İçimdeki Kelimeler..

Cevapla
Kullanıcı avatarı
o.z.a.n
Dost Üye
Dost Üye
Mesajlar: 50
Kayıt: 16 Oca 2012, 21:15
Konum: Ankara

İçimdeki Kelimeler..

Mesaj gönderen o.z.a.n »

İçimdeki Kelimeler..

“Ben İnsan’ın Sırrıyım, İnsan’da benim Sırrım..” (Hz. ALLAH)

Sırrı âdem içinde; aşk-ı aleme düşmüş.. sırrı âdem’e vermiş, gönlü kâbe kılmış.. Susuz toprakları suya, topraksız arş-ı toprağa; Varlık tezâhürlerini eşsiz aşka, rakamın ve harfin sonsuzluğunda bir “Hayy” at’ı bahşetmiş.. Var etmiş.. Bilinmekliğinin Muradıdır bu olsa gerek ki; İnsanOğlu’nu, “Bul” “Bil” Yaşa” rıhtımından, Lâ-Mekan’a bağlamış.. Görünmeyeni görünmede, görünmeyi bilmede, bilmeyi yaşamada lutfetmiş.. Ne kutlu bir Lütuf’durki; İnananlarına Cenneti, Sevenlerine Cemalini, Aşıklarına Zat-ı İlahi’lerini söz vermiş.. İnsanları, yine kendileri gibi insan olan, elçileriyle uyarmış, desteklemiş.. En Başın, En sonunda, En büyüğüyle Mesajın, Kutlusuyla Elçinin, Alemlere Nazar etmiş Rahmetiyle; O’nu, Rahmetin insan suretine bürünmüş şeklini.. Duâ’nın en makbul örneğini.. Varoluşun en kıymetli ölçüsünü göndermiş.. Bu gizli sır âdeta, görünmeye başlamış.. Bilinmekliğin ve bulunabilirliğin en güzel bahanesini insana, Âdemoğluna sunmuş.. O’nun içindir ki; Hamdler, Şükürler, yine O’na olsun, en niteliksiz ve en bilinmez sonsuz adetlerince.. Yine O’nun içindir ki; Salat ve Selamlar, O Kutlu Nebi’nin üzerine olsun, en temiz ve en mukaddes sırların sayısız adet ve rakamlarıyla..

Teyzem, küçük yaştaki yeğenime annesinin, babasının, amcasının, babannesinin isimlerini soruyordu. Yeğenim, hiç duraksamadan hepsini eksiksiz olarak sayıyordu.. Bu sese ilişen baş kulağım, birden gönül kulağıma çevirdi yüzünü.. Yüce ALLAH’ın, Kudsal hitabının derin ihtizazını içimde hissetmeye başladım: “Allah Âdem'e bütün isimleri, öğretti.” (Bakara 31)

Hayy’at serüvenini içine sindirmeye çalışmak, bazen kaza ve kader çelişkisini insanın içinde, sebebini ve nedenini bilmediği bir şiddetle hissettirebiliyor.. Bunların böyle olması aslında, bizim O’na olan yakınlığımıza bir sebep, bir bahane şeklinde zuhuruna sebep olabiliyor... Çünkü “O” istiyor ki;
“O hâlde Allah’a tevekkül et! Çünki vekîl olarak Allah yeter!” (Ahzab 33)

Hz. Veysel’in gönlünden süzülen Aşk-ı İlahi’yi barındıran Sırlar, Hz. Mansur’un Diliyle, Hz. Yunus Emre’nin Hâlinde peydah olmuştu. Öyle bir şey’di ki bu; Ağlayanın gözyaşlarına sığmaz, konuşanın lisanıyla varılmaz, varılamazdı..
“Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 16)

Vakit, akşam üzerine doğru ilerlerken, gün kollarını karanlığın heyecanlı ihtişamına bırakıyordu.. Ulus Rüzgarlı Birahanelerinin önünden geçiyordum, vücud başım birahanelerde, durgun ve arayışlı bakışlarıyla etrafa bakıp, çalan müziğin etkisine kapılarak ne yaptığının pekte farkında olmayan insanlara bakıyordu.. Yaptıklarını, Cenâb-ı Hak’kın Şeriat lisanıyla, çiğnenemez ve zedelenemez kuralları ve nizamıyla görüyordum. Gözlerim görüyordu ama gördüklerine içimdeki duygu bambaşka oluyordu.. Vicdan işte.. Diyordum “Ya Rabbi.. Ben bunlara üzülüyorum, haşa büyüklük taslamıyorum.. sadece haline, hallerine.. Sen ki ne büyüksün, bize bu merhameti verensin.. kim bilir senin merhametinin hali nicedir..” bunlar içimden dilime dökülüyordu dökülmesine ama, yinede başka şeyler vardı..
'Ey nefisleri aleyhine (günah işlemekle ömürlerini) isrâf eden kullarım!(Günahlara bulaştık diye) Allah’ın rahmetinden ümid kesmeyin! Şüphesiz ki Allah, bütün günahları bağışlar!' Doğrusu, Gafûr (çok bağışlayan), Rahîm (kullarına çok merhamet eden)ancak O’dur. (Zumer 53)

Birden bi Hal oldu, kendimce, içimce bir iç çektim içten içe.. Hepsinin ve herkesin bir arzusu bir gayesi bir amacı var bu Alem-i Dünya’da.. Kimileri fazla param olsun, kimileri hanlar hamamlarım olsun, kimileri en lüks araba benim olsun, kimileri en güzel kadın benim olsun.. Benlikten öte bir yol yoktu, evet bu doğruydu, ben’likti ve bencillikti bu.. Fakat şöyle bir şey vardı gördüğümüz ibret maskesi altındaki gözlemlerimizde; hangi tutku olursa olsun, hangi sevgi olursa olsun, sahip olduğunda yada vardığında ona, zamanla başka tutkularda, insan ondan uzaklaşabiliyordu.. Yani önce istediğini, önce istediği olduğunda, ondan vazgeçiyor, sonra istediğiyle sonraki ihtiraslarıyla baş başa kalabiliyordu.. Bu sefer başka benliklere ve başka ihtiraslara girişebiliyordu insan.. Durum böyle olunca, onu içki şişesinde arayan insanlar, başka yollarda tutkularını izole eden, etmeye çalışan insanların asıl amacı neydi?
Zahirde puta tapan bir insan, yine gördüğü ama görünmeyen bir güçten yardım ister bilir misiniz? Karşısında duran putun ellerini hareket ettiremeyeceğini o puta tapan bilir.. bilir bilmesine ama yine görünmeyen bir Gayb-i ihtizazı içinde hisseder.. peki bu hissettiği ihtizaz nedir?
Şimdi bu nedirlerin cevabına gelelim.. Gayet açık ve net.. Buğulu nefs perdelerini aralayıp, ben’lik davasından vazgeçtiğimizde; Şah-ı Velâyet’in “Görmediğim ALLAH’a inanmam” kelamı bilinecektir. Bilinmek kapısı bizi, “Kendini bilen, Rabbini Bilir” Hadis-i Resul’un mubarek kelamıyla, Hak’kın Sırr-ı Bab’ına varmayı öğretecektir. Yine bir başlık altında toparlayacak olursa, içimin kısa ve öz dedikleri şunlardı ki; Rüzgarlı sokaktaki birahanede içki içen insanları sirkeleseniz, yaptıkları ve varmak istedikleri tek Sırrın, Aşk-ı ilahî olduğunu sezebileceksiniz.. Kafanız karışmasın, onlar günahsız yada suçsuz demek değil asıl mevzu, buradaki bahis, mecnunun Leyla aşkıyla yanıp tutuşurken, leylayı görüp “sende kimsin” demesi misaline, derya içinde bir damla gibidir.. En doğrusunu yine “O” bilir..

"Onlar, Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O'na boyun eğmiştir ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir."(Al-i İmran 83)
"Kul.."
Cevapla

“Serbest Kürsü” sayfasına dön