Buğday mı istersin yoksa himmet mi?

Hacı Bektaş-ı Veli (k.s.) hazretlerinin hayatı ve eserleri.
Cevapla
Kullanıcı avatarı
uyku
Üye
Üye
Mesajlar: 32
Kayıt: 15 May 2008, 02:00
Konum: Niğde
İletişim:

Buğday mı istersin yoksa himmet mi?

Mesaj gönderen uyku »

Zaman bize her sabah aynı soruyu soruyor: Buğday mı istersin, himmet mi?



Millet kıtlık içinde idi. Yûnus Emre'nin köyünde toplanıp, buğday getirmek için, Yûnus Emre'yi seçtiler. Hacı Bektaş-ı Veli Hz.'ne gönderdiler. Yûnus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli Hz.'ne geldi:

– Çocuklarım aç kaldı. Buğday götürmek için geldim, dedi. Hacı Bektaş-ı Veli Hz.; Yûnus Emre'ye:

– Ne istiyorsun? Yûnus Emre:

– Buğday istiyorum. Hacı Bektaş-ı Veli Hz.:

– Himmet mi istersin, buğday mı? Yûnus Emre:

– Çocuklar aç, himmet karın doyurmaz. Ben, buğday istiyorum. Hacı Bektaş-ı Veli Hz. yine sordu:

– Himmet iki katına çıktı. Himmet mi istersin buğday mı? Yûnus Emre:

– Himmet karın doyurmaz, çocuklar aç, buğday istiyorum, dedi. Hacı Bektaş-ı Veli Hz., müridlere:

– Bunun kağnısının götüreceği kadar buğday yükleyin, dedi. Yûnus Emre, kağnıyı köyden dışarı çıkartınca pişman oldu. Geri geldi:

– Ben, buğday istemiyorum. Himmet istiyorum, dedi. Hacı Bektaş-ı Veli Hz.:

– Onun zamanı geçti, dedi. Yûnus Emre Hz. köyüne buğdayı götürdü, köylüye ve çocuklarına da verdi, tekrar Hacı Bektaş-ı Veli Hz.nin yanına geldi:

– Ben mürid olarak burda çalışacağım. Hacı Bektaş-ı Veli Hz.:

– Senin bu dergâhtan nasibin kalktı. Seni Taptuk Emre'ye havâle ettim. Oraya git, himmetin kıymetini öğren. Burada hiç çalışmadan iki katını alacaktın. Hak et ondan sonra al, dedi. Yûnus Emre, Taptuk Emre'nin tekkesine gitti. On sekiz sene, sırtıyla odun çekti. Dövüldü, sövüldü, kovuldu. Ayağından sürükleyip dışarı attılar. En sonunda himmete kavuştu.
Önce yap, sonra açıklarsın!
Kullanıcı avatarı
halimkok
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 3843
Kayıt: 09 Ağu 2007, 02:00

Mesaj gönderen halimkok »

Olanı bir bütünlük içinde böyle seyretme imkânı olunca insan bazı şeylerin ne kadar açık seçik bir şekilde önümüze sunulduğunu daha iyi görüyor.
Ben Yunus Emre'nin buğday isteme ile ilgili bu kıssasını diyeyim.. .kaç kere okumuşumdur... Şimdi yine okudum...

Düşünüyorum da diyorum ki kendi kendime...

Köylü açlık içinde... seni seçiyorlar git falanca yere bize buğday getir...
Normalde insan buna itiraz eder ya da içinden şöyle der;
Ya kardeşim niye ben... her iş beni bulur... bunca insandan niye bana düşüyor bu görev...

Zor gelir yani... bilmediği için ardındaki kolaylığı...

Varır Hacı Bektaş Dergahı'na... Sorulur kendisine... ; Buğday mı?, Himmet mi?

Derim ki kendi kendime; Ben buraya buğday için gelmişim bu belli iken niye bu mübarek adam bunu soruyor bana... kıtlık var buğday kıymetli ondan mıdır? Yoksa bilmediğim bir şey mi var?

Çoğumuz aynı düşüncedeyizdir genelde... çoluk çocuğun rızkı için kendi isteklerimizden vazgeçeriz... ana baba olanlar anlar bunu... Oysa ki bu niyet itibariyle doğru bile olsa burada ASIL ve GEREKLİ olan HİMMET rızkından alıkoyabiliyor insanı bu durumda...

Elbetteki herşey olması gerektiği gibi oluyor... YAZAN elbetteki HİKMET dolu olarak yazmıştır her yaşadığımızı...

Bu hikmet nedeniyle ki YUNUS Emre hazır önüne sunulan İKİ KAT HİMMET rızkına hayır demiş olmanın neticesi Taptuk Emre'nin Dergahı'nda kırk yıl odun taşımaya gönüllü razı olmuştur... Hatta odunları taşımak için bir eşek alınması teklif edildiğinde buna gönül koymuş ve Hocam benden daha akıllı bir eşek bulursa getirsin yarışalım kim kazanırsa o taşısın odunları diyerek belki de Hacı Bektaş'ın kapısında himmeti seçememekle yapmış olduğu (kendine göre) hatanın bedelini ödemek için "eşek gibi" odun taşımayı kaptırmak istemememiştir... O da elinden gitsin istememiştir...

Biran önce buğday alıp dönemeye çalıştığı köyünceki çoluk çocuk nice olmuştur şimdi Yunus kırk yıl Taptuk Dergahı'na kapanınca... Aç mı kalmışlardır...

Allah verecekse verir... hiç bir şey yapmadan iki katını verecekken... Sana hata yaptırtır ve bu hatanın bedelini de ödettirir kırk yıl odun taşıttırır...

Hz.Ali Efendimizin "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" deyişi aklıma gelir... Yunus... Taptuk Dergahında kainatın bir harfini öğrenmek için mi acaba derim....

Velhasıl acabalar bitmez... Bazen bitmemesi de gerekiyor işte burada olduğu gibi... Yunus ta "ACABA NEDİR Kİ BU HİMMET ISRARI?" diyebilseydi...

Eyvallah Uyku kardeşim... Allah bu misallerle uykulardan uyandırmak ister bizleri... Sen de benim uykumu kaçırdın işte...

Selamlar....
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/muhammedinurimza.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
gulgoncaa
Aktif Üye
Aktif Üye
Mesajlar: 182
Kayıt: 12 May 2008, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen gulgoncaa »

Bismillahirrahmanirrahim,
Aşk fedakarlık ister.
Sanki burda Yunus Emre Hz.(ks) buğdayı istemekle fedakarlık yaptı.
Alacağı himmetten bekleşen aç insanlar adına feragat etti.
Belki Hacı Bektaşi Veli Hz.' de bu fedakarlığı bekliyordu.
En doğrusunu Allah bilir.
Esselamu aleyküm
Kullanıcı avatarı
uyku
Üye
Üye
Mesajlar: 32
Kayıt: 15 May 2008, 02:00
Konum: Niğde
İletişim:

Mesaj gönderen uyku »

Himmet nedir? Alim ve Salihlerden manen yardım istemek caiz midir?



Himmet; yardım, meded ve istimdat istemektir. Öncelikle şunu bilmeliyiz ki, her türlü yardımın kaynağı ve başvurulacak mercii Allah-u Zülcelal'dir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, alim ve salih kimselerden himmet isteme, doğrudan onların şahıslarından yapılan bir talep olarak bilinmemelidir. Böyle bir himmet, onların Allah indindeki derece ve değerlerinden yararlanmak için bir tevessüldür. Bu kimseler hakkındaki manevi sevginin bir ifadesidir. Böyle bir himmet ve meded talebinin gıyabta olması ile huzurda olması arasında fark yoktur.

Başka bir deyimle himmet; kişinin herşeyden kendini çözüp Allah-u Zülcelal ile murakabeli ve huzurlu olma halidir. Tabiki herkesin murakabesi ve huzuru değişiktir. Herhangi bir kimsenin: "Ey filan bana himmet et!" demesinin manası: "Allah'a olan o murakaben ve huzurunla bana dua et." demektir. Yani: "Ya Rabbil O kişinin amelinin hürmetiyle ve himmetiyle benim hacetimi yerine getir." İşte himmetin manası budur.

Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, örnek olarak bir kimsenin: "Ya Resulullah, Ya Şah-ı Nakşibend, Ya Geylani" diyerek manen yardım istediği zaman, onlardan müstakil olarak Allah-u Zülcelal'in izni olmadan bir şey yapmaları istemesi ve öyle inanması küfürdür. İnsan bunu yaparken hakiki failin Allah-u Zülcelal olduğunu bilmelidir.

Onlardan Allah-u Zülcelal'e dua etmeleri ve Allah-u Zülcelal'in onların hürmetine hacetini yerine getirmesi için, peygamberleri ve evliyaları aracı yapmasında hiçbir mahsur yoktur.

Daha öncede geçen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in: "Peygamberinin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için..." mübarek sözleri buna delildir. Bu hareket Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e mutabaattan başka bir şey değildir. Tabiki bunu yapan insan faili hakiki'nin Allah-u Zülcelal olduğunu bilmeli ve böyle itikad etmelidir.

Fakat günümüzde bazı sapık insanlar inatla: "Allah 'tan başka hiç kimseden yardım istenmez. Başkasından yardım istemek küfürdür." diyorlar. Ve bunu derken de şu ayet-i kerimeyi delil olarak gösteriyorlar:

"(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız." (Fatiha; 5)

Bilindiği gibi, her insan bir takım şeyler için başkasından yardım ister. Bu ayette geçen: "...yalnız senden medet umarız."

kelamının manası, Allah-u Zülcelal'den gafil kalmamaktır. Yani bir insan herhangi bir şey için başkasından yardım ister, o da yardım eder. Burada hakiki fail Allah-u Zülcelal'dir. Bu gücü ona veren Allah-u Zülcelal'dir. Yani bu yardımı isterken Allah-u Zülcelal'den gafil kalma, çünkü gerçekte yardım eden O'dur.

Dediğimiz gibi, hakiki fail Allah-u Zülcelal'dir. Kul ise sadece bir sebeptir. İnsan ister himmet istesin, isterse: "Ya Resulallah! Ya Şah-ı Nakşibendî" desin. Bunlar sadece aracıdır. Bunu böyle bilmeliyiz. Bunun üzerinde duruyorum ki, insanlar yanlışa düşmesin ve bunlara karşı çıkanlarında ağzı kapansın. Tasavvuf yolu, Allah-u Zülcelal'in muhabbetine götüren bir yol olduğu için istiyorum ki, insanlar bu tasavvuf yolundan mahrum kalmasınlar.

Şimdi biz bu insanlara Kur'an ve sünnetten deliller sunacağız.

Neml suresinde geçen Süleyman aleyhisselam'ın kıssası şöyle anlatılmaktadır:

"(Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir? Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi. Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanı başına yerleşmiş olarak gördü..." (Nemi; 38-40)

Bu ayet-i kerimede açıkça görüldüğü gibi, Süleyman aleyhisselam, müşavirlerinden tahtı getirmek için yardım istemiş ve veziri de ben yaparım diyerek o tahtı göz açıp kapayıncaya kadar getirmiştir. Şimdi Süleyman aleyhisselam ile veziri haşa Allah-u Zül-celal'e şirk mi koştular!

Hayır! Bilakis Süleyman aleyhisselam hakiki failin Allah-u Zülcelal olduğunu bilerek vezirinden yardım istemişti.

Yine, Ebu Hureyre radıyallahu anh Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek: "Ya Rasulallah! Ben senden çok hadis-i şerif işitiyorum. Fakat bunları unutuyorum. (İşittiğim hadisleri) unutmamayı çok istiyorum." diyerek unutkanlığından şikayet etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

"Cübbeni (yere) ser." dedi. Ebu Hureyre radıyallahu anh cübbesini serdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mübarek elleri ile yukarıdan bir şeyler avuçlayıp cübbenin üzerine doğru koy­du ve: "kapat, kapat." dedi. Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle buyurdu. "Bundan sonra hiçbir şeyi unutmadım." (Buharı, İlim; 42)

Bu hadiste de görüldüğü gibi, Ebu Hureyre radıyallahu anh Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den duyduklarını unutmamak için yardım istemiştir. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'de ona yardım etmiştir. Şimdi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Ebu Hureyre radıyallahu anh haşa Allah-u Zülcelal'e şirk mi koştular! Onlar Allah-u Zülcelal'in hakiki fail olduğunu bilerek birbirlerinden yardım istiyorlar ve birbirlerine yardım ediyorlardı. Şimdi Süleyman aleyhisselam'ın vezirinden yardım istemesini ve Ebu Hureyre radıyallahu anh'ın Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den yardım istemesini kim inkar edebilir? Eğer bu davranış biçimi şirk olsaydı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ebu Hureyre radıyallahu anh'a: "Benden isteme, Allah 'tan iste! " derdi.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

"Allah-u Zülcelal'in öyle mahlukatı vardır ki, Allah-u Zülcelal onları insanların ihtiyaçları için yaratmıştır, insanlar ihtiyaçları olduğunda, onlara giderler. 0 kimseler ki, Allah-u Zülcelal'in azabından emindirler." (Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, 7/192)

Görüldüğü gibi yardım istemenin hem Kur'anda hem de sünnette bir çok delilleri vardır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

"Sizden biriniz birşey kaybettiği zaman veya yardım murad ettiği zaman, o öyle bir yerdedir ki, orada yardım edecek bir yardımcı da yoktur. O zaman şöyle söylesin: "Ey Allah 'in kulları bana yardım edin "

Muhakkak ki Allah-u ZülcelaVin öyle kulları vardır ki, bizler onları göremeyiz. " (Heysemi, Mecmau'z-Zevaid: X/132)

Nasıl ki dünyada bir kişi, her hangi bir işini halletmek için, o işi yapacak olan kişinin yanında değeri olan bir kimseyle gittiği zaman, işini daha rahat bir şekilde yerine getiriyorsa, insanın peygamberleri ve evliyaları da Allah-u Zülcelal'e karşı kendisine rehber yapması da aynen böyledir.

Bir kimse: "Ben Allah-u Zülcelal'e karşı hata ve günah sahibiyim, benim yüzüm yoktur." diyerek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e veya bir evliyaya yalvararak: "Benim yerime Allah-u Zülcelal'e sen dua et ki, benim bu kötü alışkanlıklarım kaybolsun veya bu ihtiyacım yerine gelsin." diyerek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i ya da bir evliyayı kendisine rehber yaptığı zaman, onlarda dua ediyorlar. Ama Allah-u Zülcelal ister kabul eder isterse kabul etmez. İşte insanın imanına zarar vermemek için her şeyi, Allah-u Zülcelal'den bilip, boşu boşuna şeytanın aldatmalarına kapılmamak ve bilmeden yanlış düşüncelere girmemek lazımdır.

Netice olarak; her hangi bir peygamber, melek veya evliyanın kendi başına her hangi bir fiili yapma kuvveti yoktur. Fail-i Hakiki olan Allah-u Zülcelal'dir. Peygamberler, melekler ve evliyalar, Allah-u Zülcelal'in takdiri ile yalnızca birer vesiledirler. Bunların duası ve hürmetine Allah-u Zülcelal kullarının hacetini yerine getirir.



Kaynak: Muhammed Konyevi K.S

Hanefi ve Şafi Mezhebine Göre Asrımız Meselelerine Fetvalar
Önce yap, sonra açıklarsın!
Kullanıcı avatarı
babatas33
Üye
Üye
Mesajlar: 20
Kayıt: 22 May 2008, 02:00

Mesaj gönderen babatas33 »

DEĞERLİ ABİLERİM VE ABLALARIM BEN FAZLA ŞEY BİLMEM AMA BU CAHİLLİYİMLE BİRŞEYLER SÖYLEMEK İSTİYORUM:
BENCE YUNUS EMRE HİMMETİ KABUL ETSEYDİ TAPTUK EMRENİN YANINDA BUKADAR YANAMICAK BELKİDE YUNUS EMRE YUNUS EMRE OLAMICAKTI.BELKİDE NASİPİ BÖYLEMİS AMA TABİKİ EN DOĞRUSUNU ALLAH(C.A)BİLİR ALLAH HEPİMİZ İÇİN HAYIRLISINI NASİP ETSİN
GÜNAHIMDAN BAŞKA VEREMEM SANA HİÇ
GÜNAHIMI DA ALSAN OLSAM HİÇ
Cevapla

“►Hacı Bektaşı Veli◄” sayfasına dön