Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 12 Ara 2018, 17:31

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 61 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 11 Ara 2017, 00:52 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

KELÂMULLAH’ı DUYmak
RESÛLULLAH
’a UYmak..

sallallahu aleyhi vesellem..

(İmam, Câmide İmam Kur'ân-ı Kerim okumakta)

Eûzu billâhi mine’ş-şeytânı’r-racîm..
Bi'smi'llâhi’r-rahmânı’r-rahîm...

سَأَصْرِفُ عَنْ آيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَإِن يَرَوْاْ كُلَّ آيَةٍ لاَّ يُؤْمِنُواْ بِهَا وَإِن يَرَوْاْ سَبِيلَ الرُّشْدِ لاَ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً وَإِن يَرَوْاْ سَبِيلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَكَانُواْ عَنْهَا غَافِلِينَ
“Se asrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fî’l- ardı bi gayri’l- hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîle’r- ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîl (sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn: Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden engelleyeceğim. Onlar her âyeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşd yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gâfil olmaları dolayısıyladır.” (A'râf 7/146)

وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَلِقَاء الآخِرَةِ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ هَلْ يُجْزَوْنَ إِلاَّ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
“Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve likâi’l- âhirati habitat a’mâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn: Âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezâlandırılacaklardı?" (A'râf 7/147)

وَاتَّخَذَ قَوْمُ مُوسَى مِن بَعْدِهِ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلاً جَسَدًا لَّهُ خُوَارٌ أَلَمْ يَرَوْاْ أَنَّهُ لاَ يُكَلِّمُهُمْ وَلاَ يَهْدِيهِمْ سَبِيلاً اتَّخَذُوهُ وَكَانُواْ ظَالِمِينَ
“Vettehaze kavmu mûsâ min ba’dihî min huliyyihim iclen ceseden lehu huvâr (huvârun), e lem yerev ennehu lâ yukellimuhum ve lâ yehdîhim sebîlen ittehazûhu ve kânû zâlimîn: (Tura gitmesinin) Ardından Mûsâ'nın kavmi süs eşyâlarından böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip iletmediğini (hidâyete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler oldular.” (A'râf 7/148)

وَلَمَّا سُقِطَ فَي أَيْدِيهِمْ وَرَأَوْاْ أَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّواْ قَالُواْ لَئِن لَّمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
“Ve lemmâ sukıta fî eydîhim ve reev ennehum kad dallû kâlû le in lem yerhamnâ rabbunâ ve yağfir lenâ le nekûnenne minel hâsirîn: Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp saptıklarını görünce: "Eğer RABBimiz bize merhâmet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler.” (A'râf 7/149)

Sadakallâhu'l-azîm..
Lillâhi’l- fâtihâ..


Azîz cemâat,
Nurlu müslümanlar, şimdi İmam Efendinin okuduğu Mihrabiye Kur’ânında, âyetinde hiç bu günkü vaaz mevzûmuzun hâricinde çook büyük bir âyet-i kerîme, ondan bahsetmeden geçmeyeceğim.
Âyet-i Kerimede, hepimiz ancak ALLAH kelâmının, Resûlullah’ın mübârek ağızından gelen ALLAH kelâmının, Cebrâil Resûlu’l- mübârek kalbine ilham etmiştir.
Seslerin güzelliğinden hepimiz daldık ALLAH kelâmı olduğu için.
Fakat içindeki mânâları tabi içinizde hepiniz arapça bilmezsiniz.
Diyor ki Cenâb-ı ALLAH bunda: “Benim için kulların, yarattığım kulların hepsi birdir.”
Yâni tartı îtibariyle, göz îtibariyle, kulak îtibariyle, el, ayak îtibariyle, hepimiz birbirimize eşitiz. Hepimizin kulağı var, gözü var.
Bir de ikinci, asıl içine koyduğum Nûr-u Resûlullah’a sallallâhu aleyhi ve sellem, ki bütün kâfirin de, dinsizin de, îmansızın da bu var biliyorsunuz, söylemiştim size eski vaazlarda.
Bunu kıymetlendirip, Benim Esmâmın güzelliklerini ortaya çıkaran hakîki gayba inananlar, yâni “yu’minûne bil gayb” ki sizin gibi secdeye başını koyanlar, onlarda bambaşka bir şey tecellî eder” diyor.
Yapmayanlar, yapmadıklarının cezâsını görürler.
Bir adam dese ki: “Ben yemek yemeyeceğim” cezâsını kendi görür, zayıflar, hasta olur, gider gürültüye.
Bir adam hasta olsa dese ki: “Ben efendim, doktora gitmeyeceğim, ilaç kullanmayacağım”
Çünkü Âyet-i Kerîme'yle farzdır: “Hasta olduğunuz zaman tedâvi olunuz”
Emirdir bu İslâm'da, inat etmek münâfık işidir.
İki defâ inanırsan münâfık demek ALLAH’ı inkâra bilmeden ayak basmış adam demektir, maazALLAH-u Teâlâ..
Ben çok müslümanlar biliyorum, müslüman diye geçinir fakat münâfık hudûdundan geriye gelmemiştir, ALLAH muhafaza buyursun.
Onun için, bundan kurtulabilmek için yine Resûlullahsallallâhu aleyhi ve sellemin hadisleriyle mervîdir:
“Kul eûzu bi rabbi’l-felâk. Min şerri mâ halâk.
“Kul eûzu bi rabbin nâs. Melikin nâs..” Yo, yo, yo, öyle değil….
“Kul eûzu bi rabbi’l-felâk. Min şerri mâ halâk.
Böyle yavaş yavaş okuyup yutun!.
“Efendim ne olurmuş yutmak!”
Bir şey olmaz oğlum, hava yutacağına bunu yut!.
Söyleyim, boş zamanlarınızda etrâfınıza şöyle okuyun!.
Bunlar insanın; insanın tefrîkaya, münâfıklığa gideceğinden korur, ALLAH bunu bildiriyor.
Resûlu sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimize bile sihir yaptılar, Cebrâil aleyhi's-selâm geldi.
Başları ağrıyordu mübârek re’sleri.
Geldiği zaman: “Allâhumme erkeyk” diye başladı Cebrâil aleyhi’s-selâm, Âyet-i Kerîme değil, konuşuyor.
“Erkeyke” arapçada, “erkeyke” efsunlamak demek, hani “efsun” deriz ya..
“Allâhumme erkeyk, ALLAH’ın izniyle Seni efsunlarım ya MuhaMMed sallallâhu aleyhi ve sellem.. efsunlarım..”
Bu Âyet-i Kerimeyi;
Kul euzû birabbi’l-felâk min şerri ma halak, ve min şerri ğâsikin… neyse.. Kul, euzû birabbi’n-nâs..
Bunları okuyun müslümanlar!
“Ne çıkar?” deme oğlum!
“Ne çıkar?” demek lâzımsa, benim demem lâzım.
Dinsiz olmak lâzımsa, bayrağı benim açmam lâzım.
Doktorum, şuyum, buyum vs… Bayrak benim elimde olmalı.
Ben de diyorum: “İşin içinde bişey var!”
“Ne varmış?”
Burda söylenmez oğlum, sen devâm et, tefrikadan kurtarır seni.
“Ama Efendim, sabahtan akşama kadar da Kul eûzu okunmaz!”
Günde 2-3 defâ, hatırına geldikçe..
“Ama ben illâ yapacağım..”
O zaman çıldırırsın, herşeyin ifratı İslâmiyet'te haramdır.
Haram demek verilen usûlün hâricine çıkmak demek.
Efendim işte 1 okka ekmek yedim.
“Yok Efendim ben 10 okka yiyeceğim!”
Olmaz, öküz bile yemez 10 okkayı. Îtidal!..

O Nûru bulup da, bizim gibi işte, bulduk gûyâ Allâhu a’lem.
Bulduk ya!. Namaz kılıyoruz..

Yarın âhirete gittiğimiz zaman, çıkacağız huzûruna.. hesablar mesaplar makinalar felân defterler, uuhuuu kıyâmet kâtipler işleyecek hepisi işleyecek, kalkacağız tertemiz.
“Hadi git cennete”
“Git ulan cehenneme!”
Cehenneme gitmek de bir hüner, çünkü temizlenmektir.
Zâti insan olmayana: “Men lem yekun insânen la ya’rifu kadru’l-insan”
İnsan olmayan, İNSAN’ın kadrini bilmez.
İnsanlık iki ayağının üzerinde maymunlarda duruyor oğlum. İnsan başka. Bunu yaptı mı cennete.
“Eee, zâten yaptıktan sonra, ALLAH söz vermiş ben cennete gideceğim. Bunun kıymet neresinde?”
Bana bir ihsan mı yapmış.
Şunun şunun şunun şununu yaptı mı, gâyet tabi cennete gideceksin, yani azab görmeyeceksin.
Şu şu şu şu edebsizliği de yaptıysan cehenneme gidersin.
Burda ALLAH'ın ihsânı yok, âyet-i kerimede söylüyor, çok dikkat buyurun. İhsan başka bir şeydir.
Yine bir hadis-i kudsîde bir insanın biri mü’minler bizim içimizdeki gibi mü’minlerden birisi âhirete intikal etmiş.
Hesablar görülmüş, şunlar bunlar gelmiş Huzûr-u ilâhiyeye.
Melekler demişler ki: “Yâ İlâhî bu kulun tertemiz hiçbir lekesi yok!”
“Sâhi mi?”
“Yok Efendim, aha tertemiz”
Kul da çıkmış: “Yâ RABBi demiş. Ben emirlerini yerine getirdim, kânunlarını yerine getirdim, peygamberinin söylediklerini yaptım, zîna yapmadım, haram yemedim, bütüüün emirlerin yerli yerine geldi, namussuzluk etmedim!” demiş.
“Yâ Kul! Bak ellerine.. “Belâ kadirîne 'ala en nusevviye benânehu.”
Hımm.. Casus parmak da diyecek “evet Yâ RABBi tertemiz elleri bak yâ İlahî!”
Cenâb-ı ALLAH: “Peki tertemizsen götür cennete!” diyecek.
“Ama kulum ellerin bommboşşş!” diyecek.
Hah işte bu “bomboşluk”, o boşu dolduracak ALLAH'ın ihsânıdır.
İhsan; namaz kılmak, oruç tutmak, haram yememek, gıybet yapmamak, efendim şu kadar ibâdet yapmak, hacca gitmek, şunu yapmak, bunu yapmak, öteki câmi yaptırmak köprü yaptırmak... Yooo yooo yo ihsan gelmez.
İhsan, ALLAH'ın seçkin kullarına gelir.
Bakınız şimdi oradan güneş giriyor. Güneşin yedi rengi vardır biliyorsunuz. Bir billur getirirseniz, billurdan geçti mi renkler görülmeye başlar.
Onun için, ALLAH’ın ihsanı muayyen kullara vurur.
“Ama Efendim biz?”
Bizde de var… sen de menşurunu oğlum…. Hepimize gelebilir.
İhsan geldi mi, ihsan demek, ALLAH’ın Nûrunun bir insanda tecellî etmesidir. O nur geldi mi, göbek at oğlum, bitti kurtuldun.. Göbek at, âhirette at, dünyâda at korkma artık!.
Çünkü bu nûru verdiği insana “geri almam” diyor Cenâb-ı ALLAH ahaa âyet-i kerîme.
Bir zamanlar gelecek diyor Kur'ân-ı Kerim’de âyet-i kerimede,
“Herkes burnu yukarı kalkacak kibir hâline gelecekler” diyor, “Kibir Bana âittir, El Mütekebbir Esmâsı Bana âittir. Ben kuluma da El Mutekebbirlik kibirlilik verdim amma Benim karşımda Benimle yarışa çıkmasın hududu dâhilinde verdim. Onun tahammülünü onun Bana karşı bağlılığını ölçmek için verdim.”
Onun için kimde tecellî ederse bu şey, ihsan, o bambaşka bir insandır.
İhsan kimde tecellî ederse o adam hayırsever olur. Hayırseverlik; cömertlik, toplumseverlik, cemiyetseverlik, insan severlik değildir.
Bunlar takdir edilir, cömerd insan her şeyini verir; câmi yaptırır, köprü yaptırır, bilmem efendim mektebler yaptırır, hastâneler yaptırır, bu hayırseverlik değil oğlum.
Bu İnsan severlik, toplum severlik, cömertliktir. hayırseverlik bambaşka bir şey.
ALLAH’ın ihsânı tecellî eden kullarında görülür.
Hayırseverliği târif etmeye imkan yok.
Verdiğini geriye gidiyorsa giden yer bilmeyecek kimden geldiğini, verilen yerden yardım edilecek, adama gittiği zaman o da bilmeyecek nerden geldiğini ki küçülmesin diye.
İnsanlar, küçüklük bayağılık hissi hissettikleri zaman küfre girerler maazallâhu teâlâ.
Şu kapıda dilenenlerin hepsi küfürdedir. Vallâhi de billâhi bu kürsüden aşşağı inmeyim.

Çünki, ALLAH’tan başka tarafa el uzatmak İslâm’dan değildir.
Hele sokaklarda var bâzıları “ALLAH rızâsı” için yol, sokakta yerde oturmuş sidik yerinde ALLAH’ın ismini anıyor.
Geçen adamın cebinde para yok ALLAH için canını verir sen ne selâhiyetle o müslümanın “ver!” diye üzüyorsun kalbini..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 28 Ara 2017, 19:26 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

Onun için azîz cemâat azîz Müslümanlar,
Hayırseverlik insanın, benim içimde para yok ya, şu cüzdan var ya hani cepte durur, bunun içinde hapsedilmiş.
Bugünkü dünyâda hayırseverlik şu cüzdanımız var ya erkeklerin kimisinde binlerce beş yüz, ben de bir şey yok, belki 10-15 lira var içinde, buna hapsedilmiştir.
Hayırseverlik, cebimizde hani şeyler vardır bozuk para cüzdanı aha ondadır hayırseverlik. Bu hayırseverlik değil, buna kepâzelik denir, anlaşıldı mı haa!. Hayırseverlik şimdi dünyâdan kalkmıştır.
“Hayırseverliği efendi târif et bana?”
Ben târif edemem yalnız size bir hâdise anlatacağım. Bu hâdise hayırseverliği îzaha kâfidir.

Bundan 28-27 sene evvel kaç sene oldu Erzincan felâketi olalı.. haaa?
Aşağı yukarı 26-27 sene oluyor.
Bulunduğum yerde zenginler var.. Aldık yanımıza iki adam bir de torba gittik:
“Efendi işte aha işte şöyle 90 bin kişi öldü Erzincan’da haaaa şakası makası yok!”
Para topluyoruz, topladık bir buçuk saatin içinde 14.000 lira topladık o zamanın parasıyla.
Tabi ben lakırtı, açtım torbaların ağzını heriflerle
"şöyle şöyle şöyle şöyle şöyle" hemen bankaya telledik.
Geldim akşam üzeri güneş batıyor eve, küçücük bir evde kalıyorum abdestim de vardı bir de ezan okunuyor câmide yakın.
“Bir namaz kılıyım” dedim. 3 rekatı kıldık selâm verdik kalktık iki son rekat sünnetine o da bitti. Ellerimi kaldırdım kapı “tak tak tak tak!.” vuruldu.
Zâten Kapı da şöyle hanım gitti açtı, bir çocuk 11 yaşlarında.
Çok dikkat edin azîz cemâat, bunu ben hiç kimseye söylemem!.
Aha bak şimdi kaç senedir aha ağzıma geldi de söylüyorum:
“Doktor bey evde mi?” dedi çocuk. Duyuyorum ben.
“Evde oğlum!” dedi, kalktım hemen ben: “Buyur evlâdım!” dedim.
Bir zarf verdi bana. Üstü yazılı, kapalı:
“Doktor bey dedi bunu babam gönderdi” elime verir vermezzz kaçtı çocuk.
Yâni o kadar ki, çocuğun sîmâsını bile kafama nakşedemedim.
Açtım ben de mektubu, içinde hâlâ saklarım o mektubu bir kağıt üzerinde çizgili böyle mekteb çocuğu yazısı ile herhalde babası söyledi bilmiyor yazıyı:
“Doktor bey diyor, ben diyor bir işçiyim. 7 senedir felcim diyor beni siz hiç görmediniz diyor hiçbir yerden gelirim yok diyor bir karım var bir de bu mektubu getiren oğulcağızım var diyor. Ya yemek buluyoruz ya bulmuyoruz!.”
Bulamadım evini herifin ki yardım edeyim. Aradım aradım bulamadım.
“Yastığımın altında dedi 50 kuruşum var dedi onu da zarfın içine koydum dedi kimseye söyleme ALLAH rızâsı için bir hayırda ben bu çorbanın içinde benim de tuzum bulunsun ne olur diyor Doktor bey!.”

Aha hayır bu oğlum. Bundan güzel târif, hayırın târifi yoktur.
Hayır, ALLAH rızâsı için olmadı mı gösteriş için oldu mu ona hayır demezler
“param çok başkasına apartman yapıyorum” hibe derler ona oğlum.

Hayırseverlikten kaçmak için bugün bir moda var biliyor musun oğlum sen o modayı? Milletler, hayırseverlikten kaçıyor.
Moda, nasıl bir moda şimdi söylersem hepiniz:
“evet” diyeceksiniz.
Hayırseverlikten kaçmak için
“hayırsever görünmek” âdet oldu.
Herif alıyor eline makbuzu Kars’tan kalkıyor buraya geliyor
“câmi yaptıracağız” diyor. Yüzdesi var da onun için, o hayırseverlik değil oğlum!.
Daha neler var.
“Efendim falan yeri yaptırıyoruz Beyefendi işte ehe ehe oho oho!.”
İşte geçen gün geldi birisi burada:
“Hoca efendi söyle dedi cemâata da!.”
“Vallâ ben söyleyemem cemâate oğlum âdetim değil!.” dedim.
Hayırsever görünmek için hayırseverlikten kaçmak için hayırsever görünür, bugün âdet öyle.
Hayırseverlik dedim ya para çantasına gizlenmiştir.
Tabi ufak para çantası tarafına değil büyük para çantası tarafına.

Bir de sadaka vardır, sadaka bugün hayırseverliğin bir hayâleti bir karikatürü hâlindedir.
“Sadaka ver beş kuruş Hasan efendi!.”
Sadaka verecek misin? Gideceksin oğlum herifin eline verme parayı git bir ekmek al yetmiş kuruşa
“aha!.”
Çünkü öyle sadaka toplayanlar var ki gidiyor onu başka yerde.
“Efendim ben sadakayı vereyim de ne yaparsa yapsın evet ne yaparsa yapsın”
Öyle bir lakırdı var amma, henüz o parayı almak için nereden geldiğini düşünmediğin için söylüyorsunuz onu.
Ekmek alıyorsun o ekmek karışık mı değil mi, temiz mi yapılmış onu düşünmediğin için sadakanın gidecek yerini de düşünmüyorsun.

Hayırsever olmak için azîz cemâat kendisinin hiçbir varlık olmadığını anlamak lâzım.
Hayırseverlik ALLAH rızâsı için yapılmalıdır.
Hayırseverlik nedir o halde târifi güçtür.
Demin anlattığım hikâye hayırseverliği güzel târif eder.
ALLAH rızâsı için yapılmayan yardım ancak olsa olsa cömertlik olur, insanseverlik olur, toplumseverlik olabilir.
Bunlarda güzel şeylerdir takdir edilir ama hayırseverlik başkadır. Hayırseverlik bambaşkadır.

Bak sonundan şimdi ne çıkacak bunun.
Hani bir yerinde insanın katı bir şey olur ağrır:
“Oğlum lapa koy oğlum et dövmesi koy sıcak koy!.”
Bir günde başlar yumuşamaya aşağıdan cerahat çıkar yukarı.
Bir gün de gelir tam neşterlik olur
“fırrr!.” vurdu mu, kilolarca cerahat çıkar.
Şimdi ben bunları anlattıktan sonra bir neşter vuracağım size.
İçinizden hep onlar boşalacak aşağı.
Ve utanacağız hepimiz birden utanacağız.
“Ama nedir o?”
Anlayamazsın kafana sokamazsın dinle beni!. Taaa ki o yara olmadı.
Hayırseverlik ALLAH’ın nûrunun düşkün ve kimsesizlere aksetmesidir.
Ayna arıyor, senden aksedecek.
Ziyâ her yerden aksetmez bilirsiniz aynaya vurup aksedecek.
Hayırsever olmak için gurur duymayacak, iftihar vesîlesi yapmayacak yardımı, ağzına bile almayacak, veren görülmeyecek, alan ise vereni bilmeyecek, aldığı için küçülmeyecek.
Dünyâ bugün sevgiden yoksundur oğlum!. Aç çıplak ve evsizlerle doludur.
Sevgi yoksa hayırseverlik denilen bir kelime de yoktur. İnsanlar bugün birbirlerini sevmiyorlar.
Hayırseverlik füze devrinde olmamıza rağmen füzeyi biliyorsunuz
“jjjiiiiiit” gidiyor. Burdan gidiyor Avrupa’da bir memleketi hiç daha içinde adam olmadan mahvediyor. Füze devrinde olmamıza rağmen hayırseverlik el arabası devrindedir haaaa. El arabası devrindedir.
Hayırseverlik füze devrinde olmamıza rağmen el arabası devrindedir. İnsanseverlik için polis jandarma, kullanılmaz oğlum.
“Cehenneme girersin” o da, kullanılmaz.
“Hayırsever olursan cennete girersin” o da, kullanılmaz..

Birgün Hasan-ı Basrî, cehennemden korkup ağlıyormuş.
Hazreti Adeviyye demiş:
“Ne oluyor sana yâ hu demiş?. Cehennemden korkun cehennemden!.”
“Heyyt!” demiş Hazreti Adeviyye.. “Ya RABBİ demiş ben Sana ibâdet yapıyorsam cennete girmek için, bana cenneti haram et demiş. Eğer cehennemden korkup sana ibâdet yapıyorsam, cehenneme sok beni demiş. Ben senin rızânı kazanmak için uğraşıyorum!” demiş.

Biz hepimiz:
“Aman cehenneme girmeyelim, cennette hûriler, yemekler, baklavalar, pilavlar.” Yok yok ıııhh.. ıııhh!. Maahaza şimdiden çıkıyor hepimiz böyleyiz.
Yarın cennete gireceğiz çok iyi rahat..
Yarın toprağa girdiğin zaman anlarsın, kolay mı!.
Bir insan ALLAH huzûruna çıkıp hesab verirken demin anlattım size
“ellerine bak” demiş “kulum doğru söylersin fakat ben şefkat sevgi ırmağımın aktığı ellerin bomboş olduğunu görüyorum sende” demiş.
Yardım, acımakla olmaz ağalar. Acımak,
“acıdım..” yo yooo acımakla olmaz. Sevgi ve hurmetle olur.
Acımak başka merhâmet sevgi bunlar bambaşka şeyler.
Acımak insanlık hepimizde olur. Merhâmet ve sevgi ilâhî bir esmâdır.

Rahmeten li’l- Âlemîn!.
Uhud Muharebesinde sallallâhu aleyhi ve sellemin mubârek dişleri kırılmış.
Sahâbeler şehid edilmiş, kan revan her tarafı gidiyorlar o kaldırmış mubârek ellerini:
“Ya RABBİ sen bu müşrikleri affet demiş bunlar ne yaptığını bilmiyorlar!.” Aha merhâmet budur oğlum.

“Onun için merhâmet on dörtte bir 1/14 peygamberliktir” Hadis-i peygamberidir.
Sallallâhu aleyhi ve sellem birgün Kâbe’ye giderken bir leş görmüş köpek leşi, pis kokuyor böööyle dişlerinin şeyinde.
Hz Ebû Bekir önüne çıkmış:
“Yâ Rasulullah bu taraftan teşrif buyurun fenâ koku var!.”
O mubârek öyle şefkat feneri ki duymuyor kokuyu yanaşmış yanına böyle asasınnan dişlerini göstermiş köpeğin:
“Yâ Ebû Bekir bak ne kadar güzel dişleri var!.” demiş.
Orda bile ALLAH’ın büyüklüğünü kudretini gösteriyor ve mubârek iki âlemi gören gözlerini bir tarafa çevirmiş böyle..

-"Biz görmeyiz mi onları?."

-"Biz de görürüz oğlum, biz de görürüz."

-"Nasıl görürüz?."

-"Sık kendini içindeki Resûlullah’ın el feneriyle."


Resûlullah HAYY’dır!. Burada bile vardır.
Demiş ki:
“Kırk sene başını secdeden kaldırmayan kedisini susuzluktan öldüren bir Sâliha kadının cehennem azâbını görüyorum!.” demiş Resûlullâhu sallallâhu aleyhi ve sellem.
Mubârek gözlerini başka tarafa çevirmiş. İnşALLAH o gözleri görmek ellerinden öpmek nasib eyler bize ALLAHu Teâlâ.
“Yaralı ve susuzluktan çamur yalayan bir köpeğe elinlen su içiren bir fâhişeyi cenneti a’lâ da görüyorum!.”
Buyurun, ondan sonra dönmüş:
“Merhâmet, ondörtte bir (1/14) peygamberliktir” demiş onun için er-Rahmanu’r-Rahîm ALLAH, kimde Rahîm Esmâsı tecellî ederse o ALLAH'ın kancası takılmıştır ona korkmasın. Böyle Kanca takıldı mı sende merhâmet ve sevgi esmâları tecellî etmeye başlar.
Bu İşte, donmadan buhar olmadan akmak lâzımdır. Neyin varsa vereceksin!.

Hawai Adaları vardır Bahr-i Muhitte büyük Bahr-i Muhit işitmişsinizdir Honolulular Monolulu gazetelerde.. işitmişsinizdir.
Bu Hawai adalarında Kavava denilen bir küçük ada vardır ben bilirim, bu adaya gittim. Burada cüzzamlılar yaşar.
Cüzzam bugün geçici bir hastalık değildir, Sıtma gibi tedâvi edilen bir hastalıktır.
Beşeriyet bu cüzzamlılara hiç yardım etmemiştir anca din adamları yardım etmiştir.
Din peygamberler, bir din adamı gidiyor misyoner Şuaybser şeyde Afrika’da elli sene kalıyor.
Bu Kavava denen oraları çok çiçekliktir zâten adaya çıktın mı boğazınıza çiçek takarlar.
Adaya giriyorsunuz büyük bir Lepresori var. Lepresori, Cüzzam Hastânesi demek.
Önünde büyük güzel mezar yapılmış. Çiçekler içinde, dikit üstünde 1868 yazıyor.
Pierre Danyen hâlâ gözümün önündedir. Papaz Danyen demek Pierre Danyen.
Papaz kılığına girmiş çok İslâm’lar vardır oğlum..

“Falanca İslâm değil falanca bilmem ne değil!.”

Yo yooo yo yo ALLAH sorar insanın nasıl kul olduğunu. O bize âit kelime değildir.
Bir insanın nasıl olacağını Cenâb-ı ALLAH yarın âhirette soracaktır. Biz kimseye buhtan onun için….
Mevtâların peşinden ağzınızı tutun küfür müfür etmeyin!…..

“Mezarına bilmem ne… anana!…” Bunlar islam değil bunlar kepâze insanlar…

Bir misyoner varmış orada.
Her gün bak 100 seneye yakın zaman geçmiş her gün çoluğu çocuğu o türbenin önünden geçer ve çiçek bırakırlar ve duâ ederler kendi dillerinde. Onlar da ALLAH’a inanıyorlar.
Fakat bu Papaz Danyen’in cesedi orda değildir. Cesedi, öldükten sonra Belçika’lıdır kendisi Belçika’ya gönderilmiş Belçika’ya vapur yanaştığı zaman kral cenâzesine karşı çıkmıştır bu zâtın.
Bugün Kavavadaki mezarı bomboştur ama cesedi Belçika’da fakat o nesil, hâlâ herifin mezarını ziyâret ediyor duâ ediyor çiçek atıyor ruhu, hayırseverliliğin bulunduğu yerde kalmıştır.
45 sene ömrünü oraya harcamıştır hayırseverlik için.
Onun için ALLAH’ın ihsan kelimesi deminki âyette din min düşünmez oğlum.
İhsan ALLAH’ın Hayırseverlik yolunda koşan herkese ihsânı olur.
Belki bir dinsizdir adam hayırsever olur ALLAH onu îmanla müşerref kılar.
İhsan başka bir şey.
Amma sen İslâm isen hayırsever olursan o zaman bambaşka...

Şimdi lapayı kaldırdık oğlum, lapayı kaldırdık baktık ki kızarmış, yumuşamış aha bunu açacağız
-“ya acırsa?.”
-“Ulan donduracağım korkma!.”

Bâzısı da kaçar: “Ben yaptırmayacağım!”
bir kıyâmettir bizde hastâne.
-“Ya etme kangren!.”
- “Yo yo yo!.”

Eğer kangren olma tehlikesi varsa o bağırsa da bağırmasa da bir tokat çekip bayıltıp yapıyoruz!.

Açtık yarayı. Şimdi bana iyi dikkat edin azîz cemâat.
1939 da başlayıp 1945 te biten ikinci dünyâ harbi, size hakîki resmî bilançosunu vereceğim.
32 milyon genç, savaş meydanlarında can vermiştir.
20 milyon kadın çocuk ihtiyar, bombardımanda ölmüştür.
21 milyon kişi, her varlığını kaybetmiştir.
45 milyon kişi, sürgün ve hapsedilmiştir.
30 milyon yaralı ve mâlul kalmıştır. Bu 5 senelik harbte.
15 milyon kişi evsiz, aç, hastalık pençesinde bırakmıştır.
1,5 milyon çocuk yetim kalmıştır.
Ki Resûlullah efendimiz:
“Ve emma’l-yetîme fe la tekhar ve emma’s-sâile ve lâ tenhar”
Kapına uğrayan fakiri boş çevirme, yetimi de hor görme âyet-i kerîmedir bu. Yetim, yetimdir oğlum.
1,5 milyon kişi de çıldırmıştır azîz cemâat.
Bu harb bombardımanı şeyinden kötülüklerinden.
Hâlen dünyâmızda 400 milyon çocuk açtır ve gece perişan hâlinde bööööyle birbirlerine bakarak uyurlar bütün dünyâda…

Hâlen dünyâmızda 400 milyon çocuk açlık ve perîşan hâlinde böyle birbirlerine bakarak uyurlar bütün dünyâda.
Dünyâda doktor yüzü ömürleri boyunca görmeyen 700 milyon kişi yaşıyor.
Okuma yazama bilmeyenlerin sayısı dünyâda 1 milyarın üstündedir bu gün.
Amerika’da resmî raporlara göre, her dakîkada bir cinâyet bir ırza geçme veyâ ölüme sebebiyet verme suçu mevcuddur. Amerika’da en medenî dediğimiz yerde.
Diğer taraftan bir torpilin parasıyla harâbede sürünen çocukların 16.000 günlük nafakası temin edilir.
Bir tankın parasıyla 84 tâne traktör alınır.
Bir bombardıman uçağının parasıyla 20şer sınıflı otuz tâne okul inşâ edilir.
Bir uçak gemisinin parasıyla 400.000 kişilik bir topluluğun bir senelik nafakası temin edilir. Bir uçak gemisinin parasıyla...
Bir zırhlı tümenin bir senelik masrafıyla 4 odalı 32.000 tâne ev yaparsınız. Bunlar hep rakam üzerinedir.

Şimdi bu sözlerden sonra azîz cemâat insan olarak endişelendiniz değil mi? Hattâ utanıyorsunuz, içiniz kaynamağa başladı.
“Neden? Niçin?”
Şimdi bu
“Neden? Niçin?” in sebebini anlatacağım size.
Çünkü dünyâmızda 1,5 milyardan fazla insan için
“ALLAH ve O’nun Korkusu” kalmamıştır.
Bu insanlar için ALLAH bir şey ifâde etmez.
Din onlar için etki ve kıymetini yitirmiş bir rüyâ, bir bakıma fikir dolandırıcılığıdır.
Bu ALLAH’sızlar için yaratan göğü, kökü kazınacak bir hurâfedir.
ALLAH’ı boğmak için dokudukları kefen onların ümitlerini yok etmiştir, işte bilançosu. İkinci dünyâ harbinin bilançosu..
ALLAH’a kefen kazacaklardı, işte netîceleri gördünüz, kaç milyon, milyonla konuştum işte. Tabi sevgi de ölmüştür.
Onlar için hayat, onlar için hayat doğdukları ve öldükleri iki târihten evvel ve sonra, iki târih arasındaki geçen zamandır. Bu iki târihten evvel ve sonra hiç bir şey yoktur.
Toprağı kazdıkları zaman, buldukları şey yalınız Benlik egoizma.Alçaklık ve zâlimlikten ibârettir.
Bütün bu harb edenler. Onların iğrenç ve ümitsizlik temeline dayanan bir medeniyetleri vardır. İşte medeniyet dediği budur.
“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”
Merhum Akif’in söylediği işte söz ortaya çıkıyor.
Ellerini göğe açıp duâ etmek için kaldırmıyorlarsa, gökte kendi kinlerinin örsünden çıkma son model ölüm makinalarının uçuşunu seyredecekler..
“Efendim bunlar nadir vak’a’lardır” diyeceksiniz.
Bunlar sapık ve paranın çürüttüğü beyinlerdir oğlum. Beyinlerin hünerleridir!.


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 01 Şub 2018, 23:15 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
ResimCömertlik hayırseverlik, ALLAH’ın inanan kullarına en kudsal hediyesidir.
Dünyâda ilerlemeler, sefâleti kaldıramaz aksine artırır.
Şimdi size inanılmaz, çok güç, idrak edilir, anlaşılır fakat hakîkat olacak bâzı şeyler söyleyeceğim.
7 senedir bütün dünyâ milletlerinin büyükleri Ay’a gitmek için uğraşıyorlar.
7 senedir buraya sarf edilen paraların miktarı ile, İngiltere, Amerika, Rusya müstesnâ olmak üzere bütün dünyâ milletlerinin bir senelik bütçesidir.

Şimdi iyi dinleyin beni azîz cemâat!.
“Hepimiz hayırseveriz” dersiniz. “Efendim hayırseverim ben!”
Hiç birimiz hayırsever değiliz.
Dinleyin de: “Evet” derseniz ben burdan takla atarak havadan uçarak çıkıp gideceğim gözünüzün önünde.
Günde üç defâ karnınızı doyuruyorsunuz.
Lokmayı çiğnerken, hangi aç insanı düşündünüz azîz cemâat, cevab verin bana?.
“Yemeğin tuzu yok yâhut, çok güzel oldu bu yemek” onu düşünürsünüz.
Korkunç derece mutlu olan insanlar da ne düşünürler biliyor musunuz?
Başka bir şeyi bilmek istemezler. İstedikleri şey sinirlerinin bozulmamasıdır.
Geçen gün gazete bende, gazeteden okudum Amerika Misis Morou Madam Morou, Morou Hanım yâni. Vasiyetnâme bırakmış. Milyoner bu kadın. Cosisi ismindeki köpeğine bekâr kalmak şartıyla 50 milyon dolar bırakmış, 500 milyon Türk Lirası köpeğe bırakıyor.
Kaliforniyalı Mister Rumen isminde bir, daha bunlar yeni geberdi, bir milyoner, Laki ismindeki atına 80 bin dolar sarf ederek bir villâ yaptırmış.

Biz de “insanız” diye ayak üzerinde geziyoruz. Buyurun cevab verin kendi kendinize.
Bunlar, Resûlullah’ın çizdiği yol üzerinde hayra şey ediverselerdi dünyâ cennet olurdu. Ama niye böyle oldu?
Dünyâ kıyâmet kopacak da ondan oldu.
ALLAH insanı; kemâl, ruh, cisim, nefis bakımından kendi sûretinde yaratmıştır.
İnsandaki nizamın çözülmesi de yaratanın elindedir. Onun için bu nizam böyle bir vaziyet almıştır. Başka hiç kimsenin elinde değildir.
ALLAH bunu Kudret Eliyle yapar, yâhut Şer’i Emirlerle yapar. ALLAH’ın emri olmadan buna teşebbüs eden kimse kendi nefsine zulm etmiş olur.
ALLAH’ın ma’mur kılmaya emrettiği bir şeyi yıkmaya çalışmak, ilahî Hakka tecavüz etmektir.
Bir insanın yaşatılması, yok edilmesinden daha hayırlıdır.
“Efendim şu, perişan bunları yok edelim.”
Onu yaşatmak, ALLAH’ın hayrını kullanmaktır.
Birçok ALLAH düşmanları, Cenâb-ı HAKK, ALLAH düşmanlarını Cenâb-ı HAKK hayatta bırakır; zengin eder, bilmem ne eder, bilmem ne eder.
Haklarında cizye kabul etmeye müsaade etmiştir Cenâb-ı ALLAH onlara. “Tevbeye gelsin” diye.
Barış yapmağa farz kıldı Cenâb-ı ALLAH. ALLAH dâima affedenin trafındadır.
Bu, insanın ALLAH sûreti üzerine yaratılmış olmasına, HAKK’ın duyduğu sevgi ve hürmettendir.
“Ben kendi sûretimde insanı yarattım.” Demek ki insanı seviyor.
O halde ALLAH insanı sevdiğine nazaran biz birbirimizi niye sevmiyoruz? Niye sevmiyoruz birbirimizi?
Bir insan bir suçu veya katıli affederse, onun ecrini Cenâb-ı ALLAH kendi üzerine alır.
İnsan ki Cenâb-ı HAKK kendisi için halk etti.
Zâhir İsmiyle insanı yaratmakla tecellî etti.
“Ve’l- Evvelu, Ve’l- Âhiru, Ve’z- Zâhiru, Ve’l- Bâtınu.”
İnsanın hayâtına riâyet eden kimse ALLAH’a riâyet etmiş olur.
İnsanlar ancak kendi fiilinden dolayı zemm olunur.
İnsanın fiiliyle İnsanın kendi aynı değildir.
Fiil ise ALLAH’tandır. Şeriatın zemm edeceği şeylerden başka zemm edilecek fiil yoktur.
“Nedir o?.”
Zîna yapmamak, yalan söylememek, haram yememek, adam öldürmemek.
Şeriat men’ ediyor bunu, Kur'ân, değil mi?
Bunlar kendi fiilindir, ALLAH’ın fiili değil.

Onun için “ALLAH emretti de ben eşkıya oldum!”
Hayduta bak bir deee!. Öyle lakırtı olmaz!.
Şeriatın zemm ettiği şeyler de bir hikmete dayanır.
Bunu ancak ALLAH bilir yâhut ALLAH’ın velîleri bilir.
“Efendim içki içmek haramdır. Eee ne oluyor?”
“Hoca Efendi neden haramdır?”
“Efendim insanın aklı başından gidiyor!”
Şimdiki milletin, insanların aklı başında mı ki? Yok öyle bir şeyler yok!
“Efendim kumar oynamak haramdır”
“Niye haram Efendim?"
“Efendim evim batar!”
Ulan eşşek, hayvan, elini niye ateşe sokmuyorsun!

Çok dikkat edin azîz cemâat! Bunlar da sırdır haa!
Torbanın deliğinden çıktı bunlar, ama diktim orayı hemen, daha çıkmazlar.
Kumar oynamak haramdır.
“Gel amuca seninle, al ordan 500 lira, ben de şu amcadan alayım oynayalım, oynayacağız.”
Şimdi neyinen oynanır bu kumar.
Dedin ki: “Zar atacağız”
Pekii. Çok dikkat buyurun azîz cemâat!
“Eee nasıl olacak?”
Beş yüzü oraya koydun ben de buraya koydum.
Şimdi dedim ki: “Sen salla salla ağam, bana 2 tâne 6 yani dubeş atarsan 500 lira alırsın benden, atamazsan ben alırım senden.”
Ben şimdi aldım zarları elime, şimdi ne diyorum ben içimden: “Ulan bir du beş gelse de şunun 500 lirasını alsam!”
Ya dubeş gelir ya du beş gelmez.
“Gelir gelmez hikâyesi nedir?”
Şanstır, tâlihtir gelirse gelir gelmezse gelmez.
Tâlih Şans, ALLAH’ın kânununda kazâ ve kaderdir.
Ben şimdi dubeş gelsin diye uğraştığım için, ALLAH’ın kânununa kazâ ve kaderine şirk koşuyorum.
Bundan haramdır haaa! Bundan haramdır, evi batırdığından değil, yobazın söylediği lakırtıdan değil bundan haramdır.

“Ateşe niye elini sokmuyorsun?”
Bu kadar kâfi, bunun daha derini var.

“Şu niye haramdır? Bu niye haramdır?”
İşleri karıştırma oğlum ondan sonra evinize gidemezsiniz.
Onlar büyük hikmetlere tâbidir.

“Yu’minûne bi'l-ğaybi..”
Biz gaybe inanırız ALLAH emretti o kadar.
Bir insanı öldürmek demek hayâtını yıkmağa çalışmak demek, kemâl sıfatlarını elde etmekten onu men etmektir.
Bir insan meselâ intihar edecek?
İntihar, kendi hayy kuvvetiyle yâni ALLAH’ın hayyı var vücûdumuzda işliyoruz değil mi? Canlılık Esmâsı.
Bunun yarısı irâde-i cüz’iyye ile bize verilmiştir.
Hayyın yarısını alıp eline, hayyı hayya hayy ile yüzüne tükürmektir.
ALLAH’a isyandır onun için İslâmiyette intihar haramdır.

Cenâb-ı Peygember bir gün sahâbe-yi muhteremelerine söylemiş ki: “sizin için şehid olmaktan ve düşmanları öldürmekten daha hayırlı bir iş haber vereyim mi?” demiş.
Şehid olmaktan veya düşmanları öldürmekten daha hayırlı bir iş ind-i İlahîde:
“Aman ya Resûlullah!”demişler.
“ALLAH’ı zikirdir!” demiş.
İnsanın kıymetini yaratılışındaki zikri, ancak ALLAH’ı zikreden kimse bilir.
ALLAH, kendini zikreden kimse ile yan yana oturur.
HAKK’ı yanında göremezsen o zikir değildir oğlum!

“ALLAHumme ente'l-Mennan bediu’s-semâvâti ve’l-ard. Zu'l-celâli ve'l-îkram. Ya Hayyu! Ya Kayyum! Ya ALLAHu Celle Celâluhu!”
Dediği zaman ALLAH dizinin ucunda oğlum!
Bunu hissedemedi mi: “ALLAH! ALLAH! Hey, Hey, Huy, Huy, ne haber Mehmet Efendi?”
Yok böyle bir şey! Eeeeh!
Bir defâ ömründe de: “ALLAH!”
“ALLAH!” dediğin zaman, ALLAH zikri insanın her tarafına sirâyet eder, her tarafına sirâyet eder.
Gâfillerin zikri hangi uzuv zikr ile meşgul ise HAKK o tarafındadır.
ALLAH, o uzuvla berâberdir.

Meselâ ben şimdi Akşam bir talebe getirdiler Şehid Gâzi tarafından.
Birisi bıçaklamış soldan, şu üçüncü dördüncü kaburgadan girmiş bıçak ciğeri delmiş kalbe gitmiş.
Getirdiler baygın halde.
Hemen kaburgasını dört tâneyi tuttuk muttuk, ciğeri diktik, kalb, yüzünden aşağı kan, neyise bir iğne geçirebildik oraya o delinen yeri de diktik, çocuk yaşıyor, kurtuldu çocuk.
Şimdi benim elimde ALLAH’ın eş-Şâfi Esmâsı zikrediyordu.
Anlaşıldı mı?
Hayır yaparsın elinde ALLAH’ın er-Rahman esmâsı şey eder.
Hangi uzuvla iyilik yaparsan ALLAH’ın o zikri oradır.
Ama bütün vücûdunla yaptığın zaman bomba gibi patlar: “ALLAH!” demeye başlarsın.
Daha fazla tahammül edemezsen “Ene ALLAH!” dersin çıkarsın işin içinden Hallac-ı Mansur gibi kafanı vururlar.
Gaflette olan uzuvların zikirlen alâkası yoktur.
İnsan tek taraflı değildir haa Azîz cemâat.
Tek olan yalınız ALLÂHu lemyezeldir.
Çok taraflıdır ama ALLAH tecellîleriyle milyonlarca şekilde tecellî etmiştir.
“ALLAH zikreden âzâ ile berâberdir” dedik.
Diğer âzâlar gaflettedir.
ALLAH, bu Zikreden âzânın hürmetine diğerlerini de muhafaza eder. Onun için ALLAH: “..fallâhu hayrun hâfizân ve huve erhamu'r-râhimîn” âyeti bunun için.
İnsan denilen mahlûku ALLAH’ın ölüm denilen ârıza ile yıkması, O’nun kurduğu şeyi mahvetmesi değildir.
“Efendim mahvoldu gitti!”
ALLAH, kurduğu şeyi yıkmaz oğlum, mahvetmez.
Ölüm, bir çözülmedir çözülme!
Ölüm, İnsanın mânevi benliğini halktan ALLAH’ın kendisine doğru çekmesidir.
Çünkü âyet-i kerimede “Her şey HAKK’a dönecektir” emri vardır, âyet-i kerimede.
Ötede ona başka bir şekil verir ki artık o bozulmaz ve yıkılmaz azîz cemâat.
Onun için bir hadis-i kudsîde

“Eşyâyı senin için, seni de Benim kendim için yarattım” diyor insana.
“El insâne Sırrî ve ena sırrî”
“Ben insanın sırrıyım insan benim sırrım.” Diyor.
Affetmek ALLAH’a yaraşan bir fazîlettir.
Çünkü insanı kendi için yaratmıştır.
Yarattığı için affeder Cenâb-ı ALLAH.
Kulun başına gelen musîbetlerin kaldırılması yolunda yalvarışından dolayı, onu sabırsızlıkla suçlandırır Cenâb-ı ALLAH.
Çünkü ALLAH’tan başkalarına şikâyetten nefsi men’ etti Cenâb-ı ALLAH.
“Efendim, Ya RABBi!”
Kulluğa gir! Bir hadis-i kudsîde diyor ki: “Kulum bana bir şey için duâ ettiği zaman Ben onu geciktiririm!” diyor.
“Sabrını ölçmek için değil. Ben kulumun bana yalvarışının çıkardığı ses hoşuma gider!” diyor. “Bir daha söylesin de hoş dinleyim diye”
ALLAH’ın er-Rahman er-Rahîm oluşuna bakın!
Biz “Huvuu Huuuv!” köpek gibi birbirimizi dalarız.
Ondan sonra belimiz ağrımaya başladı midemizde yara çıktıydı haydi câmiye ALLAH’ı düşünmeye başlarız.
“Hele ihtiyarlayım da namaza başlayım, bilmem ne oluyum!”
Oğlum, Gençlikte ALLAH’ı bırakmazsan ihtiyarlıkta ALLAH seni zâten bırakmaz.
Öyle bir sana fitil verir ki vakti kaçıramazsın, vakti kaçıramazsın vakti..
Onun için Müslümanlarda bir lakırtı daha vardır:

Dilden dile, gönülden gönüle, kalbden kalbe dolaşıp gelen, akılları şaşırtan, ruha hoşluk veren vaka’lar menkîbeler dinlerdik dedelerimizden, veliler menkîbesi.
Felân veli şöyle yapmış, filan veli şöyle yapmış, memleketimizde çok.
İstanbul’a gidin dünyânın her tarafında.
Bu vâdide dolaşmak çok güç.
Bu yolda biliyorsunuz Mansur kellesini Nesîmî derisini verdi.
Bu renklerin kokuların güneşlerin yıldızların dertop olduğu bir âlem.
Yularını nefse kaptıranlar bundan bir şey anlamaz: “Efendim adam uçmuş!” Uçar yaaa..
“Suyun üstünde yürümüş” Yürür yaa.
Bir kuş yüzüyor suyun içinde ördek de koskoca insan niye yürümesin?
İlla altına mı batacak.
Ancak Aşk-ı İlahî ile yanan, kıvranan insanlar bunların kalblerinde seyredip anlayabilirler.
Bunları seyredip anlayabilmek için ALLAH’ı memnun etmek lâzım.
“ALLAH’ı memnun etmek istersen ne yapacaksın? Bir şeyler yap!..”
“Namaz, oruç, bilmem ne..”
Yoo yoo onlar borcun ulan, onlar borcun..
ALLAH’ı memnun etmek için namaz, ALLAH’ı memnun etmek için hacc, ALLAH’ı memnun etmek için oruç..
Yoo yooo, onlar zâten insanlık oğlum, onlar insanlık.
Efendim ben insan olacağım!
Heee..
Ulan zâten elbise giyineceksin.
ALLAH’ı memnun etmek için azîz cemâat aklından çıkarma; doğruluktan ayrılma, katiyyen yalan söyleme ALLAH bundan memnun olur.
Çünkü doğruluktan ayrılmazsan ALLAH’ın kazâ ve kaderine boyun eğmiş olursun, yalan söylemezsen ALLAH’ın her yerde hazır ve nazır olduğunu ve sana şah damarından daha yakın olduğunu bundan utandığın için yalan söylemediğini isbat etmiş olursun.
Yalan söyleyen adam ALLAH’ın her yerde hazır ve nazır olduğunu bilmeden inkar eden adamdır ki münâfıktır.
Onun hiçbir şeysi kabul olmaz.
“ALLAH doğrularla berâberdir” âyet-i kerime.
Servet içinde olup da onu kalbe sokmamak en büyük ibâdettir.
ALLAH’ta kendini yok et!
O’nun aşkıyla dolmuş büyük insan olmaya gayret et!
Gençlikte ALLAH ile irtibatını kesmeyen, ihtiyarlığında da ALLAH ondan irtibatını kesmez.
Bir nevi, hükümete sadâkatla çalışan adam ihtiyarlayıp da tekâvüt oldu mu hükümet onun parasını verir. Emekliye ayırır.
Onun için ihtiyarladı mı ALLAH’ın emeklilik sandığından sana gelir. Gelmesen bile seni zoruna namaza da'vet eder.
Bu hal, bu dediğim hal; doğruluktan ve yalan söylememekten, bu hal sıhhatta kalmanın dinç ve fazîletli olmanın en büyük sırrıdır işte.
Sırr burda. Bu sırra kavuşanda kerâmet hissi mevcuddur.
Fakat göstermeye utanır.

Bu sözler söylenen sözlerdir azîz cemâat.
Söylenmeyenlerin veyâ söylenemeyenlerin esrarı, bu sözlerimde gizlidir. Sözlerimiz teleskopla laboratuar âletiyle değil başka bir şeyle anlaşılır ve görülür.
Öyle sesler vardır ki kulak almaz, bu güzel sesleri duyuracak aks-i sedâ yaptıracak birinin bulunması lâzımdır azîz cemâat.
Ara onu, sende koku var bu kokuyu alman için, içine aksettirecek nurlu bir ayna bul, kendini görmek için nasıl aynaya bakıyorsan onun gibi bu da. Ayna olmadan kendini göremezsin.
Sende gizli güzel esmâları sana gösterecek bir yol var.
Diyeceksiniz ki: “Bul ara bul!” diyor. “Bul ara bul!” bu kadar söylüyor.
Evet, o kadar “Bul ara bul!” O kadar evet, bakma yüzüme!
Uzakta değil yakında, kıldığın şeriat namazını, kalb namazıyla birleştirmeğe çalış!
Su bulunmadan köyde, boru döşeyen muhtara deli derler oğlum!
Köye su getirecek suyun menbağını bulmadı boru döşüyor.

Onun için, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin ALLAH’ın inâyetiyle ki bin şükür hepimize giydirdiği Resûlun atlas kumaştan elbisesini kirletmeyin azîz cemâat.
İşte bunu kirletmezsen, insanda fetih başlar.
Fetih, kuvvetin bilinen sırrıdır.

“Efendim felân adam benim içimdekini okuyor, benim ne yediğimi bildi”
Bunlar kerâmet değil oğlum.
“Efendim gittik evine geldi, sen Kütahya’lısın, 4 çocuğun var”
“Evet! Vayy vayy anasını!..”
Ulan bunda iş yok!
sen bana Amerikadan ver bir adres, ben sana söyleyim onun ne yediğini ne konuştuğunu, bunda iş yok!
İş, sende olup da farkına varmadığın sendeki bir kıymeti ortaya çıkaran adamı ara sen.
“Haydi oğlum şunu yap düzelirsin!” diyen adama bak.
Yoksa “ben akşam şunu yedim, evimizin bilmem odası var odanın sol tereğinde yeşil kitabın içinde bilmem kuş tüyü var!”
Bunlar lakırtı değil!
Sende olup da bilmediğin kıymeti ortaya çıkaran adamı ara.
Onun için Araplar derler:
“ El Ârif, lâ yetekkellemu, vel mutekkellemu lâ ya’ruf”
Ârif olan adam söylemez, zırıltı etmez.
“Vel mütekellim”, çok kunuşan da “lâ ya’ruf” bir şey bilmez.
Onun için kendi kıymetini bil!
“Men lem yekun insânen lâ ya’ruf kadere'l-insan”
“İnsan olmayan, insanın kadrini bilmez”
Cismânî olan, dedim başlangıçta herkes eşittir.
Fakat Rûhânî olarak başkadır.
Bu Rûhâniyeti de Âl-i İmrân Sûresinde “ve'r-râsihûne fî’l-ilmi” kerîmesiyle Cenâb-ı ALLAH bildirmiştir.
Fahreddin Râzî diyor ki: “ve'r-râsihûne fî’l-ilmi” kelimesinin hakîki mânâsını bilseydik bütün dünyâdaki sırları anlamış olurduk.
Onun için azîz cemâat, 3-4 gün evvel sözümü onunla bitireceğim Malatya’dan bir adamcağız geldi hastânedeyim.
3-4, dur bakıyım Çarşamba günü.. kapıcı geldi dedi ki: “Efendim bir Bey sizi arıyor!”
“Gelsin!” dedim ben içerde amaliyathânenin önünde oturuyorum, çıktım amaliyattan.
Saat şöyle on ikiyi çeyrek geçiyor, baktım 40-45 yaşlarında temiz giyinmiş kravatlı elinde bir tâne şöyle bir kutu, açtık sonra kutuyu o Malatya’nın hani kaysısı var ya içine de bâdem koyuyorlar..

Açtık sonra kutuyu.
Hani Malatya’nın Kayısıları var ya, içine de bâdem koyuyorlar kabul ettim, hadi dedim. Yemedim hastalarla berâber bir tâne de biz yedik.
“Beyefendi” dedi
“ben Malatya’dan geliyorum” dedi.
“Hasta mısın?” dedim.
“Yok” dedi
“bir sual sormak için geliyorum” dedi. “Aha bu!” dedi.
“Zahmet ettiniz efendim bir mektub gönderseydiniz biz cevab verirdik!” dedim
“Yok dedi hem de sizi göreceğim ellerinizi öpeceğim!”
“Yok ellerim kirli” dedim. Mahsus dedim,
“kirli dedim, yıkayım” dedim
Yok yok yok, tuttu neyse öptü elimi.
“Otur oğlum” dedim, “ne istiyorsun?”
“Efendim” dedi “ben” dedi “15 senedir uğraşıyorum” dedi
“Ee ne uğraşıyorsun?”
“Kadir Gecesini bulacağım” dedi.
“İyi” dedim “Kadir Gecesinin bulunması. Ne yapacaksın bulup da” dedim.
“Ben,” dedi “bir edebsizlik yapmıştım,” dedi,
“vaktin birinde. Namaz kılarım, oruç tutarım, şunu yaparım, bunu yaparım bu Kadir Gecesini bulursam dedi orada herşey affedilirmiş” dedi.
“Ee iyi” dedim. “Ne veriyorsun?” dedim. Pazarlığa gireceğim,
“Ne istersen” dedi,
“Yok bir şey istemiyorum” dedim “Kadir gecesini bulsan” dedim “ne yapacaksın” dedim. “Be oğlum” dedim.
“Ben bilirim” dedi.
“Kadir gecesi seni bulursa ne olur? dedim “oğlum”
“Sen bulma kadir gecesini” dedim.
“Ben Kadir Gecesine söyleyecem dedim ricâ edeceğim seni bulacak” dedim.
“Nasıl olur?” dedi
“Ben ahbabım dedim onlan yâhu.” Biraz da alaya aldım işi.
“Ben konuşuyorum o geldiği zaman sabahlara kadar oturur konuşuruz. Yemek pişiririm ona dedim kahve ısmarlarım Kadir Gecesine” dedim
“Yaaa!” dedi,
Herif aptal aptal bakmaya başladı.
“Sâhi misin?”
“Senin nene gerek oğlum benim dediklerimi yap Kadir Gecesi gelir seni bulur. Sen Kadir Gecesini bulacağına Kadir Gecesi seni bulur. Antakt mıyız?” dedim. “Kabul ediyormusun?”
“Ediyorum Efendim” dedi “aman…” dedi. “Elini ayağını öpüyüm.”
“Yok yok elimi ayağımı öpmeye lûzum yok!”
Şimdi ağam Kadir Gecesi Ramazan’da bir gecedir, 27. geceyi 26 onlar zırıltı.
“Efendim Cenâb-ı Peygamber demiş.”
Demiş Efendim biliyorum. Niye haber vermemiş?
Yağma mı var bul da, her herzeyi ye, o gece ALLAH affetsin seni!
Ramazan dikkat buyurursanız bu sene Şubat Ayına yarın sene başka aya bütün 365 günde her ayın her gününe, her aya gelebilir Kadir Gecesi.
ALLAH’ın Adul Esmâsı mûcibince, meselâ bu sene Şubat’ta tuttuk değil mi bu sene nerde tutacağız Ocak’ta öbür sene gittikçe dönüyor bu tarafa değil mi?
Her ay değişti.
“Şu Kadir Gecesi ağam” dedim “365 günün içinde bir gece mi dedim?”
“Evet dedi bir gecedir.”
“Şimdi,” dedim “yemin et” dedim “abdestin var mı?” dedim.
“Yok!” dedi.
“Gel” dedim “karşıda musluk var abdest al” dedim.
Gitti herif abdest aldı geldi.
“Şimdi,” dedim “bu geceden itibâren bugün kaçı ayın?” dedim.
“Ayın altısı, 6 haziran 1966 Tamam mı? Kaydet. Ver kızım şurdan bir reçete!” dedim hemşireye.
“İsmin nedir?”
“Rahmi Gülman.”
“6.6.966 bu geceden itibâren dedim abdestli gezeceksin,
Birrrr.. Gece gündüz, gece kalktın helâya yatarken abdest alacaksın!”
“Efendim sular kesildi!”
“Duvara vurur alırsın!
“Yattın kalktın abdestsiz hiçbir yere gitmeyeceksin. Tamam mı, kabul mu?”
“Kabul Efendim” dedi.
Birrrrr gece gündüz abdestli gezeceksin.

“İkiii… Her ayın üç günü ister birinci günü ister ikinci günü ister peşpeşe ister birini ortada birini… üç gün oruç tutacaksın!”

ALLAH diyor ki “bir fenâlık yaparsan ben onu tartarım” diyor.
3 kilo ise 3 kilo tokmak yersin 3 kilo iyilik yaparsan ben “0” korum önüne diyor yaptığın iyiliğin 10 mislini veririm diyor.

3 gün oruç tuttu mu ALLAH önüne bir 0” kor.
Koydu mu 30 günlük oruç tutmuş olursun.
ALLAH söylüyor bunu ben söylediğim yok ki hesâbı yapan O tamam mı?

Üüüç… “Ağam” dedim “bu akşamdan itibâren ertesi sene bu güne gelinceye kadar sabah namazını kaçırmayacaksın.
Böyle ortalık alaca karanlık yok!
Adamakıllı “ALLAHU EKBER! ALLAHU EKBER!” dedi mi evinde misin, bitti sabah namazının sünneti, peşine ondan sonrası farzı, ondan sonrada Kur'ân oku, ders çek ne yaparsan yap!
Sabah namazını kaçırmayacaksın, 365 gün bir daha bugüne gelinceye kadar.
Tamam mı?” dedim.
Durdu durdu: “Tamam!” dedi.
“Ve bu geceden itibâren başlayacaksın, saat biri çeyrek geçe gece namazına kalkacaksın!
Teheccüd namazı. Anladın mı?”
“Anladım” dedi.

“Şu 365 günün içinde mi” dedim “şey Kadir Gecesi?”
“E gelir mi?”
“Sen gece namazına kalktıktan sonra Kadir Gecesi sen uyanıkken yakalayı verir. Hah yakalayınca sen bir daha sene, ben, sen sağsam geleceksin: “Efendim ben bunları hakkıyla yaptım!”
Ben senin cebine sokacağım elimi Kadir’in anahtarını vereceğim eline:
“Hadi oğlum git. Kadir’i ne arıyorsun Kadir seni bulsun.
Ama öküz gibi yatarsan ne Kadir bulur seni ne madir oğlum!”
ALLAH cümlemizi ıslah eyleye!
Âmiiiin!


Euzu billâhi min eş-şeytânı’r-racim
Bi’smillâhi’r-rahmânı’r-rahîm

Huvallâhu’l-Hayru’l-hâfızîn ve huve erhamu’r-râhimîn
Es-selâtu ve’s-selâmu aleyk Yâ Seyyidi Yâ ResûlALLAH!
Huz biyedihi takat hilleti edrikni!
Subhâneke Yâ ‘allâm, taaleyte Yâ Selâm!
Ecirnâ mine’n-nâr ve bi affike Yâ mûcir
ALLAHumme ente’l-Mennân bedîu-s semâvâti ve’l-ardı zu’l-celâli ve’l-ikrâm.
Yâ Hayyu Yâ Kayyum. Yâ ALLAH celle celâluhu!


Yâ İlahî!
Biz âsi değiliz Yâ RABBi!.
Az çok günahlarımız vardır, Sen mağfiret suyunnan onları temizle Yâ RABBi!.
Midemize helâl lokma nasîbi müyesser eyle Yâ RABBi!
Evimizi her türlü âfât-ı belâiyye, âfât-ı semâviyye, âfât-ı maraziyye, koru Yâ RABBi!
Memleketimizi düşman istilâsından mâsun kıl Yâ RABBi!.
Devlet büyüklerimize idrak ve kuvvet ihsan eyle Yâ RABBi!
Îcâb ettiği zaman ordumuzu dâimâ Mansûr-u Muzaffer eyle Yâ RABBi!
Son nefesimizde kabire indiğimiz zaman Ya İlâhî iltifat meleklerinnen bize iltifat nasîbi müyesser eyle Yâ RABBi!
Âhirete intikal ettiğimiz zaman Habîbi Kibriyâ’nın elini öpmek ve güler yüzle bizi karşılamasını bize nasibi müyesser eyle Yâ RABBi!
Son nefesimizde ki buyrun: “Eşhedu en lâ ilâhe illâllah ve eşhedu enne muhaMMeden abduhu ve Resûluhu” kelimesi ile çene kapamak nasîb-i müyesser eyle Yâ RABBi!
Bizi cehennem azâbından koru Yâ RABBi!.


Lillâhi’l-Fâtiha.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 23 Mar 2018, 23:54 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim
Mihrâbiye: İmamın mihrabda okuduğu duâ-Kur'ân-ı Kerîm.
İlham: ALLAH tarafından kalbe gelen mânâ..
Rukye: (C.: Rukâ) Duâ, efsun.
Efsun: f. Sihir, büyü, üfürük.
Mütekebbir: Kibirli. Büyüklenen. Tekebbür eden. Esmâ-i İlâhiyeden olup, ALLAH'ın büyüklük ve azâmetini ifâde eder.
İftihar: Övünmek. Kendini beğenircesine kendinden ve yaptıklarından bahsetmek. Başkasının iyi bir hâli ile sevinmek
Vesile: (Vâsile) Bahâne, sebeb. Fırsat. Elverişli durum. Vâsıta. Yol. Pâye, rütbe. Baba. Kurbiyet. Kendisi ile başkasına yaklaşılan şey. Cennet'te bir menzil adı. (El-Vesiletu menziletun fi’l-Cenneti hadis-i şerifi bunu te'yid ediyor.)
Muayyen: Görülmüş olan, kat'i olarak belli olan, belli, ölçülü, tayin ve tesbit olunmuş, kararlaştırılmış.
Bahr-i Muhit: Büyük Okyanus.
Vaka’: Hâdise. Olup geçen şey. Mes'ele. Birini bir defâda yere düşürmek. Muharebe. Vuku bulan.
Nizam: Sıra, dizi, düzen. Dizilmiş olan şey, sıralanmış. Îcaba göre yapılan kânun. Bir kâideye binâen tertib olunmak ve ona binâen tertib olundukları kâide. Bir işin sebat ve kıyâmına medâr, sebeb olan şey ve hâlet.
Şer’i: Emir ve nehy gibi hükümleri vaz' etmek. Bir işe başlamak. Dalmak. Girmek. Zâhir etmek, göstermek. Cenâb-ı HAKK'ın emri. Âyet, hadis, icma-i ümmetle ve kıyas-ı fukaha ile sâbit olan dînin temelleri, şeriat. (Bak: Şeriat)
Ma’mur: İ'mar edilen, tamir edilmiş.
Riâyet: İyi karşılamak, ağırlamak, hürmet etmek. Uymak, tâbi olmak. Otlamak veya otlatmak. Hıfzetmek, korumak.
Zemm: Birisinin ayıplarını söylemek, çekiştirmek. Kötülemek, yermek. Ayıplamak.
Men’: Yasak etmek. Durdurmak. Bırakmamak. Bir şeyi diriğ etmek, esirgemek.
İrade-yi cüz’iye: ALLAH tarafından insanın kendi salâhiyetinde bıraktığı istek, arzu. İnsanın herhangi bir tarafa meyletme kuvveti ve isteği. Az ve zayıf irâde.
Sirâyet: Yayılmak, bulaşmak, geçmek.
Şâfi: Hastaya şifâ veren (ALLAH C.C.). Yeter görünen, kifâyet eden.
Menkîbe: Meşhur kimselerin ahvâline dâir hayat hikâyesi. Kıssa. Hikâye. Menkîbe.
Kerâmet: ALLAH (C.C.) indinde makbul bir veli abdin (yâni, âdi beşeriyyetten bir derece tecerrüd edebilen zâtların) lutf-u İlâhî ile gösterdiği büyük mârifet. Velâyet mertebelerinde yükselen bir abdin hilaf-ı âdet hâli. Bağış, kerem. İkram, ağırlama.



Resim

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşerâtından yemeye de salmamıştı." buyurmuştur.
(Buhârî, Bed'u'l- Halk 17, Şirb 9, Enbiyâ 50; Müslim, Birr 151, (2242)

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Fâhişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrâfında dönen bir köpek gördü, susuzluktan dilini çıkarmış soluyordu. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeble kadın mağfiret olundu." buyurmuştur.
(Müslim, Tevbe 155, (2245)

Resim---Sahabe efendilerimizin önde gelenlerinden Abdullah ibn Ömer’in (radıyALLAHü anh) rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem: “Çok konuşanın çok kusuru, çok kusuru olanın da çok günahı olur. Günahları çok olanın da –tevbe ve istiğfarla onları temizlemediği takdirde– hakkı ateştir. Onun için kim ALLAH’a ve âhiret gününe iman ediyorsa ya hep hayır konuşsun ya da sussun!..”buyurmuştur.
(Mu’cemü’l-Evsat, 6/328; Müsned-i Şihab, 1/236; Mecmeu’z-Zevâid, 10/543)

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "ALLAHu Teâlâ: “Ey Âdemoğlu, seni Kendim için yarattım. Eşyâyı da senin için yarattım. O halde Kendim için yarattığımı, senin için yarattığımın ayarına düşürme." buyurmuştur.
(Sadreddin Konevî, 40 Hadis-i Şerif'in Tasavvufî Şerhi)


Resim

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
Resim---“Ellezîne yu’minûne bi’l- gaybi ve yukîmûne’s- salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn: Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” (Bakara 2/3)

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ
Resim---“Kul eûzu bi rabbi’l- felâk: De ki: Sabahın RABBine sığınırım.” (Felâk 113/1)

مِن شَرِّ مَا خَلَقَ
Resim---“Min şerri mâ halak: Yarattığı şeylerin şerrinden,” (Felâk 113/2)

وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ
Resim---“Ve min şerri gâsikın izâ vekab: Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,” (Felâk 113/3)

وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ
Resim---“Ve min şerri’n- neffâsâti fî’l- ukad: Düğümlere üfüren kadınların şerrinden,” (Felâk 113/4)

وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
Resim---“Ve min şerri hâsidin izâ hased: Ve hased ettiği zaman, hasedçinin şerrinden.” (Felâk 113/5)

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ
Resim---“Kul eûzu bi rabbi’n- nâs: De ki: İnsanların RABBine sığınırım.” (Nâs 114/1)

مَلِكِ النَّاسِ
Resim---“Meliki’n- nâs: İnsanların Mâlikine,” (Nâs 114/2)

إِلَهِ النَّاسِ
Resim---“İlâhi’n- nâs: İnsanların (gerçek) İlâhına;" (Nâs 114/3)

مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ
Resim---"Min şerri’-l vesvâsi’l- hannâs: Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran vesvesecinin şerrinden.” (Nâs 114/4)

الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ
Resim---“Ellezî yuvesvisu fî sudûri’n- nâs: Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar);” (Nâs 114/5)

مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ
Resim---“Mine’l- cinneti ve’n- nâs: Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan ALLAH'a sığınırım).” (Nâs 114/6)

بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُ
Resim---“Belâ kâdirîne alâ en nusevviye benâneh (nehu): Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip (yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.” (Kıyâme 75/4)

فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ
Resim---“Fe emme’l- yetîme fe lâ takher: Öyleyse, sakın yetimi üzüp kahretme.” (Duhâ 93 /9)

وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ
Resim---“Ve emme’s- sâile fe lâ tenher: İsteyip dileneni azarlayıp çıkışma.” (Duhâ 93/10)

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ
Resim---“Ellezîne yu’minûne bi'l- ğaybi ve yukîmûne's- salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn (yunfikûne): Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” (Bakara 2/3)

هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---“Huve'l- evvelu ve'l- âhiru ve'z- zâhiru ve'l- bâtın(bâtınu), ve huve bi kulli şey’in alîm (alîmun): O, Evveldir, Âhirdir, Zâhirdir, Bâtındır. O, her şeyi bilendir.” (Hadîd 57/3)

قَالَ هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلاَّ كَمَا أَمِنتُكُمْ عَلَى أَخِيهِ مِن قَبْلُ فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Resim---“Kâle hel âmenukum aleyhi illâ kemâ emintukum alâ ahîhi min kabl (kablu), fallâhu hayrun hâfizâ (hâfizen) ve huve erhamu'r- râhimîn (râhimîne): Dedi ki: "Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında size güvenir miyim? ALLAH en hayırlı koruyucudur ve O, esirgeyenlerin esirgeyicisidir." (Yûsuf 12/64)

هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ
Resim---“Huvellezî enzele aleyke'l- kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummu'l- kitâbi ve uharu muteşâbihât (muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeyğun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtiğâe'l- fitneti vebtiğâe te’vîlih (te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh (illâllâhu), ve'r-râsihûne fî'l- ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulû'l- elbâb (elbâbi): Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım âyetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşâbihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşâbih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini ALLAH'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü RABBimizin katındandır" derler. Temiz akıl sâhiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez.” (Âl-i İmrân 3/7)

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ
Resim---“Kullu men aleyhâ fân (fânin): (Yer) Üzerindeki her şey yok olucudur;” (Rahmân 55/26)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 14 Nis 2018, 16:50 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

AZîZ HOCAmm!.

yiNE Bir Mi’RÂC GECEsi
YAPaYALnız TEKe TEKte
“İZ”in>AŞKın BİLMECEsi
YAŞAdığın TEK GERÇEKte!.


ZEVK 8808

hER ÂN SEBBeHa SEYRinde RÛHumuz =>BİZ BİR-İZ HOCAm
KAYAMda =>Nöbet DEVRinde =>GüZeL KEDim =>PİSi!. PİSi!.
=>SADAKAtta =>AT’ın =>İT’in =>SEVer<->SEViLirİZ HOCAm
=>"NÂZ"a=>"NİYÂZ NÖBeti"nde=>DERMÂN HOCAM’ın KEDİsi!.


14.04.18 02:14
brsbrsm..tktktrstkkmdmirackndilimmm..



ResimNİYET..

Azîz cemâat;
Câmi, Ramazan-ı Şerif için boyandı biliyorsunuz, bir iki hafta vaaz edemedik.
Diğer başka câmiye gittik, ben o câmiye gittim beni çekmedi, onun için orda vaaz vermedim, kalabalığın ehemmiyeti yok.
Bir avuç size yalancı inci mi verseler iyi yoksa bir tâne mi?
İçinizde lafımdan anlayan bir kişi yeter.
Onun için kalabalık: “Efendim falan yerde kalabalık cemâat oldu kalabalık oldu!”
Yalnız vaaza başlamadan evvel kapıda, sizin gibi secdeye başını koyan nur yüzlü bir İslâm kadını bir sual sordu.
Onun cevâbını vereyim.

Diyor ki: “Hoca Efendi diyor, namaza nasıl niyet edilir herkes bir türlü ediyor?”
Hakkı var, herkes bir türlü ediyor. Kimisi gelir arapça söyler, kimisi gelir ne eder, kimisi şeyeder, ALLAH’ın huzûruna bir edeble çıkılır değil mi?. “Ben şu işi yapacağım.”
Namaz kılacağınız zaman efendiler, niyet bildiğiniz bilmem nenin sünnetini farzını..
Niyet daha namaz vakti geliyor mu, gelmiyor mu o zaman başlar.
Hazreti sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin bir hadisi var:
“Bir mü’min ikindinin, meselâ ikindi namazınızı kıldınız değil mi, evinize gidiyorsunuz.
“Yav ben abdestli oluyum da acaba şimdi akşam namazını nerde kılıyım?.”
Şu niyetli olduğu zaman diyor Cenâb-ı peygamber: “Onun ol namazla oraya kadar ibâdeti benim huzûrumdadır” diyor.
Abdest alıyor niyet ediyor namaza duracak insanın “neyi kılacaksın?” ikindi namazınının sünnetini kılacaksın evinde.
Abdestini aldın döndün kıbleye acaba sen mi döndün kıbleye seni mi çevirdiler. Sen dönmedin oğlum seni çevirdiler. ALLAH istemese hiçbir tarafa dönemezsin.
İş bunu anladığın dakîkada hakîki namaz kılmaya başlarsın.
“İkindi namazının dört rekat sünnetini kılmaya niyet eyledim. Döndüm Kâbe’ye durdum Huzûr-u İlâhiye “ALLAHU EKBER!”
“Niyet eyledim ikindi namazının dört rekat farzını kılmaya, uydum bu imama döndüm Kâbe’ye durdum huzûru ilâhiye “ALLAHU EKBER!”
Akşam namazının evinde farzını kılacaksın:
“Niyet eylerim akşam namazının üç rekat farzını kılmaya döndüm kâbeye durdum huzûru ilâhiyeye “ALLAHU EKBER!”
İşte niyet bu. Bundan iyi niyet yok.
“Efendim ben arapçayı söyleyeceğim!”
Peki söyle oğlum. Amma sen onu kalıp ezberlemişsin. Hangisi nedir bilmezsin.
Cenâb-ı ALLAH lisânları îcad etti. Her dilden bilir oğlum üzme kendini.
Bakma zımbırtıların sözlerine.
Burada yanlış sual yanlış cevab verilmez size, bundan emin olun.
Ondan sonra: “Târikat var mıdır, bilmem ne var mıdır? Şu var mıdır bu var mıdır?.” bâzı sualler var.
Yâhu bir insana cenâbı ALLAH, Kur'ân-ı Kerîm, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yetmiyor mu?.
Yetmiyor mu bu da: “Etrâfa falan şeyhin yanına gidiyim falan yok tarafa gidiyim falan.”
Yâhu Kur'ân-ı Kerîm ALLAH’ın kelâmı, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.
Hazreti sallallâhu aleyhi ve sellemsiz hiçbir tarafa gidilmez oğlum.
Onun eteğini bıraktın mı yandın.
“Yok efendim felânca bir şeyh varmış.. Ne ediyormuş?. İşte şöyle ediyormuş!.”
Oğlum aha Kâbe, aha anahtarı aha bunun içinde.
Evindeki seccâdende şeyhe bağlanacağına durmadan: “Allâhumme salli alâ MuhaMMedin ve alâ âli MuhaMMed!” salavâtı şerife getir. “Lâ ilâhe illâllah!” de!. “ALLAH!” de!.

Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz hicrete teşrif ettikleri zaman bilirsiniz sahâbe-i muhteremeleri vardır.
Sahâbe, Mekke Devrinde Resûlullah’a îman etmiş, Mekke Devrinde hicretten evvel Resûlullah’a îman etmiş ve onunla sohbet etmiş hakîki îman etmiş onunla hicret edenler hakîki sahâbelerdir. Birinci derece sahâbelerdir.
İkinci derecedeki sahâbeler, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin hicretinde berâber hicretlen gidip Medîne’de îman edenlerdir. Medîne’li ensar.
Fethi Mekke’den sonra, Mekke fethedildikten sonraki inananlara ulemâ-i kiberâ sahâbe saymaz onları.
Sahâbe olmak kolay değildir, eshab, Resûlullah’ın en yakınları.
Hazreti Ebû Bekir radıyallâhu anhlan berâber biliyorsunuz Sevr Mağarasına girdiler.
Sevr Mağarasına girdikleri zaman sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz çok yorgundu.
Mubârek başlarını refîk-i şefîki Ebû Bekir radıyallâhu anhın dizine koydu ve bedenini uykuya çekti, istirahata çekildi.
Mağara küçük, ben mağarayı gördüm oğlum, oralarda bulunduğum için gittim gördüm mağarayı eskisinden değişmiş ama mağara orada aha şunun kadar bir yer fazla değil. Bir de küçük delik var, deliğe, ayaklar çıplak o zaman böyle kunduralar munduralar, lastikler yok.
Ebû Bekir ayağını dayamış oraya belki bir çıyan, yılan çıkar diye Resûlullâhu sallallâhu aleyhi ve sellem ALLAH’ın habîbi Ebû Bekir’in dizine mubârek başlarını koymuş.
Göreceğiz o başı âhirette hiç merak etmeyin. İnşaallâhu RAHMÂN rûyâda da hepimize görünür.
Bir aralık ordan bir şey Ebû Bekir’in bacağını dürtmüş. Ebû Bekir bakmış ki orda bir şey var ayağını sıkıştırmış. Bir şey ısırıvermiş ayağını çıyan mı yılan mı neyse.
Ebû Bekir hiç kıpırdamıyor ki Resûlu sallallâhu aleyhi ve sellem rahatsız olup uyanmasın. O kadar canı yanmış ki gözünden yaş Resûlu sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin mubârek yanaklarına dökülmüş. Resûlullah derhal uyanmışlar:
“Ya Ebâ Bekir ne oldu” demiş.
“Ya Resûlullah” demiş,
“Bir şey olmadı yok”
“Ne oldu Efendim?”
“Hiçbir şey yok!’”
Yalan işte bu İslâm’a yakışmaz oğlum. Derhal cevab vereceksin.
Birinin yanında otururken bir şey oldu:
“Ne oldu?”
“Hiç Efendim!.”
Rahatsız etmemek için hiç değil bu yalan için –hiç-. İslâm’da hiç yoktur.
“Yâ Resûlullah dedi burda bir delik varıdı. Bir yabancı bir mahlûk çıkar da vücûdu mubâreklerinizi ısırır diye uyurken ben ayağımı oraya koydum” demiş.
Mubârek Resûlullah parmaklarını dokunmuş oraya, ağrı geçmiş, o sırada bir at sesleri bağırmalar falan derken bir ankebut yâni örümcek geliyor bir büyük, kapısına ağ yapıyor.
Kapısı da aha şunun kadar ha oğlum şunun kadar. Şunun yarısı kadar.
Bir de güvercin geliyor!
“Ee nasıl olur?”
Olur, ALLAH istedikten sonra olur. ALLAH isteseydi orayı kapatırdı yâhu. Bir taşla kapatırdı, niye kapatmadı?
“Ya ben bir örümcek ağıyla istersem orduları durdururum” demek istedi. Kudretini göstermek istedi.
Geldiler müşrikler attan indiler:
“Bu mağaraya girdiler.”
“Ulan çıldırdınız mı demişler sinek deliği yok, baksana burası kaç senelik ankebut şeyi…
“Yok canım girdiler”
“Yâhu ne içine gireceksin bak güvercin de var orada hepisi,
O sırada Ebâ Bekir başlamış titremeye… “tıkır tıkır!.” titremeye başlamış, müşrikler orada kılıçlar elinde.
Resûlullahu sallallâhu aleyhi ve sellem bööööyle duruyor.
Dizine vurmuş eliynen “lâ tahzen Yâ Ebâ Bekir!.”
Tahzen, arapçada hüzün etme.. “Yâ Ebâ Bekir üzülme innallâhe maana… ALLAH bizimlen berâberdir.”
Defoldu gittiler müşrikler.

İşte orada Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “innallâhe maana.”
Yaaa Resûlullah ALLAH her yerde hazır ve nazır?”
“Evet herkesle berâberdir!”
“Bizlen nasıldır?” dedi.
ALLAH hepimizle berâberdir. Hani bâzısı ne der: “ALLAH’a emânet ol!”
ALLAH her yerde hazır nazır. “Nasıl emânet?” Bu kelime çok incedir.
Ebâ Bekir dedi: “Ya Resûlullah “ALLAH bizimle berâberdir” diyorsun her yerde hazır ve nazırdır, nasıl bizimle berâberdir.”
“Ebâ Bekir, dilini yapıştır şeyine, damağına, boşalt kendini!” dedi. Dilini damağına yapıştırdı: “ALLAH!.” de dedi.
Başladı kalbte: “ALLAH!. ALLAH!. ALLAH!.”
Zikir bu işte oğlum. Zikir bu!.
Yoksa “ALLAH ALLAH ALLAH ALLAH Huy Huy Huy Hu Hu Hu!”
Yok, böyle kimi kandırıyorsun? Onu zâten iki sâniye söyleyemezsin.
Dilini kapadığın zaman ki, buna Kalbî Zikir derler. Ooo nefesin kesilir.
Bu hal genişlete genişlete genişlete târikatlar husûle gelmiş.
“Gel ben sana şunu söyleyim, gel sen bana şunu söyle!”
Tesbihini alırsın girersin odana: “ALLAH!. ALLAH!. ALLAHumme salli alâ MuhaMMedin ve alâ ali MuhaMMed!.” İşte târikat bu.
Ama bunların büyükleri vardır haaaa.
“Evliyâyı tahte kubâbi lâ ya'rifûnehum ğayri”
Onlar gözden nihandırlar bize görünmezler.
Sen bunun içi buğday olsa, ateş at içine.. barut olsa bir kıvılcım yetiştirir sen barut haline gel kıvılcımı atacak çok adam var.
Senin yüzünden anlar o haaaa bu barut hâline gelmiş şöyle bir dürtükleyiverir seni. Sen arama, sen arama o gelir bulur seni, onlar hep vazîfelidir.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 21 Tem 2018, 22:40 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim Kur'ân-ı Kerîm ve ALLAH hepimize kâfidir der.
İnceden inceye düşünürsek anlarız ki tüm kâinâtta herşey gibi bizim de varlığımızda yâni insan vucûdumuzda gizlenmiş birtakım melekiyetlerimiz yâni kâbiliyetlerimiz vardır.
Koca bir meşe bir palamutun içinde gizlidir.
Bir çınar ağacı ufacık bir tohumun içindedir.
İnsanın maddî kalıbı, bir damla kan pıhtısıdır.
Nasıl gizlenmiş ve dâima gelişmeye hazır ise bu insanın aklı ahlâkı rûhî inkişaflara mazhar olacak istidadları mânevî meziyetleri olduğu da şüphesizdir. Bu damlanın içerisindedir.
Maddî inkişaflar ve ilerlemeler nasıl değişmez kânunlara tâbi ise ahlâki rûhî her türlü şeyi de böyledir.
Müslümanlık hayır ve şer hududlarını tâyin ederek bunlardan birini seçmeye bizim serbest irâdemize bırakmış ve böylece kâbiliyetlerimizi ve melekelerimizi ya iyiye ya kötüye doğru inkişaf ettirmemize bize âit olduğunu haber verir ve bize bizâtihi serbest bırakmıştır.
Onun için bu pıhtının içindeki bu kâbiliyetler, nasıl büyüye büyüye büyüye çocuğun elleri bacakları falan oluyorsa bunun içinde, ALLAH tarafından verilen ahlâk, akıl, kâbiliyet, doğruluk, şunu bunu inkışafa getirmek için İslâm Cenâb-ı ALLAH Râsullarıyla birtakım emirler vermiştir.
“Efendim şu İslâmiyette farzdır.”
Ne?
“Meselâ, İnsanın bir insan öldürmek haram mıdır?”
Haramdır.
“Hınzır eti yemek haram mıdır?”
Haramdır.
“Yalan söylemek haram mıdır?”
Haramdır.
Bunlar haram olduğu gibi; Hacc’a gitmek farz, Namaz kılmak farz, Zekat vermek farz olduğu gibi sokakta giderken, bir şişe kırılmış yolda o parçaları alıp bir tarafa koymak da İslâm’da farzdır.
Fazîleti tekâmül etmişse, bir ağacı kesmemek bir ağacı kollamak İslâm’a farzdır ama Hakîki İslâm’a.
Çünkü onun fazlı, keremi fazîleti en yüksek dereceye çıkmıştr.
Sözünde durmak, yalan söylememek, dedikodu etmemek, insanı çekiştirmemek, munâfıklık ve riyâkarlık yapmamak, eliyle diliyle kimseyi incitmemek, herkese iyilik etmek gibi ne kadar güzel ahlâk varsa bunların hepisi İslâm Dîni’nin, İslâm Ağacının bir dalıdır.
Bu fazîletleri tam yerine getirdiğin zaman, o zaman burada demin niyet ettiğin Kâbe’yi görmeye başlarsın..

Ramazan geliyor biliyorsunuz 3 aylardayız.
Hiç olmazsa 2 gün oruç tutun. İkinci sual..
Sorulan sualin üçüncü suali:
“Efendim Kur'ân-ı Kerîm mü’minlere şifâ imiş.”
Âyet-i kerîme var Kur’ân-ı Kerîm mü’minler için şifâdır.
“Şifâ ne?”
Hastalığa ilaç verirsin şifâ, değil mi?
Bir yerin kırılır düzeltirsin şifâ… midesi ağrır şifâ, şifâ işte.
Eee peki ağam, Kur'ân okumak?
Mânâsını bil, bilme şifâdır.
Çok iyi dikkat edin, bunu hiçbir yerde, ara sıra ağzımdan kaçırıyorum duyamazsınız.
“Peki efendim, öğret bize de yâhu şu hastalığa okuyalım bunu”
Var her hastalığı iyi eder Kur’ân-ı Kerîm.
Her hastalığı, kanseri de tüberkulozu da doktor söylüyor bunu, 32 senelik doktor söylüyor, hepsini iyi eder.
“İyi efendim bize öğret bunu da okuyalım, yâhutta hastânelerde bir yer olsun da okuyalım.”
Hıııı niye şifâ?.
Orada durun çok dikkatli olun, vucûdu mubâreki Resûlullah, ALLAH’ın bir radyosudur, şu radyosu. Şimdi bu radyo şurada duruyor.
“Havada Ankara’dan verilen radyo dalgaları var mı?”
“Var. Ama niye almıyoruz biz?”
“Alamayız ki. Anca bu makine alıyor bunu değil mi?”
Düğmesini çevirdi mi bakıyorsun Ankara’dan aha ses geliyor.
Görmediğimiz ses. Bunun içinde sese bürünüyor. Sese çıkıyor.
Bu nasıl Ankara Radyosunun havadaki dalgaların bir radyosuysa Cenâb-ı Resûlullah’ın mubârek vucûdu da ALLAH’ın Radyosudur.
Demek Cebrâil aleyhi’s-selâm büyük bir tanker, gidiyor Sidretu Munteha’ya dolduruyor içini bu dalgalarla, geliyor görünmez ahizesini Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin mubârek kalbine civatalıyor.
Başlıyor titremeye o zaman, Resûlullaha âyet geliyor.
La tuharrik bihi lisânike….

Resûlullaha: “Lâ tuharrik bihî lisâneke li ta’cele bihî.”
Âyetlerimiz gelirken vahy gelirken Resûlum hiç kıpırdama, dilini bile oynatma.
O dalgalar içine girdiği zaman, Resûlullah’ın Mübârek ağzından o dalgalar harfsiz sessiz dalgalar.
“Bi hurûfu lafz-ı savt ol padişah” Mevlüd’de vardır ya.
Savtsız sessiz bu dalgalar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in içinde bizim anlayacağımız lİsâna çevriliyor. Resûlullah başlıyor.
“Alleme’l-insâne mâ lem ya’lem”
Şimdi harfsiz sessiz ilahî vahy bizim anlayacağımız ses harf söze Vucûd-u Resûle çevriliyor değil mi?
Çünkü vahyi hiç kimse sahâbelerin biri dahî duyamıyor.
Kur’ân okumak şimdi dikkat buyurun göz ile Kur’ân’ın âyetine bakıp şöyle harf hâlinde olan kelimatı veyâhut dimağında ezberinde olanın medlûlunu bulup vücud makinası tarafından söze inkılâb ettiriyorsunuz siz.
Kur’ân okuyan bir nevi vahyi taklid ediyor demektir.
Ben şimdi Resûlullah’ın gidip inen âyetleri şey edeceğim tekrar edeceğim demektir. Vücud İlahî Kelimelerle yıkanıyor demektir.
Kur’ân okumak vahy ile yıkanmak demektir.
Amma Resûlullah’a vahy 40 küsür sene sonra indi ondan evvel ne olu?
Kalbini yardılar “elem neşrahleke sadrake” oldu.
Ömründe yalan söylemedi, değil mi?
MuhaMMedu’l- Emîn sallallâhu aleyhi ve sellem Emîn ismini aldı.
Bu hâle geldi fazîlet timsâli oldu ondan sonra geldi.
O halde Kur’ân-ı Kerîmi okumak Şifâ evet.
Amma sen bu hâle gel, ömründe yalan söyleme, zînâ etme, şunu etme, kimsenin çekiştirme peşinden, hased etme mased etme, secdeye koy ondan sonra sen hasta mısın?
“eûzu billâhi mine’ş-şeytânı’r-racîm bi’smillâhi’r-rahmânı’r-rahîm” tükrüğünü bulduğun zaman Resûlullah gibi sen de Resûlullah’ın ümmetisin.
Abdulkadir Geylânî diyor ki “Lev şefâatu ceddu MuhaMMedun letefeyte binâri’l-cehennemi teffeti.”
“Eğer Resûlullah ceddimin şefâati olmasa şefâati olmasa, ben şöyle tükürüklen cehennemi söndürürüm” diyor..

Kıymetinizi bilin azîz Müslümanlar!.
Biz yalnız Kur’ân okumak için bir abdest alıyoruz o kadar.. Hani Fazîlet Abdesti?
Kursağında temiz helâl mı var?
“Efendim ben paramla çalışıyorum!”
Fırıncı abdestli mi onu şey ediyor yoğuruyor?
Besmeleynen mi kesiyor bilmem neyi?
Bir rızık, ağza gelinceye kadar 70.000 senelik yol kat eder.
Bunu âyet-i kerîme şey hadis-i peygamberiyle hadis-i kudsîlerde var.
Yetmiş. Bir buğdayın buradan İstanbul’a gitmesi bizim senelerimize vurursanız 100.000 sene eder.
Onun cüssesiyle bizim cüssemiz arasında.
Öküz hakkı var mı bilmem ne hakkı var mı?
Onun için bu vahy kelimâtının vücuddaki nûru harekete getirmesi için, hangi nur?
“elem neşrahleke sadrake” hepimizde Nûr-u Resûlullah var kalbinde, bunu harekete getireceksin.
Bu nûru harekete geçirdin mi vücûdunda Kur’ân mü’minler için şifâdır olur o zaman.
Kur’ân’ın emrettiği hususlara riâyet ederek radyo makinesi işler ve temiz hâle sokmaya çalışır insanı.
O zaman “falan âyeti falancaya okursan iyi olur yav. Efendim bâzısının nefesi şeydir iyidir” derler.
Ne nefesi oğlum? Gül mü kokuyor nefesi, sesi mi güzel?
Yoooo… O adamcağız belki kendini temizlemiş de ondan.
O hâle gelen radyodan çıkacak kelâm karşısındakine te’sir eder, parazitsiz tertemiz o zaman okuduğun Kur’ân hastaya derde her şeye şifâ olur.
Arada vahye meleğin tahsis edilmesi, Cebrâil’in tahsis edilmesi Resûle İnd-i İlâhi’de verilen kıymetin sonucu.
“Efendim falancanın sesi nefesi iyidir!” derler.
Nefeste iş yok oğlum.
“Felân yerde bilmem ne hoca var da.. haaa… sesi çok iyidir nefesi çok iyidir!”
Nefeste iş yok bilgide de hiç iş yok!.
“Çok âlim adamdır.”
İş yoook!. İlâhi Radyo hâline gelmekte hüner var.
“Nasıl gelelim?” deme.
Hâlâ kafan boş şeylerle dolu. Anlayamadığın şeylere îtiraz edecek malzemeyi aklınla yoğurma!
“Şöyle olurdu şöyle olurdu böyle olurdu” deme.
Bunu anlamada güçlük yoktur, temizlenme de güçlük var.
Temizlenmede de güçlük yok be oğlum!. Yıkayacak tellağı bulmada güçlük var.
Onda da güçlük yok, tellakta da güçlük yok. Suyu sabunu tellağı beğenmiyorsun, beğenmiyor.
Kibri bırak burnunu yere sürün biraz. Köpek burnunu yere sürdüğü için 15 kilometre uzaktaki kekliğin kokusunu alır. Bunları anlamayıp, sapıtanlarla dolu her taraf.
Kimi hoca geçinir, kimi âlim, kimi cinci, kimi büyücü, kimi muska yazar, kimi mürşidlik iddiasındadır, kimi Resûl’u, Kur’ân’ı az görür.
Az görür değil, yeni bir yol tarik öndercisi olarak milleti birbirine sokar, düşürür.
İşte ortada görüyoruz zavallı insanlar, zavallı mü’minler.
Yazıktır yekdiğerinizi sevmeyi öğreniniz azîz mü’minler.
Buluttan istenilen yağmur değildir asıl istenilen meyvelerin buğdayların yetişmesidir.
Ateşe yaklaşan tavuk kızarır bilirsiniz, ateşe yanaştı mı kızarır,
ateşe bir şey olmaz.
Nûra yanaşan nurlaşır, nûra da bir şey olmaz.
Ateşe yanaştı mı ateşe bir şey olmaz tavuk kızarır tadı değişir daha güzel olur.
Dağlık yerde en kestirme yol tepeden tepeye atlamaktır. Fakat onun için uzun ayak lâzımdır.
Yok, olmadı mı derelerden tepelerden gidersin.
Resûlu Ekrem buyuruyor ki: “Bana olan sevgi diyor bana karşı duyulan sevgi bir kimsenin kalbinde yerleşirse diyor ALLAH o kimsenin cesedine muhakkak ateşi haram kılar” diyor.
Resûlullah’ın sevgisi bir mü’minin kalbinde, Resûlullah’ın..
Bir şeyi anlatırken bakarsın gözünden yavaş yavaş yaş gelir, işte Resûlullah’a sevgi. İşte bunun diyor cesedini, cesedine diyor ALLAH ateşe haram kılar. Girsede ööööyle buzdolabında gibi olur.
İslâm’da susmak edebtendir bilirsiniz, ses çıkarmamak, sır sâhibi olmak emr olunmuştur. “Sırlarınızı söylemeyiniz.”
Bu emir olmasaydı yakalarından tutulup rezil edilecek çok kişiler var dünyâda.
Tutarsın yakasından rezil… ama İslâm’da susmak vardır.
Meleğe verilmeyip insana verilen sonsuz sır, İlâhî Vİsâl anahtarı insandadır.
Melek “geçeyim” diyor biliyorsunuz, gidiyorlar Sidretu’l- Munteha’ya mi’racda melek diyor ki: “Geçemem!” diyor. Kime?
ALLAH’ın en mümtaz kuluna Resûlullah’ı sallallâhu aleyhi ve selleme.
Meleğin geçemediği onun geçtiği yer için, sana da onun verildiğini bildiriyor Resûlullah.
Mi’rac işte.. O halde melekten afdalsın.
“Melek, Şeytan nedir?” bâzıları mırıldar durur.
Bilmediğin milyonca şey vardır insanların, bunlara karıştırmayın!
İnsanın kendisinde güzellik, güzellik ve kokuyu duymuş olsaydı hepiniz kendinizdeki güzellik ve kokuyu duymuş olsaydınız Cenâb-ı ALLAH şeytanı halk etmezdi. Şer denilen şeyi de halk etmezdi.
Hiçbir şeye lüzum kalmazdı.
Bu korkunun varlığı üstü kapalı anlatılması için Resûller gönderilmiştir.
Bu sırra vakıf olanlar çok azdır. Azdan azdır.
Aynada kendini gördüğün gibi, kendi kokunu bir aynada görmen koklaman lâzım.
Gaflette olduğundan kokunu başkasının zannediyorsun.
Bâzı aynaya yanaşır insan bakar kendisine “ha ben oyum” der değil mi?
Fakat bâzısının da gözü görmez “bu kimdir?” diye bakar aynaya.
Bâzı insanlara yanaşır insan bayramlarda gider elini öper, sarılır öper:
“Ulan ne güzel koku var bu adamda!”
Ulan onda yok onda yok senin kendi kokun o herif ayna da, senin kokunu sana duyduruyor.
Duvarda resmini göremezsin aynada görürsün, ama gine gaflettesin.
“Nasıl?”
Evet.. bak ben konuşuyorum ses kulağında değil benim ağzımda, hani sen duyuyordun?
Sanki boru bu, görünmeyen bir boru var da benim ağzıma takılmış, bak sesi ağzımda duyuyorsun, beni de içinde görüyorsun, görüyorsun ama ben bu.. gine gaflettesin bu da bunun gibi.
Su içmek için nasıl çeşmeye gidiyorsunuz, bunun gibi biraz düşün biraz.
Dâimâ yemek pişiren aşçı yemek kokusuna alışmıştır kokuyu alamaz oğlum. İnsan vücûdu da bu aşçı gibidir.
Leş yiyen hayvanlar koku almazlar haaaa!..
Köpek kilometrelerce uzaktan avın kokusunu alır, yanındaki leşin kokusunu almaz. Alsaydı yemezdi.
Bu bir ALLAH’ın hikmeti. Hikmetin içinde hikmettir, sadefin içinde inci gibi.
Dünyâ köpek gibi uzaklarda av arıyor, uzaklarda av arıyor Vallâhi öyle.
Yanındaki fazîleti kaybetmenin verdiği pis kokuyu alamıyor.
Ebâ Bekir için Âyet-i Kerîme inmiştir. Hazreti Ebâ Bekir.
“Sen en iyisini yaptın.” Leyl Sûresi’ndedir.

Her şey dâimâ yeni bir tecellî hâlindedir, HAYYın titreşimidir.
Kalıpları halk eder ALLAH, içine girer bize bizden daha yakın olur. Çekildiği zaman yine kendine döneriz.
Su buhar bulut misâli, su olur buhar olur tekrar yağmur olur.
Onun için her şey ALLAH’a döner.
ALLAH geliyor bizim içimize giriyor biz de: “Canlıyız!” diyoruz. Çekilip gidiyor biz de hadi gidiyoruz.
Bunun farkına varın oğlum farkına varın…
Onun için cesedini temiz tutmak lâzım. Kendi yerini temiz tutması için yine temizleyiciler çıkarmıştır ALLAH.İçine girecek senin.
Haberciler göndermiş peygamberler.
Asgari nâmütenâhi yâni küçüldüğü için küçücük bir irâde hâlinde bizde tecellî etmiştir ALLAH.
Kendi kendini yargılar, kendi kendisine cezâ keser. Bu devran böyle oğlum!
Bâzıları bunu ağızlarından bunu kaçırmışlar Mansur gibi.
Bâzıları da;
“Ete kemiğe büründüm
Yûnus diye göründüm!” diye telâffuz etmişlerdir.
Bu garib bir hikmettir. Eğer bunu biraz daha söylersem azîz müslümanlar göbek atmaya başlarsınız.
Senin yüzünden bu da kayıptır yeter bu kadar.
Onun için İslâm’da Esâs-I Mânevî vardır. ALLAH mutlaka affeder.
ALLAH mutlaka affetmez kanaati i’tikadı dinde;
“ALLAH muhakkak affeder!”
Amann!..
“ALLAH mutlaka affetmez!”
Hayır!. İslâm’da yoktur…
Kul, en büyük korku ve en büyük ümit arasında olması lâzımdır.
RAHMÂN ve KAHHÂRın azâmetini bir arada bildiren Hûd Sûresi indiği zaman sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin mubârek sakal ve başlarına beyazlar inmeye başladı.
Ve buyuruyor Cenâb-ı Peygamber: “Siz benim bildiklerimi bilseydiniz daha az güler daha çok ağlardınız” diyor hadiste.
Hırsızlık İslâm’da yoktur Cenâb-ı Peygamber diyor: “Hırsızlığı en sevgili kızım Fâtıma yapsaydı tereddüd etmeden kolunu keserdim” diyor.
Buna vurun mihengi, Oğlunuz bir kabahat çıkar hemen doktora: “Aman Doktor Bey bu benim oğlum rapor ver, Hâkim Bey diye”
Bu hadis, insanın suratına tekme vurur, yıldızlara atar insanı.
Her fikri insana kan nakleder gibi damla damla verirdi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.
ALLAH, kulu gibi değildir azîz cemâat! Her nedâmeti her pişmanlığı ibâdet olarak kaydeder, yalnız senin boynunun büküldüğünü görsün!
Ettahiyyâtu okuyoruz namazda: “Bütün vârım ALLAH Muhabbetine fedâ olsun!” diyoruz. Hani söylediğimizi yaptık mı?
Bir Hadis-i Peygamberî de:
“Her kim ölürse onun kıyâmeti kopmuştur” diyor.
Kıyâmet, gaflet perdesindendir, benlikten kurtululup ve ALLAH’ın Kemâl Güneşini muşâhede etmektir, ölmek değildir.
Peygamberlerin vücûdu zâten bir kıyâmettir.
Sırr gözüyle bakarsan âlemin ASLına kavuşmak için çalışmada ve her şey coşmakta.
ALLAH kendisine isyan edilmesini istemeseydi Şeytanı yaratmazdı.
Rûhu sana ALLAH vermiştir, nefh etmiştir.
Bu Ruh kendisini gönderene hiçbir zaman saldırmaz oğlum.
Sana ALLAH Rûhunu veriyor. Sen o Ruhla nasıl ALLAH’ı inkâr edersin Resûlu inkâr edersin. Saldırmaz.
Akıl perdesini delip geçene biz “mecnun” diyoruz, yâni “deli” diyoruz.
O halde idrâkin yanı başında, ondan daha ötelere kadar uzanan “cinnet” diye bir şey var.
Oraya geldi mi insan, bütün Şeriat Hükümleri kalkıyor ortadan.
Bedâva oluyor, mülga oluyor.
O halde, delilik bir şeydir..
Uğradığın dertlerden mahlûklara şikâyet yasak İslâm Dîni'nde.
“Efendim ben falan şeyi ettim de, Beyefendi işte şöyleydi” yasaktır İslâm Dîninde.
RAHÎMi, merhâmetsize şikâyet etmiş olursun.
Sırr vardır hani, “bu sırdır” deriz.
Sırr, rûhun arınıp temizleyip tecellîye kâbiliyet kesb etmesi hâlidir.
Sırr diye bir şey yoktur, temizlen çık!.
Dağın başına çıktın mı öteki dereyi görürsün.
Bu Vücûd-u İlâhî Esrarı, gülünç mantık çerçevelerinde zabt etmekten âciz olduğumuzu bilmenin adıdır, bunlar bu yolun oyunlarıdır.
“Gâye ne?”
ALLAH’a kavuşmak. Bu ince noktadır burası, anlatılır, anlaşılır gibi de değildir.
Baktığı şeylerin gerisinde bir görünmeze bakan gözler vardır dünyâda.
Bir hadisde diyor ki: “ALLAH kendini zikredenleri yan yana oturur” diyor.
HAKK'ı yanında göremezsen o zikir değildir.
ALLAH zikri, insanın her tarafına sirâyet eder.
Gâfillerin zikirlerinde hangi uzvu zikrediyorsa, meşgul ise o uzuv HAKK’ın huzûrundadır.
Niyet ettik değil mi? “Allâhuekber!” durduk Kâbe’ye, durduk huzûruna.
Fakat Kafan imam okurken Odunpazarı’na gitti.
Sen Huzûr-u İlâhîde değilsin oğlum, cesedin Huzûr-u İlâhîde oğlum Anladın mı?
Oturdun bir yerde “ALLAH! ALLAH! ALLAH!” zikirdesin.. kaşındın “burayı sinek yedi”, dilin ALLAH’lan berâber vücûdun değil.
Onun için hangi uzuv zikrediyorsa o HAKK’ın huzûrundadır.
ALLAH o uzuvla berâberdir demektir.
“İnsan tek taraflıdır” değildir, Cenâb-ı ALLAH tek taraflıdır, milyonlarca şekilde tecellî eder.
Onun için vücûdun ölümle yıkılması ALLAH’ın kurduğu şeyi mahvetmesi değildir, çözülmedir oğlum çözülmedir.
Ölüm, insanın Mânevî Benliğini halktan ALLAH’ın kendisine çekmesidir, çünkü her şey ALLAH’a dönecektir.
Onun için, bir çok büyükler vardır biz onlara evliyâ zümresi deriz değil mi?
Evliyâlar, ALLAH’ın gelinleridir oğlum.
Gelinin insan ancak güzel duvağını görür, ancak dış süsünü görür, belki yüzündeki nûru, belki husûsi kokusunu, işte o kadar başka yok.
Onlar, ALLAH’ın reyhanıdırlar, ancak sıddıklar koklayabilir kokusunu alabilirler.
Bunlar, kendilerini göstermezler, çünkü Rubûbiyyet Sırrının ifşâsı küfürdür.
Henüz Madde âleminde başını secdeye koymayanlar bundan bir şey anlamazlar bu lakırtıdan:
“Ne zırzır ediyor bu herif” derler.
Takdir ve Yazı Dünyâya âittir, Âhiret Âlemine âit değildir.
Orada ALLAH’ın Rahmet Sıfatı tecellî ettiğinden Dünyâdaki Takdir ve Kaderi Âhiret Âlemine teşbih edemezsiniz.
Bu sırrın gizlenmesi için o hadisler buyrulmuştur yukarda dediğimiz hadisler.
“Men ferraka feleyse minnâ” bir hadis-i peygamberî.
“Men ferraka feleyse minnâ”.
Evlâd ile ananın babayı, sevgi ile karıyla kocayı, dost ile dostun arasını bozan kendisini Müslüman addetmesin diyor Cenâb-ı Peygamber, gel de dedikodu yap oğlum hadi, aha yap hadi!
Ondan sonra da Resûlullah ne diyor:
“Men ferraka feleyse minnâ”
“Karıyla kocanın, ebeveynle oğlunun kızının, iki dostun arasını bozan kendisini Müslüman addetmesin” diyor sallallâhu aleyhi ve sellem.
“Hacı Efendi böyleydi, Mehmet Efendi böyleydi”
Telsiz-telgraf gibi birbirimizi lakırdı ediyoruz ondan sonrada namaz kılıyoruz.
O dışarıdaki kılmayanlara söylemiyorum onlar bizden daha berbat oğlum..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 06 Ağu 2018, 12:39 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

Hârunu Reşid meşhur Abbâsî halîfesi biliyorsunuz.
Abbâsîler Resûlullah sülâlesinden, hanımı Zübeyde var idi biliyorsunuz. Mekke’de SU’yu yaptıran kadın. Bir gün satranç oynuyorlarmış halîfeyle, halîfe yenmiş Zübeyde’yi, Zübeyde’yi yenmiş.
Demiş ki: “Çırçıplak olacaksın halîfe işte bu, sarayda dolaşacaksın!”
Zübeyde demiş: “Etme Efendi işte ben müslümanım!”
“ııııııh!” demiş.
Çırçıplak etmiş Zübeyde’yi sarayda dolaştırmış. Zübeyde gitmiş odasına, 10 gün hasta yatmış.
10 günden sonra Hârunu Reşid tekrar Zübeyde’yi çağırıyor, bir oyun daha istiyor ondan.
Bu sefer Zübeyde yeniyor Hârunu Reşidi.
Diyor ki: “Ne istiyorsun?”
“İneceksin aşağı mutfağa, herif ineceksin aşağı mutfağa!” diyor “Orada en çirkin câriye kim ise, milletin içinde onunla yatacaksın” diyor.
“Amann diyor nasıl?” “Iııııııh” diyor.
Hârunu Reşid bu işi yapıyor, o câriyeden bir çocuğu oluyor Abdullah Me’mun, bir de Zübeyde’den oğlu var Mehmed Emîn. Ama bunu Zübeyde’ylen Hârunu Reşid’den başka bilen yok.
Hârunu Reşid irtihal ediyor, Mehmed Emîn halîfe oluyor.
Mehmed Emînlen Abdullah Me’mun kardeşiz biliyorlar Zübeyde’den ötürü.
3-4 sene Mehmed Emîn Halîfelik yaptıktan sonra.
Bak bu hikâyenin altından ne çıkacak? Hepiniz ağlayacaksınız!
Kardeşini Me’mun katlediyor, koparıyor kafasını yerine geçiyor.
Zübeyde de ağlıyor tabi kendi oğlu. Ötekini de onun oğlu biliyor. Zübeyde yaşlanmıştı o zaman ağlıyor.
Me’mun dönüp yanından geçerken diyor ki: “Bana beddua mı ediyorsun vâlide diyor, ana!” diyor.
“Yâ ALLAH yâ Emîre’l- Mu’minîn ben beddua etmiyorum. Oğlumun saltanatına ben mâni oldum ben onu katlettirdim.”
“Nasıl olur ana?” diyor.
Anlatıyor, anlatıyor: “Sen diyor falancasın, ben satrançta yenilmeseydim, gâlib geldiğim zaman Hârunu Reşid’e bunu yaptırmasaydım sen doğmayacaktın!” diyor.

İşte bu Me’mun, bu Me’mun, İmâm-ı Hanbel’i çağırıyor yanına halîfe olduğu zaman diyor ki: “Kur'ân mahluk mudur münzil midir?”
Mahluk demek yâni Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz tarafından yazılmıştır o mu söylemiştir bunu yoksa melek vâsıtasıyla mı inmiştir.
“Ya Emîre’l- Mu’minîn münzildir” diyor.
“Yok mahlûktur! Yok münzildir.” İmam-ı Hanbel’e müthiş ezâ-cefâ ediyorlar, İmam-ı Ahmed’e.
Ellerini bağlatıyor, kendisine sopayla o kadar vurduruyor ki dişleri kırılıyor İmam-ı Hanbel’in.
“Hayır diyor münzildir!”
Nihâyet o kadar Me’mun kızıyor ki kırbaçla sarayda, milletin içinde mubârek İmam-ı Hanbel’i dövmeye başlıyor.
Bir serafesi var Arapçada serafa don demek, üstü çıplak, elleri bağlı böyle arkaya kırbaç içinde: “Ya Hanbel nedir bu?” diyorlar.
“Efendim, donum düşeceği zaman: “Ya RABBi beni bunlara rüsvâ etme! dedim” diyor.
Bunun üzerine Me’mun yaralarını tedâvi ettiriyor İmam-ı Hanbel’in.
Aradan bir müdded daha geçiyor, İmam-ı Hanbel’i bir çuval içinde döve döve öldürüyorlar ve asıyorlar bu mubârek Zât’ı.
Cenâzesine 40.000 kişi gitmiştir İmam-ı Hanbel’in Bağdad’da yatıyor kendisi. 40.000 kişinin içinde 10.000 yehuda, yâhud varmış hepisi Müslüman oluyor...
40.000 kişinin içinde 10.000 yehuda, yâhud varmış hepisi Müslüman oluyor...
“Niye Müslüman oldunuz?”
“Size söyleyemeyiz size, bir tecellî oldu”
O devrin evliyâyı kiramlarından Ahmed Hazeî Hazretleri vardır. İmam-ı Hanbel’i rüyâda görüyor, kendi kitabında şey eder.
“Yâ Hanbel nasılsın?” diyor.
Çok dikkat edin azîz Müslümanlar: “Nasılsın?” diyor.
“Mağfiret oldum Yâ Hanzeî! Âhiretteyim. Ancak 3 gün elem ve gam içinde kaldım ahrette!” diyor.
“Niçin?” diyor.
“Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem 2 defâ yanımdan geçti, mübârek yüzünü benden sakladılar!” diyor, böyle ederek.
"Üçüncü defâ geldiklerinde yüzüme baktılar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yüzüme baktı.” diyor.
Bende dedim: “Yâ Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “Kur'ân munzildir mahluk değildir!” dedim beni katlettiler, bundan dolayı mı bana darıldınız?”
“Hayır" buyurdular, Ehl-i Beytimden bir kişi beni bîgayrı hakkın katlettirdiğinden senden hâyâ ettim de bakamadım yüzüne!” demiş.
Yâni bakar Resûlullah’a da: “Yâ Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem senin kanından bir kişi beni bîgayrı hakkın katlettirdi diye hatırından geçer diye hâyâ ettim!” demiş.
Resûlullah buyudu!. Bu hâyâ olacak bizde!.
Oldu mu oğlum, minâreyi elinle kaldıracaksın, işte İslâm bu..
Herkesin bütün Kâinâttan aldığı İlm-i Kalbîye göre mevki-i mânevîsi, derecesi asteğmen mi, üsteğmen mi, yüzbaşı mı, binbaşı mı, yarbay mı, albay mı, paşa mı, orgeneral mı olduğu belli olur.
Bizde dedikodu: “Hav! Hav! Hav!.”

At hırsızı inek hırsızıymış herif, 30 tâne ineği satarmış böyle. Bir ineğin bir tânesini satamamış.
Doğru Hazreti Mevlânâ’ya gitmiş, Hazreti Mevlânâ da genç daha.
Gitmiş demiş ki: “Ben hırsızım ha!.” demiş “Hoca Efendi, siz tekkede kesin!.” demiş.
Mevlânâ: “Defol burdan demiş buraya haram girmez, çabuk git!.” demiş. Herif öküzünü almış gitmiş.
Doğru Hacı Bektaş’a gelmiş, Hacı Bektaşı Velî Hazretlerine.
O zaman 70 yaşında, Mevlânâ 35 yaşında.
Demiş ki: “ Efendi Hazretleri, ben inek hırsızıyım, sattım bu da kaldı sizin tekkeye getirdim bunu kesin!.” demiş.
“Hayy hayy oğlum! Teşekkür ederim. Kesin yiyelim!.” demiş, kesilmiş yenmiş.
“Efendi Hazretleri size bir şey soracağım!” demiş.
“Buyurun!” demiş.
“Ben Konya’da bir Mevlânâ denilen bir molla var ona götürdüm tekkesine” demiş..
“Ben hırsız çaldım bunu diye beni oradan bir kovdu haram şey buraya girmez diye beni oradan bir kovdu haram şey buraya girmez diye. Sen büyük bir insansın, sen nasıl aldın?.” demiş.
“Oğlum demiş” Fenâ söylemiyor bakın!
“Mevlânâ demiş Mevlânâ bir şâhindir her leşe konmaz oğlum!" demiş.
Bak büyük adama bak!
Kalkmış Konya’ya gitmiş bu adam. Mevlânâ’ya çıkmış: “Efendi Hazretleri ben sana bir inek getirdim.”
“Evet” demiş.
“Kovdun beni” demiş.
“Evet kovdum” demiş. “Yine getirsen yine kovarım!.” demiş.
“Ben Hacı Bektaş’ta bir Hacı Bektâşı Velî Hazretleri var ona götürdüm kesti yediler!.” demiş.
“Oğlum demiş o büyük bir ummandır ne kadar pislik atarsan at tertemiz olur!.” demiş.

Ben şimdi şurda bir şey söylüyorum: “Ooouuooo! Bırak o deyyusu, Bırak o sersemi!.” der.
Hangi Müslümanlık oğlum! Büyüklük bu işte…

Onun için Müslümanlığınızı bilin azîz cemâat!
Hakîki SECDEnin verdiği zevki alın!.
İnsan bambaşka bir hâle gelir.
Bu günlük bu bu kadar yeter, gelecek haftaya kadar.
Küçük bir duâ edelim, ramazan bu mübârek aylarda kabul eder..


Âmiiiin!
ALLAHumme salli alâ seyyidinâ MuhaMMedin ve alâ âli MuhaMMed!

Subhâneke Yâ ‘allâm, taaleyte Yâ Selâm!
Ecirnâ mine’n-nâr ve bi affike Yâ mucir!.

ALLAHumme ente’l-Mennân bedîu-s semâvâti ve’l-ardı zu’l-celâli ve’l-ikrâm!
Yâ Hayyu Yâ Kayyum. Yâ ALLAH celle celâluhu!.

Yâ erhame’r-râhimîn!
Bizi yolumuzdan şaşırtma Yâ İlahî!
Bize sabır ihsan eyle!. Kanaat hasletlerimizi takviye eyle!
A’mâlimizi kabul eyle!. Hatâlarımızı bağışla!
Rızıklarımızı helâl yoldan nasîb eyle!
Bizlere sıhhat, âfiyet ve dirilik, kuvvet ver Yâ RABBi!.
Bizi cehennem azâbından koru Yâ RABBi!
Rahmetini ülkemizden esirgeme!. Memleketimizi her türlü âfattan masun kıl Yâ RABBi!.
Ordumuzu daimaMansûr eyle Yâ RABBi!
Bize kadar uzanan Resûlullah‘ın Nûrunu, kalb penceremizi açarak bize göstermeye nasîb-i müyesser eyle Yâ RABBi!
Kabirde sual meleklerinle bize iltifat nasîb eyle Yâ RABBi!
Bizi cehennem azâbından koru Yâ RABBi!
Son nefesimizde ki buyrun: “Eşhedu en lâ ilâhe illâllah ve eşhedu enne muhaMMeden abduhu ve Resûluhu” kelimesi ile çene kapamak nasîb eyle Yâ RABBi!.
Âhirete Resûlullah’ın mubârek yüzünü görüp elinden öpmek nasîb-i müyesser eyle Yâ RABBi!
Lillâhi’l-Fâtiha..


Resim

Sahâbe: (Sahâbi) Sâhibler. Sâhib çıkanlar. Peygamberimiz Hazret-i MuhaMMed (A.S.M.) sağ iken mü'min olarak görmüş, mü'min olarak vefât etmiş erkek müslüman.
Eshab: (Eshâb) (Sahib. C.) Arkadaş olanlar. Sâhip olanlar, kullanma yetkisine sâhip kişiler. Halk, ahâli. Sahâbeler, yâni Peygamberimiz Hazreti MuhaMMed'i (A.S.M.) görmüş ve mü'min olarak ona ve onun mesleğine bağlı kalmış olan zâtlar. Bu kişiler, insanlık, doğruluk ve her türlü fazîletlerde en ileri seviyede bulunan şahsiyetlerdir.Onlar Peygamberimizi (A.S.M.) her an yakın alâka ile takip ederler ve O'na, her cihetle ittibaa çalışırlardı. Dâima sıdk ve sadâkatten, doğruluk ve fazîletten ayrılmamak cehdi içinde idiler. İslâmiyet’in neşir ve tâmimi için her çeşit fedâkarlıktan çekinmezlerdi.
Sevr: Öküz, boğa.
Refîk: Ortak, arkadaş, eş, yardımcı, yoldaş
Şefîk: Şefkâtli, esirgeyen. Rikkat sâhibi. Merhâmetli.
İnkişaf: Açılma. Meydana çıkma. Yetişme. Terakki etme, ilerleme. Gizli sırların bilinmesi.
Lafz: Ağızdan çıkan söz, kelime.
Bi hurûfu lafz-ı savt: Harfsiz, sözsüz, sessiz.
Savt: Ses. Bağırmak.
Medlul: Delâlet olunan. Gösterilen. Mânâ. Meâl. Mefhum. Delil getirilen şey. Bir kelime veyâ bir işâretten anlaşılan.
İnkılâb: Başka tarza değişme. Bir hâlden diğer hâle geçme. Başka türlü olma. Altüst olma.
Taklid: Takma, asma, kuşatma. Benzetmeye ve benzemeye çalışmak. Benzerini yapmak. Birine benzemeye çalışarak alay etmek. Sahte. Bir şeyin sahtesini yapma
Cüsse: Gövde, kalıp, beden.
Riâyet: İyi karşılamak, ağırlamak, hürmet etmek. Uymak, tâbi olmak. Otlamak veya otlatmak. Hıfzetmek, korumak.
Tahsis: (Husus. dan) Belli bir gâye için kullanmak. * Bir şey veyâ bir kimse için ayırmak.
İnd: Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Hissî ve mânevî mekân. Maddî ve mânevî huzûra delâlet eder. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir.
Tellak: hamamda keseci, kir çıkaran kişi.
Sidret-i Munteha: Mahlûkat ilminin ve amelinin kendisinde nihâyet bulup kevn âlemini hududlandıran bir işâret. Yedinci kat gökte olduğu rivâyet edilen ve Peygamberimiz Aleyhi’s-salâtu Ve’s-selâm'ın ulaştığı en son makam.
Mümtaz: Diğerlerinden ayrılmış, üstün, seçkin, seçilmiş. * Ayrı tutulan.
Sadef: Deniz böceklerinin kıymetli kabuğu ve onlardan yapılan şeyler. * Sert, parlak ve şeffafa yakın madde. İnci kabuğu.
Asgari: En az. En küçük.
Nâmutenâhi: sonsuz.
Terennüm: Güzel güzel anlatma. Yavaş ve güzel sesle şarkı söyleme. Ötmek. Mûsikîleşmek.
İ’tikad: İnanmak. İnanç. Sıdk ve doğruluğuna kalben kararlı olmak. Gönülden tasdik ederek inanmak. Dinin temelini meydana getiren şeylere inanmak.
Müşâhade: Gözle görmek. Seyrederek anlamak. Seyretmek. * Muâyene, kontrol.
Nefh etmek: Üfürmek.
Mülga: İlgâ edilmiş. Kaldırılmış. Metruk ve lağvedilmiş şey. Terkedilmiş. Kesb etmek: Kazanmak.
Sirâyet: Yayılmak, bulaşmak, geçmek.
Zümre: Bölük, cemâat, grup, takım, sınıf. Cins.
Teşbih: (C.: Teşbihât) Benzetmek, benzetilmek. Benzetiş. Bir vasıfta vehmetmek.
Yahud: Yahudi.
Munzil: İnzal eden, aşağı indiren. Bir şeyi indiren.
Bîgayrı hakkın: Haksız yere.
Haslet: Huy. Ahlâk. Yaradılıştan olan tabiat.
A’mal: (Amel. C.) Ameller. İşler. Yapılan hayırlar.
Masun: Korunan, mahfuz, emin, muhafaza olunan. Salım, sağlam.
Mansûr: Yardım edilen, yardım görmüş. Gâlib, muzaffer.
Müyesser: (Yüsr. den) Kolaylıkla olan, kolay gelen, âsân olan, nasib.


Resim

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Herhangi biriniz abdestli olarak namaz kıldığı yerde beklediği sürece melekler ona şöyle dua ederler: “ALLAHım, onu affet! ALLAHım, ona merhamet et!” buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre'den; Buharî, Ezan, 10/36; Müslim, Mesacid, 5/49)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Herhangi biriniz namazı edâ ettikten sonra evine dönmesine diğer vakti beklemekten başka bir engel olmadığı halde evine gitmeyip camide namazı beklerse, beklediği sürece o namazda sayılır.” buyurmuştur.
(Ebû Hüreyre'den; Buharî, Ezan, 10/36; Müslim, Mesacid, 5/275)

İmam Mâlik bu rivâyete geçen «Malem yuhdis» lafzı için şöyle der: “Abdestini bozmadığı sürece» anlamındadır.”

NoT: Bu, işi olmayanlar içindir, çalışan kimselerin namazı kıldıktan sonra işine gitmesi mescidde oturmasından efdaldir. Hatta Hz. Ömer namaz aralarında bazen mescide uğrar, orada oturanları kırbaçla işine gönderirdi..


Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allâhu Teâlâ, beni sevene Cehennem ateşini haram kılar.” buyurmuştur.
(Ebu Nuaym)

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kişi Öldüğü Vakit Kıyâmet Kopmuştur” buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ c. II, s. 379380)

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “ALLAH'a yemin ederim ki, MuhaMMed'in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.” buyurmuştur.
(Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim)

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ben sizin görmediğinizi görür, işitmediğinizi işitirim Nitekim semâ uğuldadı, uğuldamak da ona hak oldu Semâda dört parmak sığacak kadar boş bir yer yoktur, her tarafta ALLAH'a secde için alnını koymuş bir melek vardır ALLAH'a yemin olsun, benim bildiğimi siz bilse idiniz az güler, çok ağlardınız, yataklarda kadınlarla telezzüz etmezdiniz, yollara, çöllere dökülür, (belânızı defetmesi için) ALLAH'a yalvar yakar olurdunuz " buyurmuştur.
(Ebu Zerr ra.’dan, Buharî 1681)

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Men ferraka feleyse minnâ: Tefrîka çıkaran (fert ve cemâatleri birbirlerinden ayıran ve bölmeye gayret gösteren) bizden değildir” buyurmuştur.
(Taberânî; Münâvî)


Resim

يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Resim---“Yâ eyyuhe’n-nâsu kad câetkum mev'ızâtun min rabbikum ve şifâun limâ fî’s-sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne): Ey insanlar, RABBinizden size bir öğüt, sînelerde olana bir şifâ ve mü'minler için bir hidâyet ve rahmet geldi.” (Yûnus 10/57)

إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---“İllâ tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahrecehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fî’l-ğâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelâllâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferû’s-suflâ, ve kelimetullâhi hiye’l-ulyâ vallâhu azîzun hakîm (hakîmun): Eğer siz, Peygambere yardım etmezseniz, ALLAH vaktiyle ona yardım ettiği gibi yine eder. Hani Mekke kâfirleri onu Mekke’den çıkardıklarında, ikinin ikincisi (Peygamberin arkadaşı Hazreti Ebû Bekir) ile (Sevr dağında) mağaradaydılar. O vakit Peygamber, arkadaşına şöyle diyordu: “- Mahzun olma, zîra ALLAH’ın yardımı bizimle berâberdir.” Nihâyet ALLAH Peygamberin (veya Ebû Bekir’in) üzerine mânevi huzûrunu indirdi ve onu, görmediğiniz ordularla kuvvetlendirdi. Böylece küfredenlerin kelimesini (şirk dâvasını), en alçak etti. O, ALLAH’ın kelimesi tevhid ise, en yüksek!... ALLAH, (her şeye) gâlibdir, hükmünde hikmet sâhibidir.” (Tevbe 9/40)

لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ
Resim---“Lâ tuharrik bihî lisâneke li ta’cele bihî: Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip durma.” (Kıyâme 75/16)

الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ
Resim---“Ellezî alleme bi’l-kalem(kalemi): Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.” (Alak 96/4)

عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ
Resim---"Allemel insâne mâ lem ya’lem: İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak 96/5)

لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ
Resim---“Lâ tuharrik bihî lisâneke li ta’cele bihî: Depretme ona dilini telâşından onu (tekrarlamak için)!" (Kıyâme 75/16)

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
Resim---"E lem neşrah leke sadrek: Biz, senin göğsünü yarıp genişletmedik mi?” (İnşirâh 94/1)

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إَلاَّ خَسَارًا
Resim---“Ve nunezzilu mine’l-kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun li’l-mu’minîne ve lâ yezîdu’z-zâlimîne illâ hasârâ(hasâran): Biz Kur’ân’dan öyle âyetler indirmekteyiz ki, mü’minler için şifâ ve rahmettir. Zâlimlerin de ancak sapıklığını artırır.” (İsrâ 17/82)

وَسَيُجَنَّبُهَا الْأَتْقَى
Resim---“Ve seyucennebuhe’l-etkâ: Sakınan ise, ondan uzak tutulacaktır.” (Leyl 92/17)

الَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكَّى
Resim---“Ellezî yu’tî mâ lehu yetezekkâ: Ki o, malını vererek temizlenip arınır.” (İsrâ 17/82)

فَاسْتَقِمْ كَمَا أُمِرْتَ وَمَن تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْاْ إِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---"Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav, innehu bi mâ ta’melûne basîr: Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.” (Hûd 11/112)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Ağu 2018, 16:48 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

ALLAH DOSTU
Münir DERMAN (ks)
DEMİŞti Ki…


40 bin kişinin içinde 15 bin Yahuda varmış, Yahud varmış.
Hepisi Müslüman oluyor.

Niye Müslüman oldunuz?
Size söyleyemeyiz size, bir tecellî oldu
O devrin evliyâyı kiramlarından Ahmed Hazeî Hazretleri vardır. İmam-ı Hanbel’i rüyâda görüyor.
Kendi kitabında şey eder.

Yâ Hanbel nasılsın?diyor.
Çok dikkat edin aziz Müslümanlar:
Nasılsın?diyor.
Mağfiret oldum Yâ Hanzeî! Âhiretteyim. Ancak 3 gün elem ve gam içinde kaldım ahrette!diyor.
Niçin?diyor.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem iki defa yanımdan geçti, mübârek yüzünü benden sakladılar!diyor, böyle ederek.
"Üçüncü defâ geldiklerinde yüzüme baktılar Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yüzüme baktı.diyor.
Bende dedim:
Yâ Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemKur'ân munzildir mahluk değildirdedim. Beni katlettiler. Bundan dolayı mı bana darıldınız?
Hayır" buyurdular. Ehl-i Beytinden bir kişi beni bîgayrı hakkın katlettirdiğinden senden hâyâ ettim de bakamadım yüzüne!demiş.
Yâni bakar Rasûlullaha da:
Yâ Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem senin kanından bir kişi beni bîgayrı hakkın katlettirdi diye hatırından geçer diye hâyâ ettim!demiş.
Rasûlullah buyudu!
Bu hâyâ olacak bizde! Oldu mu oğlum!
Minâreyi elinle kaldıracaksın işte İslâm bu..
Herkesin bütün Kâinâttan aldığı İlm-i Kalbîye göre mevki-i mânevîsi, derecesi asteğmen mi, üsteğmen mi, yüzbaşı mı, binbaşı mı, yarbay mı, albay mı, paşa mı, orgeneral mı olduğu belli olur.
Bizde dedikodu:
Hav! Hav! Hav!

At hırsızı inek hırsızıymış herif, otuz tâne ineği satarmış böyle.
Bir ineğin bir tânesini satamamış. Doğru Hazreti Mevlânâ’ya gitmişHazreti Mevlânâ da genç daha.
Gitmiş demiş ki:
Ben hırsızım ha!demişHoca Efendi, siz tekkede kesin!demiş.
Mevlânâ:
Defol burdan demiş buraya haram girmez, çabuk git!demiş.
Herif öküzünü almış gitmiş. Doğru Hacı Bektaş’a gelmiş, Hacı Bektaşı Velî Hazretlerine.
O zaman 70 yaşında, Mevlânâ 35 yaşında.
Demiş ki:
Efendi Hazretleri, ben inek hırsızıyım, sattım bu da kaldı sizin tekkeye getirdim bunu kesin!demiş.
Hayy hayy oğlum! Teşekkür ederim. Kesin yiyelim!demiş.
Kesilmiş yenmiş.

Efendi Hazretleri size bir şey soracağım!demiş.
Buyurun!demiş.
Ben Konya’da bir Mevlânâ denilen bir molla var ona götürdüm tekkesinedemiş..
Ben hırsız çaldım bunu diye beni oradan bir kovdu haram şey buraya girmez diye beni oradan bir kovdu. Sen büyük bir insansın sen nasıl aldın?demiş.
Oğlum demiş
Fenâ söylemiyor bakın!
Mevlânâ demiş Mevlânâ bir şâhindir her leşe konmaz oğlum!" demiş.
Bak büyük adama bak!.
Kalkmış Konya’ya gitmiş bu adam.
Mevlânâ’ya çıkmış:
Efendi Hazretleri ben sana bir inek getirdim.
Evetdemiş.
Kovdun benidemiş.
Evet kovdumdemiş.Yine getirsen yine kovarım!demiş.
Ben Hacı Bektaş’ta bir Hacı Bektâşı Velî Hazretleri var ona götürdüm kesti yediler!demiş.
Oğlum demiş o büyük bir ummandır ne kadar pislik atarsan at tertemiz olur!demiş.

Ben şimdi şurda bir şey söylüyorum:
Ooouuooo! Bırak o deyyusu, Bırak o sersemi!der.
Hangi Müslümanlık oğlum!
Büyüklük bu işte…

Onun için Müslümanlığınızı bilin aziz cemaat!
Hakîki SECDEnin verdiği zevki alın!
İnsan bambaşka bir hâle gelir.
Bu günlük bu bu kadar yeter.
Gelecek haftaya..
Küçük bir duâ edelim, ramazan bu mübârek aylarda kabul eder.

Âmiiiin!
Allahumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed!

Subhâneke Yâ ‘allâm, taaleyte Yâ Selâm!
Ecirnâ mine’n-nâr ve bi affike Yâ mûcibi’d-dâvet.

Allahumme ente’l-Mennân bedîu-s semâvâti ve’l-ardı zu’l-celâli ve’l-ikrâm.
Yâ Hayyu Yâ Kayyum. Yâ ALLAH celle celâluhu!
Yâ erhame’r-râhimîn!
Bizi yolumuzdan şaşırtma Yâ İlahî!
Bize sabır ihsan eyle!
Kanaat hasletlerimizi takviye eyle!
A’malimizi kabul eyle!
Hatâlarımızı bağışla!
Rızıklarımızı helâl yoldan nasîb eyle!
Bizlere sıhhat, âfiyet ve dirilik, kuvvet ver Yâ RABBi!.
Bizi cehennem azâbından koru Yâ RABBi!
Rahmetini ülkemizden esirgeme!
Memleketimizi her türlü âfattan masun kıl Yâ RABBi!.
Ordumuzu Mansûr eyle Yâ RABBi!
Bize kadar uzanan Rasûlullah‘ın Nûrunu, kalb penceremizi açarak bize göstermeye nasîb-i müyesser eyle Yâ RABBi!
Kabirde sual meleklerinle bize iltifat nasîb eyle Yâ RABBi!
Bizi cehennem azâbından koru Yâ RABBi!
Son nefesimizde ki buyrun:
Eşhedu en lâ ilâhe illallah ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve Rasûluhukelimesi ile çene kapamak nasîb-i müyesser eyle Yâ RABBi!
Âhirete Rasûlullah’ın mubârek yüzünü görüp elinden öpmek nasîb-i müyesser eyle Yâ RABBi!
Lillâhi’l-Fâtiha..



Resim

Yahud: Yahudi.
Munzil: İnzal eden, aşağı indiren. Bir şeyi indiren.
Bîgayrı hakkın: Haksız yere.
Haslet: Huy. Ahlâk. Yaradılıştan olan tabiat.
A’mal: (Amel. C.) Ameller. İşler. Yapılan hayırlar.
Masun: Korunan, mahfuz, emin, muhafaza olunan. Sâlim, sağlam.
Mansûr: Yardım edilen, yardım görmüş. Gâlib, muzaffer.
Müyesser: (Yüsr. den) Kolaylıkla olan, kolay gelen, âsân olan, nasib.



Resim

YAĞMUR ve DELİ

Dün namazdan bahsettik ALLAHa yaklaşmanın merdiveni olan namazdan. Rukularından sucudlarından kâidelerinden şunlardan bundan uzun uzadıya bahsettik.
Bugünde namazın sabah namazı iki rekat, dört rekat öğlen namazı niçin böyle, ikindi namazı niçin böyle, akşam namazı niçin böyle.
Şimdi ikindi namazında peki niçin imam gizli okudu da akşam açık okuyor bunları biz müslümanız bilmemiz lâzım, bunları anlatacağım.
Yalınız şu şükür secdesi yaptık demin.
Bu şükür secdesi çok büyük iştir ağam, abdestli olarak yapılır.
Bir gemi zift toplayın zift, bir gemi dolusu zift… dağ kadar. Kaç tâne sinek toplar o.

Hiç!
Bir damla bal bütün mahallenin sineklerini bir araya toplar.
Aha bu secdede öyledir oğlum.
Bu secde deyip geçme sakın.
Bütün bu secdeler Hadis-i Peygamberî ile sâbittir.
Müşkül vaziyetlerde, çok elim kıtlıkta, büyük felâketlerde her işin düzelmesi için bu mümkün olur.
Maddî konuşmuyorum mânevî konuşuyorum.
Şimdi mümkün olsa da dünyâ yüzündeki şu felâketleri kaldırmak istesek Rasûlullah söylüyor bunu.
Türkiye’de kaç bin kişiyiz?

Otuz milyon.
Otuz milyon kişi kadın erkek ihtiyar, hepisi abdestli, namaz kılsın kılmasın.
Peygamber söylüyor bunu.
Günün muayyen bir saatinde emirle radyodan:
Kıbleye dönün!
Sokakta evde nerede olursanız olsun hatta hayvan pisliği bile olsa nere olursa olsun.
Radyoda bir ses:
ALLAHU EKBER!
Otuz milyon kişi secdede.
Secdede bir kelime söylenecek.
Bunu burada söylemeyeceğim.
Ondan sonra kalk ayağa:
Âmin!de.
Âmin!dedikten sonra kabul edilmezse beni makinaya koyun kıyın!

Onun içün şükür secdesi aziz cemaat çok büyüktür.
Arasıra böyle evinizde
ALLAHu elinizi kaldırmak yok:ALLAHU EKBER!deEl-HAMDU LİLLAH Yâ RABBİ!

Çünkü başını secdeye koymak demek kendi yaratıldığın yer ile temas etmek demektir.
Aradan bütün kirler çıktı mı ceryan geçmeye başlar onun için bütün peygamberlere öldükleri yere gömülmek ve yerde yatmak farzdır.
Üst katta yatmazlar peygamberler yerde toprakta yatarlar. Kendilerine mahsus.

Bak secde yaptığımız zamanda yağmur yağıyordu.
Rasûlullahu sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz böyle yağmur yağdığı zaman mubârek saçları kulaklarının omuzlarına kadar gelirdi.
Hani güzel İslâm kızları vardır, annesi kesmiş şöyle saçlarını aha onun gibi.
Rasûlullahu sallallâhu aleyhi ve sellem mubârek başlarını açar böyle yağmura arzedermiş.
Bu yağmura böyle damla damla düşenler Araplar
hellâbderlermiş.
Gözlü he, lâmelif lâ, be veyâhutta
hellâbederler Araplar.
Başını böyle ıslatırmış, yağmur altında dururlarmış.
Sebebini sorduklarında:
Yâ Rasûlullah nedir bu?
Yağmurun ALLAH ile ilgisi yenidirdemiş.
Yeni yağıyor. ALLAH fiil hâline geç dedi.
En yakın ALLAHa yağmurdur.
Yağmurun
ALLAHa daha yakîn olması dolayısıyla insanların en fazîletlisi olan Efendimizi yağmur teshir etti demektir. Değil mi?
Yağmur yâni Rasûlullahı cezb etmiştir.
Âşık olmuştur Rasûlullah yağmura o bir vesileydi.
Bu sebeble yağmurun getirdiği feyizden faydalanmak için kendilerini ona arzederdi, yağmura.

O halde aziz cemaat gözünü dört aç!.
Yağmurun risâlet bu risâletle aracılığı suyun risâleti demektir.

ALLAH ile alâkası varsa o halde cenâbı ALLAH’lan daha yakındır diye başını vurduğuna suya…
Bu yağmurun risâletle aracılığı suyun risâleti demektir.
O halde yağmur bir nevi Rasûlluk yapıyor burada.
Çünkü
ALLAH canlı olan her şeyi sudan yaratmıştır.
ve cealnâ mine'l-mâi kulle şey’in hayy

Birbirine bağlı bunlar.
İnsan torunu gelir yanına koskoca altmış yaşındaki dede konuşur:

Gel gel gel!…
Çocuğun lisanından konuşmaya başlar.
Çocuk seni teshir etmiştir. Onun esâreti altına girmişsindir demektir.
Çocuk büyükten daha yakındır
ALLAHa. Çünkü temizdir.
Su da böyledir. Su her türlü pisliğimizi temizler.

ALLAHın huzûruna çıkmak için bize abdest aldırır, ne pislenir ne bişey yapar.
Nasıl hikmet bu?
Onun için Pota-yı Rasûlullah’ta eriyen Memlaha-yı Muhammediye’ye düşen insan şekâveti derhal fazîlete çevrilir.
Tuza düşer,
memlahaArapça'da tuz gölü demektir.
Hepisi, fâre de düşse, şu da düşse, bu da düşse kokmaz.
Onun için insan vücûdunun kokmaması lâzım.
Kokmamak için de:
ALLAH!demesi lâzım.
İnsanın vücûdunun tuzu
ALLAHtır.

Gözyaşı, laboratuvarda tahlil edilmiştir gözyaşı.
İçinde üre vardır, şeker vardır anlaşıldı mı?
Biraz fosfat vardır laboratuvar tetkikinde.
Ama şeker var ama tat yok.
İnsandan insana gözyaşının tadı değişir aziz cemaat.
Hakîki temiz bir insanın gözyaşı başkadır.
Edebsizin başkadır, şunun başkadır. bunun başkadır.

ALLAHın en çok kıymet verdiği ALLAH indinde mu’teber olan gözyaşıdır.
Gözyaşında yalan yoktur gözyaşında riyâ yoktur.
Gözyaşında daha başka bir şey vardır onu söyleyemem. Söylemem.
Hücum etseniz üzerime didik didik etseniz aha bunu söylemem.


Ed-demu’l ayni la ya’rifu ile’l ârif, ve’l- hubbu lâ te'zül lezzâti bi’l-elem

Gözyaşında öyle bir şey vardır ki her adama söylenmez.
Acıdır amma o acının içinde büyük zevk vardır.
Onun için bu secdeyi arasıra ağam yapın!.
Böyle yapıp da duâ ettiniz mi duânızdan dağlar yerinden oynar.
Cenâb-ı Peygamber söylüyor.
Uhud Harbinde biliyorsunuz Rasûlullahın Ordu-yu Humâyunu yenilmişti.
Hazreti Hamza, Vahşi tarafından şehid edilmişti.
Sahâbeler ölmüştü bilmem ne olmuştu.
Rasûlullahın da mubârek dişi kırılmıştı.
Bedir harbinde yine yeniliyorlar.
Rasûlullahu sallallâhu aleyhi ve sellem başını secdeye koyuyor aha bu şükür secdesi, hakîki.
Ağam şükür secdesine gittiğin zaman,
ALLAH'la senli benli konuşuyorsun demektir.
Senli benli naz makâmındasın.
Almadan kafanı kaldırma amma, o edebi hak et!.
Rasûlullah Secde-i
RAHMÂNa başını kapamış:Yâ RABBİ!demişNusretin gelmedikten sonra kafamı kaldırmayacağım!demiş, toprağın üstünde.
Kan gövdeyi götürüyor:
Kaldırmayacağım Yâ RABBi, nusretin gelinceye kadar!.
Öyle ağlayıp duruyor Secde-yi RAHMÂN'da.
O iki âlemin fahri, iki âlemi gören mubârek gözlerinden inciler arza dökülüyor böööyle…
Ağlamasından Arş bile sarsılıyor.
Hemen Cebrâil gelmiş. Mubârek sırtlarına vurmuş:
Yâ Rasûlullah secdeden başını kaldır, ALLAH'ın selâmı var! Duan müstecab oldu.
Rasûlullah mubârek yüzünü kaldırdığı zaman gülmeye başlamış, tebessüm etmeye.
Hazreti Ebâ Bekir:
İşte demiş ALLAH'ın Nusreti geldi.
Ondan sonra beyim ortalık birbirine karışmaya başlamış.
İslâm'ların görmediği, gözlen görülmüyor İslâm'lara, yalnız Rasûlullaha görünen binlerce suvâri, nurdan yapılmış melek!
Müşrikler diyor
bunu gördükdiye darmadağın etmişler.

İstiklâl Harbinde da iştirak edenler var:
O sarıklılar yok mudiyoronlar bizi kaçırdıdemiş herif.
İster inan ister inanma!.
Ben toplan kazandım, sen bilmem gülleynen!
Sarıklı varıdı oğlum. Diyeceğin var mı? Sarıklı varıdı.
Havadan da gidiyordu jet gibi böyle. Uçan böyle.
Uçar ya. Ne zannettin? Var!.
Hâlâ bile o sarıklılar var.

Huliyet ğulibet
Olmadıgüm!diye düşer.
Şunları kesin şurdan şu direkleri koskocaman bir kubbeyi küçücek bir direk tutuyor.
İşte bir tâne kamburcuk, bakarsın iyi bir adam koskocaman kubbeyi tutar.
Şu kadar bakın iki kulaç olmayan bir şey bunu nasıl tutuyor?.
İşte tutuyor.

Efendim işte mîmârî fizikî bilmem ne hesapları böyle!
Bunun hesâbı da ALLAH hesâbı oğlum!.
Yaaa sarıklı var…

Bundan aşağı yukarı yirmisekiz yirmidokuz sene evvel, bu güneşin doğduğu tarafında bir ilimizdeydim ben.
Bir kazâda hükümet tabibiydim. İlerde ilerde… çok ilerde.
Van’a yakın. Erzurum'la Van arasında.
Diyarbakır'la bilmem ne arası. Karmakarışık bir yer.
İsmini söylemem gidersin oraya çünkü.
Gittik kazâya. Bir bavulumuz var elimizde.
Gittik kaymakamı gördük. İşte dediler
bir hükümet tabâbeti var.
Küçücük bir odası, yukarı çıkardık.
Ordada bir döşeğimiz bilmem nesi orda oturuyoruz.
İkinci üçüncü günü şehri bir dolaşayım dedim. Ne var ne yok.
Bir kahvede oturdum.
Hoş geldin hoş geldin hoş geldin… selâmun aleykum aleykum selâm. Nerelisin?
Şuydu buydu işte. Çay ısmarlama çay verme bitti orda.
İkinci gün bir yere üçüncü gün bir yere.
Birgün bir yere girdim bir herif girdi oraya.
Belden yukarı çıplak. Saçlar birbirine karışmış.
Şöyle bir dikede oturuyorum, geldi benim yanıma oturdu sol tarafıma.
Bakıyor böyle bende baktım. O bana baktı ben ona baktım.
Deli deliye bakıyoruz işte.
Dedim kahveciye
bir çay getir bunadedim.
Getirdi bir çay sıcak mıcak ohooo su gibi içti herif.
Bir daha çay, bir daha çay dört tâne çay içti.
Ondan sonra çıktı gitti.
Ordaki ağalara dedim
bu ney?
Bu dedi beyim amaaan dedi bu buranın meşhur delisidedi.
Hiç şakaya gelmez!dedi.
"Ne şakası oğlum. Çay içti çay içti gitti."
Aman beyim bir daha buna çay may ısmarlamadedi.
Eee, ne olur?
Başın belâya kalır.
Ev mi yıkılır dedim üstüme ne olur?
Öyle kapandı bir hafta sonra hükümetten çıktım gidiyorum, çarşıda rastladım buna.
Karşı karşıya geldik:
Gelsene buraya!dedim.
Şöyleeee gözlerinin içine baktım ben de.
Deli gözüne benzemiyor gözü oğlum. Azcık anlar insan yav!.
Salağı anlarım, akıllıyı anlarım, yalancıyı anlarım, dolandırıcıyı anlarım, gözüne bilmem toz kaçmışı anlarım, körü anlarım, bilmem göz nezlesini anlarım eee deliyi de anlar insan bu kadar anladıktan sonra.
Deli gözüne benzemiyor.
Yüzüne baktım böyleee:
Ne bakıyorsun?dedi. Ama kuvvetli değil ha.
Biz şöyle birbirimize konuşuyoruz. E bakıyoruz birbirimize.
Millet de uzaktan toplanmış. Onlar diyor ki:
Muhakkak diyor hükümet doktorunu bu herif boğacak!diyor iriyarı…
Ne bakıyorsun?diyor.
Ben de:
Sana deli diyorlar da deli misin değil misin diye ona bakıyorum ama gözlerinde delilik arazı yok!dedim.
Deli misin değil misin?dedim.
Dedi ki:
Yer ehli var ya" dedi, "aha dünyâ üzerinde olanlar, bu kasaba halkı için evet!dedi.
Bu kasaba halkı için evet!dedi.
Amma Gök Ehline göre hayır deli değilim!dedi herif.
Vallâhi de bu vaka oldu haaa!.
Sarıldık birbirimize, elini öptüm herifin. Yaşlı adam altmışı aşmış.
Kasaba halkı bana garip garip bakmaya başladı:
Ne oluyor bu herif!diye.
Gittim kahveye oturdum, onu da çağırdım:
Gel ağam!dedim bir çay ısmarladım bir de.
Karşı karşıya içtik çayı. Konuştuk.
Kahvedekiler de ters ters bize bakıyorlar.
Şimdi o da kızdı ben de kızdım ben şimdi
heyyyt!desem herif boğacak onları.
Hani insanın köpeği olur yanında da
hırrr!dersen hemen gider onun gibi.
Herif çay içti ama bu sefer yudum yudum içiyor.
Yaşlı bir ihtiyar o köşeden:
Doktor bey siz yeni geldinizdedi.Bu adam delidirdedi.Arasıra saldırır dikkatli olun!dedi.
Peki amca dedim sen merak etme ben dikkat ederim!
Demeye kalmadı bizim deli bardağı bıraktı ağzını yanaştırdı kulağıma, deli dedikleri eğildi benim kulağıma ne dedi bilir misin?
Bilmek kuldan bildirmek ALLAH'tandedi ağam dedi.
Bu ALLAH'ın kulu, kula en büyük hediyededi ve:En büyük makamda budurdedi.
Ben bu sözleri nereden öğrendin" dedim " bu lakırdılarıdedim.
Yine kulağıma:
İsmim deliler arasına karıştıktan sonra!diye fısıldadı.
ALLAH sırrını kudsasın!..

Bir Hadis-i Rasûlullah'da diyor ki:
İnsan bir örtüdür, içte olanı dışa verir hayr ise, hayr.
Böyle Velilerin Dünyâ Ehlinden saklanması Âhiret Örtüsü ile olur.
Onlar Âhiret Ehlinden Dünyâ Perdesiyle saklanırlar.
Böylece onları ne dünyâ ehli ne ahretli bilebilir, bilemez onları.
Yalnız
ALLAH bilir. Onlar ALLAHın süsleridir.
Onları yalnız
ALLAH görür ve bilir.
Böyle oldu mu bir hadiste diyor ki:
Her biriniz duânız makbul olur muhakkak. Yalınız aceleci olmamak şartıyla.
Duâ et geç aceleci olma!.
Burda aceleci tâbirinden şu mânâ çıkar,
acele eden yalnız kendi ihtiyacını düşünüyordemektir.
Asıl ihtiyacı vereni unutuyor.
Onun bir Kânunu var yâhu!
Sen açsın diye devlet kânununu mu değiştirsin!.
İstedin kuyruğa girdin sıra aldın:
Hadi hadi hadi!
Bıraksın öteki işleri.. senle meşgul. Hani adâleti nerede kalır?

Onun içün istediğiniz bir şeyde acele etmeyin aziz cemaat!
Onlar deftere geçer, silinmez. Zamânı geldiği zaman.
Hadi istediğiniz kadar patlatın diyin ki:
Biz, Ramazan çok hoşumuza gitti, bir ay sonra hükümete yüzbin imzalı istida verelim tekrar Ramazan gelsin!
Olmaz!.
Onun gibi…




Resim

Zift: Petrol ürünü, kokan yapışkan kıvamlı sıvı.
Teshir: Te’siri altına alan, etkileyen güç.
Cezb: Kendine doğru çekme. İçme.
Vesile: (Vâsile) Bahane, sebeb. Fırsat. Elverişli durum. Vasıta. Yol. Pâye, rütbe. Baba. Kurbiyet. Kendisi ile başkasına yaklaşılan şey. Cennet'te bir menzil adı. (El-Vesiletü menziletün fi-l Cenneti hadis-i şerifi bunu te'yid ediyor.)
Feyiz: (C.: Füyuz) Bolluk, bereket. İlim, irfan. Mübareklik. Şan, şöhret. İhsan, fazıl, kerem. Yüksek rütbe almak. Suyun çoğalıp çay gibi taşması. Çok akar su. Bir haberi fâş etmek. İçindeki düşüncesini izhar etmek
Risâlet: Birisini bir vazife ile bir yere göndermek. Peygamberlik. Büyük kitapla gelen peygamberlik. Elçilik.
Memlaha: (Milh. den) Tuz çıkarılan yer. Tuzla.
Şekâvet: Her çeşit kötülük içinde olmak. Belâ ve zillete düşmek. Sıkıntıda kalmak. Haydutluk, eşkiyalık.
Fazilet: Değer. Meziyet, iyilik, ilim ve iman, irfan itibarı ile olan yüksek derece. Dinî ve ahlâkî vazifelere riayet derecesi. Fazl ve hüner cihetiyle olan yüksek derece. Bir şeyin başka şeylerden cemal ve kemal ve fayda cihetiyle üstünlüğü, müreccah olmasına sebep olan keyfiyet.
Tetkik: Hakikatı anlamak ve meydana çıkarmak için inceden inceye araştırma.
Mu’teber: İtibâr gören. Beğenilen. İnanılır. Güvenilir. Hatırı sayılır. Hükmü geçen.
Humâyun: f. Padişaha ait. Mübarek. Kutlu. Uğurlu. Âlî. Kuvvetli.
Nusret: (Nusrat) Yardım. Cenab-ı Hakkın yardımı, hususen ruhani muavenet. Zafer, galebe, fetih, üstünlük, başarı, düşmana gâlib olmak.
Fahr: Övünme. Yaptığını sayarak övünme. Övülmeye sebeb olacak kimse. Fazilet. Büyüklük. Şeref.
Müstecab: Hoş görülen. İstediği kabul edilen. İcâbet olunmuş.
Müşrik: Allah'a ortak kabul eden, şirk işleyen. Allah'tan başkasına ibadet eden. (Bak: Şirk)
Tabâbet: Hekimlik. Doktorluk.
Kuds: Mübareklik. Kudsilik. Nezafet. Pâk olmak. Noksanlardan uzak olmak.
İstida: Rica ile istemek. Davet etmek. Bir işi için resmî bir daireye verilen ve istek bildiren kâğıt. Dilekçe.



TERİM:

Ed demu’l ayni la ya’rifu ile’l ârif
Ve’l- hubbu lâ tezül lezzati bi’l- elem:


Göz yaşını, Âriften başkası bilip anlayamaz.
Acısının sevgisi, elem lezzeti zevale, ermez-giderilemez.


Resim

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: Herhangi birinizin duâsı acele etmemek şartıyla kabul edilir. Aceleci kimse ise:RABBime duâ ettim de kabul etmedi!der" buyurmuştur.
(Buharî-Müslim)

Resim

أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاء كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ
Resim---"E ve lem yerallezîne keferû enne's-semâvâti ve'l-arda kânetâ retkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ mine'l-mâi kulle şey’in hayy(hayyin), e fe lâ yu’minûn(yu’minûne) : O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?” (Enbiyâ 21/30)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 08 Eki 2018, 22:27 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

ALLAH DOSTU
Münir DERMAN (ks)
DEMİŞTİ Kİ…

Ramazan çok hoşumuza gitti.
Bir ay sonra hükümete 10000 imzalı istida verelim, tekrar ramazan gelsin!.
Olmaz!onun gibi.
Abdulvâhidi Bin Zeyyad isminde bir veliyyullah eski Bağdad’lı ALLAH rahmet eylesin.
Riyâzı’l- Hasen diye bir bir kitabı var bunun.
Orda der ki:

Beyt-i Mukaddese gitmek istiyorum!diyor.
Yola çıktım.yâni Beyt-i Mukaddes, Kudüs demek.
Kudüs’e gitmek istiyordum, yola çıktım fakat bir müddet sonra başım mı ağrıdı gözüm mü döndü yolu şaşırdım!demiş.
şöööyle durdumdemişbakıyım ne olacak. aklımı ben mi şaşırdım. demeye kalmadı karşımda bir hanım çıktı diyor bir kadın çıkıyor.
O da bana baktı böyle
diyor..
Dedim:
Hanım diyor sende mi yolunu şaşırdın?dedim ona diyor.
Bana o:
O’nu bilen nasıl yabancı olur O’nu seven nasıl yolunu şaşırır!dedi kadıncağız bana diyor dedi.
ALLAH’ı bilen yolunu nasıl şaşırır nasıl şeyeder. sen dedi yolunu mu şaşırdın, şu bastonumun ucunu tut!demiş kadın.
Bu hikâye değil yalan değil olmuş vaka’ ister kafana sığsın ister sığmasın. İster aklın alsın ister almasın.
Bu hâdise olmuş bu kadar.

Bastonumu tutdemiş o kadın, Ebu Vâhid Bin Zeyyada.
Tuttum bastonun ucunudiyor.
Sapı kendisinde yere vuran ucunu tuttumdiyor.
Önümde yürümeye başladı, yedi adım kadar ya oldu ya olmadıdiyor.Kendimi Beyt-i Mukaddes’te gördümdiyor..
Kudüs’e gelmiş.

Acaba şaşırdım mı ruyâda mıyım anlayamadım bir türlüdiyor.
Gözlerimi ovmaya başladımEbû Vâhidi Zeyyad.
Ya bu nedir ne biçim yanlışlık mı oldu?demeye kalmadı bunu söylemeye kalmadı o kadıncağız demiş ki:İşte senin yolun işte senin bu yolun zâhidlerin yoludurdemiş.
Aha bu şaşırma yolu! benim yolum ise âriflerin yoludurdemiş.
Zâhidler yürür ârifler uçar!demiş.
Bana gelince hem yürüyenlerden hem de uçanlardanımdemiş,
ALLAH!..dediği gibi kaybolmuş kadın.
Nasıl olur?
Buz gibi olur oğlum!.
Aha üç gün dört gün bir yere girelim, hepimiz biraz çalışalım bizde yaparız. Bu gibiler dâima tehlikenin önündedirler.
Onun için onları
ALLAH korur.

Beyazıdı Bestâmi demiş ki:
İnsanlar şeytandan kaçarlar, hâlbuki şeytan benden kaçar, aman diler!demiş.
Sebebi sorulmuş:
Nasıl senden kaçar? Peygamberimizin bile şeytandan kaçması, ondan ALLAH’a sığınması için emir vardırdemiş.
Ya RABBi şeytanın i’vasından sana sığınırımâyet-i kerîme.
Şeytan’dan kendisinin sığınmasını istemekdemek bütün işleri ALLAH’a bırakmak demektir.
Şeytan'ın elinden aman diyerek kaçmayı beyan etmiyor bu.
Şeytan'ın elinden aman diyip kaçmayı değil…
Hâlbuki bir şeyden kaçmak onun sâhibine sığınmak arasında büyük fark olduğunu düşünmekle olur.

Ben kullarımın, kullarıma senin hükmün geçmezdiyor.
ALLAH!dedi mi şeytan gider. ALLAH’a sığın!
İşte âyet-i kerîme onu diyor.

Bana şeytandan sığınırsanız şeytan döner, kaçar.
Şeytan'dan ALLAH’a sığınmak için ilk şart iş besmele çekebilmek.
Besmele çekebilmek için içindeki Kur'ân teline böyle vurup
tıın!diye öttürmek demektir.
Ona vurmak için de elin temiz olacak, abdestli olacaksın!.

Lâ yemessuhû ille'l-mutahherûn
Temiz olmayanlar elini değmezler.
Çünki Kur'ân okumak Rasûlullah doğrudan doğruya İlâhi bir radyo idi biliyorsunuz….
İlâhi sesler onun mubârek kalbine girip ağzından İlâhi Ses sûretinde tecellî ederdi.
O hâlde
Kur’ân okumak şifâdırdediğimize göre hiç kıpırdamadan duracaksın.
Cenâb-ı Peygambere gelen vahyi taklid edeceksindemektir.
O zaman Kur’ân okunursa şifâ olur.
Ama biz:
Eûzu bi’llâhi min eş-şeytâni’r-racîm bi’smi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm
Pencereyi kapa!yâni.
Tâ, Hâ.. Mâ enzelnâ aleyke'l-kur’âne li teşkâ.. İllâ tezkireten li men yahşâ.. Tenzîlen mimmen halaka'l-arda ve's-semâvâti'l-ûlâ
He böyle Kur’ân okunmaz oğlum!
Hem okuyo hem
pencereyi ört, sen de aşağı otur sen sonra…
Böyle olmaz!.
Hazreti Ayşe radıyallâhu anhaya sormuşlar:
Sen Rasûlullahın en yakınısın Yâ Ayşe!demişler.
ÂRif olan hakîki mü’min olan bir insan kıyâmet günü nasıl hesap verecektir?demişler.
Hazreti Ayşe radıyallâhu anha vâlidemiz buyurmuş:
ALLAH’a kasem ederim ki onlara hesap vermek yoktur. yalnız azar işitirlerdemiş.

Bu secdenin bu kıymeti var oğlum.
Oranın tarafları vardır.
Şöööyle şimdi yalancı inciler yalancı elmaslar var altınlar var kuyumcu baktı mı:
Kaç para bu ağam?
30 lira, öteki dükkana git!
Bu kaç lira?
"Bin kağıt, dört yüz lira!
Dokuz yüz lira olmaz mı?
Onlar anlarlar öte yerde de inciler anlaşılır.
İnci anlaşılır ötede, onun için ona hesap yok.

Şimdi bu secdeden bak nerelere kadar gittik.
Demiştik ki dün:
Ben fâtihayı benim ile kulum arasında ikiye böldüm. yarısı kulumun yarısı benim, yarısı benim ve yarısı kulumdur.
Peki, nedir? yarısında ne diyor?
İyyâke na’budu ve iyyâke nesta’in. ihdina's-sırâta'l-mustakîm. sırâtellezîne en’amte aleyhim. gayrı’l-mağdûbi…
Şöyle yap Yâ RABBi şöyle yap!
Âyet-i kerîme olduğuna nazaran âyet-i kerîme geri çevrilmez kulun istediği hak, muhakkak verilecektir.
Burada
benim kulumdiyor değil mi?
Benim kulumdiyor.
Demekle kendi zâtına izâfe kılmış ve bu izâfetle ona büyük bir şeref bahşetmiştir kula.

Kulumdemek, ALLAH sanakuldiyor daha ne istiyorsun?
ALLAH her hâlde her hâl ve lahzada kullarıyla berâberdir.
Mahlûkata yapılan iyilikler bizzat kendisine yapılmış gibi hoşnut olur cenâb-ı
ALLAH.
Halka yapılan iyilik ALLAH’a yapılmış olur.
ALLAH’ın iyiliğe ihtiyacı yoktur.
O hâlde
sana senden yakın olduğu için bulunduğu köşke hurmet et!demek istiyor.
O hâlde bu köşke haram sokamazsın.

El-hamdu lillâhi RABBi’l-âlemîn
Bütün hamd ve senâ âlemlerin RABBi olan ALLAH’a mahsus demektir. Namazda şöyleel-hamdu lillâhi RABBi’l-âlemindedi miBak bak bak kulum bana hamdetti!der cenâb-ı ALLAH.
Er-rahmâni'r-rahimdersin.
Kulum beni umûmî ve husûsi merhâmetimle andı beni senâ ettider.
ALLAH söyler bunu.
Mâliki yevmiddin
Hesap ve cezâ gününün sâhibi Hâkimi olan ALLAH:Kulum beni tazim etti beni ululadı beni büyüttü
Aziz cemaat buraya kadar hep kulun ALLAH’ı medh u senâsı ile geçer elhamd biliyorsunuz.
Bundan sonra âyetler hep kula aittir, bize aittir. nedir?

İyyake na'budu ve iyyake nestain.
İlahi biz yalınız sana ibâdet ederiz.değil mi?
Ve yalınız senden yardım dilerizdemektir.
İyyâke na'budu ve iyyâke nesta'in.
Bu iş benim ile kulum arasındadır. İbâdet Bana yardım kuluma âittir. Kulumun istediği muhakkak verilecektir.
ALLAH sözü bu.
Bizi doğru yola kılavuzla nimetine eren ve gazâbına uğramayan azıp sapmayanların dosdoğru yoluna kavuştur Yâ RABBi.demek.
"İyyâke na'budu ve iyyâke nesta'in ihdina's-sırâta'l-mustakim. Sırât ellezîne en'amte aleyhim gayrı'l-mağdûbi aleyhim vele'd-dallîn. Âmin.
Bu, bu dilek kula âittir.
Ve
ALLAH diyor onaistediği verilecektir."
Onun için bir Kudsî Hadiste cenâb-ı ALLAH hakîki kullarının içindeki toplanan güzel altınları içinde pislik var mı yok mu diye arasıra ateşten geçirir.
Yâni hani evde eski evâni vardır şunlar bunlar haftada bir defâ onu vimle silersiniz değil mi?
Kiri gitsin diye temizlenir, halıları silerler vimle bilmem neyle hah onun gibi insanda olan bu güzel hasleti cenâb-ı
ALLAH bazan vimler.
Vimlen siler kavurnan siler o nedir o?
O humma! ateş ateş! hani ateşi çıkar insanın derece korsun kırka çıkar.
İşte bu humma için bir hadisi kudsî var.
Diyor ki:
Humma benim ateşimdir. onu kıyamet gününde çekeceği ateşten bedel olmak üzere mü’min kuluma dünyâda musallat ederim!Onun için aziz cemaat hummadan ölen şehid olur. humma..
El-mevtu’l-hummayu'l-batın, şehîdun
Tifodan ölen: şehîdun.
Bütün maddi tedbirler hükümsüz ve tesirsiz kaldığı bir anda mânevî tedavinin başladığı ve ilahi tecellinin hastanın imdadına yetiştiği anlaşılır.
Yaaa demek ki
ALLAH son nefesinde bile insana şey bırakmıyor.
Şehidlik cenâb-ı
ALLAH’ın kullara verdiği İslâm'lara değil kullara verdiği bir rütbedir.
O rütbeyi alabilmek lâzım.
Bu rütbenin, husûsi, meselâ Türk ordusuna girebilmek için şart Türk olmak lâzımdır, değil mi?

Hrıstiyan Türk ordusunda subay olabilir mi?
Olamaz!
Şehidlik hudûduna girebilmek için de hakiki şehidlik insan islâm olacak. Şehidliğin tarlaları vardır, orada azab yoktur.
Meselâ ateşte yanan bir adam, ateşte yanan bir adam mü’min değilse cesedi cehennem azâbı görmez onun.
İsterse Stalin olsun, hani şu Moskofların zâlim bir herifi vardı öldü.
O olsun, cesedi azab görmez. ruhu görür.
Ateşte yanan, cenâb-ı
ALLAH ateşte yaktı mı bir insanı dünyâda cesedi onun şey gömez rûhunun hesâbı başka o başka hesap.
Eğer İslâm olursa ateşte yanarsa onun cesedi de rûhu da doğrudan doğruya Azrâil aleyhi’s-selâm bile araya girmez geçer.
kKudreti Subhâniye ile kabzedilir doğru
ALLAH’ın otağına gider.
El-mevtu’l-hummail-batın.
Humma tifo yâni, şehîdun.
El-mevtu’l senatan şehîdun.
Kanserden.el-mevtu’l senetanıl mide.
Mide kanserinden, şehîdun.
El-mevtu’l istiskaıl batın, şehîdun.
Hani karnı su dolar şişer insanın şehîdun.
Ceseden amma ceseden.

El-mevtu’l-sehlu’l-ree. Sehlu’l- ree. el-mevtu’l sehlu’l- Ree.
Akciğer tuberkulozundan ölen. Şehîdun, cesed şehid gider.
El-mevtul selu'l-ree. Selu’l-ree
Arapça'da tuberkiloz demektir tuberkiloz. selul ree. sel sel. sehlul ree.. Akciğer tuberkilozundan ölen şehîdun, cesed şehid gider.
El-mevtu’l selul ree. selul ree sel sel selul ree.

El-mevtu’l luklukul bahr.
Denizde boğulan.
Sakam altında, toprak altında kalarak boğulup ölen.
Zelzeleden habersiz olara bunlar ceseden şehid olurlar, ruhları başka haaa ağam.
Herifin içinde cıfıt var cesedi kurtuldu diye öyle yağma yok!.
Öyle yağma yok!.
Harpte alnından vuruldu gitti herif, cesedi şehiddir onun cesedi şehiddir.
Efendim hep birden cennete gitti!
Hele hele dur bakalım ağam, hele dur bakalım. yağma yok öyle!
Teğmen mareşal olamaz; üsteğmen, yüzbaşı, binbaş,ı yarbay, albay, tuğgeneral, tümgeneral, korgeneral, orgeneral ondan sonra bir harb meydanında muharebe nasib olursa ondan sonra mareşal olur.
Abdestli namaz abdesti üstünde hucum ederken alnından vuruldu.
O tertemiz olur kalaylanır gider o.
Hiçbirşey sorulmaz ona.

Sormayacağım!diyor.
Oku orayı oku!

Ama böyle efendim, abdest etmiş, orda amel oluyormuş ha geliyorken “kom!” diye vurdu!"
Yağma yok öyle yok yağma yok. yok oğlum!.

Meşhur Zunnûnu Mısrî bâzan imâmete geçermiş.
İmam Efendi gelmediği zaman.
Namaz kılarken
ALLAHuekber!diyecekkenALLAH!dediği zaman biraz dururmuş, o bir sallanır ondan sonrael-fâtihadermiş.
Biz
ALLAHuekberdiyoruz hepsini birbirine karıştırıyoruz.
Daha
ALLAHdiyince onu içimizde duymadanekberini söylüyoruz.
Hani Mustafa Efendi yerine Mustaefendi, Memetefendi gibi.
Mustabey. Mustafa bey!
Hoca Efendiye demişler ki hoca demiş ki:
Oğlunuzun ismini Eyup koymayın, halk onu çeke çeke İP eder onu demiş İP yapar.
Onun içinALLAHuekber!bir defâ duy bunu.
Sokakta herif kızıyor eşeğine;
Lâ ilâhe illALLAH deli edecek bu eşek beni!Yâhulâ ilâhe illALLAHo kadar kıymetsiz birşeymi?
İstanbuldan tut şeyi..
Ulan
lâ ilâhe illALLAHde.
Lâ ilâhe illALLAHdese herif postu kurtarır yâhu.
Cehennemlik’ken cennetlik olur.
Bu güzel kelimeyi sen bu kadar eşeğin yanında
lâ ilâhe illALLAHdiyorsun.
Yâhu
lâ ilâhe illALLAHı bırak yâhu.
Onu levha yapıp asma levha yapıp asma oğlum!

Er-rızku 'alellahbütün hep dükkanlarda dolu.
Gidersin
"er-rızkı ‘alellah" Hacı Efendi, gittin oraya oturdun kahve içiyorsun Efendimer-rızku ‘alellah” “el-kâsibu habîbullahkağıdı duruyor orda.
Bugünler işler iyi gitmiyor ağam.
"Ne oluyor?
İşte satış yok durgunluk var piyasada!
"Peki er-rızku ‘alellah ne? er-rızku ‘alellah ne?
Kaldır bâri ordan yâhu.
"
Hem onu koymuş hem ona îtiraz ediyor.
Ondan sonra:
Efendim perdeler açılsın namazda şey görüyüm, uçuyum, duvarın arkasındakini görüyüm!
Yok oğlum öyle. ALLAH’ın kapalı perdelerindekileri öyle böyle serserilerin yaptığı röntgencilik yaptırmazlar insana!.
Dört rekatlı namazlar vardır, dört rekat.
İlk iki rekat kesrete işârettir.
Dört rekatlı mı iki rekatı kesrete çokluğa işârettir.
Zamm-ı sûre okunur orda.
Dört rekat namaz kıldık değil mi? imamla namaz kıldık. farzdan bahsediyorum.

ALLAHuekber
Elham’ı okuduk, peşine bir zamm-ı sûre okunur.
İkinci rekata kalktık, Elham’ı okuduk bir de zamm-ı sûre okuduk.
Üçüncü rekata kalktık yalnız Elham.
Dördüncü rekata kalktık yalnız Elham’ı okuduk.
Gece namazı ise bu dört rekat âşikâre okursun bu Elham’ı da şeyi de sûreyi de.
İlk iki rekatında.
Son iki rekat vahdet bilâ kesrete işârettir.
Bunlar dîni tabirlerdir, Türkçesi yok.
Türkçe’ye çevirdin mi bunu Türkçe lûgat karmakarışık olur. yok.
Onun için ikinci rekat üçüncü dördüncü rekatlarda zamm-ı sûre okunmaz. Musalli, yâni namaza duran her türlü dünyâ işlerinden soyunduğu için hâfî okur.
Tek adamdan, her türlü dünyâ işlerinden soyunduğun için hangi namaza kılarsan kıl hâfî gizli okursun. değil mi?
İmamlan kıldığın zaman zâten hâfîsin sen okumuyorsun, imam okuyor yükü imama yükledin.
Ve ikinci rekatında yâni ikinci rekat bitti asıl Hatt-ı Humâyuna girdin cenâb-ı
ALLAH’ın sarayına girdin.
O zaman cenâb-ı
ALLAH’lan altüst oluyorsun böyle karışıyorsun birbirine. Fâtiha'yı diyor başka birşey okumaya gerek yok, vakıt yok sarılmışsınız birbirinize fâtihaya luzum yok zamm-ı sûreye hiç luzum kalmadı.
Çünkü
Dedim ki fâtihanın yarısı senin yarısı Benimdedim.
Yarılar birleşti, artık ne luzum var yarılar birleşti zamm-ı sûreye luzum yok.
Öyle bir an gelir ki hiçbir şeye luzum kalmaz.
O ne zaman o ne zaman?
Ayaklar birbirine dolaştığı zaman iğneler, doktorlar, profesörler çâre bulamadığı zaman adam
haaaaa ben cartayı çekiyorumyâhuthaaaa ALLAH’ıma kavuşuyorum haaaa gidiyorum
işte o an hiç kimse karışamaz hiç!

Öğle ikindi namazları gündüz namazıdır.
Diğer iki vakit salât-u leyldir, akşam yatsı gece namazıdır.
Hani anlattık ya yetmiş bin perde var yetmiş bin perde.
Yarısı bunların nur perdesi yarısı zulmet perdesi.
Onun için eskiler söyler:
İkindi namazını vaktında kıl!
Bankaya gideceğim diye banka kapanacak!diye vaktını şeye harcama.
Hâlde mal var efendim hâl kapanır, postanede param var alacaktım! İkindi namazından sonra yetişemem!
Yok, ötekilere yetişirsin ama ikindi namazına bir daha yetişemezsin.
Gündüz namazlarını vaktında edâ etmezsen beşerî pislikleri yok etmezsen sonra içini temizleyemezsin.

Ve’ş-şemsu ve’l-kamer
Koskoca güneş kamer’in içine giriyor.
İçini temizleyeceksin.
Gündüz namazlarını öğlense ikindi’yi aziz cemaat
ALLAH rızâsı için vaktinde kılın!
Hükûmet memuruyum ben efendim kılamıyorum!
kılamıyor musun?
Müdürün şöyle oturuyor, sende böyle..
Kıble arkanda öğlen namazının dört rekat sünnetini kılmaya:
Döndüm Kâbe’ye durdum Huzûr-u İlâhiye!
Ha böyle oturuyorsunALLAHuekber!
Bak etrâfına korkma ve....lâ ilâhe gayruk... bi'smi'llâhi'r-rahmani’r-rahim el-hamdu lillâhi RABBi’l-‘âlemîn.....
Zamm-ı sûreyi oku!
SubhâneRABBiye'l azim!
Semi’ALLAHu limen hamideh!
RABBenâ leke’l-hamd!
ALLAHuekber!
Kıl! kıl! kıl! islâmiyet'te gözlen akıllan bile namaz kılınır.
İmam'ın peşinde kolaydır ya vakit geçiyor diye elinde işken asıl namaz o vakit kılınır.
İslâmiyet bu kadar kolaydır.
Kaçırma vaktında namazı!.
Trende gidiyorsun otur, efendim treni kıbleye çeviremiyorsun, otur, kıble her taraf, sen vaktında kıl seni düzeltirler oğlum!.
Sen onu düzeltmeye savaşıyorsun.
Sen vaktinda kıl onu sonra gel evde bunu beğenmedin sen vaktında kıl! Vakıt başka, namaz başka!
Namazı kılarsın akşam üzeri İkindi'yi geçirince o vaktin hesâbını ne yapacaksın?
Vakıtla farzdır namaz.

kitâben mevkûtâ
Kitab'ta yazılıdır vakti.
İkindi vakti bu zamandır.

Onun cezâsı nedir?
Cezâ yok, yaaaa.. cezâ yok!

Resim

İstida: Ricâ ile istemek. Da'vet etmek. Bir işi için resmî bir dâireye verilen ve istek bildiren kâğıt. Dilekçe.
Haslet: Huy. Ahlâk. Yaradılıştan olan tabiat.
Evani: Kapkacak, kaplar.
Humma: Ateşli hastalık. Sıtma.
Musallat: Rahatsız eden. Tasallut eden. Sataşan.
Moskof: Rus.
Sakam: (Sekam) İllet, hastalık, dert. Hatâ ve yanlış. Zillet.
Amel: İshal.
Hâfî: Gizli. Açıkta olmayan. Saklı. Fık: Sigasından dolayı değil, bir ârızadan dolayı mânası kapalı kalan lafız.
Hatt-ı Humâyun: f. Pâdişâhın el yazısı. Pâdişahın emri.



Resim

Resim---Hadis-i Kudsîde ALLAH celle celâluhu:
İshaku'bnu İbrahim el-Hanzali, Sufyanu'bnu Uyeyne'den, o Alau'bnu Abdurrahman'dan, o babasından, o da Ebu Hureyre Radıyallâhu Anh'den Rasulullah Aleyhi's-selâm'ın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Kim bir namaz kılar da içinde Kur'an'ın anasını (yâni Fâtiha sûresini) okumazsa o namaz eksiktir."
Rasûlullah bu sözünü üç kere tekrar etti. Ebu Hureyre'ye: Biz imamın arkasında oluyoruz, denildi. O da, kendi nefsinde oku, Ben Rasûlullah Aleyhi's-selâm'ın şöyle söylediğini işittim: 'ALLAH buyurdu ki, Ben, namazı kulumla kendi aramda iki kısma ayırdım, istekte bulunduğu kısım kulumundur. Kul "el-hamdu lillâhi Rabbi'l-âlemîn" dediğinde, ALLAH Azze ve Celle: 'Kulum Bana hamdetti' buyurur. Kul: "er-Rahmani'r-rahim" dediği zaman ALLAH: 'Kulum Beni sena etti (övdü)' buyurur. Kul: "Mâliki yevmi'd-din" dediği zaman ise ALLAH: 'Kulum Beni temcid etti' buyurur.
Bir rivâyette de "Kulum işini Bana havâle etti" diye buyurduğu bildirilmiştir. Kul: "lyyâke na'budu ve iyyâke nesta'in" dediğinde ALLAH: Bu Benimle kulum arasındadır, ve istekte bulunduğu kısım kulumundur, buyurur. Kul: "îhdina's-Sırate'l-Mustakîm, Sıratellezîne en'amte Aleyhim, ğayri'l-Mağdûbi Aleyhim vele'd-dâllîn" dediğinde, "Burası kulumundur, istekte bulunduğu için kulumundur" diye buyurur.
(İmam Müslim Sahihinde C.3, s.l2'de Her rek'atta Fatiha Okumanın Vücubu' başlıklı babda)


Resim

لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
Resim---"Lâ yemessuhû ille'l-mutahherûn(mutahherûne): Ona, temizlenip arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
(Vâkıa 56/79)

طه
Resim---"Tâ, Hâ :Tâ-Hâ.
(Tâ-Hâ 20/1)

مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى
Resim---"Mâ enzelnâ aleyke'l-kur’âne li teşkâ: Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik,
(Tâ-Hâ 20/2)

إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى
Resim---"İllâ tezkireten li men yahşâ: İçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle hatırlatma (olsun diye indirdik).
(Tâ-Hâ 20/3)

تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى
Resim---"Tenzîlen mimmen halaka'l-arda ve's-semâvâti'l-ulâ : Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.
(Tâ-Hâ 20/4)

فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلاَةَ فَاذْكُرُواْ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ فَإِذَا اطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ إِنَّ الصَّلاَةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَّوْقُوتًا
Resim---"Fe izâ kadaytumu's-salâte fezkurullâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe iza'tma'nentum fe ekîmu's-salât(salâte), inne's-salâte kânet ale'l-mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten) : O korkulu zamanda namazı kılıp bitirdikten sonra ayakta iken, otururken, yanlarınız üzere yatarken hep ALLAH’ı anın. Sükûn ve emniyet hâline geldiğiniz vakit, namazı tam erkânı ile kılın. Çünkü namaz, mü’minler üzerine, vakitleri belirli bir farz olmuştur.
(Nisâ 4/103)


_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 23 Eki 2018, 20:06 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 02 Eki 2006, 03:00
Mesajlar: 10881
Resim

ALLAH DOSTU
Münir DERMAN (ks)
DEMİŞTİ Kİ…

VAKİT ve NAMAZ

Utanma vardır, utanma!.
ALLAH huzûrunda utanma.
Yâ leytenî kuntu turâbâ
Keşke toprak olaydık.
Bu şu demektir
Biz toprak olaydık!demektir değil.
İnsanlar topraktan yaratılmıştır bilirsiniz.
Bir vucûd-u âbidiyyetlerimiz vardır. İşte elle tutulur.
Bu âbidiyyet içindeki güzelliği elde edebilmek için; yatıp kalkıp namaz, şunu, bunu yapıyoruz.
Keşke,
yâ leytenî kuntu turâbâ!keşke toprak olaydık da vucûd-u âbidiyyetimiz olmasaydı.
Toprak var, toprak, toprak!
Sen başka!
Ama senin vucûd-u âbidiyyetin,
ALLAH tarafından toprak başka şekle çevrilmiştir.
Sen bu toprağın nasıl olduğunu dünyâ kimyâgerleri anlayamaz fakat öldükten sonra üç ay sonra mezarın açılırsa
Haaa bu toprakmış!
O zaman aklın başa gelir.
Toprakta ne kadar madde var insan vucûdunun hepisinde var.

Yâ leytenî kuntu turâbâ!
Keşke toprak olaydık da şu insan vucûdu şeklinde yaratılmayaydık!diyecekler.
Nerden korkuyor?
Utanıyor, utanıyor oğlum. Hayyy demek ki böyle imiş.
O utanma ona cehennem azâbından daha berbattır.
Bir şeye canınız sıkılır, uykunuz kaçar, uykunuz kaçar.
Bir şeyden iflas edersiniz, işiniz olur uyuyamazsınız.
Fakat parmağınızdan ameliyat yapılır
bir aralık daldımdersiniz.
Fakat öteye dön beriye dön.
İşte o vicdan azâbını siz uzatın,
ALLAHın huzûrunda utanmak, ALLAH yüz açıklığı versin.
Gündüz geceyi, gece de gündüzü aradığı gibi gündüz geceyi gece de gündüzü aradığı gibi mertebe-i bâtın zâhir olan olmak için mertebe-i zâhiri arar.
Yâni bâtın dışarısını, dışarısı içini aradığı gibi mertebe-i zâhir aslı olan mertebe-i bâtını arar.
Yâni
Eş-şemsu ve’l-kamer.
İnsan maddesinden daha büyüktür mânevî âlem.
Mânevî hal, kolsuz bacaksız gözsüz kulaksız yaşayabiliyor insan.
Demek ki mânevî âlem bacağı şey etmiyor, o senin emrinde.
Tohumdan zâhir olan ağaç ortaya çıktı mı, tohum ne olur?
Kaybolur, bâtın olur yâni.
Ağaç gâyeye vâsıl olunca, meyve verince, tekrar bâtın aradığından tohum vermeye başlar.
Çok dikkat edin buraya, ağaç tohumu koyduk, zâhir, görünüyor, ağaç oldu.

Tohumun içindeki bâtın ne oldu?
Zâhir oldu.
Tohum ne oldu?
Bâtın oldu.
Anlaşıldı mı?
Ağaç tekrar bâtın olmak için tohum verir.

Hıııı şimdi gece namazı ile gündüz namazı da aynı bunun gibi birbirini takip eder. anlaşıldı mı?
İnsan bâtından zâhir olmak için dünyâya gelmiştir.
Bir, bir alaka’dan,
alakaten fe halaka fe sevvâ! Fe ceale minhu’z-zevceyni’z-zekera ve’l-unsâ.
Bir alaka’dan, tohumdan, tohumun içi, tohum zâhir içinde bâtın.
Koskocaman intişar etti o tohum kayboldu koskoca insan çıktı içinden.
İşte bâtından zâhir olmak için dünyâya gelmiştir insan.
Bâtını aradığından benim aklım neredir diye değil mi?
Bir meni parçasından insan bâtından zâhir oldu, değil mi?
Çok dikkat edin aziz cemaat!
Bunlar kafaya girer hemen kaçan cinsindendir.
Tohumdan ağaç nasıl çıktı, tohum kayboldu.
Bir alaka’dan insan nasıl çıktı?
Alaka kaybolduğu gibi, o halde insan, bâtından zâhir olmak için dünyâya geldi.
Ağaç şeyin tohumun içindeki bâtından zâhir olmak için açtı değil mi?
İnsan da bâtından zâhir olmak için dünyâya geldi.
Bâtını aradığından, yâni aslını aradığından dünyâyı terkederek göçer ve bâtın olur yine değil mi?
Ağacın tohumu, şeysi hah!…

Zâhir namazlar, öğlen ikindi namazları bunu talep ettiğinden, bu anlattığımı talep ettiğinden kıraatları gizlidir ve bâtındır. Anladınız mı şimdi namazı?
Hangi hoca anlattı size!.
Bunları hergün anlatacaksınız, anlatacaksınız, anlatacaksınız ondan sonra
Allaaahuekber!dedi mi bak neler oluyor!.
Diğer üç vakit akşam, yatsı, sabah namazları ise gece namazları olduğundan zuhur isterler değil mi? güneş isterler.
Buna istinâden kıraatleri cehrî ve zâhirdir.
Demin ki tohum hikâyesi, akşam zamanı mevsimin sonu… âhirete doğru gidiş.. Mahlûkat ve insanın vefâtını dünyânın kıyâmet ibtidâsında harabiyyetini ihtar eder akşam.
Yatsı namazı, gündüz âleminin büyük, bütün âsârının siyah kefenle örtüleceğini ve
İze’ş-şemsu kuvvirat.
Şeyin altına gireceğini…
Kahhar Sıfatının tasarrufunu îlan eder. Her şeyi kapkaranlık eder.
En sevdiğiniz çocuğunuz bile karanlıkta gözünüzden nihân olur, kaybolur gider.
Bir hadiste:
Her namazını kılınız, her namazı kılınız, her namazı kılınız!Hadis-i Peygamberî.
Hele ikindi namazını sıkı muhafaza ediniz!diyor Cenâb-ı Peygamber.
Hazreti Rasûlu sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin buyurmasında büyüüüük incelik vardır aziz cemaat.

Asr-ı saadetteki ahlâk-ı haseneyi muhafaza ediniz!demektir bu.
Ben daha dünyâdayken nasıl ahlâklı isem onu muhafaza ediniz!demektir.
Emir gizlidir burda.
İkindi, başlangıçla sonun ortasıdır insan hayâtının.
Onun için ikindi namazını devam ettiren insan ahlâk-ı hasenesini habersiz olmadan bu emr-i gizli emr-i hafîyle ortaya çıkarır.
Eskiden hani işitmişsinizdir.
bu duâyı, ikindi namazının sünnetini hiç ömründe kaçırmayan insan şey eder.
Yok oğlum arasıra kaçırmak lâzım.
Niçin lâzım?
Sünnet-i gayrı müekkede.
Niye gayrı müekkede? vakit mi yok?
Oğlum başlangıç-son! değil mi? Doğuş-ölüş!
İkindi namazı arasında değil mi?
Hani ahlâk-ı haseneyi saadet zamanında arar, sıkı yapışınız demesindeki sebeb; bir adam burdadır, bir adam şurdadır, bir adam burdadır.
Kimisi ellisindedir, kimisi yetmişindedir, kimisi otuzundadır, aynı …… aynı devirde.
Onun için her insan aynı devirde olmadığı için muhtelif kelimeyi gençlik îcabı şu îcabı bu îcabı alamaz.
Alamadığı için her işi de yapamaz tamlı tamına değil mi?
Tamlı tamına yapamadığı için bu tamlı tamına yapamadığı dünyâ hayâtını şeyettiği için ikindinin sünneti gayr-ı müekkededir.
Cenâb-ı Peygamber ara sıra bunu bırakmıştır.
Yâni bu şu demektir:
Ey müslümanlar, ne kadar edebsizlik yaparsan yap adam bile öldür, sen yalınız boynunu kırmasını bil, tevbe istiğfara git, ALLAH affeder, ben de arkandayım!demektir, Rasûlullah’ın.
Anladın mı?
İncelikleri bunlar. Daha ince söyler, daha bunun çooooook iyice ince, birşey inceldikçe kuvvetlenir.
Fıkıhta bir kânun vardır:
el emri izâ zayği ettesia fettesia ezayğ!
el-emrbir şey kiizâ zaygi ettasiasıkışıkken genişlemiştir, genişlemiştir!
İza zayği ettesia, fettesia zayğ
Bir şey ne kadar genişlerse o kadar sıkışır. Bir şey ne kadar sıkışırsa o kadar genişler.
Atom bombası bir çekirdeğe girdi mi dünyâları şey eder.
Bulut dağıldı mı sel ortadan kalkar.

Asr-ı saadetteki peygamberin ahlâkı ile ahlâklanınızdemektir.
Öğle namazı, sırf zâhirî.
Yatsı namazı sırf bâtınî olup, edâya dahi vakti geniş olduğundan farzdan sonra ikişer rekatta sünnet kılınır.
Vakti geniş olduğundan iki rekatta sünnet kılınır acele etmesin diye.
Zevk aldı namazdan hemen bırakıp ki
iki daha devam ettiriyim yav bu çok hoşuma gitti!
Hani verdin bir şurup yandım!
İyi mi ağam?
Bir daha ver be çok yandım!onun gibi.
Öğlen namazının farzından sonra
zevk aldım câmiden namaz, ulan ben bir daha içecem be!
İkram! ikram ! ikram! ikram…
Efendim yalınız kazâ, farz kazâ edilir.
İçinizde meraklıları da Fetava-yı Hindiyye vardır iki ciltlik büyük kitap.
Onun salat kısmında;
sünnetin de, farzın da vâcibin de hepsinin de kazâsı olur!
Ama kime olur?
O iş karışık. onu karıştırma!.
Hergün ben sen traş olmayız ama Reis-i Cumhurun yâveri hergün traş olur.
Başvekil. Hele başvekillen Hariciye vekilinin yâverleri günde üç defa traş olur.
Yüzü (…..) döner herifin.

Bu işler karışık.
Sünnet namazları
ALLAHa kurbiyyet içindir yanaşmak içindir bâzı urefa yâni ârifler akşam namazından evvel bâzı urefa akşam namazından evvel sünnet namaz kılarlar, yâni ikindi ile akşam arasında.
Farzın kazâsı vardır, sünnetin kazâsı yoktuuuuur….
Bu ne demektir?.
Deminki ne dedik ikindinin şeyine? Cenâb-ı peygamberin ahlâk-ı hasenesi.

Efendim ben bugün edebsizlik yapacağım da bir ay sonra ahlâklı olacağım.
Olmaz! bu oğlum…
Sünnet namazlara tâlib tek olduğundan hem zamm-ı sûre hem de hafî okunur.
Vakt-i Mahsus ile edâsı yoktur.
Farz namazlara tâbidir. Sünnet namazları.
Onun için zamm-ı sûre okunur. Yâni farz namazına tâbidir.
Sen şimdi sabahla öğle arasında yâhut ikindiyle öğle arası girsen câmiye:
Ben Efendim on beş sene evvel bir ikindi yâhut öğle namazım vardı onun farzını kılmaya niyet eyledimALLAHuekberdersin kılarsın, değil mi?
Ama sünnet kılamazsın!

Niçin?
Farzı kılınmadıktan sonra sünnet olmaz.
Sünnet yâhut farzı olmadan yapılmadan evvel kılınması lâzım.
O halde öğle namazının sünneti öğle vakti olduğu zaman kılınır değil mi?.
Yâni öğle vaktine tâbidir.
Onun dantelleridir, dantelleridir.
Onun için namaz deyip de geçmemek lâzım.
Bu dediğimiz tarzda namazı hakîkî mertebesine aziz cemaat getirdiğin zaman insan “Allaaahuekber!” dediği zaman kendinden gider, kendinden geçer.
Ve her mü’minin ömründe bir iki defa böyle kıldığı namaz vardır, vardır, habersiz olarak vardır.

Hazreti Ali Tebük Gazvesinde yaralanıyor okla göğsü, adud’un üstünde, buraya adud derler araplar adud.
Böyle giriyor saplanıyor kemiğe çok ızdırab yapıyor. ……. cerrah.
O zamanın cerrahı, operatörü bir zât-ı muhterem var sahâbeden.
Geliyor hemen yanına, harbte.
Seyyari Rasûlulullah’ın sıhhıyesi operatörü.
Hazreti Ali:
Aman etme!diyorçok fenâ!diyor.
Yatırıyorlar bir yere tutup çekecek şeyi, kancalı ucu
Aman aman aman dur!diyor.
Bakacak olacak gibi değil,
dur amca beni diyor namaz masasına yatırın!diyor.
Orda ameliyat yapın beni!diyor.
Elini kaldırıyor mubarek
Allaaaahuekber!diyor, elini şey etti mi,
ondan sonra ameliyat yapın!diyor.
Ne duyuyor ne bişey ediyor.
Bizde öyle birşey olsa namazda yâhu bâzan pire ısırıyor da çifte atıyoruz yav…
Ama çifte atmayanımız da var aziz cemaat.
Kimisi çifte atar, kimisi kendinden geçer bu iş bööööyle olur gider.

Zâten bir saatin kırkbeş dakîkası bittiiii.
Onun için zaman az aziz cemaat başınızı secdeden kaldırmayın!.
Vakıt namazını kılın vakıt namazını. Sabah öğlen ikindi akşam yatsı bir de gece namazı.
Abdestli gez ondan sonra korkma!.
Rasûlullah’ın cebinde o hani anlattım size zarfınnan bizi bekliyor.
İş, onun huzûruna gittiğimiz zaman alnımız açık olsun, tertemiz olsun!.
Secde-i Rahmân’a başını koyan insanın dâima alnı açıktır.
Pislik de olsa içinde, dolandırcılık da olsa bu secde âhirete intikalına kadar muhakkak nur huzmesi hâline getirecektir!

Âmiiiin.


Eûzu billâhi mine’ş-şeytani’r-racim..
Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm..


Allâhumme salli alâ seyyidinâ Muhammed!
Subhâneke Yâ Allâm, tealeyke Yâ Selâm!
Ecirnâ mine'n-nâr ve bi affike Yâ Mucir!
Allahumme ente’l-Mennânu Bediu’s-semâvâti ve’l-ard! Ze’l-Celâli ve’l-İkram!
Yâ Hayyu! Yâ Kayyûmu!. Yâ Allâhu celle celâluhu!..


RABBi ramazanı mubârekte kıldığımız namazları oruçları yaptığımız sadaka ve ibâdetleri makâmı izzetinde makbul eyle Yâ RABBi!.
Rasûlullah’a intikal eden bütün sicil varakamızda Rasûlullah’ın kalb-i mubâreklerini hoşnut eyle Yâ
RABBi!.
Son nefesimizde ki buyrun:
Eşhedu en la ilahe ilallah ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve rasûluhukelimesi ile mezara intikal edip sual melekleriyle bizlere iltifat nasîb eyle!
Âhirette liva-ı muhammediyenin altında toplanarak Rasûl’un yüzünü görmek elinden öpmek nasîbi müyesser eyle!
Bir daha bu günleri bize nasîbi müyesser eyle Yâ
RABBi!.
Midemize helâl lokma nasîb eyle Yâ
RABBi!
Bizi cehennem azâbından koru!
Lillâhi’l-fâtiha.


TERİM:

Ed demu’l ayni la ya’rifu ile’l ârif
Ve’l- hubbu lâ tezül lezzâti bi’l- elem.:

“Ed demi’l- ayni lâ ya’rifu ile’l- ârif.
Ve’l- hübbü ya’telezü’l- lezzâti bi’l- elemi.” derler.
“Ed demi’l- ayni, gözyaşını lâ yağrifu hiç kimse bilmez.
“İle’l- ârif””ancak ârif bilir.
“Vel hübbü ya’telezü’l- lezzâti bi’l- elemi.”


Gözyaşını, Âriften başkası bilip anlayamaz.
Acısının sevgisi, elem lezzeti zevale, ermez-giderilemez.



Resim

Resim---Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Herhangi birinizin duâsı acele etmemek şartıyla kabul edilir. Aceleci kimse ise: “RABBime duâ ettim de kabul etmedi!” der" buyurdu.
(Buharî-Müslim)

Resim---Hadis-i Kudsîde ALLAH celle celâluhu:
İshaku'bnu İbrahîm el-Hanzali, Sufyanu'bnu Uyeyne'den, o Alau'bnu Abdurrahman'dan, o babasından, o da Ebu Hureyre Radıyallâhu Anh'den Rasulullah Aleyhi's-selâm'ın şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
"Kim bir namaz kılar da içinde Kur'an'ın anasını (yâni Fâtiha sûresini) okumazsa o namaz eksiktir."
Resûlullah bu sözünü üç kere tekrar etti. Ebu Hureyre'ye: Biz imamın arkasında oluyoruz, denildi. O da, kendi nefsinde oku, Ben Resûlullah Aleyhi's-selâm'ın şöyle söylediğini işittim: 'ALLAH buyurdu ki, Ben, namazı kulumla kendi aramda iki kısma ayırdım, istekte bulunduğu kısım kulumundur. Kul "el-hamdu lillâhi Rabbi'l-âlemîn" dediğinde, ALLAH Azze ve Celle: 'Kulum Bana hamdetti' buyurur. Kul: "er-Rahmani'r-rahîm" dediği zaman ALLAH: 'Kulum Beni sena etti (övdü)' buyurur. Kul: "Mâliki yevmi'd-din" dediği zaman ise ALLAH: 'Kulum Beni temcid etti' buyurur.
Bir rivâyette de "Kulum işini Bana havâle etti" diye buyurduğu bildirilmiştir. Kul: "lyyâke na'budu ve iyyâke nesta'in" dediğinde ALLAH: Bu Benimle kulum arasındadır, ve istekte bulunduğu kısım kulumundur, buyurur. Kul: "îhdina's-Sırate'l-Mustakîm, Sıratellezîne en'amte Aleyhim, ğayri'l-Mağdûbi Aleyhim vele'd-dâllîn" dediğinde, "Burası kulumundur, istekte bulunduğu için kulumundur"
diye buyurur.
(İmam Müslim Sahihinde C.3, s.l2'de Her rek'atta Fatiha Okumanın Vücubu' başlıklı babda)


Resim

Âbidiyyet: Kulluk.
Zâhir: (Zuhur. dan) Görünen, âşikâr olan. Açık, belli, meydanda olan. Görünüşe göre. Şüphesiz. Sûret. Dış yüz. Görünüş. Anlaşılan.
Bâtın: İçe âit olan. Dış görünüşe ve zâhire dâir olmayan. Bâtına mensub ve müteallik. Dâhili ve mânevî meselelere âit. Tas: Bâtiniyyeden olan.
Derece: Basamak. Rütbe. Pâye.
Mertebe-i zâhir: Zâhir Mertebe.
Mertebe-i bâtın: Bâtın Mertebe.
İntişar: Dağılmak. Yayılmak. Üremek. Tıb: Yorgunluktan damar şişip kabarmak. Umûmîleşmek.
Cehr: Görünmek, zâhir olmak. Açıktan ve yüksek sesle olan söylemek veyâ okumak.
Mevt: Ölüm. Âhirete göç. Dünyâdan gitmek. Mevt, mü'minler için dünyâ vazîfelerinin ve imtihanının sona erişidir.
Vefat: Ölüm. Âhirete göçme.
Kefen: Ölüye sarılan bez örtü.
Kahhar: Gâlib-i Mutlak ve her an kahretmeğe muktedir olan ALLAH (C.C.) HAKK Celle ve A'lâ'nın esmâ ve sıfâtındandır.
Ahlâk-ı Hasene: Güzel Ahlâk.
Hafî: Gizli. Açıkta olmayan. Saklı. Fık: Sigasından dolayı değil, bir ârızadan dolayı mânası kapalı kalan lafız.
Îcab: Lâzım. Gerekli. Lüzum. Sebeb olmak.
Müekked: Te'kidli, kuvvetli, sağlamlaştırılmış, kuvvetlendirilmiş. Tekrar edilmiş.
Fıkıh: (Fıkh) Derin ve ince anlayış. Bir şeyi, hakkı ile, künhü ile bilmek. İnsanlar arasındaki ilişkilerle ilgili olarak dînî hükümleri ayrıntılı delilleriyle bilmek. Müslümanlar, müslüman olmaları îtibâriyla ALLAH'ın emirlerine tâbidirler, uyarlar. Fıkıh ilmi, hangi şartlarda ALLAH'ın hangi emrinin nasıl uygulanacağını inceler. Bilmek, anlamak. Kapalı bir şeyin hakîkatına nazarı infaz edebilmek. Kendisine hüküm taalluk eden hâfi bir mânâya muttali' olmak. Ist: İslâm Hukûku. İnsanın amel ciheti ile lehine ve aleyhine olan şer'i hükümleri bir meleke hâlinde bilmesi. Diğer bir ta'rif ile: Ameliyata; yâni, ibâdet, ukubat ve muâmelâta âit şer'î hükümleri mufassal delilleri ile bilmek. Bu ahkâmı bilmeğe "Fakahet" ve bu ahkâmı böylece bilen zâta da "Fâkih" denir. Cem'i "fukahâ"dır. Fıkıh ilmini tahsil etmeye de "tefekkuh" denir... (Ist. Fık. K. Cilt:1, sh: 20)
Yâver: f. Yardımcı. Mededkâr. İmdatçı. En yakın memur. Devlet büyüklerinin yanında bulunan en yakın memur.
Urefa: (Ârif. C.) İrfan sâhibi kimseler. (Bak: İrfan)
Edâ: Yerine getirmek. Ödemek. Borcunu vermek. Vazîfesini yapmak.
Adud: Pazı. Kolun omuzdan dirseğe kadar olan kısmı. Mc: Yardımcı. İstinadgâh.
Cerrah: Yarayı açıp tedâvi eden, ameliyat yapan. Operatör.
İntikal: Bir yerden bir yere nakletmek. Tebdil-i mekân etmek. Göçmek, geçmek. Sirâyet. Bulaşmak. Bir şeyin miras olarak kalması. Bir mes'eleden diğer bir husûsu veyâ netîceyi anlamak.
Varaka: Tek yaprak hâlindeki kâğıt.
İltifat: Güzel sözle samîmi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lûtfetmek.
Müyesser: (Yüsr. den) Kolaylıkla olan, kolay gelen, âsân olan, nasib.
Gazve: Din düşmanı olan cephenin üzerine taarruz. Muharebe. Cenk. Sefer. Din muharebesi. Gazve, gazivden alınmış olup cenk ve kıtal mânâsınadır. Düşmanla vuruşmak demektir. Siyer ıstılahında Gazâ ve gazve tâbirleri Peygamber Efendimizin bizzat hazır bulunduğu muharebeye denir. Peygamber Efendimizin bizzat bulunmadığı müfrezelere Seriye denilir.
Fetava-yı Hindiyye: Hindiyye: "el-Fetâvâ'l-Hindiyye ve el-Alemgiriyye" ismini taşıyan bu meşhur fetva kitabı, Sultan Muhammed Evrengzîb Bahâdır Âlemgîr (ö. 1 1 18/1706)'in emriyle, Hindistan âlimlerinden bir kurul tarafından te'lif edilmiştir. Hanefî mezhebine âit, arapça olup, hükümleri delillerini kapsamına almaz. Meseleler fıkıh bablarına göre düzenlenmiştir. Eser birkaç defâ basılmıştır (Bulak, I-VI, 1310/1892, el-Meymeniye, 1323/1905).
Kurbiyyet: Yakınlık kazanmak. Yakınlık. Bir şeye kendi gayretiyle yakınlaşmak.
Vakt-i Mahsus: Belli zamanda.
Huzme: Demet. Deste. Bir kucak şey. Fiz: Bir ışık kaynağından çıkan sütun hâlindeki şuâ.


Resim


إِنَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا

İnnâ enzernâkum azâben karîbâ(karîben), yevme yenzuru’l-mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlu’l-kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ(turâben) :Çünkü biz, size, (âhirette olacak) yakın bir azâbı haber verdik. O gün kişi, ellerinin kazânıp öne (âhirete) gönderdiği amellere bakacak ve kâfir şöyle diyecektir: “- Ah ne olurdu, ben bir toprak olaydım!...
(Nebe 78/40)


الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ


"Eş-şemsu ve’l-kameru bi husbân(husbânin) : Güneş ve ay (menzillerinde ettikleri hareket) hesablı...
(Rahmân 55/5)


خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ

Halaka’l-insâne min alak(alakın) : O, insanı bir alak'tan-kan pıhtısından yarattı.
(Alak 96/2)


ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى

Summe kâne alakaten fe halaka fe sevvâ: Sonra meniden bir kan pıhtısı olmuş da, ALLAH onu yarattı, derken (insan) biçimine koydu.
(Kıyâme 75/38)


فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى

Fe ceale minhu’z-zevceyni’z-zekera ve’l-unsâ : Derken ondan dişi ve erkek çiftler meydana getirdi.
(Kıyâme 75/39)


إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ

İze’ş-şemsu kuvvirat : Güneş katlanıp dürüldüğünde,
(Tekvîr 81/1)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 24 Kas 2018, 20:03 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 19 Ağu 2007, 03:00
Mesajlar: 872
Resim

MEKANDAN LÂMEKANA

Bu gün Kâbe’den bahsedelim. Kâbe diyoruz. Kâbe nedir?
Kâbe’nin diğer ismi de Beytullah, ALLAH’ın evi!. ALLAH’ın evi olunca ne oluyor?
Hacı Ömer Efendinin Apartumanı, bilmem felân Padişahın Sarayı.
ALLAH’ın evi, yahut Beytu’l- Muazzama, en Büyük Ev.
Kâbe, dünyanın en şerefli, en mukaddes, Lâ Mekana bakan Mekanı, Ruhların niyaz ve teveccühü burada Lâmekana girer.
Lâmekanın, mekanda görünür kapısıdır bu mübârek yer.
Dualar, arzular orada kabul olur, huzura orada girilir.
Meleklerin, Nebîlerin toprakta uğrağıdır orası.
Mi’rac-ı Nebî oradan başlamıştır.
Mi’rac-ı Resûl, Hızrar Dağından, oradan dünyaya yayılmıştır.
Kelâmullah, o topraklarda Kalb-i Pâk-i Resûlullaha verilmeye başlanmıştır.
Orada, her şey sakin, gök insana çok yakın vaziyettedir, giden hacılar vardır içinizde bilirsiniz.
Kemâl-i İlahînin Heybetinden her zerresi toprağın ALLAH’ı tesbih etmektedir o yerde.
Milyonlarca RIZAya koşanların çevrildiği MAKAMdır burası.
Hiçbir AN yoktur ki o MAKAMa çevrilmemiş insan bulunmasın.
Lâmekanın mekanı, Beytullahtır oğlum...

Resûlun mübârek ayaklarını bastığı o topraklar, mübârek sadırlarına giren hava ve vahyin rahmetin kaynağıdır.
O makama yapılacak hürmetse bir AN tecellî koku recâ riyâ girebilir.
Uzaktan yapılacak hürmette ise havf ve zevki vardır.
O halde Kâbe’ye yanaştığınız zaman yapacağın hürmette beşerî koku riyâ gizlenebîlir.
Fakat uzaktan yapılacak hürmette ise, Havf ve Zevki vardır.
Bundan dolayıdır ki, Resûlullah bile Ruh-u Muallalarını uzakta Medine’de teslim etmiştir.
Resûlullah’a yapılacak hürmet ile Kâbe ile yapılacak ta’zimin ayrılması murad olduğu içindir bu ayrılık. İkilik girer, kıskançlık girer ortaya.
Ravza-i Resûl Kâbe de olsaydı, hürmet dağılacak, ortaya hürmette ikilik ve kıskançlık çıkacaktı.
Resûller Tarihi tetkik edilecek olursa Peygamberler Tarihi, bütün Resûlların peygamberlerin, Nil, Filistin, Hicaz, Ceziretü’l- Arab mıntıkasında İlahî Vahiylerin aldıklarıdır.
Akdeniz Kıyılarında yok, şimalde yok, bilmem ne adasında yok.
Nil Musa’ya, Kudüs İsâ’ya, Tur-i Sina, Cebel-i Hır’a, Arz-ı Kenan Sessiz ve Mukaddes Yerler olarak teayyün etmiştir.
Binlerce mu’cize, yüzlerce Afat-ı İlahîye, taşkın insan kitlelerinin çarpıştığı yerlerdir, bu bir tesadüf değildir. Bu bir muraddır, bir arzudur.
Öyle olması muhakkak lâzım olan bir Kâinât Kanunudur.
Aklı doyurup kaçılacak izahı vardır bunun, fakat yeri burası değildir, başka bir konuşmada bunu…
“Niye peygamberler orda geldi?”
“Efendim tesadüfen!”
Yoooooo!
Âdeta bununda kalan Kudret-i İlahî ile mücadele eden sapkın insan kitlelerine sarf etmiştir. LutKavimleri, Semud Kabileleri, Nuh Tufanları, Âdem ve Havva, Firavunlar Velvelesi, Ebu Cehiller, Nemrudlar hep bu kıt’aları, küfür ve imanın hakikat ve dâlâletin çarpışmaları sahneleri yapmıştır.
Bu hadiseler Murad-ı İlahîyeyle vukuu gelmiştir, tesadüfî değildir.
Eser dalâletinin sapkınlığının yanında Hakikat-ı İlahîye karşısında mezarı olmuştur o yerler.
Dalâlet ve küfürden süzülen beşeroğlu, bu hakikatlerin tam yerini bir namaz esnasında Resûlullah’ın birdenbire Kâbe’ye Medine’den teveccüh ederek dönmesiyle bütün bu mukaddes yerler birleşerek Hatemü’n- Nebîynin asıl ve esas Kâbe’si son Tecellîyatgâh-ı İlahîyyesini olmuştur.
Mu’cizeler birleşmiş, ruhlar te’vile bağlanmış, bütün “ALLAH!” diyenler Kâbe’ye dönmüştür.
Ruhanî Âlem Kapısı, rızaya giden yol, Cemâle kavuşturan bu yolu Melekütün Hareket Noktası, Ruh Âleminin Görünüm Merkezidir, Kâbe..
Beşeri Dalâleti o kadar katılaşmış hale gelmiştir ki Kâbe’yi taştan ilahlarla dolurmuştur.
Heykel resimden çok farklıdır bilirsiniz.
Resmin iki boyutu vardır. Heykel üç boyutludur.
İnsan iki gözüyle bakar her şeyi tek görür, dikkat et!
İki gözünün mevcudiyeti üçüncü boyutu idrak içindir, yani derinliği anlamak için.
Bir gözünüzü yumun elinizle derinliği anlayamazsınız. Bu, kesretten vahdete işarettir.
Küçük çocuklarda henüz göz sinirinin tesalüfü husule gelmediğinden üçüncü boyutu çocuk idrak edemez.
Onun için her şeye elini uzatır, derinlik mefhumu çocukta yoktur.
Çocuk büyüdükçe bu göz siniri birbirine tesalüf eder, derinlik mefhumu idrak olunmağa başlar.
Kâbe’nin heykellerle dolması bir Hikmet-i İlahîyeye matlubdur.
Cenâb-ı ALLAH, buradan kuş uçuramazdı.
Niye Kâbe’yi doldursunlar putlarla.
Arzu buyurursa, fakat bununla bir hakikatı anlatmak için böyle murad etmiştir.
Ebrehe’nin fillerini, ordusunu Ebabil Kuşlarıyla, minicik taşlarla yok eden Cenâb-ı ALLAH, doldurur mu orayı. Kimler karşı gelebilecek?
Bir çok insan kitlelerinin, Mukaddes saydığı ve dalâlet içinde bulunarak putlarla doldurduğu Kâbe’de Kâbe’ye bir buut indirdi.
Bu Buut putları eritti ve her tarafı kapladı. Kudret tecellî etti.
Üç Buut mekanda bir yer işgal eder, meselâ şu parmak başı gibi.
İki buut kaplamaz, resim gölgedir, değil mi?
Mekansız, cisimsiz olan ALLAH’a izafe edilerek, mekanda bir yer verilerek cisimlendirdiğinde heykel kılındı.
Bundan dolayı putların kırınmasıyla mekan kaybolmuş durumdadır.
Eeee senin çocukluk devrinde gözlerinin üçüncü buutu idrak ederek onu yok etmesi de, işte bu hadisedir.
Bir anda Kâbe tecellî ediverir karşısında, onun için namazda Resûlullah dönüverdi.
Ondan Resûli Ekreme birdenbire Kâbe’ye namazda dönmek takdim-i mekan olmuştur.
Her türlü tabiî süsler ağaçtan çiçekten ârî mübârek toprak taş yığınları cehennemî sıcak dekoru içinde bulunan Kâbe geniş ucağı bucağı bulunmayan masmavi bir semâ altında mubârek bir arz parçasıdır. Hacılar bilir.
Cennet ni’meti olan su, İsmail’in Ayakları altında zemzem feryadıyla çocuğun bu niyazı celb-i ilahî de kabul buyrulmuş ve bu su İlahî Cennet, Cehennemî sıcak kum deryası içinde mübârek topraktan Haydan hayy fışkırmağa başlamış hâlâ fışkırmakta olduğu gibi.
Çölde sıcakta suyun Cennet Ni’meti olduğundan suyun kendisi haykırmaktadır.
Zemzem’in baktiriyolojik olarak tahlil ederseniz temizdir, yani tıbbi olarak.İtiraz yok, tamdır tammm.
Bir dakikada 3 adet 10 ar litrelik kaplarla her gün su çekiliyor orda durmadan, gece gündüz asgari günde 50 ton su.
Ne eksilir ne biter hâlâ devâm ediyor 2.000 senedir.

Kur’ânda bir Âyet-i Kerime vardır.
“Rabbu’l- meşrikayni ve rabbu’l- magribeyn. Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân”

Burdaki Rabbu’l- Meşrikayni bütün Kâinâtın nâmütenahi görünür görünmez Âlem-i Şehadetin tek Rabbıdır O.
Rabbu’l- Mağribeyni bize Ruhanî Âlem, Settâr Esmâsının kavradığı Âlem-i Gaybın Rabbıdır O.
İkisi birleşiyor TEVHİD ve TEK-lik ortaya çıkıyor.
Maşrık Kâbe’den başlar.
Mağrib Ravza-i Mutahharadan.
Hıra Dağından“Lâ ilâhe İllALLAH” Bayrağını çeker onun peşine daldı mı Ravza’dan dosdoğru oraya gidersin.
Dünya da ALLAH’ı tanıtıyor sen görmeden, peşine takıldığın zaman görerek de inandırıcı güç var.
Rabbulmeşrikayni ve Rabbulmağribeyn.
Maşrık dünyaya geliştir Ruhanî Âlemden.
Mağrib Ruhanî Âleme gidiştir Dünyadan.
Dümdüz yeşil bir sahra içinde bembeyaz bir taş yığını halinde, Medine ufuklarındaki ortasında yemyeşil maşrık ve mağribin birleştiği, öpüştüğü yerde semâlara, Rahmetenli’l- Âleminin mevzi’ olan Yeşil Kubbedir.
Kubbe-yi Hadra yükselir.Burası ALLAH Sevgilisi’nin Yeşil Kubbesi.
Nazar-ı İlahînin bir an bile eksik olmadığı, Mustafa’nın Makamıdır.
Milyonlarca mü’minin salât ü selâmının okşadığı yer.
Oranın toprağında cesed bile kalmaz, yalnız ceseden, ta ki Rasul bulunur.
Diğer mezarlar makamlar hep temsilen kalmışlardır.

Ha şu Mubârek Resûl, Arzdan kaldırıldığı zaman dünyanın sonu gelecektir.
Niyazlar, dualar arzular, ölmüşlere Kur’ân hediye edip hep Mekandan Lâmekana Resûle uğramadan gitmez, gidemez ve kabul olunmaz, yol orası.
Salla-i İlahîyeye ancak Resûlkanalıyla müracaat olunur.
Bu, bir Murad-ı İlahî, ALLAH öyle istemiş.
Bu, Lâmekana hürmetin mecburî olduğundandır.
“Ben ve meleklerim Resûle salavatı şerife getiriyoruz. Siz neden duruyorsunuz?” Âyetim bu demiştir.
O huzura kabul edilen ünsiyet peydah eden, ancak namazda bir tek bir tekbirle uğramadan girebilir. Fakat şeytan aklından çıkmaz namazda.
Resülden izin al, yani O’nda eri, ondan sonra “ALLAHuekber!” diye namaza başla, mi’raca gidersin. Namaz mi’rac zâten.
O zaman şeytan sana yanaşamaz, çünkü sen Resûlullah da eridin.
Pota-yı Resûlde erimeyende bir şüphe dâima mevcuddur.
Şüphede olan gafletten kurtulamaz, gaflette olan da müsaderede bir şey olamaz.
Çok ehemmiyetli bir şey söyleyeceğim dikkat edin, ALLAH’a ibâdetin devâmlı oluşu ölene kadar namaz kılıyoruz, ölene kadar ibâdet yap, bunun devâmlı oluşunun hikmeti nedir?
Devâmlı oluşunun, bu söylenmez ama hatırıma geldi de söylüyorum.
ALLAHa ibâdetin devâmlı oluşu bu kelimeyi te’mine fırsat verdiğindendir, yoksa ALLAH’ın ibâdete ihtiyacı yoktur.
Beşeri düşünme, muradı olduğu için ALLAHa böyle.
Beşeri düşündüğü için Cenâb-ı ALLAH böyle yapmıştır.
Yani her an Resûlullah’ta erime mümkün olduğunu, bu gün erimezsen yarın erirsin, yani kapı kapanmamıştır.
Nebîlerin, Velilerin, Mürşidlerin, Gavslerin, Kırkların, Dörtlerin, Üçlerin mu’cize ve kerâmetleri gafletten, şüpheden kurtulmak kudretinin insanda mevcud olup onu bularak Resûle Resûlde erimelerine işarettir.
Şimdi burda dedim, Kırklar, Dörtler, Üçler dedim.
Şimdi de var iki buçuk var, üç buçuk var, yarımlar var.
Bir takım bir şeyler var ama onlar yeni çıkma.
Üçler, Birler, bir çeyrekler onlar başka.

Erime çâreleri beşerde bulunsun, yardım alsın, kurtulsun diye Lâmekana doğru, yoluna istikamet versin diye, Kâbe’yi görerek, tanıyarak, elle tutarak kolaylık göstermiştir Cenâb-ı ALLAH.
Bir “ALLAHuekber!” de bunların hepsi edebi içinde Hayyu lâ yemut’a kavuşmak için kurulmuş dekorlardır işte hepisi, yani propaganda yolları oğlum.

Cenâb-ı ALLAH cennete propaganda yapıyor ulan gelin bu tarafa diyor, işte aha. Anla bunu bee!
Her şeyi önüne serdik, her şeyi burnunun ucunu kadar getirdik aha bu lakırtılarla.
Sen hâlâ bön bön bakıp duruyorsun. Kabahat kimde?
Herhalde bende değil, sende, sende, sende!
On beş günde farzet,
Sen’i bir at da, Gaib zemini O.
İş işte bundadır oğul hâlâ mırıltı, dırıltı, zırıltıyla uğraşıp durma!
Edeb, fazilet, doğruluk içinde ömrü geçenler vardır.
Eşek gibi ölüp giderler, bu da kurtulmadır haaa.
Zirâ çok ziyaretgâhlar vardır ki orada Kulaklı Dede diye mezarı olan eşek ölüleri de vardır.
Söylerler bunuları “Ateş olmayan yerde duman tütmez!.”
Câhil olma, savaş! İtiraz etme!
Böyle de olursan kurtulursun, zirâ edebin var demektir.
Şüpheler, vesveseler içinde her an değişmede bir ümit vardır.
Bunların birinde, bunların yerinden kımıldamağa, söküp atılmağa hazırlanma olduğunu doğrultmaz.
Peygamber ki sana da bir el girerek hepisini söküp çıkarır.
“Nasıl olur?”
Âyet var. Elem neşrahleke sadrak.
Şakk-ı sadrı yapan; Cebrâil olmaz da, seni şüpheye düşüren bir el olur bu el.

Şüphe, kuruntu bir nevi uyuzudur, uyuz, uyuz. O uyuz olur kaşınır.
Bu uyuz gaflette olursan fenâaa, ruhundaki seni iyi ederler belki, şüphe de bazı acı bazı zevk duyarsın, şüphede.
Uyuz da böyledir. Uyuz hastalığının arazı tamamıyla bir hikmettir, yani kaşınması, ne hikmet olacak?
Gündüz kaşınmaz uyuz, gece tatlı tatlı kaşınır yatağa girdiğin zaman.
“Nerden biliyorsun?”
Doktorum da biliyorum.
“Ama ben şüpheliyim!”
Git bir uyuz ol da bak! Belki o inanmayana uyuz nasib olurda kurtulur ondan.
Fakat sen, o uyuzdan kurtulmaya ilaç al.
Uyuzu, esası terkibi Uyuz Hastalığını beşeriyet tanıdığından beri bu günde aynı, aynıdır aynı terkibdir, isimleri değişmiştir.
Kireç ile kükürt, kireç ile kükürtten yapılır ucuz ilaçlar .
Attarlara sor, doktorlara, eczacılara inanmıyorsan.
Çünkü 3,5 lardan çeyrekliklerden olunca onlara inanır.
Hanı Dörtler, Kırkların hepisi onların şükrettiği zamanda, 1 çeyreklikleri 3,5lukları var işte onlar.
Kireç ve kükürt nasıl kireç ve kükürt olmuştur onu düşün.
Kireç ve kükürt, uyuz olmaaaz. O hastalık onlara yanaşmaz.
Bu hâsılayı almak için de ne yapmışlardır. Hiç olmazsa onu ara. Soru veren.
Kireç uyuz olmuyor, kükürtte olmuyor.
Uyuzu mu yok ediyor yoksa, uyuz onları iyi edemediğin hasta edemediğinden mi kaçıyor.
Hazıra konacağım diye de çabalama söylemem, bakıcağız.
Güneş batmağa giyor. Her şey yarı yolda kalır.
Kendini musalla taşında bomboş bulursun, leş olarak bulursun.
İş işten geçer biraz aklını ve ruhunu fırçala! Ruhunla aklına tekme at!
Bu mücadele çok güzel bir mücadeledir. Kendini öğrenirsin.
Kendini öğrenince de, mesele kalmaz artık, bu laflara da kıymet kalmaz o zaman.

İşte bunları hazırladıktan sonra, Beytullaha dön.
Resûle ilticaa et, öylece kıpırdamadan dur sabır içinde.
Hiç olmazsa bir gece bu hal uyumadan sabaha kadar sebat et!
Yardımcı, her zaman her an mevcuddur sırada dur, sana da uğrar!
Resûlullah’ın içinde, beraat gecesinde sabaha kadar kıyamda kalmış, Resûl.

İlk önce, aklını iyice doyur da, itiraz ve şüphe kapılarını kapatsın.
Ruhunla baş başa kal! Hadi yolun açık olsun!
Bu günkü sözlerimden sen hele bu sözlere bir son verir diyordun.
Bunları söyledim laflar kulağına vurdukça içinde şüphe artıyor.
Acaba şurdan bir şey çıkacak mı çıkmayacak mı?
Hem de öyle. Böylelikle pişiririm ben!
Bunları dinleyip de yapmayacaksan, bırak bizi hadi git işine beee ALLAH aşkına! Daha fazla konuşmayacağım! Gidiyorum artıkkk!..


Resim
Muazzam: Büyük, iri, cesim, mükerrem, mübeccel, koskoca.
Lâmekan: Mekansız Âlem.
Havf: Korku, korkutmak.
Ta’zim: Hürmet. Riâyet. İkramda bulunmak. Bir zât hakkında büyük sayıldığına delâlet edecek sûrette güzel muâmelede ve hürmet ifade eden tavırda bulunmak
Tetkik: Tedkik. Hakikatı anlamak ve meydana çıkarmak için inceden inceye araştırma.
Ceziretü’l- Arab: Arabistan yarımadası.
Dalâlet: İman ve İslâmiyetten ayrılmak. Azmak. Hak ve hakikatten, İslâmiyet yolundan sapmak. ALLAH'a isyankâr olmak. Şaşkınlık
Tecellîyatgâh: f. Tecellî yeri. İlâhi kudretin, İlâhi sırrın meydana çıktığı, göründüğü yer.
Te’vil: (Tef'il veznindendir) Bir nesneye redd ve irca' etmek. Döndürmek.
Tesalüf: Yerine geçerek oluşumla yenilenen.
Matlub: İstek, istenilen şey. Alacak. Ödünç verilmiş.
Buut: Boyut.
Takdim: (Kıdem. den) Arzetmek. Sunmak. Küçük bir kimseyi yaş, amel, mevki ve takva itibariyle büyük bir kimse ile tanıştırmak. Öne geçirmek, bir şeyi başka bir şeyden önde tutmak. Bir büyüğün önüne geçip bir şey vermek.
Ârî: Pâk, pislikten uzak. Hür.
Celb: Kendi tarafına çekmek. Çekmek, götürmek.
Mutahhar: (Müe.) Temizlenmiş. Kirleri giderilmiş.
Ravza-i Mutahhara: Fahr-i Kâinat Aleyhi Efdal-üs-Salavat ve Efdal-üt-tahiyyât Efendimizin Kabr-i Şerifiyle Minberin arasındaki saha.
Maşrık: Güneş doğacak cihet. Gündoğusu. Doğu. Şark ciheti.
Mağrib: (Mağrib) Batı taraf. Garb. Güneşin battığı cihet.
Mevzi: Bir şey konulacak yer
Ünsiyet: Alışkanlık, dostluk. Birlikte düşüp kalkmak. Ahbablık.
Peydah: f. Mevcud, var olan, açık, âşikâr, meydanda olan.
Te’min: Güvenlik, emniyet hissi vermek. Sağlamlaştırma, şüphe bırakmama. Sağlamak. Kat'i vaadde bulunmak. Emn ve emân vermek. Elde etme.
Çeyrek: f. Dörtte bir (Bak: Çâr-yek)
Hâsıla: Peyda olan. Husule gelen. Çıkan, meydana gelen.
İltica: Sığınmak. Melce' ve penaha varmak. Birinden himâye istemek.
Sebat: Yerinden oynamamak, dayanmak. Kararlı olmak. Sözde durmak, ahde vefâ etmek. İman ve İslâmiyete hizmette, ALLAH'a ibâdet ve taatta sâbit ve berkarar olmak. Bir meslekte, meşru bir kanaatte veya bir fikirde kararlı bulunmak, sağlamlık göstermek.
Kıyam: Ayakta durmak. Ayağa kalkmak. Ayaklanmak. İsyan. Ölümden sonra tekrar dirilmek. Bir işe başlamak, devâm etmek.


Resim

رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ
Resim---"Rabbul meşrikayni ve rabbul magribeyn: O, iki doğunun da Rabbidir, iki batının da Rabbidir.” (Rahmân 55/17)

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Resim---"Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân: Şu halde Rabbinizin hangi ni’metlerini yalanlayabilirsiniz?” (Rahmân 55/18)

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

Resim---“İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne ale'n-nebîyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen): Şüphesiz ALLAH ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey îman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.” (Ahzâb 33/56)

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
Resim---“E lem neşrah leke sadrek(sadreke): Biz, senin göğsünü yarıp genişletmedik mi?” (İnşirâh 94/1)

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 61 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2, 3

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye