Muhammed-i Nur

Ana Menü
 
· Ana Sayfa
· FORUM
· Haber/Makale Arama
· Haber Gönder
· Arkadaşlarına Öner
· Favorilerine Ekle
· Giriş Sayfası Yap
· Tasavvuf Sözlük
· İletişim
Kul İhvâni Divanı
 
Muhammed-i Nur Şiir Kitapları
Kategori Şiir Kitabı Cilt I
Kategori Şiir Kitabı Cilt II
Kategori Şiir Kitabı Cilt III
Kategori Şiir Kitabı Cilt IV
Kategori Şiir Kitabı Cilt V
Kategori Şiir Kitabı Cilt VI
Kategori Şiir Kitabı Cilt VII
Kategori Şiir Kitabı Cilt VIII
Kategori Şiir Kitabı Cilt IX
Kategori Şiir Kitabı Cilt X

Muhammed-i Nur Kitapları
Kategori Tasavvuf
Kategori Sall ve Namaz
Kategori İnsan ve Hâ Mîm

Muhammed-i Nur Sohbetleri
Kategori Kur'an İniş Zevki

Gönülden Esintiler
 
Muhammed-i Nur Mehmet Emin
Kategori Dostu Bildik
Kategori Dostu Bulduk
Kategori Gönül Gözü

Muhammed-i Nur Halim Kök
Kategori Sevmek Ateştir
Kategori Sohbet Zevkleri
Kategori Şiirlerim

Muhammed-i Nur Aziz Kurtuluş
Kategori Binbir Esma Bir Elif
Kategori Sohbet Zevkler
Kategori Şiirler ve Dörtlükler

Muhammed-i Nur Âşık Cemâl
Kategori İlahi ve Ezgiler
Kategori Şiirleri

Muhammed-i Nur Mehmet Kahraman
Kategori Tablolarım

·


Üye Tanımlama
 

Bilgileriniz sistemimizde kayıt altına alınmaktadır.
HAYATI IV




HAKK ÂŞIĞI SÜMMÂNÎ
 
HAYATI IV
 
1861 yılında Erzurum’a bağlı, Narman ilçesinin, Samikale Köyü'nde doğdu. Asıl adı Hüseyin, şiirlerinde kullandığı mahlas Sümmanî'dir ve Mahlasını pirden almıştır.
          Kasımoğulları sülalesinden olan dedeleri, Samikale köyüne Kafkaslar' dan gelip yerleşmişlerdir.
Babası Hasan köyde çobanlıkla geçimini sağlamaktaydı.
          Hüseyin 10-11 yaşlarına geldiğinde, babasıyla birlikte çobanlık yapmaya başladı.
 
          Hüseyin danalarını genellikle Ablaktaş denilen yerde otlatıyordu.
Bir gün hayvanları farklı bir yere, Şekerli Düzü' ne götürdü.
Hayvanlar otlanırken kendisi de bir ağacın gölgesine oturdu; çıkınındaki azığı açıp yemeğe başlamıştı ki kendisine doğru bir atlının geldiğini gördü.
Atlı, Hüseyin'e yaklaştı, selam verdi, karnının aç olduğunu söyleyip ondan ekmek istedi.
Hüseyin elindeki arpa ekmeğinin yarısını atlıya verdi.
O' nun bu cömertliği atlının çok hoşuna gitti.
          “Oğul, sana bir dua öğreteyim. Bu duayı kırk gün oku. Cebine de kırk tane taş koy. Her duadan sonra bir taşı at, bu buluşmadan da kimseye söz etme. Kırk birinci günü Ablak taşının dibine git, Hak tarafından taksimatın verilecektir” dedi.
Sonra da kaybolup gitti.
 
          Hüseyin atlının dediklerini yerine getirdi, kırk birinci gün Ablaktaş'a gitti.
Çeşmenin yanında hayvanlarını otlatmaya bıraktı. Kendisi de namaz kılmaya niyetlendi.
Daha önce babasıyla namaz vaktini anlamak için kendilerine bir taş ve ağaç belirlemişlerdi.
Ağacın gölgesi taşa isabet ettiği zaman öğle vakti olduğunu anlıyorlardı.
O gün de babasıyla yaptığı gibi gölgenin taşa gelmesini beklerken uykuya daldı.
Rüyasında, çeşmenin başında kırk yeşil güvercin gördü.
Güvercinler birden kayboldu ve karşısında üç derviş belirdi.
Dervişler Hüseyin'i ortalarına aldılar.
Biri, elinde bardakla Hüseyin’e yaklaşarak içindeki şerbeti içmesini söyledi :
“Oğul, buna aşk bâdesi derler. Sevdiğin kız aşkınadır. Kızın adı Gülperi'dir. Bedahşah kentinde Şah Abbas'ın kızıdır. Sen Onun; O da senindir. Birbirinize âşık mâşuk'sunuz” dedi.
Dervişlerden biri Gülperi'nin cemalini gösterdi.
Üç bardak Hüseyin'e, üç bardak da Gülperi 'ye verdiler.
Yeşil mürekkeple yazılı bir kitap okuttular.
 
Hüseyin kan, ter içinde uykudan uyandı fakat yorgunluktan kafasını kaldıramıyordu.
Gece yarısı olmuştu ve çevrede hiç kimse yoktu.
Hüseyin gördüğü rüyanın da etkisiyle korktu ve ağlamaya başladı.
O arada bir ses duydu.
Sesin geldiği tarafa döndü ki..
Kırk gün önce Şekerli düzünde gördüğü atlı karşısında duruyordu :
“Korkacak bir şey yok oğlum” dedi.
Hüseyin’i ata bindirerek köyün kenarına getirdi.
Attan indirdikten sonra tekrar: “Hüseyin; korkma oğlum, sen ereceğine erdin. Bundan sonra Mahlasın Sümmanî olacak. Gülperi’nin aşkıyla yanıp söyleyeceksin, fakat onu bulman çok zor. Çünkü sizin için dünyada kavuşmak haram!” dedi; gözden kayboldu.
 
Hüseyin eve varınca olanları annesine, babasına anlattı.
Babası da ertesi sabah köylülere, çobanlığı bıraktıklarını söyledi.
Aradan otuz - kırk gün geçti.
Hüseyin evden dışarı pek çıkmıyor, kimseyle konuşmuyordu.
Köyde onun hastalandığı; cin'e, peri'ye karıştığı şeklinde, çeşitli söylentiler dolaşıyor, yorumlar yapılıyordu.
 
O yıllarda Narman’da sıra geceleri düzenlenirdi. Bir akşam Hüseyin babasına yalvararak bu gecelere katılmak istediğini söyledi.
Babası da dayanamayıp götürdü.
Sıra Sümmanî'ye gelince bazı kimseler, O'nun çocuk olduğunu söyleyerek sırasını atlamak istediler.
Sümmanî ısrarla, türkü söylemek istediğini belirterek söze başladı:
 
Uyandım gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu âlemler oldu ürüşan
Selam verdi geldi üç-beş dervişan
Lisanları bir hoş sedâsın tek tek 

Lisanları bir hoş eyler avazı
Onlarda mevcuttur ilm-ü elfazı 
Dediler: Vaktidir kılak namazı 
Aldılar abdestin edâsın tek tek

Aldılar abdesti uyandım habran 
Aslımız yapılmış hak ü turabtan 
Üç harf okuttular yeşil yapraktan 
Okudum harfini noktasın tek tek

Okudum harfini zihnim bulandı
Yarelerim göz göz oldu sulandı
Baktım çar etrafa kadeh dolandı
Nûş ettim kırkların mahlesin tek tek

Nûş ettim bâdesin gördüm rengini
Tam on sekiz saat sürdüm cengini
Yâr yüzünde saydım üç beş bengini
Halhalın altında hırdasın tek tek

Dediler: Sümmanî gel etme meram
Adamı çürütür dert ile verem
Sen içün dünyada kavuşmak haram
Hüdâ’m böyle salmış kalemin tek tek 

Koşma bitince köylüler şaşırdılar.
Onun artık bâdeli bir Âşık olduğunu anladılar.
 
 Bir süre sonra saz çalmayı öğrenmek üzere, babasıyla Erzurum' a gitti.
Burada âşık kahvelerine devam ederek oradaki ustalardan saz çalmayı öğrendi.
Geri döndüğünde her akşam köylüyü toplayıp saz çalıyordu...
Birkaç yıl böyle sürdü.
Bir gün sevdiğini aramaya karar vererek köyden ayrıldı.
Önce KafKaslar'a, oradan İran'a gitti.
İl il dolaşarak beş yıl Gülperi'yi aradı.
Bir gün rüyasında pîrini gördü.
Pîri O'na Kırım'a bir geziye çıkmasını söyledi.
Sümmanî yanına sofusunu alıp Kırım yolculuğuna çıktı.
Kışı Kırım’da geçirdi.
Yaz gelince tekrar köyüne döndü.
 
Devrin büyük âşıklarıyla atışmalar yaptı.
Bütün atışmalarda rakiplerini mat ediyordu.
Sümmanî'nin asıl amacı, o dönemin en namlı ozanı Şenlik ile meydan edilmekti.
Şenlik, Çıldır’dan çağrıldı.
Ardahan’da bir araya geldiler.
Hem tatlı tatlı sohbetler ettiler hem de atıştılar.
Sonunda yenişemeyip, kardeş olduklarım ilan ettiler.
Birkaç gün sonra köyüne geri döndü.
 
Fakat zaman, Gülperi'yi unutturamamıştı.
Ölümünden bir kaç gün önce yakınlarına O’nu rüyasında gördüğünü söyledi.
Günlerce ağladı, son dakikasına kadar Gülperi'nin acısını çekti.
5 Şubat 1915 tarihinde Hakka yürüdü...
 
Aradan günler, aylar geçti.
Bir gün Samikale’ye Bedahşah 'tan iki kişi gelerek Sümmanî adında birisini aradıklarını, kendilerini Gülperi’nin görevlendirdiğini söylediler.
Köylülerden Sümmanî'nin öldüğünü duyunca çok üzüldüler.
Gülperi’ye durumu nasıl anlatacaklarını düşünerek Bedahşah'a döndüler.
Saraya yaklaşınca bir cenaze alayıyla karşılaştılar.
Bu Gülperi'nin cenazesiydi…







[ Geri Dön ]

Ana Sayfa | FORUM | Videolar | Sesli Sohbet | Dualar | İletişim
Copyright (C) 2010 Muhammedi Nur | Tüm Hakları Saklıdır