezi salona açıktır. Bu eyvanlar da kubbeli fakat dikdörtgen biçimindedir.
Kubbe, uzun yanlarda dikdörtgeni kareye tahvil eden kemerler üzerine oturur. Yan hacimlerin Kuzeyinde köşelere iki oda yerleştirilmiştir. Kubbesiz olan bu odalara yan eyvanlardan geçilebildiği gibi giriş sofasından doğrudan doğruya da girilebilir.

Câminin içerisinde birbirine açılan kubbeli hacimler arasında kubbe çapı ve döşeme seviyesi bakımından farklar olduğu gibi kubbe yükseklikleri ve kubbeye geçiş sistemleri bakımından da farklar görülür. Orta salonun 8.45 m. çapındaki kubbesi en yüksek kubbedir, döşemeden kilit altına 16 metre irtifaında bulunur. Kubbe, pandantifler ile hazırlanan kaide üzerine konulan üçgenli kuşağa oturur. Üçgenli kuşak, pencereler arasına yerleştirilmiş sivri uçları üst tarafta toplanan ters yelpaze biçiminde sekiz tane panodan teşekkül eder. Çapı daha büyük olan mihrablı namaz eyvanının kubbesi 13.50 metreye kadar yükselir. Burada kubbeye geçiş içi kırık üçgen şekillerle süslenmiş kürevî tromplarla yapılmıştır. İki yan eyvanın kubbeleri ise çok daha basık olup bunlarda kubbeye geçiş kürevî pandantif iledir. Dört kubbe de dışarıdan sekizgen kasnaklar ile çevrilmiştir.

Orhan Gazi Câmii'nin minâresi yenidir. Beden duvarları kirpi saçaklar ile biten tuğla hatıllı kaba moloz taştır. İnce uzun pencere boşlukları, kârgir işçiliği, yer yer yarım-kubbe kemerler, tuğla ile işlenmiş motifler ve rozetler yapıda Rum ustaların çalışmış olduğuna işaret etmektedir Son cemaat yerinin yan kolon ve başlıkları da Bizans menşelidir..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı: Re: CuMâ CeM'im-İZ
MesajGönderilme zamanı: 16 Kas 2018, 15:37 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10847
Resim AŞKkkk..

AŞK KIZIL KOR
SEViLmek ZOR
SEVen SIRRın
BİLene SOR!.

SU GiBi AKıYOR ZamÂN
SANALa BAKıYOR İnsÂN
DEVR-i DEVRÂN

SEYR-i SEYRÂN
CEVL-i CEVLÂN
HAYR-i HAYRÂN
OLsun!. OLmasın!.Lar=>OLAN!.

Resim

ÂHiR VAKit GÖNüL YURDum
BAGRIna->YUVAMı KURDum
BURSAma =>KARTAL BAKIŞı
SEYRÂNda>DİVÂNa DURDum!.


ZEVK 9080

GÖKÇe DEREm KEREM AĞZı=>SU-yun TAKSiM YERi=>MAKSEM
=>NİCe =>ERENLer YATAĞı ==>ÖZEL =>EZEL-BERi=>MAKSEM
RABBu’L- ÂLEM HUZURUnda
CUMÂ CEM’i=>MİM NURUnda
ZÂHİR>BÂTIN=>BİZ BİR-İZ-de AŞKın MEŞK MAHŞERi=>MAKSEM!.


16.11.18 13:14.
brsbrsm..maksemcâmimizcumacemi..


YÂ HAYyu’L- HUuu!. ALLAH celle celâlihuu!.

Resim


Resim

ALLAHumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-SeLâmet
İZZet-i İhsÂNınLa LûTFet-CEM’ et CUMÂMIza İnşae ALLAH!..


Resim MuhaMMedi MuHABBEtLerimİZLe!....


=>BUrası =>BURsa =>MAKSEMi!.:

ResimMaksem câmimİZ..

MAKSEM ki;

Kul ihvÂNi sefilin TEKe TEK tERas TeKkesi, üçkollu çınarı ve dalları arasında Maksem Câmisi ve meşhur Yokuşuyla Rabbımın bir ni’metidir Maksem..

Eski Bursa'nın konum itibarıyla en yüksek yerinde bulunan bu mahalle Ulu Câmiye 7 Dakikadır yürüyüşle..
Adını yine burada bulunan "su taksim edilen"- "Su Maksemi"nden almaktadır. Civarındaki yerleşme ve câmi de aynı adla anılmaktadır. Hemen yakınındaki Temenye (Temenyeri-Hıdırillez duaları-temennileri edilen mesire yeri) her mevsim cıvıl cıvıl kuş sesi ve yürüyüş ve piknik yapan insanlarla doludur.. Uludağ'dan gelen kaynak suları, ilk önce burada bulunan maksemde toplanır ve ardından da, şehrin muhtelif semtlerine dağıtımı yapılırmış.


Resim


MAKSEM: ULU DAĞdan gelen Suların Taksim NOKTAsı/YERi..
GÖKçe DERE: Bursamızın Maksem-Arkların AYRım yeri mahallesinde 7 mevsim İnleyip duran 7 dilli şeLLÂleriyle, 7 mevsim cANyoldaşım bir dereciktir..

Bu Yeşillik DiyÂRımızın İÇinden 7 mevsim akan GÖK-GÖKçe DEREm, Bursamızın Maksem-(Arkların AYRım yeri) Mahllaesinde 7 mevsim İnleyip duran 7 dilli şeLLÂleriyle cANyoldaşım bir dereciktir.. TEKe TEK tERas TeKkemİZde 3 yÖNden apaçık pencerelerimden nice seherler pırıl pırıl Temenyeri, kördümanlı Kesiş Dağı-ULU Dağ ve Gökçe Derem sesinde nice ZEVKLer nefesler KAYDa geçmiştir/mektedir elhamdulillahirabbilâlemîn..


Resim

MAKSEM (Düstürhan) CÂMİİ.:

Pınarbaşı Caddesi'nde bulunan, Düstürhan Câmii adıyla da bilinen Maksem Câmii, 1479 yılında Düsturhan lakaplı Yahya Hüseyin oğlu Yahya tarafından yaptırılmıştır. Câmi, devrinin tüm özelliklerini taşımaktadır. taş ve tuğlayla örülü, tek kubbeli, kirpi saçaklı tipik bir Bursa câmisidir..
7,10X7,59 metre iç ölçülerinde olan caminin girişinde, 3,39 metre derinliğinde bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Asıl ibadet alanı tek kubbeyle örtülüyken son cemaat yeri tonozla örülmüştür. 18 pencereyle içerisi aydınlanan caminin duvarları tuğla ve moloz taşı ile örtülmüştür. Kubbe köşeliklerinde bademler kullanılmıştır. Ayakları Bursa kemerlidir.
Birçok kez onarımdan geçen câmi halen sağlam olup ibâdete açık durumdadır.
Caminin avlusunda, Bursa'nın en yaşlı çınarlarından biri (ÜÇ KOLLU ÇİLLE ÇINARIM) bulunmaktadır. CÂminin batısında ise iki eski ev bulunmaktadır..
(Baykal (1950) s.79; kütük ııı. s.195; vakıflar (1983) ııı. s.121; mirat-ı bursa (1905) s.34; Yalman (1984) s.109 ; Ayverdi ııı. (1973) s.79)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 231 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1 ... 6, 7, 8, 9, 10

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye