Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
HAYATI III




HAKK ÂŞIĞI SÜMMÂNÎ
 
HAYATI III
 
Sümmanî'nin gerçek adı Hüseyin olup, babası Kasımoğulları'ndan Hasan'dır.
1861 yılında Erzurum ili, Narman ilçesi, Samikale Köyü'nde doğmuştur.
Kendileri bu köye Kafkaslar' dan gelmişlerdir.
Babası köyde çobanlıkla geçimini sağlamakta idi Hüseyin 10-11 yaşlarına geldiğinde, babasıyla birlikte çobanlık yapmaya başladı.
Hüseyin'in genellikle danalarını otlattığı yer Ablaktaş'tır.
Bir gün Şekerli Düzü' ne hayvanlarını otlatmaya tek başına gider. Hüseyin, kendisine doğru bir atlının geldiğini görür.
Atlı, Hüseyin'e selam verir ve adını öğrenmek ister.
Çok aç olduğunu söyleyip ondan ekmek ister.
Köylerinde nerede misafir olabileceğini sorar.
Hüseyin üç arpa ekmeğinin yarısını atlıya verir.
O' nun bu cömertliği hoşuna gider ve der ki:
 “Oğul, sana bir dua öğreteyim. Bu duayı kırk gün okuyacaksın. Yalnız yüz tane taş say, cebine koy. Her okuyuşta bir taş atarsın!” Duayı kırk gün okur ve son gün Ablaktaş'a gider.
Babası ise Cuma namazını kılmak için köyde kalır.
Ablaktaş'taki çeşmenin yanında hayvanlarını otlatmaya bırakır.
O da namaz kılmaya niyetlenir.
Daha önce babasıyla burada namaz kılarlarmış namaz vaktini anlamak için de kendilerine bir taş tespit etmişler.
Güneş taşa isabet ettiği zaman öğle vakti olduğunu anlarlarmış.
O gün de babasıyla yaptığı gibi kendisine taşı nişan eder ve Güneş'e bakarken uykuya dalar.

Uykusunda, çeşmenin başında kırk yeşil güvercin görür. Güvercinler birden kaybolur ve karşısında üç derviş belirir. Dervişler Hüseyin'e abdest aldırırlar ve birlikte namaza dururlar. Hatta bir dörtlüğünde der ki:

Vardım saf saf olup durmuş divana
Ben de el bağlayıp geçtim bir yana
Meylimi bağladım gayri Sübhana
O güzel Allah'ı gözler gözlerim...


Daha sonra Hüseyin'i ortalarına alıyorlar.
Hüseyin bakıyor ki dervişlerden birinin elinde bir tabla, üç dolu bardak var.
Derviş, bunları Hüseyin' in önüne getiriyor ve
”Hüseyin, bu şerbetlerden bir tanesini iç bakalım!” diyor.
Hüseyin bardakların içindekileri şerbete benzetemiyor.
Kendisini kandırdıklarını.
Ona içki içireceklerini sanıyor.
Ne kadar zorluyorlarsa da içmiyor bunun üzerine birisi Hüseyin'in ellerini tutuyor, birisi de parmağını bardağa batırıp Hüseyin'in ağzına sürüyor.
Tam bu esnada Hüseyin uykudan uyanıyor.
Bakıyor ki, ne derviş var ne de şerbet.
Fakat ağzında inanılmaz bir lezzet hissediyor.

Öylece bir daha uykuya dalıyor.
Uykuda yine karşısına dervişler çıkıyor.
Tam eline bardağı alıp içmeye hazırlanıyor ki, dervişler şöyle diyor:  
 “Oğul, buna aşk bâdesi derler! Sevdiğin kız aşkınadır. Kızın adı Gülperi'dir. Bedahşah kentinde Şah Abbas'ın kızıdır. Sen Onun. O da senindir. Birbirinize âşık mâşuk'sunuz.
Dervişlerden biri Gülperi'nin cemâlini gösterir.
Üç bardak Hüseyin'e üç bardak ta Gülperi 'ye verirler.
Yeşil mürekkeple yazılı bir kitap okuturlar. 

Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek... 

Hüseyin uykudan uyanır ki, ne Gülperi Han var ne de dervişler. Danaları da göremeyince köyün yolunu tutar.
Köye varmaya yakın bir atlıyla karşılaşır :
“Hüseyin, korkma oğlum, sen ereceğine erdin. Bundan sonra senin mahlasın Sümmanî, dünyada kavuşmak senin için haram!” der. Sümmanî, anlam olarak : "Sonuncu, sona ait" demektir.  

Hüseyin köye varınca annesini, babasını uyandırır.
Babası da ertesi sabah köylülere, çobanlığı bıraktıklarını söyler. Aradan otuz kırk gün geçer.
Günler geçtikçe aşkı da ziyadeleşir.
Herkes onun hastalandığını, cin'e, peri'ye karıştığını sanır.
O zamanlar sıra geceleri düzenlenirmiş.
Bir akşam babasına yalvarır gecelere katılmak istediğini söyler. Babası da dayanamayıp götürür.
Sıra Sümmanî'ye gelince bazı kimseler, o'nun çocuk olduğunu söyleyerek atlamak isterler.
Köylülerin teklifini kabul etmeyerek, türkü söylemek istediğini belirtir ve söze başlar: 

Uyandım gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu âlemler oldu ürüşan
Selam verdi geldi üç-beş dervişan
Lisanları bir hoş sedâsın tek tek 

Lisanları bir hoş eyler avazı
Onlarda mevcuttur ilm-ü elfazı 
Dediler: Vaktidir kılak namazı 
Aldılar abdestin edâsın tek tek

Aldılar abdesti uyandım habran 
Aslımız yapılmış hak ü turabtan 
Üç harf okuttular yeşil yapraktan 
Okudum harfini noktasın tek tek

Okudum harfini zihnim bulandı
Yarelerim göz göz oldu sulandı
Baktım çar etrafa kadeh dolandı
Nûş ettim kırkların mahlesin tek tek

Nûş ettim bâdesin gördüm rengini
Tam on sekiz saat sürdüm cengini
Yâr yüzünde saydım üç beş bengini
Halhalın altında hırdasın tek tek

Dediler: Sümmanî gel etme meram
Adamı çürütür dert ile verem
Sen içün dünyada kavuşmak haram
Hüdâ’m böyle salmış kalemin tek tek
 

Koşma bitince köylüler şaşırır.
Onun bâdeli Âşık olduğu anlaşılır.
Fakat henüz saz çalmasını bilmemektedir.
Babası ile bir gün Erzurum ' a giderler.
Burada âşık kahvelerine devam eder.
Sazın perdelerini ve tezene tutmasını öğrenir.
Her akşam köylüyü toplayıp saz çalar.
Günler ayları, aylar yılları kovalar Sümmanî köyde duramaz ve sevdiğini aramaya karar verir.
Önce KafKaslar'a oradan İran'a gider.
İran- Turan illerini dolaşır.
Bedahşah'ı tanıyan, Gülperi'nin adını duyan bir Allah kuluna rastlayamaz.
Hint, Afgan topraklarına gider.
Onun bir gurbeti yaklâşık beş yıl sürmüştür.
Günlerden bir gün rüyasında pirini görür.
Pîri O'na Kırım'a bir geziye çıkmasını söyler.
Sümmanî yanına sofusunu alıp Kırım yolculuğuna çıkar kışı Kırımda geçirir.
Yaz gelince tekrar köyüne döner.
Artık şair, hareket kabiliyetini yavaş yavaş kaybederek duraklama dönemine girmektedir. 

Devrin büyük şairlerinden Erbabî'yi mat eder.
Başarıları Erzurum Valisinin kulağına kadar gider.
Bir süre sonra Sümmanî Pasof'a gider.
Âşığı oradan Suskap köyüne Zülâlî'nin yanına götürürler.
O sırada ünü Kars'ı, Ardahan'ı, Erzurum'u kaplamış olan Âşık Şenlik'te oradadır.
Üçünden bir atışma isterler.
 
İlk sözü Sümmanî söyler:  
Adem Sefiyullah makam-ı peder 
Cennet' te ihvan bir kere düştü 
''Sürün!'' dedi, mollam takdir-i kader 
Cennetten dünyaya bir kere düştü 
 
Şenlik:
Hışm-ı nar içinde gülüstan gözü  
İbrahim Safâ'ya bir kere düştü  
İsmail' e gelen koç kurban kuzu  
Cennet'ten Mina 'ya bir kere düştü
 

Zülâlî:
Türaptan bir avuç hak aldı kaddes  
Bu zemin lerzeye bir kere düştü  
Beytullah yerine Beytü'l Mukaddes 
Kuruldu Kâbe'ye bir yere düştü 

Sümmanî'nin esas amacı, Şenlik ile meydan edilmekti.
Günün birinde yine Samikale köyünden, Sefilî isminde birisi, Âşık Şenlik'in yaşadığı Kars'ın Çıldır ilçesinin Suhara Köyü'ne gider. Kendisini Âşık Sümmanî olarak tanıtır.
Fakat mat olup, sazını bırakarak köyüne geri döner.
Bu olaydan hemen sonra Âşık Şenlik, Ardahan'a gider.
Âşık Sümmanî ile Ahmet Onbaşı da Şenlik'in köyüne gelirler.
Orada yöre İçinde önemli bir konuma sahip olan, Haşimoğulları 'ndan Celal Bey ve Şerif Bey'le karşılaşırlar.
Her ikisi de, bir süre önce köye gelip kendisini Sümmanî olarak tanıtan âşıktan, onun Şenlik'le yaptığı karşılaşmadan bahsederler.
O zaman, Sümmanî kendi şanını kurtarmak için Âşık Şenlik'le karşılaşmak istediğini söyler.
Şenlik, Ardahan'dan köye çağrılır.
Neticede bir araya gelirler.
Hem tatlı tatlı sohbetler ederler hem de atışırlar.
Sonunda yenişemeyip, kardeş olduklarım ilan ederler.
Birkaç gün sonra köyüne geri döner.
Fakat zaman Gülperi'yi unutturamamıştır.
Köylüleri ona rastlayıp konuşturdukları zaman, O, şu şiirini söyler: 

Ervah-ı ezelden levh ü kalemden
Bu benim bahtımı kara yazdılar
Gönül perişandır alev-i âlemde
Bir günümü yüz bin zâra yazdılar  

Gönül gülşeninde har oldu deyu
Hasretlik ismimde var oldu deyu
Sevdiğim, sevdiğin pır oldu deyu
Erbâb-ı garezler yâre yazdılar 

Dünyayı sevenler veli değildir 
Canı terk edenler deli değildir
İnsanoğlu gamdan hali değildir
Her birini bir efkâra yazdılar 

Nedir bu sevdanın nihayetinde
Yâdlar gezer yârin vilayetinde
Herkes diyârında muhabbetinde
Bilmem bizi ne civâra yazdılar 

Döner mi kavlinden sıdk-ı sadıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydine geçti bunlar âşıklar
Sümmanî'yi ''Derkenâra'' yazdılar… 

Âşık artık gerileme dönemine girmiştir.
Bir gece rüyasında Gülperi işaret almadan gurbete çıkmaması yolunda tembih eder.
Bu duruma çok üzülür.
Zaman zaman Erzurum'a gidip gelmektedir.
Erzurum da bulunduğu günler kahvede otururken arkadaş ve dostları sözü eski günlerden açıp Sümmanî'ye Gülperi ile olan aşkını anlattırmak isterler.
Artık ihtiyardır.
Sazını eline alıp şu şiirini söyler. 

Tarih seksen dokuz on bir yaşımda
Cem başımda iş birer birer
On sekiz yıl sürdü yârin peşinde
Akıttım gözümden yaş birer birer  

Görmedim dünyada bir şâdlık demi
Geçti civan ömrüm, gülmem encamı
Her boyun sistemi, feleğin kahrı
Vurdu her taraftan taş birer birer 

Sümmanî'yim hani benim otağım?
Gün be gün, bulandı dalım, budağım
Devroldu devranım, çevrildi çağım
Döküldü dihenden diş birer birer …


Bir gün gençliğini hatırlayıp aşk bâdesini içtiği Ablaktaş'a gider. Çobanlığı bıraktığından beri buraya hiç gitmemiştir.
Orada oturur, uzun uzun düşünür, çalar, söyler.
Artık, sadece kahvelerde çalıp söylemektedir.
Bu sıralarda, Gülperi de Sümmanî'den haber alamadığına üzülmektedir.
Bir gün Bedahşah'tan tellal çağırttırır.
Sümmanî'yi aratmak için iki kardeş görevlendirir.
Sümmanî'yi bunlara iyice târif eder.
Aradan günler, ay!ar geçer iki kardeş Kafkas taraflarına gelirler.
Birden gözlerine bir adam ilişir.
Adamlara Sümmanî adında birisi aradıklarını söylerler.
Adamlar: “Biz Onun akrabalarındanız. Sümmanî yakında öldü. Gülperi adında bir kızı sevmişti. Bu kızın aşkı için pir elinden bâde verilmişti. İşte o vakitten beri Sümmanî Gülperi'nin âşığı olmuştur. Daha ölmeden bir kaç gün evvel rüyasını görmüştü. Günlerce ağladı, son dakikasına kadar Gülperi'nin acılarını çekti. Sonunda Ona hasret gitti!” 

İki kardeş, Sümmanî'nin ölümüne çok üzülürler.
Köye dönerler ve doğruyu Gülperi'ye söylemeye karar verirler. Şah'ın sarayına yaklaşırlar, bakarlar ki bir cenaze kalkmaktadır.
Bu Gülperi'nin cenazesidir. 
 
Sümmanî'nin bir oğlu olmuş.
Kendisi çok yoksul, karayazgılı bir yaşam sürdüğünden olacak oğlunun adını Şevki koymuş.
Halk ozanlığının özelliklerini koruyan, içten, duyarlı, deyişinde usta bir ozan Sümmanî.
Bu yüzden halk arasında geniş ün kazanmış, etkin olmuştur.

Sümmanî, Samikale Köyü'nde, 5 Şubat 1915 tarihinde Hakk’a yürümüştür. 

Der Sümmanî tamam oldu muhabbet
Biz varalım, siz olasız selâmet
Kalktı bu karyeden çekildi kısmet
Göründü gözüme yol yavaş yavaş…
  









[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır